Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Anadolu

Kapsül Haber Ajansı - Anadolu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Anadolu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Truva Bakır, 86 Bin Yıllık İnkaya Mağarası Kazıları İçin Desteğe Devam Ediyor Haber

Truva Bakır, 86 Bin Yıllık İnkaya Mağarası Kazıları İçin Desteğe Devam Ediyor

Ortadoğu’dan Avrupa’ya uzanan göçlerin izlerini barındıran ve 86 bin yıllık geçmişe ışık tutan İnkaya Mağarası kazıları bu yıl da Truva Bakır’ın destekleri ile sürdürülüyor. Çanakkale’nin yer altındaki doğal kaynaklarını ekonomiye kazandırmak için gerçekleştirdiği yatırımları tamamlamaya hazırlanan Truva Bakır, şehrin kültürel mirasına da katkıda bulunuyor. Şirket, 86 bin yıllık geçmişiyle Anadolu’da keşfedilen insan yaşamına ait en eski ikinci alan olan İnkaya Mağarası kazılarına üçüncü yılda da sponsorluğunu sürdürüyor. Gerçekleştirilen kazılar Ortadoğu’dan Avrupa’ya uzanan olası göçlerin izlerini gün yüzüne çıkarıyor. Truva Bakır’ın İnkaya Mağarası kazılarına desteğinin devamına ilişkin iş birliği protokolü; Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürü Çağman Esirgemez, Truva Bakır İşletme Müdürü Ünsal Arkadaş ve Kazı Başkanı Prof. Dr. İsmail Özer’in katıldığı törenle imzalandı. ‘TARİH ÖNCESİ DÖNEME IŞIK TUTUYOR’ İmza töreninde konuşan Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürü Çağman Esirgemez, “Çanakkale halihazırda tüm insanlık için önemli bir tarihi geçmişe sahip. Truva, Çanakkale Savaşları gibi ülkemiz ve insanlığımızın mitolojik tarihi açısından çok farklı bir yeri olan Çanakkale, şimdi de İnkaya Mağarası kazıları ile yeni bir değere kavuşuyor. İnkaya Mağarası'nda yürütülen kazılar, Anadolu'nun tarih öncesi dönemine ışık tutan çok değerli bilimsel veriler ortaya koyuyor. Her yeni bulgu, bu coğrafyanın geçmişine ilişkin bilgilerimizi daha da zenginleştiriyor. Böylesine önemli çalışmaların sürdürülebilir şekilde devam edebilmesi, kamu kurumlarımızın, üniversitelerimizin ve özel sektörün ortak katkısıyla mümkün oluyor. Truva Bakır'ın kazılara verdiği desteğin devam etmesini son derece kıymetli buluyoruz. Bu iş birliğinin hem bilim dünyasına hem de Çanakkale'nin kültürel mirasının korunmasına önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Önümüzdeki süreçte İnkaya Mağarası'nın bilimsel değerinin yanı sıra kültür turizmi açısından da önemli bir destinasyon haline gelmesini hedefliyoruz” diye konuştu. ‘35 BİN ALET GÜN YÜZÜNE ÇIKARILDI’ Antik kazının Türkiye’de devam eden çok az sayıdaki mağara kazısından biri olduğunu ifade eden İnkaya Mağarası Kazı Başkanı ve Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Özer şunları söyledi: “Kazılarda her geçen gün tarihin bilinmeyen bir yönünü daha keşfediyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın izin ve destekleriyle gerçekleştirdiğimiz İnkaya Mağarası’ndaki kazılarda, Orta Paleolitik döneme tarihlendirilen ve mağaranın 86 bin ile 22 bin 500 yıl önce yoğun olarak kullanıldığını gösteren yaklaşık 35 bin taş alet ve alet parçası gün yüzüne çıkarıldı. İnkaya sakinleri çakmaktaşı hammadde kaynakları, sıcak su kaynakları, hayvansal ve bitkisel besinlerin bolluğu nedeniyle bu bölgeyi tercih etmiş ve uzun yıllar boyunca aralıksız olarak burada yaşamışlardır. Buluntular Türkiye’de devam eden diğer mağara kazılarıyla benzerlik göstermemekle beraber çalışmalarımızla Anadolu ile Balkanlar arasındaki Paleolitik Çağ insanlarının göç hareketlerine ışık tutacağız. Bu kazıda bize destek olan Truva Bakır’a teşekkür ediyoruz.” TRUVA BAKIR ÜRETİME BAŞLIYOR Cengiz Holding grup şirketlerinin faaliyette bulundukları tüm bölgelerde olduğu gibi Çanakkale’de de yerel kalkınma ile kültürel gelişime destek verdiğini kaydeden Truva Bakır İşletme Müdürü Ünsal Arkadaş, İnkaya Mağarası kazılarının Çanakkale’de turizmi daha da geliştireceğini ifade ederek, kazılara verilen desteğe devam etmekten mutluluk duyduklarını söyledi. Truva Bakır’ın bu yılın sonunda faaliyete başlayacağını belirten Arkadaş, şunları söyledi: “Artık projede son aşamaya geldik; bu yılın sonunda tesisimizi faaliyete geçirmeyi hedefliyoruz. Tesisimizde 15 yıllık işletme dönemimiz boyunca toplam 90 milyon ton cevheri ekonomiye kazandıracağız. Bu da ithal edilmekte olan 2,5 milyar dolarlık bakırın Türkiye’de üretilecek olması anlamına geliyor. Çanakkale’de sürdürülebilir madenciliğin de güzel bir örneğini temsil edeceğiz. Bu anlayışımızın bir yansıması olarak bölgede yeraltı suyu kullanmayacak belki de tek sanayi şirketi olacağız. Bölgede madene ulaşabilmek için kesmek zorunda kaldığımız ağaçlara karşılık 1 milyon ağaç dikme taahhüdünde bulunduk. Ağaç dikimi konusunda çalışmalarımıza devam ediyoruz.” İstihdam konusunda da bilgi veren Arkadaş, “Şu anda sahamızda toplam 1.800 kişi çalışıyor. Bunun 668’i Truva Bakır personeli. Tesisimiz devreye alındığında Truva Bakır’ın çalışan sayısı 1.200’e çıkacak. Cengiz Holding’in tüm tesislerinde olduğu gibi çalışanlarımızın büyük çoğunluğu bu bölgenin insanı. Yeni işe alımlarda da yine bu bölgenin istihdamına katkı sağlamayı sürdüreceğiz” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Eti Bakır’dan Anadolu’nun Kültürel Mirasına Destek Haber

Eti Bakır’dan Anadolu’nun Kültürel Mirasına Destek

Katma değerli sanayinin öncü şirketlerinden Eti Bakır, Samsun’un Bafra ilçesinde yürütülen İkiztepe Höyüğü kazılarına verdiği desteği bu yıl da sürdürüyor. Eti Bakır’ın sürdürülebilir büyüme, toplumsal fayda yaratma ve sorumlu madencilik yaklaşımıyla uyumlu şekilde yürüttüğü ‘Yerin Altındaki Bütün Cevherleri Çıkarıyoruz’ projesi kapsamında desteklenen İkiztepe Höyüğü kazıları dördüncü yılında devam ederken, Anadolu’nun bu önemli tarihi mirasına Eti Bakır da katkılarını sürdürüyor. Faaliyet gösterilen bölgelerde yerel ilişkilerin güçlendirilmesi ve kazı çalışmalarının yarattığı turizm potansiyeliyle yerel kalkınmaya katkı sağlanmayı hedefleyen Eti Bakır, destek verdiği arkeolojik kazılarla bulguların gün yüzüne çıkarılmasının yanı sıra Ar-Ge laboratuvarlarının kullanıma açılmasıyla bilimsel analiz süreçlerine de destek veriyor. Eti Bakır Genel Müdürü Asım Akbaş, kültürel mirasın korunmasının yanı sıra bölgesel kalkınmaya katkı sağlamayı önemsediklerini belirterek şunları söyledi: “Yerin Altındaki Bütün Cevherleri Çıkarıyoruz projesi kapsamında İkiztepe Höyüğü kazılarına dört yıldır destek vermekten memnuniyet duyuyoruz. Bu çalışmalar yalnızca Anadolu'nun binlerce yıllık tarihinin gün yüzüne çıkarılmasına katkı sunmakla kalmıyor, aynı zamanda kültür turizmini destekleyerek bölge ekonomisine ve yerel kalkınmaya da değer katıyor. Faaliyet gösterdiğimiz her bölgede ekonomik, sosyal ve kültürel gelişime katkı sağlamayı önceliklerimiz arasında görüyoruz. Yeni kazı sezonunda da bu önemli mirasın korunmasına ve bilimsel araştırmaların sürdürülmesine destek vermeye devam edeceğiz.” Kazı Başkanı, İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aslıhan Beyazıt ise bu yılki çalışmalar hakkında “Mevcut kazı alanlarına verilen desteğin sürdürülmesi ve yeni iş birliklerinin geliştirilmesi oldukça önemli. Samsun İkiztepe Höyüğü kazıları Samsun’un en değerli arkeolojik çalışmalarından biri. Eti Bakır'ın desteği sayesinde araştırmalarımızı kesintisiz şekilde sürdürebiliyor, geçmişten günümüze uzanan hikayeyi daha görünür hale getirebiliyoruz” ifadelerini kullandı. Milattan önce 4 bin yılına kadar dayanan buluntularla Anadolu’nun geçmişine ışık tutan İkiztepe Höyüğü, bakır işlemeciliğinin en güzel tarihi örneklerini sunuyor. Aynı zamanda tekstil dokumacılığının en erken örneklerinin görüldüğü kazılarda, bakır alaşımlı silahlar, günlük kullanım eşyaları ve süs objeleri gün yüzüne çıkarılırken Karadeniz’in özgün ahşap mimarisinden buluntular ortaya çıkıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

NATO Zirvesi'nde Diplomasi Masada Değil, Sofrada da Kuruldu! Haber

NATO Zirvesi'nde Diplomasi Masada Değil, Sofrada da Kuruldu!

Doğru kurgulanmış bir menünün kalıcı bir etki bırakabileceğini, sofrada sunulan her ürünün, ev sahibi ülkenin kültürel hafızasını, değerlerini ve misafirlerine verdiği önemi temsil ettiğini kaydeden Prof. Dr. Arslan, “Bazen diplomasi bir cümlede, bazen de aynı sofrayı paylaşmanın oluşturduğu ortak deneyimde hayat bulur.” diye konuştu. Türkiye, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne 22 yıl sonra yeniden ev sahipliği yaparken, zirvenin diplomatik gündemi kadar liderlere sunulan resmi akşam yemeği de uluslararası kamuoyunun dikkatini çekti. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, uluslararası ilişkilerde gastronominin üstlendiği rolü değerlendirdi. “Sofra diplomasisi” uluslararası ilişkilerin sessiz ama güçlü araçlarından biri Uluslararası ilişkiler literatüründe "table diplomacy" ya da "sofra diplomasisi" kavramının giderek daha fazla önem kazandığını ifade eden Prof. Dr. Müge Arslan, şöyle devam etti: “Uluslarası zirvede diplomasi, yalnızca toplantı salonlarında yürütülmez, bazen sofrada da şekillenir. Örneğin; 4-17 Eylül 1978 – Camp David Anlaşmaları; Jimmy Carter, Enver Sedat ve Menahem Begin, ABD’deki Camp David Başkanlık Kampı’nda 13 gün boyunca birlikte yemekler yedi ve gayri resmi sohbetler gerçekleştirdi. Bu samimi ortam, 17 Eylül 1978’de imzalanan anlaşmaların ve sonrasında 1979 Mısır-İsrail Barış Antlaşması’nın temelini oluşturdu. 28-29 Haziran 2019 – G20 Osaka Zirvesi Liderlerin çalışma yemekleri sırasında Donald Trump ile Şi Cinping arasındaki temaslar, ABD-Çin ticaret savaşında geçici yumuşamaya katkı sağladı. Bu tarz yemekler oldukça önemli olup, Uluslararası ilişkilerdeki ‘sofra diplomasisi’ (table diplomacy) açısından oldukça önem taşır.” Menü seçimi yalnızca yemek belirlemek değildir Prof. Dr. Arslan, diplomatik sofralarda hazırlanan menülerin tesadüfi tercihlerden oluşmadığına işaret ederek, “Bu tarz sofralarda yapılan menü seçimleri de oldukça önemlidir. Sofra diplomasisinde menü seçimi yalnızca ikram edilecek yemeklerin belirlenmesi değildir; ev sahibi ülkenin kültürünü, değerlerini ve misafirlerine verdiği önemi yansıtan stratejik bir unsurdur. Bunun önemli olmasının başlıca nedenleri şunlardır: Kültürel kimliği temsil eder, misafire verilen değeri gösterir, samimi bir iletişim ortamı oluşturur, ülke imajına katkı sağlar ve sembolik mesajlar içerir.” diye konuştu. 2026 NATO Zirvesi menüsü Türkiye'nin gastronomik haritasını dünyaya sundu Prof. Dr. Müge Arslan, NATO Zirvesi'nde tercih edilen menünün Türkiye'nin farklı bölgelerini aynı sofrada buluşturan özel bir kurgu taşıdığına dikkat çekerek, şöyle devam etti: “2026 NATO Zirvesi’nde konuklara sunulan menü, Türk mutfağının zenginliğini ve kültürel mirasını dünyaya tanıtan önemli bir unsur oldu. Liderlere sunulan her lezzet, yalnızca bir yemek değil; aynı zamanda Türkiye’nin misafirperverliğini, gastronomi kültürünü ve yerel değerlerini yansıtan bir diplomasi aracı niteliği taşıdı. Çünkü doğru seçilmiş bir menü, ülkelerin hafızasında kalan en güçlü ayrıntılardan biridir. 2026 NATO Zirvesi’nin resmi akşam yemeği için açıklanan menüde, Türkiye’nin farklı bölgelerinden seçilen ürün ve yemeklerin yer aldı. Menüde; Taş fırın pide, Kayseri mantısı, deniz levreği veya dana kaburga, sütlü Nuriye, Maraş dondurması, Trabzon tereyağı, Hizan karakovan balı, Urla sakız enginarı, Tokat yaprağı ve firik pilavı gibi lezzetler tercih edildi.” Tek bir bölge değil, bütün Anadolu aynı sofrada buluştu Prof. Dr. Arslan, bu tercihin bilinçli bir gastronomi stratejisi olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Çok ince düşünülerek hazırlanan bu menü; Gastronomi şölenin yanı sıra siyaset diplomasisinde verilen önemki sembolik mesajlar içeriyordu. Bu durumu bir nevi ‘Gastronomi Diplomasisi’ olarak da değerlendirebiliriz. Gastronomi diplomasisinde verilen bu mesajlar şöyle; Türkiye’nin kültürel çeşitliliği: Menü tek bir bölgeyi değil; Karadeniz, İç Anadolu, Ege, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’dan ürünleri bir araya getirerek Türkiye’nin zengin gastronomik mirasını temsil ediyor. Yerel üretim ve coğrafi kimlik: Trabzon tereyağı, Hizan karakovan balı, Urla sakız enginarı ve Tokat yaprağı gibi yöresel ürünlerin seçilmesi, yerel üretime ve Anadolu’nun tarımsal çeşitliliğine vurgu yapıyor. Gelenek modern sunumla buluşturuldu Gelenek ile modernliğin buluşması: Kayseri mantısı ve Sütlü Nuriye gibi geleneksel yemekler, modern sunum teknikleriyle servis edilerek Türk mutfağının hem köklü hem de çağdaş yönü öne çıkarıldı. Misafir odaklı yaklaşım: Ana yemekte hem balık hem de kırmızı et alternatifi sunulması, farklı damak zevkleri ve beslenme tercihlerine saygıyı gösteren diplomatik bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Gastrodiplomasi ülkelerin yumuşak gücünü artırıyor Gastronominin günümüzde ülkelerin kamu diplomasisinin önemli unsurlarından biri hâline geldiğini belirten Prof. Dr. Müge Arslan, “Yumuşak güç (soft power): Zirve öncesinde Türkiye, Türk mutfağını bir kamu diplomasisi aracı olarak tanıtan ‘gastrodiplomasi’ etkinlikleri düzenledi. Yetkililer, ortak sofraların resmî belgelerin bazen sağlayamadığı karşılıklı anlayışı geliştirebildiğini vurguladı. Bu da menünün yalnızca ikram değil, Türkiye’nin kültürel kimliğini ve misafirperverliğini anlatan bir iletişim aracı olarak kurgulandığını gösteriyor. Bazen diplomasi bir cümlede, bazen de aynı sofrayı paylaşmanın oluşturduğu ortak deneyimde hayat bulur.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İki Dil, Tek Yürek: Hasan Peköz'den "Tez Gel" ile Yeni Bir Müzikal Yolculuk Haber

İki Dil, Tek Yürek: Hasan Peköz'den "Tez Gel" ile Yeni Bir Müzikal Yolculuk

Daha önce İtalya'nın önemli sanatçılarından Giacomo Di Benedetto ile gerçekleştirdiği Türkçe-İtalyanca düet çalışması "Aşk Diyarı / Cuore Mio" ile Türkiye, İtalya ve Avrupa'da büyük ilgi gören Hasan Peköz, yeni eseri "Tez Gel" ile müzikal yolculuğunu başarıyla sürdürüyor. "Aşk Diyarı"ndan "Tez Gel"e: Hasan Peköz Başarı Hikâyesini Yeni Eseriyle Sürdürüyor Tanju Duman Müzik Medya etiketiyle tüm dijital müzik platformlarında yayımlanan "Tez Gel", yayınlandığı ilk günden itibaren müzik otoritelerinden ve dinleyicilerden olumlu yorumlar aldı. Geleneksel Türk halk müziği ezgilerini modern bir yorumla buluşturan eser, sanatçının özgün müzikal kimliğini bir kez daha ortaya koyuyor. Şarkının klibi de en az eser kadar dikkat çekiyor. Yönetmenliğini Tanju Duman'ın üstlendiği klip, sinematik anlatımı ve 35 mm film estetiğini yansıtan görsel diliyle öne çıkıyor. Klibin özel renk düzenleme (color grading) çalışmaları da Tanju Duman ve ekibi tarafından gerçekleştirilerek projeye farklı bir atmosfer kazandırıldı. Hasan Peköz'ün profesyonel müzik yolculuğu, 2019 yılında yayımladığı "Seyir" albümüyle başladı. Ardından "Serüven" (2021), "Gezgin" (2022) ve uluslararası bir kültür köprüsüne dönüşen Giacomo Di Benedetto düeti "Aşk Diyarı / Cuore Mio" (2023) ile devam etti. Sanatçı, son çalışması "Tez Gel" ile bu başarılı müzik serüvenine yeni ve güçlü bir halka ekledi. Müziğe bakış açısını kendi sözleriyle anlatan Hasan Peköz şunları söylüyor: "Geçmişin izlerini bugünün sesleriyle buluşturmaya çalışıyorum. Kimi zaman bir Anadolu türküsünün sıcaklığında, kimi zaman da sınırları aşan evrensel bir aşk hikâyesinde kendimi ifade ediyorum. Benim için müzik, insanları birleştiren ortak bir dildir ve bu anlayış eserlerimin ruhunda kendini gösterir." Hasan Peköz, "Tez Gel" ile sadece yeni bir şarkı değil; kültürün, duygunun ve samimiyetin notalara dönüştüğü yeni bir hikâye sunuyor. Sanatçının özgün yorumu ve güçlü söz dünyasıyla hayat bulan eser, müzikseverleri Anadolu'nun sıcaklığından evrensel duyguların ortak diline uzanan etkileyici bir yolculuğa davet ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

“Filli Boya ile Gündem Sohbetleri” Serisinin Yeni Durağı Diyarbakır Oldu Haber

“Filli Boya ile Gündem Sohbetleri” Serisinin Yeni Durağı Diyarbakır Oldu

. Şirket, global tecrübesini yerel iş birlikleriyle kuvvetlendirme vizyonu doğrultusunda Diyarbakır’daki yerel üretim ortağıyla iş birliğini vurgularken, Türkiye genelinde yeni iş birliklerine imza atarak Anadolu’daki varlığını büyüteceğinin mesajını verdi. Türkiye boya ve ısı yalıtım pazarının öncü ismi Nippon Paint - Betek, iş ortaklarıyla bağlarını güçlendirmek ve sektörün nabzını tutmak amacıyla hayata geçirdiği “Filli Boya ile Gündem Sohbetleri” buluşmalarında rotayı Diyarbakır’a çevirdi. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük ekonomik güçlerinden biri olan; genişleyen organize sanayi bölgeleri, büyüyen ticaret hacmi ve Ortadoğu pazarına yakın lojistik konumuyla üretim merkezine dönüşen Diyarbakır’da, bölgenin inşaat ve iş dünyası temsilcileri bir araya geldi. Yapı güvenliği, sürdürülebilir kentleşme ve enerji verimliliği konularının masaya yatırıldığı toplantıda, şirketin küresel uzmanlığını Anadolu’nun yerel dinamikleriyle birleştiren büyüme stratejisi paylaşıldı. Güner: Merkezimiz İstanbul’da Ancak Kalbimiz Anadolu’da Buluşmaların temel felsefesini “ortak akıl” olarak tanımlayan Nippon Paint - Betek Türkiye Genel Müdürü Hasan Gökhan Güner, paydaşlarla kurulan güçlü bağların sektörel kalkınmadaki rolüne dikkat çekti. Başarıyı iş ortaklarıyla birlikte inşa ettiklerini belirten Güner, “Merkezimiz İstanbul'da ancak kalbimiz Anadolu'da. Boya ve ısı yalıtımı sektörlerinin öncüsü olarak yirmi yılı aşkın süredir devam eden yolculuğumuzda en büyük gücümüzü değerli paydaşlarımızdan aldık. Bugün Gebze, Balıkesir ve Kayseri’deki dev üretim üslerimizin ardından, Diyarbakır'da değerli iş ortağımız İzoset ile gerçekleştirdiğimiz yerel üretim iş birliği sayesinde ısı yalıtımı kategorisinde bölgeye doğrudan hizmet sunmanın gururunu yaşıyoruz. Hedefimiz, global tecrübemizi yerel iş birlikleriyle kuvvetlendirerek Anadolu’ya aktarmak. Bu doğrultuda, Türkiye genelinde bizimle aynı vizyonu paylaşacak yeni yerel firmalarla stratejik iş birlikleri yapmak üzere arayışlarımızı sürdürüyoruz” diye konuştu. “Altından Gayrimenkule Geçiş Öngörüyoruz” Ekonomik parametreleri ve inşaat sektörünün rolünü değerlendiren Güner, Türkiye ekonomisinin en büyük dinamolarından birinin inşaat sektörü olduğunu vurguladı. Yapı sektörünün makroekonomik büyümenin üzerinde performans gösterdiğine değinen Güner, “Geçtiğimiz yıl Türkiye ekonomisi %3 büyürken, inşaat sektörü %10’un üzerinde bir büyüme kaydetti. Bu yıl da benzer bir ivme bekliyoruz. Son iki yılda daralma yaşayan boya sektöründe ise artık dip noktanın geride kaldığını ve geri dönüşün başladığını görüyoruz. Merkez Bankası verileri hane halkı birikimlerinin %40’ının gayrimenkulde, önemli bir kısmının ise altında olduğunu net biçimde ortaya koyuyor. Yastık altında tahmini 700 milyar dolar değerinde bir altın varlığı bulunuyor ve bu portföy doyuma ulaşmış durumda. Tarihsel döngü bize bu birikimin gayrimenkule akacağını gösteriyor. Özellikle 2027 yılının ikinci yarısında beklenen hareketlilikle birlikte, altından gayrimenkule çok güçlü bir geçiş öngörüyoruz. Bölgesel konut üretimi, kentsel dönüşüm ve güvenli yapılaşma hamleleriyle inşaat sektörünün önemli bir dinamosu olan Diyarbakır, bu büyük canlanmanın da merkezi aktörlerinden biri olacaktır. Biz de Anadolu’ya olan sarsılmaz inancımızın bir nişanesi olarak geçtiğimiz yıl Gebze’de devreye aldığımız yeni su bazlı boya tesisimizle bu hızlı değişime ve artacak taleplere en üst teknolojimizle yanıt vermeye hazırız. Betek’in gelecek 10 yıllık ihtiyacını karşılamak üzere hizmet verecek bu tesis, son yıllardaki en büyük yatırım hamlemiz. Yıllık 225.000 ton üretim kapasitesiyle toplam kapasitemizi 345.000 tona çıkaran yeni tesisimiz ile hem üretim ve ürün kalitesinde hassasiyetin artırılmasını hem de inovasyon odaklı büyüme vizyonumuzun güçlenmesini hedefliyoruz. Bu yatırım ile daha esnek ve daha hızlı bir üretim kabiliyeti kazanarak pazardaki değişimlere, müşteri taleplerine ve yeni ürün geliştirme süreçlerine çok daha hızlı karşılık verme imkanına kavuştuk. Bu yıl ise Diyarbakır’da hayata geçirdiğimiz bölgesel üretim yatırımıyla sahaya daha yakın, daha çevik ve daha esnek bir üretim modeline geçiyoruz” dedi. Uludağ: Yerel vizyonumuzu 145 Yıllık Küresel Güç ve İnovasyonla Taçlandırıyoruz Toplantıda markanın pazar gücü ve vizyonu üzerine bir konuşma yapan Nippon Paint - Betek Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Arzu Uludağ, boyada Filli Boya, ısı yalıtımında ise Dalmaçyalı ile pazara yön verdiklerini belirtti. 2019 yılında gerçekleşen Nippon Paint Group birleşmesiyle yerel vizyonu küresel bir teknoloji gücüne dönüştürdüklerini ifade eden Uludağ, “Grup bünyesinde marinadan otomotive pek çok alandaki küresel uzmanlığı, Betek’in yerel yetkinliğiyle harmanlıyoruz. Filli Boya, Türkiye'nin 'Güven Markaları' listesinde yer alan tek boya markasıdır. Dijital dünyada her ay binlerce kez aranan, tüketici hafızasında açık ara ilk sırada yer alan bir markayız. Bu başarıyı, her zaman ilkleri uygulayan ve sektörü daha yüksek teknolojiyle buluşturan vizyonumuza borçluyuz. Gebze'de 2013 yılından bu yana Ar-Ge Merkezi statüsüyle çalışan araştırma-geliştirme bölümümüzün sahip olduğu bu köklü yerel gücü ve mühendislik birikimini, şimdi dahil olduğumuz küresel yapının getirdiği teknolojik ağ ile daha da yukarıya taşıyoruz. Bu küresel gücün en güncel örneği olarak, Tokyo’da faaliyete geçirilen yeni İnovasyon Merkezimizde tüm disiplinlerden Ar-Ge mühendislerimizi kolektif bir yapıda bir araya getirdik. Farklı endüstrilerin teknoloji transferiyle, Türkiye’deki iş ortaklarımıza, ustalarımıza ve tüketicilerimize her zaman hak ettikleri en ileri teknolojiyi sunmaya devam edeceğiz” bilgisini verdi. Zorlu İklim Koşullarına Karşı Teknolojik Kalkan: Nucleus Toplantıda, iklim krizinin yapılar üzerindeki fiziksel etkileri ve bu sürece karşı geliştirilen inovatif çözümler de paylaşıldı. Filli Boya’nın global Ar-Ge ağının ortak çalışması ve Frontier Polymer Technology® ile ürettiği yeni nesil dış cephe boyası Nucleus katılımcılara tanıtıldı. Maksimum su iticilik, nefes alma ve kendi kendini temizleme özelliklerini tek bir yapıda sunan ürünün, değişen hava koşullarında yapı ömrünü uzatmadaki rolü aktarıldı. Canlı organik renklerde 5 yıl, inorganik renklerde ise 10 yıl kesintisiz renk solmazlık garantisi sunan bu teknolojinin sürdürülebilir şehirleşmeye sağladığı katkı vurgulandı. Binalarda Enerji Tasarrufunun Kilidi: Dalmaçyalı Diyarbakır gibi yaz aylarında aşırı sıcak, kış aylarında ise keskin soğukların yaşandığı bölgelerde ısı yalıtımının stratejik bir zorunluluk haline geldiği belirtildi. Güncellenen TS 825 “Binalarda Isı Yalıtım Kuralları” standardı ile yalıtımın sadece kışın ısınma değil, sıcak dönemlerde binaları “soğutma” maliyetlerini düşürmek adına da kritik bir yapı standardı haline geldiği hatırlatıldı. Yalıtım sektörünün öncüsü Dalmaçyalı’nın, birbiriyle tam uyumlu yedi temel sistem bileşeninin tamamını kendi bünyesinde üreten tek entegre üretici olma gücüyle, hem yeni projelerde hem de mevcut yapıların dönüşümünde %60’a varan enerji tasarrufu ve uzun ömürlü performans sunduğu ifade edildi. Ekonomi Kurmayları Gündem Sohbetleri’nde Buluştu Ekonomi dünyasının yetkin isimleri Vahap Munyar ve Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu’nun katılımıyla gerçekleşen toplantıda; küresel piyasaların Türkiye’ye etkileri, makroekonomik göstergeler ile bölgenin ticaret ve sanayi dinamikleri samimi bir sohbet ortamında ele alındı. Ekonomi gündeminin ve sektörel fırsatların interaktif şekilde tartışıldığı “Filli Boya ile Gündem Sohbetleri”, Türkiye’nin stratejik kentlerinde paydaşlarla buluşmaya devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mitler ve Psikolojik Yansımaları Sorgulandı Haber

Mitler ve Psikolojik Yansımaları Sorgulandı

Nilüfer Belediyesi’nin geleneksel olarak sürdürdüğü “Tematik Buluşmalar” etkinliği, bu ay yazar ve akademisyen Göktuğ Halis’i ağırladı. “Mitlerin Psikolojik Yorumsaması” başlığı altında gerçekleşen buluşmada, tarihin eski anlatılarını olan mitlerin, insanların zihin yapısını nasıl şekillendirdiği Nilüferli sanatseverlerle paylaşıldı. Dünya mitolojileri, semboller ve Anadolu’daki kadim inanışlar üzerine yaptığı çalışmaları paylaşan Göktuğ Halis, mitolojinin antik Yunan’a özgü olmadığını, insanlık tarihinin çok daha eski dönemlerine uzandığını söyledi. Halis, “Gerçek bir mitoloji bilimi için arkeoloji, tarih ve karşılaştırmalı din çalışmalarına bakmak zorundayız. Anadolu’nun kırsalında bir kuşla veya bir ağaçla kurulan ilişki bile hâlâ yaşayan bir mitolojidir” diye konuştu. PSİKOLOJİNİN MİTLERLE İMTİHANI Söyleşide, 19. yüzyılın sonundan itibaren psikolojinin mitoloji sahasına girişini ele alan Halis, Sigmund Freud ve Joseph Campbell gibi isimlerin teorilerini yorumladı. Halis, “Mitlerin büyük bir çoğunluğu sanılanın aksine sadece ruh bilimiyle değil, toplumsal sorunları çözme ve kültürel hafızayı koruma işleviyle var olmuştur” dedi. Mitolojinin en büyük gizemlerinden biri olan “tanrıların insanlığı terk etmesi” konusuna da değinen Halis, psikolojinin bu durumu çocukluktaki ebeveyn-çocuk ilişkisinin kopuşuyla açıkladığını belirtti. Göktuğ Halis, kahramanlık mitlerinin dünya genelindeki benzerliğinin ise bireyin toplumda kendi kimliğini kazanma süreciyle ilgili olduğunu ifade etti. Etkinlik, dinleyicilerin soru ve görüşleriyle zenginleşen interaktif bir bölümle sona erdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

27. “Bilişim 500 Araştırması” İçin Başvuru Tarihleri Uzatıldı Haber

27. “Bilişim 500 Araştırması” İçin Başvuru Tarihleri Uzatıldı

Bu yıl “Teknolojinin İpek Yolu Anadolu’dan Geçmeli!” mottosuyla 27. kez gerçekleştirilecek araştırma, sektörün en kapsamlı referans çalışması olarak kamuoyuyla buluşmaya hazırlanıyor. En büyük 500 şirketin, genel sıralamanın yanı sıra faaliyet gösterdikleri alt kategoriler özelinde değerlendirileceği araştırmaya bilişim firmaları için başvuru tarihi 15 Mayıs tarihine kadar uzatıldı. Araştırmanın sonuçları ise 5 Ağustos tarihinde düzenlenecek ödül töreniyle açıklanacak. Bilişim 500 Araştırması, bu yıl “Teknolojinin İpek Yolu Anadolu’dan Geçmeli!” mottosuyla şekillenen temasıyla bilişim dünyasının öncülerini bir araya getirerek sektördeki gelişmelerin paylaşılmasına, deneyimlerin aktarılmasına ve geleceğe yönelik öngörülerin tartışılmasına önemli bir platform sunacak. Tema, geçmişte ticaretin en kritik geçiş noktası olan Anadolu’nun bugün veri, yazılım ve dijital üretimin de merkezi olma potansiyeline dikkat çekecek. Küresel rekabetin teknoloji üzerinden yeniden tanımlandığı bu dönemde Türkiye; coğrafi konumu, genç ve yetkin insan kaynağı ve gelişen teknoloji ekosistemiyle yeni dijital ticaret yollarında güçlü bir rol üstlenebilecek. Bu yaklaşım, Türkiye’nin sadece izleyen değil, yön veren bir oyuncu olması gerektiğine vurgu yaparak tüm sektörü ortak bir vizyon etrafında harekete geçmeye davet edecek. Bilişim 500 ise bu yıl yalnızca rakamları açıklamakla kalmayacak; önemli bir gerçeği de hatırlatacak: Geçmişte ticaret yollarını şekillendirenler geleceğin dünyasını kurarken, bugün teknolojinin yollarını şekillendirenler ise yarının gücünü belirleyecek. Teknolojinin hızla dönüşüm geçirdiği günümüzde, değişim ve gelişmelerden doğrudan etkilenen bilişim sektörüne yeni bakış açıları kazandırmayı, sektör temsilcilerini farklı perspektiflerden düşünmeye davet etmeyi hedefleyen Bilişim 500, Türkiye’nin dört bir yanındaki teknoloji şirketlerinin gücünü ortaya koyarak sektörün gelişimine ışık tutacak. Araştırma başvuruları 15 Mayıs’a kadar devam edip sonuçları ise 5 Ağustos’ta düzenlenecek ödül töreniyle kamuoyuna açıklanacak. Türkiye bilişim sektörü için önemli bir referans kaynağı olmanın yanı sıra bilişim dünyasında fark yaratmak isteyen şirketlere yol haritası sunan Bilişim 500 Araştırması; yerli ve yabancı yatırımcılar ile iş birliği geliştirmek isteyen kurumlar için de güçlü bir rehber olma niteliğini sürdürüyor. Başvurular Bilişim 500 web sitesi üzerinden devam ediyor Bilişim sektörünün “pazar yeri” olarak kabul edilen Bilişim 500’e başvuran şirketler; Sistem Entegratörü ve İş Ortağı, Dağıtıcı, Türkiye Merkezli Üretici ve Uluslararası Merkezli Üretici / Üreticinin Temsilcisi olmak üzere dört ana kategori altında değerlendirilecek. Bu kategorilerin donanım, yazılım ve hizmet gibi alt tabloları bulunurken, yeni teknoloji alanlarını kapsayan özel kategoriler de araştırma kapsamında yer alacak. Başvuru yapan tüm firmaların Bilişim 500 kataloğunda yer alacağı araştırmanın sonuçları, 5 Ağustos 2026 tarihinde düzenlenecek ödül töreniyle kamuoyuna açıklanacak. Törende ayrıca sektörde 25 yılını dolduran kadın bilişimcilere verilecek özel ödüller, 35 yıl emek ödülleri, 50 yıl emek ödülü ve BThaber özel ödülleri de sahiplerini bulacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İlber Ortaylı Anısına Duygusal Buluşma Haber

İlber Ortaylı Anısına Duygusal Buluşma

İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin ev sahipliğinde düzenlenen İZKİTAP-7. İzmir Kitap Fuarı'nda, Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın kızı ve kız kardeşi, usta tarihçinin adını taşıyan kütüphanede kitapseverlerle buluştu. Kültürpark’ta gerçekleşen etkinlikte, Ortaylı’nın yaşamı, merakı ve toplumla kurduğu güçlü bağ duygusal anlarla anıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, İZFAŞ ve TACT Fuarcılık iş birliğiyle düzenlenen İZKİTAP-7. İzmir Kitap Fuarı önemli konukları ağırladı. Geçtiğimiz 13 Mart’ta hayatını kaybeden tarihçi, akademisyen ve yazar İlber Ortaylı’nın kız kardeşi Nuriye Ortaylı ile kızı Tuna Ortaylı, İzmir’de kitapseverlerle bir araya geldi. Etkinlik, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından kente kazandırılan ve İlber Ortaylı’nın hayattayken açılışını yaptığı, onun adını taşıyan kütüphanede gerçekleştirildi. Ortaylı ailesi, burada okurlarla buluşarak İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bu anlamlı hizmet için teşekkür etti. Programa İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay ve İZFAŞ Genel Müdürü Tuğçe Cumalıoğlu da katıldı. Buluşmada Ortaylı ailesi, usta tarihçiye dair anılarını paylaşırken zaman zaman duygusal anlar yaşandı. “Eşsiz üslubu ile toplumda büyük kabul gören bir insandı” İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın topluma önemli katkılar sunan bir akademisyen olduğunu belirterek, onun düşünmeye, sorgulamaya ve bilgiyi yeniden yorumlamaya teşvik eden bir isim olduğunu söyledi. Ortaylı ile birkaç kez bir araya gelip sohbet etme imkânı bulduğunu ifade eden Yıldır, onun ikna edici anlatımıyla dikkat çeken ve çayı çok seven bir insan olduğunu dile getirdi. Yıldır ayrıca, Ortaylı’nın bilgi birikimini günümüze taşıyarak anlamlı bir değer oluşturduğunu vurgulayarak, “Eşsiz üslubu ile toplumda büyük kabul gören bir insandı. Herkes onu sevdi, herkes onu anladı. Bence onun için en büyük hediye de budur” dedi. “Çok erken yaşta tarih okumaya başlamış” İlber Ortaylı’nın kız kardeşi yazar Nuriye Ortaylı da ağabeyine dair anılarını paylaştı. İlber Ortaylı’nın evini kitaplara göre düzenleyen bir insan olduğunu belirten Nuriye Ortaylı, “Kitaplarla ilişkisi daha okumayı öğrenmeden önce başladı. İlk dinlediği kitap annemin kendisine okuduğu Almanca bir masal kitabıydı. Çocukluğundan itibaren oyunlarını bile tarihi figürler üzerine kurdu. Çok erken yaşta tarih okumaya başladı” dedi. “Toplumda her kesimle konuşur, onların hayatını merak ederdi” İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bu kütüphaneyi açtığı için teşekkür eden Nuriye Ortaylı, “Bu kütüphane çok anlamlı. Yaşarken açılmış olması ayrıca çok kıymetli. İlber Ortaylı kendi adını taşıyan bir kütüphane olduğunu gördü. Bu bence çok güzel. İlber bilginin tek kaynağı olarak kitabı gören biri değildi. Anadolu’yu, dünyayı karış karış gezerdi. Her kesimden insanla konuşurdu. Ayrım yapmazdı. Onun için ‘Elitist’ diyenler var. Oysa toplumda her kesimle konuşur, onların hayatını merak eder, fikirlerini öğrenmeye çalışırdı. Beslenme kaynaklarından biri buydu. Onu gerçeğe ,topluma bağlayan şeylerden biri buydu. Bir diğer beslenme noktası da seyahat etmekti” diye konuştu. “Babamın İzmir’e karşı ayrı bir sevgisi vardı” İlber Ortaylı’nın kızı Tuna Ortaylı, babasının İzmir Kitap Fuarı’nın daimi katılımcılarından biri olduğunu anımsatarak, İzmir’e yerleşme fikrinin olduğunu belirtti. Tuna Ortaylı, “Babamın İzmir’e karşı ayrı bir sevgisi vardı. Her zaman İzmir’i alternatif bir yaşam alanı olarak düşünürdü. İstanbul’daki işlerinin azalması halinde İzmir’e yerleşeceğini söylerdi. Ama ben iki çocuk yaparak bu projesine biraz engel oldum. Bugün sizlerin arasında olmak, babamın sevdiği şehirde, sevdiği okurları ile birlikte olmak bizi de çok mutlu ediyor” ifadelerini kullandı. “Sizler sayesinde babam bunu ölmeden görebildi” İlber Ortaylı'nın hayata karşı dev bir merakının bulunduğunu anlatan Tuna Ortaylı, “Kendini hem sözlü hem de yazılı kaynaklardan beslerdi. Hayatı büyük yaşayan, büyük kahkahalı, eğlenceli bir insandı. Böyle insanlar ne kadar sevildiklerini her zaman yaşarken görme şansına erişemiyorlar. Bugün buraya gelen herkese teşekkür ediyorum. Sizler sayesinde babam bunu ölmeden görebildi. Kendi ismine adanmış bir kütüphane olması bile çok önemli” dedi. Etkinlikte katılımcılar ailesine İlber Ortaylı ile ilgili merak ettikleri soruları yöneltti. Programın sonunda yazar Nuriye Ortaylı “Annem Şefika” isimli kitabını imzaladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.