Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ağrı

Kapsül Haber Ajansı - Ağrı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ağrı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bu Enfeksiyon Sessizce İlerliyor! Haber

Bu Enfeksiyon Sessizce İlerliyor!

Özellikle kadınlar, yaşlılar ve hamileler idrar yolu enfeksiyonlarına karşı daha yüksek risk taşıyor. Günlük yaşamda sık karşılaşılan bu enfeksiyonlar çoğu kişi tarafından geçici bir rahatsızlık olarak değerlendiriliyor. Basit gibi görünen şikayetlerin arkasında sessizce ilerleyen ciddi bir tablo gelişebiliyor. Günlük Yaşamı ve Uyku Düzenini Bozuyor İdrar yolu enfeksiyonlarının yalnızca fiziksel yakınmalarla sınırlı kalmadığını belirten Üroloji Hekimi Uzm. Dr. Cem Kezer, bu durumun günlük yaşamı doğrudan etkileyen sonuçlar doğurduğunu ifade ediyor. Sürekli idrara çıkma ihtiyacı ve idrar yaparken hissedilen yanma ile ağrı bireylerin günlük yaşam konforunu ciddi biçimde azaltıyor. “Gece sık idrara çıkma şikayeti hastaların en çok göz ardı ettiği belirtilerden biri. Ancak bu durum hem uyku kalitesini bozuyor hem de gün içindeki yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor” ifadelerini kullanan Uzm. Dr. Kezer, bu şikayetlerin enfeksiyonun habercisi olabileceğinin altını çiziyor. Uzayan şikayetler bireylerde huzursuzluk hissine yol açabiliyor. Sosyal hayattan geri çekilme, uzun süre dışarıda kalamama ve günlük planları erteleme gibi sorunlar da tabloya eşlik edebiliyor. Risk Gruplarında Daha Dikkatli Olunmalı Çocuklar, yaşlılar ve hamileler idrar yolu enfeksiyonlarının daha ağır seyrettiği gruplar arasında yer alıyor. Bu gruplarda enfeksiyonlar daha hızlı ilerleyebiliyor ve komplikasyon riski artabiliyor. “Risk grubundaki hastalarda enfeksiyon tedavisinin gecikmesi böbreklere yayılma ihtimalini artırır” diyen Uzm. Dr. Kezer, belirtilerin çok daha yakından takip edilmesi gerektiğini vurguluyor. Hamilelik döneminde ortaya çıkan idrar yolu enfeksiyonlarının hem anne hem de bebek sağlığı açısından yakından izlenmesi gerekiyor. Yaşlı bireylerde ise belirtiler daha silik seyredebildiği için tanı gecikebiliyor. İdrar Yolu Enfeksiyonunu Ele Veren 5 Belirti İdrar yolu enfeksiyonları çoğu zaman hafif şikayetlerle başladığı için önemsenmeyebiliyor. Oysa bu belirtiler vücudun verdiği erken uyarılar olarak kabul ediliyor. Uzm. Dr. Cem Kezer aşağıdaki işaretlerin dikkatle izlenmesi gerektiğini vurguluyor. Gün içinde normalden daha sık idrara çıkma ihtiyacı Günlük sıvı tüketimi değişmediği halde tuvalete çıkma ihtiyacı artıyor, kısa aralıklarla idrara çıkılıyor ve idrar yapıldıktan kısa süre sonra yeniden tuvalet ihtiyacı hissediliyor. İdrar yaparken yanma, batma ya da ağrı hissi İdrar sırasında veya hemen sonrasında yanma, batma, sızlama ya da ağrı hissi yaşanıyor ve bu durum günlük yaşam konforunu olumsuz etkiliyor. İdrarın bulanık, koyu renkli ya da tortulu olması İdrar normalden daha koyu, bulanık ya da tortulu bir görünüm kazanıyorsa enfeksiyon varlığına işaret edebiliyor. İdrarda normalden farklı ve kötü bir koku İdrarın keskin, ağır ya da alışılmadık bir kokuya sahip olduğu fark ediliyor ve bu değişiklik önemli bir uyarı olarak değerlendiriliyor. Alt karın ve kasık bölgesinde baskı ve rahatsızlık hissi: Alt karın ve kasık bölgesinde dolgunluk, baskı, hassasiyet ya da ağrı hissi oluşuyorsa bu durum enfeksiyonun mesaneyi etkilediğine işaret edebiliyor. “Bu belirtiler hafif gibi algılansa da birlikte görüldüğünde mutlaka değerlendirilmelidir” diyen Uzm. Dr. Kezer, erken dönemde yapılacak başvuruların hastalığın seyrini değiştirdiğini vurguluyor. Enfeksiyonun Seyrini Erken Müdahale Belirliyor İdrar yolu enfeksiyonlarında tedavide gecikme hastalığın ilerlemesine zemin hazırlayabiliyor. Enfeksiyon böbreklere ulaştığında kalıcı hasar riski artıyor. Tedavi edilmeyen vakalarda ise enfeksiyon tekrarlayan ve kronik bir tabloya dönüşebiliyor. Güneşli Erdem Hastanesi’nden Üroloji Hekimi Uzman Dr. Cem Kezer, idrar yolu enfeksiyonlarının erken dönemde kontrol altına alındığında tedavisi mümkün hastalıklar arasında yer aldığını ancak şikayetlerin görmezden gelinmesinin süreci fark edilmeden ağırlaştırabildiğini ifade ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

‘Yaşama İlk Adım Projesi’ 4. Yılına Başladı Haber

‘Yaşama İlk Adım Projesi’ 4. Yılına Başladı

Projede yer alan depremzede kadınlar ve ebelik öğrencileriyle çok paydaşlı bir sosyal etki modeli oluşturuluyor. Türkiye’nin doğusundaki doğum oranı yüksek illerden Ağrı’da, anne ve yenidoğan sağlığını güçlendirmek amacıyla yürütülen “Yaşama İlk Adım” sosyal sorumluluk projesi, dördüncü yılına başladı. CCN Holding’in desteklediği, İbrahim Çeçen Vakfı, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi ve Ağrı İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle hayata geçirilen proje kapsamında bugüne dek 550’den fazla anneye ulaşıldı. 2021 yılında Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi (AİÇÜ) Ebelik Bölümü öğrencilerinin sahadaki gözlemleriyle şekillenen ve İbrahim Çeçen Vakfı’nın, öğrenci sosyal sorumluluk proje hibesiyle hayata geçen “Yaşama İlk Adım”, özellikle sağlık hizmetlerine erişimde güçlük yaşayan annelere yönelik bilgi, danışmanlık ve temel bakım desteği sunuyor. İlk eğitim Ağrı Merkez’de gerçekleşti 2026 yılının ilk oturumu, Ağrı Merkezde, 50 anneye yönelik olarak gerçekleşti. Proje kapsamında yeni anne ve anne adaylarına doğum öncesi ve sonrası komplikasyonlar, anne ve bebek bakımı ve aşıların önemine dair, AİÇÜ Ebelik Bölümü Başkanı ve Ebelik Öğrencileri tarafından eğitim verildi. Ayrıca, doğum öncesi ve sonrası süreçleri kapsayan birebir danışmanlıklarla birlikte, CCN Holding çalışanlarından oluşan CCN Gönüllülük Kulübü’nün kıymetli katkıları ile zenginleştirilen bakım setleri dağıtıldı. Projeye yönelik olarak 2025 yılında İbrahim Çeçen Vakfı ve AİÇÜ tarafından hazırlanan sosyal etki raporu ile revize edilen eğitim içerikleri ve bakım paketlerinde yer alan bazı ürünler, İbrahim Çeçen Vakfı’nın İskenderun’daki konteyner kentinde üretim yapan depremzede kadınlar tarafından hazırlandı. Bu sayede üretim süreciyle afet sonrası kalkınmaya destek sağlanıyor. Yaşama İlk Adım, Proje için aktif çalışan AİÇÜ Ebelik Bölümü Öğrencilerine, saha deneyimi sağlayarak nitelikli eğitime katkı sağlamaya devam ediyor. 2021 Yılında Öğrenci Kulübü Projesi olarak başlayan ve 2026 itibarıyla 4. yılına giren proje, öğrencilerin sosyal sorumluluk bilincini, toplumsal fayda ve gönüllülüğü destekliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çocuk Diş Hekimliğinde Teknolojik Çözümler ‘Korkusuz’ Tedaviyi Mümkün Kılıyor!  Haber

Çocuk Diş Hekimliğinde Teknolojik Çözümler ‘Korkusuz’ Tedaviyi Mümkün Kılıyor! 

Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özellikle çocuk diş tedavilerinde kullanılan yeni nesil dental yaklaşımların ağrı, iğne korkusu ve kaygı üzerindeki etkileri etkileri hakkında bilgi verdi. Çocuklukta yaşanan diş hekimi deneyimleri, yaşam boyu ağız ve diş sağlığını etkiliyor! Çocukluk çağında edinilen diş hekimi deneyimlerinin, bireyin yaşamı boyunca ağız ve diş sağlığına yönelik tutumunu şekillendiren en önemli unsurlardan biri olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Birçok bireyde görülen diş hekimi korkusunun temelinde çoğunlukla ağrı algısı ve enjeksiyon kaygısı yer alır.” dedi. Özellikle erken yaşlarda yaşanan zorlayıcı tedavilerin, olumsuz klinik deneyimler ve iğneye bağlı korkuların, ilerleyen dönemlerde dental fobi gelişimine zemin hazırlayabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, bu nedenle güncel pedodontik yaklaşımların temel amacının; çocuk hastalara ağrısız, güvenli ve konforlu bir tedavi ortamı sunarak, yaşam boyu ağız ve diş sağlığı uygulamalarına uyumu artırmak olduğunu ifade etti. Yeni nesil dental yaklaşımlarla çocukların tedaviye uyumu kolaylaşıyor! Geleneksel diş tedavilerinde en önemli kaygı unsurunun, lokal anestezinin uygulanma şekli ve uygulama sırasında hissedilen basınç olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Klasik enjektör sistemlerinde özellikle alt çene bölgesinde yeterli anestezi sağlamak amacıyla daha karmaşık ve zor tekniklere ihtiyaç duyulabilir.” dedi. Bu durumun, yalnızca ilgili diş bölgesinin değil; dudak, yanak ve çevre yumuşak dokuların da uzun süre uyuşmasına neden olabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şunları söyledi: “Sonuç olarak çocuk hastalarda istemsiz dudak veya yanak ısırıkları, buna bağlı ödem, şişlik ve doku travmaları görülebilir. Ayrıca geleneksel yöntemlerde anestezik solüsyonun dokuya manuel basınçla verilmesi, işlem sırasında ağrı ve rahatsızlık hissinin ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu durum özellikle çocuk hastalarda tedaviye karşı direnç gelişmesine ve işlemlerin yarıda bırakılmasına neden olabilir. Gelişen teknoloji ile birlikte, pedodonti alanında da daha modern ve hasta dostu uygulamalar ön plana çıktı. Dijital anestezi sistemleri gibi yenilikçi yöntemler sayesinde enjeksiyon sırasında oluşan ağrı, iğne korkusu ve stres belirgin ölçüde azaltılabiliyor. Bu sayede çocukların tedaviye adaptasyonu kolaylaşırken, klinik süreç hem hasta hem de ebeveyn açısından daha kontrollü ve konforlu ilerliyor. Yeni nesil dental yaklaşımlar, çocukların diş hekimiyle olumlu bir bağ kurmasına olanak tanıyor ve bu da ilerleyen yaşlarda ağız ve diş sağlığını önemseyen bireylerin yetişmesine önemli katkı sağlıyor.” İlacın kontrollü verilmesi ağrıyı azaltıyor! Dijital anestezinin, lokal anestezik solüsyonun doku içerisine, bilgisayar kontrollü bir mikroişlemci aracılığıyla, önceden programlanmış sabit hız ve basınçta iletilmesini sağlayan modern bir anestezi yöntemi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bilgisayar destekli sistem, hastanın doku direncine göre anestezik maddenin miktarını otomatik olarak ayarlayarak ilacı yavaş ve kontrollü şekilde iletir.” dedi. Bu sayede işlem sırasında ağrı ve yanma hissinin büyük ölçüde ortadan kalktığını; çoğu hastada yalnızca hafif bir temas hissi oluştuğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Dijital anestezi cihazı genellikle kalem formunda, ergonomik ve ışıklı bir tasarıma sahiptir. Bu yapı, çocuk hastalarda korkuya neden olan klasik enjektörlü iğne görünümünü ortadan kaldırarak tedaviye psikolojik uyumu artırır. Özellikle dental fobi veya iğne korkusu bulunan çocuklar açısından daha güven verici bir uygulama sunar. Cihazın ucunda oldukça ince ve kısa bir iğne yer alır, bu da enjeksiyon hissinin minimum düzeyde algılanmasını sağlar. Ayrıca uygulama sırasında cihazdan yayılan hafif müzik, çocuğun dikkatini dağıtarak kaygı düzeyinin azalmasına katkı sağlar. Çocuk diş hekimi, çocuğu koltuğa aldığında, çocuğa ‘dişine sihirli bir kalemle dokunacağını’ veya ‘dişini uyutacağını’ anlatarak güven sağlar. Böylece klinik ortam daha sakin algılanır, tedaviye uyum artar ve ilerleyen dönemlerde diş hekimi korkusu gelişme riski belirgin şekilde azalır.” açıklamasını yaptı. Dijital anestezi, iğne korkusu olan çocuklarda tedavi konforunu artırıyor! Dijital anestezinin dolgu, kanal tedavisi, diş çekimi gibi lokal anestezi gerektiren pek çok dental işlemde uygulanabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bununla birlikte bazı hasta gruplarında özellikle belirgin avantaj sağlar. Önceden olumsuz deneyim yaşamış veya iğne korkusu bulunan çocuklarda güven duygusunun yeniden oluşturulmasında etkili olur. Kooperasyonun sınırlı olduğu özel gereksinimli bireylerde tedavi konforunu artırarak süreci kolaylaştırır. Dudak ve yanak ısırma riskinin yüksek olduğu çocuklarda, uyuşukluğun sınırlı tutulması açısından tercih edilir.” dedi. Dijital anestezinin ebeveynler ve çocuklar tarafından sıklıkla tercih edilmesinin başlıca nedenlerine değinen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Klasik metal enjektör görünümü bulunmadığından, çocuk uygulama sırasında iğne yapıldığını fark etmeyebilir. Anestezik solüsyonun dokuya iletimi bilgisayar denetiminde gerçekleştiği için basınç hissi, yanma ve rahatsızlık belirgin şekilde azalır. Dijital sistemler, yalnızca ilgili diş çevresinin uyuşturulmasını mümkün kılar. Böylece dudak, dil ve yanakta uzun süreli ve rahatsız edici hissizlik oluşma olasılığı düşer. Uyuşukluğun daha kontrollü olması sayesinde tedavi sonrasında dudak veya yanak ısırılmasına bağlı doku hasarı riski azalabilir. Anestezinin etki süresi genellikle kısa olduğundan, tedavi öncesi bekleme zamanı kısalır.” şeklinde konuştu. Dijital anestezi tek başına yeterli değil! Dijital anestezinin genel anesteziye alternatif olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Dijital anestezi, yalnızca lokal anestezi uygulamalarında kullanılan konfor artırıcı bir yöntemdir ve hastanın tedavi sürecine belirli düzeyde uyum göstermesini gerektirir. Genel anestezi ise; kooperasyonun sağlanamadığı, ileri düzey korku ve kaygı bulunan, dental ünitte oturmayı reddeden ya da özel gereksinimi olan bireylerde tercih edilen bir yaklaşımdır.” dedi. Dijital anestezinin, tedavi sürecini kolaylaştıran ileri bir teknoloji olduğunu yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şu uyarıyla sözlerini tamamladı: “Ancak tek başına yeterli değildir. Uygulamanın başarısı; hekimin klinik deneyimi, çocuğun bireysel özellikleri ve ailenin yaklaşımı ile birlikte değerlendirilmeli. Bu nedenle çocuğa ‘hiç acımayacak’ ya da ‘iğne yapılmayacak’ gibi kesin ifadeler yerine, ‘dişler uyuşturulacak’ veya ‘hafif bir gıdıklanma hissedebilirsin’ gibi daha gerçekçi ve güven verici açıklamalar yapılması önerilir.”

Dev Rotasyon: 26 İlin Valisi Değişti! Haber

Dev Rotasyon: 26 İlin Valisi Değişti!

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzasıyla yürürlüğe giren yeni kararnameye göre, Türkiye genelinde 26 ilde valilik makamında önemli değişikliklere gidildi. Karar kapsamında 19 ilin valisi değişirken, 7 ilin valisi ise "vali-mülkiye başmüfettişi" olarak merkeze alındı. Merkeze Çekilen Valiler (7 İl) Aşağıdaki illerin valileri, kararname ile merkeze alınarak vali-mülkiye başmüfettişliği görevine getirildi: Düzce Valisi: Selçuk Aslan Iğdır Valisi: Ercan Turan Aksaray Valisi: Mehmet Ali Kumbuzoğlu Yalova Valisi: Hülya Kaya Eskişehir Valisi: Hüseyin Aksoy Denizli Valisi: Ömer Faruk Coşkun Trabzon Valisi: Aziz Yıldırım 19 İlde Yeni Atama ve Yer Değişikliği Kararname ile birçok vali farklı illere atanırken, kaymakamlık ve genel müdürlük düzeyinden de yeni isimler valilik makamına getirildi: İller Arası Rotasyon (Valilikten Valiliğe): Mehmet Fatih Çiçekli: Karaman'dan Ardahan'a Mustafa Fırat Taşolar: Çankırı'dan Iğdır'a Cahit Çelik: Niğde'den Bingöl'e Mustafa Koç: Ağrı'dan Giresun'a Hayrettin Çiçek: Ardahan'dan Karaman'a Ahmet Hamdi Usta: Bingöl'den Yalova'ya Tahir Şahin: Kilis'ten Trabzon'a Mehmet Makas: Kırıkkale'den Düzce'ye Mehmet Fatih Serdengeçti: Giresun'dan Osmaniye'ye Erdinç Yılmaz: Osmaniye'den Eskişehir'e Yavuz Selim Köşger: Adana'dan Denizli'ye Mustafa Yavuz: Karabük'ten Adana'ya Bürokrasiden Valiliğe Atanan Yeni İsimler: Murat Duru (Ankara-Çankaya Kaymakamı): Aksaray Valisi Ömer Kalaylı (İstanbul-Sarıyer Kaymakamı): Kilis Valisi Hüseyin Engin Sarıibrahim (Mülkiye Başmüfettişi): Kırıkkale Valisi Oktay Çağatay (Mülkiye Başmüfettişi): Karabük Valisi Nedim Akmeşe (Personel Genel Müdürü): Niğde Valisi Hüseyin Çakırtaş (Eğitim Daire Başkanı): Çankırı Valisi Önder Bozkurt (AFAD Başkan Yardımcısı): Ağrı Valisi Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İçe Basma Çocukluk Döneminde Sık Görülüyor Haber

İçe Basma Çocukluk Döneminde Sık Görülüyor

Yürüyen ya da koşan çocuğun ayaklarının düz değil, içe doğru dönük olmasıyla fark edilen bu durumun halk arasında “güvercin ayaklılık” olarak adlandırıldığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. İbrahim Akmaz, “Ebeveynlerin ortopedi muayenesine en sık başvurma nedenlerinden biri, çocuğun ayaklarını içe doğru basarak yürümesidir. Bu durumun kalıcı bir sorun yaratacağından endişe edilse de çoğu vakada içe basma kendiliğinden düzelir ve tedavi gerektirmez” şeklinde bilgi verdi. İçe basma ilk olarak ayak tabanını etkiler ve bu durum ayak tabanındaki kaslar ile yumuşak dokular üzerinde baskı oluşturarak ağrı, yanma ya da uyuşma gibi şikâyetlere yol açabilir. Sağlıklı çocuklarda içe doğru basmanın çoğu zaman büyümenin doğal bir parçası olduğunu dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. İbrahim Akmaz, “Bu durum en sık bacak kemiğinin içe dönük yapısından kaynaklanır ve özellikle küçük yaşlarda daha belirgin görülür. Bazı çocuklarda dizler düz baksa bile kaval kemiğinin yapısına bağlı olarak ayaklar içe dönebilir. Bebeklerde ise anne karnındaki duruş nedeniyle ayaklar doğuştan hafif içe kıvrık olabilir. Kasların gergin ya da zayıf olması da yürüyüşü etkileyebilir. Tedavi için çoğu zaman özel ayakkabı ya da atel gerekmez, basit egzersizlerle düzelme görülür. Bale, binicilik, dövüş sanatları ve kurbağa stili yüzme gibi ayakların dışa doğru kullanıldığı aktiviteler de bu süreci destekleyebilir” dedi. Kalıtsal hastalık şüphesi ortadan kaldırılmalı Bazı çocuklarda içe basma, büyümenin doğal bir parçası olmaktan ziyade daha ciddi bir sağlık sorununun belirtisi de olabilir diyen Akmaz, “Bu nedenle yapılan muayenenin amacı; çocuğun sinir ve kas sisteminin normal çalıştığından emin olmak, doğum ve gelişim sürecini değerlendirmek ve içe basmanın iyi huylu bir durum olup olmadığını ayırt etmektir. Hekim, çocuğun hareketlerini ve kas gücünü incelerken ailede kas ya da sinir sistemiyle ilgili kalıtsal bir hastalık öyküsü olup olmadığını da sorgulayarak nadir ama önemli olasılıkları ortadan kaldırmayı hedefler” dedi.

Elektrikli Araçların Yol Arkadaşı Myz Co Charge 1 Yılda 5 Ton Karbon Salımını Önledi Haber

Elektrikli Araçların Yol Arkadaşı Myz Co Charge 1 Yılda 5 Ton Karbon Salımını Önledi

Çevreye değer katan vizyonuyla yatırımlarını sürdüren Zeren Group, MYZ Co Charge markasıyla mobilite sektöründe çevreci bir dönüşüm sağlıyor. Türkiye genelinde 54 şarj ünitesiyle hizmet veren MYZ Co Charge, bireysel kullanıcıların yanı sıra ticari alanlarda da kullanılabilen çözümleriyle dikkat çekiyor. Son bir yılda MYZ Co Charge’ın elektrikli araçlara sağladığı enerji sayesinde 5 tonun üzerinde karbon emisyonu engellenirken, altyapının yeni yatırımlar ve iş birlikleriyle daha da genişletilmesi planlanıyor. ‘DAHA YEŞİL BİR GELECEK’ Zeren Group Operasyonlar ve Dış İştirakler Direktörü Çağla Tepe, çevreye duyarlı ulaşıma destek sağlamaktan memnuniyet duyduklarını belirterek, “Elektrikli araçlar için kurduğumuz her altyapı, aslında daha yeşil bir geleceğin yapı taşlarını oluşturuyor. Amacımız yalnızca araçların enerjiye erişimini sağlamak değil; karbon salımını azaltan çözümlerimizle çevreye duyarlı ulaşım kültürünü de yaygınlaştırmak. Bu yaklaşımımızla hem bireysel kullanıcıların hem de toplumun sürdürülebilir yaşam biçimlerine geçişini destekliyoruz. MYZ Co Charge’la, Zeren Group’un insana ve çevreye değer katan vizyonunu geleceğe taşıyarak Türkiye’den başlayıp uluslararası pazarlara uzanan bir dönüşüme öncülük etmek istiyoruz.” diye konuştu. YENİ YATIRIMLAR YOLDA MYZ Co Charge, elektrifikasyonun hız kazandığı yeni mobilite çağında dijital altyapı ve kullanıcı dostu uygulamaları sayesinde rezervasyon, erişim ve ödeme kolaylığı sağlıyor. Marka, yakın dönemde Ağrı, Ankara ve Balıkesir’de devreye alınacak yeni istasyonlarla daha geniş bir coğrafyada kullanıcılarla buluşacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bel Ağrısı Bel Kaymasının Belirtisi Olabilir! Haber

Bel Ağrısı Bel Kaymasının Belirtisi Olabilir!

Kayan kemiğin sinirlere bası yapması durumunda bacaklarda ağrı, uyuşukluk ve kuvvetsizlik görülebileceğini dile getiren Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, “Daha ileri vakalarda idrar ve büyük abdest kontrolünde sorunlar yaşanabilir.” dedi. Yaşlanmaya bağlı disk ve eklem değişikliklerinin en yaygın nedenler arasında olduğunu aktaran Prof. Dr. Yaman, travmalar ve doğuştan gelen anatomik farklılıkların da bel kayması oluşumunda etkili olabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Yaman ayrıca, erken tanı ve doğru tedavinin, komplikasyonların önlenmesi açısından hayati önem taşıdığını vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, bel kaymasının nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Bel kayması farklı belirtiler gösterebilir! Bel kaymasının, alt omurlardan birinin diğerinin üzerine kayması sonucu ortaya çıkan klinik bir durum olduğunu aktaran Prof. Dr. Onur Yaman, “Kayan kemiğin veya diskin omuriliğe ya da bacağı besleyen sinirlere bası yapması, çeşitli belirtilere yol açabilir.” dedi. Bel kaymasının en sık görülen belirtisinin bel ağrısı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Yaman, “Kayan kemiğin sinirlere bası yapması durumunda bacaklarda ağrı, uyuşukluk ve kuvvetsizlik görülebilir. Daha ileri vakalarda idrar ve büyük abdest kontrolünde sorunlar yaşanabilir.” şeklinde konuştu. Yaşlanmaya bağlı sorunlar bel kaymasının en sık görülen nedeni! Bel kaymasının çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, “Yaşlanmaya bağlı olarak disk ve eklemlerde meydana gelen değişiklikler bel kaymasının en sık görülen nedenlerindendir.” dedi. Ayrıca travmaların da bel kaymasına yol açabileceğine işaret eden Prof. Dr. Yaman, bazı durumlarda ise doğuştan gelen anatomik farklılıklar nedeniyle bel kaymaları gelişebileceğini ifade etti. Bel kayması, uygun tanı ve tedavi ile yönetilebilen bir durum! Bel kaymasının tedavisinde hem konservatif hem de cerrahi yöntemler uygulanabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Onur Yaman, “Konservatif tedavide bel ve kalça kaslarını güçlendiren egzersizler, korse kullanımı ve ağrıya yol açan nedenin ortadan kaldırılması amaçlanır.” dedi. Bu yöntemlerin, birçok hastada cerrahiye gerek kalmadan semptomların kontrol altına alınmasını sağladığının altını çizen Prof. Dr. Yaman, sözlerini şöyle tamamladı: “Cerrahi tedavi ise, konservatif yöntemlerle şikayetleri geçmeyen veya nörolojik defisiti olan hastalarda uygulanır. Cerrahi endikasyonu, özellikle bacaklarda kuvvetsizlik, idrar kontrol problemleri ve uzun süreli ağrı şikayetleri belirler. Bel kayması, uygun tanı ve tedavi ile yönetilebilen bir durumdur. Erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımı, komplikasyonların önlenmesi açısından büyük önem taşır.”

Varise Karşı 8 Etkili Önlem! Haber

Varise Karşı 8 Etkili Önlem!

Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, bu dönemin, varis hastalığının da tedavisinde en uygun zaman dilimi olduğunu belirterek “Çünkü sıcak havaların etkisinin azalması, hem tedavi sürecinin konforunu hem de iyileşme hızını olumlu yönde etkiliyor” diyor. Ülkemizde ve dünya genelinde kadınlarda 4 kat daha fazla varis hastalığı görüldüğünü ve son yıllarda sorunun hızla yaygınlaştığını vurgulayan Dr. Özgen, varise karşı etkili önlemleri anlattı, tedaviye yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Bacak toplardamarlarındaki kapakçıkların görevini yerine getirememesi sonucu damar yapısının bozulup genişlemesiyle oluşan varis hastalığı, hem ağrıya yol açması hem de estetik açıdan rahatsız edici görünümü nedeniyle tıbbi ve kozmetik bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen “Varis toplardamarlarda oluşan ciddi bir fonksiyon bozukluğudur. Bacaklarda damarlarda belirginleşme, ağrı, şişlik, yanma, kaşıntı ve gece krampları gibi belirtilerle kendini gösterir. Tedavisi geciktirildiğinde damar yapısındaki bozulma ilerleyerek bacaklarda geri dönüşü olmayan ödem, ciltte renk değişikliği ve venöz ülser olarak bilinen lezyonlar meydana gelebilir. Bu nedenle erken dönemde teşhis ve tedavi çok önemlidir” diyor. Sonbahar ve kış ayları tedavide avantaj sağlıyor Özellikle sonbahar ve kış dönemlerinin varis tedavisi açısından son derece ideal olduğunu vurgulayan Dr. Özgen, şöyle konuşuyor: “Sonbahar ve kış ayları hem hastaların yaşam konforunu bozmadan tedavi yapmamıza olanak tanıyor, hem de daha hızlı sonuç almamızı sağlıyor. Bu fırsatı değerlendirmek, sağlıklı ve estetik bacaklara giden ilk adımdır. Lazer, köpük (skleroterapi) ve radyofrekans gibi modern varis tedavi yöntemleri sonrası bir süre varis çorabı kullanılması gerekir. Ayrıca varis işlemleri sonrası hastanın cilt yapısına da bağlı olarak ciltte iyileşme süresini de unutmamak gerekir. Soğuk havalarda bu süreç, hem daha konforlu geçer hem de damarlar sıcağa göre daha hızlı toparlanır. Ayrıca güneş ışığının azaldığı bu mevsimlerde ciltte leke riski de minimuma iner.” Bu belirtiler varsa… KVC Uzmanı Dr. Ayça Özgen, bacaklarında görünür damarlar, dolgunluk hissi veya ağrı gibi belirtileri olan kişilerin zaman kaybetmeden bir kalp ve damar cerrahisi uzmanına başvurmaları gerektiğini belirterek, varisin sadece görsel bir sorun olarak görülmesinin büyük bir hata olduğunu, tedavi edilmediğinde ciltte renk değişiklikleri, yaralar ve hatta pıhtı oluşumu gibi ciddi komplikasyonlar gelişebildiğini vurguluyor. Varise karşı 8 etkili önlem! Varisin genetik yatkınlıktan kaynaklansa da günlük yaşam alışkanlıklarımızın da bu sorunu belirgin şekilde tetikleyebildiğini vurgulayan Dr. Özgen, kaçınılması gereken hataları ve alınması gereken önlemleri şöyle sıralıyor; Uzun süre ayakta kalmayın Özellikle uzun süre sabit pozisyonda ayakta çalışmak bacak damarlarını sürekli basınç altında bırakır. Bu da varis riskini artırır. O nedenle uzun süre ayakta kalmamaya özen gösterin. Fırsat buldukça bacaklarınızı kalp seviyesinin üstüne kaldırarak dinlendirin. Hareketsizlikten kaçının Masa başında uzun süre, kesintisiz oturulduğunda bacak kasları yeterince çalışmaz, kan dolaşımı yavaşlar. Bu nedenle ara sıra mutlaka dolaşarak bacaklarınızı birkaç dakika hareket ettirin. Günlük yaşam alışkanlıklarınız arasına mutlaka düzenli yürüyüşü ekleyin. Bacak bacak üstüne atmayın Bu alışkanlık damarların sıkışmasına yol açar ve kan akışını zorlaştırır. Uzun süreli oturuşlarda bacak bacak üstüne atmaktan kaçının. İdeal kilonuza ulaşın Fazla kilo, bacak damarlarına ek yük bindirir ve kanın yukarı taşınmasını zorlaştırır. Bu nedenle fazla kilolarınızdan spor ve diyetle sağlıklı bir şekilde kurtularak, ideal kilonuza ulaşın. Su tüketimine dikkat edin Su tüketimi damar sağlığını doğrudan etkileyen unsurlardan biridir. Günde ortalama 1,5-2 litre su tüketmek varis hastalığından korunmada önemli bir rol oynar. Bu nedenle su tüketimine dikkat edin. Yüksek topuklu ayakkabıyı sık giymeyin Yüksek topuklu ayakkabılar sık kullanıldığında baldır kaslarının pompa etkisini azaltır, bu da kanın bacaklarda birikmesine neden olur. Hamam ve saunadan uzak durun Aşırı sıcak, damarların genişlemesine neden olarak varislerin belirginleşmesine yol açar. Bu nedenle aşırı sıcaklardan, hamam ve saunadan varis hastalarının kaçınması gerekir. Sigaradan kaçının Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen “Sağlığımız açısından sayısız riski olduğu yapılan çalışmalarda kanıtlanan sigara, başta atar damar hastalıklarına neden olduğu gibi varise de zemin hazırlar. Sigara kullanımı damar duvarlarını zayıflatarak dolaşımı olumsuz etkiler ve bu da varis riskini artırır” diyor.

Uzun Süren Ağrı ve Uyuşukluk İhmal Edilmemeli! Haber

Uzun Süren Ağrı ve Uyuşukluk İhmal Edilmemeli!

Cerrahi olmayan yöntemlerin şikayetleri gidermede yetersiz kalması durumunda omurga cerrahisine ihtiyaç duyulabildiğini aktaran Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, Acil cerrahi ise omurga veya omurilik basısına bağlı olarak kollar, bacaklar veya tuvalet kontrolü gibi işlevlerde ciddi sorunlar ortaya çıktığında uygulanır. Ayrıca, omurga tümörleri veya enfeksiyon kaynaklı basılarda, nörolojik kayıplar hızla ilerliyorsa acil müdahale gerekir.” dedi. Ağrı, uyuşukluk veya kuvvetsizlik şikayetlerinin uzun süre devam etmesi halinde uzman hekime başvurmak gerektiğini hatırlatan Prof. Dr. Yaman, teknolojik gelişmeler sayesinde minimal invaziv yöntemler ve robotik cerrahi ile ameliyatların daha güvenli hâle geldiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, omurga cerrahisinin ne zaman gerekli olduğu, teknolojik gelişmelerle cerrahinin güvenliği ve omurga hastalıklarının belirtileri hakkında bilgi verdi. Cerrahiye karar vermeden önce cerrahi olmayan yöntemlere başvuruluyor! Omurga cerrahisinin, özellikle bel, sırt ve boyun ağrılarında, omuriliğe veya sinirlere bası yapan durumlarda gerekli olduğunu aktaran Prof. Dr. Onur Yaman, “Bu durumların çoğu disk problemleri veya omurilik kanalındaki daralmalar nedeniyle ortaya çıkar.” dedi. Cerrahiye karar vermeden önce hastalarda öncelikle cerrahi olmayan (konservatif) yöntemlerin uygulandığına dikkat çeken Prof. Dr. Yaman, “Bu yöntemler şikayetleri gidermede yetersiz kaldığında, yaklaşık yüzde 10’luk küçük bir hasta grubunda omurga cerrahisine ihtiyaç duyulabilir. Cerrahi öncesi hastaların ameliyatın kapsamını, olası risklerini ve komplikasyonları anlaması kritik öneme sahiptir.” şeklinde konuştu. Bazı durumlar acil cerrahi gerektirebiliyor! Acil cerrahinin, omurga veya omurilik basısına bağlı olarak kollar, bacaklar veya tuvalet kontrolü gibi işlevlerde ciddi sorunlar ortaya çıktığında uygulandığını kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, “Ayrıca, omurga tümörleri veya enfeksiyon kaynaklı basılarda, nörolojik kayıplar hızla ilerliyorsa acil müdahale gerekir.” dedi. Teknolojik gelişmeler cerrahi işlemleri güvenli hale getiriyor! Teknolojinin gelişmesiyle birlikte omurga cerrahisinde kullanılan yöntemlerin de ilerlediğini hatırlatan Prof. Dr. Yaman, şunları söyledi: “Yeni görüntüleme teknikleri sayesinde omurga ve omuriliğin milimetre hassasiyetinde incelenmesi mümkün. Cerrahi uygulamalarda daha küçük kesilerle yapılan minimal invaziv yöntemler tercih ediliyor. Ameliyathanelerde O-arm navigasyon sistemleri ve robotik cerrahi, vidaların ve diğer implantların daha güvenli yerleştirilmesini sağlıyor.” Uzun süren ağrılarda mutlaka bir uzmana başvurulmalı! Omurga hastalıklarının en sık görülen belirtisinin ağrı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Onur Yaman, sözlerini şöyle tamamladı: “Ağrı, hastalığın kaynağına bağlı olarak boyun, sırt, bel veya kuyruk sokumunda ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra sinirlere basıya bağlı olarak kollar veya bacaklarda uyuşukluk, ağrı ve kuvvetsizlik gelişebilir. İleri vakalarda idrar ve bağırsak kontrolünde problemler de görülebilir. Uzun süren ağrı, uyuşukluk veya kuvvetsizlik durumlarında mutlaka uzman bir hekime başvurulmalı.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.