Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Alzheimer

Kapsül Haber Ajansı - Alzheimer haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Alzheimer haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Aracı Ailesi’nden Çocuklar İçin Hayati Destek  Haber

Aracı Ailesi’nden Çocuklar İçin Hayati Destek 

Daha önce Semahat Aracı Onkoloji ve Palyatif Bakım Merkezi ile başlayan sağlık destekleri; ameliyathane, ileri psikiyatrik tedavi ünitesi, 3 boyutlu TEE laboratuvarı ve çeşitli donanımlarla devam ederek hastanenin altyapısını güçlendirdi. Türkiye’nin en gelişmiş çocuk yoğun bakım üniteleri arasında gösterilen yeni merkez, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın katılımıyla Dünya Sağlık Günü’nde hizmete alındı. Açılışta Ersin Tatar ve Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, projeye övgüde bulundu. Yeni ünite, çocuk hastalar için kritik bir ihtiyaca yanıt vererek hastanenin sağlık hizmeti kapasitesini ileri taşıyacak. Aracı Ailesi’nin katkılarıyla Kocaeli Üniversitesi Hastanesi’ne kazandırılan tam donanımlı Ambulans ve Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi açılış töreni KOÜ Hastanesi’nde gerçekleştirildi. Kocaeli Üniversitesi Hastanesi’nde gerçekleştirilen törene; KKTC 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk, Başhekim Prof. Dr. M. Görkem Aksu ile Aracı Ailesi üyeleri Koruma Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Vefa İbrahim Aracı, Başkan Vekili Şükrü Kemal Aracı, Zümran Aracı, Ayşe Aracı ve Aracı Ailesi’nin diğer fertlerinin yanı sıra il protokolü, hastane yöneticileri, çalışanları ve akademisyenler katıldı. Törende ayrıca sağlık yöneticileri, akademisyenler ve çok sayıda davetli yer aldı. Kocaeli’de Sağlığa Yön Veren Yatırımlar “Geçmişe Vefa, Geleceğe Umut” ilkesi ile Kocaeli’ye eğitim, sağlık ve sosyal sorumluluk alanında pek çok önemli eser kazandıran Aracı Ailesi, daha önce rahmetli anneleri Semahat Aracı adına Kocaeli Üniversitesi Umuttepe Yerleşkesi’nde Semahat Aracı Onkoloji ve Palyatif Bakım Merkezi’ni yaptırmıştı. Semahat Aracı Onkoloji ve Palyatif Bakım Merkezi’nde, kanser hastalarının yanı sıra Alzheimer, Demans (Bunama), Parkinson hastalarına da hizmet veriliyor. Onkoloji, Fizik Tedavi ve Palyatif bakım servislerinin yer aldığı merkezin 84 oda ve 135 yatak kapasitesi bulunuyor. Kocaeli Üniversitesi Hastanesi’nin teşhis ve tedavi olanaklarını daha ileri bir noktaya taşımak amacıyla desteklerini sürdüren Aracı Ailesi’nin katkılarıyla; Zümran Aracı Ameliyathanesi, Zümran Aracı İleri Psikiyatrik Tedavi Ünitesi, kardiyoloji alanında ileri tetkik imkanı sunan Vefa İbrahim Aracı 3 Boyutlu TEE Laboratuvarı, 10 özel hasta odası ile İşitme Kabini ve Odyometri Cihazı düzenlenen açılış töreniyle geçmiş dönemde Kocaeli halkının hizmetine sunulmuştu. Bu yatırımlar, sağlık hizmetlerinin niteliğini güçlendirirken aynı zamanda üniversite bünyesinde eğitim gören öğrenciler için de daha donanımlı bir uygulama ortamı oluşturuyor. Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi Önemli Bir İhtiyaca Karşılık Verecek Kocaeli Üniversitesi Hastanesi’ne kazandırılan Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi, şehirde uzun süredir ihtiyaç duyulan kritik bir alanı tamamlayacak. Ünitenin inşaat sürecinden tam donanımlı hale getirilmesine ve ileri teknoloji tıbbi cihazlarla donatılmasına kadar tüm aşamalar Aracı Ailesi’nin katkılarıyla hayata geçirildi. İleri düzey yoğun bakım standartlarına uygun şekilde hizmete alınan bu ünite, çocuk hastalar için güvenli ve kapsamlı bir tedavi süreci sunacak. Bu yatırım sayesinde aileler, tedavi için farklı şehirlere gitmek zorunda kalmadan süreçlerini kendi şehirlerinde sürdürebilecek. Bağışlanan ambulans ile birlikte acil müdahale süreçlerinde hız kazanılması ve hastaların sağlık hizmetine daha kısa sürede ulaşması hedefleniyor. Vefa İbrahim Aracı: “Bir çocuğun hayatına dokunmak, geleceğe dokunmaktır” Bugün burada yalnızca bir sağlık yatırımının açılışını yapmıyoruz, aynı zamanda bu şehre duyduğumuz sorumluluğun da bir gereğini yerine getiriyoruz diyen Koruma Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Vefa İbrahim Aracı açılış töreninde yaptığı konuşmada, ‘‘Açılışımızı 7 Nisan Dünya Sağlık Günü’nde gerçekleştiriyor olmamız da bu yatırımı daha anlamlı kılıyor. Bu özel günde bizleri teşrifleriyle onurlandıran Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 5. Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar’a ve kıymetli il protokolümüze teşekkür ediyorum. Koruma Şirketler Grubu ve Aracı Ailesi olarak, doğduğumuz, büyüdüğümüz ve hayatımızı sürdürdüğümüz bu şehre karşı sorumluluk hissediyoruz. Sayın Valimiz ve Büyükşehir Belediye Başkanımızla birlikte Kocaeli’nin ihtiyaçlarını istişare ediyor, ‘Bu şehir için daha ne yapabiliriz?’ sorusuna ortak akılla cevap arıyoruz. Çünkü yaşadığımız yere katkı sunmadan ondan beklenti içinde olmanın doğru olmadığına inanıyoruz. Bu anlayışla sağlık alanındaki yatırımlarımızı sürdürüyoruz. Kocaeli Üniversitesi ile yürüttüğümüz iş birliği sayesinde sağlık alanında kalıcı eserler ortaya koymayı ve bu katkıları sürdürülebilir kılmayı önemsiyoruz. Bugün hizmete açtığımız çocuk yoğun bakım ünitesi ise bizim için ayrı bir anlam taşıyor. Çünkü sağlıklı nesiller, güçlü bir toplumun temelidir. Geleceğe güvenle bakabilmenin yolu, çocukların sağlıkla büyümesinden geçer. Biz de bu bilinçle, onların hayatına dokunan her çalışmayı yarınlara yapılan bir yatırım olarak görüyoruz. Çünkü bir çocuğun hayatına dokunmak, geleceğe dokunmaktır. Buradan bir söz daha vermek isterim; mevcut projelerimizin ardından ailemiz adına Kocaeli’ye yeni bir okul daha kazandırmak için çalışacağız. Çünkü bu şehrin daha büyük, daha güçlü ve ses getiren projeleri hak ettiğine inanıyoruz. Bu kıymetli yatırımın ilimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.” ifadelerini kullandı. “Her Çocuk İçin Yeni Bir Şans” Açılışta konuşan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdulkadir Babaoğlu, ünitenin taşıdığı hayati öneme dikkat çekerek, yapılan katkının sadece bir bağış olmadığını vurguladı. Babaoğlu, “Sizler sadece bir bağış yapmadınız, hayata dokundunuz. Bu ünitede tedavi görecek her çocuk için yeni bir şans doğdu. Bu destek, doğrudan insan hayatına dokunan çok kıymetli bir katkıdır” ifadelerini kullandı. Başhekim Prof. Dr. M. Görkem Aksu ise konuşmasında, Aracı Ailesi’nin katkılarıyla hayata geçirilen çocuk yoğun bakım ünitesinin ileri teknoloji altyapısı ve donanımıyla Türkiye’nin sayılı merkezleri arasında yer aldığını belirtti. Aksu, ünitenin yalnızca fiziki bir katkı olmadığını, aynı zamanda sağlık hizmetlerinin niteliğini yükselten stratejik bir adım olduğunu vurgulayarak, “Bu merkez sayesinde çocuk hastalarımıza daha hızlı, daha güvenli ve daha etkin tedavi imkânı sunacağız. Bu katkı, Kocaeli’de sağlık hizmetlerinin kalitesini önemli ölçüde ileri taşıyacaktır” dedi. “Bu Katkı Geleceğe Yapıldı” KKTC 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, törende yaptığı konuşmada özel sektörün toplumsal sorumluluğuna dikkat çekerek, bu tür katkıların yalnızca bugünü değil geleceği de şekillendirdiğini ifade etti. Tatar, “Bugün burada sadece bir sağlık hizmetinin açılışını yapmıyoruz; aynı zamanda vefa, dayanışma ve toplumsal sorumluluğun en güzel örneklerinden birine tanıklık ediyoruz. Çocuklara yapılan her katkı, ülkenin geleceğine yapılan bir katkıdır” dedi. Kocaeli Valisi İlhami Aktaş ise konuşmasında, hayata geçirilen ünitenin yalnızca Kocaeli için değil bölge için de önemli bir ihtiyacı karşıladığını belirterek, hayırseverlik kültürünün toplumda yaygınlaşmasının önemine vurgu yaptı. Aktaş, bu tür katkıların sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştıran ve doğrudan hayatlara dokunan çok değerli adımlar olduğunu ifade etti. Kamu-Özel Sektör İş Birliği Vurgusu Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, konuşmasında kalkınmanın temelinde kamu ve özel sektörün birlikte hareket etmesinin yattığını belirterek, “Bugün burada bunun en güzel örneklerinden birine tanıklık ediyoruz. Bu tür iş birlikleri, şehirlerin ve ülkelerin gelişiminde belirleyici rol oynar. Aracı Ailesi’ne şehrimize kattıkları bu kıymetli değer için teşekkür ediyorum. Sizlere minnettarız. İyi ki varsınız, iyi ki bu şehre değer katıyorsunuz.” dedi. Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk ise Aracı Ailesi’nin katkılarının yalnızca bir destek değil, aynı zamanda topluma örnek teşkil eden bir model olduğunu ifade etti. Cantürk, sağlık ve eğitime yapılan her katkının büyüyerek topluma yayılan bir iyilik hareketine dönüştüğünü belirterek, hayırseverlik kültürünün yaygınlaşması gerektiğini vurguladı. Plaket Takdim Edildi, Ünite Gezildi Program kapsamında Aracı Ailesi üyeleri Zümran Aracı, Ayşe Aracı, Şükrü Kemal Aracı ve Vefa İbrahim Aracı’ya teşekkür plaketi takdim edildi. Tören, açılış kurdelesinin kesilmesinin ardından protokol üyelerinin çocuk yoğun bakım ünitesini gezmesiyle sona erdi. Heyet, sağlık personelinden ünitenin teknik kapasitesi ve yürütülecek çalışmalar hakkında bilgi aldı. Program öncesinde ise Aracı Ailesi tarafından kazandırılan Semahat Aracı Onkoloji ve Palyatif Bakım Merkezi ziyaret edilerek, merkezde yürütülen çalışmalar ve sunulan sağlık hizmetleri hakkında bilgi verildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Denizli’de Dayanışmanın Adresi: Büyükşehir Belediyesi Haber

Denizli’de Dayanışmanın Adresi: Büyükşehir Belediyesi

Denizli Büyükşehir Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışıyla kentin dört bir yanındaki ihtiyaç sahiplerine ulaşmaya devam ediyor. Bu kapsamda, Ramazan Bayramı ikramiyesi, YKS desteği, ısınma gibi vatandaşların belirli zaman dilimindeki ihtiyaçlarına göre sosyal yardım projelerini hayata geçiren Denizli Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, yılın 365 günü başvuruya açık tuttuğu desteklerle ihtiyaç sahiplerini yalnız bırakmıyor. Yenidoğan desteği (bebek maması, bezi ve çantası), evlilik hazırlığındaki gençlere yönelik destekler, öğrencilere yönelik eğitim desteği, vatani görevine gidecek gençlere asker çantası ve yakınlarına yemin töreni yol-yemek giderleri desteği ile birlikte onlarca farklı kalemdeki sosyal destekler, başvuru tarihi sınırlaması olmadan kesintisiz şekilde veriliyor. Özel gereksinimli vatandaşlar için akıllı çözümler Alzheimer, demans, zihinsel engelli ve otizm tanısı almış bireyler için sağlanan takip cihazı desteğiyle ailelerin yanında olan Denizli Büyükşehir Belediyesi, doğum yardımı, hasta bezi, gıda kolisi, taşınma ve 65 yaş üstü vatandaşlara yönelik tamirat desteği projesiyle temel ihtiyaçları da karşılıyor. Büyükşehir ayrıca, ilkokullarda beslenme yardımı ile lise, MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi-Çıraklık Eğitim) ve ortaokul öğrencilerine yönelik ulaşım desteklerini eğitim-öğretim dönemi boyunca sürdürüyor. Başvurular yılın 365 günü açık Teknolojinin sunduğu imkanları sosyal belediyecilikle birleştiren Denizli Büyükşehir Belediyesi, tüm bu süreçleri dijital ortama taşıyarak başvurulara erişimi daha da kolaylaştırıyor. Vatandaşlar müracaat için herhangi bir yere gitmeye gerek duymadan www.denizli.bel.tr adresindeki “Başvurular” sekmesinden ihtiyaç duydukları projelere tek tıkla başvurularını gerçekleştirebiliyor. Büyükşehir’in şefkati her zaman yanınızda Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, ihtiyaç sahibi vatandaşların yükünü hafifletmeyi hedefleyen destek projelerini sürdürdüklerini belirterek, “Denizli’de hiç kimse kendini kimsesiz hissetmesin, darda kalan her hemşehrimiz Büyükşehir’in şefkat elini yanında bulsun istiyoruz. Vatandaşımızın ihtiyacı ne zaman olursa, bizim kapımız o an açıktır. Bu yüzden birçok destek projemizi belirli dönemlerle sınırlamıyor, başvuruları 365 gün kesintisiz sürdürüyoruz. Kimseyi ayırt etmeden, kimseyi rencide etmeden, dayanışma ruhunu en güçlü şekilde yaşatmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TSKB GYO ve Türkiye Alzheimer Derneği Arasında İş Birliği Protokolü Haber

TSKB GYO ve Türkiye Alzheimer Derneği Arasında İş Birliği Protokolü

TSKB GYO, Türkiye Alzheimer Derneği ile iş birliği protokolü imzaladı. Türkiye’nin ilk Alzheimer Gündüz Yaşam Evi’nde düzenlenen imza töreni, Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dilek Şahinöz ve TSKB GYO Genel Müdürü Cengaver Yıldızgöz‘ün katılımıyla gerçekleşti. İş birliği, toplumsal fayda ve sosyal sorumluluk alanında yeni bir adımı simgeliyor. Bu kapsamda, Alzheimer hastalarına ve ailelerine destek sağlanması, toplumsal bilinç ve farkındalığın artırılması hedefleniyor. TSKB GYO’nun bu yıl 20. yılını kutladığını belirten TSKB GYO Genel Müdürü Cengaver Yıldızgöz, imza töreninde yaptığı konuşmada, faaliyetleriyle ekonomik, sosyal sorumluluk projeleriyle de kültürel kalkınmaya katkı sağladıklarını söyledi. Yıldızgöz, “Türkiye Alzheimer Derneği ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliğinin, bir sosyal sorumluluk projesi olmanın dışında, toplumda farkındalık yaratacak eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarını güçlendirecek bir adım olduğuna inanıyoruz. TSKB GYO olarak, sürdürülebilir ve etkili sosyal projelere yatırım yapmayı önemsiyor ve önceliklerimiz arasında tutuyoruz” dedi. İş birliği kapsamında, TSKB GYO ve TAD, toplumu Alzheimer hastalığı ve bakımı konusunda bilinçlendirme, eğitim programları düzenleme ve TAD’ın faaliyetlerini destekleme alanlarında ortak projeler yürütecek. Türkiye Alzheimer Derneği, hastalardan etkilenen bireylerin ve ailelerin yaşam kalitesini artırmayı öncelikli hedef olarak belirlerken, bakanlıklar, üniversiteler, sağlık kurumları ve yerel yönetimlerle yakın iş birliği içinde çalışmalarını sürdürüyor. Dernek, ayrıca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Yaşlı Sağlığı Genel Müdürlüğü’ne bağlı danışma kurulunda görev yaparak Alzheimer ve yaşlı sağlığı konularında politika geliştirilmesine katkı sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kişiye Özel Risk Analizinde Genetik ve Epigenetik Dönem Başladı Haber

Kişiye Özel Risk Analizinde Genetik ve Epigenetik Dönem Başladı

Son yıllarda bilim dünyasında adını daha sık duymaya başladığımız bir alan var, o da “epigenetik”. Yani yalnızca hangi genlere sahip olduğumuz değil, o genlerin ne zaman ve nasıl çalıştığı da sağlığımızı belirliyor. Acıbadem Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik testlerin sağladığı bilgilerin epigenetik verilerle birlikte değerlendirildiğinde çok daha anlamlı hale geldiğini vurguluyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı “Aslında doğduğumuz anda belirli genetik yatkınlıklarla dünyaya geliyoruz. Ancak bu yatkınlıkların sağlık üzerindeki etkisini belirleyen önemli mekanizmalardan biri epigenetik düzenlemelerdir” diyor. Uzun yaşamın ve sağlıklı yaşlanmanın sırrı yalnızca DNA diziliminde saklı değil. Beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, stres düzeyi, uyku düzeni ve maruz kalınan çevresel faktörler; genlerin çalışma biçimini etkileyebiliyor. İşte bu noktada epigenetik devreye giriyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, konuyu şöyle açıklıyor: “Genetik yapımız sabit olabilir; ancak epigenetik mekanizmalar genlerimizin açılıp kapanmasını düzenler. Genlerin aktif ya da baskılanmış olması yalnızca DNA dizilimimizle belirlenmez. Epigenetik süreçler, yaşam boyunca genlerin nasıl çalışacağını düzenleyen doğal ve dinamik mekanizmalardır. Bu süreçler, büyüme, gelişim ve hücrelerin kimlik kazanması gibi normal biyolojik olayların ayrılmaz bir parçasıdır”… Kronik hastalıkların büyük bir kısmı multifaktöryel, yani hem genetik hem çevresel faktörlerin birleşimiyle ortaya çıkıyor. Kanserler, kalp-damar hastalıkları, nörolojik ve nöropsikiyatrik hastalıklar ile bağışıklık sistemiyle ilişkili birçok tablo bu gruba giriyor. “Risk genlerimiz olduğu gibi koruyucu genlerimiz de var” diyen Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik risk skorlarının artık daha ayrıntılı şekilde hesaplanabildiğini, ancak bu riskin hastalığa dönüşmesinde epigenetik düzenlemelerin önemli rol oynadığını vurguluyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “Bir bireyde riskle ilişkili bir genetik varyantın bulunması, fenotipik sonucun kesinleştiği anlamına gelmez. Gen ekspresyonu ve biyolojik süreçler; epigenetik düzenlemeler ile yaşam tarzı ve çevresel etkileşimler tarafından dinamik biçimde şekillendirilir. Beslenme alışkanlıkları, stres düzeyi, uyku düzeni, sigara kullanımı ve diğer çevresel faktörler genlerin işleyişini etkileyerek biyolojik risklerin ortaya çıkma olasılığını artırabilir ya da azaltabilir” diyor. Hastalık Riskini Bilmek Önemli Günümüzde genetik analizlerle; kalp-damar sağlığına ilişkin yatkınlıklar, bazı kanser türleri için risk profilleri, Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklara genetik eğilimler ve bağışıklık sistemiyle ilişkili risk göstergeleri değerlendirilebiliyor. Ancak artık yalnızca “Hangi genetik varyantları taşıyoruz?” sorusu değil, “Bu genler nasıl ve ne düzeyde çalışıyor?” sorusu da önem kazanıyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı epigenetik analizler sayesinde hücre düzeyinde biyolojik yaşlanma göstergeleri, hücresel stres yanıtları ve bazı hastalık süreçlerinin erken izlerinin saptanabildiğine dikkat çekiyor: “Örneğin 10 yıl sonra Parkinson hastalığına yakalanma riskinizin olduğunu bilmek, hastalığı tamamen engelleyeceğiniz anlamına gelmez; fakat zihinsel aktiviteyi artırmak, beslenmeyi düzenlemek, egzersiz yapmak gibi epigenetik etkisi olan yaşam değişiklikleriyle süreci yavaşlatma şansınız olabilir”… Artık Kişiye Özel Tıp Gündemde Geleceğin tıbbı artık tedavi edici olmaktan çok önleyici ve kişiselleştirilmiş bir yapıya evriliyor. Bu süreçte tıp, genetik, moleküler biyoloji, farmakoloji, mühendislik ve bilgisayar bilimleri bir araya gelerek disiplinler arası bir yaklaşım geliştiriliyor. Özellikle kanser tedavisinde kullanılan “akıllı ilaçlar”, tümörün moleküler ve genetik özelliklerine göre belirleniyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “Kanser hücresinin hangi moleküler yolağı kullandığını analiz ederek, o yolu hedefleyen ilaç seçilebiliyor. Üstelik yalnızca tümörün genetiği değil, hastanın ilaca nasıl yanıt vereceği de genetik ve epigenetik belirteçlerle öngörülebiliyor” diyor. Bu yaklaşım sadece kanserle sınırlı değil. Bazı ağrı kesiciler, antibiyotikler ve psikiyatrik ilaçlar için de farmakogenetik testler sayesinde kişiye en uygun doz ve ilaç seçimi yapılabiliyor. Kimler Genetik Test Yaptırmalı Tek gen hastalıklarında, hastalıkla güçlü şekilde ilişkili bir patojenik varyantın taşınması durumunda klinik tablonun ortaya çıkma olasılığı oldukça yüksek. Bu nedenle ülkemizde ve birçok ülkede bazı tek gen hastalıkları için yenidoğan tarama programları uygulanıyor; ayrıca evlilik öncesi veya gebelik planlaması döneminde taşıyıcılık taramaları (örneğin SMA için) yapılıyor. Buna karşılık kronik ve çok faktörlü hastalıklarda genetik yapı tek başına belirleyici olmadığı için toplum genelinde yaygın tarama programları bulunmuyor. Ancak ailesinde birden fazla kanser olgusu olanlar, erken yaşta kalp-damar hastalığı görülen bireyler ve nörolojik hastalık öyküsü bulunan aileler için genetik danışmanlık ve uygun genetik analizler önerilebiliyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, önümüzdeki yıllarda genetik ve epigenetik analizlerin daha erişilebilir hale geleceğini belirterek şu değerlendirmede bulunuyor: “Önümüzdeki 10 yıl içinde, yalnızca hastalıklar ortaya çıktıktan sonra tedavi etmeye odaklanan bir yaklaşımdan; riskleri daha erken dönemde değerlendirmeyi ve yönetmeyi hedefleyen bir sağlık modeline doğru bir dönüşüm görebiliriz. Genetik ve epigenetik veriler sayesinde özellikle bazı kronik hastalıklarda risklerin daha erken yaşlarda fark edilmesi ve uygun yaşam düzenlemeleriyle sürecin daha yakından izlenmesi mümkün olabilir”… Hedef Sağlıklı Yaşlanmak Yaşam süresi uzuyor; ancak asıl mesele sağlıklı ve bağımsız bir yaşam sürdürebilmek. “Kişi kendi işini yapabiliyor, kimseye muhtaç olmadan yaşamını sürdürebiliyorsa gerçekten sağlıklı yaşlanmadan söz edebiliriz” diyen Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik ve epigenetik analizlerin yalnızca yaşam süresini değil, yaşam kalitesini artırma potansiyeline sahip olduğunu da vurguluyor. Sonuç olarak, geleceğin tıbbında yalnızca DNA haritamız değil; bu bilginin nasıl yorumlandığı, genlerin hangi koşullarda nasıl çalıştığı ve yaşam biçimimizin bu süreci nasıl etkileyebileceği giderek daha fazla önem kazanacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

65 Yaş Üstü Kadıköylülere Evde Ücretsiz Kuaförlük Hizmeti Haber

65 Yaş Üstü Kadıköylülere Evde Ücretsiz Kuaförlük Hizmeti

Kadıköy Belediyesi, 2012 yılından bu yana ücretsiz olarak sunduğu Evde Kuaförlük Hizmeti ile yaşlı bireylerin kişisel bakımlarına destek sağlanıyor. Kadıköy Belediyesi Sosyal Destek Hizmetleri Müdürlüğü tarafından yürütülen hizmet için profesyonel ekipler oluşturuluyor. Ekipler, belirlenen randevular doğrultusunda vatandaşların evlerine giderek saç kesimi, saç boyama, sakal tıraşı ile el ve ayak tırnak bakımı gibi kişisel bakım hizmetlerini yerinde gerçekleştiriyor. ÜCRETSİZ HİZMET Bugüne kadar Kadıköy’de ikamet eden 5 bin 320 kişiye toplam 35 bin 386 kez evde kuaförlük hizmeti sunuldu. Hizmetten yararlanmak isteyen vatandaşlar, Kadıköy Belediyesi Sosyal Destek Hizmetleri Müdürlüğü’nün 0216 349 61 67 ve 0216 357 35 04 numaralı telefonlarından bilgi alarak başvuruda bulunabiliyor. Kadıköy Belediyesi’nin Evde Kuaförlük hizmetinden Kadıköylüler ücretsiz faydalanıyor. Evde kuaförlük hizmetinden faydalanan 90 yaşındaki Hasan Hüseyin Gürsel, evde kuaförlük hizmetinden büyük memnuniyet duyduğunu ifade ederek, belediyenin sunduğu desteğin kendisi için çok değerli olduğunu söyledi. “ÇOK BÜYÜK BİR DESTEK" Hasan Hüseyin Gürsel’in kızı Nagehan Gürsel ise duygularını şu sözlerle dile getirdi: “Çok memnunuz. Babamı dışarıya götürmem çok zor; yürüyemiyor. Bu yüzden belediyenin bu hizmeti bizim için çok büyük bir kolaylık. Belediyeden çok memnunum, Allah razı olsun. Destek olduğunuz için çok mutluyum. Benim için büyük bir destek.” İLERİ YAŞTAKİ BİREYLERE YÖNELİK DESTEK HİZMETLERİ Kadıköy Belediyesi ayrıca 65 yaş üzeri vatandaşlar için; Evde Temizlik Hizmeti, Evde Sıcak Yemek Hizmeti, Evde Sağlık Hizmetleri ve tekerlekli sandalye kullanan yurttaşlar için Engelsiz Taksi Hizmeti sağlıyor. İleri yaştaki bireylerin toplumsal yaşama katılımını artırmak ve sağlıklı yaş almalarını desteklemek amacıyla Sosyal Yaşam Evleri hizmet veriyor. Ayrıca Huzur Vapuru Projesi ile yaş almış bireylerin boğaz turu yaparak sosyalleşmeleri hedefleniyor. Kadıköy’de artan Alzheimer hasta sayısına yanıt vermek amacıyla hizmet veren Alzheimer Merkezlerinde, hastalar ve hasta yakınlarına yönelik bilgilendirme toplantıları, seminerler ve fiziksel aktiviteler düzenleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zekâ, ‘kişisel Sağlık Asistanı’ Gibi Çalışacak! Haber

Yapay Zekâ, ‘kişisel Sağlık Asistanı’ Gibi Çalışacak!

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Sevim Işık, genetik testler, yapay zekâ ve kişiye özel tıp uygulamalarının erken tanı, önleyici sağlık ve tedavi süreçlerindeki dönüşümü hakkında bilgi verdi. Genetik profil, hastalık yatkınlığı, metabolizma ve ilaç yanıtını ortaya koyuyor! Gen haritası veya genetik profilin, bir kişinin DNA’sında bulunan genetik çeşitliliğin, mutasyonların ve biyolojik özelliklerin kapsamlı bir analizi olduğunu aktaran Prof. Dr. Sevim Işık, “Genetik profil belirlemede kullanılan en kritik genetik yöntemler, WES (Whole Exome Sequencing – Tüm Ekzom Dizileme) ve WGS’dir (Whole Genome Sequencing – Tüm Genom Dizileme). WES, hastalıkların büyük bölümünden sorumlu mutasyonları barındıran protein kodlayan bölgeleri incelerken; WGS çok daha geniş, tüm genomu (anne-babamızdan aldığımız kalıtsal bilginin tamamı) detaylarıyla tarar.” dedi. WES ve WGS analizlerinin genellikle kan, tükürük veya yanak içi sürüntü örneklerinden elde edilen DNA ile yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Işık, “Genetik profil analizi, bireyin hastalıklara yatkınlığını, metabolizma özelliklerini, ilaçlara verdiği cevabı ve bazı nörolojik ya da psikiyatrik riskleri ortaya koyabilir. Genetik profil, yalnızca kalıtsal hastalıkların değil, çevresel faktörlerle etkileşime giren kompleks hastalıkların da nasıl gelişebileceğine dair önemli ipuçları sunar. Bu nedenle gen haritası, erken tanı, kişiye özel tedavi planları ve önleyici sağlık stratejileri oluşturmak açısından kritik bir öneme sahiptir.” şeklinde konuştu. Yapay zekâ, genetik verilerle kişisel sağlık asistanına dönüşüyor! Günümüzde genetik profilin öneminin giderek arttığını kaydeden Prof. Dr. Sevim Işık, “Hastalık riskleri yıllar öncesinden tespit edilebiliyor, tedavi planları bireysel genetik yapıya göre kişiselleştiriliyor ve ilaç duyarlılığı belirlenerek yan etkiler azaltılabiliyor.” dedi. Yapay zekânın, özellikle büyük genetik veri setlerini analiz etmede insan kapasitesinin çok ötesine geçen bir imkân sunduğuna işaret eden Prof. Dr. Işık, “Günümüzde kullanılan gelişmiş algoritmalar, genetik mutasyonları tarayarak hastalık risk puanlarını hesaplayabiliyor. Örneğin diyabet, Alzheimer, Parkinson, kolon ve meme kanseri, bipolar bozukluk ve kalp damar hastalıkları için genetik risk skorları hesaplayarak gelecekteki riskleri tespit edebiliyor. Hangi hastaların belirli ilaçlara direnç geliştireceğini öngörebiliyor ve kanser genomik analizlerinde tümörün gelecekte nasıl davranacağına dair modeller üretebiliyor. Yakın gelecekte ise yapay zekâ, kişinin genetik haritasını temel alan bir ‘kişisel sağlık asistanı’ gibi çalışarak hem hastalıkların erken teşhisinde hem de tedavilerin kişiye göre şekillendirilmesinde kritik bir rol üstlenecek.” açıklamasını yaptı. Genetik bilim, artık sağlığı uzun vadede korumada da yol gösterici! Yapay zekanın kişiye özel önleyici sağlık planları oluşturması yaklaşımının günümüzde büyük ölçüde mümkün hâle geldiğini dile getiren Prof. Dr. Sevim Işık, “Genetik test sonuçları artık sadece bir rapordan ibaret olmaktan çıkmış durumda. Talasemi ve kistik fibrozis gibi kalıtsal hastalıkların taşıyıcılığı saptanarak aile planlamasında önemli bir öngörü elde edilebiliyor.” dedi. Diğer yandan, yapay zekanın beslenme düzeninden uyku alışkanlıklarına, stres yönetiminden egzersiz programına kadar kişiye özel önleyici sağlık planlarının temelini oluşturduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Işık, sözlerini şöyle sürdürdü: “Genetik veriler, beslenme, spor ve uyku alışkanlıklarına yönelik yaşam tarzı önerilerinin daha bilimsel temellere dayanmasını ve etkili biçimde uygulanmasını sağlıyor. Türkiye’nin ve dünyanın öncülerinden NPİSTANBUL Hastanesi başta olmak üzere bazı merkezlerde genetik veriye dayalı kapsamlı izlem modelleri kullanılıyor. Yapılan genetik testler, yalnızca hastalıkların erken tanısı ve risk belirlenmesine odaklanmakla kalmıyor, aynı zamanda kişiye özel tedavi stratejilerinin belirlenmesine de olanak tanıyor. Özellikle nöropsikiyatrik hastalıklarda, farmakogenetik testler aracılığıyla ilaçlara duyarlılık ve direnç ölçümleri yapılabiliyor; bu sayede antidepresan, antipsikotik veya diğer psikiyatrik ilaçların seçiminde hastaya özel kararlar alınabiliyor. Ayrıca, Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklar ve Şizofreni ve Bipolar gibi nöropsikiyatrik hastalıklar için genetik yatkınlık analizleri gerçekleştiriliyor ve bu veriler doğrultusunda erken takip programları oluşturuluyor. Eğer ailevi bir yatkınlık söz konusuysa, düzenli MR veya EEG çekimleri, kan testleri ya da nöropsikiyatrik değerlendirmeler planlanarak hastalık daha ortaya çıkmadan ortaya çıkma riski hesaplanabiliyor. Yine gerçekleştirilen farmakogenomik testler, nöropsikiyatrik ilaçlara karşı duyarlılığı ve direnci belirleyerek, antidepresan ve antipsikotik seçimlerini kişiye uygun hâle getiriyor. Bu testler yan etkileri azaltarak, tedavi süreçlerini hızlandırıyor. Genetik veriler ayrıca metabolizma hızı, yağ depolama eğilimi, vitamin-mineral eksiklikleri ve egzersiz yanıtı gibi unsurları ortaya çıkardığından, bireye özel beslenme ve yaşam tarzı planları oluşturulmasına yardımcı oluyor. Tüm bu uygulamalar, genetik biliminin artık yalnızca hastalık tanısı için değil, sağlığı uzun vadede korumak için de güçlü bir yol gösterici olduğunu ortaya koyuyor.” Genetik testler, herkesin sağlık yol haritasında standart bir araç hâline gelebilecek! Genetik testlerin yaygınlığı ve maliyetinin dünyada büyük farklılıklar gösterdiğine değinen Prof. Dr. Sevim Işık, “Bugün Türkiye’de bu testlere üniversite hastanelerinden özel genetik tanı merkezlerine, nöropsikiyatri odaklı kuruluşlardan uluslararası akredite laboratuvarlara kadar pek çok noktada ulaşmak mümkün.” dedi. Türkiye genelinde Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlı toplam 88 adet Genetik Tanı Merkezi bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Işık, “Devlet hastanelerinde bazı testler yapılabilse de sonuç alma süreleri uzun ve erişim sınırlı olmakta. Dünya genelinde ise durum biraz daha farklı. ABD ve Avrupa’da genetik testler birçok ülkede sigorta kapsamına giriyor ve WGS, nadir genetik hastalıkların tanısında giderek ‘ilk basamak’ test olarak tercih ediliyor. Bu testler erken tanı ve doğru tedavi planlamasında büyük avantaj sağlıyor. Türkiye’de genetik testlerin daha erişilebilir hâle gelmesi için devlet desteğinin artırılması, laboratuvar altyapısının yaygınlaştırılması ve özel sektör‑üniversite iş birliklerinin güçlendirilmesi gerekiyor. Bu adımlar hayata geçtiğinde, genetik testler sadece araştırma veya özel hastalar için değil, herkesin sağlık yol haritasında standart bir araç hâline gelebilecek. Türkiye’nin bu alanda hem teknolojik hem de finansal adımlar atması, milyonlarca insanın sağlığı için yeni bir dönemin kapılarını aralayabilir. Diğer yandan, toplum genelinde genetik test farkındalığı da hâlen istenen düzeyde değil. Uzmanlar, önümüzdeki 10 yıl içinde tarama amaçlı genetik testlerin aile hekimliği sistemine kadar entegre edilebileceğini ve bireysel sağlık izleminin standart bir parçası hâline geleceğini öngörüyor.” değerlendirmesinde bulundu. Genetik veriler, proteomik analizler ve yapay zekânın birleşmesiyle tıpta yeni bir çağ başlıyor! “Genetik veriler, proteomik analizler ve yapay zekânın birleşmesiyle tıpta adeta yeni bir çağın eşiğinde bulunuyoruz.” diyen Prof. Dr. Sevim Işık, özellikle nörodejeneratif hastalıklarda büyük bir dönüşüm beklendiğini kaydetti. Alzheimer ve Parkinson için geliştirilen poligenik risk skorları, beyin omurilik sıvısı protein profilleri ve ileri yapay zekâ modelleri bir araya getirildiğinde, hastalığın klinik belirtileri ortaya çıkmadan 10–20 yıl önce riskli bireylerin belirlenebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Işık, “Psikiyatri alanında da benzer bir ilerleme var. Bipolar bozukluk ve şizofreni için kullanılan genetik duyarlılık testleri şimdiden pek çok ipucu veriyor ve gelecekte çok daha kapsamlı hale gelerek kişiye özel tedavi yollarını mümkün kılacak. Onkoloji alanında ise meme, kolon, prostat ve akciğer kanseri dahil birçok tümör tipi, genetik mutasyon analizleri sayesinde daha erken evrede saptanabilecek bir noktaya doğru ilerliyor. Kalp-damar hastalıklarında poligenik risk skorlarının yaygınlaşmasıyla, bireylerin gelecekteki kalp krizi ya da inme riskleri çok daha hassas bir şekilde hesaplanabilecek. Ayrıca romatoid artrit, lupus ve çölyak gibi otoimmün hastalıkların da genetik belirteçler sayesinde daha erken tanınması ve önleyici tedavi stratejilerinin geliştirilmesi bekleniyor.” ifadelerini kullandı. Genetik testler hem ekonomik hem de bireysel sağlık açısından önemli bir noktada! Özellikle kompleks ve ilerleyici hastalıklarda erken tanının kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sevim Işık, “Örneğin Alzheimer hastalığı, genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkan ve hastalık ilerledikçe tedavisi neredeyse imkânsız hale gelen bir hastalık. Klinik semptomlar ortaya çıktıktan sonra tedavi seçenekleri sınırlı kalır, mevcut ilaçlar yalnızca semptomları hafifletebilir.” dedi. Ancak yapılan genetik risk analizleri sayesinde Alzheimer riskinin yıllar öncesinden tespit edilebildiğini belirten Prof. Dr. Işık, “Erken teşhis, hem ilerleyişi yavaşlatma hem de yaşam kalitesini koruma açısından kritik öneme sahip. Ayrıca erken müdahale, bakım maliyetlerini ciddi ölçüde azaltıyor; araştırmalar, riskin önceden belirlenmesiyle ilerleyen dönemlerde oluşacak bakım maliyetlerinin yüzde 30–50 oranında azalabileceğini gösteriyor. Böylece hastaların bağımsız yaşam süresi uzuyor, aile üzerindeki yük hafifliyor ve toplum genelinde sağlık kaynaklarının etkin kullanımı sağlanıyor. Bu örnek, genetik testlerin hem ekonomik hem de bireysel sağlık açısından ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Tüm bu gelişmeler, genetik biliminin gelecek yıllarda hem tanı hem de kişiye özel tedavi açısından sağlık hizmetlerinde devrim yaratacağının güçlü bir işareti olarak görülüyor.” ifadelerini kullandı. Genom bilgisi kimlik kartımız kadar önemli bir kişisel veri! Genetik testlerin maliyetinin on binlerce doları bulduğu, sonuçların aylarca beklendiği dönemlerin artık geride kaldığına dikkat çeken Prof. Dr. Sevim Işık, “Bugün analiz süreleri günlere, hatta bazı merkezlerde saatlere kadar kısaldı. Yeni nesil dizileme teknolojileriyle, son beş yılda genetik testlerin maliyeti yaklaşık yüzde 80 oranında düşmüş durumda.” dedi. Genom bilgisinin kimlik kartımız kadar önemli bir kişisel veri haline geldiğinin altını çizen Prof. Dr. Işık, sözlerini şöyle tamamladı: Herkesin kendi genetik profilini bilmesi sıradanlaşacak… “Yakın gelecekte herkesin kendi gen haritasını öğrenmesi günlük yaşamın doğal bir parçası olabilir. Genom dizileme maliyetinin birkaç yıl içinde 50 dolar seviyesine düşmesi bekleniyor. Evde kullanılabilen kitler, yapay zekâ tabanlı sağlık uygulamaları ve genetik danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaşması ile 2030’lardan sonra herkesin kendi genetik profilini bilmesi sıradan hale gelebilir. Ancak bu kadar geniş erişimin etik, gizlilik ve veri güvenliği açısından dikkatle yönetilmesi gerektiği de unutulmamalı. Genetik bilginin yanlış ellerde kullanılması, sigorta, istihdam veya kişisel mahremiyet açısından dezavantajlara yol açabilir.”

Dassault Systèmes Sağlık Hizmetlerinin Geleceğini Yeniden Tasarlıyor   Haber

Dassault Systèmes Sağlık Hizmetlerinin Geleceğini Yeniden Tasarlıyor  

Dassault Systèmes, kısa süre önce düzenlediği Virtual Human Twin Experience Symposium’da tanıttığı, sanal ikizleri sağlık hizmetlerinin merkezine yerleştirmeyi hedefleyen vizyonunu CES 2026’ya taşıyor. Şirket, 6–9 Ocak 2026 tarihleri arasında Las Vegas’ta düzenlenecek fuar kapsamında, demans ve Alzheimer bakımında yapay zekâ destekli yeni yaklaşımları odağına alan, türünün ilk örneği bir deneyimi ziyaretçilerle buluşturacak. LVCC North Hall – 8705 numaralı stantta yer alan “Step Inside Alzheimer’s” deneyimi, ziyaretçileri etkileşimli ve sürükleyici bir keşfe davet ediyor. Dassault Systèmes’in 3D UNIV+RSES yaklaşımı; yapay zekâyı, hastaya özel sanal ikizleri ve gerçek zamanlı sensör verilerini bir araya getirerek, dejeneratif nörobiyoloji alanında geleceğin “sağlık işletim sistemi”nin nasıl şekillendiğini gözler önüne seriyor. Bu yaklaşım sayesinde araştırma, klinik çalışmalar, tanı ve tedavi süreçleri fiziksel ortamların ötesine taşınırken, daha koruyucu ve kişiselleştirilmiş bir sağlık anlayışının temelleri atılıyor. Aydınlatılmış ve hareketli bir küp içinde kurgulanan deneyimde ziyaretçiler; hasta, bakım veren ve araştırmacı bakış açılarıyla bir şehir, bir ev, bir insan ve sanal bir beyin arasında gezinebiliyor. Vücut sinyalleri, akıllı ev verileri ve in silico (dijital simülasyon tabanlı araştırmalar) araştırmaların gerçek zamanlı geri bildirim mekanizmalarıyla nasıl birbirine bağlandığı deneyimlenebiliyor. Dijital sağlık kayıtlarıyla kişiye özel olarak oluşturulan ve sensör verileriyle sürekli güncellenen sanal ikizler sayesinde, sağlıkta meydana gelebilecek değişimler belirtiler ortaya çıkmadan önce fark edilebiliyor; riskler erken aşamada azaltılabiliyor ve koruyucu bakım yaklaşımları güçlendiriliyor. Bu bütüncül yapı, bilimsel keşif süreçlerini dönüştürecek yeni örüntülerin ortaya çıkmasına da olanak tanıyor. Dassault Systèmes’in akademi, düzenleyici kurumlar, tıp ve sanayi paydaşlarından oluşan iş birliğine dayalı ekosistemi tarafından desteklenen sanal insan modelleme çalışmaları, tıbbı şimdiden dönüştürmeye başladı. CES 2026’da şirket; inovasyonu hızlandırma, hassasiyeti artırma ve tamamen birlikte çalışabilir bir sanal insan vizyonuna giden yolu açma hedefini vurguluyor. Stanttaki uzmanlar, MEDIDATA çözümleriyle klinik araştırmaların nasıl yeniden tanımlandığını; kalp, beyin, karaciğer ve diğer organların nasıl modellendiğini ve güvenilir yapay zekâ ile desteklenen, sanal ile gerçeği bir araya getiren yeni bir sağlık altyapısının nasıl inşa edildiğini ziyaretçilerle paylaşacak. Dassault Systèmes ayrıca Eureka Park’ta, sağlık ekosisteminin bir parçası olarak 3DEXPERIENCE Lab ve SOLIDWORKS for Startups programları kapsamında desteklediği girişimleri de sergileyecek. Biyosensörler, hemodiyaliz, tanı teknolojileri ve robotik çözümler gibi alanlarda yenilikçi çalışmalar yürüten Biomotum, Endiatx, 3K Nano, OLI, Glidance, Furhat Robotics, ve LACI, bu kapsamda yer alacak girişimler arasında bulunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Aralıklı Oruç Vücudu Bakım Moduna Sokuyor Haber

Aralıklı Oruç Vücudu Bakım Moduna Sokuyor

Bu yöntem, yalnızca popüler bir kilo verme yaklaşımı olmasının ötesinde vücudun enerji kullanım biçimini değiştiren önemli biyolojik süreçleri de harekete geçiriyor. Yaklaşık 12 saatlik açlık sonrası vücudun önce şeker depolarını tükettiğini, ardından yağ yakmaya geçtiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi'nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esat Erdem Türemen, “Bu süreçte ‘keton’ adı verilen ve yağ asitlerinin oksidasyonundan oluşan doğal bir yakıt ortaya çıkıyor. Keton cisimcikleri beynin alternatif enerji kaynağı olduğu için birçok kişi bu esnada kendini zihinsel olarak daha berrak hissedebiliyor” açıklamasında bulundu. Aralıklı orucun tıbbi faydalarına değinen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi'nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esat Erdem Türemen, “Açlık süresi uzadıkça insülin duyarlılığı artıyor yani hücreler şekeri daha etkin kullanmaya başlıyor. Bu da glukoz seviyelerinin düşmesine yardımcı oluyor. Ayrıca diyabet riski azalabiliyor, trigliserid ve LDL kolesterol değerlerinde iyileşme görülebiliyor, karaciğer yağlanma riski düşüyor. En dikkat çekici noktalardan biri de hücrelerin kendi kendini temizlediği otofaji sürecini başlatması. Bu süreçte vücut hasarlı proteinleri parçalayıp geri dönüştürüyor. Yani aralıklı oruç, vücudun kriz moduna değil, tam tersine bir bakım moduna geçmesini sağlıyor” dedi. Hücreler adeta hurdalarından arınıyor 16 saatlik açlık ve 8 saatlik beslenme aralığından oluşan 16/8 modelinin özellikle çalışan bireylerin günlük rutinine en kolay uyum sağlayan aralıklı oruç yöntemi olduğunu belirten Uzm. Dr. Türemen, “Açlık süresi 16 saate yaklaştığında hücreler enerji azalmasını bir uyarı olarak algılıyor ve otofaji adı verilen doğal onarım süreci başlıyor. Otofaji, hücrenin hasarlı proteinleri ve işlevini yitirmiş yapıları parçalayıp geri dönüştürdüğü bir iç temizlik mekanizması. Bu dönemde anabolik sinyaller azalır, vücut büyüme modundan onarım moduna geçer. Hayvan çalışmalarında otofajinin Alzheimer, Parkinson, diyabet ve yaşlanma süreçleri üzerinde olumlu etkiler gösterdiği; insanlarda ise insülin direncinin azalması ve mitokondri fonksiyonlarının iyileşmesiyle ilişkili olduğu ortaya konmuştur” diye konuştu. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi'nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esat Erdem Türemen, aralıklı oruçla ilgili yanlış bilinen noktaları şöyle sıraladı: Aralıklı oruç sadece kilo vermek içindir Aralıklı oruçta esas değişim vücudun açlıkla birlikte enerji kullanımını yenilemesi ve hücrelerin kendini onarmaya başlamasıdır yani etkisi yalnızca kilo kaybıyla sınırlı değildir. Açlık vücuda zarar verir Aralıklı oruç yönteminde kişi günlük ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri aldığında açlık bir kriz değil, kontrollü bir onarım sürecidir. Aralıklı oruç herkes için uygundur Hamileler, kronik hastalığı olanlar ve düzenli ilaç kullananlar aralıklı oruca başlamadan önce mutlaka doktora danışmalıdır. Aralıklı oruçta sıvı alımı da durdurulur Aralıklı oruç yalnızca yeme düzenini sınırlar, su tüketimi bu dönemde devam etmesi gereken temel bir ihtiyaçtır. Gün içinde yeterli su içmek vücudun dengede kalmasına yardımcı olur ayrıca şekersiz çay ile kahve de tüketilebilir. Yeme saatinde sınırsız yemek serbesttir Bu yaygın bir yanılgı olsa da beslenmenin içeriği ve ölçüsü her zaman önemlidir. Dengesiz veya aşırı kalorili beslenmek aralıklı orucun etkilerini azaltır. Aralıklı oruç kan şekerini aşırı düşürür Aralıklı oruç diyetini uygulayan sağlıklı bireylerde kan şekeri kontrollü şekilde düşer. Risk daha çok diyabet hastaları içindir ve onlar için süreç mutlaka doktor kontrolünde ilerlemelidir.

Uzun Yaşam Genetik mi, Seçim mi? Haber

Uzun Yaşam Genetik mi, Seçim mi?

Peki, uzun yaşamın sırrı nerede saklı? Genetik mi, yoksa yaşam tarzı mı daha belirleyici? “İnsan ömrünün yaklaşık %25-40’ı genetikle belirleniyor, geri kalan ise yaşam tarzı, çevresel faktörler ve tesadüflere bağlı” diyen Acıbadem Life Longevity’den İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, genetiğin yaşlanma üzerindeki etkilerini ve epigenetikle birlikte sağlıklı yaşam alışkanlıklarının bu süreci nasıl değiştirdiğini anlattı. Genetik, Piyanonun Tuşlarıysa; Epigenetik, O Tuşlara Basan Piyanisttir Kimler uzun yaşar? Uzun yaşam aileden aldığımız bir miras mı yoksa çok daha fazlası mı? Bilimsel araştırmaların son yıllarda en çok yoğunlaştığı konuların başında uzun ve sağlıklı yaşam geliyor. Şimdiye kadar yapılan araştırmalara göre insan ömrünün yaklaşık yüzde 25 ila 40’ının genetik faktörlerle bağlı olduğu belirlendi. Peki ya geri kalan yüzde 60’lık kısımda etkili olan neydi? Acıbadem Bodrum Hastanesi’nde hizmete sunulan Acıbadem Life Longevity’den İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, yüzde 60’lık bu önemli kısımda çevresel koşulların, yaşam tarzı tercihlerinin ve rastlantısal etkilerle şekillendiğini belirtiyor ve “İyi bir genetik altyapıya sahipseniz bu ciddi bir avantajdır; ancak bu şansı en iyi şekilde değerlendirebilmek için epigenetik etkileri de anlamak gerekir. Genetiği, piyanonun tuşları gibi düşünebiliriz. O tuşlara hangi sırayla ve nasıl basılacağını belirleyen ise epigenetik mekanizmalardır. Besinler, toksinler, gazlar, radyasyon, egzersiz, uyku, stres ve enfeksiyonlar gibi çevresel faktörler bütününü ifade eden ekspozom, bu “piyanist”in notalarını oluşturur. DNA üzerindeki belirli bölgelerde gerçekleşen metilasyon ya da histon modifikasyonu gibi epigenetik düzenlemeler, genlerin aktif mi yoksa pasif mi olacağını belirler” dedi. UZUN YAŞAM “OLAĞANÜSTÜ GENLER”E BAĞLI! YA SİZDE YOKSA? Guinness rekorlarına göre dünyanın en uzun yaşayan insanı olarak geçen 122 yaşında hayatını kaybeden Jeanne Louise Calment’ten örnek veren Acıbadem Life Longevity İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, “Bu kişi 117 yaşına kadar sigara içiyordu. Alkol ve çikolataya da oldukça düşkündü. Bazı kişiler olağanüstü genetik profile sahip olabilir” diye konuştu. Uzun ömürlü aileler incelendiğinde yaşlanmaya karşı koruyucu genetik profillerin, sağlıklı metabolizma ve düşük hastalık riskinin öne çıktığını söyleyen Uzm.Dr. Halil Ertürk, “Bu özellikler, uzun ve sağlıklı yaşamın aile içinde genetik olarak aktarılabildiğini gösteriyor. Uzun ömürlü ailelerin üyeleri, daha düşük kan şekeri, insülin ve trigliserid düzeyleri ile daha sağlıklı bir metabolik profile sahip. Bu özellikler, yaşlanmaya bağlı hastalıkların gecikmesini ve daha uzun sağlıklı yaşam süresini destekliyor. Bu ailelerde Alzheimer, diyabet, kalp yetmezliği gibi yaşa bağlı hastalıkların görülme sıklığı daha düşük. Ayrıca, kanser gibi hastalıklara karşı hem daha dirençli hem de hastalık sonrası daha dayanıklı oldukları gözleniyor. Bu ailelerde, sağlıklı yaşam süresini uzatan, bir kısmı büyük oranda doğrulanmış, bir kısmı kısmen doğrulanmış bazı genler ön plana çıkıyor” dedi. İŞTE UZUN YAŞAM GENLERİ APOE2: Bu varyant, Alzheimer ve kalp hastalığı riskini azaltıyor. FOXO3a: Hücrelerin strese karşı direncini artıran ve DNA onarımını destekleyen bir "hücre bekçisi" olarak görev yapar. CETP ve APOC3: Bu genlerin belirli varyantları, iyi kolesterol (HDL) seviyelerini artırıp trigliseritleri düşürerek kalp-damar sağlığını korur. IGF-1R ve d3GHR: Büyüme sinyallerini yöneten bu genlerin düşük aktiviteli varyantları, metabolizmanın yavaşlamasına ve yaşam süresine katkıda bulunur. Sirt6: Yaşlanma karşıtı bir "Sirtuin" geni olan Sirt6, DNA hasarlarını onararak genomun sağlıklı kalmasını sağlar. NE ZAMAN YAŞLANACAĞINIZI SAĞLIK YÖNETİMİNİZ BELİRLİYOR! Genetik yatkınlığın kronolojik (takvim) yaşımızdan farklı olan biyolojik yaşımızı doğrudan etkilediğini belirten Uzm. Dr. Halil Ertürk, “Özellikle DNA onarımı ve genom stabilitesi ile ilgili genler, yaşlanma hızımızda kritik rol oynar. Yaşlandıkça, genetik etkiler çevresel faktörlerle daha fazla etkileşime girer. Özellikle uyku kalitesi ve beslenme gibi faktörler, genetik riskin yüksek olduğu kişilerde bile yaşlanma hızını yavaşlatabilir. Genetik yatkınlık yaşlanma sürecini şekillendirse de, sağlıklı yaşam tarzı seçimleri genetik riskleri yönetmenin, uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmenin en etkili yoludur” dedi. 8 HAFTADA 4,6 YIL GENÇLEŞMEK MÜMKÜN MÜ? Yaşam tarzı odaklı yalnızca 8 haftalık bir müdahale programında, DNA metilasyon saati kullanılarak ölçülen biyolojik yaşın ortalama 4,6 yıl geriye çekilebildiğinin gösterildiğini söyleyen Uzm. Dr. Halil Ertürk, “Bu da genetik kodumuzu değiştiremesek bile, genlerin nasıl çalışacağını etkileyen epigenetik düzenlemeleri yönlendirebileceğimizi ortaya koyuyor. Sağlıklı beslenme, egzersiz, kaliteli uyku, stres yönetimi ve çevresel toksinlerden uzak durmak gibi alışkanlıklar, genetik riskiniz ne olursa olsun yaşam süresini uzatabilir ve yaşam kalitesini artırabilir” diye konuştu. Genetik müdahalelerin, gelecekte yaşlanma sürecini yavaşlatmak hatta tersine çevirmek için önemli bir araç haline gelebileceğine dikkat çeken Acıbadem Life İç Hastalıkları Uzmanı Dr.Halil Ertürk, “Bu fikir artık bilim kurgu olmaktan çıktı. Bugün laboratuvar ortamında deneysel olarak uygulanan genetik tedaviler, yaşlanmanın kök nedenlerini hedef alarak biyolojik yaşı geri çekme potansiyeli taşıyor” dedi. YAŞLANMAYI GECİKTİRMEYİ HEDEFLEYEN GENLER Telomeraz: Hücre bölünmesiyle kısalan telomerleri (kromozom uçları) uzatarak hücresel yaşlanmayı yavaşlatır. Özellikle kök hücre ve bağışıklık sistemi hücrelerindeki yaşlanmanın tersine çevrilmesi bütün vücutta gençleşme etkisini oluşturur. Follistatin: Kas büyümesini engelleyen Myostatin proteinini bloke ederek yaşa bağlı kas kaybını (sarkopeni) önler. Klotho: Özellikle beyin sağlığını korur ve Alzheimer ile ilişkili Amiloid-β plaklarını azaltmaya yardımcı olabilir. PGC-1a: Hücrelerimizin enerji santrali olan mitokondrilerin fonksiyonunu iyileştirerek yaşlanmaya bağlı enerji düşüşünü hedefler.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.