Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Almanya

Kapsül Haber Ajansı - Almanya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Almanya haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye’nin Nadir Toprak Elementleri Tedariğinde AB İle Stratejik Ortak Olma Potansiyeli Yüksek Haber

Türkiye’nin Nadir Toprak Elementleri Tedariğinde AB İle Stratejik Ortak Olma Potansiyeli Yüksek

Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY; öncü ekonomilerin politikalarını belirleyen unsurlardan nadir toprak elementlerine (NTE’ler) yönelik araştırma sonuçlarını yayımladı. Araştırma; nadir toprak elementlerinin modern teknolojiler için önemi ve Çin’in küresel tedarik zincirindeki baskın rolü ile bu konudaki jeopolitik ve ekonomik riskleri vurguluyor. Araştırmaya göre; Çin’in, stratejik varlık olarak sınıflandırdığı nadir toprak elementleri alanındaki hakimiyeti devam ediyor. Avrupa Bölgesi ise alternatif kaynaklar ve geri dönüşüm stratejileriyle nadir toprak elementlerine bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. 2026 sonuna kadar nadir toprak elementlerini temsil eden 17 elementin 12'si için ihracat lisansı getirilebileceği belirtiliyor. Listeye yeni elementler eklenmediği takdirde, Çin’in, bugün yalnızca yedi NTE ürününde uyguladığı düzenleyici kontrol kapsamının daha da genişleyeceği, bu durumun, AB’nin kritik mineral olarak tanımladığı hammaddelere erişimini daha da zorlaştıracağı ifade ediliyor. Küresel tedarik zincirlerinde belirsizlik artıyor Nadir toprak elementleri, periyodik cetveldeki 21, 39 ve 57-71 numarasına sahip eşsiz manyetik, ışık yayan ve elektrokimyasal özelliklerine sahip 17 elementten oluşuyor. Modern teknolojilerde yeni ve geniş bir kullanım alanına sahip olan nadir toprak elementleri fiziksel, manyetik ve kimyasal özellikleri sebebiyle günlük yaşamda önemli bir rol oynuyor. Burada özellikle, dış enerjiye ihtiyaç duymadan manyetik özelliklerini süresiz olarak koruyan mıknatısların rolü büyük öneme sahip ve küresel NTE talebinin 2023 yılı rakamlarına göre yüzde 45’ini oluşturuyor. Nadir toprak elementleri; akıllı telefon, dizüstü bilgisayar, hibrit otomobil, rüzgâr türbinleri ve güneş panelleri gibi pek çok yüksek teknoloji ürününün yanı sıra savunma sanayisinde de kullanılıyor. Örneğin; jet motorları, füze savunma mekanizmaları, uzay tabanlı uydular ve iletişim sistemlerinde bu elementlerin yer aldığı biliniyor. Araştırmaya göre; yeşil enerji teknolojileri, gelişmiş elektronik ve savunma uygulamaları, nadir toprak elementlerine (NTE) olan talebi hızla artırıyor. Özellikle, küresel ölçekte mıknatıs kullanım hacminin önümüzdeki 10 yılda %9 büyümesi öngörülüyor. Çin, küresel NTE üretiminin %70’ini ve rafinasyon işlemlerinin %90’ını kontrol ediyor. Ayrıca sinterlenmiş kalıcı mıknatıs üretiminde (PETRM) de %94 paya sahip. Araştırmada, jeopolitik risklere de dikkat çekiliyor. Çin’in, 2025’te yedi tip NTE için ihracat kontrolleri getirmesi ve yıl sonunda beş ek element için kontrolleri askıya almasının küresel tedarik zinciri güvenliği endişelerini artırdığı ifade ediliyor. Öte yandan tedarik güvenliği endişeleri nedeniyle NTE şirketlerinin piyasa değerinin 2025’in ilk 10 ayında %175 arttığı; bu artışın enerji ve teknoloji devlerini geride bıraktığı görülüyor. 2025 yılı ilk 10 ayında piyasa değeri %175 arttı Avrupa, Çin'in ham nadir toprak elementleri ve kalıcı mıknatıslar ihracatı için en önemli destinasyonlardan biri olmaya devam ediyor. Almanya, İtalya ve İspanya başta olmak üzere Avrupa, modern teknolojinin vazgeçilmezi olarak görülen bu elementleri Çin’den ithal ediyor. Söz konusu lisans süreçleri, Avrupa’da üretim duraksamalarına yol açabiliyor. Çin, NTE rezervlerinin %50’sini elinde tutsa da Brezilya, Hindistan, Avustralya ve Orta Asya’da bu alana yönelik yeni projeler geliştiriliyor. Avrupa’da İsveç, Norveç, Finlandiya ve Polonya gibi ülkeler stratejik maden ve rafineri yatırımlarına yöneliyor. AB stratejik hammaddeleri geri dönüşümden karşılamayı hedefliyor NTE’ler, jeolojik olarak nadir olduklarından değil, genellikle yoğun ve işletilebilir cevher yataklarında bulunmamasından dolayı bu isimle anılıyor. Prometyum hariç tüm nadir toprak elementlerinin, ortalama olarak dünyada gümüş, altın veya platinden daha bol bulunduğu ifade ediliyor. Kimyasal olarak birbirlerine çok benzemeleri, bu elementlerin çıkarım süreçlerini teknik ve ekonomik açıdan güçleştiriyor. NTE’lerin büyük ölçekli üretimi önemli miktarda su ve enerji kullanımını gerektirebiliyor; ayrıca kimyasal sızıntı riski ile uranyum ve toryum gibi nadir toprak mineralleriyle birlikte doğal olarak bulunan radyoaktif elementlerin açığa çıkması gibi çevresel riskler de ortaya çıkabiliyor. Avrupa Birliği bu kapsamda 2030’a kadar stratejik hammaddelerin %25’ini geri dönüşümden karşılamayı hedefliyor. Ancak yeni madenlerin devreye alınması 8–10 yıl, rafinerilerin kurulması ise 5 yıl sürebiliyor. Merkez Avrupa ve Türkiye AB’nin NTE tedariğinde önemli bir avantaja sahip Merkezi Avrupa Bölgesi ülkeleri AB sanayisinin ihtiyaç duyduğu nadir toprak elementleri tedariğinde önemli bir avantaja sahip. Örneğin, İsveç, Norveç ve Finlandiya’da keşfedilen yeni NTE oksit rezervleri tahmini 11 milyon ton üretimle AB’nin NTE ihtiyacının üçte birini karşılayabilir. Ülkemizde ise, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı açıklamalarına göre, Eskişehir Beylikova ve Sivrihisar ilçeleri arasında yer alan sahada 694 milyon ton rezerve sahip nadir toprak elementi (NTE) bulunuyor. Tahminler, bu maden sahasının Çin'deki 800 milyon tonluk "Bayan Obo" sahasından sonra dünyanın en büyük ikinci rezervi olduğunu gösteriyor. Bakanlık, Ekim 2024'te nadir toprak elementleri çıkarma ve işleme konusunda bilgi paylaşımı, madencilik teknolojilerinin geliştirilmesi ve ortak yatırımların yapılması için Çin ile "Doğal Kaynaklar ve Madencı̇lı̇k Alanlarında İşbı̇rlı̇ğı̇ne İlı̇şkı̇n Mutabakat Zaptı" imzaladı. EY Enerji Sektörü Lideri Cem Çamlı, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Nadir toprak elementleri, enerji, teknoloji, mobilite, savunma ve endüstriyel üretim sektörlerinin görünmez omurgasını oluşturuyor. Artan jeopolitik gelişmeler, küresel talebin ciddi büyümesi ve stratejik ulusal çıkarlar ülkelerin stratejik planlamalarını ve yatırımcıların ajandalarındaki öncelikleri yeniden şekillendiriyor. Türkiye, hem Asya ve Avrupa arasındaki coğrafi konumu, hem gelişen sanayi altyapısı hem de nadir toprak elementleri rezervleri ile bu dönüşümde daha etkin bir rol üstlenebilir. Yenilenebilir enerji yatırımlarımız, elektrikli araç ekosistemimiz ve savunma sanayimiz NTE arz güvenliğini artık bir rekabet avantajı değil, zorunlu bir stratejik gereklilik haline getiriyor. Bu nedenle nadir toprak elementleri değer zinciri boyunca sanayicilerimizin ve yatırımcılarımızın aktif rol oynaması, AR-GE yatırımları ve teşvikleri ile ekosistemin büyütülmesi ve bilgi birikiminin artırılması kritik önem taşıyor. Böylece, nadir toprak elementleri ile yatırılacak ekonomik değer ülkemiz ekonomisine ve istihdamına katkı sağlayacak ve AB ile olan ticari iş birliğimizin daha da sağlamlaşmasını sağlayacaktır. Yakın zamanda, Türkiye’de nadir toprak elementleri değer zincirinde rol alan yeni yatırımlar, girişimler ve kamu-özel sektör iş birliklerini göreceğimizi tahmin ediyoruz. EY-Parthenon olarak, küresel ve bölgesel bilgi birikimimizle bu alanda sektörünün öncüsü müşterilerimize stratejiden uygulamaya uçtan uca hizmet vermeye ve rekabet avantajı yaratmaya devam ediyoruz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Otomotivde 41,5 Milyar Dolarlık Rekor: 20 Yılın 19'unda İhracat Şampiyonu! Haber

Otomotivde 41,5 Milyar Dolarlık Rekor: 20 Yılın 19'unda İhracat Şampiyonu!

Türkiye ihracatının "değişmez şampiyonu" otomotiv endüstrisi, 2025 yılında bir önceki yıla göre %11,6’lık büyüme kaydederek toplam 41,5 milyar dolar ihracat gerçekleştirdi. Bu sonuçla otomotiv sektörü, son 20 yılın 19’unu lider olarak tamamlayarak kırılması güç bir rekora imza attı. 2025 Yılı İhracat Karnesi: Segment Bazlı Performans Sektörün başarısında sadece binek otomobiller değil, ağır vasıta ve tedarik endüstrisindeki devasa ivme de etkili oldu. Özellikle çekici ihracatındaki %54'lük artış, sektörün katma değerli üretim gücünü ortaya koydu. Ürün Grubu 2025 İhracat Tutarı Değişim Oranı (%) Tedarik Endüstrisi 15,7 Milyar $ +%6 Binek Otomobiller - +%4 Eşya Taşımaya Mahsus Araçlar - +%28 Otobüs-Minibüs-Midibüs - +%30 Çekiciler - +%54 Pazar Analizi: Almanya Zirvede, Suudi Arabistan Sürprizi Türkiye'nin otomotiv ihracatında en büyük rotası yine Avrupa Birliği oldu. 2025 yılında AB ülkelerine yapılan ihracat 30,1 milyar dolar seviyesine ulaşarak toplam ihracattan %72,5 pay aldı. Almanya Liderliğini Korudu: Almanya'ya yapılan ihracat %36 artarak 6,6 milyar dolara ulaştı. Aralık Ayının Yıldızı Fransa: 2025'in son ayında en fazla ihracat 690 milyon dolarla Fransa'ya yapıldı. Dikkat Çeken Artışlar: Aralık ayında Suudi Arabistan'a yapılan ihracat %461, Avusturya'ya ise %55 oranında arttı. Düşüş Yaşanan Pazarlar: Rusya (%52) ve Hollanda (%16) pazarlarında ise yıl genelinde gerileme görüldü. OİB Başkanı Baran Çelik: "Yeşil Dönüşüme Adaptasyon Başarıyı Getirdi" Başarıyı değerlendiren OİB Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik, Avrupa pazarındaki değişimlere dikkat çekti: "En büyük pazarımız olan Avrupa Birliği'ndeki yeşil ve dijital dönüşüme hızlı adaptasyonumuz, bu başarının temel taşını oluşturdu. Katma değeri yüksek üretim gücümüzle küresel ticaretteki rekabetçi yapımızı koruyoruz. 2026 yılında da ülke ekonomisine en büyük katkıyı sağlamaya devam edeceğiz." Aralık 2025: Yılın "Altın" Kapanışı Yılın son ayında otomotiv ihracatı %8 artarak 3 milyar 761 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ülke genel ihracatından %16,2 pay alan sektör, Aralık ayını da şampiyonluk kürsüsünde tamamladı. Aralık ayında tedarik endüstrisi %18, otobüs grubu ise %35 artış göstererek yılın genel trendini destekledi.

Togg'un 2025 Yılında Kullanıcı Sayısı 88 Bini Aştı  Haber

Togg'un 2025 Yılında Kullanıcı Sayısı 88 Bini Aştı 

2025 yılının bir değerlendirmesini yapan Togg Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, Türkiye’de başarısını kanıtlayan Togg’un 2025 yılında Almanya ile Avrupa yolculuğunun başladığını hatırlatarak, şunları söyledi: “7 yıl boyunca planlarımız doğrultusunda ilerleyerek, tarihimizde ilk defa, fikri mülkiyet haklarının tamamı ülkemize ait akıllı bir otomobil üretmeyi başardık. Doğuştan elektrikli ilk akıllı otomobilimiz T10X’in ardından ikinci modelimiz T10F’i de kullanıcılarımızla buluşturmanın mutluluğunu yaşadık. Ne mutlu ki T10X ve T10F modellerimiz Euro NCAP’in güvenlik testlerinden en yüksek derece olan 5 yıldızı aldı. Bu derecelendirmeyle T10X ve T10F, Avrupa’nın en güvenli üç otomobilinden ikisi oldu. Hem T10X hem T10F modelimizi ülkemizin yanı sıra Almanya’da da kullanıcılarla buluşturduk. Türkiye’nin yükselen elektrikli araç ekosistemiyle birlikte Avrupa pazarının da en çok tercih edilen markalarından biri olmak için var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. 2025 yılı için kontrollü bir planla ilerlediğimiz Almanya’da kasım ve aralık aylarında 240 satış sözleşmesi yapıp, yıl sonu itibarıyla 100’den fazla aracımızı teslim ettik. Teslimatlarımız hala devam ediyor. Özellikle ‘Avrupalı bir üretici’ olarak görülmemiz, uzaktan güncellenebilme özelliğimizle sürekli yeni ve güncel olan yazılımımız, sade dijital deneyimimiz ve Euro NCAP’ten aldığımız 5 yıldız Alman kullanıcılar tarafından beğeniyle karşılanıyor. Trumore üzerinden yürüttüğümüz uçtan uca dijital satın alma süreci de beklentilerle örtüşen, şeffaf ve takip edilebilir bir deneyim sunuyor. Kullanıcılarımızın satış öncesi test sürüşü randevuları, satış, ödeme, finansman, satış sonrası işlemler gibi süreçleri takip edebildikleri Trumore uygulamamızı indirenlerin sayısı ise Almanya’da şu ana kadar 50 bin kişiyi aştı.” “İki modelimiz T10X ve T10F’le elektrikli araç pazarı lideriyiz” Togg’un elektrikli araç pazarındaki liderliğine de dikkat çeken Tosyalı, şöyle devam etti: “T10X, 2025 yılında da hem markamızın hep pazarın lokomotif modellerinden biri olmayı sürdürdü. Eylül ayı itibarıyla pazara sunduğumuz T10F’e de ilgi büyük. T10X’in pazardaki istikrarı ile T10F’in oluşturduğu yeni ilgi birbirini tamamladı. Bu da bize, ürün gamımızı genişletirken doğru zamanda, doğru adımlarla ilerlediğimizi gösteriyor. 2025 yılında daha fazla performans sunan çift motorlu dört tekerlekten çekişli 4More serimizi de kullanıcıların beğenisine sunduk. T10X 4More Obsidiyen özel serisi, obsidiyen taşının siyah tonundan ilham alan detaylarıyla öne çıktı. 2026 yılında da hem T10X hem T10F için yeni renk seçeneklerimiz olacak. Ayrıca önümüzdeki yıllarda farklı sınıflarda yeni modellerle kullanıcılarımıza sunacağımız Togg seçeneklerini artırmaya odaklanıyoruz. Bizim için asıl değerli olan, otomobillerimizin kullanıcılarla uzun vadeli bir güven ilişkisi kurarak büyümesi.” “İyileştirme çalışmalarıyla kaliteyi daha da yukarı taşıyoruz” Tosyalı, T10X’te hayata geçirilen sürekli iyileştirmelerin kullanıcıya yansıyan kalite seviyesini belirgin biçimde yükselttiğini vurgulayarak, şunları söyledi: “T10X modelimizde yürüttüğümüz sürekli iyileştirme çalışmaları sonucunda, kullanıcı kaynaklı kalite geri bildirimlerinde bir önceki yıla kıyasla önemli bir iyileşme sağladık. Sürekli olarak ölçtüğümüz kullanıcı memnuniyet anketlerinde kalite algısına ilişkin göstergelerde %34’lük bir iyileşme kaydettik. İkinci akıllı cihazımız T10F’i ise, T10X’in ilk devreye alındığı döneme kıyasla kalite göstergeleri açısından daha iyi bir başlangıç seviyesinde devreye aldık. Bu da ürün geliştirme, üretim ve kalite yönetim süreçlerimizde elde ettiğimiz öğrenimlerin somut bir sonucu.” “Trugo 5 milyon başarılı şarj gerçekleştirdi” Türkiye’de 81 ilin tamamında ultra hızlı şarj cihazlarıyla tüm elektrikli araç kullanıcılarına kesintisiz ve konforlu bir hizmet sunan Trugo’nun da pazar lideri olduğunu belirten Fuat Tosyalı, şöyle konuştu: “Trugo, lisanslı şarj ağı operatörü olarak 2023 yılı nisan ayından bu yana 5 milyon başarılı şarj işlemine ulaştı. 81 ilde iş birlikleriyle birlikte 2200’ün üzerinde istasyon ve 4000’in üzerinde soketle tüm elektrikli araçlara hizmet veriyor ve ultra hızlı şarj cihazlarında yüzde 100 yenilenebilir kaynaklardan elde edilen enerji kullanıyor. Kesintisiz enerji, yaygın şarj ağımız ve yüksek hızlı şarj çözümlerimizle Türkiye’nin elektrik dönüşümüne de güç katmayı sürdürüyoruz.” “Temsilci bayiliklerle de kullanıcılarımızın yanındayız” Togg’un daha fazla kullanıcıyla temas etmek için deneyim ve servis noktaları ağını yeni iş birlikleriyle büyüttüğünü de vurgulayan Tosyalı, şunları söyledi: “Togg, bugün 14’ü sabit 8’i mobil olmak üzere toplam 22 deneyim merkezi; 41’si fiziksel 35’i mobil olmak üzere 76 servis noktasıyla 81 ilimizdeki Togg kullanıcılarına hizmet sunuyor. Önceliğimiz, kullanıcılarımıza her temas noktasında en iyi deneyimi sunmak. Aralık ayıyla birlikte pilot uygulama olarak Antalya, Bursa, Gaziantep, Trabzon ve Tekirdağ’da yeni temsilci bayilik ve servis noktalarımız devreye girdi. Kullanıcılarımızın ihtiyaç duyduklarında hızla ulaşabilecekleri güvenilir bir çözüm noktasının yakınlarında olduğunu bilmeleri bizim için çok değerli. Bu yeni yapılanmayla Togg ekosistemimizi daha da güçlendirerek, tüm bölgelerde kullanıcılarımıza daha etkin bir şekilde ulaşmayı hedefliyoruz. 2026 yılına ilişkin genişleme planlarımızı da tamamen kullanıcı geri bildirimleri, saha verileri ve ekosistemin ihtiyaçları doğrultusunda oluşturuyoruz.” “Kullanıcı güveni, kalite ve sürdürülebilirlik odağında büyüyeceğiz” Togg’un 2026 yılında dengeli ve sürdürülebilir bir yaklaşımla büyüyeceğini ifade eden Fuat Tosyalı, şöyle dedi: “Türkiye pazarında T10X ve T10F satışlarımızı ve pazar payımızı istikrarlı biçimde büyütme hedefimiz doğrultusunda çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Ürün tarafında yeni renk, versiyon ve model çalışmalarımızla kullanıcı tercihlerini genişleten çalışmalarımız devam edecek. Temsilci bayilik anlaşmalarıyla satış ve satış sonrası hizmet ağımızı genişletmeyi planlıyoruz. Almanya’da ise pazardaki ikinci takvim yılımızda ivme kazanmayı amaçlıyoruz. Özetle; 2026’yı bir derinleşme, olgunlaşma ve büyüme yılı olarak görüyoruz. Ürünlerimizi yazılım ve dijital hizmetlerle sürekli geliştirmeye, Avrupa’da kontrollü ama kararlı bir şekilde büyümeye devam edeceğiz. Önceliğimiz her zaman kullanıcı güveni, kalite ve sürdürülebilirlik olacak.”

TSKB ve KfW Kalkınma Bankası’ndan İklim Finansmanı İçin Dev Anlaşma Haber

TSKB ve KfW Kalkınma Bankası’ndan İklim Finansmanı İçin Dev Anlaşma

T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı garantörlüğünde sağlanan bu kaynakla Türkiye genelinde iklim finansmanı temalı yatırımlar ve Türkiye ile Almanya arasındaki ekonomik iş birliğini güçlendirecek projeler desteklenecek. TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar anlaşmaya ilişkin yaptığı değerlendirmede, KfW ile 56 yıla uzanan güçlü bir iş birliğinin bulunduğunu belirterek, “Bu anlaşmayla ülkemizin yeşil ve teknolojik dönüşümüne sunduğumuz katkıyı daha da sağlamlaştırmaktan ve Türkiye ile Almanya arasındaki ekonomik iş birliğinin güçlenmesine katkı sağlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz” dedi. TSKB (Türkiye Sınai Kalkınma Bankası), KfW Kalkınma Bankası ile 250 milyon Euro’luk İklim Finansmanı ve Ekonomik İş Birliği Kredisini imzaladı. T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı garantisiyle sağlanan kaynakla Türkiye genelinde iklim finansmanı teması altında yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, enerji depolama, iklim değişikliğine uyum, iklim endüstrileri, döngüsel ekonomi, çevresel ürünler ve diğer iklimle ilişkili yatırımlar finanse edilecek. Buna ek olarak, Türkiye’nin Almanya başta olmak üzere Avrupa Birliği ile iş birliğini güçlendirecek yatırımlar önceliklendirilecek. TSKB sağlanan bu kaynakla düşük karbonlu ve iklim dirençli kalkınma hedeflerine sunduğu katkıyı büyütüyor. Anlaşmaya ilişkin değerlendirmede bulunan TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar “KfW ile 1969 yılında başlayan 56 yıllık stratejik iş birliğimizi, Türkiye’nin sera gazı salımı azaltımı hedefini destekleyen yeni bir kaynakla sağlamlaştırmaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Ülkemize kazandırdığımız 250 milyon Euro tutarındaki bu kaynakla; yenilenebilir enerjiden döngüsel ekonomiye, enerji depolamadan çevresel ürünlere geniş bir alanda iklim dostu yatırımların finansmanını sağlayacağız. Bu kaynakla Türkiye ve Almanya arasındaki ekonomik iş birliğini güçlendirirken ülkemizin yeşil dönüşümüne sunduğumuz katkıyı büyüteceğiz. Böylece Türkiye’nin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşması yolunda önemli bir adım daha atmış olacağız.” dedi. TSKB ve KfW arasındaki yeni iş birliğine ilişkin görüşlerini paylaşan KfW Güney Doğu Avrupa ve Türkiye Direktörü Dr. Klaus Müller “TSKB ile 56 yıllık iş birliğimiz, bu anlaşmayla yeni ve stratejik bir döneme giriyor. Sağlanan bu kaynak, sürdürülebilir büyümeyi ve karbon emisyonunun azaltılmasını desteklerken, yüksek etkili projelerin hayata geçirilmesini sağlayarak Türkiye'nin yeşil dönüşümünü hızlandıracak, aynı zamanda da Alman–Türk ekonomik çıkarlarını karşılıklı olarak destekleyecek. Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın sağladığı destek ve garanti için şükranlarımızı sunuyor, önümüzdeki yıllarda da aynı güven ve kararlılıkla bu ortaklığı sürdürmeyi diliyoruz.” ifadelerini kullandı.

EKOS Electric’ten Yeraltı Transformatör Atağı Haber

EKOS Electric’ten Yeraltı Transformatör Atağı

Yeraltı transformatör merkezleri, Avrupa’da özellikle şehir estetiği, güvenlik ve alan kısıtı olan bölgelerde de tercih ediliyor. Türkiye’nin önde gelen teknoloji şirketi EKOS Electric, de yenilikçi vizyonu ve güçlü mühendislik kadrosuyla ‘’akıllı şehir’’ hedefini benimseyen modern şehircilik yaklaşımı için tarihe ve doğaya saygılı çözümler üretiyor. Türkiye’de ilk yeraltı elektrik dağıtım şebekesi uygulamasını 2005 yılında Antalya’da başlatarak sektöre öncü olan EKOS Electric, İstanbul, İzmir, Antalya, Kocaeli, Eskişehir ve Konya’da bu çözümü hayata geçirdi. Tarihi yapıyı ve çevreyi koruyan yeraltı transformatör merkezleri Eskişehir Odunpazarı, Karaköy - Galata Köprüsü’nün gibi turistik noktaların yanı sıra Konya’da Mevlana Meydanı’nda da tercih edildi. Portekiz, Almanya, Fransa Meydanlarında da Yaygın Çözüm İtalya, Almanya, Fransa, İspanya, Protekiz, İngiltere gibi tarihi yapıyı koruyan yeraltı çözümlerine odaklanan Avrupa ülkelerinde de tercih edilmesinin ortak nedenleri; görsel kirliliğe engel olmak, daha güvenli sistemler, gürültü izolasyonu, iklim etkilerine dayanıklılık ve alan kazanımı. Yeraltı transformatör merkezleri, Avrupa’da özellikle Amsterdam, Rotterdam, Paris, Londra ve Berlin gibi büyük şehirlerde; yaya yoğunluğunun olduğu alanlarda, tarihi bölgeler, parklar ile alışveriş ve iş merkezlerinin bulunduğu kentsel noktalarda tercih ediliyor. Türk turistlerin kültürel çeşitliliği, alışveriş imkanları ve kolay ulaşılabilirliği nedeniyle sıkça tercih ettiği Avrupa’nın en kozmopolit şehirlerinden biri olan Londra’da da bu teknoloji özellikle ikonik meydanlarda uygulanıyor. Tarihi dokusu ile modern kent yaşamını birleştiren Londra’da şehir içi alanı verimli kullanmak ve kamusal alanların güvenliğini artırmak amacıyla da yaygın olarak kullanılıyor. Hollanda’daki Akredite Laboratuvarlardan Onaylı Yeraltı transformatör merkezleri, üretim aşamasından uygulamaya kadar uluslararası standartlara uygun şekilde projelendirilip hayata geçiriliyor. EKOS Electric, Hollanda’daki akredite laboratuvarlarda tip testini başarıyla tamamladıktan ve güvenlik onayını aldıktan sonra merkezlerini kullanıma sunuyor. Güvenli Elektrik, Şehirlerin Kalbinde Yeraltında ‘’Akıllı şehir’’ modelini benimsemek hedefiyle şehirlerin estetik bütünlüğünü bozmadan modern altyapı sistemlerini kurmayı hedefleyen EKOS Electric, kuruluşunun 25. yılında da yeraltı transformatör merkezlerini ileri mühendislikle şehirlerin kalbi olan alanlara yerleştiriyor. Enerji arz güvenliğini odağına alan bu uygulama, peyzajın önemsendiği yaşam alanlarında da tercih edilmeye başlandı. Türkiye’de ilk yeraltı elektrik dağıtım şebekesi uygulamasını başlatan EKOS Electric Yönetim Kurulu Başkan Vekili Tunahan Akbaş, ileri mühendislikle sektörde her zaman öncü olmayı hedeflediklerini belirterek ‘’Yeraltı Transformatör Merkezi ile sadece enerjiyi taşımıyoruz; şehrin dokusunu, çevreyi ve yaşam kalitesini de korumaya özen gösteriyoruz. Türkiye’nin enerji altyapısına çok yönlü katkı sunuyoruz. EKOS teknolojisinden elde ettiğimiz ürünler, elektrik enerjisinin tüketiciye iletildiği, arz ve güvenilirliğin sağlanması için kontrol edildiği her tesisin temel yapı taşını oluşturuyor. İleri teknoloji ile hayata geçirilen ürünlerimiz her aşamada çözüm oluyor. Sürdürülebilir enerji yönetimine katkı sağlayan bu altyapı uygulamasıyla akıllı şehirciliğe destek oluyoruz. Ürün ve hizmetlerimizle elektrik enerjisinin üretiminden son kullanıcıya uzanan her halkasında arz güvenliğini sağlarken, sahip olduğumuz teknolojimizi sürekli geliştirerek, çevre dostu şehirler hedefiyle yenilikçi teknolojiler üretmek en temel vizyonumuzdan biri’’ diye konuştu.

Türkiye 2025’in İlk Yarısında 25 Milyondan Fazla Turist Ağırladı Haber

Türkiye 2025’in İlk Yarısında 25 Milyondan Fazla Turist Ağırladı

Uluslararası danışmanlık, denetim, kurumsal finansman, strateji ve vergi hizmetleri firması EY (Ernst&Young) çatısı altında faaliyet gösteren EY-Parthenon’un (EYP) gerçekleştirdiği Türkiye Turizm ve Konaklama Sektörü Görünümü çalışması yayımlandı. Sektörün 2024 ve 2025 yılları arasındaki büyüme ve değişimini baz alan araştırma, 2025 yılının tamamı için beklentileri de ortaya koyuyor. Sektörün 2025 sonu hedefi 65 milyon uluslararası turiste ulaşarak 64 milyar dolar gelir elde etmek EYP çalışmasına göre; Türkiye 2025’in ilk yarısında, 25 milyondan fazla uluslararası ziyaretçi ağırlayarak bir önceki yılın aynı dönemine göre %1,7’lik bir artış kaydetti. Ziyaretçilerin yaklaşık %57’sinin Antalya, %17’sinin İstanbul ve %11’inin Muğla’yı tercih etmesi, turizm hareketliliğinin ağırlıklı olarak bu üç ilde yoğunlaştığını gösteriyor. 2025 yılı ilk yarısında geçen senenin aynı dönemine kıyasla Nevşehir’de %60, Mardin’de %51, Çanakkale’de %23 ve Trabzon’da %17 oranında da artış kaydedildi. Bu eğilim, Türkiye’ye gelen ziyaretçilerin deniz-kum-güneş turizmi ile birlikte kültür, tarih ve yerel deneyimlere dayalı seyahatlere de yöneldiğini gösteriyor. 2024’te 62 milyon olan uluslararası ziyaretçi sayısının, 2025 yılında 65 milyona yükselmesi bekleniyor. Çalışmaya göre Türkiye, turizm gelirlerinde de ciddi oranda artış sağladı. 2025 yılının ilk yarısında 25,4 milyar dolara ulaşan turizm gelirleri, 2024 yılının aynı dönemine göre %7,4 oranında artış gösterdi. 2024 yılında 61,1 milyar dolar olan toplam turizm gelirinin, 2025 yılında %4,7 artışla 64 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Turizm gelirindeki artışta kişi başı harcama düzeyindeki yükseliş belirleyici unsur oldu. 2025 yılının ilk yarısında kişi başına ortalama harcama günlük 996 dolara ulaşarak %5,6 oranında artış gösterdi. Bu eğilim, geçmiş yıllara kıyasla daha yüksek harcama kapasitesine sahip turist segmentlerine doğru kademeli bir geçiş olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin fiyatları uluslararası standartlara yaklaştı Çalışmada yer alan ve TÜİK tarafından açıklanan Haziran 2025 verilerine göre “Lokanta ve Oteller” grubunda yıllık fiyat artışı TL bazında %35,59 olarak gerçekleşti ve hizmetler genelinde artış %50,34’e ulaştı. Bu durum, Türkiye’nin fiyat seviyelerinin uluslararası standartlara yaklaştığını ve daha rekabetçi bir konumda olma yolunda ilerlediğini gösteriyor. Özellikle Akdeniz bölgesi, uluslararası lüks otel ve konaklama markalarının gelmesiyle önemli bir destinasyon haline geldi. Almanya, Rusya ve diğer Avrupa ülkeleri, 2025’in ilk yarısında Türkiye’yi en çok ziyaret eden başlıca ülkeler arasında yer aldı. Uluslararası talep istikrarlı seyrediyor Çalışmaya göre; 2024 yılının ilk yarısında %2,3 oranında büyüyen GSYH’nin, 2025 yılının aynı döneminde %4,8’lik artış kaydetmesi, ekonominin dayanıklılığını ortaya koyuyor. Bununla birlikte, makroekonomik görünümün yanı sıra bölgesel ekonomik ve siyasi gelişmelerin turizm sektörünü etkilediği görülüyor. İstanbul ve Antalya yeni yatırımların merkezi konumunda Yatırımcı ilgisi, Antalya ve Muğla gibi kıyı destinasyonlarda ve İstanbul gibi kentsel merkezlerde yoğunlaşmaya devam ediyor. Süregelen seyahat talebinin yanı sıra MICE (Kongre turizmi) segmentindeki toparlanma da bu yoğunluğa katkı sağlıyor. İstanbul ve Antalya, 19.038 odalık 130 otel projesi ile yeni yatırımların merkezi konumunda yer alıyor. Bu arzın %40’ı İstanbul’da yer almakta olup, şehirde 49 proje kapsamında 7.903 yeni oda planlanıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre, 2025 yılı haziran ayı itibarıyla doluluk oranları Antalya’da %84,35, İstanbul’da %49,54 ve Muğla’da ise %65,61 olarak gerçekleşti. Şubat 2025 itibarıyla geçtiğimiz 1 yılda mevcut oda başına gelirde (RevPAR) Türkiye’de %20, İstanbul’da ise %25’lik artış görüldü. Çalışmaya göre, lüks ve üst segment resort varlıklarının, kişi başına harcamadaki artışın da desteğiyle uluslararası yatırımcılar açısından cazibesini koruduğu gözlemlendi. Yüksek inşaat maliyetleri yenileme projelerini temel yatırım stratejisi haline getiriyor Çalışmaya göre; sürdürülebilirlik ve ESG (çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim) standartları, yatırım kararlarını giderek daha fazla şekillendirirken; enerji verimliliği ve yeşil sertifikasyonlar, yatırımcı ilgisini çeken önemli farklılaştırıcı unsurlar haline geliyor. “Türkiye hâlâ lüks segment otel grupları için cazip bir yatırım destinasyonu” EY-Parthenon Türkiye Ticari Gayrimenkul İşlemleri Kıdemli Direktörü Gün Gökkaya, Türkiye turizm ve konaklama sektörü için şu değerlendirmelerde bulundu: “EY Parthenon olarak hazırladığımız çalışmaya göre; makroekonomik dalgalanmalara karşın Türkiye hâlâ lüks segment otel grupları için cazip bir yatırım destinasyonu olma özelliğini koruyor. Bu durumun da etkisiyle Türkiye, turizm ve konaklama sektörü dayanıklı yapısını koruyarak dengeli bir büyüme ivmesi sergiliyor. Yukarı yönlü gelir performansı, çeşitlenen destinasyon yapısı ve sürdürülebilirlik temelli yatırımlar, sektörün uzun vadede rekabet gücünü destekliyor. Bu noktada, artan maliyetler ve hizmet fiyatlarındaki yükselişin, Türkiye’nin fiyat avantajını bir miktar azalttığını belirtmemiz gerekiyor. Buna karşın, lüks ve üst segment tesislere yönelik artan talep görüyoruz. Güçlü turizm gelirleri, sektörde nakit akışı istikrarını ve borç ödeme kapasitesini destekleyerek kredi dinamiklerini destekliyor. Yerel bankaların; mevcut varlıkların renovasyon ve yenileme projelerine finansman sağlamayı, yeni otel geliştirme projelerine göre daha fazla tercih etmesi, artan inşaat maliyetleri ile birlikte yeni projeleri daha maliyetli hale getiriyor. Bu durum yatırımcıların daha fazla alternatif finansman modellerine yönelmesine sebep olurken, özellikle ortak girişimler, özel sermaye fonları ve gelir paylaşımı anlaşmaları öne çıkıyor. Uluslararası turistlere yönelik tatil bölgelerinde işletmeler, döviz kuru riskini azaltmak için döviz üzerinden fiyatlama yaparak, kur sabitleme gibi yöntemlerle gelirlerini güvence altına alıyor.”

TatilBudur, Dijital Dönüşüm ve Marka Yenilenmesiyle Güçlenmeye Devam Ediyor Haber

TatilBudur, Dijital Dönüşüm ve Marka Yenilenmesiyle Güçlenmeye Devam Ediyor

Türkiye genelinde 56 ilde 500’ün üzerindeki acente ağı ve 2.500’den fazla tatil danışmanı ile hizmet veren TatilBudur, toplantıda yeni dönemin stratejik hedeflerini, yatırım planlarını, dijital dönüşüm adımlarını ve turizm pazarına yönelik öngörülerini paylaştı. Toplantıya; TatilBudur Yönetim Kurulu Başkanı ve İş Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş. Genel Müdürü Kubilay Aykol ve TatilBudur Genel Müdürü Onur Otruş katıldı. TatilBudur Yönetim Kurulu Başkanı ve İş Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş. Genel Müdürü Kubilay Aykol toplantıda; “İş Girişim olarak 2000 yılından bu yana aktif bir girişim sermayesi şirketiyiz. Turizmin yalnızca sektöre ve ekonomiye katkı sağlamakla kalmayıp, cari açığın azaltılmasına destek olan ve ülke ekonomisinde bir direnç noktası haline gelen kritik bir alan olduğunu hepimiz biliyoruz. TatilBudur ile yolculuğumuz 2015 yılında başladı. Bu süreçte pandemi gibi zorlu bir dönemden geçtik, ancak sonrasında birlikte büyümeye devam ettik. TatilBudur, bizim için yalnızca bir turizm markası değil; aynı zamanda güçlü bir turizm teknoloji platformu. TatilBudur’un en belirgin özelliği, insanı merkeze koyan bir şirket kültürüne sahip olması. Reklamlarında gördüğünüz gülümseyen yüzler ve hissettirdiği sıcaklık, şirketin gerçek yapısıyla birebir örtüşüyor. Çünkü burada gerçekten mutlu, işini iyi yapan ve değer üreten bir ekip var. Biz de insana yatırım yapan bu turizm teknoloji şirketinin yanında olmayı bu nedenle tercih ediyoruz. TatilBudur, 28 yıldır bu sektörde faaliyet gösteriyor ve turizm için 28 yıl uzun ve kıymetli bir süre. TatilBudur’un büyüme yolculuğunun güçlü bir parçası olmaktan gurur duyuyoruz” dedi. Yeni yapılanma döneminin TatilBudur için önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten TatilBudur Genel Müdürü Onur Otruş ise; “TatilBudur, pazarı takip eden değil pazara yön veren bir marka konumuna yükseldi. Bu başarı yalnızca büyüme rakamlarından değil; doğru strateji, doğru yatırım ve güçlü organizasyon yapısından besleniyor. Rakamsal başarı önem taşısa da markanın gerçek gücünü belirleyen unsurun, tüketicinin duyduğu güven olduğuna inanıyoruz. Sorbunu platformunun gerçekleştirdiği bağımsız araştırmaya göre TatilBudur, %97 tavsiye oranıyla sektörün en yüksek memnuniyet seviyesine ulaştı. Bu sonuç bizim için yalnızca bir skor değil; müşteri deneyimini doğru yönettiğimizin en somut göstergesi. 2026 ve sonrası için TatilBudur markasının geleceğini şekillendirecek stratejilerimizi oluşturduk ve bu doğrultuda yatırımlarımızı bir yıldır hayata geçiriyoruz. Konaklama tarafında da büyümeye devam ediyoruz; 2026 yılında otel işletme sayımızı 7’ye çıkarmayı hedefliyoruz. TatilBudur olarak yalnızca bugünün değil, sektörün geleceğinin de sorumluluğunu üstleniyoruz. Bu doğrultuda hayata geçirdiğimiz Dijital Eğitim Platformu ile sektördeki önemli eğitim ihtiyacını karşılamaya başlayacağız. Bu platform ile mevcut işgücünün eğitimini, oteller ve diğer işverenler için erişilebilir kılmayı, turizm eğitimi alan öğrencilerin ve sektöre ilgi duyan potansiyel işgücü adayların eğitim ihtiyaçlarını desteklemeyi hedefliyoruz. Bu bizim toplumsal fayda hedefli girişim projemiz. “dedi. Ayrıca teknolojik yatırımlarından da bahseden Otruş, “Teknoloji, yaptığımız tüm yatırımların merkezinde yer alıyor. 2018’den bu yana yerinde Ar-Ge yapımız ve 65’i aşkın yazılımcıdan oluşan ekibimizle, TatilBudur’un yanı sıra konaklama ve uluslararası operasyonlarımız için teknoloji temelli projeler geliştiriyoruz. Bu kapsamda Almanya’nın önde gelen tur operatörlerinden ForYou Travel ile önemli bir iş birliğine imza attık ve şirketin Türkiye envanterinin sağlanmasına yönelik anlaşma gerçekleştirdik. 2026 yılında Almanya pazarında agresif bir büyüme hedefliyoruz. Ayrıca 2025’in son çeyreğinde Almanya’da TatilBudur adıyla bir iştirak kurduk ve B2C kanallar üzerinden Türkiye’ye misafir getirmeye hazırlanıyoruz. Aynı zamanda son bir yıldır yoğun şekilde çalıştığımız marka dönüşüm sürecini tamamladık. TatilBudur’un iletişim stratejisini, deneyim tasarımını ve marka vaadini “TatilBudur Hissi” adı altında tek bir çatı altında topladık. Bu yaklaşım, tüketiciyle kurulan ilişkiyi basit bir rezervasyon deneyiminin ötesine taşıyarak markanın insana dokunan yönünü stratejik bir yapı haline getiriyor. Bundan sonraki tüm iletişim çalışmalarımız bu çerçevede ilerleyecek.” açıklamalarında bulundu.

İSO GSYF, İlk Stratejik Start-Up Yatırımını Yerli Yapay Zekâ Şirketi Ono’ya Yaptı Haber

İSO GSYF, İlk Stratejik Start-Up Yatırımını Yerli Yapay Zekâ Şirketi Ono’ya Yaptı

Yapay zekâ teknolojisini işe alım, kariyer ve performans süreçlerine entegre ederek insan kaynakları alanında geleceği şekillendiren Ono, gerçekleştirdiği son yatırım turunda stratejik bir başarıya imza attı. Türkiye’de sanayi sektörünün dijital dönüşüm ihtiyaçlarına yanıt vermek, yenilikçi girişimlere destek sağlamak ve geleceğin teknolojilerini sanayi süreçlerine entegre etmek amacıyla kurulan İstanbul Sanayi Odası Girişim Sermayesi Yatırım Fonu (İSO GSYF), ilk stratejik start-up yatırımını yerli yapay zekâ şirketi Ono’ya yaptı. İmza töreni İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, Ono Kurucusu Tunç Erman, İSO Meclis Başkanı Ender Yılmaz ve İSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İrfan Özhamaratlı’nın katılımlarıyla geçtiğimiz hafta gerçekleştirildi. Yatırım kapsamında Türk sanayisine yön veren İSO üyesi şirketlere Ono kullanımı teşvik edilecek ve böylece özellikle işe alımlarda ve staj programlarında sanayi şirketlerinin yapay zekâ destekli teknolojileri kullanması sağlanacak. “GURURLUYUZ” “İSO’nun değerli yatırımıyla birlikte bir ilki gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Bu iş birliği hem Ono’nun gelişimine hem de İSO bünyesinde bulunan şirketlere büyük değer katacak” diyen Ono Kurucusu Tunç Erman İSO GSYF tarafından yatırıma layık görülmenin gururunu yaşadıklarını da söyledi. İSO GSYF’nin “Türkiye’de sanayi sektörünün dijital dönüşüm ihtiyaçlarına yanıt vermek, yenilikçi girişimlere destek sağlamak ve geleceğin teknolojilerini sanayi süreçlerine entegre etmek” misyonuna katkı sağlamak için çalışmalarına ara vermeden devam ettiklerini belirten Tunç Erman, “Halen sekiz ülkede 138 firmanın İK faaliyetlerine yerli yapay zekâ çalışmalarımızla destek veriyoruz. İşe alım, kariyer ve performans süreçleri başta olmak üzere pek çok modülümüzle dünya çapında 20 dilde hizmet veriyoruz. Yerli bir yapay zekâ şirketi olarak kısa sürede büyük başarılara imza attık. Dünyanın en önde gelen CV havuzlarına entegreyiz. Bu gücümüzü mevcut iş ortamlarımıza en doğru şekilde aktarmaktan, İSO bünyesindeki firmalara değer katacak olmaktan ve yurt dışında ülkemizi temsil etmekten dolayı çok mutluyuz. 2026 yılı içinde destek verdiğimiz firma sayısını 260’a yurt dışında faaliyet gösterdiğimiz ülke sayısını da 20’ye çıkartmayı hedefliyoruz” dedi. “GENÇ BEYİN GÜCÜNÜ TÜRKİYE’YE KAZANDIRIYORUZ” Ono Kurucusu Tunç Erman, yurt dışı açılımlarında öncelikli amaçları arasında, Türk beyin gücünün Türkiye’ye geri kazandırılması olduğunu da söyledi. Türkiye’nin en önemli şirketlerinin yanı sıra halen İngiltere, Almanya, Bulgaristan, İtalya, Azerbaycan, Çekya ve Rusya’da da faaliyetlerini sürdürdüklerini belirten Tunç Erman, şunları söyledi: “Bir dünya markası olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Uluslararası markaların aradıkları nitelikli iş gücünü, dünyanın en önemli işe alım sistemlerine entegre ettiğimiz Ono sayesinde sağlıyoruz. Başarılı bir şekilde büyüyen bir teknoloji şirketi olarak Türkiye’deki işe alım süreçlerini dünya ile entegre edip, sınırların olmadığı global bir işe alım süreci yönetiyoruz. Türkiye’deki iş gücünü dünyaya açarken özellikle yurt dışında bulunan genç beyinleri Türk markaları ile buluşturmak istiyoruz. Yapay zekâ platformumuz Ono sayesinde 20 dilde mülakat yaparak yüzde 90’lara ulaşan başarılı işe alım süreçleri yönetiyoruz. Yurt dışına çıkan donanımlı Türk gençlerinin, uzaktan çalışma modelleriyle Türkiye için değer üretmelerine imkân sağlıyoruz. Genç beyin gücünü Türkiye’ye kazandırıyoruz” dedi.

Çiğdem Arslan: Başarının Formülü Cesaret, Çalışmak ve Kalite Haber

Çiğdem Arslan: Başarının Formülü Cesaret, Çalışmak ve Kalite

Kapsül Haber Ajansı olarak, iş dünyasının önde gelen isimleriyle gerçekleştirdiğimiz röportaj serisinin yeni konuğu Nox Endüstri Kurucusu ve aynı zamanda SAPI Yüzey Teknolojileri Türkiye Kurucu Ortağı Çiğdem Arslan oldu. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Ben Çiğdem Arslan. Nox Endüstri Kurucusu aynı zamanda SAPI Yüzey Teknolojileri Türkiye Kurucu Ortağıyım. Sanayi sektöründe büyüyen, üreten, ürettikçe daha çok öğrenen biriyim. Yüzey hazırlama, kumlama, boya teknolojileri derken kendimi hem Türkiye’de hem dünyada çözüm üreten bir marka yapısının başında buldum. Ben işimi sadece bir meslek olarak görmüyorum; bir yolculuk, bir emek, bir ispat aslında. Kendi gücünü kendi emeğiyle kuran bir kadının hikâyesi. Kariyerinizde bugünlere gelene kadar hangi önemli dönüm noktalarını yaşadınız? En net kırılma noktası: “Ben kendi markamı kuracağım,” dediğim gündü. Korkuyordum ama daha çok heyecanlıydım. Sanayide kadın olmak zaten başlı başına bir hikâye… Ama o yolda ne kadar çok engel çıktıysa, hepsini kendime güç olarak yazdım. Almanya merkezli SAPI ile ortaklık kurmak ve global projelere imza atmak da diğer önemli dönüm noktalarım oldu. Bir de şu var: Ben hep sahada olmayı seçtim. Atölyede, tersanede, fabrikada… Orada öğrendiklerim beni ben yaptı. Sizin için ‘başarı’yı tanımlar mısınız? Sizi diğerlerinden farklı kılan ve başarınızı sağlayan kişisel stratejiler neler? Başarı, bir gün geriye dönüp “Ben gerçekten elimden gelenin en iyisini yaptım,” diyebilmek bence. Benim farkım da şu: - Çok çalışırım - Hızlı karar veririm - Sözü değil, işi konuşurum -Bir işi yapıyorsam mutlaka en kalitelisini ve en iyisini yapmak isterim. Her zaman insanların ne dediğini değil, yaptığım işin nasıl olduğunu önemsedim. Başarıyı da biraz orada buldum. Başarıya giden yolda karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bunu nasıl aştınız? Sektörde genç bir kadın olarak var olmak kolay değildi. Bazen kapılar suratınıza kapanıyor, bazen “Bu işi yapabilir misin?” bakışlarını görüyorsunuz. Ben bu zorluğu şöyle aştım: Her projede çıtayı yükselterek. İnsanlar bir süre sonra “İyi iş çıkarıyor” demeye başladığında hiçbir önyargı tutunamıyor. Bugün, sizin konumunuza ulaşmak isteyen birisi için en kritik öneriniz ne olurdu? Kimseye kendinizi ispat etmeye çalışmayın. İşiniz zaten sizin adınıza konuşacak. Cesur olun, hata yapmaktan korkmayın. Bazen herkesin gitmediği yoldan gitmek gerekir. Ve ne olursa olsun: Hedef koyun, çalışın ve sabırlı olun. Liderlik anlayışınızı nasıl tanımlarsınız? Ekibinizi motive etmek ve yönlendirmek için hangi stratejileri benimsiyorsunuz? Ben kendimi hiçbir zaman “yönetici” olarak görmedim; daha çok yol açan, yanında yürüyen, gerektiğinde omuz veren bir lider olmayı seçtim. Ekibimi yönlendirirken şunlara çok önem veririm: - Güven ortamı kurmak - Söz hakkı ve fikir alanı tanımak - Yetki devretmek - Birlikte çözüm üretmek Değer gören insan, bulunduğu yeri değerli kılar. Şirketinizin vizyonu ve misyonu doğrultusunda önümüzdeki yıllara dair büyük hedefleriniz nelerdir? Bundan sonraki yolculuğumuzda; sadece ürün veya sistem ihraç eden bir firma değil, kendi mühendislik kültürünü, kalite anlayışını ve teknoloji bakış açısını dünyaya taşıyan bir yapı olmayı hedefliyoruz. Önümüzdeki yıllarda: - Daha büyük coğrafyalarda daha stratejik ortaklıklar kurmak - Sanayide verimliliği ve güvenliği artıran akıllı sistemlere ağırlık vermek - Dijitalleşmeyi ve otomasyonu merkezimize alan yeni çözümler geliştirmek önceliklerimiz arasında yer alıyor. Bizim için hedef sadece büyümek değil; dokunduğumuz her yerde iz bırakan, güven veren, sürdürülebilir bir dünya markası olmak. Küresel ekonomik belirsizlikler ve rekabet ortamında şirketinizi nasıl konumlandırıyorsunuz? Yerel ve uluslararası pazarda fark yaratmak için ne yapıyorsunuz? Biz hiçbir zaman “en ucuzu biziz” diyenlerden olmadık. Tam tersine: En kaliteli, en güvenilir, en uzun ömürlü çözümleri geliştirmeyi seçtik. Bu da bizi otomatik olarak rakiplerden ayırdı. Uluslararası pazarda fark yaratma stratejimiz; Türk mühendisliğinin pratik zekâsı ile Alman disiplinini birleştirmek. Sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? Bizim işimiz direkt olarak hava kalitesini, enerji tüketimini, çalışan sağlığını etkiliyor. O yüzden sürdürülebilirlik bizim için bir “etik çizgi”. Her sistemde daha az enerjiyle daha çok verim üretmeyi hedefliyoruz. Toplumsal fayda dediğim şey ise şu: İnsanlar daha güvenli, daha sağlıklı ortamlarda çalışsın. Benim için en büyük kazanım bu. Dijitalleşme ve yapay zekâ gibi teknolojiler, iş modellerinizi nasıl dönüştürüyor? Dijitalleşme bizim sektörde bile artık merkezde. Sistemlerde otomatik kontrol, IoT izleme, uzaktan bakım, yapay zekâ destekli analizler… Bunlar hem maliyeti azaltıyor hem de müşterilerimize daha profesyonel bir hizmet sunmamızı sağlıyor. Ben yeniliğe kapalı biri değilim. Tam tersi: “Bu teknoloji beni nasıl ileri taşır?” kısmı beni hep heyecanlandırıyor. Bugünün iş dünyasında başarılı olmak isteyen gençlere hangi tavsiyeleri verirsiniz? Çok okuyun, çok araştırın, çok çalışın. Yabancı dil öğrenin. Bir konuda gerçekten iyi olun. Sabırlı olun, kendinize zaman tanıyın. Ve belki de en önemlisi: Cesur olun. Cesaret, sizi tahmin edemeyeceğiniz yerlere götürebilir.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.