Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Abd

Kapsül Haber Ajansı - Abd haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Abd haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Formula 1’in Türkiye’ye Dönüşü WTM Londra Turizm Fuarı’nda Tanıtıldı Haber

Formula 1’in Türkiye’ye Dönüşü WTM Londra Turizm Fuarı’nda Tanıtıldı

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Londra’da düzenlenen WTM Londra Turizm Fuarı’nda İngiltere pazarına yönelik beklentileri, 2027 sezonunun hazırlıklarını, turizmde ürün ve pazar çeşitliliğini artırmaya yönelik çalışmaları değerlendirdi. Türkiye standı önünde basın mensuplarıyla bir araya gelen Ersoy, kongre ve etkinlik turizminden gastronomiye, kültür varlıklarının iadesinden deprem bölgesindeki turizm çalışmalarına kadar farklı başlıklarda açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin fuardaki katılımına ilişkin bilgi veren Ersoy, şunları söyledi: “WTM Londra’yı, Türkiye’nin turizm zenginliğini uluslararası sektör temsilcileriyle buluşturduğumuz ve gelecek sezonun hazırlıklarını değerlendirdiğimiz önemli bir platform olarak görüyoruz. Bu yıl 909 metrekarelik ana standımız, 255 metrekarelik destinasyon alanımız ve 50 metrekarelik spor turizmi alanımızla, 78 alt katılımcıyla fuarda yer alıyoruz. Kapadokya’nın eşsiz doğal ve kültürel mirasından gastronomiye, spor turizminden kültür turizmine kadar farklı destinasyonlarımızı ve turizm ürünlerimizi aynı çatı altında buluşturduk. Burada âdeta bir Türkiye adası oluşturduk. Sektörümüzle birlikte ülkemizin turizmdeki zenginliğini ve çeşitliliğini uluslararası alanda güçlü biçimde temsil ediyoruz.” Ulaşım maliyetleri ve son dakika rezervasyonları 2027 planlamasında öne çıkıyor İngiltere’nin Rusya ve Almanya’nın ardından Türkiye’nin üçüncü büyük kaynak pazarı olduğunu belirten Ersoy, Birleşik Krallık pazarının güçlü performansını sürdürmesini beklediklerini söyledi. Bölgedeki savaşların enerji fiyatları ve ulaşım maliyetleri üzerindeki etkisine dikkati çeken Ersoy, havacılık sektöründeki yıllık yakıt fiyatı sabitleme işlemleri nedeniyle maliyet artışlarının biletlere ilk aşamada bütünüyle yansımadığını anlattı. Bu dönemlerin sona ermesiyle yükselen petrol fiyatlarının 2027’de uçak bileti fiyatları üzerinde daha belirgin bir etki oluşturmasını beklediklerini ifade etti. Ersoy, üç saat ve üzerindeki uçuşlarda bilet başına ortalama 100 dolarlık ek yük oluşabileceğini öngördüklerini belirtti. Birçok ülkedeki tur operatörleriyle yoğun görüşmeler yürüttüklerini söyleyen Ersoy, erken rezervasyonun payının azaldığı, son dakika rezervasyonlarının ağırlığının arttığı bir döneme girilebileceğine işaret etti. Bu tabloya uygun bir tanıtım ve satış stratejisi izleyeceklerini vurgulayan Ersoy, yıl boyunca tur operatörleri, hava yolu şirketleri ve seyahat platformlarıyla kesintisiz tanıtım ve satış kampanyalarını sürdüreceklerini kaydetti. Üçüncü çeyrekteki toparlanma gelir rekorunu getirdi Turizmde üçüncü çeyrek ve ilk dokuz aylık sonuçları değerlendiren Bakan Ersoy, şubat ayının sonunda başlayan savaşın ikinci çeyreği olumsuz etkilediğini hatırlattı. İkinci çeyrek sonuçlarının açıklandığı dönemde en zor sürecin geride kaldığına ve yoğun tanıtım kampanyalarıyla üçüncü çeyrekte toparlanma sağlanacağına yönelik beklentilerini paylaştıklarını belirten Ersoy, sonuçların bu öngörüyü doğruladığını söyledi. Türkiye’nin üçüncü çeyrek turizm gelirinin yüzde 5 artışla 25 milyar 526 milyon dolara ulaştığını ifade eden Ersoy, bunun bugüne kadar elde edilen en yüksek çeyreklik turizm geliri olduğunu vurguladı. İkinci çeyrekteki olumsuz etkinin de telafi edildiğini belirten Ersoy, ilk dokuz aylık turizm gelirinin yüzde 2,4 artışla 51 milyar 278 milyon dolar olduğunu, aynı dönemde Türkiye’de 49 milyon 132 bin ziyaretçinin ağırlandığını bildirdi. Bölgedeki savaşlara ve jeopolitik risklere rağmen Türkiye’nin süreci başarıyla yönettiğini söyleyen Ersoy, şu değerlendirmede bulundu: “Başta Cumhurbaşkanımızın liderliğinde uygulamış olduğumuz dış politikamız ile ateş çemberinin ortasında tam bir istikrar adası olma pozisyonumuzu koruyoruz. İnşallah bu şekilde de süreci yönetmeye devam edeceğiz.” İngiltere pazarında şehir ve kültür turizmi güçleniyor İngiltere’nin en yoğun tanıtım yapılan ülkeler arasında yer aldığını belirten Ersoy, televizyon kanallarından dijital platformlara, sosyal medyadan kanaat önderlerinin Türkiye’de ağırlandığı programlara kadar bütün iletişim yöntemlerini kullandıklarını söyledi. Bu çalışmaları tur operatörleri, hava yolu şirketleri ve seyahat portallarıyla yürütülen doğrudan satış odaklı tanıtımlarla desteklediklerini ifade etti. İngiliz ziyaretçilerin yalnızca yaz aylarında değil, düşük sezonda ve kış döneminde de Türkiye’nin tatil bölgelerini tercih ettiğine dikkati çeken Ersoy, bu özelliğin İngiltere pazarını turizmin yıl geneline yayılması açısından önemli kıldığını belirtti. Son yıllarda İngiltere’de İstanbul’a yönelik yoğun tanıtım yaptıklarını söyleyen Ersoy, Birleşik Krallık’tan İstanbul’a gelen ziyaretçi sayısında da önemli artışlar görüldüğünü kaydetti. Bu yaklaşımın turizmi 81 ile yayma stratejisinin bir parçası olduğunu vurgulayan Ersoy, İngiltere pazarındaki çalışmaları kıyı destinasyonlarıyla sınırlamadıklarını, şehir ve kültür turizmiyle çeşitlendirdiklerini ifade etti. “60’tan fazla ürünle pazara çıkmış durumdayız” Türkiye’nin 2018’den itibaren turizmde strateji değişikliğine gittiğini belirten Bakan Ersoy, geçmişte ağırlıklı olarak deniz, kum, güneş ve arkeolojiyle öne çıkan turizm anlayışının çok daha geniş bir ürün çeşitliliğine ulaştığını söyledi. Ersoy, “Şimdi 60’tan fazla ürünle biz pazara çıkmış durumdayız.” diyerek GoTürkiye üzerinden bu çeşitliliğin yoğun biçimde tanıtıldığını ifade etti. Tanıtım kampanyalarını hem destinasyon hem de ürün temelinde yürüttüklerini belirten Ersoy, gastronominin bu yaklaşımda önemli bir yer tuttuğunu kaydetti. Michelin Rehberi’nin Türkiye’ye gelmesinin ve destinasyonların kendilerine özgü ürünlerinin öne çıkarılmasının gastronomi turizmine katkı sağladığını söyledi. Kültür Yolu Festivalleri kapsamında gastronomiye ayrı bir yer verdiklerini anlatan Ersoy, şehirlerin unutulmaya yüz tutmuş yöresel reçetelerinin menülere dâhil edilmesini sağladıklarını ve “Lezzet Noktaları” oluşturduklarını belirtti. Formula 1’den büyük zirvelere etkinlik turizmi Ürün çeşitlendirme çalışmalarına etkinlik turizmini de eklediklerini belirten Ersoy, 2027 itibarıyla Formula 1’in Türkiye’ye dönüşünün yanı sıra uluslararası futbol organizasyonları, konserler ve büyük ölçekli etkinliklerin bu alandaki önemine dikkati çekti. Türkiye’nin uluslararası zirvelere ev sahipliği yapma kapasitesinin de geliştiğini ifade eden Ersoy, NATO ve Antalya’da düzenlenecek COP31 gibi organizasyonların bu kapasiteyi ortaya koyduğunu söyledi. TGA bünyesinde MICE birimi oluşturuluyor Kongre ve toplantı turizmine ilişkin yeni çalışmalarını da açıklayan Ersoy, TGA bünyesinde toplantı, teşvik seyahati, kongre ve fuar organizasyonlarını kapsayan MICE alanına yönelik bir birim oluşturduklarını bildirdi. Bundan sonraki dönemde yalnızca devletler arası kongrelere değil, uluslararası şirketlerin büyük organizasyonlarına da teklif vermeyi hedeflediklerini belirten Ersoy, Lütfi Kırdar Kongre Merkezi ile COP31’in gerçekleştirileceği alanın bu süreçte önemli rol üstleneceğini söyledi. Lütfi Kırdar’ın Kültür ve Turizm Bakanlığına devri ile COP31 alanının etkinlik sonrasındaki birkaç ay içinde Bakanlığa devredilmesine yönelik süreci anlatan Ersoy, bu iki alanla birlikte küresel şirketlerin organizasyonlarını Türkiye’ye kazandırmak için çalışacaklarını ifade etti. Ersoy, Türkiye’nin bu ölçekteki etkinlikler için ülke olarak teklif sunmaya başlayacağını ve uluslararası organizasyonları daha yoğun biçimde ağırlamayı hedeflediklerini kaydetti. Gastronomide hedef, şehirleri uluslararası çekim merkezine dönüştürmek Türk gastronomi markalarının Londra pazarındaki varlığına ilişkin soruyu da yanıtlayan Bakan Ersoy, bu gelişmenin Türkiye’nin ürünlerinin tanıtımı açısından önemli olduğunu söyledi. Nitelikli gastronomi ürünlerine sahip olmakla bir gastronomi şehri olmanın farklı kavramlar olduğuna dikkati çeken Ersoy, uluslararası mutfakların doğru biçimde sunulduğu ve bu birikimin etkinliklerle desteklendiği şehirlerin güçlü birer gastronomi merkezi hâline gelebildiğini ifade etti. Türkiye açısından önceliklerinin şehirlerin bu niteliğe ulaşması olduğunu vurgulayan Ersoy, İstanbul’a bu doğrultuda önemli yatırımlar yaptıklarını ve sonuçlarını aldıklarını belirtti. İstanbul’un dünyanın önde gelen gastronomi şehirlerinden biri hâline geldiğini söyleyen Ersoy, elde edilen sonuçların yeni çalışmalar için motivasyon sağladığını kaydetti. Kültür varlıklarının iadesinde 14 ülkeyle iş birliği ABD’den 100 kültür varlığının Türkiye’ye iadesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ersoy, yurt dışına kaçırılan eserlerin tespit edilmesi ve mümkün olan en kısa sürede ülkeye kazandırılmasının en hassas oldukları konular arasında yer aldığını söyledi. Son sekiz yılda kaçakçılıkla mücadelede kurumsal kapasiteyi güçlendirdiklerini belirten Ersoy, ilgili yapıyı daire başkanlığı seviyesine çıkararak daha geniş bir kadroyla çalışmaya başladıklarını anlattı. Aralarında ABD’nin de bulunduğu 14 ülkeyle ikili protokol imzaladıklarını ifade eden Ersoy, bu iş birliklerinin iade süreçlerine olumlu yansıdığını vurguladı. Ersoy, geçmişte sekiz-dokuz yıl süren süreçlerin artık yedi-sekiz ay gibi sürelerde sonuçlanabildiğini söyledi. İadelerin arkasında çok sayıda kurum ve uzmanın katkı sunduğu yoğun bir uluslararası çalışma bulunduğunu belirten Ersoy, Manhattan Bölge Savcılığı ve ABD İç Güvenlik Soruşturmaları Birimi (HSI) ile yürütülen iş birliğine dikkati çekti. Kazı kayıtları, tanıklıklar ve bilimsel araştırmaların eserlerin kökeninin ve kaçırılma süreçlerinin ispatında belirleyici olduğunu anlatan Ersoy, Türkiye’nin bu alanda önemli bir uzmanlık kazandığını, başka ülkelerin de Türkiye’den danışmanlık aldığını ifade etti. “Kaçak malın ayıplı mal olarak kabul edilmesi lazım” Kültür varlığı kaçakçılığının önlenmesinde uluslararası anlayışın değişmesinin önemine işaret eden Ersoy, kaçak eserlere yönelik talebin ortadan kaldırılması gerektiğini vurguladı. Ersoy, “Artık dünyada bu bir kabul olması lazım. Yani kaçak mal, ayıplı mal olarak kabul edilmesi lazım. Herkes tarafından dışlanması lazım.” dedi. Bu yaklaşımın yaygınlaşmasının kaçak eserlerin alıcı bulmasını engelleyeceğini ve kaçak kazıları caydıracağını belirten Ersoy, ABD’den getirilen 100 kültür varlığının çok değerli eserler olduğunu söyledi. Eserlerin İstanbul Arkeoloji Müzelerinde sergilendiğini ifade eden Ersoy, ziyaretçileri bu kültür varlıklarını görmeye davet etti. Uzak pazarlarda ulaşım kapasitesi artırılıyor 2027’ye yönelik yeni pazar hedeflerine ilişkin soruyu yanıtlayan Ersoy, son sekiz yıldır kaynak pazar çeşitliliğini artırmaya odaklandıklarını belirtti. Kaynak pazarların çeşitlenmesinin turizm sektörünün krizlere karşı dayanıklılığını güçlendirdiğini vurgulayan Ersoy, yakın pazarlardaki güçlü konumlarını korurken uzak pazarlara öncelik verdiklerini söyledi. ABD, Kanada ve Çin’e yönelik çalışmalara değinen Ersoy, Kanada ile karşılıklı uçuş imkânlarının artırılmasına yönelik kararların ve Çin pazarındaki kapasite artışının bu açıdan önem taşıdığını ifade etti. Çin’de kapasitenin 21’den 49’a çıkarılmasına ilişkin kararın ardından ek uçuş imkânlarının eylül itibarıyla devreye girmeye başladığını belirten Ersoy, bu gelişmenin önümüzdeki dönemde pazardaki büyümeyi desteklemesini beklediklerini söyledi. Türk Hava Yollarıyla yakın çalıştıklarını belirten Ersoy, uzun menzilli uçakların teslimatlarının da uzak pazarlara erişimi güçlendireceğini kaydetti. Yeni Zelanda gibi uzun mesafeli uçuş noktalarına yönelik planlamalara değinen Ersoy, uzak pazarlar başta olmak üzere ulaşım ağını genişletmeyi hedeflediklerini ifade etti. “Deprem bölgesi öncelikli noktalarımızdan biri” Kahramanmaraş’a yönelik kültür ve turizm çalışmaları dolayısıyla teşekkür eden bir basın mensubuna da yanıt veren Bakan Ersoy, deprem bölgesinin öncelikleri arasında yer almaya devam edeceğini vurguladı. Şehirlerin yeniden ayağa kaldırılmasının yanı sıra ticaretin ve ekonominin canlandırılmasının da önemine dikkati çeken Ersoy, turizmin bu süreçte önemli bir katkı alanı olduğunu belirterek, “Biz de üzerimize düşeni en büyük fedakârlıkla yapacağız.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Amerikan-Türk Cemiyeti’nin Görkemli 2026 Galasında Eğitime Destek ve Eş Başkanlık Değişimi Haber

Amerikan-Türk Cemiyeti’nin Görkemli 2026 Galasında Eğitime Destek ve Eş Başkanlık Değişimi

İş, sanat ve diplomasi dünyasından 300’ü aşkın davetlinin katıldığı gecenin bu yılki teması “The Bridges That Connect Us” (Bizi Birbirimize Bağlayan Köprüler) oldu. İki ülke arasında eğitim, kültür ve dostluk yoluyla kurulan bağların öneminin vurgulandığı galada, açık artırmadan elde edilen gelirler de dahil olmak üzere toplam yaklaşık 1 milyon ABD doları bağış toplandı. Gelir, ABD’deki üniversitelerde eğitim gören Türk öğrencilerin burslarla desteklenmesi amacıyla kullanılacak. Gala aynı zamanda ATS’te bir görev değişimine sahne oldu. 2020 yılından bu yana eş başkanlık görevini yürüten Suzan Sabancı ve Linda Wachner, beş yıllık görev sürelerinin ardından eş başkanlığı Lexin Capital’in kurucusu ve başkanı Metin Negrin ile L’Etoile Sport’un kurucu ortağı, CEO’su ve kreatif direktörü Yeşim Philip’e devretti. Sabancı ve Wachner’ın eş başkanlık döneminde düzenlenen altı galada toplam 6 milyon ABD dolarını aşkın kaynak yaratıldı. Suzan Sabancı, gecede yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Linda Wachner ile birlikte American Turkish Society’nin eş başkanlığını yürüttüğümüz beş yılı geride bırakırken büyük bir gurur ve minnet duyuyorum. Yürütme Kurulumuz ve Yönetim Kurulumuzla birlikte ATS’in konumunu güçlendirdik, mali geleceğini güvence altına aldık ve kuruluş amacına, yani Türkiye ile ABD’yi eğitim, kültür ve dostluk aracılığıyla birbirine yakınlaştırma misyonuna daha güçlü biçimde odaklanmasını sağladık. Eğitimin bu misyonun merkezinde olduğuna inanıyorum. Çünkü eğitim yalnızca gençlerin önüne yeni kapılar açmakla kalmıyor; insanlar, ülkeler ve kuşaklar arasında kalıcı köprüler kuruyor. Bugün desteklediğimiz gençler, yarın iki ülke arasındaki dostluğun ve iş birliğinin taşıyıcıları olacak. Eş başkanlık göreviyle bu misyonu ve sorumluluğu devralan Yeşim Philip ve Metin Negrin’i yürekten tebrik eder, yeni dönemde başarılar dilerim. Bu vesileyle, Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümünü canıgönülden kutlarım.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Mobil Uygulamalarının Abonelik Gelirlerinin Yüzde 89’u Yurt Dışından Geliyor Haber

Türk Mobil Uygulamalarının Abonelik Gelirlerinin Yüzde 89’u Yurt Dışından Geliyor

Araştırmaya göre Türkiye, RevenueCat platformunda yıllık en az 100 dolar abonelik geliri elde eden geliştirici sayısı bakımından ilk beş ülke arasında yer alıyor. Türkiye merkezli geliştiricilerin uluslararası pazarlardaki gelir dağılımını ve büyüme performansını ortaya koyan veriler, mobil uygulamaların Türkiye'nin dijital ihracat potansiyeline de işaret ediyor. New York'un ardından ilk kez İstanbul'da düzenlenecek Istanbul App Week, 2–8 Kasım 2026 tarihlerinde Neon Apps ve RevenueCat iş birliğiyle gerçekleştirilecek. 30'u aşkın etkinlik ve 2.000'den fazla katılımcı hedefiyle mobil uygulama ekosisteminin uluslararası temsilcilerini, girişimcileri ve yatırımcıları buluşturacak organizasyonda abonelik ekonomisi, yapay zekâ, kullanıcı kazanımı ve küresel büyüme stratejileri ele alınacak. Türk mobil uygulamalarının en büyük pazarı Kuzey Amerika RevenueCat verilerine göre, platformdaki Türkiye merkezli uygulama geliştiricilerinin abonelik gelirlerinin yüzde 89,2'si yurt dışı pazarlardan elde ediliyor. Bir önceki dönemde yüzde 87,6 olan bu oran, Türkiye merkezli geliştiricilerin uluslararası pazarlardaki ağırlığının arttığını gösteriyor. Abonelik gelirlerinde yüzde 37,6'lık payla Kuzey Amerika ilk sırada yer alırken, bölgeyi yüzde 16,1 ile Batı Avrupa ve yüzde 13,6 ile Latin Amerika izliyor. Ülke bazında ise ABD, yüzde 35,6'lık payla en büyük pazar konumunda bulunuyor. Türkiye merkezli geliştiricilerin uygulamaları 200'den fazla ülke ve bölgede abonelik geliri elde ediyor. Bölgesel büyüme verilerine bakıldığında ise Latin Amerika'dan elde edilen abonelik gelirlerinin son bir yılda yüzde 108, Hindistan ve Güneydoğu Asya'da yüzde 61, Batı Avrupa'da ise yüzde 42 arttığı görülüyor. Türkiye merkezli geliştiricilerin abonelik gelirleri yüzde 38 arttı RevenueCat araştırmasına göre, Eylül 2025–Ağustos 2026 döneminde platformdaki Türkiye merkezli geliştiricilerin aynı uygulamalardan elde ettiği abonelik geliri, önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 38 arttı. Küresel ölçekte aynı uygulamalar bazında hesaplanan büyüme ise yüzde 33 seviyesinde gerçekleşti. Kategori bazında Türkiye merkezli geliştiricilerin abonelik gelirlerinde yüzde 33,9'luk payla araçlar ve yardımcı uygulamalar ilk sırada yer alırken, bu kategoriyi yüzde 21,7 ile medya ve eğlence, yüzde 11,9 ile verimlilik uygulamaları takip etti. Araçlar ve yardımcı uygulamalar kategorisindeki abonelik gelirleri ise yüzde 132 arttı. “Türkiye'den daha fazla küresel başarı hikâyesi çıkarmayı hedefliyoruz” Araştırma sonuçlarını değerlendiren Neon Apps Kurucu Ortağı Tuna Öztürk Türkiye merkezli geliştiricilerin uluslararası pazarlardaki büyüme potansiyeline dikkat çekerek şunları söyledi: “Türkiye merkezli geliştiricilerin abonelik gelirlerinin yüzde 89'unu yurt dışı pazarlardan elde etmesi, mobil uygulamalarımızın uluslararası pazarlara ulaşma kapasitesini ortaya koyuyor. Teknoloji geliştirme yetkinliğimiz ve girişimcilik ekosistemimiz, bu başarıyı daha ileri taşımak için önemli bir potansiyel sunuyor. Abonelik ekonomisi bu büyümeyi desteklerken doğru fiyatlandırma, kullanıcı kazanımı ve kullanıcıyı elde tutma stratejileri de küresel başarıda belirleyici rol oynuyor. Neon Apps olarak 2–8 Kasım'da RevenueCat iş birliğiyle düzenleyeceğimiz Istanbul App Week'te uluslararası teknoloji şirketlerini, yatırımcıları ve uygulama geliştiricilerini İstanbul'da buluşturacağız. Amacımız, Türkiye'deki geliştiricilerin küresel bilgi birikimine ve iş ağlarına erişimini güçlendirerek yeni iş birliklerine ve daha fazla uluslararası başarı hikâyesine katkı sağlamak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Faizler Ekonomik Dengeleri Zorluyor Haber

Faizler Ekonomik Dengeleri Zorluyor

Bu gelişmeler doğrultusunda Coface, 3 ülkenin risk notunu düşürürken 4 ülkenin notunu yükseltti. Sektör risk değerlendirmelerinde ise 12 aşağı ve 8 yukarı yönlü olmak üzere toplam 20 değişiklik yaptı. Öne çıkan rakamlar: Orta Doğu’daki çatışmanın 2026 ve 2027 yıllarında küresel büyüme üzerinde yüzde 0,5 puan kayıp yaratacağı tahmin ediliyor.Petrol fiyatlarının eylül ayında 100 dolar/varil eşiğini aşması bekleniyor. Coface’ın 2026 için büyüme tahmini %2,5, 2027 yılı içinse %2,6. Küresel ekonomi enflasyon baskısının etkisinde Jeopolitik koşullar yaz aylarında belirgin biçimde kötüleşti. İran ile ABD arasında çatışmaların yeniden başlaması ve Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşın şiddetlenmesi, tedarik zincirlerini ciddi ölçüde zorlayarak emtia fiyatlarında sert artışlara yol açtı. Hürmüz Boğazı üzerinden Körfez’den yapılan petrol ihracatı önemli ölçüde artmasına ve ticaret akışları alternatif güzergâhlara yönelmesine karşın hidrokarbon fiyatları yükseldi. Petrol fiyatları %50’nin üzerinde, doğal gaz fiyatları ise yaklaşık %100 arttı. Metal fiyatları yüksek seyrini korurken Karadeniz’deki liman terminallerine yönelik saldırılar ve Avrupa’da yaz boyunca yaşanan sıcak hava dalgaları tarımsal emtia fiyatlarını da önemli ölçüde artırdı. Buğday fiyatlarındaki yıllık artış ise %40’a ulaştı. Bu gelişmeler yeni bir enflasyon dalgasına ilişkin kaygıları artırırken merkez bankalarını politika faizlerini yükseltmeye yöneltti. Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) ardından ABD Merkez Bankası’da (Fed) faizleri 25 baz puan artırdı. Bu karar, küresel finansal koşulların daha da sıkılaşmasına katkıda bulundu. Ocak ayı ortasında gördüğü düşük seviyeden bu yana Amerikan Doları efektif bazda %6’nın üzerinde değer kazandı. Uzun vadeli faiz oranları ise şubat sonundan itibaren başlıca para birimi bölgelerinin çoğunda 100 baz puandan fazla yükseldi. Küresel ekonomi, özellikle yapay zekâ yatırımları ve bunların yarattığı servet etkisinin desteğiyle şimdilik dayanıklılığını koruyor. Bununla birlikte riskler birikmeye devam ediyor. Bu çerçevede Coface, 2025’te %2,8 olan küresel büyümenin 2026’da %2,5’e gerileyeceği, 2027’de ise %2,6 seviyesinde dengeleneceği yönündeki tahminini koruyor. Ülke ve sektör riskleri: Orta Doğu’da 3 not indirimi, tarım ve gıda sektöründe artan baskı Orta Doğu’da, Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin ekonomik faaliyetlerinde 2026 yılında daralma bekleniyor. Suudi Arabistan (A3 → A4), enerji altyapısına ve ihracat güzergâhlarının büyük bölümüne yönelik saldırılardan etkilenirken Birleşik Arap Emirlikleri (A2 → A3) ve Katar (A3 → A4), Hürmüz Boğazı’na bağımlılıkları nedeniyle kırılgan bir görünüm sergiliyor. Tarım ve gıda sektörünün risk notu altı ülkede düşürüldü. Avrupa’da (Fransa, Avusturya ve Polonya) bu kararın başlıca nedeni, 2026 yazında yaşanan aşırı hava olayları oldu. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’da kırılganlığın temelinde yerel üretim sorunlarından çok gıda ithalatına yüksek bağımlılık bulunuyor. Arjantin’de ise çok sayıda tarım işletmesinin iflası, yüksek maliyetler ve daralan kâr marjları nedeniyle sektör zorlu finansal koşullarla karşı karşıya kalmayı sürdürüyor. Küresel ekonomide farklı büyüme hızları ABD’de hanehalkı tüketimi, yapay zekâ yatırımları ve tam istihdama yakın seyreden iş gücü piyasası (%4 işsizlik oranı) ekonominin dayanıklılığını destekliyor.Avrupa ekonomisi, Fransa’nın kamu maliyesinin sürdürülebilirliğine ilişkin endişelere rağmen Almanya ve İspanya ekonomilerinin dayanıklılığı sayesinde beklentilerin bir miktar üzerinde performans gösteriyor.Asya’da ekonomik görünüm ülkeler arasında farklılaşıyor. Vietnam (+%8,4) ve Hindistan (+%7,5), altyapı harcamaları ve yapay zekâ bağlantılı teknolojilerden yararlanmaya devam ediyor. Çin’de iç talep zayıflarken Tayland ve Filipinler başta olmak üzere bölgedeki bazı ekonomiler artan enerji maliyetlerinin baskısını hissediyor.Afrika ve Latin Amerika’da temel risk, özellikle El Niño etkisiyle yükselen tarım ve enerji fiyatlarının beslediği, kalıcılığını koruyan yüksek enflasyon olmaya devam ediyor. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Coface Baş Ekonomisti Jean-Christophe Caffet, “Orta Doğu’da uzayan çatışmalar, küresel ölçekte yeni bir enflasyon şoku riskini yeniden gündeme getiriyor. Enerji, emtia ve taşımacılık maliyetlerindeki artış, merkez bankalarını sıkı para politikalarını sürdürmeye zorluyor. Bu da kırılgan durumdaki hükümetler ve şirketler açısından koşulları giderek daha güç hale getiriyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çimsa İlk 9 Ayda 41,8 Milyar TL Net Satış Geliri Elde Etti Haber

Çimsa İlk 9 Ayda 41,8 Milyar TL Net Satış Geliri Elde Etti

Sabancı Topluluğu şirketlerinden Çimsa, 2026 yılının ilk dokuz aylık dönemine ilişkin finansal sonuçlarını açıkladı. Şirketin konsolide net satışları 41,8 milyar TL olarak gerçekleşti. Türkiye’nin yanı sıra ABD, İspanya, İrlanda ve Birleşik Krallık’a uzanan operasyonlarıyla faaliyetlerini sürdüren Çimsa, büyüme stratejisinde operasyonel verimlilik, maliyet disiplini, katma değerli ürünler ve uluslararası operasyonlarının katkısını odağında tutuyor. Şirketin ABD’deki gri ve beyaz çimento öğütme tesisi, İspanya’daki beyaz çimento operasyonları ve İrlanda merkezli Mannok’un yapı malzemeleri portföyü, Çimsa’nın farklı coğrafya ve müşteri gruplarına ulaşmasını destekliyor. “Yatırımlarımızda ve operasyonlarımızda kârlı büyümeyi, nakit yaratımını ve etkin sermaye kullanımını önceliklendiriyoruz” Finansal sonuçları değerlendiren Çimsa Yönetim Kurulu Başkanı Umut Zenar, şunları söyledi: “Küresel bir yapı malzemeleri şirketine dönüşümümüzü sürdürürken, büyümemizi operasyonel verimlilik ve maliyet disipliniyle desteklemeye devam ediyoruz. Bugün Türkiye’deki güçlü üretim altyapımızı ABD, İspanya, İrlanda ve Birleşik Krallık’taki operasyonlarımız, genişleyen ürün portföyümüz ve farklı pazarlardaki yetkinliklerimizle bir araya getiriyoruz. Önümüzdeki dönemde de odağımız, sahip olduğumuz bu güçlü platformdan daha fazla değer yaratmak olacak. Yatırımlarımızda ve operasyonlarımızda kârlı büyümeyi, nakit yaratımını ve etkin sermaye kullanımını önceliklendiriyoruz. Operasyonel verimliliğimizi artırırken maliyetlerimizi etkin şekilde yönetmek ve uluslararası operasyonlarımızın Çimsa’nın sonuçlarına katkısını güçlendirmek temel önceliklerimiz arasında yer alıyor. Uzun vadeli hedefimiz, yalnızca ölçeğini büyüten değil, faaliyet gösterdiği tüm pazarlarda sürdürülebilir şekilde değer yaratan ve finansal gücünü artıran global bir yapı malzemeleri şirketi olmak.” COP31’de deneyimleri ve geliştirdiği çözümleri katılımcılara aktaracak Çimsa, büyümesini desteklerken üretim verimliliği ve maliyet yönetimine yönelik çalışmalarını da sürdürüyor. Yılın ilk dokuz ayında alternatif yakıt kullanım oranı Türkiye’de yüzde 23, İspanya’da yüzde 30 ve İrlanda’da yüzde 78 seviyesinde gerçekleşti. Alternatif yakıt kullanımının fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılmasına ve üretimde maliyet avantajının güçlendirilmesine katkı sağladığını belirten Çimsa, Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi’nin (WBCSD) Business Action Bank platformuna sunduğu vaka çalışmalarıyla üretimde karbon emisyonlarının azaltılması, düşük karbonlu ürünlerle dayanıklı altyapı çözümleri geliştirilmesi ve biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik uygulamaları uluslararası iş dünyasıyla paylaştı. Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31’de de bu alanlardaki deneyimlerini ve geliştirdiği çözümleri katılımcılara aktaracak. Çimsa ayrıca COP31 Sürdürülebilir Dönüşüm Ödülleri’nde Green Wave Ürün Programıyla İklim Dayanıklılığı ve Altyapı kategorisinde birincilik elde etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ege Bölgesi’nde Çelik İhracatının Açığını, Bakır İhracatı Kapattı Haber

Ege Bölgesi’nde Çelik İhracatının Açığını, Bakır İhracatı Kapattı

Demir ve demirdışı metaller sektörü 9 aylık dönemde ihracatını yüzde 23’lük artışla 616 milyon dolardan 756 milyon dolara taşıyarak EDDMİB’in ihracatına pozitif bir tablo ortaya koyarken, çelik sektörünün ihracatı yüzde 14’lük azalışla 1 milyar 355 milyon dolardan 1 milyar 163 milyon dolara indi. Bakır ihracatının domine ettiği demir ve demirdışı metaller sektörü, son 1 yıllık dönemde ihracatını yüzde 28’lik artışla 759 milyon dolardan 970 milyon dolara ulaştırdı ve 2026 yılı sonunda 1 milyar dolar barajını aşacağının sinyalini verdi. Demirdışı metaller sektörünün güçlü performansının, çelik ihracatındaki kaybı büyük ölçüde telafi ettiğini ifade eden Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı M. Fatih Uysal, 2026 yıl sonu hedeflerinin 2,5 milyar dolar olduğunu, beklenmedik bir gelişme yaşanmadığı takdirde hedeflerine ulaşacaklarını dile getirdi. AB, korunma önlemleri çelik ihracatını düşürdü “Çelik ihracatındaki gelişmeleri değerlendiren Uysal, “Çelik sektörümüz bugün küresel ölçekte giderek sertleşen rekabet koşullarıyla karşı karşıya. Avrupa Birliği’nin ithalat kotalarını sıkılaştırması, ABD’nin korumacı ticaret politikaları ve Çin kaynaklı arz fazlasının uluslararası pazarlarda yarattığı fiyat baskısı ihracatçılarımızı zorluyor. Bunun yanı sıra, Avrupa pazarında giderek önem kazanan yeşil dönüşüm ve karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik düzenlemeler de sektörümüzün rekabet gücünü koruması açısından belirleyici hale geliyor. Buna yurt içindeki yüksek üretim, enerji ve finansman maliyetleri de eklenirken, döviz dönüşüm desteği uygulamasının ihracatçı firmaların farklı finansal yapılarını dikkate alacak şekilde geliştirilmesinin sektörümüz açısından faydalı olacağını düşünüyoruz. Öte yandan, komşu ülkelerdeki siyasi belirsizlikler bölgesel ticaretin ve ihracat pazarlarımızın öngörülebilirliğini olumsuz etkiliyor. Özellikle Avrupa pazarında karşılaştığımız kısıtlamalar, alternatif pazarlardaki rekabeti ve pazar çeşitlendirmesini daha da önemli hale getiriyor. 1 Temmuz 2026’da yürürlüğe giren yeni AB kota rejiminin etkilerinin yılın kalan döneminde daha belirgin hissedilmesini bekliyoruz. Bu süreçte önceliğimiz, mevcut pazarlardaki konumumuzu korurken yeni pazarlarda kalıcı iş bağlantıları kurmak ve katma değerli üretimle rekabet gücümüzü artırmak olacak” ifadelerini kullandı.” Alternatif pazarlarda güç kazanmak için 12-15 Ekim 2026 tarihlerinde Fas’a Sektörel Ticaret Heyeti düzenlediklerini paylaşan Uysal, Fas’ın Dünya Kupası nedeniyle yapacağı yeni altyapı yatırımlarının, Türk demir ve demirdışı metaller sektörümüz açısından önemli tedarik ve iş birliği fırsatları oluşturacağına inandıklarını vurguladı. Türkiye’nin kaliteli, rekabetçi ve esnek üretim gücüyle Fas’ın artan yatırım ve tedarik ihtiyaçlarına güçlü bir çözüm ortağı olabileceğine değinen Uysal, “Fas’ı, Afrika kıtasının istikrarlı büyüme gösteren ve bölgesel ticaret açısından stratejik konumunu güçlendiren ülkelerinden biri olarak hedef pazarlarımız arasında değerlendiriyoruz. Fas, aynı zamanda Batı Afrika’ya da giriş kapısı konumunda. Fas’a 10 firmamızla gittik. 13 Ekim 2026 Salı günü Türk ihracatçılarıyla Faslı ithalatçıların ikili iş görüşmeler gerçekleştirdik.” Uysal, Fas’a yönelik heyeti yeni pazarlara açılma çalışmalarının önemli bir adımı olarak gördüklerini belirterek, üyelerinin ihracat potansiyelini artırmak ve alternatif pazarlarda kalıcı iş bağlantıları kurulmasını sağlamak amacıyla sektörel ticaret heyetlerini ve yeni pazar keşiflerini önümüzdeki dönemde de artırarak sürdüreceklerini ifade etti. Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği’nin 2026 yılı ocak – eylül döneminde ihracatında ürün kategorilerinde; demir-çelik inşaat aksamı 286 milyon dolarla ilk sırada yer alırken, demir-çelik profil ihracatı 202 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırdı. İhracatını istikrarlı bir şekilde artıran bağlantı elemanları sektörü yüzde 6’lık artışla 194,3 milyon dolarlık ihracat hacmine ulaştı. Demirdışı metaller kategorisinde bakır ihracatı yüzde 28’lik artışla 284 milyon dolardan 365 milyon dolara sıçrarken, alüminyum ihracatı yüzde 15’lik yükselişle 111 milyon dolardan 127 milyon dolara ilerledi. Almanya, İtalya ve Bulgaristan ihracatta ilk üç ülke Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği, 2026 yılında 183 ülkeye ihracat yaparken zirvede yüzde 14’lük artışla 228 milyon dolarla Almanya yer aldı. Listenin ikinci sırasındaki İtalya’ya ihracat yüzde 21’lik artışla 128 milyon dolardan 156 milyon dolara çıkarken, Bulgaristan’a ihracat yüzde 61’lik artışla 77,6 milyon dolardan 125,4 milyon dolara çıktı. Bulgaristan listede 3 basamak çıktı ve üçüncü basamağın yeni sahibi oldu. Yemen’e ihracat yüzde 96’lık hızlı yükselişle 121,5 milyon dolar olurken, ABD 105 milyon dolarlık demir ve demirdışı metaller talebinde bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye, 27 Milyar Dolarlık Tarım Ürünleri İhraç Etti Haber

Türkiye, 27 Milyar Dolarlık Tarım Ürünleri İhraç Etti

Türkiye, 2026 yılının ilk dokuz ayında tarım ürünleri ihracatını yüzde 4 geliştirerek 27,1 milyar dolara taşıdı. Türkiye’nin yıllık tarım ürünleri ihracatı da yüzde 4’lük artışla 37,5 milyar doları aştı. Fındıktan kuru incire, kirazdan levreğe, kuru üzümden una, turşudan Türk somonuna, defneden yumurtaya, narenciye ürünlerinden zeytinyağına uzanan geniş ürün yelpazesiyle dünya pazarlarına ulaşan Türkiye'nin tarımsal ihracatında Ege Bölgesi 7,8 milyar dolara ulaşan yıllık performansıyla yüzde 21 pay alarak öne çıkıyor. Dört iklimin yaşandığı Türkiye, bereketli toprakları, üç tarafını çeviren denizleri sayesinde Avrupa’nın en büyük üreticisi olurken, dünya genelinde ilk 10 ülke arasında yerini alıyor. Fındık, kuru incir, kuru kayısı, kuru üzüm, levrek, çipura, defne, kekik ve kiraz gibi ürünlerde dünya çapında zirvede yer alan Türkiye dünya genelinde 175 ülkeye gıda ürünleri ihraç ediyor. Dünya Gıda Günü nedeniyle bir mesaj yayınlayan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, Türkiye’nin gıda ürünleri ihracatındaki başarısının ve bu ihracatta Ege Bölgesi’nin liderliğinin altını çizdi. Çekirdeksiz kuru üzüm, deniz levreği ve çipura ilk üçte 2026 yılının ocak – eylül döneminde Ege Bölgesi’nden 5 milyar 125 milyon dolarlık tarım ürünleri ihraç edildiği bilgisini veren Öztürk, “Çekirdeksiz kuru üzüm 331 milyon dolarlık ihracatla ilk sırada yer alıyor. Deniz levreği 258 milyon dolar, çipura 239 milyon dolar, ayçiçeği yağı 174 milyon dolar, soya yağı 147 milyon dolarlık ihracatla ilk beşte gıda ürünlerimiz oldu” şeklinde konuştu. Ege Bölgesi’nden 169 ülkeye gıda ürünleri ihraç edildiğini ifade eden Öztürk öne çıkan pazarlar hakkında şu bilgileri verdi: “Amerika Birleşik Devletleri 388 milyon dolarlık tarım ürünler ihracatıyla ilk sırada yer aldı. İkinci basamağın sahibi 357 milyon dolarla İngiltere olurken, Rusya Federasyonu’na 313 milyon dolarlık tarım ürünleri ihraç ettik. Bu ülkeleri 300 milyon dolarla İtalya ve 296 milyon dolarla Almanya takip etti.” Gıda ihracatçılarımızı 5 fuara götürüyoruz Ege İhracatçı Birlikleri’nin uzun yıllardır dünyanın en prestijli gıda fuarlarının Türkiye Milli Katılım Organizasyonuna imza attığı bilgisini veren Başkan Öztürk; “Amerika Birleşik Devletleri’nde New York Fancy Food ve Kaliforniya’daki Natural Product Expo West Fuarlarına, Japonya’da Foodex Fuarına, Almanya Nünberg’teki Biofach Organik Ürünler Fuarına ve Çin Uluslarararası İthalat Fuarı’nda Türk gıda sektörünü temsil ediyoruz. Dünya’nın en büyük gıda ithalatçısı ABD’de Türk gıda ürünlerinin tüketimini artırmak için Turkish Tastes isimli TURQUALITY Projesini 8 yıldır başarıyla sürdürüyoruz. Bu proje sürecinde ABD’ye gıda ihracatımız 750 milyon dolardan 2 milyar dolar seviyesine ulaştı. Sektörel ticaret heyetleri ve alım heyetleriyle Türkiye’nin gıda ihracatının artması için emek veriyoruz. Bu çabalar sonucunda orta vadede Türkiye’nin tarım ürünleri ihracatında 50 milyar dolara ulaşacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı. Tarım ürünlerinde Ege Bölgesi’nin yeni hedef 10 milyar dolar Ege İhracatçı Birlikleri’nin tarım ürünleri ihracatının 2026 yılı sonunda 8 milyar dolara ulaşması için çaba gösterdiklerini aktaran EİB Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, İzmir’de kurulan tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgelerinde üretimin başlamasıyla birlikte orta vadede Ege Bölgesi’nden yapılan tarım ürünleri ihracatının 10 milyar dolara çıkmasını öngördüklerini sözlerine ekledi. Ege Bölgesi’nin ihracatta öne çıktığı gıda ürünleri; 2025 yılında Türkiye 570 milyon dolarlık levrek ürünü ihraç ederken, bu ihracatın yüzde 90’ını oluşturan 511 milyon doları Ege Bölgesi’nden gerçekleştirildi. Ege Bölgesi, 2025 yılında 453 milyon dolarlık çipura ihraç etti. Bu rakam Türkiye’nin 507 milyon dolarlık çipura ihracatında yüzde 89’luk oranı temsil etti. Türkiye geneli 107 milyon dolarlık alabalık ihraç edilirken, Ege Bölgesi 67 milyon dolarlık ihracatla alabalık ihracatından yüzde 56 pay aldı. Türkiye’nin dünya lideri olduğu turşu ihracatında biber turşuları ve kornişon turşuları öne çıkıyor. 2026 yılının ocak – eylül döneminde Türkiye, 130 milyon dolarlık biber turşusu ihraç ederken, biber turşusu ihracatında 101 milyon dolarını Egeli ihracatçıların imzası vardı. 129 milyon dolarlık kornişon turşusu ihracatının 94 milyon dolarlık büyük dilimini Egeli ihracatçılar dünyanın dört bir tarafına ulaştırdı. Türkiye’nin dünya ikincisi olduğu kuru domates ihracatında da aslan payı Ege Bölgesi’nin oldu. 132 milyon dolarlık kuru domates ihracatında Ege Bölgesi 118 milyon dolarlık büyük dilimle temsil edildi. Türkiye, 2026 yılının ocak-eylül döneminde 273 milyon dolarlık zeytin ve zeytinyağı ihraç ederken, bu ihracatın yüzde 63’ünü Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği üyeleri gerçekleştirdi. Türkiye’nin 82 milyon dolarlık zeytinyağı ihracatında Ege Bölgesi’nin payı yüzde 83’e ulaşırken, sofralık zeytin ihracatçıları Türkiye’ye 168 milyon dolar döviz kazandırırken bu ihracatın 88 milyon dolarlık kısmını Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği üyeleri kazandırdı. Türkiye’nin 2025/26 sezonunda 465 milyon dolarlık kuru üzüm ihracatında Egeli ihracatçılar yüzde 98’lik payı temsil ederken, Egeli ihracatçılar 354 milyon dolarlık kuru incir ihracatında yüzde 80’ine imza atıyor. Türkiye, defne yaprağı kekik ihracatında dünya lideri. Sektörel kaynaklara göre ülkemiz dünya kekik ticaretinin yaklaşık yüzde 70–75'ini, dünya defne ihtiyacının ise yaklaşık yüzde 90'ını karşılıyor. 2026 yılı Ocak–Eylül döneminde Türkiye'nin kekik ihracatı 80,2 milyon dolar olarak gerçekleşirken, bunun 76,3 milyon doları Ege İhracatçı Birliklerimiz tarafından gerçekleştirildi. Türkiye’nin kekik ihracatının yüzde 95’i Ege Bölgesi’nden yapıldı. Aynı dönemde Türkiye'nin defne yaprağı ihracatı 37,9 milyon dolar olurken, Ege İhracatçı Birliklerimizin ihracatı 23,2 milyon dolara ulaştı. Defne yaprağı ihracatında Ege Bölgesi’nin payı yüzde 61,2 oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TABA-AmCham Küresel Yatırımın Rotasını Bakü'ye Çeviriyor Haber

TABA-AmCham Küresel Yatırımın Rotasını Bakü'ye Çeviriyor

Türk Amerikan İşadamları Derneği (TABA-AmCham) öncülüğünde Bakü'de düzenlenecek olan Avrasya Yatırım ve İş Ağı Zirvesi 2026, “Hazar Köprüsü Zirvesi” temasıyla Türkiye, Azerbaycan ve ABD eksenindeki ticari ilişkileri güçlendirmeyi ve Avrasya pazarlarında yeni iş birliği fırsatlarının önünü açmayı hedefliyor. Enerjiden savunma sanayiine, teknolojiden lojistiğe uzanan stratejik sektörlerin ele alınacağı zirve, uluslararası yatırımcıları ve iş dünyasının temsilcilerini Bakü'de bir araya getirecek. TABA-AmCham Azerbaycan/Bakü Temsilciliği ev sahipliğinde ve T.C. Azerbaycan Büyükelçiliği iş birliğiyle 22 Ekim 2026 tarihinde Bakü Radisson Hotel’de hayata geçirilecek zirve; Azerbaycan Ekonomi Bakanlığı, SOCAR ve ASK’ın destekleriyle düzenlenecek. Sektörlerin Öncü İsimleri Bakü Zirvesi’nde Stratejik Oturumda Buluşuyor Yarım günlük yoğun bir program akışıyla gerçekleştirilecek zirvede; yatırım, ticaret, enerji, savunma sanayii, lojistik, teknoloji ve inovasyon, finans, turizm ve dijital dönüşüm gibi geleceğin yönünü belirleyen stratejik sektörler ele alınacak. Program boyunca katılımcılar, sektörün önde gelen isimleriyle ve yatırım fırsatlarıyla ilgili olarak kamu yöneticileriyle görüşme gerçekleştirme fırsatı bulacak. Zirvenin açılış programı, TABA-AmCham Azerbaycan/Bakü Temsilcisi Qızılı Seyidova’nın yapacağı karşılama konuşmasıyla başlayacak. Ardından TABA-AmCham Genel Başkanı Süleyman Ecevit Sanlı açılış konuşmasını gerçekleştirecek. Etkinliğin en önemli bölümlerinden biri olan "Hazar Köprüsü – Küresel Yatırım, Teknoloji, Ticaret ve Stratejik İş Birlikleri" paneli, Ramazan Karaşahin’in moderatörlüğünde gerçekleştirilecek. Bölgesel ticarete ve teknolojik yatırımlara yön veren uzman isimlerin yer alacağı panelde TABA-AmCham Yönetim Kurulu Üyesi Murat Doğan, TABA-AmCham Savunma-Havacılık-Uzay Sanayi Komite Başkanı Mert Ünsal, TABA-AmCham İngiltere/Londra Temsilcisi Cem Congar, TABA-AmCham Bilgi Teknolojileri Komite Başkan Atakan Çetintaş ile Zeynep Cıgal konuşmacı olarak yer alacak. Teknolojiden Lojistiğe Avrasya’nın Geleceği Bu Zirvede Şekilleniyor Geniş bir vizyonla kurgulanan zirvede, Avrasya coğrafyasının ekonomik dinamiklerini şekillendirecek kritik başlıklar detaylıca masaya yatırılacak. Bu kapsamda katılımcılar, Türkiye–Azerbaycan-ABD ticaretindeki yeni fırsatlar ve stratejik iş birlikleri, Avrasya stratejik sektörlerinde yatırım ve ortak girişim fırsatları, teknoloji ve dijital dönüşümün bölgesel rekabet gücüne etkisi, lojistik, gümrük ve tedarik zincirlerinde yeni koridorlar, savunma ve havacılık sanayiinde Türkiye–Azerbaycan iş birliği potansiyeli, yeni nesil teknolojiler, inovasyon ve bölgesel yatırım ekosistemi, Bakü merkezli bölgesel ticaret ve yatırım ağlarının geliştirilmesi ile Türkiye–Azerbaycan ekonomik ortaklığından Avrasya pazarlarına açılım konularını derinlemesine tartışma imkânı bulacaklar. “Yeni Yatırımlar. Güçlü Ortaklıklar. Ortak Gelecek” vizyonuyla hareket eden TABA-AmCham Avrasya Yatırım ve İş Ağı Zirvesi 2026, katılımcılarına yalnızca ticari bir platform sunmakla kalmayıp; Avrasya’ya uzanan ticaret yollarının geleceğini şekillendirecek stratejik iş birliklerine zemin hazırlayacak. Sınırları aşan fırsatları, güçlü ortaklıkları ve sürdürülebilir yatırımları bir araya getiren zirve, bölgesel iş birliğini küresel ölçekte değer üreten kalıcı bağlara dönüştürmeyi hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nato Zirvesi Sonrası Ticaretin Yeni Yol Haritası Ele Alındı Haber

Nato Zirvesi Sonrası Ticaretin Yeni Yol Haritası Ele Alındı

Küresel ticaret dengelerinin yeniden şekillendiği kritik bir dönemde uluslararası iş dünyasının güçlü temsilcilerini bir araya getiren ACE BPSC 2026 Zirvesi, Swissôtel The Bosphorus İstanbul’da devam etti. “İnovasyon, Yatırım, Teknoloji ve Ticaret için Girişimcilik: Daha Güçlü Bir Transatlantik Gelecek İnşa Etmek” başlığıyla düzenlenen zirvenin ikinci gününde de "NATO Zirvesi Sonrası Ticari ve Siyasi Gelişmeler" başlıklı panel gerçekleştirildi. TABA AmCHAM BAŞKAN YARDIMCISI DERİNKÖK: “GÜVENLİK POLİTİKALARI İLE EKONOMİ POLİTİKALARI BİRBİRİNDEN AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ” 30 ülkeden 70 AmCham lideri ve Türkiye’den çok sayıda iş insanının katıldığı panelin açılış konuşmasını TABA-AmCham Başkan Yardımcısı H. Eren Derinkök yaptı. Derinkök, bugün artık güvenlik politikaları ile ekonomi politikalarını birbirinden bağımsız değerlendirmenin mümkün olmadığını ifade ederek, “Jeopolitik gelişmeler; ticaret yollarını, enerji güvenliğini, tedarik zincirlerini, teknoloji yatırımlarını, savunma sanayiini ve dolayısıyla doğrudan iş dünyasının kararlarını etkiliyor. NATO Zirvesi sonrasında ortaya çıkan gelişmeleri de bu geniş perspektiften değerlendirmek gerekiyor. Özellikle Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki transatlantik ilişkilerin geleceği, Avrupa'nın güvenlik ve savunma alanındaki öncelikleri, artan savunma yatırımları ve bunların üretim, teknoloji ve ticaret üzerindeki etkileri önümüzdeki dönemin önemli başlıkları arasında yer alıyor.” dedi. AMCHAMS IN EUROPE (ACE) BAŞKANI VODNIK: “İSTİKRAR OLMADAN EKONOMİK BÜYÜME MÜMKÜN DEĞİL” Amchams in Europe (ACE) Başkanı Ajša Vodnik de konuşmasında güvenliğin yalnızca hükümetlerin ve orduların yetki alanında olmadığını ifade ederek, “İş dünyası olarak bizler; istikrar olmadan ekonomik büyümenin, inovasyonun ve küresel ticaretin var olamayacağını kabul etmeliyiz. Savaş ve çatışmalar tedarik zincirlerini bozar, pazarları yok eder ve hayatları mahveder.” diye konuştu. CONGAR: TRANSATLANTİK İŞ BİRLİĞİNDE HUKUKİ GÜVENCELERİN ÖNEMİ TABA-AmCham İngiltere Temsilcisi Av. Cem Congar da güvenlik alanındaki tercihlerin, enerji erişimi, teknoloji paylaşımı, yatırım ve ticaret kararlarında karşılık bulduğunu belirterek, “NATO'nun Ankara zirvesinde öne çıkan Transatlantik iş birliği ve sanayi kapasitesinin güçlendirilmesi hedefleri bu ilişkinin önemini bir kez daha ortaya koydu. Önümüzdeki dönemde siyasi iradenin ekonomik hayata nasıl yansıyacağını ve bu dönüşümün hangi hukuki güvencelerle destekleneceğinin üzerine birlikte düşünmemiz gerekmekte” dedi. Açılış konuşmalarının ardında panele geçildi. T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkan Yardımcısı Bekir Polat’ın moderatörlüğünde düzenlenen panelde, T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu, T.C. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hacı Ali Özel ve DEMSA Yönetim Kurulu Başkan Vekili Demet Sabancı Çetindoğan yeni dönemdeki bölgesel ve küresel gelişmeleri iş dünyası perspektifinden değerlendirdi. TÜRKİYE’NİN UZUN VADELİ YATIRIM POTANSİYELİNE VURGU Panelin moderatörlüğünü üstlenen Bekir Polat, Türkiye’nin uluslararası yatırımcılar açısından sunduğu fırsatlara ve uzun vadeli yatırım perspektifinin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Türkiye, son 20 yılda yıllık ortalama yüzde 5,3 büyüyerek geçen yıl itibarıyla 1,8 trilyon dolarlık bir ekonomik büyüklüğe ulaştı ve son 20 yılda yaklaşık 300 milyar dolarlık uluslararası doğrudan yatırım aldı. Genç, dinamik nüfusu ile yine jeostratejik konumunu güçlendiren son 25 yıldaki 300 milyar doları aşan altyapı ve üst yatırımlarıyla ve kuvvetli bir reform ajandasıyla hala büyümeye devam ediyor. Özellikle uluslararası ortaklıklardaki uzun vade perspektifini çok önemsiyoruz. Bununla ilgili vermiş olduğum her zaman çok somut bir örnek var. Çok büyük bir Alman firmasının bir genişleme yatırımı vardı yakın bir zamanda. Sağ olsunlar açılış için davet etmişlerdi ve gittiğimizde sordum Alman firmaya siz kaç yıllık bir firmasınız? Biz 160 yıllık bir firmayız. Peki Türkiye'de ne zamandan beri faaliyetindesiniz? 116 yıldır Türkiye'deyiz dedi. Cumhuriyetimizden daha önce gelmişler. Bu önemli bir gösterge. Ülkenin şu anki resmine bakarak karar vericiler çok daha geniş bakıyorlar. Biz de ülkenin 5-10-15 yıllık aslında büyük resimde ülkemizin sunmuş olduğu fırsatları anlatmaya çalışıyoruz.” DIŞİŞLERİ BAKAN YARDIMCISI ÖZEL: “PARA GÜVENLİ BÖLGE ARAR” Dışişleri Bakan Yardımcısı Hacı Ali Özel de konuşmasında NATO Zirvesi’nin Türkiye’nin uluslararası konumuna etkilerini değerlendirdi. Özel, güvenlik ve yatırım arasındaki ilişkiye, çok taraflı iş birliklerine ve Türkiye’nin diplomatik kapasitesine vurgu yaparak şunları kaydetti: “Bazı siyasi gelişmeler ve söylemler sonrası NATO'ya bakışın da bazı noktalarda değiştiği bir dönemde bu zirvenin Türkiye'de yapılması hakikaten çok büyük bir ehemmiyet taşıyor. Bu zirve sonrası NATO biraz daha tek vücut haline geldi. NATO 3 olarak isimlendirilen bir söylemi vardı. Ve bu da sonuçlarını çok etkili kıldı. İşte bütün NATO üyesi ülkeleriyle birlikte NATO'nun gücü aslında biraz bu zirveyle beraber, söylemlerle ve uygulamalarla da upgrade olmuş oldu. NATO, 1950’li yıllarda Kore Harbi’nden sonra kurulmuş bir güvenlik organizasyonu. Peki iş adamlarının NATO ile ne ilişkisi var? Malum, para güvenli bölge arar. Güvensiz bölgelerden güvenli bölgelere para akışı geçer. 21. yüzyılda çatışmaların arttığı bir dönemde bu ilişki daha sık bir ilişki haline geldi. Bunu çok görüyoruz. Daha girift hale geldi. Bu bağlamda NATO zirvesi Ankara deklarasyonuyla beraber yapılan açıklamalar, 50 milyar dolarlık bir hedef konması, bunlar son derece önemli. Bu bakımdan ben öyle ümit ediyorum ki kısa ve orta vadede uzun vadedeki etkilerinin çok daha büyük olacağını düşünüyorum. Ülkemize siyasi, ticari, ekonomik ve diğer konular hatta kültürel açıdan çok büyük etkilerinin olacağını bekliyoruz. Biz hemen NATO zirvesi sonrasında yaptığımız ikili görüşmelerde bunun nasıl bir momentuma sahip olduğunu gerçekten açık ve net gördük. Onu ifade edeyim. Çünkü 32 tane NATO üyesi ülke var. Bir de bu ülkelerin birlikte çalıştığı dünyada başka ülkeler var. Yani bunların hepsini büyük resmi gördüğümüzde bir çarpan etkisi yapmak suretiyle katma değere dönüşeceğini umuyorum.” TİCARET BAKAN YARDIMCISI TUZCU: “TÜRKİYE’Yİ MERKEZE ALMAYAN HİÇBİR YAKLAŞIM GÜVENLİ BİR TİCARET ZEMİNİ OLUŞTURAMAYACAK” Küresel ticaretin değişen yapısına, tedarik zincirlerinin güvenliğine ve Türkiye’nin transatlantik ekonomik ilişkilerindeki rolüne değinen Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu da NATO Zirvesi sonrasında üretim ve savunma sanayisinde ortaya çıkan fırsatları şu sözlerle değerlendirdi: “Küresel ticarette aslında bir azalma yok. Ama coğrafya ve sektörlerde bir değişim var. Artık küresel ticaret daha Asya'ya, daha doğuya doğru gitmeye başladı. Burada şunu özellikle ifade etmek istiyorum ki geçtiğimiz yıl küresel ticaret hacmi düşmedi. Peki değişen ne? Aslında küresel dünya daha da entegre haline geldi. Ama oyuncular ve sektörler değişti. Burada kendisini daha iyi konumlayanlar, daha düşük konumlayanlar ayrışmaya başladılar. Avrupa, bunun soru işaretlerini yaşıyor. Avrupa Birliği ülkeleri büyümelerinde, ihracatlardaki yükseltmede, verimlilikte kendileri ile ilgili olarak bir öz eleştiriye, sanayiyi tekrar toparlayacak yeni programlara, planlara girişmeye başladılar. Fakat son dönemde ıskalanan bir şey var. Bu da artık küresel ticaretin güvenlikle tam anlamıyla örtüşmesi. Bir ticaretteki varlığımız artık sadece tarifelerin düşürülmesi değil, sadece liberalizasyon değil, artık hem tedarik güvenliği, hangi ürünü kimden alacağımız, bu tedariğin güvenli olarak devam edip etmeyeceği, hem lojistik koridorların güvenli olarak devam edip etmeyeceği, verinin kendisi kimde kalacağı, bu verinin kimlerle paylaşılacağı, bunlar tekrar sorgulanmaya başladı. Bu sorgulamanın temelinde pandemi bir etkendi. Pandemiden sonra savaşlar, Rusya-Ukrayna ile başlayan savaş ve sonrasında devam eden savaşlar ve özellikle belli kritik hammaddelerin belli coğrafyalarda kalmış olması ülkelerin hem kritik hammaddelere hem veriye hem teknolojiye hem ticarete bakışını değiştirdi. Bugün Avrupa Birliği kritik hammaddeler yasasını çıkardı biliyorsunuz. 2030 yılına kadar Avrupa Birliği kritik hammaddelerin en az %10'unu kendisinden çıkarılmasının %35'inin de kendisine işlenmesini hedefliyor. Bununla beraber de bunu tek başına yapamayacak. Bunun da en büyük perspektifini bizlere veren NATO oldu. NATO aslında ortaya çıkardı ki bizim hem savunmada ama aynı zamanda üretimde bir araya gelip planlamalarımızı birlikte ve bir uyum içerisinde yapmamız gerekiyor. Türkiye burada çok kritik bir oyuncu. Ben G20 toplantısında şunu gördüm ki tüm ülkeler hem bağlantısallık için lojistik ve enerji koridorlarının sağlanması için Türkiye'ye çok ihtiyaçları var. Tüm koridorlar Türkiye üzerinden geçiyor. Enerji koridorları da lojistik koridorları da Türkiye ülkelerinin üzerinden geçiyor ve çok ihtiyaçları var. Ve G20 toplantılarında da ortaya çıktı ki Türkiye'yi bir merkeze almayan hiçbir yaklaşım güvenli bir ticaret ve sanayi zemini ortaya çıkartmayacak.” TÜRKİYE-ABD TİCARETİNDE 100 MİLYAR DOLARLIK HEDEF Tuzcu, ABD ve Türkiye arasındaki 100 milyar dolarlık ticaret vizyonunun gerçekleşmesinin önünde bir engel olup olmadığına ilişkin soruyu da şöyle yanıtladı: “Bu soruya engel yok diyemeyeceğiz tabii ki. Bu engellerin bir kısmı Türkiye'nin karşı karşıya olduğu engeller. Bir kısmı da Amerika'nın ticaretteki yeni kural seti ile ilgili engeller. Ancak şunu ifade edeceğim. 100 milyar dolarlık hedefi çok gerçekçi bir hedef. Amerika yaklaşık 32 trilyon dolarlık bir gayrisafi yurt içi hasılası var. 3 trilyonluk bir ithalatı var. Çok büyük bir ithalat pazarı var ve bu pazar içerisinde aslında karşılıklı ticari 100 milyar dolar olması çok yönlendirilebilir. Fakat Amerika'nın 2018 sonrası ortaya koyduğu vizyon içerisinde korumacılık belirleyici ve Amerika içerisine yatırımı önceleyen bir değerlendirme var ve bu değerlendirmenin de iki tane temel sorunu ortaya çıkardığını görüyoruz. Bir tanesi tarifelere aşırı yüklenme ve vergileri özellikle belli sektörlerde çok fazla arttırma. Daha büyük bir maliyet oluşturacak bir sorun da öngörülemezlik. Yatırımla ilgili olarak hem bizim firmalarımızın Amerika'da yapacağı yatırımlarda hem Amerikan firmalarının Türkiye'de yapacağı yapımlarda da, bu öngörülmezlik sorunu bir son bulacak. Biz Amerikalı muhataplarımızla çok yakın bir içerisindeyiz.” ÇETİNDOĞAN: “İŞ DÜNYASI AÇISINDAN KARAR VERİRKEN SADECE SİYASİ HAVAYA BAKMAK YETELİ DEĞİL” DEMSA Yönetim Kurulu Başkan Vekili Demet Sabancı Çetindoğan da Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde oluşan olumlu atmosferin kalıcı yatırımlara dönüşebilmesi için yatırımcı güveni, öngörülebilirlik ve doğru ortaklık modellerinin önemine işaret etti. Çetindoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Bugün Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerde olumlu bir atmosfer var. Fakat iş dünyası açısından karar verirken sadece siyasi havaya bakmak yeterli değil. Örneğin gümrük tarifeleri, savunma sanayi üzerindeki kısıtlamalar, finansmana erişim, yatırım mevzuatı, yaptırımlar, ihracat kontrolleri mutlaka masada olması gerekiyor. Özellikle sınır ötesi ortaklıklarda teknoloji transferi ve ihracat izinleri de çok önem arz ediyor. Bir diğer konu da jeopolitik belirsizlik. Bugün Amerika-Çin ilişkilerinden Rusya-Ukrayna savaşına, enerji güvenliğinden bölgesel çatışmalara kadar birçok gelişen ticaretin birçok gelişme ticaretin yönünü değiştirebiliyor. Dolayısıyla şirketlerin yalnızca bugünkü tabloya değil farklı senaryolara da hazırlıklı olması gerekiyor. Türkiye'nin burada önemli bir avantajı var. Biz farklı güç merkezleriyle aynı anda ilişki kurulabilen bir ülkeyiz. Bu nedenle Türkiye'nin dengeli dış politika yaklaşımının İş dünyası açısından önemli bir güven unsuru olduğu da muhakkak. Şirketler açısından baktığımızda en önemli risklerden biri siyasi yakınlaşmayı otomatik olarak ticari fırsat olarak düşünmek. Bir ülke ile ilişkilerin iyi olması, her sektör için yatırım ortamının yatırım ortamının aynı ölçüde uygun olduğu anlamına gelmiyor. Her şirket kendi sektörünün risklerini, finansman maliyetini, kur riskini, gümrük koşullarını ve mevzuatı ayrı ayrı değerlendirmek zorunda. Ben bu nedenle şirketlerin büyük ve geri dönüşümü zor yatırımlardan önce daha esnek modellerle başlamasını doğru buluyorum. Bir yatırımın arkasında çok iyi bir finansal plan olabilir ama o planı hayata geçirecek doğru ekip yoksa sürdürebilirliği zor oluyor. Bu nedenle ben uluslararası ortaklıklarda bu konulara ehemmiyet veriyorum. Birincisi doğru ortak. Sadece finansal gücü değil, vizyonu ve iş yapma kültürü de birbirine yakın ortaklıklar seçilmeli. İkincisi yerel bilgi. Girdiğimiz pazarı gerçekten anlamadan sadece dışarıdan bakarak karar vermemek gerekiyor. Üçüncüsü uzun vadeli perspektif. Her yatırımın ilk sonuç vermesini beklememek gerekiyor. Dördüncüsü ise esneklik ki bu çok önemsediğim bir alan. Dünya çok hızlı değişiyor. Dolayısıyla yatırım modellerinin de değişen koşullara uyum sağlayacak şekilde tasarlanması gerekebiliyor. Benim için uluslararası iş birliğinin en değerli tarafı da aslında burada. Birlikte sadece sermaye koymak değil, birbiri deneyiminden, teknolojisinden ve pazar bilgisinden faydalanmak. Türkiye'nin bu anlamda sadece yatırım alan değil, yatırım yapan, ortaklık kuran ve bilgi üreten bir ülke konumunda olmasını ve bu şekliyle güçlenmesini arzu ediyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.