Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ab

Kapsül Haber Ajansı - Ab haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ab haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) Varsayılan Değerleri Çimento İhracatı İçin Risk Oluşturuyor Haber

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) Varsayılan Değerleri Çimento İhracatı İçin Risk Oluşturuyor

Avrupa Komisyonu tarafından 17 Ekim 2025’te yayımlanan torba yasa değişiklikleri ve Aralık 2025’te yürürlüğe giren uygulama tüzükleri, özellikle üçüncü ülkelere uygulanacak varsayılan emisyon değerleri nedeniyle Türk çimento ihracatı üzerinde ciddi mali baskılar yaratıyor. TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmesinde, “Türkiye çimento sektörü, 2015 yılından bu yana AB ile uyumlu bir izleme, raporlama ve doğrulama (İRD) sistemi kapsamında faaliyet gösteriyor. Tüm tesislerimizde düşük emisyonlu kuru sistem fırınlar kullanılıyor ve fiili emisyon performansımız varsayılan değerlerin oldukça altında seyrediyor. Türkiye için özel bir varsayılan değer tanımlanmadığı için “diğer ülkeler” başlığı altındaki en yüksek emisyon katsayılarının uygulanması, sektörümüzü haksız biçimde dezavantajlı duruma düşürüyor. 2025 yılının ilk 11 ayında, sektörün yaklaşık yüzde 94’ünü temsil eden TÜRKÇİMENTO üyeleri 75 milyon ton klinker üretimi gerçekleştirdi. Türkiye ayrıca, AB’nin klinker ve çimento ithalatının ana tedarikçisi konumundadır.” dedi. Bozay, mevcut varsayılan değerlerin gerçek üretim koşullarını yansıtmadığına dikkat çekerek şunları söyledi: “Türkiye’de SKDM geçiş döneminde AB’ye ihracat yapan üyelerimizin beyan ettiği fiili veriler, gri çimento klinkeri için emisyonların 0,88 tCO₂/ton seviyesinde gerçekleştiğini gösteriyor. Buna karşın AB mevzuatında Türkiye için kullanılan varsayılan değer 1,551 tCO₂/ton. Bu fark, gerçek emisyon performansını yansıtmayan ilave maliyetler doğuruyor ve SKDM’nin adil ve doğru uygulanmasına ilişkin tartışmaları beraberinde getiriyor.” AB Vatandaşlarını da Etkileyecek Fiili değerlerin doğrulanması süreçlerinde aksama yaşanması halinde, fiili değerler ile varsayılan değerler arasındaki farkın ciddi bir mali yüke dönüşeceğini vurgulayan TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, şunları söyledi: “Bu fark, güncel AB ETS fiyatlarıyla hesaplandığında karbon maliyetini bir ton klinker için yaklaşık 20 Avrodan 80 Avroya çıkarıyor. Ortaya çıkan tutar, AB’ye ihraç edilen ürünlerin ortalama birim fiyatını dahi aşarak ihracatın ekonomik sürdürülebilirliğini doğrudan tehdit ediyor. SKDM bu haliyle uygulanırsa, oluşacak ek maliyetin önemli bir kısmı nihai ürün fiyatlarına yansıyacak ve sonuçta AB’deki tüketicileri de etkileyecektir. Bu nedenle, doğrulayıcı kapasitesinin zamanında devreye alınması ve varsayılan değerlerin gerçekçi şekilde güncellenmesi kritik önem taşıyor. Bu durum, Gümrük Birliği’nin temel prensipleriyle de tam uyumlu olmayan bir sonuç doğurabilir.” Öte yandan Bozay, uygulamada netleştirilmesi gereken bazı teknik konulara da dikkat çekti: “Çimento sektörümüz yenilenebilir elektrik kullanımını artırmaya odaklanıyor. Ancak düşük-orta ölçekli bir çimento fabrikasının öz tüketimini tamamen yenilenebilir enerjiden karşılayabilmesi için yaklaşık 50–70 MW büyüklüğünde bir güneş santrali kapasitesine ihtiyaç duyuluyor. Bu büyüklükte bir yatırımın fabrika sahası içinde veya hemen yakınında yapılması ve doğrudan bağlanması çoğu zaman teknik olarak mümkün olmuyor. Bu nedenle üreticiler yenilenebilir enerji yatırımlarını farklı lokasyonlarda gerçekleştirmek durumunda kalıyor. SKDM kapsamında, bu yatırımların ve beyan edilen fiili üretim verilerinin dolaylı emisyon hesaplamalarında tanınmasını sağlayacak net kurallara ihtiyaç var. Ayrıca nihai ürünün çimento olması durumunda gömülü emisyon metodolojisi, elektrik emisyon katsayıları ve bedelsiz tahsisat ayarlamaları gibi alanlarda mevzuatta belirsizlikler bulunuyor.” Bozay, SKDM’nin çevresel hedefleri korunurken adil rekabet koşullarının sağlanabilmesi için çözüm önerilerini ise şöyle dile getirdi: “Sektörümüzün önceliği, SKDM kapsamında emisyon raporlarının titizlikle hazırlanması ve doğrulanmasıdır. Ancak özellikle ilk yıllarda doğrulama süreçlerinde gecikmeler yaşanması ve doğrulayıcı kapasitesinin yetersiz kalması ihtimali bulunmaktadır. Saha ziyaretleri ve ilk doğrulama işlemleri beklenenden uzun sürebilir. Bu durumda, fiili emisyon performansını yansıtmayan varsayılan değerlerin uygulanması, düşük karbon yoğunluğuna sahip üreticileri orantısız biçimde negatif yönde etkileyebilir. Türkiye’nin 2015 yılından bu yana AB’ye benzer bir İzleme, Raporlama ve Doğrulama (İRD) sistemine sahip olması, gerçek veriler üzerinden değerlendirme yapılabilmesi açısından hem ihracatçılar hem de ithalatçılar için önemli bir güvence sunmaktadır. SKDM’nin fiili bir ticaret engeline dönüşmemesi için, ‘Diğer Ülkeler’ başlığı altındaki genel varsayılan değerler yerine, AB ile uyumlu İRD sistemi verilerine dayalı ulusal değerlerin kullanılmasına imkân tanınması önem taşımaktadır. Doğrulama altyapısı tam işler hale gelene kadar fiili emisyon verilerinin esas alınması ve orantısız mali yüklerin önlenmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, düşük karbonlu üretim ile en yüksek karbonu üreteni ayırt edemeyen bir sistem olarak SKDM’nin düşük karbonlu üretimi destekleme amacı sadece tarife dışı teknik engel olmaktan öteye geçemeyecektir. Bu itibarla, uygulamada netleşmeyen SKDM kapsamında akredite kuruluşların nihai listesi gibi akreditasyona dair süreçlerde AB’nin iç mevzuatındaki ikincil düzenlemelerin ve teknik konuların da en kısa sürede açıklığa kavuşturulması büyük önem arz etmektedir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

AB’de Nükleer Elektrik Üretimi 2024’te Arttı: Fransa Zirvede Haber

AB’de Nükleer Elektrik Üretimi 2024’te Arttı: Fransa Zirvede

Eurostat verilerine göre, nükleer enerjiyle elektrik üreten AB üyesi 12 ülkenin toplam üretimi 649 bin 524 gigavat-saat olarak kaydedildi. Bu rakam, 2023 yılına kıyasla yüzde 4,8’lik artış anlamına geliyor. Fransa Nükleer Enerjide Açık Ara Lider 2024 yılında nükleer elektriğe en fazla bağımlı ülke Fransa oldu. Ülke, elektrik üretiminin yüzde 67,3’ünü nükleer santrallerden karşıladı. Bu oran, Fransa’yı AB genelinde açık ara ilk sıraya taşıdı. Uzmanlar, Fransa’nın uzun yıllardır sürdürdüğü nükleer enerji politikalarının bu liderlikte belirleyici olduğunu vurguluyor. Bulgaristan ve Orta Avrupa Ülkeleri Aynı Grupta Bulgaristan, 2024 yılında 15 bin 777 gigavat-saat nükleer elektrik üretti. Bu üretim seviyesiyle Bulgaristan; Macaristan, Belçika, Finlandiya ve Çekya ile birlikte, toplam elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını nükleer enerjiden karşılayan ülkeler grubunda yer aldı. Enerji Güvenliği ve Karbonsuzlaşma Etkisi AB’de nükleer enerji üretimindeki artışta, enerji arz güvenliği, fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılması ve iklim hedefleri önemli rol oynuyor. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrası enerji politikalarını yeniden şekillendiren birçok ülke, nükleer enerjiyi düşük karbonlu ve istikrarlı bir kaynak olarak öne çıkarıyor. Nükleer Enerji Tartışmaları Sürüyor Her ne kadar üretim artışı dikkat çekse de, nükleer enerjinin atık yönetimi, santral güvenliği ve yüksek maliyetler gibi başlıklardaki tartışmalar AB gündeminde yer almaya devam ediyor. Buna rağmen, 2024 verileri nükleer enerjinin Avrupa’nın enerji denklemindeki ağırlığını koruduğunu ortaya koyuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Teksüt Gulfood 2026’da Yeni Pazarlar ve Yeni Ürünlerle Sahneye Çıkıyor Haber

Teksüt Gulfood 2026’da Yeni Pazarlar ve Yeni Ürünlerle Sahneye Çıkıyor

Teksüt Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mert Özmen ticaret hacmini geliştirmek, ihracattan elde edilen payı artırmak için düzenli bir şekilde çalıştıklarını paylaştı. Uluslararası fuarlar başta olmak üzere iş birliğine yönelik fırsatları değerlendirmeye özen gösterdiklerini aktardı. Bölgede Birleşik Arap Emirlikleri, Libya, Kuveyt, Irak, Suudi Arabistan gibi ülkelere ihracat yaptıklarını sözlerine ekleyen Özmen fuarları yeni ürünleri keşfetmek, sektör oyuncularıyla bağlantı kurmak, yiyecek ve içecek endüstrisinin geleceğini şekillendiren trendleri ve yenilikleri takip etmek için önemli bir fırsat olarak gördüklerini belirtti. Yurtdışı fuarlarda hem yurtiçi hem de yurtdışı pazar dinamiklerini değerlendirme ve kıyaslama fırsatı bulduklarının altını çizdi. Özmen açıklamalarına şöyle devam etti: “Amacımız, Türkiye’de edindiğimiz tecrübe ve kalitemizle başta yakın coğrafyalar olmak üzere Avrupa Birliği (AB) ve Ortadoğu ülkelerine ülkemizin süt ve süt ürünlerini tanıtmak. Her geçen gün Teksüt lezzetini daha çok kişiye ulaştırmayı hedefliyoruz. Sütten beyaz peynire, ayrandan krem peynire kadar farklı ürünlerimiz Körfez ülkelerinde tüketiciler tarafından beğeniyle karşılanıyor. Uluslararası standartlarda üretim yaparak dünya sofralarına kaliteli ve güvenilir süt ürünleri sunmaktan gurur duyuyoruz. Uluslararası fuarlar, yenilikçi ürünlerimizi tanıtmak ve küresel iş birliklerimizi güçlendirmek açısından büyük önem taşıyor.” 26 Ocak’ta başlayacak ve 30 Ocak’a kadar devam edecek olan Gulfood Fuarı’na 10. kez katılacak olan Teksüt bölgede hem perakende hem de otel, restoran ve catering (HoReCa) sektörüne yönelik ürünleriyle ilgi görüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Nadir Toprak Elementleri Tedariğinde AB İle Stratejik Ortak Olma Potansiyeli Yüksek Haber

Türkiye’nin Nadir Toprak Elementleri Tedariğinde AB İle Stratejik Ortak Olma Potansiyeli Yüksek

Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY; öncü ekonomilerin politikalarını belirleyen unsurlardan nadir toprak elementlerine (NTE’ler) yönelik araştırma sonuçlarını yayımladı. Araştırma; nadir toprak elementlerinin modern teknolojiler için önemi ve Çin’in küresel tedarik zincirindeki baskın rolü ile bu konudaki jeopolitik ve ekonomik riskleri vurguluyor. Araştırmaya göre; Çin’in, stratejik varlık olarak sınıflandırdığı nadir toprak elementleri alanındaki hakimiyeti devam ediyor. Avrupa Bölgesi ise alternatif kaynaklar ve geri dönüşüm stratejileriyle nadir toprak elementlerine bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. 2026 sonuna kadar nadir toprak elementlerini temsil eden 17 elementin 12'si için ihracat lisansı getirilebileceği belirtiliyor. Listeye yeni elementler eklenmediği takdirde, Çin’in, bugün yalnızca yedi NTE ürününde uyguladığı düzenleyici kontrol kapsamının daha da genişleyeceği, bu durumun, AB’nin kritik mineral olarak tanımladığı hammaddelere erişimini daha da zorlaştıracağı ifade ediliyor. Küresel tedarik zincirlerinde belirsizlik artıyor Nadir toprak elementleri, periyodik cetveldeki 21, 39 ve 57-71 numarasına sahip eşsiz manyetik, ışık yayan ve elektrokimyasal özelliklerine sahip 17 elementten oluşuyor. Modern teknolojilerde yeni ve geniş bir kullanım alanına sahip olan nadir toprak elementleri fiziksel, manyetik ve kimyasal özellikleri sebebiyle günlük yaşamda önemli bir rol oynuyor. Burada özellikle, dış enerjiye ihtiyaç duymadan manyetik özelliklerini süresiz olarak koruyan mıknatısların rolü büyük öneme sahip ve küresel NTE talebinin 2023 yılı rakamlarına göre yüzde 45’ini oluşturuyor. Nadir toprak elementleri; akıllı telefon, dizüstü bilgisayar, hibrit otomobil, rüzgâr türbinleri ve güneş panelleri gibi pek çok yüksek teknoloji ürününün yanı sıra savunma sanayisinde de kullanılıyor. Örneğin; jet motorları, füze savunma mekanizmaları, uzay tabanlı uydular ve iletişim sistemlerinde bu elementlerin yer aldığı biliniyor. Araştırmaya göre; yeşil enerji teknolojileri, gelişmiş elektronik ve savunma uygulamaları, nadir toprak elementlerine (NTE) olan talebi hızla artırıyor. Özellikle, küresel ölçekte mıknatıs kullanım hacminin önümüzdeki 10 yılda %9 büyümesi öngörülüyor. Çin, küresel NTE üretiminin %70’ini ve rafinasyon işlemlerinin %90’ını kontrol ediyor. Ayrıca sinterlenmiş kalıcı mıknatıs üretiminde (PETRM) de %94 paya sahip. Araştırmada, jeopolitik risklere de dikkat çekiliyor. Çin’in, 2025’te yedi tip NTE için ihracat kontrolleri getirmesi ve yıl sonunda beş ek element için kontrolleri askıya almasının küresel tedarik zinciri güvenliği endişelerini artırdığı ifade ediliyor. Öte yandan tedarik güvenliği endişeleri nedeniyle NTE şirketlerinin piyasa değerinin 2025’in ilk 10 ayında %175 arttığı; bu artışın enerji ve teknoloji devlerini geride bıraktığı görülüyor. 2025 yılı ilk 10 ayında piyasa değeri %175 arttı Avrupa, Çin'in ham nadir toprak elementleri ve kalıcı mıknatıslar ihracatı için en önemli destinasyonlardan biri olmaya devam ediyor. Almanya, İtalya ve İspanya başta olmak üzere Avrupa, modern teknolojinin vazgeçilmezi olarak görülen bu elementleri Çin’den ithal ediyor. Söz konusu lisans süreçleri, Avrupa’da üretim duraksamalarına yol açabiliyor. Çin, NTE rezervlerinin %50’sini elinde tutsa da Brezilya, Hindistan, Avustralya ve Orta Asya’da bu alana yönelik yeni projeler geliştiriliyor. Avrupa’da İsveç, Norveç, Finlandiya ve Polonya gibi ülkeler stratejik maden ve rafineri yatırımlarına yöneliyor. AB stratejik hammaddeleri geri dönüşümden karşılamayı hedefliyor NTE’ler, jeolojik olarak nadir olduklarından değil, genellikle yoğun ve işletilebilir cevher yataklarında bulunmamasından dolayı bu isimle anılıyor. Prometyum hariç tüm nadir toprak elementlerinin, ortalama olarak dünyada gümüş, altın veya platinden daha bol bulunduğu ifade ediliyor. Kimyasal olarak birbirlerine çok benzemeleri, bu elementlerin çıkarım süreçlerini teknik ve ekonomik açıdan güçleştiriyor. NTE’lerin büyük ölçekli üretimi önemli miktarda su ve enerji kullanımını gerektirebiliyor; ayrıca kimyasal sızıntı riski ile uranyum ve toryum gibi nadir toprak mineralleriyle birlikte doğal olarak bulunan radyoaktif elementlerin açığa çıkması gibi çevresel riskler de ortaya çıkabiliyor. Avrupa Birliği bu kapsamda 2030’a kadar stratejik hammaddelerin %25’ini geri dönüşümden karşılamayı hedefliyor. Ancak yeni madenlerin devreye alınması 8–10 yıl, rafinerilerin kurulması ise 5 yıl sürebiliyor. Merkez Avrupa ve Türkiye AB’nin NTE tedariğinde önemli bir avantaja sahip Merkezi Avrupa Bölgesi ülkeleri AB sanayisinin ihtiyaç duyduğu nadir toprak elementleri tedariğinde önemli bir avantaja sahip. Örneğin, İsveç, Norveç ve Finlandiya’da keşfedilen yeni NTE oksit rezervleri tahmini 11 milyon ton üretimle AB’nin NTE ihtiyacının üçte birini karşılayabilir. Ülkemizde ise, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı açıklamalarına göre, Eskişehir Beylikova ve Sivrihisar ilçeleri arasında yer alan sahada 694 milyon ton rezerve sahip nadir toprak elementi (NTE) bulunuyor. Tahminler, bu maden sahasının Çin'deki 800 milyon tonluk "Bayan Obo" sahasından sonra dünyanın en büyük ikinci rezervi olduğunu gösteriyor. Bakanlık, Ekim 2024'te nadir toprak elementleri çıkarma ve işleme konusunda bilgi paylaşımı, madencilik teknolojilerinin geliştirilmesi ve ortak yatırımların yapılması için Çin ile "Doğal Kaynaklar ve Madencı̇lı̇k Alanlarında İşbı̇rlı̇ğı̇ne İlı̇şkı̇n Mutabakat Zaptı" imzaladı. EY Enerji Sektörü Lideri Cem Çamlı, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Nadir toprak elementleri, enerji, teknoloji, mobilite, savunma ve endüstriyel üretim sektörlerinin görünmez omurgasını oluşturuyor. Artan jeopolitik gelişmeler, küresel talebin ciddi büyümesi ve stratejik ulusal çıkarlar ülkelerin stratejik planlamalarını ve yatırımcıların ajandalarındaki öncelikleri yeniden şekillendiriyor. Türkiye, hem Asya ve Avrupa arasındaki coğrafi konumu, hem gelişen sanayi altyapısı hem de nadir toprak elementleri rezervleri ile bu dönüşümde daha etkin bir rol üstlenebilir. Yenilenebilir enerji yatırımlarımız, elektrikli araç ekosistemimiz ve savunma sanayimiz NTE arz güvenliğini artık bir rekabet avantajı değil, zorunlu bir stratejik gereklilik haline getiriyor. Bu nedenle nadir toprak elementleri değer zinciri boyunca sanayicilerimizin ve yatırımcılarımızın aktif rol oynaması, AR-GE yatırımları ve teşvikleri ile ekosistemin büyütülmesi ve bilgi birikiminin artırılması kritik önem taşıyor. Böylece, nadir toprak elementleri ile yatırılacak ekonomik değer ülkemiz ekonomisine ve istihdamına katkı sağlayacak ve AB ile olan ticari iş birliğimizin daha da sağlamlaşmasını sağlayacaktır. Yakın zamanda, Türkiye’de nadir toprak elementleri değer zincirinde rol alan yeni yatırımlar, girişimler ve kamu-özel sektör iş birliklerini göreceğimizi tahmin ediyoruz. EY-Parthenon olarak, küresel ve bölgesel bilgi birikimimizle bu alanda sektörünün öncüsü müşterilerimize stratejiden uygulamaya uçtan uca hizmet vermeye ve rekabet avantajı yaratmaya devam ediyoruz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Hazır Giyim ve Konfeksiyon sektörü AB Destekli Projeyle Dijital Dönüşüme Odaklanıyor Haber

Türk Hazır Giyim ve Konfeksiyon sektörü AB Destekli Projeyle Dijital Dönüşüme Odaklanıyor

Avrupa Birliği’nin (AB) Erasmus+ programı tarafından fonlanmaya hak kazanan ‘TechStyle: AI-Driven Circular and Regenerative Fashion in VET Education (Mesleki Eğitimde Yapay Zekâ Destekli Döngüsel ve Yenileyici Moda)’ projesi, sektörün dijital ve sürdürülebilir dönüşümüne öncülük edecek. Rekabet İçin Dijitalleşme Şart Türk ekonomisi dezenflasyon sürecinden geçerken, emek yoğun sektörler dünya pazarındaki rakipleriyle rekabette ayakta kalmak için yeni yöntemler arıyor. Türk hazır giyim ve konfeksiyon sektörü, yapay zekâyı tasarımdan üretime kadar tüm aşamalarda daha etkin kullanarak küresel rekabette güçlü kalmayı hedefliyor. “TechStyle, Yapay Zekâ ile Dönüşümü Hızlandıracak Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (EHKİB) Başkanı Burak Sertbaş, projenin AB’nin Sürdürülebilir ve Döngüsel Tekstiller Stratejisi ve yapay zekâ düzenlemeleri ile uyumlu olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “TechStyle; hazır giyim ve konfeksiyon üretiminde hammadde tedariğini, atık azaltmayı ve üretim verimliliğini optimize eden yapay zekâ destekli çözümler sunarak dijital dönüşüme odaklanacak. Yapay zekâ girişimleriyle öne çıkan İsveç ve Fransa, sektörün köklü olduğu ancak daha fazla dijital ve yeşil inovasyona ihtiyaç duyan Yunanistan, İspanya, İtalya ve Türkiye ile en iyi uygulamaları paylaşacak.” 250.000 € bütçeli projenin iki yıl süreceğini belirten Sertbaş, “TechStyle ile EHKİB, iş gücünün dijital becerilerini geliştirerek sektörün veri odaklı, yapay zekâ destekli çözümlere geçişine rehberlik edecek. Bu proje, hazır giyim ve konfeksiyon sektöründe sürdürülebilir dönüşüme güçlü katkı sağlayacak” dedi. Proje Kasım’da Fransa’da Başlıyor TechStyle Projesi, Kasım 2025’te Fransa’da düzenlenecek açılış toplantısıyla resmi olarak start alacak. Bu proje ile; Hazır giyim sektörünün yapay zekâ destekli modeller ve teknolojilerle entegrasyonu için mesleki eğitim programı hazırlanacak,Geliştirilen program TechStyle Platformu üzerinden partner ülkelerdeki firmalara sunulacak,Yerel düzeyde, özellikle kadınlar için yapay zekâ temelli girişimcilik becerilerine odaklanılacak, Ulusal düzeyde, hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün rekabet gücünü iyileştirerek ekonomik büyümeye ve ihracatın artmasına katkıda bulunulacak,AB Sürdürülebilir ve Döngüsel Tekstiller Stratejisi, yapay zekâ uygulamaları doğrultusunda sürdürülebilir, döngüsel bir ekonomi için sektörde yapay zekânın adaptasyonunu hızlandıracaktır. Bu sayede Ege Bölgesi’ndeki hazır giyim çalışanları, tasarımcılar, girişimciler ve yeni mezunlar AB düzeyinde geliştirilecek eğitimlerden doğrudan yararlanabilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.