Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Akran Zorbalığı

Kapsül Haber Ajansı - Akran Zorbalığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Akran Zorbalığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İhmal ve İstismara Karşı 75 Bin 500 Kez Destek Haber

İhmal ve İstismara Karşı 75 Bin 500 Kez Destek

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Çocuk Hizmetleri Müdürlüğü bünyesinde 2020 yılında faaliyete geçen Çocuk Hakları Birimi, çocukların ruhsal, fiziksel ve sosyal iyilik hallerini bütüncül bir yaklaşımla güçlendirmeye devam ediyor. Çalışmalarının merkezine “Çocuğun Yüksek Yararı” ilkesini ve çocuk haklarını yerleştiren birim; olası risk faktörlerini erken dönemde tespit ederek kriz anlarında çocuklara ve bakım verenlerine zamanında müdahale imkânı sunuyor. Koruyucu ve önleyici faaliyetlerin yanı sıra çocukların kendi haklarını fark etmelerini ve güçlenmelerini amaçlayan İBB, bu kapsamda bugüne kadar toplam 75 bin 500 destek hizmeti gerçekleştirdi. ERKEN TESPİT VE KORUYUCU MÜDAHALE Çocuk Hakları Birimi; çocuk ihmal ve istismarına yönelik toplumsal farkındalık oluşturulması, risk faktörlerinin erken aşamada belirlenmesi ve çocukların ihtiyaç duydukları destek mekanizmalarına güvenle erişebilmesi amacıyla kapsamlı saha ve danışmanlık çalışmaları yürütüyor. Bugüne kadar sağlanan 75 bin 500 hizmet kapsamında; çocukların yanı sıra ebeveynlere, bakım verenlere ve çocuk alanında görev yapan uzman personellere yönelik psikososyal destek ile eğitim faaliyetleri eş zamanlı olarak sürdürülüyor. AKRAN ZORBALIĞINDAN BAĞIMLILIĞA KAPSAMLI ÇALIŞMA ALANLARI Birimin uzmanlık ve müdahale alanları, çocukların gelişim evrelerinde karşılaştığı tüm risk unsurlarını kapsayacak şekilde geniş bir yelpazede ele alınıyor. Bu çerçevede; çocuk ihmal ve istismarı, ebeveyn ve bakım verenlere yönelik psikososyal eğitimler, zorla evlendirilen çocuklar, çocuk işçiliği, çocukların gelişimsel ve eğitsel değerlendirilmesi, akran zorbalığı, suça sürüklenen çocuklar, özel gereksinimli çocuklar kapsamında ihmal ve istismar, aile içi iletişim ve madde bağımlılığı, çocukların psikolojik açıdan değerlendirilmesi ve uygun psikoterapi süreçleri, birimin öncelikli gündem maddeleri arasında yer alıyor. ÇOK YÖNLÜ HİZMET MODELLERİ Çocuk Hakları Birimi’nde her çocuğun bireysel gereksinimleri, ailevi ve çevresel koşulları bütüncül bir şekilde değerlendirilerek kişiye özel hizmet planlamaları yapılıyor. Sunulan destekler arasında oyun terapisi, çocuk ve ergen psikoterapisi, yetişkin psikoterapisi, aile danışmanlığı ve aile terapisinin yanı sıra psikolojik, sosyal, hukuksal ve gelişimsel danışmanlık hizmetleri yer alıyor. KAMU KURUMLARI ARASI İŞ BİRLİĞİ Çocuklar ve bakım verenler için düzenlenen eğitim ve seminerlerin ötesinde; İBB birimleri, kolluk kuvvetleri, sağlık kuruluşları, adli destek hizmetleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla kurulan güçlü koordinasyon ağı sayesinde vakalar zaman kaybetmeksizin ilgili mekanizmalara yönlendiriliyor. ÇOCUK HAKLARI BİRİMİ’NE BAŞVURU DETAYLARI Çocuk Hakları Birimi’nin sunduğu koruyucu, önleyici ve uzmanlaşmış destek hizmetlerinden yararlanmak isteyen tüm çocuklar, ebeveynler ve bakım verenler, İstanbul’un farklı noktalarında faaliyet gösteren İBB Çocuk Hakları Birimi merkez ve ofislerine başvuruda bulunabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Akran Zorbalığı Okul Kapısında Bitmiyor, Çocuğun Odasına Kadar Giriyor! Haber

Akran Zorbalığı Okul Kapısında Bitmiyor, Çocuğun Odasına Kadar Giriyor!

Akran zorbalığının artık okul bahçesinden dijital dünyaya taşındığına dikkat çeken Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Siber zorbalıkta okulun kapısı kapanmıyor. Telefon çocuğun cebinde olduğu için tehdit, hakaret, ifşa ve dışlama eve, hatta çocuğun odasına kadar geliyor.” dedi. Prof. Dr. Tarhan, zorbalıkla mücadelenin yalnızca ceza üzerinden yürütülemeyeceğini belirterek, “Akran zorbalığının karşısına akran nezaketini koymak gerekir. Akran zorbalığının ilacı empatik iletişimdir.” ifadelerini kullandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonu bünyesinde kurulan İlköğretim ile Ortaöğretim Kurumlarında Akran Zorbalığının Araştırılması ve Alınabilecek Önlemlerin Belirlenmesi Alt Komisyonu’nun tutanak ve sunumlarından derlenen rapor, çocuklar arasındaki zorbalığın ulaştığı boyutları ortaya koydu. Komisyon tutanaklarının yanı sıra Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) sunumları ve TÜİK Türkiye Çocuk Araştırması verilerinin kullanıldığı çalışmada, hem geleneksel akran zorbalığı hem de giderek büyüyen siber zorbalık riski ele alındı. Her 100 çocuktan yaklaşık 14’ü zorbalığa maruz kalıyor Rapora göre 6-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 13,8’i akranları tarafından zorbalığa maruz kalıyor. En sık rastlanan zorbalık biçimi ise alay edilme. Çocukların yüzde 7,2’si kasıtlı biçimde sosyal gruplardan dışlanırken, fiziksel şiddete maruz kalanların oranı yaklaşık yüzde 4,4 olarak bildiriliyor. İşlevsel zorluk yaşayan çocuklarda tablo daha da ağırlaşıyor. Görme, duyma, yürüme, öğrenme, iletişim kurma veya öz bakım gibi alanlarda zorluk yaşayan çocukların zorbalığa uğrama oranı yaklaşık yüzde 27’ye yükseliyor. Prof. Dr. Tarhan: “Her çocuk çatışması zorbalık değildir” Akran zorbalığının çocuklar arasındaki sıradan anlaşmazlıklarla karıştırılmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Öncelikle zorbalığı doğru tanımlamak gerekiyor. Çocuklar ve ergenler zaman zaman tartışabilir, kavga edebilir, bir süre sonra da barışabilirler. Her tartışmayı, her ses yükseltmeyi veya çocuklar arasındaki her anlaşmazlığı akran zorbalığı olarak değerlendirmek doğru değildir. Bir davranışın zorbalık olarak tanımlanabilmesi için kasıtlı olması, tekrarlayıcı olması ve taraflar arasında bir güç dengesizliği bulunması gerekir. Planlı, sistematik ve karşı tarafı ezmeye, sindirmeye veya dışlamaya yönelik bir davranış varsa burada zorbalıktan söz ederiz.” dedi. Zorbalığın yalnızca fiziksel şiddetten ibaret olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Alay etme, lakap takma, hakaret, tehdit gibi sözel davranışların yanı sıra dedikodu çıkarma, gruba almama, kasıtlı olarak yalnız bırakma gibi ilişkisel zorbalık biçimleri de vardır.” diye konuştu. “Çocuk çoğu zaman ‘Bana zorbalık yapılıyor’ demez” Zorbalığın fark edilmesinde aile ve öğretmenlerin çocuğun davranışlarındaki değişimi iyi gözlemlemesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, çocuğun yaşadıklarını doğrudan anlatmayabileceğini söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Çocuk çoğu zaman ‘Bana zorbalık yapılıyor’ diye gelip söylemez. Özellikle eleştirilmekten, suçlanmaktan veya ‘Sen de karşılık verseydin’ denmesinden korkuyorsa yaşadıklarını içine atabilir. Daha önce severek okula giden bir çocuk okula gitmek istemiyorsa, sabahları karın veya baş ağrısı gibi yakınmalar geliştiriyorsa, ders başarısı düşüyorsa, içine kapanıyorsa, arkadaşlarından uzaklaşıyorsa, odasına kapanmaya başladıysa, uyku ve iştah düzeni değiştiyse bunun arka planına bakmak gerekir. Okul reddinin arkasından kimi zaman akran zorbalığı çıktığını görüyoruz.” şeklinde konuştu. Çocuğun sorgulanmak yerine dinlenmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “‘Niye konuşmuyorsun, sana ne oldu?’ diye herkesin içinde çocuğu sıkıştırmak yerine, birebir konuşup ‘Senin için yapabileceğim bir şey var mı, anlatmak ister misin?’ denilmelidir. Çocuğu konuşturmanın yolu konferans vermek değil, yatay ilişki kurmak ve onu gerçekten dinlemektir.” dedi. Farklı olan çocuk daha kolay hedef haline gelebiliyor Raporda işlevsel zorluk yaşayan çocuklarda zorbalık oranının yaklaşık yüzde 27’ye çıkmasını değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, farklılıkların okul ortamında kolaylıkla hedef haline getirilebildiğine dikkat çekti. “Özel yetenekli, sosyal iletişimde zorlanan veya takım ilişkilerine uyum sağlamakta güçlük çeken çocukların daha fazla zorbalığa maruz kalabildiğini görüyoruz.” diyen Prof. Dr. Tarhan, akademik zekâsı yüksek bir çocuğun dahi sosyal ipuçlarını okumakta zorlanabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, “Diğer çocuklarla aynı biçimde tepki vermeyince önce farklı görülür, ardından alay konusu olabilir ve süreç zorbalığa dönüşebilir. Akademik zekâ ile sosyal ve duygusal beceriler her zaman aynı ölçüde gelişmiyor. Bu nedenle çocuğu yalnızca ‘utangaç’, ‘uyumsuz’ veya ‘garip’ şeklinde etiketlemek yerine sosyal iletişim becerileri açısından değerlendirmek gerekir.” dedi. “Ben güçlüyüm, o savunmasız; o halde onu ezebilirim” Zorbalığın merkezinde çoğu zaman yanlış bir güç algısının bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Zorbalığın temelinde çoğu zaman güç üzerinden kurulan yanlış bir ilişki vardır: ‘Ben güçlüyüm, o savunmasız; o halde onu ezebilirim.’ Empati ve merhametin zayıfladığı ortamlarda farklı olan çocuk daha kolay hedef haline gelir. Bir başka önemli sorun da sessiz kalan öğrencilerin görünmez hale gelmesidir. Zorbalık yalnızca zorbanın ve mağdurun sorunu değildir; sınıfın tamamını ilgilendiren bir okul iklimi problemidir.” ifadesinde bulundu. Bu noktada öğretmene önemli sorumluluk düştüğünü söyleyen Prof. Dr. Tarhan, sınıfın liderinin öğretmen olması gerektiğini belirterek, “İyi bir öğretmen sınıfındaki öğrencileri tanır; geride kalanı, sessizleşeni, dışlananı fark eder. Fakat bunu çocuğu herkesin önünde teşhir ederek değil, birebir ve empatik iletişim kurarak yapar.” dedi. “Zorbalık yapan çocuğu da sadece ‘kötü çocuk’ diye damgalamayın” “Zorbalık yapan çocuk da sadece ‘kötü çocuk’ diye damgalanmamalıdır.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Her şiddet davranışı aynı zamanda bir mesajdır. Çocuğun hangi duygusal ihtiyacının karşılanmadığına, ailede nasıl bir iletişim gördüğüne, kendisini değersiz hissedip hissetmediğine bakmak gerekir.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Tarhan, sevginin az, baskının ve eleştirinin fazla olduğu ailelerde çocuğun şiddeti problem çözme yöntemi olarak öğrenebildiğini belirterek, “Ailede sıcak bir ortamın olmaması hem fail olmaya hem de kurban olmaya zemin hazırlayabiliyor.” dedi. Siber zorbalıkta “güvenli alan” ortadan kalkıyor Raporun dikkat çeken başlıklarından biri de dijitalleşmeyle birlikte zorbalığın okul dışına taşınması oldu. Siber zorbalık raporda; dijital platformlar üzerinden tehdit, taciz, alay, iftira, siber şantaj ve mahremiyet ihlali yoluyla çocukların psikolojik ve sosyal olarak hedef alınması şeklinde tanımlanıyor. Prof. Dr. Tarhan ise sosyal medyanın zorbalığın “seyirci kitlesini” büyüttüğünü belirterek, “Eskiden birkaç kişinin gördüğü bir alay veya dışlama olayı sınırlı bir çevrede kalırken, bugün sosyal medyanın viral etkisiyle onlarca, yüzlerce hatta çok daha fazla kişiye ulaşabiliyor.” dedi. “Siber zorbalıkta okulun kapısı kapanmıyor” Siber zorbalığın yüz yüze zorbalığa göre en önemli farklarından birinin süreklilik olduğuna dikkat çeken Tarhan, şu ifadeleri kullandı: “Yüz yüze zorbalık çoğunlukla belirli bir fiziksel ortamda meydana gelir. Çocuk okuldan çıktığında belli ölçüde güvenli alanına dönebilir. Siber zorbalıkta okulun kapısı kapanmıyor. Telefon çocuğun cebinde olduğu için tehdit, hakaret, ifşa ve dışlama eve, hatta çocuğun odasına kadar geliyor. Bu durum mağdurda ‘kaçabileceğim güvenli bir alan yok’ duygusunu oluşturabiliyor.” Dijital ortamda bir fotoğraf veya videonun tekrar tekrar paylaşılmasının travmatik etkiyi sürdürebildiğini kaydeden Tarhan, çocuklarda okul reddi, akademik başarı düşüşü, içe kapanma, depresif belirtiler ve yoğun kaygının görülebileceğini belirtti. Çocukların yüzde 80’i günde 3 saatten fazla ekranda Raporda çocukların yaklaşık yüzde 80’inin günde üç saatten fazla aktif olarak dijital ekran karşısında kaldığı bildiriliyor. Raporda aşırı ekran maruziyetinin odaklanma zafiyeti ve öğrenilen bilgilerin uzun süreli belleğe aktarılmasında sorunlarla ilişkilendirildiği de ifade ediliyor. Kontrolsüz kullanımın gerçek ilişkilerin yerine sanal ilişkileri geçirebildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Ben sosyal medyanın akran ilişkilerinde zaman zaman toksik etki yaptığını düşünüyorum. Gerçek akran ilişkisinde yüz yüze iletişim, fiziksel temas, mimikleri okuma, karşı tarafın sevincini ve üzüntüsünü gözlemleme vardır. Empati bu ilişkiler içerisinde gelişir. Ekran ilişkisinde ise bunların önemli bir bölümü ortadan kalkıyor.” dedi. “Dijital anestezi” uyarısı Uzun süreli ve amaçsız ekran kullanımını “dijital anestezi” kavramıyla açıklayan Prof. Dr. Tarhan, “Çocuk ekranın karşısına geçtiğinde zaman ve öncelik algısını kaybedebiliyor. Çocuğa amaçlı kullanmayı, zaman yönetimini, dijital ortamda karşısındakinin de duyguları olan gerçek bir insan olduğunu öğretmek gerekir. Empatiyi öğretmek burada çok değerlidir; çünkü empatiyi öğrenen çocuk siber zorbalığa daha az yönelir.” ifadelerini kullandı. Dünyada sosyal medyaya yaş sınırı gündemde Raporda farklı ülkelerin çocukları dijital risklerden korumak amacıyla aldığı önlemlere de yer veriliyor. Çin’de 16 yaşından küçüklerin ebeveyn izni olmadan sosyal medya hesabı açmasına sınırlama getirildiği, Güney Kore’de 16 yaş altındaki çocuklara yönelik gece çevrimiçi oyun kısıtlamalarının uygulandığı, ABD’nin Florida eyaletinde küçük yaştaki çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin yasal düzenlemelerin bulunduğu aktarılıyor. Raporda ayrıca Avustralya, Yunanistan ve İrlanda’daki düzenleme tartışmaları ile Türkiye’de 13 yaş altının sosyal ağlara erişimine yönelik çalışma bilgileri de yer alıyor. “Hedef dış denetimden iç denetime geçiş olmalı” Küçük yaşlarda ekran kullanımının sınırlandırılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Ergenlik döneminde yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım çoğu zaman ters etki yapabilir. Çocuk, anne babanın bulunmadığı ortamda yine dijital dünyayla karşılaşacaktır. Eğer iç denetim geliştirmemişse yasak kalktığı anda kontrolsüz kullanıma yönelebilir. Bu nedenle hedef dış denetimden iç denetime geçiş olmalıdır.” dedi. “Burada dijital ebeveynlik gerekiyor.” diyen Tarhan, anne ve babanın hem sınır koyması hem de sınırın nedenini anlatması gerektiğini belirterek, çocuklara medya okuryazarlığı ve bilinçli dijital kullanım becerileri kazandırılması gerektiğini söyledi. Raporda dikkat çeken kavram; “Akran nezaketi” Raporda zorbalıkla mücadelede “akran nezaketi” ve “dijital nezaket” kavramları da öne çıkıyor. Milli Eğitim Bakanlığı ve sivil toplum iş birliğiyle “Zorbalıktan Uzak Programı”nın pilot uygulamalarının yürütüldüğü, 12-13 yaş grubunda akrandan akrana eğitim programlarının gerçekleştirildiği belirtiliyor. Uzmanların ilkokul üçüncü sınıftan itibaren dijital etik kuralların müfredata alınmasını istediği aktarılırken, BTK’nın da siber zorbalığı “siber nezakete”, akran zorbalığını ise “akran nezaketine” dönüştürmeyi amaçlayan çalışmalar yürüttüğü ifade ediliyor. “Negatifle mücadelenin yolu pozitifi artırmaktır” Prof. Dr. Nevzat Tarhan da zorbalığı yalnızca yasaklama ve cezalandırma yaklaşımıyla çözmenin mümkün olmadığını belirterek “akran nezaketi” kavramının önemine dikkat çekti. Tarhan, “Akran zorbalığıyla mücadelede yalnızca negatifi ortadan kaldırmaya çalışmak yeterli değildir. Negatifle mücadelenin en etkili yollarından biri pozitifi artırmaktır. Bu nedenle ‘akran zorbalığı’nın karşısına ‘akran nezaketi’ni koymak gerekir. Nezaketin içerisinde empati vardır; karşı tarafın hakkını, ihtiyacını ve duygusunu dikkate almak vardır. Yalnızca karşı tarafı anlamak değil, onu incitmeden problemi çözme becerisi vardır.” diye konuştu. “Teknoloji hız verir ama değerler yön gösterir” Zorbalığı önlemede sosyal ve duygusal eğitimin ergenliğe bırakılmaması gerektiğini vurgulayan Tarhan, “Bilgi yüklemekten önce çocuğun karakterine bir pusula kazandırılması önemlidir. Çünkü teknoloji hız verir ama değerler yön gösterir.” ifadelerini kullandı. Empatinin doğuştan değişmez bir özellik değil, öğrenilebilen bir beceri olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Değer eğitimini yalnızca haftada bir saatlik ders olarak düşünmemek gerekir. Değer içerikli eğitim olmalıdır. Matematikte, edebiyatta, tarihte, hatta fen derslerinde bile olaylar üzerinden adalet, dürüstlük, merhamet, iş birliği ve sorumluluk tartışılabilir. Böylece değerler teorik bir bilgi olmaktan çıkar, günlük hayatın parçası haline gelir.” dedi. “Akran zorbalığının ilacı empatik iletişimdir” Zorbalık gerçekleştikten sonra yalnızca cezalandırmaya odaklanmanın yeterli olmadığını söyleyen Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı: “Zorbalık yapan çocuğun yaptığı davranışın sonucunu görmesi, mağdurun ne hissettiğini anlaması ve sorumluluk alması sağlanmalıdır. Akran zorbalığının karşısına akran nezaketini koymak gerekir. Akran zorbalığının ilacı empatik iletişimdir. Bütün kötücül davranışların ortak noktalarından biri empati yoksunluğudur. Çocuğun vicdanını, merhametini ve empati kapasitesini geliştirirsek zorbalık ortaya çıktıktan sonra peşinden koşmak yerine daha ortaya çıkmadan önleyebiliriz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Okul Saldırıları, Sosyal Hizmetin Zorunluluğunu Bir Kez Daha Gösterdi! Haber

Okul Saldırıları, Sosyal Hizmetin Zorunluluğunu Bir Kez Daha Gösterdi!

Prof. Dr. Barış, okul sosyal hizmeti birimlerinin kurulması, silaha erişimin sıkı denetlenmesi ve erken uyarı sistemlerinin hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek, “Bu iki olay, bize okul sosyal hizmetinin zorunluluk olduğunu göstermektedir. Çünkü sosyal çalışmacı, ailelerdeki silah varlığını, şiddet öyküsünü, ruh sağlığı sorunlarını ev ziyaretiyle tespit edebilecek en yetkin meslek elemanıdır.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail Barış, son iki gün içinde yaşanan okul baskını niteliğindeki şiddet olaylarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. 14 ve 16 Nisan tarihlerinde, 48 saat içinde Türkiye’de iki ağır okul saldırısının yaşandığını hatırlatan Prof. Dr. Barış, “Her iki olay için de İçişleri Bakanlığı ‘bireysel hadise, terör bağlantısı yok’ açıklaması yaptı. Soruşturmalar sürüyor ve yayın yasağı getirildi. Kahramanmaraş’ta eğitime iki gün ara verildi” dedi. Silaha erişim ve ev içi güvenlik zafiyeti! Olayların en dikkat çekici yönlerinden birinin faillerin evdeki silahlara kolayca erişebilmesi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Barış, “Bu ciddi bir sorun, evinde silah bulundurma hakkı olan yetişkinler, bu silahlarını evdeki diğer kişilerin bilhassa küçüklerin ulaşamayacağı özel yerlerde mesela çelik kasalarda bulundurmaları gerekir.” diye konuştu. 7/24 kriz hattı ve acil eylem sistemleri çağrısı Yalnızca bireysel önlemlerin değil, sistematik çözümlerin de devreye girmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Barış, “Sosyal medya tehditleri ve akran ihbarları için 7/24 kriz hattı kurulmalıdır. Özellikle okullar ve toplu yaşam alanları için acil eylem sistemleri oluşturulmalıdır. Okullara her türlü silahla girişin engellenebilmesi için mekanizmalar kurulmalı ve fiziki güvenlik önlemleri etkinleştirilmelidir” ifadesinde bulundu. Riskli öğrencilerin erken tespiti için izleme mekanizması olmalı Psikososyal risklerin erken tespitine dikkat çeken Prof. Dr. Barış, “Psikososyal risk taşıyan öğrencilerin zamanında tespit edilebilme için tüm okullarımızda okul sosyal hizmet birimi kurularak gerekli alt yapı oluşturulmalı ve meslek elemanları olan sosyal çalışmacılar ivedilikle görevlendirilmelidir. Bu birim, her okulda tam zamanlı sosyal çalışmacılar ve psikolojik danışmanlar vasıtasıyla çocukların tamamını bireysel, ailesel, çevresel ve psikolojik yönden izleyerek okul içi akran zorbalığından tutun da her türlü şiddeti engelleme ve asgari düzeye indirmeye çalışmalıdırlar.” şeklinde konuştu. Sosyal çalışmacıların önleyici rolü ve saha müdahalesi şart Sosyal çalışmacıların rolüne özel vurgu yapan Prof. Dr. Barış, “Bu iki olay, bize okul sosyal hizmetinin zorunluluk olduğunu göstermektedir. Çünkü sosyal çalışmacı, ailelerdeki silah varlığını, şiddet öyküsünü, ruh sağlığı sorunlarını ev ziyaretiyle tespit edebilecek en yetkin meslek elemanıdır. Akran zorbalığı, dışlanma gibi riskleri erken fark edip müdahale planları hazırlayıp uygulayabilir böylece ikincil önleme programları ve uygulamaları ile şiddeti önlemeyi gerçekleştirebilirler.” dedi. Yasal düzenleme ve dijital denetim çağrısı! Eğitim ve öğretim kurumlarının en güvenli mekanlar olması için her kesimin bu hususta azami gayreti göstermesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Barış, “Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yitirdiğimiz evlatlarımız ve öğretmenimiz için milletçe yastayız. Hayatını kaybedenlere Allahtan rahmet yakınlarına ve milletimize sabırlar diliyorum. Son söz olarak da TBMM’de kurulması planlanan Araştırma Komisyonu hızla çalışmalı. Okul sosyal hizmeti yasal zemine kavuşturulmalı, her okula kadro tahsis edilmeli. Şiddeti özendiren dijital platformlar etkin bir şekilde denetlenmelidir.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Her 7 Çocuktan Biri Akran Zorbalığına Maruz Kalıyor! Haber

Türkiye’de Her 7 Çocuktan Biri Akran Zorbalığına Maruz Kalıyor!

Prof. Dr. Ülküer, “Akran zorbalığı, çocuğa karşı şiddetin önemli bir parçasıdır. Şiddet gören çocuklar, ilerleyen süreçte şiddet uygulamaya daha eğilimli hale gelirler.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, 10-14 Kasım Dünya Akran Zorbalığıyla Mücadele Haftası kapsamında çocuğa karşı şiddet ve akran zorbalığı ilişkisini değerlendirerek, bu yılın teması olan “İyiliğin Gücü” ne dikkat çekti. Çocuğa karşı şiddetin her biçimi devam ediyor Prof. Dr. Ülküer, geçtiğimiz yıl Kolombiya’nın başkenti Bogota’da düzenlenen Çocuğa Karşı Şiddetin Önlenmesi Küresel Bakanlar Toplantısı’nın birinci yıl değerlendirmesine değinerek, ülkelerin bu alanda attıkları adımları şöyle değerlendirdi: “Bir yıl önce ülkeler, çocuğa karşı şiddeti tamamen ortadan kaldırmak için taahhütlerde bulunmuştu. Dünya Sağlık Örgütü ev sahipliğinde yapılan çevrim içi toplantıda, bu sözlerin ne kadar yerine getirildiği konuşuldu. Birçok ülke, özellikle ‘fiziksel ceza’ konusunda ciddi yasal yaptırımlar getirdi. Şiddetin önlenmesi, izlenmesi ve farkındalık oluşturulması konusunda güçlü adımlar atıldı. Çocuğa karşı şiddetin her biçimi —ihmal, istismar, örseleme— insanlığın acilen çözmesi gereken bir sorun olmaya devam ediyor.” Çocuğun çocuğa karşı olan şiddeti, akran zorbalığı Çocuğun çocuğa karşı olan şiddeti yani akran zorbalığının yalnızca fiziksel bir şiddet türü olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ülküer, “Zorbalık, bir bireyin kasıtlı olarak ve tekrar eden biçimde bir başka kişiye zarar vermesi ya da onu rahatsız etmesiyle ortaya çıkar. Bu yalnızca fiziksel temasla değil, sözel saldırılar, dışlama veya dijital zorbalık gibi eylemlerle de gerçekleşebilir. Genellikle üç temel unsurla tanımlanır; niyet, süreklilik ve güç dengesizliği.” dedi. Türkiye’de her 7 çocuktan biri zorbalığa maruz kalıyor UNICEF’in 2024 raporuna göre, zorbalık davranışlarının çocukların yaşam kalitesini derinden etkilediğini kaydeden Prof. Dr. Ülküer, “Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 verileri de durumun ciddiyetini ortaya koyuyor. TÜİK’in 2024 araştırmalarına göre; 6-17 yaş arası her 7 çocuktan biri, birden fazla kez akran zorbalığına uğruyor. Özel gereksinimli çocuklar, akran zorbalığına maruz kalma açısından daha yüksek risk altında. Zorbalığa uğrayan çocukların okul devamsızlık oranları artıyor, akademik başarıları düşüyor ve yaşam boyu sürecek travmalar ortaya çıkabiliyor.” diye konuştu. Prof. Dr. Ülküer, bu tabloya dikkat çekerek, “Akran zorbalığı, çocuğa karşı şiddetin önemli bir parçasıdır. Şiddet gören çocuklar, ilerleyen süreçte şiddet uygulamaya daha eğilimli hale gelirler. Bu nedenle, çocuğa karşı şiddetin önlenmesi, akran zorbalığının da önlenmesi açısından kritik önemdedir.” ifadesinde bulundu. Güçlü ebeveynler zorbalığın önlenmesinde kilit rol oynuyor İngiltere merkezli Akran Zorbalığına Karşı Birliği (Anti Bullying Alliance-ABA) gibi kurumların çalışmalarına da değinen Prof. Dr. Ülküer, zorbalığın önlenmesinde en etkili stratejilerin başında ebeveynlerin güçlendirilmesinin geldiğini vurguladı. Prof. Dr. Ülküer, akran zorbalığının önlenmesinde en önemli faktörlerden birinin “güçlü ebeveyn-çocuk iletişimi” olduğunu ifade ederek, çocukların ilk öğretmenleri olan ebeveynlerin, bilinçli iletişim kurma becerilerini geliştirmelerinin, zorbalığın erken fark edilmesinde ve önlenmesinde hayati önem taşıdığını söyledi. Ebeveynlere akran zorbalığıyla mücadelede öneriler Ebeveynlere bu konuda bazı pratik öneriler sunan Prof. Dr. Ülküer, şöyle devam etti: “Çocuğunuzla sakin ve yargılamadan konuşabileceğiniz bir zaman ayırın. Açık uçlu sorular sorun; “Bana neler olduğunu anlatabilir misin?” gibi sorularla kendini ifade etmesini sağlayın. Duygusal değişimleri fark edin; okula gitmek istememesi, eşyalarının kaybolması gibi işaretlere dikkat edin. Zorbalığa uğrayan çocuğunuza bunun kendi suçu olmadığını, birlikte çözebileceğinizi hatırlatın. Zorbalığa tanık olan çocuğunuza iyiliğin önemini anlatın; yetişkine haber vermesini ve zorbalık görene destek olmasını teşvik edin. Zorbalığa karışan çocuğunuzla sakin konuşun; davranışının etkilerini anlamasına ve doğru davranışı öğrenmesine yardımcı olun. Okulla iş birliği yapın ve süreci birlikte takip edin. Empati ve saygı konusunda örnek olun; öfkelendiğinizde bile nazik ve anlayışlı davranarak model oluşturun.” Her okulda bir ‘zorbalık önleme sorumlusu’ bulunmalı Prof. Dr. Ülküer, akran zorbalığını önlemede okul sistemlerinin ve eğitim politikalarının önemini dile getirerek, “Öğretmenlerin meslek öncesi ve hizmet içi eğitimlerinde akran zorbalığıyla mücadeleye yer verilmesi gerekiyor. Her okulda bir ‘zorbalık önleme sorumlusu’ bulunmalı. Zorbalık olayları kayıt altına alınmalı ve ilgili kurumlara hızla bildirilmelidir. Ayrıca okullar, ebeveynlerle güçlü bir iletişim içinde olmalıdır.” dedi. Zorbalık yapan çocukların çoğu da geçmişin mağdurları Zorbalık döngüsünün kırılabilmesi için mağdurların yanı sıra zorbalık yapan çocuklara da psikolojik destek verilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ülküer, “Şiddet şiddeti doğurur. Zorbalık yapan çocukların çoğu, geçmişte başka türden şiddetlerin mağdurları olmuştur. Bu nedenle, davranışlarının ardındaki nedenlerin araştırılması ve gerekli psikososyal desteğin sağlanması çok önemlidir.” ifadesinde bulundu. Akran Zorbalığını Önleme Fonu kurulmalı Prof. Dr. Ülküer, çözüm önerilerini ise şu şekilde sıraladı: “Politika odaklı araştırmalar yapılmalı; yalnızca “kim” ve “ne” değil, “neden” ve “nasıl” sorularına da yanıt aranmalı. İzleme ve değerlendirme çalışmaları, mevcut önleme programlarını bilimsel olarak gözden geçirmeli. Ulusal strateji planı ve bütçe, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda hazırlanmalı. Akran Zorbalığını Önleme Fonu kurulmalı; farkındalık çalışmalarının sürdürülebilirliği için kaynak oluşturulmalı.” İyiliğin gücünü kullanalım ve akran zorbalığının önüne geçelim Tüm bu gerekçelerden yola çıkarak, TBMM içinde başlatılan Çocuk Hareketi’nin Türkiye Büyük Millet Meclis’i bünyesinde Akran Zorbalığını Önleme Komisyonu kurduğunu ifade eden Prof. Dr. Ülküer, “Komisyon, katılımcı bir bakış açısıyla çalışmalarına başlamış bulunmaktadır. Bu önerilerin hayata geçirilmesinde önemli bir lokomotif olacaktır. Desteklenmesi gereken önemli bir adım. İyiliğin gücünü kullanalım ve akran zorbalığının önüne geçelim.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Okullarda Akran Zorbalığı Alarmı Haber

Okullarda Akran Zorbalığı Alarmı

Nev Sağlık Grubu Klinik Psikoloji Bölümü’nden Psk. Helin Ezgi Deniz, akran zorbalığının yalnızca çocuklar arasındaki bir çatışma değil, yetişkinlerin tutumuyla şekillenen bir iklim sorunu olduğunu vurguladı. Deniz, “Yetişkinler aynı dili konuştuğunda çocuklar çok hızlı iyileşir” dedi. “Akran zorbalığının üç ayağı var” Akran zorbalığını, “Aynı yaş grubundaki çocuk ya da ergenler arasında okulda, sokakta, kursta ya da çevrim içi ortamlarda bilerek ve isteyerek yapılan, tekrar eden ve güç dengesizliği içeren davranışlar” olarak tanımlayan Deniz, “Burada niyet, süreklilik ve güç farkı önemlidir. Bu yüzden iki arkadaşın tartışması ya da tek seferlik sert söz akran zorbalığı değildir” dedi. Deniz, akran zorbalığının alay edilme, dışlanma, tehdit, eşya gaspı ya da çevrim içi itibarın zedelenmesi gibi ısrarlı örüntülerle seyrettiğini ekledi. “Zorbalık fizikselden dijitale taştı” Günümüzde zorbalığın birden fazla yüzle karşımıza çıktığını söyleyen Deniz, “Fiziksel zorbalık en görünür olanıdır; itme, tekmeleme, çelme takma, zorla eşya alma gibi. Sözel olanı daha sinsi ilerler; lakap takma, küçük düşürme, küfür gibi” dedi. Deniz, sosyal/ilişkisel zorbalığın ise çocuğun sistemli biçimde dışlanması üzerine kurulduğunu ifade ederek, “Bir de cinsiyetçilik, görünüş, etnik köken, engellilik gibi özelliklere yönelen önyargı temelli zorbalık vardır ki, bu hem bireye hem gruba saldırıdır” diye konuştu. Siber zorbalığın ayrı bir başlık olduğunun altını çizen Deniz, “WhatsApp gruplarında taşlama, TikTok’ta montaj videolar, story üzerinden ima, izinsiz fotoğraf paylaşımı… Dijital zorbalığın en tehlikeli yanı 7/24 sürmesi ve izinin kalıcı olmasıdır” dedi. “Belirtileri tek tek değil, birlikte okuyun” Ailelere seslenen Deniz, “Çocuğun ritmindeki ani kırılmalara bakın” diyerek şu örnekleri paylaştı: “Okula gitmek istememe, sabah mide ya da baş ağrısıyla uyanma, notlarda düşüş, eşyaların sık kaybolması, arkadaş çevresinin hızla değişmesi, uykunun bozulması ve sinirlilik… Bunlar alarm olabilir. Siber zorbalıkta telefon çalınca tedirgin olma, sosyal medya hesaplarını silip yeniden açma da sık görülür.” Bazı çocukların yaşadıklarını sakladığını belirten Deniz, “O yüzden sinyalleri tek tek değil, tablo halinde görmek gerekir.” “Bu bir kötü çocuk meselesi değil, iklim meselesidir” Zorbalığın nedenlerine değinen Deniz, “Sadece ‘kötü niyetli bir çocuk’ anlatısına sıkışmak yanıltır. Zorbalık bir kişi değil, bir iklim meselesidir” dedi. Psk. Helin Ezgi Deniz, denetimin düşük olduğu alanlar, yetişkin tutarsızlığı, ‘gülüp geçme’ kültürü ve popülerlik dinamiklerinin zorbalığı beslediğini belirterek, “Zorbalığı yapan çocuk her zaman özgüvensiz değildir; bazen sosyal açıdan etkili ama empati penceresi dar gençlerdir” diye ekledi. Hedef alınan çocukların zayıf oldukları için değil, çoğu zaman “farklı, yeni, içe dönük veya yalnız oldukları için seçildiğini” söyleyen Deniz, “Sınıfın yüzde 70–80’i tanıktır ama çoğu susar. Tanıklar ses verdiğinde zorbalık hızla irtifa kaybeder” dedi. “Önlemede anahtar: okul, aile ve çocuk aynı yönde olmalı” Engelleme yöntemlerinde tek bir sihirli formül olmadığını vurgulayan Psk. Helin Ezgi Deniz, “Ama iyi sonuç veren çerçeve bellidir: Okul, aile ve çocuk aynı yöne bakar” dedi. Deniz, “Zorbalığa sıfır tolerans politikası, şeffaf süreçler, sıcak noktalarda yetişkin görünürlüğü, öğretmenlerin zorbalık ayrımını yapabilmesi için düzenli eğitim, empatiyi büyüten sınıf etkinlikleri ve sosyal-duygusal beceri programları olmazsa olmazdır” ifadelerini kullandı. Deniz, siber zorbalık için ise “Gizlilik ayarlarını bilmek, ekran süresinin uykuya saygılı olması ve okulun net bir siber zorbalık protokolüne sahip olması şarttır” dedi. “Müdahalede ilk ilke güvenliktir” Deniz, bir zorbalık durumunda ilk yapılması gerekenin güvenliği sağlamak olduğunu belirterek, “Olayı durdurun, tarafları ayırın ve ‘burada kimsenin incinmesine izin vermeyiz’ mesajını verin” dedi. Çocuğun duygusunu anlatması için alan açılması gerektiğini vurgulayan Deniz, “Duygusunu isimlendirebilen çocuk davranışını değiştirmeye başlar” dedi. Zorbalık yapan çocuklara yaklaşımda “utandırma değil, sorumluluk aldırma” gerektiğini belirten Deniz, “Yaptırım korkutmak için değil dönüştürmek içindir” dedi. “Ebeveynlere iki ayrı yol haritası” Psk. Helin Ezgi Deniz, aileler için iki senaryo olduğunu belirterek şunları söyledi: Çocuk hedef olduğunda, “Dinleyin, suçlamayın, ‘abartıyorsun’ demeyin, kanıtları saklayın, plan yapın ve okul ile iş birliği kurun. Çocuğa kısa ve uygulanabilir hazır cümleler öğretin. Siber zorbalıkta telefonu tamamen elinden almak yalnızlaştırır; bunun yerine kısıtlama ve raporlama yollarını öğretin. Çocuk zorbalık yaptığında, “Önce bilgi toplayın, davranışı net isimlendirin, sınır koyun. Davranışın kökenine bakın; güç arayışı mı, aidiyet mi, öfke mi? Utandırmak değil, onarım ve sorumluluk hedeflenmelidir.” “Tanıklar sessiz kalmasın” Deniz, tanıklığın önemine vurgu yaparak, “Güvenli üç müdahale vardır: Hedefteki kişiyi yalnız bırakmamak, bir yetişkinden yardım istemek ve olayı güvenli şekilde raporlamak” dedi. Deniz, siber zorbalık için ise şu formülü paylaştı: “Kayıt al, erişimi kısıtla, bildir ve güvende kal.” “Etkileri kalıcı olabilir ama bu kader değil” Akran zorbalığının etkilerinin yıllar sürebileceğini belirten Deniz, “Ama bu kader değildir. Bir çocuğun hayatında tek bir güvenilir yetişkinin varlığı bile koruyucudur. Okul–aile iş birliği, net kurallar, güvenli bildirim yolları ve gerektiğinde psikoterapi desteği iyileşmeyi mümkün kılar” ifadelerini kullandı.

Akran Zorbalığı Tehlikesi Büyüyor! Haber

Akran Zorbalığı Tehlikesi Büyüyor!

Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri, özellikle sosyal medya ve dijital iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte, zorbalığın çeşitlerinin okul koridorlarından cep telefonu ekranlarına kadar taşındığını belirterek “Bireyler arası empati eksikliği, aile içi iletişim sorunları, sosyal beceri gelişimindeki yetersizlikler ve medya aracılığıyla şiddetin normalleştirilmesi akran zorbalığının artışında büyük rol oynuyor. Akran zorbalığı; fiziksel şiddet, sözel zorbalık, sosyal dışlama ve siber zorbalığın (aşağılayıcı mesajlar, fotoğraf paylaşma) yanı sıra bazen de “Sen bizimle oynayamazsın çünkü sen farklısın” ya da “Senin kıyafetlerin çok ucuz” gibi ifadelerle gerçekleştiriliyor” diyor. Zorbalığa maruz kalan çocukların derin duygusal yaralar alarak kısa vadede özgüven kaybı, okul başarısında düşüş, uyku bozukluğu, baş ya da mide ağrısı gibi sorunlar yaşayabildiğini belirten Sivri, uzun vadede ise depresyon, kaygı bozukluğu ve sosyal fobi gibi kalıcı etkiler ortaya çıkabildiğine dikkat çekiyor. Zorbalığın önüne geçmek için; çocuğu iyi gözlemlemenin, okul, aile ve bireyler olarak bilinçlenmenin ve önlemler almanın kritik önem taşıdığı vurgulayan Uzman Psikolog Sena Sivri, okulda akran zorbalığına karşı alınabilecek 7 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Çocuğunuza bağırıp aşağılamayın! Araştırmalar, ebeveynlerin kendi sosyal ilişkilerindeki tutumlarının çocuklar tarafından doğrudan model alındığını ortaya koyuyor. Uzman Psikolog Sena Sivri “Evde bağırma, aşağılama gibi davranışların olmaması, çocuğun benzer tutumları benimsemesini engeller. Ebeveynler ve öğretmenler, saygılı ve şiddetten uzak iletişim biçimleriyle çocuğa örnek olmalıdır” diyor. Yargılamadan konuşun ve açık iletişim kurun Çocukla düzenli ve yargılamayan bir şekilde konuşmak, yaşadığı olumsuz deneyimleri anlatabileceği güvenli bir ortam sağlamak çok önemli. Araştırmalar, ebeveynleriyle düzenli iletişim kuran çocukların zorbalığa maruz kaldığında durumu daha çabuk paylaştığını gösteriyor. “Bugün okulda seni üzen bir şey oldu mu?” gibi açık uçlu sorular, kapalı sorulardan daha etkili olurken, çocuğun konuşmasını, yaşadığı bir zorluk varsa daha rahat anlatmasını sağlar. Öğretmeni ve okul yönetimiyle temasta olun Uzman Psikolog Sena Sivri “Okul yönetimi, öğretmenler ve veliler aynı dili konuştuğunda zorbalıkla mücadelede başarı artar. Yapılan bilimsel çalışmalar, zorbalık karşıtı okul politikalarının (örneğin; Sıfır Tolerans Programı) zorbalık oranını yüzde 20’ye kadar azaltabildiğini ortaya koyuyor. Veliler düzenli olarak öğretmeni ve okul yönetimiyle iletişimde olmalı, çocuğun sınıf içi ve sosyal ilişkileri takip edilmelidir” diyor. Güvenli alanlar oluşturun Okulda çocukların kendilerini güvende hissedebileceği alanlar (rehberlik odası, güvenli oyun alanları) zorbalık riskini azaltır. Ayrıca teneffüslerde yeterli sayıda öğretmen gözetimi sağlanması da önemlidir. Araştırmalar, gözetimin yüksek olduğu alanlarda zorbalık vakalarının yüzde 30 oranında düştüğünü gösteriyor. Empati kazandırın Uzman Psikolog Sena Sivri “Zorbalığı önlemenin en etkili yollarından biri çocuklara empati kazandırmaktır. Finlandiya’da uygulanan “KiVa” programı, empati eğitiminin zorbalık vakalarını ciddi oranda düşürdüğünü kanıtladı. Çocuklar, başkalarının duygularını anlamayı öğrendiklerinde zorbalığa yönelme olasılıkları azalır” diyor. İnternette karşılaşabilecekleri tehlikeleri anlatın Teknoloji ile büyüyen nesil için siber zorbalık ciddi bir risk. Çocuklara, internet ortamında karşılaşabilecekleri riskler ve bu durumda nasıl hareket etmeleri gerektiği öğretilmelidir. Çocuklara “görsel veya mesaj paylaşmadan önce iki kez düşün” alışkanlığı kazandırmak, siber zorbalığı önlemede kritik bir adımdır. Belli etmeden gözlemleyin Akran zorbalığının yalnızca bireysel değil toplumsal bir sorun olduğunu vurgulayan Uzman Psikolog Sena Sivri “Çocuğu ona belli etmeden gözlemleyerek zorbalığa uğradığını ya da arkadaşına zorbalık yaptığını erken fark etmek son derece önemlidir. Zorbalığa maruz kalan ya da zorbalık uygulayan çocukların her ikisi de psikolojik destek almalıdır. Rehberlik servisi, okul psikoloğu veya çocuk psikiyatristi, yaşanan travmanın etkilerini azaltmada kritik rol oynar. Erken destek, ileride oluşabilecek ciddi ruhsal sorunları önleyebilir” diyor.

Akran Zorbalığının Çocuklar Üzerindeki Yıkıcı Etkileri Oluyor Haber

Akran Zorbalığının Çocuklar Üzerindeki Yıkıcı Etkileri Oluyor

Fiziksel, sözel ve siber olmak üzere farklı türleri bulunan zorbalığın, çoğu zaman dürtüsellik ve şiddet içeren aile ortamlarından beslendiğini dile getiren Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Zorbalığa uğrayan çocuklarda kaygı bozuklukları, fiziksel şikayetler, okul başarısında düşüş ve özsaygı kaybı gibi ciddi sonuçlar görülebiliyor.” dedi. Bu süreçte ailelerin ve öğretmenlerin destekleyici ve anlayışlı bir tutum sergilemesinin büyük önem taşıdığını ifade eden Luş, zorbalığın çözümünde çocuğu suçlamadan, güvenli bir ortam sağlayarak müdahale etmek gerektiğini kaydetti ve zorbalığın önlenmesinde en etkili yolun ise eğitim olduğunu vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, akran zorbalığının nedenleri, çocuklar üzerindeki psikolojik ve fiziksel etkileri ile bu duruma karşı ailelerin, öğretmenlerin ve okulların nasıl bir yaklaşım sergilemesi gerektiği hakkında bilgi verdi. Şiddetin onaylandığı ailelerde yaşayan çocuk, daha kolay zorbalık yapar Sistematik bir şekilde, sadece bir kere ile mahsus olmayan, yaşıtların birbirine yaptığı zorbalığın çeşitli türleri olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “En sık görüleni fiziksel zorbalık ama bunun yanında sosyal zorbalık dediğimiz sözel zorbalık da var. İnternetin hayatımıza girmesiyle birlikte diğerlerine nazaran daha yeni bir kavram olarak siber zorbalık dediğimiz bir türü de var.” dedi. Çocukların neden zorba olduğuna açıklık getiren Luş, “En sık görünen sebepler arasında dürtüsellik geliyor. Bu çocuklar çok dürtüsel, hatta belki tedavi edilmemiş hiperaktivite ve dikkat eksikliği gibi biyolojik birtakım yatkınlıklara sahip olan çocuklar olabilirler. Bu durum ailesinde birtakım şiddet içerikli olaylara şahit olan çocuklarda da görülebilir. Küçüklükten beri şiddetin onaylandığı ailelerde yaşayan bir çocuk, diğerlerine nazaran daha kolay zorbalık yapacaktır.” şeklinde konuştu. Travma devam ettiği için çocuk da devamlı kurban rolünde kalıyor Akran zorbalığına maruz kalan çocukların yaşla birlikte değişen şekilde en sık korku, kaygı, anksiyete bozukluğu gibi belirtiler gösterdiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Okula gitmek istememek, ders başarısında düşüş, mide bulantısı, baş ağrısı gibi fiziksel belirtiler ile vücuttaki bir takım izler fiziksel bir saldırıya uğradığının belirtisi olabilir.” dedi. Ailelerin dikkat etmesi gereken durumlara da değinen Luş, şunları söyledi: “Zorbalığa uğrayan çocuklarda bu tip belirtiler çok sık görülüyor. Aileler bunlara çok dikkat etmeli. Tabii daha sonra öz değerin kaybı, çocuğun kendi benlik algısında değişiklik de görülebiliyor. Çünkü bu süregiden bir durum, yani travma devam ettiği için çocuk da devamlı kurban rolünde kalıyor. Bu da hem öz benlik saygısında azalma hem de onun üzerine eklenen ağır depresyonlar ve çeşitli psikiyatrik bozukluklar görülmesine neden olabiliyor.” Çocuk tek başına bir şey yapamadığında ailenin ve öğretmenin devreye girmesi önemli Çocukların akran zorbalığı ile nasıl baş edebileceğinden bahseden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Çocuğu tek bir birey olarak görmüyoruz, çocuk tek başına pek bir şey yapamayabilir.” dedi. Çocukların bu durumu öğretmenlerine ve ailelerine söyleyemeyeceğini, kendi başlarına da çözemediklerinde bir çıkmaza girmiş hissedeceklerini vurgulayan Luş, “Buradan çıkmanın tek yolunun zorbanın isteklerini yapmak olduğunu düşünebilirler. Çocuk tek başına bir şey yapamadığında ailenin ve öğretmenin bunun farkına vararak devreye girmesi önemli. Çünkü çocuk söyleyemeyeceği için ailenin yaklaşımı, öğretmenlerin ve okulun yaklaşımı aslında durumu anlatması için bir zemin hazırlama şeklinde olur. Çocuk bunu anlattıktan ve olay ortaya çıktıktan sonra ki yaklaşımlar da yine çocuğun lehine olmalı. Destekleyici olmak ve kesinlikle çocuğu suçlamamak gerekir. ‘Sen de bir şey mi yaptın ki sana geldi vurdu?’ dememek lazım. Okulun devreye girmesi ve özellikle fiziksel bir durum varsa bunu durdurması çocuğun kendini güvende hissetmesi açısından çok önemli. Eğer çocuk güvende hissetmeye başlarsa, o zaman kendisi bununla baş etme adımını atar.” Ebeveynler de yardım almayı öğrenmeli Zorbalık yapan çocuğun ebeveynlerinin, zorbalığın tedavi edilmesi gereken bir durum olduğunu kabullenmesinin önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Dürtüselliğin çok kolay bir şey olmadığını belirtmek gerekir. Ebeveynler yardım almayı öğrenmeli, yardım almaktan çekinmemeli. Çünkü kendi kendilerine çözemeyecekleri bir durum.” dedi. Akran zorbalığının önlenmesinin en etkili yolunun eğitim olduğunu kaydeden Luş, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu işin okullarda özellikle çok küçük yaşlardan itibaren çocuklara anlatılması, çocukların velilerinin, anne babalarının eğitilmesi, öğretmenlerin eğitilmesi yani bu işin farkına varmaları, bununla nasıl başa çıkacaklarını öğrenmeleri, ondan sonra da hemen müdahale etmeleri yoluyla ancak engellenebilir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.