Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Abd

Kapsül Haber Ajansı - Abd haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Abd haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Mavi'nin  2025 Yılsonu Finansal Sonuçları Açıklandı Haber

Mavi'nin  2025 Yılsonu Finansal Sonuçları Açıklandı

Şirketin konsolide gelirleri, bir önceki yıla göre %5 düşüşle 47 milyar 729 milyon TL, net kârı ise 2 milyar 58 milyon TL olarak gerçekleşti. İstikrarlı fiyatlama stratejisi ve disiplinli faaliyet giderleri yönetimi sayesinde brüt kâr marjını geçen yılın aynı dönemine göre 70 baz puan artıran Şirket, yılı 9 milyar 9 milyon TL FAVÖK ve %18.9 FAVÖK marjı ile tamamladı. Verimli stok ve işletme sermayesi yönetiminin de katkısıyla 2025 yılında faaliyetlerinden güçlü nakit yaratan Mavi, sağlam bilanço yapısını koruyarak net nakit pozisyonunu 6 milyar 869 milyon TL’ye taşıdı. Şirket Yönetim Kurulu dağıtılabilir net kârın %58'ini nakit kâr payı olarak dağıtma teklifini Genel Kurul onayına sunacak. Mağaza yatırımları hız kesmeden devam ediyor Bugün dünyada 34 ülkede 498 mağaza ve yaklaşık 4.000 satış noktasında müşterileriyle buluşan Mavi, 2025 yılında perakendede daha büyük metrekarelere ulaşma hedefi ve ABD’deki yeni yapılanması doğrultusunda yatırımlarını sürdürdü. Türkiye’de 8 net mağaza açılışı ve 10 mağazada metrekare genişlemesiyle toplam 197 bin metrekareye ulaşan Şirket; ABD’de perakende yolculuğuna 11 yeni mağaza açılışıyla başladı. Toplam gelirinin %69’u perakende, %21’i toptan ve %10’u e-ticaretten gelen Mavi, yıl boyunca 1,4 milyon yeni müşteri kazanırken, yıllık aktif müşteri sayısını ise 6,1 milyona yükseltti. 14 milyona yakını jean olmak üzere toplam 57 milyon ürün satarak, Türkiye jean pazarındaki liderliğini ve toplam hazır giyim pazarında ilk üçteki yerini korudu. Mavi CEO’su Cüneyt Yavuz’dan 2025 yılı değerlendirmesi Mavi CEO’su Cüneyt Yavuz, Mavi’nin geçen bir yıldaki performansıyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: “Öncelikle Mavi’nin bu yılki performansına katkısı olan tüm ekibime, iş ortaklarımıza, yatırımcılarımıza ve müşterilerimize çok teşekkür ediyorum. 2025 yılında makroekonomik koşulların getirdiği baskıları, hem yerel hem küresel ölçekte süregelen belirsizlikleri, etkin stratejilerimizle yöneterek, sağlam bilanço yapımızı korumayı başardık. Aynı zamanda brüt kâr marjımızı güçlü ve istikrarlı bir seviyede tutarak faaliyetlerimizden yüksek nakit ve net kâr yaratmayı sürdürdük. Veri analitiği ve yapay zeka araçlarıyla desteklediğimiz dinamik stok yönetimi, kontrollü işletme giderleri ile doğru fiyatlama stratejimiz sayesinde, ticari operasyonlarımızı büyük bir titizlik ve verimlilikle yönettik.” “Doğru ürün, doğru fiyat, premium kalite” stratejisiyle ~14 milyonu jean olmak üzere toplam 57 milyon ürünü müşterileriyle buluşturdu “Türkiye’de %65 ile jean denilince akla gelen ilk markayız ve ~%25 pazar payıyla jean’deki liderliğimizi koruyoruz. Hazır giyim pazarında da en büyük ilk üç markadan biri olarak, casual giyimin ilk adresi olmayı sürdürüyoruz. Yıl boyunca 14 milyona yakın jean ve 57 milyona yakın toplam ürün satışıyla, müşterilerimizin gardroplarına girmeyi başardık. “Doğru ürün, doğru fiyat, premium kalite” stratejisiyle, müşterilerimizin kalbindeki yerimizi sağlamlaştırdık. Uzun soluklu marka yüzlerimiz Kıvanç Tatlıtuğ ve Serenay Sarıkaya ile hayata geçirdiğimiz kampanya ve iletişim çalışmalarıyla premiumdaki derinleşmemizi sürdürürken; yeni koleksiyonlar ve marka iş birlikleriyle yeni ve genç müşteri kazanmaya devam ediyoruz.” 1,4 milyon yeni müşterinin %70’i 35 yaş altından geldi “Sınıfının en iyisi olarak gösterilen CRM programımız Kartuş’taki aktif müşteri sayımız 6,1 milyona, Mavi App kullanıcı sayısı ise 5,2 milyona ulaştı. Müşterilerimizle aramızdaki bağın temelini oluşturan Kartuş’la hayata geçirdiğimiz, hedefli ve kişiselleştirilmiş CRM kampanyalarıyla satışlarımıza doğrudan katkı sağlamayı sürdürdük. 2025 yılı başında 25 yaş altı gençlere özel olarak “Kartuş Genç” programımızı hayata geçirerek gençliğin bir numaralı markası olma yolculuğumuzu güçlendirdik. Yıl boyu kazandığımız 1,4 milyon yeni müşterimizin %70’inin 35 yaş altı müşterilerden oluşması, gençlerle büyüyen bir marka olmamızın en önemli göstergelerinden biri oldu.” Sektöründe sürdürülebilirlik lideri olmayı sürdürüyor “Yolculuğumuz en başından beri, dünyanın öncü jean ve lifestyle markalarından biri olmanın verdiği sorumlulukla, uzun vadeli değer yaratma hedefiyle hareket ediyoruz. Sürdürülebilirlik çalışmalarımızı da bu anlayışla her yıl biraz daha ileri taşıyoruz. TIME Dergisi ve küresel veri analizi platformu Statista tarafından hazırlanan “World’s Best Companies - Sustainable Growth” isimli araştırmada, önceki yıla göre altı basamak yükselerek, sürdürülebilir büyümede dünyanın en iyi 2’nci şirketi seçildik ve global hazır giyim sektöründeki liderliğimizi sürdürdük. Dünyanın en büyük çevre raporlama platformu CDP’nin (Carbon Disclosure Project) İklim Değişikliği ve Su Güvenliği programlarının her birinden A notu alarak, üçüncü kez üst üste çift A notuyla CDP’nin global iklim liderleri arasına girmeye hak kazandık. Paris İklim Anlaşması’yla uyumlu şekilde belirlediğimiz kısa dönem emisyon azaltım hedeflerimizin ardından, 2025’te net zero emisyon azaltım hedeflerimiz de, Science Based Targets initiative (SBTi) tarafından onaylandı. S&P Global tarafından 9.200 şirketin değerlendirildiği Kurumsal Sürdürülebilirlik Değerlendirmesi (Corporate Sustainability Assessment – CSA) kapsamında “The Sustainability Yearbook 2026”ya girmeye hak kazandık ve Türkiye’yi temsil eden ilk ve tek hazır giyim markası olduk. Çalışmalarımızın uluslararası arenada bu şekilde takdir görmesinden dolayı çok mutlu ve gururluyuz.” Mavi, 2026’da kârlı büyümeye odaklanacak Uzun vadeli sürdürülebilir kârlı büyümeye odaklanmaya devam eden Mavi, 2026’da %5 (+/-%1) reel konsolide gelir büyümesi ve %18 (+/-%0.5) FAVÖK marjı elde etmeyi bekliyor. Şirket, Türkiye’deki perakende yatırımlarını 15 net mağaza açılışı, 15 mağazada metrekare genişlemesi ve 30 mağazada yenileme yaparak sürdürmeyi planlıyor. Kuzey Amerika’daki yatırımlarına 2026 yılında da devam ederek 6 perakende mağaza açılışı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kordsa Paris’te Kompozit Teknolojilerindeki Yeniliklerini Sergiledi Haber

Kordsa Paris’te Kompozit Teknolojilerindeki Yeniliklerini Sergiledi

Kompozit malzemeler ve teknolojileri alanında dünyanın en büyük ve en kapsamlı buluşmalarından biri olan JEC World, 10-12 Mart 2026 tarihleri arasında Fransa’nın Paris kentinde gerçekleşti. Kompozit ekosisteminin tüm değer zincirini tek çatı altında buluşturan önemli organizasyonda Kordsa, kompozit teknolojileri alanındaki yetkinliklerini ve bu alandaki büyüme odağını ön plana çıkardı. Kordsa, Türkiye’nin yanı sıra bağlı ortaklıkları ABD merkezli şirketleri Fabric Development Inc., Textile Products Inc., Axiom Materials Inc. ve İtalya merkezli Microtex Composites Srl. şirketleri ile birlikte değişen küresel pazar dinamiklerine paralel olarak şekillendirdiği stratejisiyle ürettiği çözümleri JEC World 2026’da katılımcılarla paylaştı. KORDSA’NIN KOMPOZİT ÇÖZÜMLERİ KRİTİK İHTİYAÇLARA YANIT VERİYOR Kordsa’nın JEC World 2026’da öne çıkan çözümleri arasında seramik matris kompozit (CMC) teknolojileri, otomotiv uygulamalarına yönelik geliştirilen termoplastik bazlı iç parça çözümleri, gövde parçaları ve karbon takviyeli prepreg ürünler yer aldı. Bu ürünler daha düşük ağırlıkla yüksek performans sağlarken, üretim süreçlerinde verimlilik artışı ve karbon ayak izinin azaltılmasına katkı sunuyor. Havacılık ve enerji sektörlerine yönelik geliştirilen ileri kompozit çözümler ise yüksek sıcaklık dayanımı, uzun ömür ve güvenilirlik gibi kritik ihtiyaçlara yanıt veriyor. “DÖNÜŞÜMÜN AKTİF BİR PARÇASI OLMAYA DEVAM EDİYORUZ” Kordsa CEO’su Ergun Hepvar, fuara ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “JEC World, kompozit teknolojileri alanında küresel ölçekte en önemli buluşma noktalarından biri olma özelliğini taşıyor. Sektörün tüm değer zincirini bir araya getiren bu platformda hem mevcut teknolojilerin geldiği noktayı hem de geleceğe yön verecek trendleri yakından gözlemleme fırsatı buluyoruz. Bu yıl da sürdürülebilirlik, hafiflik, yüksek performans ve üretim verimliliği odaklı çözümlerin giderek daha belirleyici hale geldiğini net bir şekilde gördük. Aynı zamanda müşteri beklentilerinin daha entegre, daha çevik ve daha sürdürülebilir çözümler yönünde dönüştüğüne tanıklık ettik. Kordsa olarak bu dönüşümün aktif bir parçası olmaya ve müşterilerimizle birlikte değer yaratan çözümler geliştirmeye devam ediyoruz.” “KOMPOZİT TEKNOLOJİLERİ KORDSA’NIN BUGÜNÜNÜ VE GELECEĞİNİ ŞEKİLLENDİRİYOR” Kordsa’nın kompozit teknolojilerindeki yaklaşımının Ar-Ge’den seri üretime, tedarik zincirinden sertifikasyon süreçlerine kadar uçtan uca entegre bir yapı sunmasıyla farklılaştığını vurgulayan Ergun Hepvar, “Özellikle ileri malzeme çözümlerine olan talebin artması, kompozit tarafındaki konumumuzu daha da güçlendiren bir unsur. Kompozit teknolojilerini Kordsa’nın geleceğindeki iki stratejik odak alanından biri olarak konumlandırıyoruz. Bu alanda teknoloji derinliği, ürün çeşitliliği ve uygulama alanlarını birlikte genişleten bir yaklaşım benimsiyoruz. Kompozit teknolojileri, Kordsa’nın hem bugününü hem de geleceğini şekillendiren ana alan olarak öne çıkıyor. Burada derinleşerek daha yüksek katma değer üreten, farklılaşan ve müşterisiyle birlikte gelişen bir yapı kurmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Hepsiburada, Türk Girişimci Kadınların Emeğini Dünyayla Buluşturdu Haber

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Hepsiburada, Türk Girişimci Kadınların Emeğini Dünyayla Buluşturdu

New York Türkevi’nde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ev sahipliğinde gerçekleştirilen iftar organizasyonunda, Türkiye’nin dört bir yanından girişimci kadınların ürünleriyle hazırlanan özel iftar menüsü sunulurken, Anadolu’nun üretim mirasını yansıtan üç günlük özel sergi uluslararası heyetlerin ziyaretine açıldı. Hepsiburada ile hayallerin sınır tanımadığını vurgulayan bu özel sergi, Nasdaq tarafından Times meydanındaki dijital panolarda yayınlanan ilanla da küresel ölçekte görünürlük kazandı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Hepsiburada’nın birlikte yürüttüğü “Türkiye’nin Girişimci Kadınları” ve Girişimci Kadınlara Teknoloji Gücü programları kapsamında kadın girişimciliğinin ve kadınların güçlenmesi için gerçekleştirilen çalışmalar ABD’de tanıtıldı. ABD temasları çerçevesinde, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Hepsiburada tarafından Türkevi’nde bir iftar organizasyonu düzenlendi. İftara Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ve Hepsiburada CEO’su Nilhan Onal Gökçetekin’in yanı sıra Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Ahmet Yıldız, New York Başkonsolosu Muhittin Ahmet Yazal, yabancı bakanlar, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve ABD’deki iş dünyasından Türk kadın temsilciler de katıldı. Girişimci Kadınların Ürünleriyle Hazırlanan Özel Menü Etkinlik kapsamında düzenlenen iftar programında sunulan lezzetler, Hepsiburada aracılığıyla dijitalleşen girişimci kadınların ürettiği yöresel ürünlerle hazırlandı. Hatay’ın baharatlarından Manisa’nın zeytinyağına, Bursa’nın zeytininden Gaziantep’in fıstığına kadar uzanan, on beş girişimci kadın ve kadın kooperatifine ait yirmi üç ürün iftar için Türkiye’den ABD’ye ulaştırılarak menüde yer aldı. Menüde ürünleri bulunan girişimci kadınlar, video gösterimiyle konuklara seslenerek ürünlerini tanıtırken; Hepsiburada ile hayallerin sınır tanımadığını kendi başarı hikâyeleriyle örneklendirdi. Girişimci Kadınların Ürünleri, “Köklerden Geleceğe: Kadın Emeği” Sergisiyle New York’ta Birleşmiş Milletler 70. Kadının Statüsü Komisyonu (CSW70) kapsamında New York’ta ayrıca “Köklerden Geleceğe: Kadın Emeği” başlıklı bir sergi açıldı. Türkevi’nde ziyarete açık olan serginin açılışını Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ve Hepsiburada CEO’su Nilhan Onal Gökçetekin gerçekleştirdi. Sergi, Anadolu’nun değerlerini dört temel hikâye üzerinden sundu: Çini, kilim ve dokumalarla Anadolu’nun kültürel hafızasını yansıtan “Miras ve Bellek”, giyim, ipek fular ve çanta gibi modern tasarımlarla zanaatı geleceğe taşıyan “Zamansız Tasarımlar”, doğadan ilham alan ve sürdürülebilir ürünleri içeren “Doğanın Şifası” ve Hatay kömbesinden, zeytinlere lokumlara ve çikolatalara uzanan seçkisiyle mutfak kültürümüzün zenginliğini yansıtan “Anadolu Sofrası & Gelecek”. Bu geniş seçki, Anadolu’nun kadim üretim kültürünü ve kadın emeğinin e-ticaret yoluyla ekonomik değere dönüşümünü küresel bir platformda görünür kıldı. Nasdaq’tan Sergi ve Girişimci Kadınlara Kutlama Hepsiburada’nın girişimci kadınları destekleyen çalışmaları ve CSW70 kapsamındaki etkinlikleri, New York’un sembol noktalarından Times Meydanı’nda bulunan Nasdaq kulesine taşındı. Yayınlanan özel duyuru ile Türkevi’nde gerçekleştirilen “Köklerden Geleceğe: Kadın Emeği” sergisi ve “Türkiye’nin Girişimci Kadınları” projesi Hepsiburada ve Türk bayrağı görselleriyle küresel ölçekte görünürlük kazandı ve Nasdaq tarafından tebrik edildi. Nasdaq’ın yayımladığı mesajda, “Nasdaq, Köklerden Geleceğe Sergisini ve Hepsiburada ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından güçlendirilen girişimci kadınları kutluyor.” ifadesi yer aldı. Dünya teknoloji borsası Nasdaq’ta yer alan Türkiye’den ilk ve tek şirket olan Hepsiburada, bu görünürlükle Türkiye’den çıkan girişimci kadın markalarının uluslararası platformlarda temsil edilmesine katkı sağlayarak, Hepsiburada ile hayallerin sınır tanımadığını küresel ölçekte duyurdu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş kadın girişimciliğinin desteklenmesinin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Kadınların güçlenmesinde en kritik eşik, “başlama cesareti” kadar “devam edebilme kapasitesi”dir. Bugün pek çok kadın; fikir, beceri, emek sahibi. Ancak pazara girişte ve pazarda tutunmada önlerine çıkan pratik engeller var. Bu anlamda Hepsiburada ile iş birliğimizi, sahaya etki eden bir kalkınma mekanizması gibi görüyoruz. Hepsiburada ile yürüttüğümüz özel programlarla kadınların işlerini büyütmelerine ve dijital pazarda daha hızlı güç kazanmalarına destek oluyoruz. Bu iş birliğiyle, daha ilk yılda 10 bin kadın girişimcimizi destekledik. Hepsiburada’ya, kadın girişimciliğine dönük uzun soluklu yaklaşımı ve sahaya dokunan çözümleri için teşekkür ediyorum. Bu inançla, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde kadınların her alanda güçlenmesi için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.” “Köklerden Geleceğe: Kadın Emeği sergisi ile Kadınların Hayallerinin Sınır Tanımadığını Gösteriyoruz” Hepsiburada CEO’su Nilhan Onal Gökçetekin CSW70 etkinlikleri çerçevesinde yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Girişimci kadınlar, bulundukları bölgelerde ekonomik ve sosyal dönüşümün öncüsü oluyor. Dijitalleşme, yerelde üretilen değerin küresel pazarlara ulaşmasını mümkün kılıyor. Girişimci Kadınlara Teknoloji Gücü programımızla bugüne kadar 70 binden fazla kadına ulaştık; 7 bin 500 girişimci kadın kendi markasını kurdu. “Köklerden Geleceğe: Kadın Emeği” sergisindeki her bir parça, Anadolu'nun köklerinden gelen ustalığı, hafızayı ve kadınların emeğini temsil ediyor. Kadın emeğinin, teknolojinin gücüyle birleşerek küresel sahnelerde böylesine güçlü bir yankı bulması, 2030 yılına kadar 120 bin girişimci kadını ekonomiye kazandırma hedefimize olan inancımızı ve sorumluluğumuzu daha da pekiştiriyor. Hepsiburada ile hayallerin sınır tanımadığı bir gelecek vizyonuyla, Türkiye'deki girişimci kadınların ürünlerinin küresel birer değer önerisine dönüşme serüvenine yol arkadaşlığı etmekten mutluluk duyuyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin KKTC’ye F-16 Gönderme Hamlesi Güçlü ve Zamanında Bir Yanıt! Haber

Türkiye’nin KKTC’ye F-16 Gönderme Hamlesi Güçlü ve Zamanında Bir Yanıt!

Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Bu hamle, garantörlük hakkının kullanılması, enerji güvenliğinin sağlanması ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğinin temini açısından kritik öneme sahiptir. Türkiye’nin hem kendi güvenliğini hem de KKTC’nin varlığını korumak için sahada olmayı sürdüreceği açıktır.” dedi. Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) güvenliğini artırmaya yönelik planlamalar kapsamında 6 F-16 savaş uçağı ile hava savunma sistemlerinin adaya konuşlandırıldığını açıkladı. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, Doğu Akdeniz’de artan askeri hareketlilik ve bunun Kıbrıs meselesine yansımalarına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. İran meselesi küresel düzenin kritik düğüm noktalarından biri Prof. Dr. Havva Kök Arslan, İran merkezli gerilimin Doğu Akdeniz’de yeni bir güvenlik mimarisinin oluşmasına neden olduğunu belirterek, “İran meselesi, yalnızca bir güvenlik veya nükleer program tartışması olmanın ötesinde, küresel düzenin enerji, finans ve jeopolitik yapısında kritik bir düğüm noktası haline gelmiştir. Bu düğümün çözülmeye çalışıldığı sahalardan biri de Doğu Akdeniz’dir. ABD ve İsrail ile İran arasındaki gerilimin genişlemesi, Kıbrıs adasında askeri yığınağın artmasına neden olmuştur. Avrupa Birliği ülkelerinin bölgeye savaş gemileri ve uçaklar göndermesi ile Yunanistan’ın GKRY’ye askeri takviye yapması, tansiyonu yükselten başlıca etkenlerdir.” dedi. Türkiye’nin KKTC’ye F-16 göndermesi çok katmanlı bir stratejik hamle Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) 6 adet F-16 savaş uçağı ve hava savunma sistemleri konuşlandırmasının bölgesel dengeler açısından kritik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arslan, şöyle devam etti: “Bu kritik dönemde, Türkiye’nin KKTC’ye 6 F-16 savaş uçağı ve hava savunma sistemi göndermesi, bölgesel ve küresel dengeler açısından önemli bir hamle olarak değerlendirilmektedir. Peki, bu adımın arkasındaki stratejik mantık nedir? Bölgesel ve küresel güçler (ABD, AB ülkeleri, Yunanistan, İran) bu süreçte hangi pozisyonları almış, ne tür hamleler yapmıştır? Türkiye’nin 6 F-16 ve hava savunma sistemlerini KKTC’ye konuşlandırması, çok katmanlı ve zamanında bir stratejik hamledir. Türkiye, 1959 Londra ve Zürih Antlaşmaları ile 1960 Kıbrıs Anayasası çerçevesinde, yalnızca KKTC değil, tüm Kıbrıs adasının garantörüdür. Uzmanlar, bu hamlenin olası bir çatışma ortamında adanın bütünlüğünü ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğini koruma yükümlülüğünün bir gereği olduğunu vurgulamaktadır. Özellikle belirsizlik ortamında, mevcut anayasal düzeni bozma veya toprak kazanma amaçlı girişimlere karşı caydırıcı bir güç oluşturmak hedeflenmiştir.” Doğu Akdeniz’deki güç dengesi hızla değişiyor Prof. Dr. Arslan, Doğu Akdeniz’de birçok küresel ve bölgesel aktörün aynı anda askeri varlık gösterdiğini belirterek, şunları kaydetti: “Bölgede halihazırda önemli bir askeri varlık bulunmaktadır. ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda ve Yunanistan, İran tehdidine karşı olduklarını belirterek bölgeye savaş gemileri ve uçaklar göndermiştir. Türkiye de bu ortamda ‘sahada olmak’ ve bölgesel bir güç olarak pozisyon almak durumundadır. Bu hamle, aynı zamanda Türkiye’nin KKTC’nin yanında durduğunu göstermesi açısından da önem taşımaktadır.” Enerji güvenliği Türkiye için stratejik önemde Doğu Akdeniz’in enerji kaynakları açısından taşıdığı öneme de dikkat çeken Prof. Dr. Arslan, “Doğu Akdeniz’in enerji kaynakları ve ticaret yolları Türkiye için stratejik öneme sahiptir. Bu adım, enerji arz güvenliği ile ilgili potansiyel sorunlarda Türkiye’nin sahada bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır.” ifadesinde bulundu. GKRY’nin NATO üyeliği girişimi Türkiye açısından kritik bir risk Prof. Dr. Arslan, Batı dünyasının İran tehdidini gerekçe göstererek GKRY’yi NATO’ya dahil etme girişimlerinin gündeme gelebileceğini de ifade ederek, “Bazı yorumcular, Batı dünyasının İran tehdidini bahane ederek GKRY’yi NATO’ya dahil etme girişiminde bulunabileceğini belirtmektedir. Türkiye’nin onayı olmadan GKRY’nin NATO’ya üyeliği, Türkiye’yi çevreleme ve KKTC’nin varlığını göz ardı etme riski taşıyacaktır. Bu hamle, söz konusu planları önden engellemeyi hedeflemektedir.” dedi. Yunanistan bölgedeki en aktif askeri aktörlerden biri Bölgede Yunanistan’ın askeri hareketliliğinin dikkat çektiğini belirten Prof. Dr. Arslan, “Yunanistan’ın F-16 ve savaş gemisi göndermesi, Avrupa ülkelerinin askeri yığınağı ve GKRY’ye Patriot füzeleri konuşlandırması, Türkiye’de bir tehdit algısı oluşturmuştur. Türkiye, bu algıya yanıt vererek hem caydırıcılığını artırmış hem de olası sürpriz gelişmelere hazırlık göstermiştir.” diye konuştu. Doğu Akdeniz uzun süre kriz potansiyeli taşıyacak Prof. Dr. Havva Kök Arslan, Doğu Akdeniz’in, farklı aktörlerin karmaşık bir satranç tahtası haline geldiğini ifade ederek, “ABD, İran’a yönelik operasyonları başlatan taraf olarak görülmekte ve bölgede stratejik bir çıkış planının eksikliği nedeniyle önemli yıkımlar yaşanmaktadır. Uzun vadede ise ABD, doların rezerv para statüsünü koruma çabasıyla jeopolitik sertliğini artırmaktadır. İsrail ise doğrudan bir çatışmadan kaçınmakta, ancak Kıbrıs ile askeri iş birliği yaparak dolaylı bir güvenlik şemsiyesi oluşturmayı sürdürmektedir.” şeklinde konuştu. Fransa, İngiltere, İtalya, Hollanda ve İspanya’nın İran tehdidini gerekçe göstererek Doğu Akdeniz’deki askeri varlıklarını artırdığını da kaydeden Prof. Dr. Arslan, “Bu hamlelerin temel stratejileri şunlardır: Enerji ve ticaret güvenliğini sağlamak, AB üyesi GKRY’yi olası saldırılara karşı korumak, İsrail’in dolaylı güvenliğini desteklemek, NATO içinde bağımsız bir güvenlik rolü üstlenmek, Fransa ve İngiltere’nin Kıbrıs merkezli operasyon alanları oluşturduğu dikkat çekmektedir.” ifadesinde bulundu. Yunanistan GKRY’ye 4 F-16 ve savaş gemisi gönderdi Yunanistan’ın bölgedeki en aktif aktörlerden biri olarak, GKRY’ye 4 F-16 ve savaş gemisi gönderdiğini söyleyen Prof. Dr. Arslan, “Bazı generaller, Ege Adaları’nın silahlandırılması ve olası bir çatışmada AB ve ABD desteği olacağını varsayarak hareket etmektedir.” dedi. ABD-İsrail saldırılarının hedefi olan İran’ın, karşılık vererek bölgesel yayılma riskini artırdığını da kaydeden Prof. Dr. Arslan, “İngiliz üslerine düzenlenen dron saldırısı Doğu Akdeniz’i de etkilemiştir. Uzun vadede İran meselesi, dolar merkezli küresel finans sistemine meydan okuma niteliği taşımakta ve yalnızca bölgesel değil, küresel düzenin geleceğini de ilgilendirmektedir.” şeklinde konuştu. Kıbrıs artık Avrupa’nın ileri savunma platformlarından biri Kıbrıs Adasının artık yalnızca diplomatik veya enerji temelli bir rekabet alanı olmadığını dile getiren Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Ada, artık yalnızca enerji veya diplomasi sahası olmaktan çıkmış, jeostratejik bir düğüm noktası ve Avrupa’nın ileri savunma platformu haline gelmiştir. Bölgede üç ana askeri eksen oluşmaktadır. Kuzey Eksen: Türkiye kıyıları, KKTC ve Türk donanması, Orta Eksen: Kıbrıs Adası, İngiliz üsleri (Akrotiri ve Dikelya) ve Avrupa unsurları, Güney Eksen: İsrail kıyıları, Levant havzası ve ABD müttefik unsurları.” Beklenmedik hamleler doğrudan çatışma riskini artırabilir Bölgedeki askeri yığılmanın çeşitli riskleri de beraberinde getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Arslan, geleceğe dair riskleri şöyle sıraladı: “Doğrudan Çatışma: Yunanistan’ın Ege Adaları veya Kıbrıs’ta beklenmedik hamleleri doğrudan bir çatışmayı tetikleyebilir. GKRY’nin NATO Üyeliği: Batı’nın bu girişimi, Türkiye için kırmızı çizgiyi oluşturabilir ve ittifak içinde kriz yaratabilir. Uzun Vadeli Askeri Yığınak: Bölgeye konuşlandırılan silah ve gemiler, tehdit ortadan kalktıktan sonra da kalabilir; bu durum Türkiye için risk yaratabilir. Bölgesel Rekabetin Derinleşmesi: Avrupa ülkelerinin kalıcı askeri varlığı, Doğu Akdeniz’deki güç rekabetini artırabilir. Küresel Düzenin Test Edilmesi: İran merkezli kriz, sadece bölgesel değil, aynı zamanda küresel ekonomik ve güvenlik düzeninin sınandığı bir durumdur.” F-16 gönderilmesi zamanında ve güçlü bir yanıt Türkiye’nin KKTC’ye F-16 gönderme hamlesinin, artan askeri yığınağa karşı verilen güçlü ve zamanında bir yanıt olarak değerlendirilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Bu hamle, garantörlük hakkının kullanılması, enerji güvenliğinin sağlanması ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğinin temini açısından kritik öneme sahiptir. Önümüzdeki dönemde Doğu Akdeniz, enerji rekabeti ve büyük güçlerin güvenlik stratejilerinin kesiştiği bir kriz alanı olmaya devam edecektir. Türkiye’nin hem kendi güvenliğini hem de KKTC’nin varlığını korumak için sahada olmayı sürdüreceği açıktır.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Karayip Pasaportları İptal mi? Haber

Karayip Pasaportları İptal mi?

ABD’DEN KISITLAMA AÇIKLAMASI “Karayip ülkelerinden Antigua, Barbuda ve Dominika ülkelerinin vatandaşlık programları iptal edilmedi. Bu programlar hala yürürlükte. Ancak Amerika Birleşik Devletleri (ABD), son dönemde kritik bir açıklama yaptı. Bu ülkelerin vatandaşlarının vize ve seyahat işlemlerinde kısıtlamalara gidilebileceğini duyurdu. Hatta bazı ülkeler yönünden göçmen vizesi işlemlerini durdurdu. Aslında bunun birçok nedeni var. En önemli nedenlerinden birisi, bu ülkelerden vatandaşlık almak isteyen kişilerin geçmiş incelemesine ilişkin denetimlerin sıkı yapılmamış olması. Amerika bu konularda çok daha sıkı denetimlerin yapılmasını öngörüyor. Bunun haricinde bu ülke programlarında genellikle fiziki ikamet şartı aranmıyor. Bu durum da ABD gibi ülkelerin bu ülkelere kısıtlamalar getirmesine neden oluyor. Bu da özellikle turist ve öğrenci vizesiyle orada bulunan kişiler için oldukça kritik bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor. SEYAHAT ÖZGÜRLÜĞÜ POLİTİK BİR KONU Ancak şu konuda da hatırlatma yapmak gerekir ki, özellikle Karayip programlarından faydalanırken bu ülke vatandaşlarının seyahat özgürlüğünün tamamen politik bir konu olduğunun unutulmaması gerekiyor. Yani bugün Schengen bölgesine vizesiz seyahat edebilirler. Bugün birçok ülkeye vize konusunda muafiyet sağlayabilirler ya da kolaylık sağlayabilirler. Ancak herhangi bir politik sıkıntı olduğu anda bu haklarını kaybedebilirler. B PLANINIZ OLSUN Dolayısıyla Karayip ülkelerindeki vatandaşlık programlarına dahil olmak isteyen kişilerin özellikle uluslararası arenada oldukça güçlü ve iyi itibarlı ülkeleri tercih etmeleri ve kendilerine en uygun ülkeleri seçmeleri önemlidir. Bu nedenle, Karayip bölgesindeki pasaportlardan faydalanan kişilerin bir B planının olması da avantajlı olacaktır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Muratbey, Yeni Pazarlar için 2026’da Uzak Doğu’ya Ağırlık Veriyor Haber

Muratbey, Yeni Pazarlar için 2026’da Uzak Doğu’ya Ağırlık Veriyor

Muratbey, peynire olan ilginin son yıllarda arttığı Japonya pazarında da inovasyon ve yerelleştirme merkezli stratejiyle yayılmayı hedefliyor. Türkiye’nin yenilikçi peynir markası Muratbey, 2008 yılından bu yana 300’ün üzerinde ürün çeşidini beş kıtada onlarca ülkeye ulaştırıyor. İhracatının yaklaşık yüzde 87’sini Avrupa ve Orta Doğu ülkelerine yapan Muratbey, Uzak Doğu ve Amerika’ya yönelik satışlarda da güçlü bir ivme yakaladı. 2026 yılına yönelik ihracat hedeflerini büyüttüklerini ifade eden Muratbey Yönetim Kurulu Başkanı Necmi Erol “Halihazırda Avrupa Birliği ve Ortadoğu ülkeleri, ABD ve Türk Cumhuriyetleri ağırlıklı olmak üzere 5 kıtaya ihracat yapıyoruz. Tüm dünyayı Muratbey’in sağlıklı, inovatif, kaliteli ve leziz peynirleriyle buluşturmayı hedefliyoruz. Peynir kategorisinde ilk marka olduğumuz Turquality programının kattığı güçle 2018’den bu yana Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda, Bulgaristan, Romanya ve İsveç başta olmak üzere Avrupa’ya peynir ihracatımız yükselen bir grafikle sürüyor. Amerika ve Avrupa pazarlarında sürdürdüğümüz istikrarlı büyümeyi Asya’da da inovasyon odaklı ürün stratejilerimizle destekliyoruz.” değerlendirmesini yaptı. “Uzak Doğu yolculuğumuzu, Kore ve Japonya’yla daha da ileri taşıyoruz” Muratbey olarak 2026 hedeflerini, 2026–2028 Orta Vadeli Programı’nda öngörülen ihracat ve sektörel hedeflerle uyumlu olarak şekillendirdiklerini ifade eden Necmi Erol, “Ülkemizdeki, çiğ süt arzı, kalite ve üretimin yanı sıra soy kütüğü/süt işletmeciliği destekleri, sektörde 2026’ya dönük iyimserliği artırdı. Yeni pazarlara erişmek amacıyla son dönemde Uzak Doğu’ya ağırlık veriyoruz. Çin’de ihracat izni alan ilk Türk süt ve süt ürünleri firmalarından biri olarak başladığımız Uzak Doğu yolculuğunu, Kore ve Japonya’yla daha da ileri taşıyoruz. Bu doğrultuda peynire olan ilginin son dönemde arttığı Japonya hedeflediğimiz pazarlardan biri olarak öne çıkıyor. Çin ve Güney Kore’de olduğu gibi Japonya pazarında da inovasyon ve yerelleştirme merkezli bir strateji izliyoruz. Well-being, sağlıklı yaşam ve modern beslenme trendleriyle uyumlu zengin ürün portföyümüzü, farklı gramaj ve ambalaj seçenekleriyle yerel tüketicinin talebine göre oluşturuyoruz.” şeklinde konuştu. “İhracatta katma değer ve marka gücü odaklı büyümeyi merkeze alıyoruz” Büyümede Ar-Ge yatırımlarının stratejik önem taşıdığını vurgulayan Erol, “İhracatta hacimle birlikte katma değer ve marka gücü odaklı büyümeyi merkeze alıyoruz. Uluslararası fuarlarda elde ettiğimiz güçlü temaslar ve ürünlerimize yönelik büyük ilgi, Muratbey’in bilinirliğine önemli katkılar sağladı. Hedeflediğimiz pazarları, toplumu ve kültürel yapıyı derinlemesine inceliyoruz. Geleneksel Türk peynirlerinin yanı sıra inovatif peynirlerimizle yerel kültürle bağ kurmanın yollarını geliştiriyoruz. Bunu bazen yerel mutfak kültürüne uygun peynir bazlı tarifleri öne çıkararak bazen de kültürel uyumu gözeten iletişim diliyle sağlıyoruz. Tüm bu adımları, Türk peynirlerini küresel gıda sahnesinde farklılaştıracak önemli bir adım olarak görüyoruz. Böylelikle sektörümüzün uluslararası pazarlara açılmasına ve katma değerli ürün payının artırılarak Türk ekonomisinin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlıyoruz.” dedi. Necmi Erol; ABD, AB ve Uzak Doğu pazar paylarını genişletirken enerji verimliliği, sürdürülebilirlik, inovatif ürün geliştirme odaklı Ar-Ge ve üretim yatırımlarıyla marka yatırımlarını artırmayı önceliklendirdiklerini vurgulayarak, “2025’de yüzde 30 olan istihdam artışını 2026’da yeni ürün projeleriyle yaklaşık yüzde 20 artırmayı öngörüyoruz.” açıklamasını yaptı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sikorsky Yeni S-92A+ Helikopterinin Üretimini Artırıyor Haber

Sikorsky Yeni S-92A+ Helikopterinin Üretimini Artırıyor

Lockheed Martin bünyesinde faaliyet gösteren şirket, yeni helikopterlerin üretim ve montajını ABD’nin Connecticut eyaletindeki Stratford ve New York’taki Owego tesislerinde gerçekleştirecek. Yeni S-92A+ helikopterleri ilk olarak devlet başkanlığı taşımacılığı için sipariş veren bir müşteri için üretilecek. Ayrıca offshore enerji sektörü ve diğer devlet müşterilerinden yeni siparişlerin gelmesi bekleniyor. Küresel Talep Artışı Bekleniyor Sikorsky Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Rich Benton, yeni modelin şirketin modernizasyon stratejisinin önemli bir parçası olduğunu söyledi. Benton açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “S-92A+ helikopteri filoyu modernize etme ve geleceğe hazırlanma stratejimizin önemli bir parçası. Beklenen talebi karşılamak için üretim kapasitemizi artırıyoruz. S-92, zorlu hava koşullarında uzun menzilli görevler için en yüksek uçuş süresine sahip helikopter olarak devlet liderleri, offshore enerji şirketleri ve arama-kurtarma ekipleri tarafından tercih ediliyor.” Şirket, devlet başkanlığı taşımacılığı için yeni bir ülkeden iki helikopter siparişi aldığını açıkladı. Böylece S-92 modelini kullanan devlet sayısı 14’e yükseldi. Sikorsky ayrıca bu iki helikoptere ek olarak üç adet daha S-92A+ helikopteri üretmeyi planlıyor. Artan talep doğrultusunda şirketin yıllık 12 helikopter üretim kapasitesine ulaşabileceği belirtiliyor. Üretim ABD’de Yapılacak Helikopterlerin bazı kritik parçaları Sikorsky’nin Stratford tesisinde üretilecek. Burada üretilecek başlıca bileşenler: ana dişli kutusu rotor palaları güç aktarım sistemleri Helikopterlerin montajı ise Owego tesisinde gerçekleştirilecek. Bu tesis daha önce S-92 platformu temel alınarak geliştirilen ABD başkanlık helikopterlerinden 23 adet teslim etmişti. 2025’te Asya ve Orta Doğu’ya Teslimat Yapıldı Sikorsky, 2025 yılında Asya ve Orta Doğu’daki devlet başkanlığı müşterilerine iki adet S-92A helikopteri teslim ettiğini açıkladı. Yeni S-92A+ modelinin ise bu platformun daha gelişmiş versiyonu olduğu belirtiliyor. S-92A+ Yeni Nesil Görevler İçin Tasarlandı S-92 helikopter ailesi uzun yıllardır güvenlik, performans ve çok yönlülük açısından sektörde önemli bir konumda bulunuyor. Yeni S-92A+ modeli, bu platformun en gelişmiş versiyonu olarak geliştirildi. Sikorsky bundan sonra üretilecek tüm S-92 helikopterlerini S-92A+ standardına göre üretmeyi planlıyor. Yeni Phase IV Ana Dişli Kutusu S-92A+ modelinin en önemli yeniliklerinden biri Phase IV ana dişli kutusu. Bu sistemin özellikleri: 6000 saatten fazla operasyon ömrü bakım aralıklarının uzaması gelişmiş güvenlik sistemleri Ayrıca sistemde bulunan yardımcı yağlama sistemi, ana yağ basıncı kaybolsa bile helikopterin uçuşu güvenli şekilde tamamlamasını sağlıyor. Daha Güçlü Motorlar Yeni modelde GE CT7-8A6 motorları kullanılıyor. Motor güncellemeleri sayesinde: yüksek sıcaklık ve yüksek irtifa koşullarında daha güçlü performans artırılmış motor gücü daha yüksek taşıma kapasitesi sağlanıyor. Helikopterin maksimum kalkış ağırlığı13 ton seviyesine çıkarıldı. Bu sayede: 1200 pound daha fazla yük veya yakıt kapasitesi daha güçlü dış yük taşıma kapasitesi (sling load) sunuluyor. Mevcut Helikopterler de Güncellenebilecek Sikorsky ayrıca S-92A+ teknolojisinin mevcut S-92A helikopterlerine retrofit kit olarak uygulanabileceğini açıkladı. Bu kit sayesinde operatörler: yeni dişli kutusu motor yükseltmesi gibi geliştirmeleri mevcut helikopterlerine ekleyebilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Her 3 Girişimciden En Az 1'i Disleksik Düşünce Yapısına Sahip Haber

Her 3 Girişimciden En Az 1'i Disleksik Düşünce Yapısına Sahip

Bu durumu yaşayan birçok kişi, doğru destekle yüksek yaratıcılık ve problem çözme becerileri sayesinde girişimcilik potansiyeli taşıyor. Öyle ki Richard Branson tarafından desteklenen Made By Dyslexia'nın küresel verileri her 3 girişimciden en az 1'inin disleksik düşünce yapısına sahip olduğunu ortaya koyuyor. Derslerde zorlanan, odaklanmakta güçlük çeken ya da öğrenme süreci yaşıtlarından farklı ilerleyen çocuklar, çoğu zaman "çalışmıyor", "istemiyor" ya da "dikkatini vermiyor" gibi yorumlarla karşılaşabiliyor. Oysa bu durum çoğu zaman isteksizlikten değil, beynin bilgiyi işleme biçimindeki farklılıklardan kaynaklanıyor. Özgül öğrenme güçlüğü olarak tanımlanan bu durum okuma, yazma, dikkat ve bilgi işleme süreçlerinde farklılıklarla ortaya çıkabiliyor. Ancak bu farklılıklar aynı zamanda bireylerin yaratıcılık, görsel düşünme ve problem çözme becerilerinde güçlü yönler geliştirmesine de zemin hazırlayabiliyor. Bu kişiler, farklı bir potansiyele sahip bireyler olarak değerlendiriliyor. Nitekim yapılan araştırmalar da bu durumu destekliyor. Londra'daki Cass Business School'da gerçekleştirilen bir çalışma, ABD'de girişimcilerin yaklaşık yüzde 35'inin disleksi gibi öğrenme farklılıklarına sahip olduğunu ortaya koyuyor.Richard Branson tarafından desteklenen Made By Dyslexia'nın küresel verileri ise her 3 girişimciden en az 1'inin disleksik düşünce yapısına sahip olduğu söylüyor. Tembel' Denilen Çocuklar Geleceğin Girişimcileri Olabilir Bu kişileri etiketlemek yerine onların nasıl öğrendiğini anlamamız gerektiğini belirten Auto Train Brain CEO'su Günet Eroğlu, "Bu çocukların zekâlarıyla ilgili bir problem yok. Öncelikle bu konuda bilinçlenmemiz gerekiyor. Yalnızca beynin bilgiyi işleme biçimi farklı çalışıyor. Bu nedenle onların güçlü yönlerini destekleyen, kişiye özel eğitim programlarıyla ilerlemek büyük önem taşıyor. Nörogeribildirim temelli çalışmalar da bu noktada önemli bir destek sunabiliyor. Beyin dalgalarının analiz edilmesi ve buna uygun beyin egzersizlerle dikkat, odaklanma ve öğrenme süreçlerini geliştirmek mümkün olabiliyor. Özellikle Girişimcilik Haftası'nda olduğumuz bu günlerde, farklı düşünme becerilerimizin çok önemli bir avantaj olduğunu hatırlamak gerekiyor. Çünkü birçok girişimci de kalıpların dışında düşünebilme, problem çözme ve yeni fikirler geliştirme becerileriyle öne çıkıyor. Doğru yöntemler ve erken destekle bu çocukları potansiyelini ortaya çıkarmak ve onları üretken bireyler olarak topluma kazandırabiliriz" dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Türkiye Deniz, Kara ve Demiryolu Avantajı ile  Riskleri Fırsata Çevirebilir Haber

 Türkiye Deniz, Kara ve Demiryolu Avantajı ile  Riskleri Fırsata Çevirebilir

Dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından Hürmüz Boğazı’nın kapatılması sonrası Türkiye’nin risk ve fırsatlarını değerlendiren IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, “Bu kriz ortamı Türkiye’nin deniz, kara ve demiryolunu bir arada kullanabilen çoklu koridor avantajını güçlendirmesini sağlayacaktır. Lojistik sektöründe dayanıklılık odaklı yeni servis modelleri, artırılmış görünürlük, garanti edilen teslim süreleri ve esnek depolama çözümleri daha fazla talep görüyor. Ayrıca risk yönetimi olgunluğu yüksek firmalar, belirsizlik dönemlerinde daha hızlı adapte olarak rekabette belirgin biçimde öne çıkıyor” dedi. İran’ın ABD-İsrail saldırılarının ardından Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurması, ciddi bir krizi de beraberinde getirdi. Ülkelerin bundan sonraki stratejileri dikkatle takip ediliyor. Uzmanlar ise Türkiye’nin söz konusu riskleri avantaja dönüştürebileceğinin altını çiziyor. Küresel tüketimin yüzde 20’sini kapsıyor Hürmüz, küresel enerji ticaretinin en kritik “dar boğazlarından” biri olarak görülüyor. Günlük petrol ve petrol ürünü akışının 20 milyon varilin üzerinde olduğu; bunun da küresel tüketimde yaklaşık %20 düzeyine karşılık geldiği belirtiliyor. IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi’nin verdiği bilgiye göre; Türkiye açısından bu kriz, enerji fiyatı, tedarik süresi ve sigorta maliyetleri üzerinden tüm lojistik ekosistemini etkileyen bir risk setini de beraberinde getiriyor. “Kalıcı kırılma ihtimali var; ancak bu kırılma Hürmüz’ün önemini kaybetmesi şeklinde değil, şirketlerin tek koridor bağımlılığını azaltması şeklinde gerçekleşecektir” diyen Murat Çiftçi, Hürmüz krizi ile birlikte rota çeşitlendirme, stok stratejileri ve sözleşmesel esnekliğin kalıcı hale gelebileceği gibi sonuçların ortaya çıkacağını belirtti. Rotalarda yeniden yapılanma gündeme gelecek Murat Çiftçi; “ABD–İran geriliminin tırmanması halinde Türkiye’nin dış ticaret rotalarında orta vadede belirgin bir yeniden yapılanma göreceğimizi düşünüyorum. Çoklu rota stratejileri öne çıkacak; şirketler tek bir hatta bağımlı kalmak yerine deniz, demiryolu ve karayolunu birlikte kullanan portföy yaklaşımına yönelecek. Bazı denizyolu hatlarında gemilerin Süveyş yerine Ümit Burnu’na dönmesi gibi rota sapmaları transit sürelerini uzatacağı için tedarik ve üretim planları yeniden kurgulanmak zorunda kalacak. Ayrıca sözleşme ve teslim şekillerinde, özellikle Incoterms tarafında, gecikme riskinin, ek navlun ve sigorta maliyetlerinin hangi tarafa yazılacağı daha kritik bir müzakere başlığı hâline gelecek. Bu tablo kısa vadede riskleri artırsa da Türkiye’nin lojistik üs olma hedefi açısından aynı zamanda bir fırsat penceresi yaratıyor. Türkiye’nin Karadeniz, Akdeniz ve güçlü kara bağlantıları sayesinde sahip olduğu çoklu erişim avantajı bu tür kriz dönemlerinde daha görünür hâle geliyor. Lojistik üs olmanın yalnızca coğrafi konumla değil, dayanıklılık, alternatif yaratma kapasitesi ve hizmet kalitesiyle mümkün olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor; dolayısıyla odak hacimden çok risk yönetimi kabiliyetine kayıyor” şeklinde konuştu. Ürün bazında rota tasarlanması gerekiyor Hürmüz’ün geçişe kapanmasıyla birlikte Türkiye’ye gelen petrol, petrokimya ve enerji ürünlerinde tedarik sürelerinin uzamasının kaçınılmaz olduğunu dile getiren Murat Çiftçi, “Savaş riski sigortalarında kapsam daralması ile güvenlik koşullarının ağırlaşması, sefer kararlarını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle özellikle “tam zamanında” çalışan sektörlerde gecikmeler çok daha görünür oluyor. Deniz taşımacılığındaki gecikme ve rota değişikliklerinin Türkiye’deki üreticilere yansıması ise şu şekilde olacak: Hammadde ve ara malı tedariğindeki gecikmeler üretim planlarını kaydıracak, belirsizlik nedeniyle daha stok maliyetleri yükselecek ve navlun, sigorta ile finansman maliyetlerindeki artış doğrudan ürün fiyatlarına yansıyacak. Alternatif rotalara baktığımızda Kızıldeniz–Süveyş hattı güvenlik normalleştiğinde hâlâ en verimli koridorlardan biri olsa da risk dalgalanması yüksek. Ümit Burnu’na sapma daha uzun transit süreleri ve daha yüksek yakıt ile operasyon maliyetleri anlamına geliyor ancak güvenlik nedeniyle tercih edilebiliyor. Doğu Akdeniz odaklı planlar Türkiye açısından özellikle konteyner, aktarma ve kısa deniz taşımacılığı tarafında uygulanabilir; Kuzey Koridoru ise bazı ürün gruplarında demiryolu alternatifi sunuyor fakat kapasite, maliyet ve operasyonel uyum her yük için aynı değil. Özetle alternatifler mevcut, ancak her yük için aynı derecede uygun değiller; şirketlerin ürün bazında rota tasarlaması gerekiyor” dedi. Daha pahalı ama güvenli ve öngörülebilir çözümler öne çıkacak Murat Çiftçi, Hürmüz krizinin navlun fiyatları ve sigorta primlerine etkisine yönelik de şunları söyledi: “Lojistik şirketleri bu tür jeopolitik belirsizliklerde operasyonel planlamalarını hızla revize ediyor; rota ve taşıyıcı portföylerini genişleterek tek hat ya da tek taşıyıcıya bağımlılığı azaltıyor, transit sürelerin uzayacağı varsayımıyla satış ve operasyon planlarını güncelliyor, liman ve terminal bazlı alternatif aktarma, geçici depolama ve gümrük çözümlerini içeren B planlarını devreye alıyor ve sözleşmelere force majeure, ek maliyet ve gecikme hükümlerini daha net şekilde ekliyor. Hürmüz krizinin navlun fiyatları ve sigorta primlerine etkisi ise hızlı ve çift yönlü oluyor; savaş riski ek ücretleri ve “conflict surcharge” gibi kalemler devreye girerken bazı bölgelerde savaş riski teminatlarının daraltılması ya da iptali gündeme geliyor ve bu durum hem fiyatı hem de sigorta bulunabilirliğini etkiliyor. Türkiye’deki firmalar özellikle enerji ve petrokimya, otomotiv yan sanayi ve hızlı dönen tüketim ürünleri gibi zaman ve maliyet hassas sektörlerde bu baskıyı daha yoğun hissediyor. Petrol fiyatlarındaki dalgalanma da lojistik maliyetlerine gecikmeli ama güçlü bir şekilde yansıyor; yakıt ve bunker maliyetleri artıyor, karayolu taşımacılığında fiyat baskısı oluşuyor ve son dönemde petrolün sert hareket ettiği, hatta 100 dolar senaryolarının konuşulduğu bir ortamda maliyet planlaması daha da zorlaşıyor. Bu kriz ortamı lojistik şirketlerinin kârlılık projeksiyonlarını iki yönlü etkiliyor: Yakıt, navlun, sigorta ve finansman maliyetlerindeki artış marjları sıkıştırırken, bazı müşterilerin daha pahalı ama daha güvenli ve öngörülebilir çözümlere yönelmesi doğru fiyatlama ve güçlü risk yönetimi yapan oyuncular için ayrışma fırsatı yaratıyor.” Lojistik altyapı yatırımlarının yönü de değişecek Hürmüz krizinden enerji, kimya, otomotiv ve gıda sektörlernin farklı derecelerde etkilendiğine dikkat çeken Murat Çiftçi, “Enerji ve petrokimya tarafı fiyat ve tedarik süresi hassasiyeti en yüksek grup olduğu için dalgalanmaları ilk hisseden oluyor, kimya sektörü ara malı bağımlılığı nedeniyle yaşanan her gecikmeyi zincirleme biçimde üretime yansıtıyor, otomotiv sektörü “just‑in‑time” yapısı nedeniyle gecikmeye en düşük toleransa sahip alanlardan biri olarak öne çıkıyor ve gıda tarafında ise soğuk zincir gereklilikleri ile raf ömrü kısıtları nedeniyle gecikme riski çok daha kritik bir hâl alıyor. Türkiye’de etki özellikle enerji ve petrokimya girişlerinin yoğunlaştığı rafineri ve terminal bağlantılı liman hatlarında, konteyner trafiğinin yüksek olduğu ana hub’larda ve Ro‑Ro ile otomotiv tedarik zincirine bağlı hatlarda daha görünür hâle geliyor; burada belirleyici olan her sektörün hangi liman–terminal kombinasyonunu kullandığı. Bu kriz aynı zamanda lojistik altyapı yatırımlarının yönünü de değiştiriyor; çok modlu taşımacılık çözümleri, demiryolu bağlantıları, iç lojistik merkezleri, limanlarda verimlilik ve kapasite artışı, depolama ve dağıtım ağlarında esneklik ile dijital görünürlük ve erken uyarı sistemleri yatırım önceliği hâline geliyor” dedi. Sigorta programları risk arttığında anlık güncellenmeli Murat Çiftçi, bundan sonraki süreçte yapılması gerekenleri ise şu şekilde sıraladı: “Dayanıklılığı artırmak için devlet tarafında kritik ürünlerde tedarik çeşitlendirmesini destekleyen çerçeveler, lojistik koridorlarında altyapı ve gümrük süreçlerinin hızlandırılması ve kriz dönemlerinde etkin bilgi koordinasyonu öne çıkarken; özel sektör tarafında ise tedarik ve rota portföyü stratejisi, stok–finansman–sözleşme senaryolarının güçlendirilmesi ve sigorta programlarının risk arttığında anlık olarak güncellenmesi gerekiyor. Önümüzdeki 6–12 ayda enerji fiyatlarındaki oynaklığın navlun maliyetlerine yansıması, savaş riski teminat koşullarının sıkılaşması ve prim artışları ile rota sapmalarının transit süreleri uzatarak tedarik planlarını bozması en kritik riskler olarak dururken; Türkiye’nin deniz–kara–demiryolu kombinasyonuyla çoklu koridor avantajını güçlendirmesi, lojistikte dayanıklılık odaklı yeni servis modellerinin öne çıkması ve risk yönetimi olgunluğu yüksek firmaların rekabette ayrışması önemli fırsatlar yaratıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.