Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ağrı Kesiciler

Kapsül Haber Ajansı - Ağrı Kesiciler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ağrı Kesiciler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yaz Sıcağında Böbrekleri Korumanın  8 Önemli Kuralı!  Haber

Yaz Sıcağında Böbrekleri Korumanın  8 Önemli Kuralı! 

Yaz mevsimiyle birlikte artan sıcaklıklar, böbrek sağlığını tehdit edebiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, özellikle aşırı sıcaklara uzun süre maruz kalmanın böbrek sağlığını olumsuz etkileyebildiğine dikkat çekerek, “Sıcak havalarda vücudun ısı dengesini korumak için oluşturduğu fizyolojik yanıtlar böbrekler üzerinde ek yük oluştururken, terlemeyle gelişen sıvı kaybı da buna eşlik edebilmektedir. Yüksek nem ise terin buharlaşmasını azaltarak vücudun ısı kaybetmesini zorlaştırmakta ve ısı stresini artırmaktadır. Şiddetli ısı stresi, özellikle ciddi sıvı kaybı (dehidratasyon) veya sıcak çarpması geliştiğinde, akut böbrek hasarına yol açabilmektedir” diyor. Kronik böbrek hastalığı olanlar, ileri yaştakiler, diyabet veya hipertansiyon gibi kronik hastalıkları bulunanlar aşırı sıcakların etkilerine karşı daha hassas olabiliyor. Bu kişilerde eşlik eden hastalıklar ve kullanılan bazı ilaçlar, sıcak havalarda gelişebilen sıvı kaybı ve kan basıncındaki değişikliklerin etkisini artırabiliyor. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, yaz aylarında böbrek sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken en önemli üç kuralı “Sıvı dengesini korumak, aşırı sıcaklarda yoğun fiziksel aktiviteden kaçınmak ve ilaçları bilinçsizce kullanmamak” olarak sıralıyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, yaz aylarında böbrek sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken 8 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. Sıvı dengenizi koruyun Sıcak havalarda terlemeyle sıvı kaybı artabiliyor. Bu kayıp yeterince karşılanmadığında dolaşımdaki kan hacmi azalabiliyor ve bunun sonucunda böbreklerin kanlanması olumsuz etkilenebiliyor. Özellikle ileri yaştaki kişilerde ve kronik hastalığı bulunanlarda belirgin sıvı kaybı, akut böbrek hasarı riskini artırabiliyor. Nasıl önlem almalı? Günlük sıvı alımınızı sıcaklık, fiziksel aktivite ve terleme miktarınıza göre ayarlayın. Herkes için geçerli tek bir su miktarı olmadığını unutmayın. Kalp yetmezliği, ileri evre böbrek hastalığı veya diyaliz tedavisi nedeniyle sıvı kısıtlamanız varsa, hekiminizin önerdiği miktarda su tüketmeye özen gösterin. Aşırı sıcaklarda yoğun fiziksel aktiviteden kaçının Aşırı sıcaklarda vücut, ısısını kontrol altında tutabilmek için cilt kan akımını ve terlemeyi artırıyor. Buna yoğun egzersiz ve sıvı kaybı eklendiğinde ısı stresi artabiliyor ve böbrekler de bundan olumsuz etkilenebiliyor. Şiddetli ısı stresi ve sıcak çarpması, akut böbrek hasarına yol açabiliyor. Nasıl önlem alalım? Egzersiz ve ağır açık hava aktivitelerini mümkün olduğunca günün daha serin saatlerinde yapın. Açık havada çalışmak zorundaysanız serin veya gölgeli ortamlarda düzenli dinlenme ve sıvı alma molaları verin. Tansiyonunuzu takip edin, ilaçlarınızı kendi kendinize değiştirmeyin Sıcak havalarda damarların genişlemesi ve sıvı kaybı kan basıncının düşmesine neden olabiliyor. Özellikle idrar söktürücü kullananlarda sıvı kaybının etkilerinin daha belirgin olabildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, bazı tansiyon ilaçlarını kullanan kişilerde de şiddetli sıvı kaybı durumunda böbrek fonksiyonlarının etkilenebildiğini söylüyor. Nasıl önlem almalı? Çok sıcak günlerde, özellikle hipertansiyon tedavisi görüyorsanız tansiyonunuzu takip edin. Baş dönmesi, bayılma hissi veya alışılmışın dışında tansiyon değerleriniz düşerse, ilaçlarınızı kendi kendinize kesmek yerine hekiminize danışın. Gelişigüzel ağrı kesici kullanmayın Nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) grubunda yer alan bazı ağrı kesiciler böbreğin kan akımını düzenleyen mekanizmaları etkileyebiliyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, ”Özellikle dehidratasyon, kronik böbrek hastalığı, ileri yaş veya kalp yetmezliği gibi ek risk faktörlerinin varlığında akut böbrek hasarı riski artabilmektedir. Yoğun terleme, kusma ve ishal gibi sıvı kaybına yol açan durumlarda bu risk daha da önem kazanmaktadır” diyor. Nasıl önlem almalı? Özellikle böbrek hastalığınız varsa NSAİİ grubu ağrı kesicileri hekime danışmadan sık ve kontrolsüz kullanmayın. Sıvı kaybettiğiniz dönemlerde kullandığınız ilaçlar konusunda hekiminizden bilgi alın. Böbrek taşı öykünüz varsa, dikkat! Sıcak havalarda terlemeyle sıvı kaybı arttığında ve bu kayıp karşılanmadığında idrar hacmi azalabiliyor. Düşük idrar hacmi, idrardaki taş oluşturucu maddelerin yoğunluğunu artırarak taş oluşumuna zemin hazırlayabiliyor. Bu nedenle yeterli sıvı alımı, özellikle daha önce böbrek taşı geçirmiş kişilerde taş tekrarını önlemenin temel yöntemlerinden birini oluşturuyor. Nasıl önlem almalı? Böbrek taşı olan hastalarda amaç yeterli idrar hacmini sağlamak. Güncel kılavuzlar, bu hastalarda günde en az 2,5 litre idrar hacmini sağlayacak miktarda sıvı alınmasını öneriyor. Ancak bunun içilecek su miktarı değil, hedeflenen günlük idrar miktarı olduğunu unutmayın. Dolayısıyla hekiminizin önerdiği miktarda su tüketmeye özen gösterin. İshal ve kusmaya bağlı sıvı kaybını önemseyin Yaz aylarında sıvı kaybının tek nedeni terleme olmuyor. İshal ve kusma da kısa sürede önemli miktarda su ile elektrolit kaybına yol açabiliyor. Kayıp şiddetli olduğunda ve yerine konulamadığında dolaşımdaki kan hacmi azalabiliyor ve böbrek fonksiyonları bozulabiliyor. Özellikle ileri yaştaki kişilerde ve kronik hastalığı bulunanlarda akut böbrek yetmezliği gibi daha ciddi sonuçlar gelişebiliyor. Nasıl önlem almalı? İshal veya kusma sırasında sıvı kaybını karşılamaya dikkat edin. Sıvı alamama, idrar miktarında belirgin azalma, ciddi baş dönmesi veya bayılma gelişirse sağlık kuruluşuna başvurun. Kronik böbrek hastalığınız varsa, bu belirtileri sıcaktan sanmayın Kronik böbrek hastalığı bulunan kişiler aşırı sıcakların, sıvı kaybının ve kan basıncındaki değişikliklerin etkilerine karşı daha hassas olabiliyor. Bu kişilerde kullanılan bazı ilaçlar da sıcak havalarda sıvı ve tansiyon dengesini etkileyebiliyor. Dolayısıyla havaların sıcak olduğu günlerde genel durumdaki değişikliklerin önemsenmesi gerekiyor. Nasıl önlem almalı? İdrar miktarında belirgin azalma, bayılma, bilinç bulanıklığı, sıvı alamama veya belirgin ve devam eden halsizlik gelişirse, bu yakınmaları yalnızca sıcağa bağlamayın. Özellikle kronik böbrek hastalığınız varsa tıbbi değerlendirme için gecikmeyin. Hekim kontrollerinizi aksatmayın Diyabet ve hipertansiyon, kronik böbrek hastalığının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Sıcak havalarda sıvı kaybı, kan basıncındaki değişiklikler ve diyabetli kişilerde kan şekeri kontrolünün bozulması, mevcut böbrek hastalığı açısından ek sorunlara neden olabiliyor. Ayrıca kullanılan bazı ilaçların etkileri sıcak hava ve sıvı kaybı dönemlerinde değişebiliyor. Nasıl önlem almalı? Kan şekeri ve tansiyon takibinizi sürdürün, düzenli hekim kontrollerinizi aksatmayın. İlaçlarınızı havanın sıcak olması nedeniyle kendi kendinize kesmeyin veya dozlarını değiştirmeyin. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Öz Bakım Araştırması Sonuçları Açıklandı Haber

Türkiye Öz Bakım Araştırması Sonuçları Açıklandı

Tüketici sağlığı alanında dünya lideri Haleon, insanların daha sağlıklı yaşayabilmelerine yardımcı olma amacıyla hareket ediyor. Haleon’a göre öz bakım; yalnızca hastalık dönemlerinde başvurulan çözümler ya da belirli ürünlerin kullanımı değil, bireylerin fiziksel ve ruhsal sağlıklarını korumak, güçlendirmek ve günlük yaşamlarını daha sağlıklı sürdürebilmek için attıkları bilinçli adımların bütününü kapsıyor. Küresel çapta 200 milyar* sterline, Türkiye'de ise 1 milyar** sterline ulaşan tüketici sağlığı pazarında "öz bakım" giderek daha kritik bir kavram haline geliyor. Nüfusun yaşlanması, sağlık hizmetlerine erişimin değişen dinamikleri ve sistem üzerindeki artan yük, bireyleri kendi sağlıklarını daha çok yönetmeye yönlendiriyor. Haleon, bu dinamikleri anlamak için Ipsos Türkiye iş birliği ve Prof. Dr. Barkın Berk danışmanlığında yürüttüğü Türkiye Öz Bakım Haritası Araştırması'nın sonuçlarını açıkladı. Tüketiciler ve eczacılarla yapılan araştırma; öz bakımın Türkiye'de nasıl algılandığını, reçetesiz ve öz bakımı destekleyici ürünlerin kullanım alışkanlıklarını ve sağlık profesyonellerinin bu yolculuktaki belirleyici rolünü ortaya koyuyor. Öz bakım, “iyi hissetmek” için atılan küçük adımlarla sınırlı kalıyor Öz bakım kavramı tüketiciler tarafından çoğunlukla yorgunluk veya rahatsızlık baş gösterdiğinde devreye giren, tepkisel ve “daha iyi hissetmek için yapılan küçük şeyler” olarak algılanıyor. Konuya yaklaşım cinsiyetlere göre de farklılaşıyor; erkekler öz bakımı sistemin çökmesini önleyici bir bakım olarak görürken, kadınlar süreci duygusal ve zihinsel refahı da içeren bir geliştirme ve seviye atlatma aracı olarak değerlendiriyor. Öz bakım olarak değerlendirilen en temel eylemlerin başında sırasıyla ağız ve diş bakımı, cilt bakımı ve psikolojik iyi hali korumak geliyor. Bu odakları bakımlı görünmek ve fiziksel aktivite takip ediyor. Son 1 ay içinde en sık yapılan öz bakım davranışı günlük su tüketimine dikkat etmek olurken, bunu dengeli beslenmek, diş fırçalama dışındaki ağız ve diş bakım ürünlerini kullanmak, düzenli yürüyüş yapmak ve gıda takviyesi kullanmak izliyor. Toplumun ortalama uyku süresi 7 saat olarak ölçülürken kafa dağıtmak ve daha iyi hissetmek için en yaygın tercih edilen aktivite ise düzenli yürüyüş. Acil Servisler "Hızlı Çözüm Noktası" Olarak Görülüyor Öz bakım farkındalığındaki eksiklik, kamusal sağlık altyapısı üzerinde de doğrudan bir baskı yaratıyor. Toplumun yüzde 50'si şiddet seviyesi ne olursa olsun, her sağlık sorununda doğrudan acil servise başvurabileceğini belirtiyor. Semptomları birinci basamak sağlık hizmetleri veya doğru öz bakım adımlarıyla yönetmek yerine acil servislerin bir "hızlı çözüm noktası" olarak görülmesi, hastanelerin acil bölümlerinde ciddi bir yoğunluğa yol açıyor. Bu durum, acil servislerin öncelikli amacının dışına çıkmasına neden olurken, sağlık sistemi üzerindeki yükü artıran faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Dijital Çağda Güven ve "Onay Filtresi" Olarak Eczacı Sağlık ile ilgili konularda en çok güvenilen bilgi kaynakları doktorlar (%84) ve eczacılar (%79) olurken; sosyal medya (%12) ve fenomenler (%9) en az güvenilen mecralar olarak öne çıkıyor. İnternette sağlık bilgisi arayan tüketicilerin %57'si, ulaştığı kafa karıştırıcı bilgiyi teyit etmek için doğrudan eczacısına başvuruyor. Yapay zekâ araçlarını kullananlar arasında ise sağlık alanındaki en yaygın kullanım, hastalık ve semptomları yorumlatmak; bunu uyku, stres ve beslenme gibi konularda yaşam tarzı önerileri almak ve tedavi tavsiyesi istemek izliyor. Eczane Tercihinde Güven ve Danışmanlık Kalitesi Ön Planda Tüketicilerin %73'ünün her zaman düzenli olarak gittiği sabit bir eczanesi bulunuyor. Eczane tercihinde "Güvene Dayalı Danışmanlık Kalitesi" (%61), kolay ulaşılabilirlik (%56) faktörünü geride bırakarak ilk sıraya yerleşiyor. Bu durum, eczanelerin tüketicinin gözünde sağlık yolculuklarına rehberlik eden kritik bir "ilk danışma merkezi" olarak konumlandığını gösteriyor. Tüketicilerin reçetesiz ve öz bakımı destekleyici ürünleri satın alma kararındaki en belirleyici unsurun da %66 ile eczacı ve hekim tavsiyesi olması bu güveni doğrudan destekliyor. En Sık Yaşanan Rahatsızlıklar ve Tüketim Refleksleri Tüketicilerin son 1 yılda en sık yaşadığı sorunların başında soğuk algınlığı/grip, kas/eklem ağrıları ve baş ağrısı/migren geliyor. Ağrı kesiciler (%69) en otomatik ve düşük eforlu alışkanlık ürünü iken; soğuk algınlığı ilaçları (%56), hayat kesintiye uğradığında kullanılan "kriz" ürünleri olarak konumlanıyor. Tüketiciler ilacı alırken ambalajda en çok ürünün ne işe yaradığına (%69) ve yan etkilerine (%55) dikkat ediyor. Takviyelerde Enerji ve Zindelik Odakta Gün içindeki enerji seviyesini yeterli bulanların oranı yalnızca %24'te kalırken; tüketicilerin %52'si günlük zindelik ve enerji seviyelerini desteklemek adına vitamin ve takviyelere başvuruyor. En çok tercih edilen içeriklerde D Vitamini, B12, C Vitamini ve magnezyum başta geliyor. Eczacı araştırmasına göre pandemi sonrası dönemde gıda takviyelerine olan talep rekor seviyeye ulaşırken (%90); tüketicilerin günlük ihtiyaçlarına yanıt veren bu temel vitamin ve minerallerin satın alınma oranlarında %64’lük bir artış yaşanıyor. Tüketiciler takviyelerin yanı sıra geleneksel ev çözümlerini de koruyucu birer filtre olarak kullanıyor. Bu alanda limon bazlı karışımlar en güvenilir içerik olarak öne çıkarken, nane-limon, ıhlamur ve zencefil-limon üçlüsü ilk sıralarda yer alıyor. Algı ve Gerçeklik Arasındaki Uçurum Araştırma, toplumun sağlık konusundaki farkındalığı ile eylemleri arasında belirgin bir çelişki olduğunu gösteriyor. Toplumun %44'ü stres seviyesini yüksek olarak raporlasa da bu durum çözülmesi gereken bir sorundan ziyade "hayatın normal bir parçası" sayılıyor. Benzer şekilde, bireylerin %84'ü ruhsal sağlığın önemini kabul etse de profesyonel destek alanların oranı %26'da kalıyor ve sorunlar kısa vadeli yöntemlerle geçiştiriliyor. Kilo problemi ise kadınlar tarafından "sosyal bir yargılanma", erkekler tarafından ise "fiziksel işlevsellik" meselesi olarak görülüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Alerjiler Kalp Sağlığını Etkileyebilir Haber

Alerjiler Kalp Sağlığını Etkileyebilir

Öyle ki bağışıklık sisteminin verdiği tepkilerle kalp sağlığının kesiştiği durumlara da rastlanabiliyor. Kounis Sendromu’nun, bağışıklığın aşırı koruyucu tepkisinin kalbi zorlamasıyla ortaya çıktığını belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Alerjik bünyeye sahip olanlarda ya da bilinen kalp rahatsızlığı bulunan kişilerde ani gelişen reaksiyonlarla birlikte görülen göğüs ağrısı önem taşıyor. Erken tanı ve doğru müdahale ile kalıcı hasar riski en aza indirilebiliyor. Kalp ve bağışıklık sistemi birlikte çalıştığı için birinde yaşanan sorun diğerini de etkiliyor” dedi. Reçetesiz satılan bir ilaç, arı sokması ya da akşam yemeğinde tüketilen deniz ürünleri… Vücudun bu tür etkenlere verdiği alerjik yanıtın bazı durumlarda kalbi de etkileyebildiğini açıklayan Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Kounis Sendromu, alerjik veya aşırı duyarlılık reaksiyonları sırasında ortaya çıkan akut koroner sendrom olarak tanımlanır. Halk arasında alerjik kalp krizi ya da alerjik anjina olarak da bilinen bu tabloda, bağışıklık hücrelerinin aktive olmasıyla salınan bazı maddeler, kalp damarlarında spazma yol açabilir” dedi. Fındık, fıstık gibi yüksek alerjen içeren besinler tehlikeyi artırıyor Kounis Sendromu teşhisini zorlaştıran en önemli etkenin, alerji belirtileri ile kalp krizi semptomlarının iç içe geçmesi olduğunu vurgulayan Koylan, “Hastalarda göğüs ağrısı ve sıkışma hissi, nefes darlığı ve çarpıntı ile birlikte vücutta yaygın kaşıntı, kızarıklık veya kurdeşen görülebilir. Buna tansiyon düşüklüğü, bayılma hissi ya da bilinç kaybı da eşlik edebilir. Sendromu tetikleyen en yaygın unsurlar; antibiyotikler başta olmak üzere bazı ilaçlar, ağrı kesiciler ve kontrast maddeler, arı ve eşek arısı sokmalarıdır. Kabuklu deniz ürünleri, fındık ve fıstık gibi yüksek alerjen içeren besinler ile lateks alerjisi ya da bazı kimyasal maruziyetler de tetikleyici olabilir” dedi. Bazı vakalarda adrenalin hayat kurtarıyor Teşhis aşamasında EKG, troponin testleri ve bazı durumlarda ekokardiyografinin kullanıldığını açıklayan Koylan, “Tanıda en kritik nokta hastanın öyküsünde alerjen maruziyetinin olup olmadığının belirlenmesidir. Tedavi sürecinde ise hem alerjik reaksiyonun baskılanması hem de kalp damarlarının rahatlatılması gerekir. Şiddetli vakalarda adrenalin hayat kurtarıcı olabilirken, Tip I Kounis vakalarında damar spazmını artırabileceği için dikkatli kullanılmalı. Bu süreçte hipertansiyon ve damar sağlığına yönelik yaklaşımlar hastanın uzun dönem takibinde önemli rol oynar” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

C Vitamininin Fazlası Böbrek Taşı Riskini Artırıyor Haber

C Vitamininin Fazlası Böbrek Taşı Riskini Artırıyor

Böbreklerin gün boyu vücudun ihtiyacına göre çalıştığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Böbrekler bu kanı süzer, vücut için gerekli büyük proteinleri ayırır ve süzüntü adı verilen bir sıvı oluşturur. Gün içinde yaklaşık 180 litre oluşan bu süzüntünün büyük bölümü geri alınır, atık maddeler ve sıvı fazlası ise günde yaklaşık 1,5–2 litre idrar olarak vücuttan atılır. Ancak farkında olunmadan kullanılan bazı ilaçlar ve besin destekleri bu işleyişi olumsuz etkileyebilir. Örneğin aşırı C vitamini böbrek taşı riskini, aşırı D vitamini ise dehidratasyon ve böbrek taşı riskini artırabilir” dedi. Ülkemizde yaklaşık 9 milyon kronik böbrek hastası bulunduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “İlaçlar ve besin destekleri de dahil olmak üzere kana karışan her madde böbreklerden geçer ve bazıları burada hasara yol açabilir. Özellikle kronik böbrek hastalığı olan ya da diyabet, hipertansiyon, kalp yetmezliği ve obezite gibi risk faktörlerine sahip kişilerin çok daha dikkatli olması önemli. Bazı ağrı kesiciler ve antibiyotikler başta olmak üzere çeşitli ilaçların kullanımı sonrasında idrar renginde değişiklik, vücutta şişlik ve idrar miktarında azalma görülmesi böbrek hasarını düşündürebilir” dedi. Sıvı alımı yetersizse protein tozları böbreklere zarar verebilir Besin takviyelerinin içeriği, kullanım dozu ve sürelerinin net olmaması ayrıca birbirleriyle ya da diğer ilaçlarla olan etkileşimlerinin bilinmemesinin sağlık problemleri doğurabileceğine dikkat çeken Atasoyu, “Bu ürünler çoğu zaman reçetesiz satılır ve sağlık uzmanına danışılmadan kullanılır. Oysa özellikle böbrek fonksiyon bozukluğu olan ya da farklı nedenlerle risk altındaki kişilerde besin takviyeleri dikkatle kullanılmalı. Örneğin sağlıklı bireylerde B ve C vitaminlerinin fazlası böbreklerden atılırken, kronik böbrek hastalarında bu maddeler vücutta birikebilir ve böbrek taşı ya da sıvı kaybı gibi sorunlara yol açabilir. Ayrıca protein tozu ve kreatin gibi sporcu destekleri, böbrekleri tek başına tehdit etmese de yeterli su içilmediğinde, aşırı egzersiz yapıldığında ya da böbrekleri etkileyen ilaçlarla birlikte kullanıldığında tehlikeli durumlara yol açabilir” şeklinde konuştu. Türkiye’de tuz tüketimi önerilenin üç katı Diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalığı ve obezitesi olanlar, uzun süreli ilaç kullanmak zorunda kalanlar, yeterince su içmeyenler, ailesinde böbrek hastalığı bulunanlar ve ileri yaştaki kişilerde böbrek hastalığına yatkınlığın daha yüksek olduğunu dile getiren Atasoyu, “Kişinin kan tahlillerinin normal olması böbreklerin her zaman tamamen sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle idrar tahlili ve ultrason ile birlikte değerlendirme yapılması gerekir. Bu durum, birçok kişinin böbrek hastalığının farkında olmadan yaşamını sürdürmesine de yol açabiliyor. Ülkemizde böbrek hastalığı riskini artıran en önemli etkenlerden biri ise aşırı tuz tüketimi. Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesini önerirken, ülkemizde bu miktar 16–18 gram civarında. Tuz tüketimini azaltmak böbrek sağlığını korumada etkili bir adım” dedi.

Horlamaya Yol Açan Etkenlere Dikkat Haber

Horlamaya Yol Açan Etkenlere Dikkat

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları / Uyku Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, bu nedenle, özellikle solunum sisteminde hava akımının en az 10 saniye kesilmesi olarak tanımlanan Uyku Apne Sendromu’nun eşlik ettiği horlamaların mutlaka tedavi edilmesi gerektiği uyarısında bulunarak, “Horlama haftada üç geceden sık gelişiyorsa, nefes durmaları eşlik ediyorsa, gündüz aşırı uyku hali veya yorgun uyanma sorunu varsa, bir uyku merkezine başvurmak gerekmektedir” diyor. Horlamanın altta yatan sebebe göre tedavi edildiğini belirten Göğüs Hastalıkları / Uyku Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, “Cerrahi tedavi ve alerjik nezle eşlik ediyorsa, uygun hastada ilaç tedavisine başvurulmaktadır. Uyku Apne Sendromu mevcutsa basınçlı hava uygulayan cihazların kullanımı gereklidir. Bunların yanı sıra kilo vermek, alkol ile tütün ürünü kullanımını bırakmak önem taşımaktadır” bilgisini veriyor. Hava yolunun dar olması Boğazımızın arkasında bulunan yumuşak damağın sarkık olması, küçük dilin uzayıp büyümesi, alt çenenin küçük ve geride olması, dilin büyük olması, büyük bademcikler, burun kıkırdağında eğrilik ve burun etlerinin büyük olması hava yolunun daralmasına neden olabiliyor. Özellikle alerjik nezle burun etlerinin şişmesine yol açabiliyor. Uygun hastalar cerrahi tedavi açısından değerlendiriliyor. Bademcik, geniz eti, yumuşak damak veya burun operasyonları uygulanabiliyor. Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, “Alerjik nezlesi olan hastalarda ilaç tedavisi, burun etlerine yönelik küçültme işlemleri ve alerjenlere karşı önlemlerin alınması gerekmektedir” diyor. Obezite Fazla kilo nedeniyle boyun çevresinin kalınlaşması, kadınlarda 38 cm, erkeklerde 40 cm üzerinde olması, horlama ve Uyku Apne Sendromu için risk taşıyor. Bunun nedeni ise kalınlaşan boynun havayolunu daraltması. Fazla kilolarda hekim ve diyetisyen eşliğinde kilo kaybı öneriliyor. Ayrıca, eşlik eden insülin direnci veya tip 2 diyabet varsa tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleri gerekiyor. Alkol ve tütün tüketimi Alkol ve tütün ürünleri havayolundaki kasların gevşemesine neden olarak horlamayı artırıyor. Hava yolunu genişleten ilaçlar Hava yolunu genişleten ilaçlar da kasları gevşeterek horlamaya sebep olabiliyor. Bu ilaçlar arasında uyku ilaçları, antidepresanlar, anestezi ilaçları ve ağrı kesiciler yer alıyor. Çeşitli hastalıklar Soğuk algınlığı, alerjik nezle, reflü ve hipotiroidi gibi bazı hastalıklar ödem oluşturdukları havayolunun daralmasına neden oluyor. Bazı nörolojik hastalıklar da kasları gevşeterek horlamaya yol açabiliyor. Uyku yoksunluğu Yorgun olduğumuzda ve uyku borcu biriktirdiğimizde horlama artabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.