Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Alzheimer

Kapsül Haber Ajansı - Alzheimer haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Alzheimer haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yaşlılara Babalar Günü Ziyareti Haber

Yaşlılara Babalar Günü Ziyareti

Nilüfer Belediyesi, Babalar Günü öncesinde belediyeye bağlı huzurevleri ile Lions & Ercan Dikencik Alzheimer Hasta Konuk Evi’nde kalan babalara yönelik ziyaret programı gerçekleştirdi. Ziyaretlere Nilüfer Belediye Başkan Vekili Metin Tunçel de katıldı. Program kapsamında ilk olarak Nilüfer Belediyesi İnci ve Taner Altınmakas Huzurevi’ne gidildi. Ardından Nilüfer Belediyesi Lions & Ercan Dikencik Alzheimer Hasta Konuk Evi’ndeki babalarla bir araya gelindi. Ziyaretin son durağı ise Nilüfer Belediyesi İzzet Şadi Sayarel Huzurevi oldu. Tesislerde kalan babalarla tek tek selamlaşan ve sohbet eden Nilüfer Belediye Başkan Vekili Metin Tunçel, günün anısına kendilerine hediyeler verdi. “BÜYÜKLERİMİZİN YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ” Ziyaretler sırasında yaşlılarla yakından ilgilenen Nilüfer Belediye Başkan Vekili Metin Tunçel, belediye olarak her zaman huzurevi sakinlerinin yanında olduklarını belirterek, “Babalar Günü öncesinde huzurevlerimizde ve konuk evimizde kalan değerli büyüklerimizi ziyaret etmek, onlarla sohbet etmek istedik. Bizler için onların tecrübeleri ve varlıkları her zaman çok kıymetli. Nilüfer Belediyesi olarak buralarda konaklayan vatandaşlarımızın huzurlu ve rahat bir ortamda yaşamlarını sürdürmeleri için çalışıyoruz. Bugün de onların yüzünü biraz olsun güldürebildiysek ne mutlu bize. Tesislerimizde kalan tüm babalarımızın ve büyüklerimizin Babalar Günü’nü kutluyor, hepsine sağlıklı ömürler diliyorum” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Google, Kamu Sektörünün Yapay Zeka Destekli Dönüşümünü Hızlandıracak Yol Haritasını Açıkladı Haber

Google, Kamu Sektörünün Yapay Zeka Destekli Dönüşümünü Hızlandıracak Yol Haritasını Açıkladı

Yapay Zeka Politikaları Derneği (AIPA) tarafından düzenlenen AI Tomorrow Summit'te Google, Türkiye'yi kamu yönetimi ve hizmetleri inovasyonunda bölgesel bir lider haline getirmek üzere tasarlanan kapsamlı stratejik girişimini duyurdu. Bu taahhüt, 2 milyon dolarlık yeni Google.org desteğini ve bilinçli yapay zeka kullanımı yoluyla önemli ekonomik ve sosyal değer yaratmayı hedefleyen "Kamu için Yapay Zeka" politika yol haritasını içeriyor. Google Türkiye Kamu İlişkileri ve Politikaları Direktörü Tolga Sobacı, “Dünya genelinde vizyoner hükümetler, kamu hizmetlerinde devrim yaratmak ve yeni nesil ekonomik değerlerin önünü açmak için yapay zekayı ölçeklendiriyor. Güçlü dijital altyapısı ve dinamik yetenek havuzuyla Türkiye, bu küresel dalgaya liderlik etmek için benzersiz bir konuma sahip. Küresel bir hiper ölçekleyiciden gelecek olan ve geçtiğimiz yıl duyurulan yerel Google Cloud bölgemiz, bu dijital geleceğin temel yapı taşını oluşturacak.” Türkiye için “Üçlü Yapay Zeka Getirisi” PwC tarafından hazırlanan yeni “Kamu için Yapay Zeka” raporunda, gelişmekte olan pazarlar için sunulan büyük fırsatlar verilerle ortaya konarken, Türkiye'ye özel bulgular da bugün ilk kez paylaşıldı. Rapor, kamu sektörünün yapay zekayı öncü bir şekilde benimsenmesinin 2035 yılına kadar ülke ekonomisi için “üçlü bir getiri” sağlayabileceğini öngörüyor: Mali Güç: Bütçe açığında %12'ye varan oranda potansiyel bir daralma. Kamu Hizmeti Verimliliği: Kamu yönetiminde üretkenliğin %3'e varan oranda artması. Ekonomik Refah: GSYİH'de %3'e varan oranda potansiyel artış ve hanehalkı gelirinde %2'ye varan oranda artış . Kamu güvenliği ve sağlık hizmetlerinin desteklenmesi Politika vizyonumuzu somut eylemlere dönüştürmek amacıyla, toplumsal faydaya odaklanan iki yüksek öncelikli projeye finansal ve teknik destek sağlayan 2 milyon dolarlık bir Google.org taahhüdüyle bu potansiyeli daha da güçlendiriyoruz: Deprem İzleme: Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'ne (KRDAE) sağlanan Google Cloud kredilerini de içeren fon, enstitünün ulusal sismik ağını modüler bir yapay zeka algoritmasıyla otomatikleştirecek. Bu sayede deprem izleme ve erken uyarı sistemlerinin hızı ve hassasiyeti önemli ölçüde artırılacak. Sağlıkta Erken Teşhis: Yapay Zeka Ekosistemi Derneği'nin “Türk-Ses” projesine Google Cloud kredilerini de içeren bir destek veriliyor. Bu açık kaynaklı yapay zeka platformu, ses kayıtlarını analiz ederek Alzheimer gibi nörobilişsel bozuklukların erken teşhisini mümkün kılmayı ve erken tıbbi müdahaleyi kolaylaştırmayı hedefliyor. Desteklenen bu son fonla birlikte, Google.org’un 2016 yılından bu yana Türkiye’deki kar amacı gütmeyen kuruluşlara sağladığı toplam destek; 7 milyon dolardan fazlası nakdi, 61 milyon dolardan fazlası ayni yardım olmak üzere toplam 69 milyon ABD dolarına ulaştı. Gelecek için stratejik bir yol haritası "Türkiye için Yapay Zeka" yol haritası üç temel alana odaklanıyor: Kamuda bilinçli yapay zeka entegrasyonu, inovasyonu destekleyen politikalar ve geniş ölçekli yetkinlik kazandırma. Bu yolda öncülük etmek için bulut odaklı, yapay zekayı önceliklendiren politikalar, modern veri sistemleri ve destekleyici yasal düzenlemeler anahtar rol oynuyor. Google, yapay zekanın sorumlu bir şekilde yaygınlaştırılmasını sağlamak amacıyla halihazırda kamu görevlileri ve kamu sektörü liderlerine yönelik uzmanlık eğitimleri konusunda da işbirliği yapıyor. Bu stratejinin bir sonraki aşaması; eğitim, lojistik ve siber güvenlik alanlarında yapay zeka ve bulut çözümlerini ölçeklendirerek dijital güveni inşa etmeyi ve ihracat rekabetçiliğini artırmayı kapsıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Günde En Az Üç Kez Sarılın Haber

Günde En Az Üç Kez Sarılın

İyi ilişkilerin yaşam süresi ve hastalıklar üzerindeki etkisine değinen Prof. Dr. Doğan, “İnsan ilişkileri iyiyse, kişi memnuniyeti yüksekse, yalnızlık azsa; daha az Alzheimer görülüyor, daha sağlıklı ve daha uzun yaşanıyor. Ama yalnızlık varsa erken ölüm, kalp krizi ve demans gibi hastalıklar daha sık görülüyor. O yüzden iyi yaşam, iyi ilişkilerle inşa edilir.” dedi. Fiziksel temas ve iletişimin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, “Minimum 20 saniyelik sarılmalar oksitosin salgılar. Günde en az üç kez sarılın. Göz teması kurun, yemek masasında telefonu bırakın, birlikte vakit geçirin. Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri” kapsamında Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan katılımcılarla buluştu. “İnsan İlişkilerinin Nörobilimi: Sosyal Beyin" başlıklı seminerde konuşan Prof. Dr. Tayfun Doğan, insanın en temel özelliğinin sosyal bir canlı olması olduğunu vurguladı. Konuşmasında uzun yıllardır pozitif psikoloji alanında mutluluk, umut ve iyi oluş üzerine çalışmalar yürüttüğünü belirten Prof. Dr. Tayfun Doğan, son dönemde insan ilişkileri ve sosyal zekâ konularına yeniden yoğunlaştığını söyledi. Prof. Dr. Tayfun Doğan, “İnsanı tek bir sıfatla tanımlayacak olsak, en doğru ifade ‘sosyal bir canlı’ olur. Gerçekten beynimiz buna göre şekillenmiş durumda. Doğduğumuz andan hayatımızın sonuna kadar bizi arayan, merak eden, güvende hissettiren ve önemseyen insanlara ihtiyaç duyarız. İnsan ilişkileri bizim doğal yaşam alanımızdır” dedi. Eş zamanlılık ilişkileri güçlendiriyor Seminerde özellikle eş zamanlılık, ahenk ve senkronizasyon kavramları üzerinde duran Prof. Dr. Doğan, iki ya da daha fazla kişinin birlikte hareket etmesinin beyin üzerinde güçlü etkiler oluşturduğunu ifade etti. Prof. Dr. Doğan, “Birlikte nefes alıp vermek, jest ve mimiklerin benzemesi, konuşma ritimlerinin ve hatta kalp atışlarının birbirine yaklaşması kişiler arasında güçlü bir bağ oluşturur. Bu durum, adeta iki insanın birbirine bağlanması gibidir. Beyin de bu bağı ödüllendirir.” diye konuştu. Bu ödül mekanizmasının temelinde oksitosin hormonu bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Doğan, oksitosinin halk arasında sevgi, bağlanma ve güven hormonu olarak bilindiğini belirtti. Prof. Dr. Doğan, “Eş zamanlılık sağlandığında oksitosin salgılanır. Oksitosin de stres hormonu olarak bilinen kortizolün salınımını azaltır. Böylece stres düşer, güven artar, çatışmalar azalır. Eşler arasındaki tartışmaların, çocuklar arasındaki kavgaların azalmasında da bu mekanizma önemli rol oynar.” ifadelerini kullandı. Sarılmak, birlikte yürümek, şarkı söylemek bile etkili Oksitosin salgısını artırmanın gündelik yaşamda oldukça basit yolları olduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, birlikte yapılan etkinliklerin ilişkileri güçlendirdiğini söyledi. “Beraber yemek yapmak, birlikte şarkı söylemek, ritmik hareketler yapmak, dans etmek, aynı tempoda yürümek, hatta uzun süre sarılmak bile oksitosin salgısını artırır.” diyen Prof. Dr. Doğan, özellikle 20 saniyeyi aşan sarılmaların kişiler üzerinde rahatlatıcı etkiler oluşturduğunu vurguladı. Prof. Dr. Doğan, toplu ibadetlerin, iftar sofralarının, birlikte film ya da maç izlemenin de aynı mekanizmayı desteklediğini belirterek, “İnsanlar ortak bir ritimde buluştuğunda psikolojik olarak birbirlerine daha çok bağlanıyorlar.” dedi. Oksitosin beynin alarm sistemini sakinleştiriyor Seminerde beynin işleyişine ilişkin nörobilimsel açıklamalarda da bulunan Prof. Dr. Doğan, oksitosinin beynin hipotalamus bölgesinde salgılandığını ve doğrudan amigdala üzerinde etkili olduğunu söyledi. Amigdalanın beynin erken uyarı ve alarm sistemi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, “Amigdala tehlike sezdiğinde bizi kaygılandırır ve stres hormonlarını harekete geçirir. Ancak oksitosin amigdalaya ‘her şey yolunda, güvendesin’ mesajı verir. Böylece kaygı ve stres daha ortaya çıkmadan önlenmiş olur.” diye konuştu. İş görüşmelerinden aile ilişkilerine kadar etkili Eş zamanlılığın sadece aile ilişkilerinde değil, iş ve eğitim yaşamında da önemli sonuçlar doğurduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, özellikle beden dili uyumunun kişiler arasındaki güveni artırdığını ifade etti. “İş görüşmelerinde, öğretmen-öğrenci ilişkisinde, terapist-danışan ilişkisinde senkronizasyon çok önemlidir. Karşı tarafla uyumlu beden dili geliştirmek kabul görme ihtimalini artırır.” diyen Prof. Dr. Doğan, terapi süreçlerinde başarının en önemli unsurlarından birinin danışanla kurulan uyum olduğunu söyledi. Öğrenmeyi de güçlendiriyor Öğretmen ve öğrenci arasındaki uyumun öğrenme üzerinde doğrudan etkili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, sevilen öğretmenlerin derslerinin daha verimli geçmesinin temel nedenlerinden birinin bu olduğunu belirtti. Prof. Dr. Doğan, “Öğretmen ile sınıf arasında ahenk sağlandığında öğrenciler dersi daha iyi kavrıyor. Aslında hepimizin hayatında sevdiği bir öğretmenin dersini daha iyi anladığı dönemler olmuştur. Bunun altında yatan neden senkronizasyondur.” ifadesinde bulundu. Yalnızlık doğamıza uygun değil İnsanın sosyal bir varlık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Doğan, yalnızlığın biyolojik düzeyde ciddi sonuçlar doğurduğunu belirtti ve “Yalnızlık doğamıza uygun değil. Peki ne yapıyor yalnızlık? Neden bizi strese sokuyor? Bu konuda yapılan araştırmalar var. Cacioppo’nun çalışmasında katılımcılara gün içinde yalnızlık düzeylerini ve fizyolojik tepkilerini ölçmeleri istendi. Sonuçta şunu gördük: Yalnızlık hisseden insanlar, adeta fiziksel bir saldırıya uğramış gibi kortizol salgılıyor.” şeklinde konuştu. Yalnızlığın vücutta “savaş ya da kaç” tepkisini tetiklediğini ifade eden Prof. Dr. Doğan, bunun bağışıklık sistemi ve uyku üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu söyledi. Prof. Dr. Doğan, “Yalnızlık durumunda vücudumuz alarm moduna geçiyor. Kortizol yükseliyor. Bu da bağışıklık sistemimizi zayıflatıyor, uyku düzenimizi bozuyor. Gece uyanmalarının önemli nedenlerinden biri de yüksek stres hormonudur. Beyin sürekli tehlike varmış gibi çalışır.” dedi. Sosyal bağ kimyasal bir ilaçtır Seminerde hayvan deneylerinden örnekler de paylaşan Prof. Dr. Tayfun Doğan, “Felç edilen fareler üzerinde yapılan deneylerde, sosyal ortamda bulunan farelerin çok daha hızlı iyileştiği görülüyor. İzole edilen farelerde ise iyileşme neredeyse yok. Bunun nedeni oksitosin hormonu. Sosyal bağ aslında kimyasal bir ilaçtır.” diye konuştu. Yapay oksitosin verilmesi durumunda bile iyileşmenin hızlandığını belirten Prof. Dr. Doğan, ancak bunun doğal yollarla sağlanması gerektiğini vurguladı ve “Buradan ‘gidip oksitosin alın’ sonucu çıkarmıyoruz. Oksitosini doğal yollarla artırmalıyız. Sarılmak, birlikte yemek yemek, yürüyüş yapmak, şarkı söylemek… Bunların hepsi oksitosin salgılatır.” ifadesinde bulundu. Bağımlılık, eksik sosyal bağın telafisidir “Bağımlılık sosyal ilişkilerden almamız gereken kimyasalları alamadığımızda bunları yapay yollarla telafi etme çabasıdır.” diyen Prof. Dr. Doğan, bu durumun yalnızca madde bağımlılığıyla sınırlı olmadığını belirterek, şunları söyledi: “Yeterli sosyal bağ kuramayan bireyler bu eksikliği yemekle, internetle, kumarla ya da başka bağımlılıklarla doldurmaya çalışır. Yalnızlık acı vericidir ve bu acıyı azaltmak için insanlar farklı yollar arar.” Yalnızlık bir uyarı sinyali Yalnızlığın evrimsel bir anlamı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, “Eğer yalnızlık keyifli bir şey olsaydı insan türü yok olurdu. Yalnızlık bize ‘git ve sosyalleş’ mesajı verir. Tıpkı açlık gibi… Açlık nasıl bize ‘yemek bul’ diyorsa, yalnızlık da ‘insan bul’ der.” şeklinde konuştu. Modern şehir yaşamı ‘insanat bahçesi’ne dönüşüyor Modern yaşamın yalnızlığı artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, “Apartman yaşamı, yalnız bireyler… Aslında hepimiz izole fareler gibiyiz. Depresyon, bağımlılık, aşırı yeme davranışları bu yüzden artıyor. Desmond Morris modern şehirler için ‘insanat bahçesi’ ifadesini kullanıyor. Hayvanat bahçesi hayvanların doğasına uygun değilse, bu yaşam da insanın doğasına uygun değil.” dedi. Sosyalleşme beyni fiziksel olarak değiştiriyor Sosyal etkileşimin beyin yapısı üzerindeki etkilerine de değinen Prof. Dr. Doğan, bilimsel bulguları şöyle aktardı: “Sosyal ortamda yaşayan bireylerin beyin kabuğu daha kalın oluyor. BDNF dediğimiz, beynin gelişimi için çok önemli olan madde artıyor. Nöronlar arası bağlantılar güçleniyor. Yani sosyalleşmek sadece psikolojik değil, fizyolojik olarak da beyni geliştiriyor.” Prof. Dr. Tayfun Doğan, uzun yıllara yayılan bilimsel araştırmaların insan ilişkilerinin yaşam kalitesi üzerindeki belirleyici rolünü ortaya koyduğunu söyledi. İnsan ilişkilerinin sağlık ve mutluluk üzerindeki etkileri neler? Konuşmasında dünyaca ünlü Harvard çalışmasına dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, insan ilişkilerinin sağlık ve mutluluk üzerindeki etkisini şu sözlerle anlattı: “Meşhur bir araştırma var. Medyada genellikle Harvard mutluluk araştırması diye geçer ama asıl adı Harvard Yetişkin Gelişimi Araştırması. 1938’de başlıyor ve bugün 88 yılı geride bıraktı. Katılımcıların her yıl kan değerlerine bakılıyor, beyin görüntülemeleri yapılıyor, psikolojik testler uygulanıyor, birebir görüşmeler gerçekleştiriliyor. Kariyer, para, statü gibi birçok değişken inceleniyor. Ama sonuç çok net: Mutluluk ve sağlıkta bir numaralı faktör insan ilişkileri.” İyi ilişkilerin yaşam süresi ve hastalıklar üzerindeki etkisine de değinen Prof. Dr. Doğan, “İnsan ilişkileri iyiyse, kişi memnuniyeti yüksekse, yalnızlık azsa; daha az Alzheimer görülüyor, daha sağlıklı ve daha uzun yaşanıyor. Ama yalnızlık varsa erken ölüm, kalp krizi ve demans gibi hastalıklar daha sık görülüyor. O yüzden iyi yaşam, iyi ilişkilerle inşa edilir.” dedi. Yalnızlık erken ölüm riskini artırıyor Yalnızlığın sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin geniş çaplı araştırmalara da değinen Prof. Dr. Doğan, “3 milyon kişi üzerinde yapılan meta-analizler, kronik yalnızlığın erken ölüm riskini yüzde 20-30 artırdığını gösteriyor. Ayrıca demans ve kalp hastalıkları riskini de yükseltiyor. Hatta kronik yalnızlık, günde 15 sigara içmek kadar zararlı.” ifadesinde bulundu. Kötü ilişki, yalnızlıktan daha zararlı olabilir Sağlıklı ilişkilerin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Doğan, her sosyal bağın olumlu olmadığını belirterek, “Yalnız kalmamak adına her ilişkiye tutunmak doğru değil. Hayatımıza giren insanlara şu soruyu sormalıyız: ‘Bana yalnızlıktan daha mı iyi geleceksin, yoksa yalnızlığın güzelliğini mi hatırlatacaksın?’ Çünkü kötü ilişkiler bazen yalnızlıktan daha fazla zarar verir.” diye konuştu. Ayrılık acısının biyolojik temeli var İnsanların sevdiklerinden ayrıldıklarında yaşadıkları duygusal acının biyolojik bir karşılığı olduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, “Sevdiğimiz kişilerle birlikteyken beynimiz belirli kimyasallara alışır. Ayrılık, kayıp ya da uzaklaşma durumunda bu kimyasallar kesilir ve bir tür yoksunluk yaşarız. Bu yüzden acı çekeriz. Zamanla beyin bu durumu kabullenir ve iyileşme başlar.” ifadesinde bulundu. Besleyici ilişki oksitosin üretir, zehirleyici ilişki stres artırır Seminerde “besleyici” ve “zehirleyici” ilişki kavramlarına da değinen Prof. Dr. Doğan, “Doğuştan bir ilişki tarzımız yoktur. Sonradan öğreniriz. Besleyici ilişkiler; saygılı, samimi, destekleyici ve karşı tarafın değerli hissetmesini sağlayan ilişkilerdir. Bu tarz ilişkiler oksitosin üretir. Zehirleyici ilişkiler ise eleştiren, küçümseyen, öfke yüklü ve karşı tarafın özsaygısını zedeleyen ilişkilerdir. Bunlar da kortizol üretir.” dedi. Sosyal destek iyileşmeyi hızlandırıyor Sosyal bağların fiziksel sağlık üzerindeki etkisine de dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, “Oksitosin salgılandığında hücresel onarım artar, doğal ağrı kesici etki oluşur. Ameliyat sonrası yanında destek olan kişiler varsa iyileşmenin daha hızlı olması tesadüf değildir. Sosyal destek bir şifadır.” şeklinde konuştu. Günde en az üç kez sarılın Günlük yaşamda uygulanabilecek basit öneriler de paylaşan Prof. Dr. Doğan, özellikle fiziksel temas ve iletişimin önemine dikkat çekti ve “Minimum 20 saniyelik sarılmalar oksitosin salgılar. Günde en az üç kez sarılın. Göz teması kurun, yemek masasında telefonu bırakın, birlikte vakit geçirin. Küçük iyilikler bile büyük etkiler oluşturur. İyilik yapan kişi, iyilik görenden daha mutlu olur. Çünkü en büyük kazancı o elde eder. Küçük bir yardım, kısa bir sohbet bile insanın oksitosin düzeyini artırır.” dedi. Sosyalleşmek yaşlanmayı geciktiriyor Sosyalleşmenin biyolojik etkilerine de değinen Prof. Dr. Doğan, hücre yaşlanmasıyla ilgili önemli bir noktaya dikkat çekti ve “Telomer dediğimiz yapılar hücrelerin yaşlanmasını belirler. Sosyalleşme bu yapıların kısalmasını yavaşlatır. Yani sosyal ilişkiler daha uzun ve sağlıklı yaşam sağlar.” diye konuştu. Konuşmasında katılımcılara çağrıda bulunan Prof. Dr. Doğan, “Kalbinizi ısıtın. Size iyi gelen şeyleri hayatınıza dahil edin. Derin bağlar kurun, iyilik yapın, sevdiklerinizi arayın. Her insan günde en az bir kez ‘iyi ki varsın’ sözünü duymalı. Eğer bunu duymuyorsanız, siz başkalarına söyleyin.” ifadesinde bulundu. Seminerin sonunda katılımcıların sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Doğan, insanın sosyal bir varlık olduğunu hatırlatarak, “Birbirimize ihtiyacımız var. Bu bir lüks değil, temel bir ihtiyaç.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Alzheimer’da İlaç Dışı Yaklaşımlar Umut Vadediyor! Haber

Alzheimer’da İlaç Dışı Yaklaşımlar Umut Vadediyor!

Elektrik, manyetik alan, ultrason ve ışık gibi fiziksel uyarılarla beyin fonksiyonlarının düzenlenmesinin hedeflendiğini aktaran Dr. Celal Şalçini, “rTMS, tDCS ve TPS gibi non-invaziv yöntemler, bilişsel işlevleri destekleyerek hastalığın seyrini yavaşlatabilir. Özellikle erken dönemde uygulandığında daha etkili sonuçlar alınabileceği belirtiliyor.” dedi. Dr. Celal Şalçini, bu yöntemlerin henüz gelişim aşamasında olmakla birlikte umut vadettiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, Alzheimer ve demans tedavisinde rTMS, tDCS, ultrason, ışık ve 40 Hz uyarım gibi ilaç dışı nöromodülasyon yöntemlerinin beyin fonksiyonlarını destekleyerek hastalığın seyrini yavaşlatmadaki güncel yeri hakkında bilgi verdi. Mevcut tedaviler Alzheimer’ı durdurmaz, sadece semptomları hafifletir! Alzheimer hastalığının, günümüzde küresel ölçekte giderek artan bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıktığını kaydeden Dr. Celal Şalçini, “Mevcut farmakolojik tedaviler, özellikle asetilkolinesteraz inhibitörleri ve memantin, hastalığın seyrini tamamen durdurmaktan ziyade semptomları sınırlı ölçüde hafifletir ve geçici bir iyilik hali sağlar.” dedi. Bu tedavilerin hastalığın ilerleyişini bir miktar yavaşlatsa da uzun vadede hastalığın nihai sonucu üzerinde belirgin bir değişiklik oluşturmadığını ifade eden Dr. Şalçini, “Anti-amiloid tedavilere yönelik çalışmalar umut verici olsa da yan etkiler, maliyet etkinliği ve düzenleyici onay süreçleri gibi nedenlerle henüz yaygın klinik kullanıma girmiş değildir.” şeklinde konuştu. Nöromodülasyon tedavisi, beyin fonksiyonlarını etkileyerek sinaptik plastisiteyi artırıyor! Bu noktada, ilaç dışı tedavi yöntemlerine olan ihtiyacın giderek arttığını, özellikle nöromodülasyon tekniklerinin dikkat çektiğini dile getiren Dr. Celal Şalçini, “Nöromodülasyon, farmakolojik ajanlar dışında elektrik, manyetik alan, ışık veya ses dalgaları gibi fiziksel yöntemlerle beyin fonksiyonlarını doğrudan etkilemeyi amaçlayan bir tedavi yaklaşımıdır. Bu yöntemlerin temel hedefi, sinaptik plastisiteyi artırmak, uzun süreli güçlenmeyi desteklemek ve beyin atrofisinin ilerleyişini yavaşlatmaktır. Ancak bu tedavilerin etkili olabilmesi için canlı nöronal dokunun varlığı kritik önem taşır, bu nedenle erken dönemde müdahale büyük avantaj sağlar.” dedi. Günümüzde Alzheimer hastalığının yalnızca protein birikimiyle açıklanan bir durum olmaktan çıktığı bilgisini paylaşan Dr. Şalçini, şöyle devam etti: “Aynı zamanda bir ‘bağlantı hastalığı’ (konnektopati) olarak değerlendirilmeye başlandı. Özellikle Default Mode Network ve hipokampal-kortikal ağlarda meydana gelen bozulmalar, bilişsel gerilemenin temelinde yer alır. Nöromodülasyon teknikleri de bu ağları hedef alarak işlevsel bağlantıları yeniden güçlendirmeyi amaçlar.” Non-invaziv yöntemler içinde en yaygın olanı rTMS! Nöromodülasyon yöntemlerinin invaziv ve non-invaziv olarak iki ana gruba ayrıldığına değinen Dr. Celal Şalçini, “İnvaziv yöntemlerden biri olan Derin Beyin Stimülasyonu (DBS), özellikle hareket bozukluklarında etkili sonuçlar vermiş olsa da Alzheimer hastalığında sınırlı fayda gösteriyor ve henüz yaygın kullanım alanı bulabilmiş değil. Benzer şekilde vagal sinir stimülasyonu da sınırlı sayıda çalışmada değerlendirdi ve klinik uygulamada yerini alamadı.” dedi. Non-invaziv yöntemlerin ise günümüzde daha yaygın kullanıldığına vurgu yapan Dr. Şalçini, “Bunların başında tekrarlayan transkraniyal manyetik uyarım (rTMS) geliyor. rTMS, saçlı deri üzerinden uygulanan manyetik alanlar aracılığıyla kortikal nöronları uyararak beyin fonksiyonlarını düzenler. Özellikle dorsolateral prefrontal korteks hedeflenmekte ve yüksek frekanslı uyarımlar ile bilişsel işlevlerde iyileşme sağlanabiliyor. Düşük frekanslı uygulamalar inhibitör etki yaratırken, yüksek frekanslı uygulamalar uyarıcı etki gösteriyor. rTMS’nin bilişsel rehabilitasyon ve ilaç tedavileriyle birlikte kullanılması, tedavi etkinliğini belirgin şekilde artırıyor. Son yıllarda geliştirilen ‘multi-site rTMS’ yaklaşımı ile birden fazla beyin bölgesinin aynı anda uyarılması hedeflenir ve daha güçlü sonuçlar elde edilebilir.” açıklamasını yaptı. TPS, nöroplastisiteyi artıran ve derin beyin yapılarına ulaşabilen bir yöntem! Bir diğer yöntem olan transkraniyal doğru akım stimülasyonunun (tDCS), düşük yoğunluklu elektrik akımı ile nöronal uyarılabilirliği düzenlediğini aktaran Dr. Celal Şalçini, “Uygulaması kolay, taşınabilir ve yan etkisi oldukça düşük olan bu yöntem, özellikle hafif bilişsel bozukluklarda geçici iyileşmeler sağlayabiliyor. tACS ise alternatif akım kullanarak özellikle 40 Hz frekansında beyin ritimlerini düzenlemeyi hedefliyor, ancak insan çalışmalarında henüz sınırlı veri bulunmuyor.” dedi. Ultrason temelli yöntemlere de dikkat çeken Dr. Şalçini, şunları söyledi: “Transkraniyal Pulse Stimülasyonu (TPS), kısa süreli akustik darbelerle beyin dokusunu uyararak nöroplastisiteyi artırır ve derin beyin yapılarına ulaşabilme avantajı sunar. Avrupa’da Alzheimer tedavisi için onay almış olması, bu yöntemin klinik önemini artırır. Odaklanmış ultrason (FUS) ise kan-beyin bariyerinin geçirgenliğini geçici olarak artırarak özellikle amiloid temizliğini desteklemeyi amaçlar. Fotobiyomodülasyon olarak bilinen yöntem, yakın kızılötesi ışık kullanarak mitokondriyal fonksiyonları iyileştirir ve oksidatif stresi azaltır. Bu sayede nöronal metabolizma desteklenir ve nörodejeneratif süreçler yavaşlatılabilir. Özellikle bilişsel rehabilitasyonla birlikte uygulandığında daha güçlü klinik sonuçlar elde edilir.” Nöromodülasyon, umut vadeden ancak henüz gelişim aşamasında bir tedavi! Son yıllarda öne çıkan bir diğer yaklaşımın ise gama frekanslı (40 Hz) nöromodülasyon olduğu bilgisini veren Dr. Celal Şalçini, “Görsel ve işitsel uyarıların birlikte kullanıldığı bu yöntemin, mikroglial aktiviteyi artırarak amiloid ve tau proteinlerinin temizlenmesini hızlandırdığı düşünülüyor. Klinik çalışmalarda bilişsel gerilemenin yavaşlatılması ve beyin atrofisinin azaltılması yönünde umut verici sonuçlar elde edildi.” dedi. Tüm bu yöntemler değerlendirildiğinde, demans tedavisinde tek bir standart protokolün bulunmadığını vurgulayan Dr. Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı: “Hastalığın heterojen yapısı nedeniyle tedavi planı; hastanın klinik durumu, sosyal koşulları ve tedaviye erişim imkanları doğrultusunda bireyselleştirilir. Genel yaklaşım, nöromodülasyon tekniklerinin farmakolojik tedaviler ve bilişsel rehabilitasyon ile birlikte kullanılması yönündedir. Sonuç olarak, nöromodülasyon yöntemleri Alzheimer ve diğer demans türlerinde umut vadeden, ancak henüz gelişim aşamasında olan tamamlayıcı tedavi seçenekleridir. Erken dönemde başlandığında daha etkili olan bu uygulamalar, hastalığın seyrini yavaşlatma ve yaşam kalitesini artırma potansiyeline sahiptir. Ancak uzun dönem etkileri, optimal uygulama protokolleri ve etik boyutları konusunda daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç duyuluyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Aracı Ailesi’nden Çocuklar İçin Hayati Destek  Haber

Aracı Ailesi’nden Çocuklar İçin Hayati Destek 

Daha önce Semahat Aracı Onkoloji ve Palyatif Bakım Merkezi ile başlayan sağlık destekleri; ameliyathane, ileri psikiyatrik tedavi ünitesi, 3 boyutlu TEE laboratuvarı ve çeşitli donanımlarla devam ederek hastanenin altyapısını güçlendirdi. Türkiye’nin en gelişmiş çocuk yoğun bakım üniteleri arasında gösterilen yeni merkez, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın katılımıyla Dünya Sağlık Günü’nde hizmete alındı. Açılışta Ersin Tatar ve Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, projeye övgüde bulundu. Yeni ünite, çocuk hastalar için kritik bir ihtiyaca yanıt vererek hastanenin sağlık hizmeti kapasitesini ileri taşıyacak. Aracı Ailesi’nin katkılarıyla Kocaeli Üniversitesi Hastanesi’ne kazandırılan tam donanımlı Ambulans ve Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi açılış töreni KOÜ Hastanesi’nde gerçekleştirildi. Kocaeli Üniversitesi Hastanesi’nde gerçekleştirilen törene; KKTC 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk, Başhekim Prof. Dr. M. Görkem Aksu ile Aracı Ailesi üyeleri Koruma Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Vefa İbrahim Aracı, Başkan Vekili Şükrü Kemal Aracı, Zümran Aracı, Ayşe Aracı ve Aracı Ailesi’nin diğer fertlerinin yanı sıra il protokolü, hastane yöneticileri, çalışanları ve akademisyenler katıldı. Törende ayrıca sağlık yöneticileri, akademisyenler ve çok sayıda davetli yer aldı. Kocaeli’de Sağlığa Yön Veren Yatırımlar “Geçmişe Vefa, Geleceğe Umut” ilkesi ile Kocaeli’ye eğitim, sağlık ve sosyal sorumluluk alanında pek çok önemli eser kazandıran Aracı Ailesi, daha önce rahmetli anneleri Semahat Aracı adına Kocaeli Üniversitesi Umuttepe Yerleşkesi’nde Semahat Aracı Onkoloji ve Palyatif Bakım Merkezi’ni yaptırmıştı. Semahat Aracı Onkoloji ve Palyatif Bakım Merkezi’nde, kanser hastalarının yanı sıra Alzheimer, Demans (Bunama), Parkinson hastalarına da hizmet veriliyor. Onkoloji, Fizik Tedavi ve Palyatif bakım servislerinin yer aldığı merkezin 84 oda ve 135 yatak kapasitesi bulunuyor. Kocaeli Üniversitesi Hastanesi’nin teşhis ve tedavi olanaklarını daha ileri bir noktaya taşımak amacıyla desteklerini sürdüren Aracı Ailesi’nin katkılarıyla; Zümran Aracı Ameliyathanesi, Zümran Aracı İleri Psikiyatrik Tedavi Ünitesi, kardiyoloji alanında ileri tetkik imkanı sunan Vefa İbrahim Aracı 3 Boyutlu TEE Laboratuvarı, 10 özel hasta odası ile İşitme Kabini ve Odyometri Cihazı düzenlenen açılış töreniyle geçmiş dönemde Kocaeli halkının hizmetine sunulmuştu. Bu yatırımlar, sağlık hizmetlerinin niteliğini güçlendirirken aynı zamanda üniversite bünyesinde eğitim gören öğrenciler için de daha donanımlı bir uygulama ortamı oluşturuyor. Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi Önemli Bir İhtiyaca Karşılık Verecek Kocaeli Üniversitesi Hastanesi’ne kazandırılan Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi, şehirde uzun süredir ihtiyaç duyulan kritik bir alanı tamamlayacak. Ünitenin inşaat sürecinden tam donanımlı hale getirilmesine ve ileri teknoloji tıbbi cihazlarla donatılmasına kadar tüm aşamalar Aracı Ailesi’nin katkılarıyla hayata geçirildi. İleri düzey yoğun bakım standartlarına uygun şekilde hizmete alınan bu ünite, çocuk hastalar için güvenli ve kapsamlı bir tedavi süreci sunacak. Bu yatırım sayesinde aileler, tedavi için farklı şehirlere gitmek zorunda kalmadan süreçlerini kendi şehirlerinde sürdürebilecek. Bağışlanan ambulans ile birlikte acil müdahale süreçlerinde hız kazanılması ve hastaların sağlık hizmetine daha kısa sürede ulaşması hedefleniyor. Vefa İbrahim Aracı: “Bir çocuğun hayatına dokunmak, geleceğe dokunmaktır” Bugün burada yalnızca bir sağlık yatırımının açılışını yapmıyoruz, aynı zamanda bu şehre duyduğumuz sorumluluğun da bir gereğini yerine getiriyoruz diyen Koruma Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Vefa İbrahim Aracı açılış töreninde yaptığı konuşmada, ‘‘Açılışımızı 7 Nisan Dünya Sağlık Günü’nde gerçekleştiriyor olmamız da bu yatırımı daha anlamlı kılıyor. Bu özel günde bizleri teşrifleriyle onurlandıran Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 5. Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar’a ve kıymetli il protokolümüze teşekkür ediyorum. Koruma Şirketler Grubu ve Aracı Ailesi olarak, doğduğumuz, büyüdüğümüz ve hayatımızı sürdürdüğümüz bu şehre karşı sorumluluk hissediyoruz. Sayın Valimiz ve Büyükşehir Belediye Başkanımızla birlikte Kocaeli’nin ihtiyaçlarını istişare ediyor, ‘Bu şehir için daha ne yapabiliriz?’ sorusuna ortak akılla cevap arıyoruz. Çünkü yaşadığımız yere katkı sunmadan ondan beklenti içinde olmanın doğru olmadığına inanıyoruz. Bu anlayışla sağlık alanındaki yatırımlarımızı sürdürüyoruz. Kocaeli Üniversitesi ile yürüttüğümüz iş birliği sayesinde sağlık alanında kalıcı eserler ortaya koymayı ve bu katkıları sürdürülebilir kılmayı önemsiyoruz. Bugün hizmete açtığımız çocuk yoğun bakım ünitesi ise bizim için ayrı bir anlam taşıyor. Çünkü sağlıklı nesiller, güçlü bir toplumun temelidir. Geleceğe güvenle bakabilmenin yolu, çocukların sağlıkla büyümesinden geçer. Biz de bu bilinçle, onların hayatına dokunan her çalışmayı yarınlara yapılan bir yatırım olarak görüyoruz. Çünkü bir çocuğun hayatına dokunmak, geleceğe dokunmaktır. Buradan bir söz daha vermek isterim; mevcut projelerimizin ardından ailemiz adına Kocaeli’ye yeni bir okul daha kazandırmak için çalışacağız. Çünkü bu şehrin daha büyük, daha güçlü ve ses getiren projeleri hak ettiğine inanıyoruz. Bu kıymetli yatırımın ilimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.” ifadelerini kullandı. “Her Çocuk İçin Yeni Bir Şans” Açılışta konuşan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdulkadir Babaoğlu, ünitenin taşıdığı hayati öneme dikkat çekerek, yapılan katkının sadece bir bağış olmadığını vurguladı. Babaoğlu, “Sizler sadece bir bağış yapmadınız, hayata dokundunuz. Bu ünitede tedavi görecek her çocuk için yeni bir şans doğdu. Bu destek, doğrudan insan hayatına dokunan çok kıymetli bir katkıdır” ifadelerini kullandı. Başhekim Prof. Dr. M. Görkem Aksu ise konuşmasında, Aracı Ailesi’nin katkılarıyla hayata geçirilen çocuk yoğun bakım ünitesinin ileri teknoloji altyapısı ve donanımıyla Türkiye’nin sayılı merkezleri arasında yer aldığını belirtti. Aksu, ünitenin yalnızca fiziki bir katkı olmadığını, aynı zamanda sağlık hizmetlerinin niteliğini yükselten stratejik bir adım olduğunu vurgulayarak, “Bu merkez sayesinde çocuk hastalarımıza daha hızlı, daha güvenli ve daha etkin tedavi imkânı sunacağız. Bu katkı, Kocaeli’de sağlık hizmetlerinin kalitesini önemli ölçüde ileri taşıyacaktır” dedi. “Bu Katkı Geleceğe Yapıldı” KKTC 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, törende yaptığı konuşmada özel sektörün toplumsal sorumluluğuna dikkat çekerek, bu tür katkıların yalnızca bugünü değil geleceği de şekillendirdiğini ifade etti. Tatar, “Bugün burada sadece bir sağlık hizmetinin açılışını yapmıyoruz; aynı zamanda vefa, dayanışma ve toplumsal sorumluluğun en güzel örneklerinden birine tanıklık ediyoruz. Çocuklara yapılan her katkı, ülkenin geleceğine yapılan bir katkıdır” dedi. Kocaeli Valisi İlhami Aktaş ise konuşmasında, hayata geçirilen ünitenin yalnızca Kocaeli için değil bölge için de önemli bir ihtiyacı karşıladığını belirterek, hayırseverlik kültürünün toplumda yaygınlaşmasının önemine vurgu yaptı. Aktaş, bu tür katkıların sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştıran ve doğrudan hayatlara dokunan çok değerli adımlar olduğunu ifade etti. Kamu-Özel Sektör İş Birliği Vurgusu Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, konuşmasında kalkınmanın temelinde kamu ve özel sektörün birlikte hareket etmesinin yattığını belirterek, “Bugün burada bunun en güzel örneklerinden birine tanıklık ediyoruz. Bu tür iş birlikleri, şehirlerin ve ülkelerin gelişiminde belirleyici rol oynar. Aracı Ailesi’ne şehrimize kattıkları bu kıymetli değer için teşekkür ediyorum. Sizlere minnettarız. İyi ki varsınız, iyi ki bu şehre değer katıyorsunuz.” dedi. Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk ise Aracı Ailesi’nin katkılarının yalnızca bir destek değil, aynı zamanda topluma örnek teşkil eden bir model olduğunu ifade etti. Cantürk, sağlık ve eğitime yapılan her katkının büyüyerek topluma yayılan bir iyilik hareketine dönüştüğünü belirterek, hayırseverlik kültürünün yaygınlaşması gerektiğini vurguladı. Plaket Takdim Edildi, Ünite Gezildi Program kapsamında Aracı Ailesi üyeleri Zümran Aracı, Ayşe Aracı, Şükrü Kemal Aracı ve Vefa İbrahim Aracı’ya teşekkür plaketi takdim edildi. Tören, açılış kurdelesinin kesilmesinin ardından protokol üyelerinin çocuk yoğun bakım ünitesini gezmesiyle sona erdi. Heyet, sağlık personelinden ünitenin teknik kapasitesi ve yürütülecek çalışmalar hakkında bilgi aldı. Program öncesinde ise Aracı Ailesi tarafından kazandırılan Semahat Aracı Onkoloji ve Palyatif Bakım Merkezi ziyaret edilerek, merkezde yürütülen çalışmalar ve sunulan sağlık hizmetleri hakkında bilgi verildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Denizli’de Dayanışmanın Adresi: Büyükşehir Belediyesi Haber

Denizli’de Dayanışmanın Adresi: Büyükşehir Belediyesi

Denizli Büyükşehir Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışıyla kentin dört bir yanındaki ihtiyaç sahiplerine ulaşmaya devam ediyor. Bu kapsamda, Ramazan Bayramı ikramiyesi, YKS desteği, ısınma gibi vatandaşların belirli zaman dilimindeki ihtiyaçlarına göre sosyal yardım projelerini hayata geçiren Denizli Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, yılın 365 günü başvuruya açık tuttuğu desteklerle ihtiyaç sahiplerini yalnız bırakmıyor. Yenidoğan desteği (bebek maması, bezi ve çantası), evlilik hazırlığındaki gençlere yönelik destekler, öğrencilere yönelik eğitim desteği, vatani görevine gidecek gençlere asker çantası ve yakınlarına yemin töreni yol-yemek giderleri desteği ile birlikte onlarca farklı kalemdeki sosyal destekler, başvuru tarihi sınırlaması olmadan kesintisiz şekilde veriliyor. Özel gereksinimli vatandaşlar için akıllı çözümler Alzheimer, demans, zihinsel engelli ve otizm tanısı almış bireyler için sağlanan takip cihazı desteğiyle ailelerin yanında olan Denizli Büyükşehir Belediyesi, doğum yardımı, hasta bezi, gıda kolisi, taşınma ve 65 yaş üstü vatandaşlara yönelik tamirat desteği projesiyle temel ihtiyaçları da karşılıyor. Büyükşehir ayrıca, ilkokullarda beslenme yardımı ile lise, MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi-Çıraklık Eğitim) ve ortaokul öğrencilerine yönelik ulaşım desteklerini eğitim-öğretim dönemi boyunca sürdürüyor. Başvurular yılın 365 günü açık Teknolojinin sunduğu imkanları sosyal belediyecilikle birleştiren Denizli Büyükşehir Belediyesi, tüm bu süreçleri dijital ortama taşıyarak başvurulara erişimi daha da kolaylaştırıyor. Vatandaşlar müracaat için herhangi bir yere gitmeye gerek duymadan www.denizli.bel.tr adresindeki “Başvurular” sekmesinden ihtiyaç duydukları projelere tek tıkla başvurularını gerçekleştirebiliyor. Büyükşehir’in şefkati her zaman yanınızda Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, ihtiyaç sahibi vatandaşların yükünü hafifletmeyi hedefleyen destek projelerini sürdürdüklerini belirterek, “Denizli’de hiç kimse kendini kimsesiz hissetmesin, darda kalan her hemşehrimiz Büyükşehir’in şefkat elini yanında bulsun istiyoruz. Vatandaşımızın ihtiyacı ne zaman olursa, bizim kapımız o an açıktır. Bu yüzden birçok destek projemizi belirli dönemlerle sınırlamıyor, başvuruları 365 gün kesintisiz sürdürüyoruz. Kimseyi ayırt etmeden, kimseyi rencide etmeden, dayanışma ruhunu en güçlü şekilde yaşatmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TSKB GYO ve Türkiye Alzheimer Derneği Arasında İş Birliği Protokolü Haber

TSKB GYO ve Türkiye Alzheimer Derneği Arasında İş Birliği Protokolü

TSKB GYO, Türkiye Alzheimer Derneği ile iş birliği protokolü imzaladı. Türkiye’nin ilk Alzheimer Gündüz Yaşam Evi’nde düzenlenen imza töreni, Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dilek Şahinöz ve TSKB GYO Genel Müdürü Cengaver Yıldızgöz‘ün katılımıyla gerçekleşti. İş birliği, toplumsal fayda ve sosyal sorumluluk alanında yeni bir adımı simgeliyor. Bu kapsamda, Alzheimer hastalarına ve ailelerine destek sağlanması, toplumsal bilinç ve farkındalığın artırılması hedefleniyor. TSKB GYO’nun bu yıl 20. yılını kutladığını belirten TSKB GYO Genel Müdürü Cengaver Yıldızgöz, imza töreninde yaptığı konuşmada, faaliyetleriyle ekonomik, sosyal sorumluluk projeleriyle de kültürel kalkınmaya katkı sağladıklarını söyledi. Yıldızgöz, “Türkiye Alzheimer Derneği ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliğinin, bir sosyal sorumluluk projesi olmanın dışında, toplumda farkındalık yaratacak eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarını güçlendirecek bir adım olduğuna inanıyoruz. TSKB GYO olarak, sürdürülebilir ve etkili sosyal projelere yatırım yapmayı önemsiyor ve önceliklerimiz arasında tutuyoruz” dedi. İş birliği kapsamında, TSKB GYO ve TAD, toplumu Alzheimer hastalığı ve bakımı konusunda bilinçlendirme, eğitim programları düzenleme ve TAD’ın faaliyetlerini destekleme alanlarında ortak projeler yürütecek. Türkiye Alzheimer Derneği, hastalardan etkilenen bireylerin ve ailelerin yaşam kalitesini artırmayı öncelikli hedef olarak belirlerken, bakanlıklar, üniversiteler, sağlık kurumları ve yerel yönetimlerle yakın iş birliği içinde çalışmalarını sürdürüyor. Dernek, ayrıca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Yaşlı Sağlığı Genel Müdürlüğü’ne bağlı danışma kurulunda görev yaparak Alzheimer ve yaşlı sağlığı konularında politika geliştirilmesine katkı sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kişiye Özel Risk Analizinde Genetik ve Epigenetik Dönem Başladı Haber

Kişiye Özel Risk Analizinde Genetik ve Epigenetik Dönem Başladı

Son yıllarda bilim dünyasında adını daha sık duymaya başladığımız bir alan var, o da “epigenetik”. Yani yalnızca hangi genlere sahip olduğumuz değil, o genlerin ne zaman ve nasıl çalıştığı da sağlığımızı belirliyor. Acıbadem Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik testlerin sağladığı bilgilerin epigenetik verilerle birlikte değerlendirildiğinde çok daha anlamlı hale geldiğini vurguluyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı “Aslında doğduğumuz anda belirli genetik yatkınlıklarla dünyaya geliyoruz. Ancak bu yatkınlıkların sağlık üzerindeki etkisini belirleyen önemli mekanizmalardan biri epigenetik düzenlemelerdir” diyor. Uzun yaşamın ve sağlıklı yaşlanmanın sırrı yalnızca DNA diziliminde saklı değil. Beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, stres düzeyi, uyku düzeni ve maruz kalınan çevresel faktörler; genlerin çalışma biçimini etkileyebiliyor. İşte bu noktada epigenetik devreye giriyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, konuyu şöyle açıklıyor: “Genetik yapımız sabit olabilir; ancak epigenetik mekanizmalar genlerimizin açılıp kapanmasını düzenler. Genlerin aktif ya da baskılanmış olması yalnızca DNA dizilimimizle belirlenmez. Epigenetik süreçler, yaşam boyunca genlerin nasıl çalışacağını düzenleyen doğal ve dinamik mekanizmalardır. Bu süreçler, büyüme, gelişim ve hücrelerin kimlik kazanması gibi normal biyolojik olayların ayrılmaz bir parçasıdır”… Kronik hastalıkların büyük bir kısmı multifaktöryel, yani hem genetik hem çevresel faktörlerin birleşimiyle ortaya çıkıyor. Kanserler, kalp-damar hastalıkları, nörolojik ve nöropsikiyatrik hastalıklar ile bağışıklık sistemiyle ilişkili birçok tablo bu gruba giriyor. “Risk genlerimiz olduğu gibi koruyucu genlerimiz de var” diyen Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik risk skorlarının artık daha ayrıntılı şekilde hesaplanabildiğini, ancak bu riskin hastalığa dönüşmesinde epigenetik düzenlemelerin önemli rol oynadığını vurguluyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “Bir bireyde riskle ilişkili bir genetik varyantın bulunması, fenotipik sonucun kesinleştiği anlamına gelmez. Gen ekspresyonu ve biyolojik süreçler; epigenetik düzenlemeler ile yaşam tarzı ve çevresel etkileşimler tarafından dinamik biçimde şekillendirilir. Beslenme alışkanlıkları, stres düzeyi, uyku düzeni, sigara kullanımı ve diğer çevresel faktörler genlerin işleyişini etkileyerek biyolojik risklerin ortaya çıkma olasılığını artırabilir ya da azaltabilir” diyor. Hastalık Riskini Bilmek Önemli Günümüzde genetik analizlerle; kalp-damar sağlığına ilişkin yatkınlıklar, bazı kanser türleri için risk profilleri, Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklara genetik eğilimler ve bağışıklık sistemiyle ilişkili risk göstergeleri değerlendirilebiliyor. Ancak artık yalnızca “Hangi genetik varyantları taşıyoruz?” sorusu değil, “Bu genler nasıl ve ne düzeyde çalışıyor?” sorusu da önem kazanıyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı epigenetik analizler sayesinde hücre düzeyinde biyolojik yaşlanma göstergeleri, hücresel stres yanıtları ve bazı hastalık süreçlerinin erken izlerinin saptanabildiğine dikkat çekiyor: “Örneğin 10 yıl sonra Parkinson hastalığına yakalanma riskinizin olduğunu bilmek, hastalığı tamamen engelleyeceğiniz anlamına gelmez; fakat zihinsel aktiviteyi artırmak, beslenmeyi düzenlemek, egzersiz yapmak gibi epigenetik etkisi olan yaşam değişiklikleriyle süreci yavaşlatma şansınız olabilir”… Artık Kişiye Özel Tıp Gündemde Geleceğin tıbbı artık tedavi edici olmaktan çok önleyici ve kişiselleştirilmiş bir yapıya evriliyor. Bu süreçte tıp, genetik, moleküler biyoloji, farmakoloji, mühendislik ve bilgisayar bilimleri bir araya gelerek disiplinler arası bir yaklaşım geliştiriliyor. Özellikle kanser tedavisinde kullanılan “akıllı ilaçlar”, tümörün moleküler ve genetik özelliklerine göre belirleniyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “Kanser hücresinin hangi moleküler yolağı kullandığını analiz ederek, o yolu hedefleyen ilaç seçilebiliyor. Üstelik yalnızca tümörün genetiği değil, hastanın ilaca nasıl yanıt vereceği de genetik ve epigenetik belirteçlerle öngörülebiliyor” diyor. Bu yaklaşım sadece kanserle sınırlı değil. Bazı ağrı kesiciler, antibiyotikler ve psikiyatrik ilaçlar için de farmakogenetik testler sayesinde kişiye en uygun doz ve ilaç seçimi yapılabiliyor. Kimler Genetik Test Yaptırmalı Tek gen hastalıklarında, hastalıkla güçlü şekilde ilişkili bir patojenik varyantın taşınması durumunda klinik tablonun ortaya çıkma olasılığı oldukça yüksek. Bu nedenle ülkemizde ve birçok ülkede bazı tek gen hastalıkları için yenidoğan tarama programları uygulanıyor; ayrıca evlilik öncesi veya gebelik planlaması döneminde taşıyıcılık taramaları (örneğin SMA için) yapılıyor. Buna karşılık kronik ve çok faktörlü hastalıklarda genetik yapı tek başına belirleyici olmadığı için toplum genelinde yaygın tarama programları bulunmuyor. Ancak ailesinde birden fazla kanser olgusu olanlar, erken yaşta kalp-damar hastalığı görülen bireyler ve nörolojik hastalık öyküsü bulunan aileler için genetik danışmanlık ve uygun genetik analizler önerilebiliyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, önümüzdeki yıllarda genetik ve epigenetik analizlerin daha erişilebilir hale geleceğini belirterek şu değerlendirmede bulunuyor: “Önümüzdeki 10 yıl içinde, yalnızca hastalıklar ortaya çıktıktan sonra tedavi etmeye odaklanan bir yaklaşımdan; riskleri daha erken dönemde değerlendirmeyi ve yönetmeyi hedefleyen bir sağlık modeline doğru bir dönüşüm görebiliriz. Genetik ve epigenetik veriler sayesinde özellikle bazı kronik hastalıklarda risklerin daha erken yaşlarda fark edilmesi ve uygun yaşam düzenlemeleriyle sürecin daha yakından izlenmesi mümkün olabilir”… Hedef Sağlıklı Yaşlanmak Yaşam süresi uzuyor; ancak asıl mesele sağlıklı ve bağımsız bir yaşam sürdürebilmek. “Kişi kendi işini yapabiliyor, kimseye muhtaç olmadan yaşamını sürdürebiliyorsa gerçekten sağlıklı yaşlanmadan söz edebiliriz” diyen Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik ve epigenetik analizlerin yalnızca yaşam süresini değil, yaşam kalitesini artırma potansiyeline sahip olduğunu da vurguluyor. Sonuç olarak, geleceğin tıbbında yalnızca DNA haritamız değil; bu bilginin nasıl yorumlandığı, genlerin hangi koşullarda nasıl çalıştığı ve yaşam biçimimizin bu süreci nasıl etkileyebileceği giderek daha fazla önem kazanacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.