Modern Siber Saldırılar İş Sürekliliğini Tehdit Ediyor
Günümüzde siber saldırıların büyük bölümü, doğrudan kurum ağlarını hedef almak yerine tedarikçiler, hizmet sağlayıcılar veya güvenilir erişime sahip iş ortakları üzerinden gerçekleşiyor. Bu yöntem, saldırganların haftalar boyunca fark edilmeden ağ içinde hareket etmesine ve kritik sistemlere erişmesine olanak tanıyor. Uzaktan ve hibrit çalışma modelleri, çalışan cihazlarının ofis dışındaki ağlardan sisteme bağlanmasıyla saldırı yüzeyini daha da genişletiyor. Almanya’da son yıllarda yüzlerce orta ölçekli işletmenin fidye yazılımı saldırıları nedeniyle faaliyetlerini geçici olarak durdurmak zorunda kalması, bu tehdidin somut boyutunu ortaya koyuyor. Bu gelişmeler, siber güvenliğin yalnızca ağın çevresini korumaya odaklanan yaklaşımlarla ele alınmasının yeterli olmadığını gösteriyor. Özellikle tedarik zinciri risklerinin ve uzaktan erişimin yaygınlaştığı bir ortamda, güvenin konuma ya da ağa değil kimliğe ve bağlama dayanması kritik önem taşıyor. Bu nedenle kurumların, saldırıların tamamen engellenemeyebileceğini kabul eden ve olası ihlallerin etkisini sınırlamayı hedefleyen güvenlik modellerine yönelmesi gerekiyor. Zero Trust yaklaşımı, her kullanıcıyı, her cihazı ve her erişimi sürekli olarak doğrulayarak, saldırganların ağ içinde serbestçe hareket etmesini engelleyen bir çerçeve sunuyor. WatchGuard Türkiye, Yunanistan ve MEA Bölge Müdürü Yusuf Evmez, Zero Trust yaklaşımının siber tehditler karşısında kurumlara daha yüksek görünürlük, daha güçlü kontrol ve operasyonel süreklilik kazandırdığını belirterek, işletmelere sağladığı faydaları paylaşıyor.
1. Ağ segmentasyonu ile tehditlerin yayılması sınırlandırılıyor. Zero Trust mimarisi, ağları küçük ve izole bölümlere ayırarak saldırganların bir sisteme sızması durumunda yatay olarak ilerlemesini engelliyor. Bu sayede olası bir ihlal, tüm altyapıyı etkilemeden sınırlı bir alan içinde kontrol altına alınabiliyor ve kritik sistemlerin güvenliği korunuyor.
2. Her noktada uç nokta koruması sağlanıyor. Ofis içi, uzaktan veya hibrit çalışma fark etmeksizin tüm cihazların sürekli olarak doğrulanması ve izlenmesi, saldırı yüzeyini önemli ölçüde daraltıyor. Uç nokta güvenliği, sadece kurumsal ağ içindeki cihazları değil, sisteme bağlanan tüm kullanıcı uçlarını kapsayarak güvenliği ağın dışına taşıyor.
3. Kişisel ve bağlamsal erişim kontrolleri uygulanıyor. Zero Trust yaklaşımı, kullanıcılara yalnızca ihtiyaç duydukları kaynaklara, ihtiyaç duydukları süre boyunca erişim verilmesini esas alıyor. Kullanıcı kimliği, cihaz durumu, konum ve davranış gibi faktörler birlikte değerlendirilerek yetkilendirme yapılıyor; bu da yetkisiz erişim risklerini ciddi ölçüde azaltıyor.
4. 7/24 izleme ile tehditler erken aşamada tespit ediliyor. Sürekli izleme ve anomali tespiti sayesinde şüpheli hareketler gerçek zamanlı olarak analiz ediliyor. Bu görünürlük, saldırıların henüz operasyonları aksatmadan önce fark edilmesini ve hızlı müdahale edilmesini mümkün kılarak kriz yönetiminin operasyonel bir kesintiye dönüşmeden yürütülmesine ve iş sürekliliğinin korunmasına katkı sağlıyor.
‘’Zero Trust, Operasyonların Kesintisiz Devam Etmesine Katkı Sunan Bir Güvenlik Çerçevesi Oluşturuyor’’
Günümüz tehdit ortamlarında siber güvenliği sadece saldırıları tamamen engellemeye odaklanan bir yapı olarak ele almanın yeterli olmadığını ifade eden WatchGuard Türkiye, Yunanistan ve MEA Bölge Müdürü Yusuf Evmez ‘’Kurumların, ihlallerin gerçekleşebileceği gerçeğini kabul eden ve bu ihlallerin iş sürekliliğine etkisini en aza indirmeyi hedefleyen yaklaşımlara yönelmesi gerekiyor. Zero Trust yaklaşımı, kimlik, cihaz ve erişimleri sürekli doğrulayarak kurumlara daha yüksek görünürlük ve daha güçlü kontrol sağlarken, saldırıların ağ içinde yayılmasını sınırlandıran ve operasyonların kesintisiz devam etmesine katkı sunan bir güvenlik çerçevesi oluşturuyor.” açıklamasında bulundu.
Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı