Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Anestezi

Kapsül Haber Ajansı - Anestezi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Anestezi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Royal Canin, TUVECCA ve Medtronic’den Bilim, Beslenme ve Teknolojiyi Buluşturan Genç Masterclass Programı Haber

Royal Canin, TUVECCA ve Medtronic’den Bilim, Beslenme ve Teknolojiyi Buluşturan Genç Masterclass Programı

Veteriner hekimlikte geleceğin eğitim modelinin bugünden şekillenmesine katkı sunan Genç Masterclass Eğitim Programı, hayvan sağlığı ve bilimsel beslenme alanında faaliyet gösteren Royal Canin, acil veteriner hekimliği alanında mesleki ve bilimsel gelişimi destekleyen Türkiye Acil Veteriner Hekimleri Derneği (TuVECCA) ve dünyanın önde gelen tıbbi teknoloji şirketlerinden Medtronic iş birliğiyle gerçekleştirildi. Türkiye’nin dört bir yanındaki veteriner fakültelerinin 5. sınıf intern öğrencilerinin katıldığı ve veteriner hekim adaylarının mesleki gelişimini desteklemek amacıyla düzenlenen program, veteriner hekimlik eğitiminde teorik bilginin uygulama, teknoloji ve farklı uzmanlık alanlarıyla bir araya geldiği bütüncül bir öğrenme deneyimi sundu. Türkiye’de bu kapsamda ilk kez gerçekleştirilen program; hayvan beslenmesinden klinik uygulamalara, bilimsel bilgiden ileri simülasyon teknolojilerine uzanan kapsamlı bir eğitim içeriğini aynı çatı altında buluşturdu. İki gün süren program boyunca genç veteriner hekim adayları alanında uzman isimlerle bir araya gelirken, teorik bilgilerini uygulamalı çalışmalar ve gerçekçi senaryolar üzerinden pekiştirme fırsatı buldu. Genç Masterclass, yalnızca bir eğitim programı olarak değil; özel sektör, meslek kuruluşu ve sağlık teknolojisi alanındaki uzmanlığın ortak bir amaç etrafında buluştuğunda gençlerin mesleki gelişimine nasıl değer katabileceğini ortaya koyan örnek bir iş birliği modeli olarak öne çıktı. Öğrenme deneyimi Royal Canin’de başladı Genç Masterclass’ın ilk günü Royal Canin Türkiye ofisinde gerçekleştirilen eğitimlerle başladı. Programın ilk bölümünde, hayvan sağlığının ayrılmaz bir parçası olan beslenmenin bilimsel temelleri ele alındı. Genç veteriner hekim adayları; doğru beslenmenin hayvanların sağlığı, gelişimi ve yaşam kalitesi üzerindeki rolünü farklı perspektiflerden değerlendirme fırsatı buldu. Beslenmenin yalnızca bir ürün değil, hayvan sağlığının bütünsel bir parçası olduğu yaklaşımı üzerinden şekillenen eğitimlerde, bilimsel bilginin veteriner hekimlik pratiğine nasıl entegre edilebileceği ele alındı. Katılımcılar, beslenme ve klinik yaklaşım arasındaki ilişkiyi farklı örnekler üzerinden değerlendirerek veteriner hekimlik pratiğinde beslenmenin taşıdığı değeri daha yakından keşfetti. Programın ilk günü, genç veteriner hekim adaylarına bilimsel bilgiyi farklı bir bakış açısıyla değerlendirme ve mesleki uygulamalarla ilişkilendirme fırsatı sunarak ikinci gün gerçekleştirilecek teknoloji ve uygulama odaklı eğitimlerin de temelini oluşturdu. Teori, Medtronic İnovasyon Merkezi’nde uygulamaya dönüştü Genç Masterclass’ın ikinci gününde eğitim, Medtronic’in Türkiye’deki İnovasyon Merkezi’nde devam etti. Dünyada yalnızca dokuz ülkede bulunan Medtronic İnovasyon Merkezlerinden biri olan Türkiye merkezinde katılımcılar, ileri teknoloji ve simülasyon altyapısını deneyimleme fırsatı buldu. Anestezi ve anjiyografi simülasyonu, laparoskopik cerrahi, gastrointestinal ve üriner sistem cerrahisinde uygulamalı çalışmalarla teorik bilgiler pratiğe taşınırken; klinik karar verme, uygulama becerileri ve ekip çalışması gibi yetkinlikler gerçekçi senaryolar üzerinden ele alındı. Katılımcılar, simülasyon ortamında farklı klinik durumları deneyimleyerek öğrendikleri bilgileri uygulama fırsatı buldu. Bu deneyim, Genç Masterclass’ın teorik bilgiyi uygulamaya, uygulamayı ise mesleki yetkinliğe dönüştüren yaklaşımını ortaya koydu. Farklı uzmanlıklar, ortak bir vizyonda buluştu Genç Masterclass kapsamında genç veteriner hekim adayları, veteriner hekimliğin farklı uzmanlık alanlarında deneyimli akademisyenlerle bir araya geldi. Programda Prof. Dr. Zeynep Pekcan, Doç. Dr. Kadri Kulualp, Dr. Öğretim Üyesi Yusuf Şen, Dr. Öğretim Üyesi Pınar Can ve Dr. İsmail Altuğ Şen bilgi ve deneyimlerini genç meslektaş adaylarıyla paylaşarak programın bilimsel ve uygulamalı eğitim içeriğine katkı sundu. Alanında uzman akademisyenlerin katkılarıyla gerçekleştirilen eğitimlerde; hayvan beslenmesi, klinik yaklaşım, cerrahi, anestezi, bilimsel bilgi ve uygulamalı öğrenme farklı perspektiflerden ele alındı. Katılımcılar, farklı uzmanlık alanlarından edindikleri bilgileri uygulamalı çalışmalar ve gerçekçi senaryolar üzerinden pekiştirdi. Programın gücü, farklı uzmanlıkların aynı eğitim deneyiminde buluşmasından doğdu. Royal Canin’in hayvan beslenmesi alanındaki bilimsel uzmanlığı, akademisyenlerin klinik ve bilimsel deneyimi, TUVECCA’nın mesleki yaklaşımı ve Medtronic’in ileri tıbbi teknoloji altyapısı, genç veteriner hekimlerin gelişimini destekleyen bütüncül bir eğitim modelinde bir araya geldi. Bu iş birliği sayesinde genç veteriner hekim adayları yalnızca güncel bilimsel bilgileri takip etmekle kalmadı; farklı disiplinlerden beslenerek klinik bakış açılarını geliştirme, ileri teknolojileri deneyimleme ve öğrendiklerini uygulamaya dönüştürme fırsatı elde etti. Genç Masterclass, veteriner hekimlik eğitiminde bilginin farklı uzmanlıklarla, teknolojinin uygulamayla ve deneyimin yetkinlikle buluştuğu yeni bir yaklaşımın ilk adımını attı. Program, genç veteriner hekimlerin mesleki gelişimini desteklerken; sektör, akademi ve teknoloji dünyasının ortak değer yaratabileceği iş birlikleri için de örnek bir model ortaya koydu. “Genç meslektaşlarımızın deneyim kazanmasını çok değerli buluyoruz” TUVECCA Başkanı Doç. Dr. Büşra Kibar, Genç Masterclass’ın genç veteriner hekimlerin mesleki gelişimine sunduğu katkıya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Veteriner hekimliğin bilimsel gelişmeler ve teknolojik yeniliklerle sürekli gelişen dinamik bir meslek olduğuna dikkat çeken Kibar, genç meslektaşların eğitim süreçlerinde teorik bilginin yanı sıra farklı disiplinlerden uzmanlarla bir araya gelerek deneyim kazanmalarının önemini vurguladı. Kibar, Genç Masterclass’ın bu yaklaşımı somutlaştıran değerli bir örnek olduğunu belirterek, “Genç Masterclass’ın bu yaklaşımı somutlaştıran değerli bir örnek olduğunu düşünüyoruz.” “Royal Canin ve Medtronic ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, genç veteriner hekimlerin mesleki gelişimine destek olurken aynı zamanda mesleğimizin geleceğine yönelik ortak bir vizyon ortaya koyuyor. Farklı uzmanlık alanlarını aynı eğitim çatısı altında buluşturan bu modelin yeni iş birliklerine de ilham vereceğine inanıyoruz” dedi. “Birlikte hayal ettiğimiz bir projeyi gerçeğe dönüştürdük” Royal Canin Avrasya Bilimsel İlişkiler ve İletişim Yöneticisi Veteriner Hekim Murat Altunyuva, Genç Masterclass’ın ortaya çıkış sürecine ilişkin değerlendirmesinde, genç veteriner hekimlerin gelişimine yapılan yatırımın sektörün geleceğine doğrudan katkı sunduğunu ifade etti. Altunyuva “Genç veteriner hekimlerin gelişimini desteklemenin, sektörümüzün geleceğine katkı sağlamak olduğuna inanıyoruz. Genç Masterclass, birlikte hayal ettiğimiz bir projenin gerçeğe dönüşmüş hali. Beslenme, bilim, teknoloji ve uygulamalı eğitimi aynı programda buluşturarak genç veteriner hekim adaylarına farklı disiplinleri deneyimleyebilecekleri bir öğrenme ortamı sunduk” dedi. TUVECCA ve Medtronic ile gerçekleştirilen iş birliğinin önemine de değinen Altunyuva, “Bu iş birliği, genç veteriner hekimlerin mesleki gelişimine anlamlı bir destek sunarken veteriner hekimlik eğitimine de yeni bir bakış açısı kazandırıyor. Bizim için Genç Masterclass, yalnızca iki günlük bir eğitim programı değil; farklı uzmanlıkların bir araya geldiğinde nasıl daha büyük bir değer yaratabileceğini gösteren bir iş birliği modeli” ifadelerini kullandı. “Teknolojiyi deneyimlemek, genç veteriner hekimler için önemli bir kazanım” Medtronic İnovasyon Merkezi (MIC) Yöneticisi ve Kıdemli Eğitim Müdürü Ebru Gökşahin Yüksel, Genç Masterclass kapsamında genç veteriner hekim adaylarını Medtronic İnovasyon Merkezi’nde ağırlamaktan duydukları memnuniyeti ifade etti. Programın, veteriner hekimlik eğitimi ile ileri tıbbi teknoloji arasında güçlü bir bağ kurulmasına katkı sunduğunu belirten Gökşahin Yüksel, teorik bilginin simülasyon ve uygulamalı çalışmalarla desteklenmesinin genç meslektaş adayları açısından önemli bir deneyim olduğunu söyledi. Genç Masterclass’ın farklı disiplinleri bir araya getiren yapısının önemine de dikkat çeken Gökşahin Yüksel, “Royal Canin, TUVECCA ve Medtronic’in bilgi ve deneyimlerini aynı eğitim çatısı altında buluşturması, genç veteriner hekimlerin gelişimi açısından değerli bir model ortaya koydu. Medtronic olarak ileri tıbbi teknoloji alanındaki deneyimimizi veteriner hekimlik eğitimiyle buluşturmaktan ve genç meslektaş adaylarının gelişimine katkı sunmaktan büyük memnuniyet duyduk” ifadelerini kullandı. Bir eğitim programından daha fazlası Genç Masterclass, bilimsel bilgi ile uygulamalı deneyim arasındaki bağı güçlendiren bir eğitim modeli ortaya koydu. Bu yönüyle program, veteriner hekimlik alanında gençlerin gelişimini destekleyen yeni nesil eğitim modelleri için de güçlü bir örnek oluşturdu. Aynı zamanda özel sektör, meslek kuruluşları, akademi ve sağlık teknolojisi alanındaki kurumların ortak bir amaç etrafında buluşarak eğitim alanında yaratabileceği değeri ortaya koydu. Royal Canin, önümüzdeki dönemde de sağlık profesyonellerinin gelişimine, bilimsel bilgi paylaşımına ve veteriner hekimlik mesleğinin geleceğine katkı sağlayacak katma değerli iş birlikleri ve projeler geliştirmeye devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zeka ile Hastalık Tanı ve Tedavisinde Yüzde 90’a Yakın Doğruluk!  Haber

Yapay Zeka ile Hastalık Tanı ve Tedavisinde Yüzde 90’a Yakın Doğruluk! 

Beyin görüntüle yöntemlerinin hızla geliştiğini vurgulayan Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Nörobilimi kaçıran, tarihsel olarak geride kalacaktır. İnsan davranışıyla ilgilenen biri bu gelişmeleri kaçırırsa, bu hızlı dönüşümün dışında kalır.” dedi. Tarhan, hastalıklarda yüzde 90 oranında tanıyı doğrulamanın, yapay zeka ile beyin dalgalarının okunmasıyla mümkün hale geldiğini söyledi. Üsküdar Üniversitesi’nce bu yıl ‘Demansın Erken Teşhisine Multidisipliner Yaklaşım’ ana temasıyla düzenlenen 14. Kognitif Nörobilim ve 4. Nöroteknoloji Kongresi, Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu'nda gerçekleştirildi. Demansın erken belirtilerini ele veren yeni keşifler ile erken tanıda rol alan son gelişmelerin ele alındığı kongre, alanında uzman isimleri bir araya getirdi. Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Önümüzdeki yıllarda psikiyatrik hastalıkların tanımlanma biçimi kökten değişecek” Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şu anda yapay zekâ ve dijital devrim yaşadığımızı aktardı. Sanayi devriminin daha yavaş bir değişime yol açtığını ancak dijital devrimin çok daha hızlı bir dönüşümü beraberinde getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bu hızlı değişim, klinik alanları ve tıbbi hastalıkları da etkiliyor. Birçok nöropsikiyatrik hastalık yeniden tanımlanıyor.” dedi. Bugüne kadar hastalıkları tanımlarken kullanılan sistemlerin daha çok anatomik temelli olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Şizofreni, demans gibi tanılar, büyük ölçüde anatomik bilgiler üzerinden ele alınıyordu. Ancak artık yalnızca anatomik bağlantılar değil, fonksiyonel bağlantılar da ölçülebilir hâle geldi. Biyobelirteçler ortaya çıktı, epigenetik etkiler ölçülebiliyor ve gen ifadesindeki değişimler izlenebiliyor. Tüm bunlar, önümüzdeki yıllarda psikiyatrik hastalıkların tanımlanma biçimini kökten değiştirecek. Örneğin ‘şizofreni’ demek yerine, beynin amigdala ile prefrontal bölgesi arasındaki ya da farklı bölgeler arasındaki bağlantı bozuklukları üzerinden tanımlamalar yapılabilecek.” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Tarhan: “Nörobilimi kaçıran, tarihsel olarak geride kalır” Günümüzde yeni bir beyin görüntüleme yöntemi olarak elektromanyetik tomografinin öne çıktığını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Önce X-ray temelli tomografi, ardından manyetik rezonans görüntüleme teknikleri gelişmişti. Şimdi ise elektromanyetik tomografi, beyindeki elektriksel haritalamaları ortaya koyuyor. Böylece hastalıklarla beynin fonksiyonel bağlantıları arasındaki ilişkileri ölçebilir hâle geldik.” dedi. Tüm bunların, tıpta ve özellikle psikiyatride ciddi bir paradigma dönüşümüne işaret ettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti: “Nörobilimi kaçıran, tarihsel olarak geride kalacaktır. İnsan davranışıyla ilgilenen biri bu gelişmeleri kaçırırsa, bu hızlı dönüşümün dışında kalır. Son yıllarda psikiyatride dikkat çeken konulardan biri de ‘Default Mode Network’. Biz buna ‘anlam ağı2’da diyoruz; benlik algısıyla ilişkilidir. Bu ağ içinde, paryetal lobun medial bölgesinde yer alan precuneus adlı yapı özellikle dikkat çekiyor. Precuneus’un benlik algısıyla doğrudan ilişkili olduğu görülüyor. Bu oldukça önemli ve yeni bir bilgi.” Tarhan: “Yüzde 90’a yakın doğrulukla tespit eden yazılımlar geliştirdik” Bilinçle ilgili çalışmalar da bu alanı destekliyor diyen Tarhan, “Anestezi uygulandığında bu bölgenin aktivitesi baskılanıyor ve bilinç kaybı gerçekleşiyor. Dolayısıyla bu bölgenin bilinçle doğrudan ilişkili olduğu anlaşılıyor. Bu gelişmelerin tamamı, tanı ve tedavi süreçlerinde yeni yaklaşımların önünü açıyor. Özellikle geliştirdiğimiz ve patentini aldığımız ‘NP modeli’ bu açıdan önemli. Beynin elektriksel fonksiyonlarını, elektromanyetik dalgaları ve yapay zekâyı kullanarak hastalıkları değerlendirebiliyoruz. Örneğin obsesif kompulsif bozukluğu (OKB), hastayı hiç görmeden, normal popülasyonla karşılaştırarak yüzde 90’a yakın doğrulukla tespit edebilen yazılımlar geliştirdik. Şimdi hastalıklarda yüzde 90 oranında tanıyı doğrulama, yapay zeka ile beyin dalgalarının okunmasıyla mümkün hale geldi. Bu çalışmalar hâlen devam ediyor. Bu nedenle yapay zekâyı herkesin öğrenmesi ve anlaması gerektiğini düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Tarhan: “Yapay zekâ bugün popüler hâle gelmiş olsa da biz bu çalışmaları yıllar öncesinden başlatmıştık” Bu konuya verilen önemin yeni olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “2008’li yıllardan itibaren bu alana yöneldik. 2017 yılında derin öğrenme üzerine bir laboratuvar kurmak istedik. Bu kapsamda bir proje hazırladık. Başlangıçta büyük bir ilgi gördü; ancak süreç ilerlerken beklenmedik şekilde durdu. Daha sonra Ankara’da NÖROM adlı bir merkez kuruldu. İçeriği büyük ölçüde bizim hazırladığımız projeyle örtüşüyordu. Elbette devletimizin böyle bir merkez kurması sevindiricidir; ancak proje fikrinin bize ait olduğunu da belirtmek isterim.” dedi. Nöroteknolojide güçlü konum 2019 yılında ‘Hesaplamalı Psikiyatri’ başlığıyla hazırlanan çalışmaya da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Çalışmayı 2020’de Amerikan Psikiyatri Birliği Kongresi’ne sunduk. Sunum kabul edildi ve büyük ilgi gördü. Hatta yılın sunumu seçildi. 2021 yılında bu sunum, tüm dünyada online olarak tekrar yayımlandı. Düşünün ki yapay zekâ bugün popüler hâle gelmiş olsa da biz bu çalışmaları yıllar öncesinden başlatmıştık. Bugün geldiğimiz noktada nöroteknoloji alanında güçlü bir konumdayız. Çünkü üniversitemizin kuruluş teması buna dayanıyor: nörobilim, genetik, sağlık, mühendislik ve bilgisayar bilimlerinin bir araya gelmesi. 2013 yılında başlattığımız Bilim ve Fikir Festivali de bu vizyonun bir parçasıydı. O dönemde Türkiye’de bilim festivali yoktu. ‘Neden bilim festivali yok?’ diye yola çıktık ve bu etkinliği başlattık. Bu yıl 11.’si düzenlenecek. Her yıl yüzlerce lise öğrencisi katılıyor. Bu festivalin amacı, geleceğin bilim insanlarını ve potansiyel Nobel adaylarını desteklemekti. Araştırmalar gösteriyor ki insan beyni, öğrenmeyi eğlenceli ve disiplinli bir ortamda daha iyi gerçekleştiriyor. Biz de bilimi eğlenceli hâle getirmek istedik ve bu yaklaşım büyük ilgi gördü. ” açıklamasını yaptı. Prof. Dr. Tarhan: “Artık her şey hesaplamalı ve matematik temelli ilerliyor” Bu alandaki çalışmaların geleceğin tıbbını, nörobilimini ve psikiyatrisini şekillendireceğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Artık her şey hesaplamalı ve matematik temelli ilerliyor. Matematik ile mantığın birleşmesi bilgisayarı doğurduysa, matematik ile psikiyatrinin birleşmesi de yapay zekâyı doğurdu.” dedi. Eskiden bu alanda çalışanlara ‘fazla hayalci’ denildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Ancak bugün bu bakış açısı büyük ölçüde değişti. Nörobilimle ilgilenenler, geleceği daha iyi yakalayacaklardır. Bu nedenle bu toplantıya katılan herkesi vizyoner olarak görüyorum. Nöroteknoloji ile kognitif nörobilimi birleştiren tüm katılımcılara ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Artık nöroloji de klasik yaklaşımlarını sorguluyor ve dönüşüyor.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ: “Demans'ta erken tanı, geciktirilmiş tanıdır.” Kongrenin ilk sunumunu ‘Demansta Erken Tanı Kavramı’ konusunda gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Nörobilim Anabilim Dalı Başkanı, NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Demans'ta erken tanı, geciktirilmiş tanıdır.” dedi ve bu kavramın, bir tecrübenin eseri ve aynı zamanda bir mesajı olduğunu dile getirdi. Öncelikle ‘neden?’ sorusunu sormak gerektiğine değinen Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, şöyle devam etti: “Demans, genel olarak kronik zeminde oluşmuş bir sendromdur. Tıbbi anlamda esas olan, risk faktörlerinin ve demans öncesi hastalık evrelerinin tanısıdır. Demans kavramının ortak iç yüzeyine baktığımızda kronik seyirli bir sendrom olduğu görülür ve dört ana özelliği vardır; bilinç korunmuştur, kognitif/bilişsel zayıflama vardır, kişilik ve davranış anormalliği vardır, gündelik yaşam işlevlerinde bozulma vardır. Akut demans diye bir kavram yoktur. Eğer demansa benzeyen akut bir sendromla karşılaşırsanız, aklınıza ilk gelmesi gereken deliryumdur. Deliryum, psikiyatride demansla birlikte gündeme gelir ve tedavisi mümkün ve başarılı olan bir sendromdur. Demansın ortaya çıkışını belirleyici faktörler arasında; süre faktörü, risk faktörleri, nörodejenerasyon faktörleri ve demans potansiyeli taşıyan hastalıklar bulunur. Her demansın bir oluşum süresi, belirli risk faktörleri, nörodejenerasyon aşamaları ve hastalık faktörleri vardır. ‘Demanslarda erken tanı, geciktirilmiş tanıdır’ derken dayandığımız faktörleri kısaca gözden geçirecek olursak: Alışılmış risk faktörleri arasında ileri yaş, inme, travma, enfeksiyon, sistemik hastalıklar ve psikiyatrik faktörler bulunurken, son 30-40 yılda genetik faktörler riskler arasında ilk sıraya yerleşmiştir.” Prof. Dr. Barış Metin: “Erken tanıda kantitatif EEG, gözle fark edilemeyen ince değişiklikleri ortaya çıkarabilir” Kongre kapsamında sunum gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin ‘Demansın Erken Tanısında EEG Biyobelirteçleri’ konusunda bilgiler paylaştı. EEG’nin, aslında çok eski bir tetkik olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Barış Metin, “Son yıllarda ise demansın erken tanısı için EEG biyobelirteçleri, özellikle hesaplamalı uygulamalar, hesaplamalı nörobilim ve sinyal işleme biliminin güçlenmesi ile yapay zekâ ve derin öğrenmenin kullanımına paralel olarak hızla artmıştır.” dedi. Demansta EEG’nin neden iyi bir tetkik olduğunu açıklayan Prof. Dr. Metin, şunları söyledi: “EEG uygulaması kolay, non-invaziv ve ucuz bir tetkiktir. Ayrıca beyin fonksiyonları hakkında bilgi verir ve herhangi bir risk oluşturmadan sıkça tekrar edilebilir. Kantitatif EEG yöntemi kullanıldığında, beyin osilasyonları sayısal veriye dönüştürülür ve bir kişinin osilasyonları veya EEG indeksleri, popülasyonun normatif değerleriyle karşılaştırılarak artmış veya azalmış gibi istatistiksel çıkarımlar yapılabilir. Bu yöntem, demans ile depresyon ayrımı gibi somut pratik problemleri çözmede de ciddi düzeyde yardımcı olur. Erken tanıda kantitatif EEG, gözle fark edilemeyen ince değişiklikleri ortaya çıkarabilir. EEG, genellikle gözle analiz edilse de kantitatif yöntem, erken dönem farklarını tespit etmemizi sağlar. Ucuz ve kolay uygulanabilir olduğundan, tarama testi açısından geniş kitlelere uygulanabilir. Hasta takibi sırasında birçok EEG kaydı yapılabilir. Böylece demansa özgü bulgular ve başlangıç durumunun progresyonu takip edilebilir. Demansın en temel EEG bulguları; yavaş dalgaların (teta, delta) artışı ve hızlı dalgaların (alfa, beta) azalmasıdır. Buna spektral kayma denir. Bu durum, klinik olarak demans henüz ortaya çıkmamış, fakat riski yüksek bireylerde de gözlemlenebilir. Kantitatif EEG ile bu tablo sıkça görülür; delta ve teta dalgalarının spektral gücü artmış, alfa ve beta dalgalarının spektral gücü azalmış olarak gösterilir.” Prof. Dr. Sultan Tarlacı: “LORETA, EEG sinyalini üç boyutlu beyin yapısına dönüştürerek sinyalin hangi beyin bölgesinden geldiğini tespit etmeyi sağlar” ‘Alzheimer Hastalığının Erken Tanısında Düşük Çözünürlüklü Beyin Eloktromanyetik Tomogrofisi (LORETA)’ başlıklı bir sunum gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı ise EEG’nin yüzyılı aşan bir hikâyeye sahip olsa da yazılımlar geliştikçe ve sinyal analizi yöntemleri ilerledikçe gördüğümüz bilgilerin giderek arttığına değindi. Düşük çözünürlüklü elektromanyetik tomografinin nispeten yeni olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Klasik bir EEG yüksek zamansal çözünürlük sağlar. Ancak uzun yıllar, kaydedilen elektriksel aktivitenin esas kaynağının neresi olduğu bilinmemekteydi. EEG kayıtları, korteksteki birçok piramidal nöronun elektriksel aktivitesini kaydeder. Elektrot sayısını artırarak belirli beyin loblarının veya bölgelerinin karşılığını görmek mümkündür; örneğin frontal lobun ön ve arka kısmı, temporal lobun ön ve arka kısmı veya orta hat gibi bölgeler hakkında fikir edinilebilir. Fakat bu sinyali beynin derin yapıları ve fonksiyonel anatomisiyle ilişkilendirmek uzun süre zor olmuştur.” dedi. 1996 yılında geliştirilen LORETA yöntemi ile bu sorunun aşıldığını aktaran Prof. Dr. Tarlacı, konuşmasında şu noktalara değindi: “LORETA, matematiksel algoritmalar ve ileri hesaplamalar kullanarak düşük çözünürlüklü bir manyetik tomografi gibi işlev görür ve beynin derinliklerindeki elektriksel aktiviteyi anlamamızı sağlar. Normal şartlarda EEG sinyali, düz bir beyin yüzeyi üzerine yayılır. Ancak kafatası ve beyin düz bir yapı değildir; elipsoidal, üç boyutlu bir yapıya sahiptir. LORETA tekniği, sinyali iki boyutlu yapıdan üç boyutlu beyin yapısına dönüştürür. Bu sayede gelen sinyalin beyin derinliklerinde hangi anatomik bölgeden kaynaklandığı tespit edilebilir ve alfa, beta, gama, delta, teta bantları üzerinden ilgili beyin alanı belirlenebilir. LORETA’nın temel özelliği, elektriksel sinyali yapısal anatomi üzerine yerleştirip buradan fonksiyonu çıkarmaktır. Üç aşamalı bir yöntemdir. Edinilen bilgiler, fonksiyonel MR’dan elde edilen verilerle de uyumludur. LORETA ile sinyalin kaynağı ve hangi yapının farklı çalıştığı, hangi fonksiyonların kaybolduğu anlaşılabilir. Konumuz demans olduğundan, belirli networkler doğrudan demansla ilişkilidir. Örneğin dil networkleri, hipokampus, entorhinal korteks ve amigdaloid çekirdek gibi yapılar hafıza ve duygu ile ilişkilidir. Sinyalin kaynaklarını yapısal anatomi ile birleştirerek fonksiyon kaybı LORETA ile gözlemlenebilir. Erken teşhis sorunu her zaman önemlidir; prodromal evreyi yakalamak gerekmektedir.” Alanında uzman isimler sunum gerçekleştirdi! Kongrede daha sonra NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Nöropsikolog İnci Birincioğlu “Demansın Erken Teşhisinde Nöropsikolojik Değerlendirme Testleri”, NPİSTANBUL Hastanesi Radyoloji Uzmanı Dr. Necati Alp Tabak “Demansta Erken Radyolojik Bulgular”, NPİSTANBUL Hastanesi Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Yeşim Özdemir “Unutkanlıktan Demansa Giden Yolda: Erken Tanıda Genetik Ve Mitokondriyal Göstergeler”, Prof. Dr. Erdinç Dursun “Demansta Kan Biyobelirteçleri Ve Kullanım Koşulları”, Prof. Dr. Duygu Gezen Ak “Demansta Beyin Omurilik Sıvısı Biyobelirteçleri”, Dr. Öğr. Üyesi Onur Erdem Şahin “Demans Tanısında Nükleer Tıp: Fdg-Pet İle Görüntülemenin Klinik Önemi”, Doç. Dr. Özgül Ekmekçioğlu “Demans Tanısında Nükleer Tıp: Diğer Moleküler Görüntüleme Yöntemleri”, Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu “Yeni Gelişen Hastalık Modifiye Edici Tedaviler Işığında Biyolojik Erken Tanıya Yaklaşım”, NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini “Demansta Nöromodülasyon Uygulamaları”, Üsküdar Üniversitesi Düzenleme Kurulu Sekreteri Dr. Psk. Shams Farhad “Amnestik Hafif Bilişsel Bozuklukta (Ahbb) İşlevsel Beyin Bağlantısallığı” ve Uzm. Müh. Sahar Taghizadeh Makouei “Demansın Erken Teşhisinde Yapay Zekâ Uygulamaları” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdiler. Toplu fotoğraf çekimi yapıldı Kongreye sunumlarıyla katkı sağlayan konuşmacılara teşekkür belgesi takdim edildi ve toplu fotoğraf çekimi gerçekleştirildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

45 Yaş Üzerine Kolonoskopi Uyarısı! Haber

45 Yaş Üzerine Kolonoskopi Uyarısı!

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, kolon kanserinde erken tanının önemi, kolonoskopinin hayati rolü ve yaşam tarzı faktörleriyle korunmanın mümkün olduğu hakkında açıklamalarda bulundu. Kolon kanseri tedavisi mümkün olan ancak düzenli takip gerektiren bir hastalık! Kolon kanserinin günümüzde en çok karşılaşılan üçüncü kanser çeşidi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Yaygın olarak görülmesi nedeniyle takip edilmesi gerekir.” dedi. Kolon kanserinin tedavisi mümkün olan bir hastalık olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Atamer, “45 yaşın üzerindeki herkesin mutlaka kolonoskopi yaptırması gerekir. Ancak ailesinde özellikle birinci derece akrabalarında kolon kanseri olan kişiler, akrabalarının kolon kanserine yakalandığı yaşın on yıl gerisinden başlayarak düzenli olarak kolonoskopi yaptırmaları önerilir.” şeklinde konuştu. Kolon kanserleri genellikle belirti vermeden ilerliyor! Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Kolonoskopi yapılarak düzenli takip edilen kişilerde hastalığı erken yakalamak mümkündür.” dedi. Kolon kanserinin genellikle belirti vermediğini hatırlatan Prof. Dr. Atamer, “Kanserler polip olarak başlar. Bu nedenle kolonoskopi yapıldığında polip aşamasındayken yakalanırsa polibi çıkartmak suretiyle hastalığı önlemek mümkün. Çünkü kolon kanserleri genellikle sinsi seyreder. Sol kolon tarafını tutan kanserler kanamayla erken belirti verdiğinde doktora gelinir. Ancak sağ tarafı tutan kolon kanserleri geç belirti verir.” açıklamasını yaptı. Kolonoskopi, kolon kanserinin ortaya çıkarılmasında altın standart! Kolon kanserinin sadece genetik faktörlere bağlı olarak oluşmadığının altını çizen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Beslenme alışkanlıkları, özellikle sigara ve alkol tüketimi de riski artırır.” dedi. Kırmızı et tüketimi, şarküteri ürünleri, yağlı gıda tüketimi, aşırı kilo ve hareketsizliğin kolon kanserinin gelişmesinde rol oynadığını aktaran Prof. Dr. Atamer, sözlerini şöyle tamamladı: “Özellikle yanmış et ürünleri kolon kanserleri oluşma riskini artırır. Bu nedenle yanmış gıdalardan uzak durmakta fayda var. Kolon kanserinden korunmak için özellikle düzenli egzersiz, kilo kontrolü, sigara ve alkolden uzak durmak ve yanmış gıdalardan kaçınmak önemlidir. Ayrıca Akdeniz diyeti dediğimiz bol lifli gıdalar ile sebze tüketilmesinde fayda vardır. Bu nedenle hiçbir şikâyeti olmasa dahi 45 yaşını geçen her bireyin kolonoskopi yaptırmasında fayda vardır ve hâlâ günümüzde kolonoskopi kolon kanserinin ortaya çıkarılmasında altın standart olarak rol oynar. Kolonoskopiyi erteleyen ya da yaptırmaktan çekinen bireylere özellikle belirtmek gerekir ki kolonoskopi genellikle anestezi altında, tam uyutarak yapıldığı için hasta hiçbir şey hissetmez.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.