Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Anlam

Kapsül Haber Ajansı - Anlam haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Anlam haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Marble Talks’ta Doğal Taşın Geleceği Konuşuldu Haber

Marble Talks’ta Doğal Taşın Geleceği Konuşuldu

D Hol D-Design Arena sahnesinde gerçekleştirilen oturumlarda mimarlar, iç mimarlar, tasarımcılar ve akademisyenler, doğal taşın mimari projelerdeki kullanımına ilişkin bilgi ve deneyimlerini paylaşıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde. İZFAŞ tarafından düzenlenen Marble İzmir kapsamında gerçekleştirilen Marble Talks’ın öne çıkan oturumlarından biri, dünya doğal taş sektörünün iki ana aktörü Türkiye ve İtalya’yı aynı sahnede buluşturdu. “Küresel Pazarda Doğal Taş: Yerel Güç ve Değişen Dinamikler” başlıklı oturumda, TÜMMER Yönetim Kurulu Başkanı Hanifi Şimşek ile İtalya Mermer Makineleri Üreticileri Konfederasyonu Onursal Başkanı Flavio Marabelli sektörün mevcut durumu ve geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Küresel pazarda değer, iş birliği ve rekabet vurgusu Küresel pazara ilişkin veriler paylaşarak katma değerli ürünlerin önemine dikkat çeken Flavio Marabelli, “Taş ocaktan çıkıyor ama asıl değer orada oluşmuyor. Bugün mesele ne kadar ürettiğimiz değil, o ürüne nasıl bir değer kattığımız. Bunda işlenmiş ürünler, teknoloji ve tasarım belirleyici hale gelmiş durumda” ifadelerini kullandı. Küresel ticarette yaşanan gelişmelere de değinen Flavio Marabelli, artan vergiler, ticaret engelleri ve jeopolitik gelişmelerin sektörü doğrudan etkilediğini ifade ederek özellikle ABD ve Körfez ülkeleri pazarlarında yaşanan değişimlerin ticaret akışını ve sektör içindeki ilişkileri zorlaştırdığını dile getirdi. Sektörün, ülke ayrımı olmadan birlikte hareket etmesi gerekliliğine dikkat çeken Marabelli, “Doğal taş sektörü, yapısı gereği zaten uluslararası bir üretim modeliyle ilerliyor. Aynı projede farklı ülkelerden gelen taş, teknoloji ve uygulamalar birlikte bulunabiliyor. Bu zaten birlikte üretimin kendisi. Ülkelerin birbirini rakip olarak konumlandırması doğru bir yaklaşım değil. Asıl mesele, doğal taşı taklit eden ürünlere karşı sektörün ortak hareket etmesi olmalı” diyerek doğal taşın sürdürülebilirliği, kültürel değeri ve özgünlüğünün birlikte anlatılmasının önemini vurguladı. “Sektörün geleceği açısından belirleyici” Hanifi Şimşek ise Türkiye’nin doğal taş sektöründeki konumuna değinerek, ülkemizin zengin rezervleri ve yüksek üretim kapasitesiyle küresel ölçekte güçlü bir tedarikçi olduğunu ifade etti. Şimşek, son yıllarda işlenmiş ürün ihracatını artıran sektörün yol haritasına ilişkin değerlendirmesinde, “Bu gücü artık daha yüksek katma değere dönüştürmemiz gerekiyor. Doğal taşın projelerde daha fazla yer bulması için mimarlar ve tasarımcılarla daha yakın çalışmamız gerekiyor. Ürünün değeri, tasarım sürecine ne kadar dahil olduğuyla doğrudan ilişkili. Marble İzmir’deki bu platformu da bu açıdan çok önemli buluyorum” dedi. Uluslararası iş birliklerine de değinen Şimşek, kısa süre önce kurulan Doğal Taş Stratejik İttifakı’nın (NSSA) önemine dikkat çekerek, farklı ülkelerden sektörde söz sahibi derneklerin bir araya geldiği bu yapının doğal taş sektöründe ortak hareket etme kültürünü güçlendirdiğini belirterek, bu yaklaşımın sektörün geleceği açısından belirleyici olacağını ifade etti. Doğal taşın mimarideki anlatısı Programın diğer oturumlarında ise doğal taşın mimarlık ve tasarım dünyasındaki yeri farklı başlıklar altında ele alındı. “Mimari Projelerde Doğal Taş Hikayeleri” başlıklı oturumda, İzmir Serbest Mimarlar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Onur moderatörlüğünde, Yüksek Mimar Melis Varkal konuşmacı olarak yer aldı. Uğur Onur, Marble İzmir’in uluslararası ölçekte öne çıkan sayılı fuarlardan biri olduğunu belirterek bunun önemli bir gurur kaynağı olduğunu ifade etti. Onur, “Pek çok kişi mermeri soğuk bir malzeme olarak algılıyor ancak ben onu hem sıcak hem de verdiğiniz her şeyi size yansıtan güçlü bir malzeme olarak görüyorum” dedi. Melis Varkal ise projelerindeki doğal taş kullanımına ilişkin bilgi vererek, “Projelerimizde doğal taşı kullanırken bölgesel ölçekte yakınlık, mesafe ve yerellik gibi unsurlar bizim için belirleyici oluyor. Bulunduğumuz coğrafyanın taşını kullanmayı önemsiyoruz” diye konuştu. Değişen tasarım anlayışı ve doğal taş kullanımı İzmir Ekonomi Üniversitesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Can Özcan moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Değişen Zamanlar” oturumunda Selanik Aristoteles Üniversitesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Despoina Zavraka, Saint Petersburg Stieglitz State Sanat ve Tasarım Akademisi’nden Prof. Dr. Ilia Palaguta, Politecnico di Milano Üniversitesi’nden Prof. Dr. Marinella Ferrara ve Varşova Güzel Sanatlar Akademisi’nden Prof. Michal Stefanowski konuşmacı olarak yer aldı. Oturumda, doğal taşın tarih boyunca mimarlık ve sanat üretiminde üstlendiği rol ele alınırken, taşın hafıza, anlam ve deneyim üretme kapasitesine dikkat çekildi. Günümüzde bu ilişkinin yeniden tanımlandığı belirtilirken, mimar ve tasarımcıların malzemeye yeni işlevler kazandıran, deneyim odaklı ve araştırmaya dayalı yaklaşımlar geliştirdiği vurgulandı. Doğal taşın mimarlık tarihindeki önemi anlatıldı “Tasarım Yaklaşımında Doğal Taşın Anlamı, İmkanlar ve Sınırlar” başlıklı oturumda ise Mimar Dr. Dürrin Süer moderatörlüğünde; mimarlar Burçin Demirsoy, Derya Akdurak ve Tolga Kezer konuşmacı olarak yer aldı. Dürrin Süer, doğal taşın mimarlık tarihindeki yerine dikkat çekerek, “Doğal taş, mağaralarda insanlığa mekan oluşturan kovuklardan, uygarlıkların, şehirlerin ve ülkelerin sembolü haline gelen anıtsal yapıların ana materyali olmuştur. Mekanı var eden unsur olmuştur” dedi. Oturumda, doğal taşın tasarım yaklaşımındaki yeri, sunduğu olanaklar kapsamlı şekilde ele alındı. Türk doğal taşının küresel potansiyeli “Best Use of Stone with Turkish Stones” başlıklı oturumda ise İstanbul Maden İhracatçıları Birliği’nden Funda Bekişoğlu moderatörlüğünde; Ege Maden İhracatçıları Birliği’nden Reyhan Sezgin, Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği’nden Ahmet Tekin ile Mimar Burak Pekoglu ve Peyzaj Mimarı Dr. Oktan Nalbantoğlu konuşmacı olarak yer aldı. Oturumda, Türkiye’nin doğal taşta sahip olduğu çeşitlilik, kalite ve üretim gücüyle küresel ölçekte önemli bir konumda bulunduğu vurgulanırken, bu potansiyelin tasarım odaklı ve katma değerli projelerle daha görünür hale getirilmesi gerektiği ifade edildi. Yaptıkları çalışmalarla ilgili bilgi veren katılımcılar, doğal taşın uluslararası pazarlarda rekabet gücünü artırmak için mimarlar ve tasarımcılarla üretici ve ihracatçılar arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesinin kritik rol oynadığına dikkat çekti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Okul Şiddeti Önlenebilir mi? Haber

Okul Şiddeti Önlenebilir mi?

Okul şiddetinin tamamen ortadan kaldırılamasa da büyük ölçüde önlenebilir olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Bir genç ‘kimse beni anlamıyor’ diyorsa bu bir alarmdır” diyerek erken farkındalığın hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okul şiddetinin önlenmesi konusunu değerlendirdi. Okul şiddeti ‘ani patlama’ değil, önceden gelişen bir süreç Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okul şiddetinin tamamen ortadan kaldırılamasa da büyük ölçüde önlenebilir olduğuna dikkat çekerek, “Okul şiddeti sıfırlanamaz ama büyük ölçüde önlenebilir. Çünkü okul şiddeti ‘ani patlama’ değil, önceden gelişen bir süreçtir bu yüzden erken fark edilirse önlenebilir. Çünkü araştırmalar şunu gösteriyor: Saldırganların yüzde 70–80’i önceden sinyal verir. Çoğunda: sosyal geri çekilme, tehdit dili,yoğun öfke ve planlama davranışı vardır şiddet görünmez değil, erken evrede fark edilebilir. Sadece güvenlik önlemleri (metal dedektör vs.), sadece disiplin cezaları veya sadece kamera sistemi sonucu azaltabilir ama nedeni çözmediği için geçici olur.” dedi. ABD’de okullarda psikolojik sağlamlık çalışmaları başladı ABD’deki verileri örnek gösteren Prof. Dr. Tarhan, “2013–2023 arasında bin 468 okul silah olayı (önceki on yıla göre yüzde 324 artış) olur. Bunun üzerine hızlı bir şekilde okullarda Mindfulness (Bilinçli Farkındalık) ile empati, anlam, amaç paylaşımcılık, minnettarlık, dürtü kontrolu modülleri ile psikolojik sağlamlık çalışmalar başladı. Okullarda SEL (Sosyal ve Duygusal Beceri eğitimleri) verildi. 2024 yılında yaklaşık 336 okul silah olayı raporlanmış iken 2025 okul yılında bu sayı 254’e düştü (yaklaşık yüzde 22 azalma). Buna rağmen, bu düzey, 25 yıl öncesinin 2 katından fazladır.” diye konuştu. Birincil önleme (Her öğrenci için) Okul şiddetini önlemede üç aşamalı bir yaklaşım gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, birincil önlemenin tüm öğrencilere yönelik olduğunu ve okul iklimini dönüştürmeyi hedeflediğini söyledi. Bu kapsamda sosyal-duygusal öğrenme (SEL), empati eğitimi, zorbalık karşıtı programlar ve duygu düzenleme becerilerinin kazandırılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, Üsküdar Üniversitesi tarafından 5 yıllık çalışmayla hazırlanan “Mutluluk Bilimi ve Değerler” isimli yardımcı ders kitabının da rehberlik programlarında kullanılabileceğini belirtti. İkincil önleme (Riskli öğrenciler için) İkincil önlemenin riskli öğrencileri hedef aldığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, erken müdahalenin kritik olduğunu vurguladı. “Bu çocuk neden sessizleşti, neden görünmez oldu ya da neden alışılmışın dışında davranmaya başladı?” sorularının sorulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, yalnız öğrencilerin tespit edilmesi, depresyon belirtilerinin izlenmesi ve okul psikolojik danışmanlığının etkin kullanılması gerektiğini söyledi. Üçüncül önleme (Yüksek risk durumlarında kriz müdahalesi) Üçüncül önlemenin ise yüksek risk durumlarında kriz müdahalesini kapsadığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, tehdit değerlendirme ekiplerinin kurulması, aile-okul-uzman iş birliğinin sağlanması ve gerektiğinde güvenlik önlemlerinin devreye alınmasının önemine dikkat çekti. Psikolojik ihtiyaçların karşılanamamasına dikkat! Araştırmaların en net bulgularından birinin, bir öğrencinin hayatında en az bir güvenilir yetişkinin bulunmasının şiddet riskini dramatik biçimde düşürdüğü olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Öğretmen, rehberlik uzmanı, ebeveyn ya da akran mentörü ile güvenli ilişki kuran çocuk hayatı güvenilir bulur ve şiddete başvurmaz.” dedi. “Bir genç ‘kimse beni anlamıyor’ diyorsa dikkat!” uyarısında bulunan Prof. Dr. Tarhan, okul şiddetinin çoğunlukla temel psikolojik ihtiyaçların karşılanmamasıyla ilişkili olduğunu ifade etti. Bu ihtiyaçları aidiyet (bağlanma ve ait olma), değerlilik (önemli hissetme), anlam (hayat yaşamaya değer dedirten amaçlar) ve duyguları ifade edebilme olarak sıralayan Prof. Dr. Tarhan, bu alanlarda eksiklik yaşandığında yalnızlık, öfke ve umutsuzluğun ortaya çıktığını belirtti. Mafya lideri gibi bazı rol modeller şiddeti estetikleştiiyor Aşırı dijitalleşmenin de önemli bir risk faktörü olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, yoğun ekran maruziyetinin sosyal izolasyona ve yüzeysel ilişkilere yol açtığını, mafya lideri gibi bazı rol modellerin şiddeti estetikleştirdiğini ifade etti ve “Bu nedenle modern önleme çalışmaları sadece okul içinde değil, dijital yaşamı da kapsamalı.” diye sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Parmaklarıyla Beynin Görme Merkezini Kullanmayı Başardı Haber

Parmaklarıyla Beynin Görme Merkezini Kullanmayı Başardı

Görme engelli Sosyal Hizmetler Programı öğrencisi 21 yaşındaki Serra Kargaoğlu’nun ipliklerle oluşturduğu eserler, ziyaretçileri yalnızca bakmaya değil, hissetmeye davet ederken katılımcılarca Serra’nın azmi, üretkenliği ve örnek olan sanat yolculuğuna dikkat çekildi. Sergi, duyuların sınırlarını yeniden düşündüren yaklaşımıyla ziyaretçilerden yoğun ilgi gördü. Üsküdar Üniversitesi Çarşı Yerleşke lobi alanındaki sergi düzenlenen törenle açıldı. Törene Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka, Rektör Danışmanı Prof. Dr. İsmail Barış, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Ömer Faruk Karasakal, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Yoğun ilgi gören sergide ziyaretçiler, dokunma ve hissetme temasıyla kurgulanan eserleri dikkatle incelerken, her bir çalışmanın ardındaki emeği ve duyguyu yakından deneyimleme fırsatı buldu. Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Parmaklarıyla beyninin görme merkezini kullanmayı başarmış” Açılış töreninin ardından sergiyi ziyaret eden Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan Serra Kargaoğlu ile bizzat sergiyi gezdi. Karaoğlu’ndan çalışmaları hakkında bilgi alan Tarhan, ortaya koyulan bu eserlerin çok yönlü bir başarıyı temsil ettiğini vurguladı. Tarhan; “Görme engelli bir gencin bu kadar harika ve ince işçilik gerektiren eserler ortaya koyması gerçekten çok etkileyici ve anlamlı bir başarı hikâyesi. Müthiş bir emek var ve bu aslında sınırları zorlayan bir şey. Parmaklarıyla beyninin görme merkezini kullanmayı başarmış, bu literatüre geçecek bir bilgi. Bu durum yalnızca sanatsal bir üretim değil, aynı zamanda kişinin beyninin görme merkezini parmaklarıyla kullanmayı başarması açısından nörobilimsel olarak da incelenmesi gereken bir örneklik taşıyor. Serra’nın bu başarısı doğru anlam yüklendiğinde engellerin nasıl aşılabildiğini çok net bir şekilde gösteriyor. Aynı durumda olan birçok gence de örnek olacak nitelikte.” dedi. “Anlam katılırsa engeller aşılıyor” Hayata anlam katılması gerektiğine dikkat çeken Tarhan; “Üniversitede sosyal hizmetler programına girmiş ve okul başarısı da yüksek. Zekâsı yüksek ve sanat yönünü kullanarak kendisine, hayatına önemli bir anlam katmış. Anlam katılırsa engeller aşılıyor. Engellere, acılara, zorluklara doğru anlamlar katanlar o acıları yönetebiliyor. O anlamı katmış. Çok güzel, annesi babası müthiş destek olmuş bu da çok büyük bir avantaj. Öğretmeni, küratörü de burada çok sabırlı bir şekilde öğretmiş. Hatta Neşet Ertaş’ın bir sözü var; ‘Aşkla koşan yorulmaz.’ Serra gece gündüz çalışarak büyük bir eserler ortaya çıkarmış. Burada bütün hocalar kapıyı açtılar ve gençlere sahip çıkılıyor. Bu tarzdaki yaklaşımlar aslında insanlığın geleceğine hizmettir.” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Mehmet Zelka: “Azim, gayret ve inancın karşılığı…” Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka serginin güçlü bir emeğin ürünü olduğunu belirtti. Zelka; “Burada hepimiz bir azmin, gayretin ve inancın karşılığını görüyoruz. Serra’nın ortaya koyduğu eserler, uzun bir emeğin ve sabrın sonucu. Elbette bu süreçte ailesinin ve hocalarının desteği de çok büyük bir önem taşıyor. Maddi ve manevi destekle birlikte böyle güzel çalışmaların ortaya çıkması mümkün oluyor. Bu anlamda emeği geçen herkesi tebrik ediyorum ve Serra’nın ilerleyen süreçte çok daha güzel işlere imza atacağına inanıyorum.” ifadelerini kullandı. Dr. Öğr. Üyesi Melek Çaylak: “Parmak uçlarıyla örülen bir hayal dünyası” ENMER Müdürü, Sosyal Hizmetler Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Çaylak, Serra Kargaoğlu ile tanışma süreçlerini ve serginin ortaya çıkış hikâyesini aktardı. Çaylak; “Serra ile yolumuz bir fuarda kesişti ve sonrasında kendisini üniversitemize davet ettik. İki yıldır birlikte çok verimli bir eğitim süreci yürütüyoruz. Bu süreçte onun ne kadar yetenekli ve üretken bir sanatçı olduğunu daha yakından görme fırsatı bulduk. Serra’nın parmak uçlarıyla ilmek ilmek ördüğü bu dünyayı biz gözlerimizle keşfedelim istedik. Bu sergi, görmenin ötesinde hayal gücünün ve hissederek üretmenin ne kadar güçlü olabileceğini ortaya koyuyor. Aynı zamanda üniversitemizin bu tür çalışmalara verdiği destek de bu süreci mümkün kıldı.” şeklinde konuştu. Serra Kargaoğlu: “Görmekten çok hissettirmek istedim” Serginin sahibi Serra Kargoğlu ise çalışmalarının çıkış noktası ve sürecinden bahsetti. Kargaoğlu; “Bu sergide denizaltı temalı bir çalışma yaptım çünkü denizaltının nasıl bir yer olduğunu, orada yaşayan canlıları ve o dünyanın nasıl hissettirdiğini merak ettim. Çalışmalarımı ipliklerle ve tamamen dokunarak yaptım. Dalgaların sesi benim için bir ritim ve müzik gibi. Bu yüzden bu sergide sadece görmek değil, aynı zamanda hissetmek önemli. Çalışma sürecinde çok farklı duygular yaşadım; zorlandığım, üzüldüğüm anlar da oldu ama hiçbir zaman vazgeçmedim. İnsanların bu sergiyi gezerken görmekten çok hissetmelerini istiyorum. Belki göremiyoruz ama denizaltında bizim gibi yaşayan, hisseden bir dünya. Ben de bunu size hissettirmek istedim. Burada görmekten çok hissettikleri anlamalarını istiyorum. Çünkü hissetmek çok çok çok farklı bir şey.” dedi. Gönül Kargaoğlu: “Gözlerinizi kapatın ve hissetmeye odaklanın” Serra Kargaoğlu’nun annesi Gönül Kargaoğlu ile babası Deniz Kargaoğlu ise serginin ziyaretçiler tarafından daha derin bir deneyimle keşfedilmesini istediklerini belirtti. Gönül Kargaoğlu; “Sergiyi gezmeden önce sizlerden ricam, birkaç saniye gözlerinizi kapatmanız ve neler hissedeceğinizi hayal etmeniz. Daha sonra eserleri bu şekilde gezdiğinizde Serra’yı ve onun dünyasını çok daha iyi anlayacağınıza inanıyorum. Serra küçük yaşlardan itibaren dokunarak üretmeye başladı; oyun hamurlarıyla, iplerle, farklı materyallerle kendini ifade etti. Zamanla bu yeteneği gelişti ve bugün böyle bir sergiye dönüştü. Bu bizim için yıllardır kurduğumuz bir hayaldi ve bugün gerçekleşmiş olması bizi çok mutlu etti.” şeklinde konuştu. Funda Sevim: “Ziyaretçiler kendilerini Serra’nın yerine koymalı” Ferry’s Concept Art Studio Küratörü ve Sanat Danışmanı Funda Sevim ise serginin deneyimsel yönüne dikkat çekti. Sevim; “Ziyaretçilerden en büyük beklentimiz, sergiyi gezerken kendilerini Serra’nın yerine koymaları ve onun nasıl bir dünyada ürettiğini hayal etmeleri. Gözlerini kapatarak bu deneyimi yaşamaları, eserleri çok daha farklı bir bakış açısıyla değerlendirmelerini sağlayacaktır. Serra ile çok küçük yaşlarda tanıştık ve onun hayal gücünün ne kadar güçlü olduğunu o zaman fark ettim. Bu süreçte birbirimize çok şey kattık ve onun daha da ilerleyeceğine inanıyorum.” ifadelerini kullandı. Toplam 36 eser yer aldı 36 eserin yer aldığı sergide, Serra Kargaoğlu’nun üretim sürecine ışık tutan özel bir bölüm de oluşturuldu. Bu bölümde Serra’nın ilkokul yıllarında ilk kez ortaya koyduğu çalışmalar sergilenerek, sanat yolculuğunun başlangıcından bugüne uzanan gelişimi gözler önüne serildi. Ziyaretçiler bu alan sayesinde sanatçının yıllar içindeki ilerleyişine ve azmine yakından tanıklık etti. Okul arkadaşları da sergiyi ziyaret etti Sergi yalnızca sanatseverlerin değil, Serra Kargaoğlu’nun eğitim hayatını paylaştığı arkadaşlarının da yoğun ilgisiyle karşılaştı. Arkadaşları sergiyi birlikte gezerek hem arkadaşlarının başarısına ortak oldu hem de eserleri büyük bir ilgiyle inceledi. Bu buluşma dayanışma ve paylaşım duygusunun güçlü bir yansıması olarak dikkat çekti. Sergi 3 Nisan’a kadar devam edecek… Büyük ilgi gören “Parmak Uçlarındaki Okyanus” sergisi, açılış gününün ardından da ziyaretçilerini ağırlamaya devam edecek. 3 Nisan’a kadar ziyaretçilerle buluşacak olan sergi, görmenin ötesine geçen deneyimsel yapısıyla daha geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyor. Sergi, sanatın engel tanımayan evrensel gücünü bir kez daha gözler önüne seriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Mutluluk Oranının Yükselmesinde Aile Çok Önemli! Haber

Türkiye’de Mutluluk Oranının Yükselmesinde Aile Çok Önemli!

Mutluluğun en önemli kaynağının aile olduğunu dile getiren Prof. Dr. Doğan, “Aile kurumu ülkemizde huzur ve mutluluğun teminatı olarak görülmelidir. Aile kurumunu yıkmaya ya da ona zarar vermeye yönelik girişimler bertaraf edilmelidir.” diye konuştu. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan, geçtiğimiz günlerde açıklanan TÜİK’in Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarını değerlendirdi. Araştırmaya göre, Türkiye’de mutluluk oranı yüzde 53,3’e yükseldi. Mutluluk oranının yüzde 75’lerin üzerine çıkması gerekli Türkiye’nin uzun yıllardır gerek yerel gerekse uluslararası araştırmalarda orta düzeyde mutlu olarak görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Doğan, “Bu araştırmadaki sonuçlar şaşırtıcı değildir. Yalnız mutlulukta bir yükseliş trendinin görülmesi önemlidir. Çünkü özellikle pandemi, yaşadığımız deprem ve ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik kriz, insanımızın mutluluk düzeylerinde düşüşe neden olmuştu. Bu bakımdan söz konusu artış olumlu olarak değerlendirilse de istenen düzeyde olduğu söylenemez. Şahsen mutluluk oranının yüzde 75’lerin üzerine çıkması gerektiği kanısındayım. Bunun için de hem bireysel hem toplumsal hem de yönetim açısından yapılması gereken çok şey var. Bireysel anlamda daha sağlıklı beslenmek, kişilerarası ilişkilerimizi geliştirmek, yaşamda bir anlam ve amaç bulmak gibi yapabileceğimiz şeyler var. Toplumsal olarak ise dayanışmayı artırmak, sosyal-duygusal destek vermek ve dürüstlüğü artırarak daha güvenilir olmak gibi yapılabilecek pek çok şey bulunmaktadır. Bazı konularda ise devletin ve yöneticilerin inisiyatif alması gerekmektedir. Ekonominin iyileştirilmesi, şehirlerde yeşil alan oranının artırılması, şehirlerimizi insan dostu şehirlere dönüştürme ve toplumsal adaleti ve güvenliği sağlama gibi konular, mutluluğu artırmak için devletimizin yapabileceği şeylerdir.” diye konuştu. Evli bireyler bekar ve boşanmış olanlara göre daha mutlu Araştırmada evli bireylerin daha mutlu olduğunun ortaya çıkmasının aile kurumunun önemine işaret ettiğini belirten Prof. Dr. Doğan, şunları söyledi: “Mutlulukla ilgili neredeyse tüm araştırmalarda, evli bireylerin bekar ve boşanmış olanlara göre daha mutlu oldukları ortaya çıkmaktadır. Evli bireylerin yalnızlık duygusunu daha az yaşamaları, daha iyi beslenmeleri, ekonomik durumlarının daha iyi olması ve düzenli cinsel yaşamlarının olması gibi etkenler daha mutlu olmalarına katkı sağlamaktadır. Bunun dışında aile, çoluk-çocuk sahibi olmak insanların hayatına önemli düzeyde anlam katmaktadır. Yani aile en güçlü anlam kaynaklarından biridir. Tüm bunlar bir araya gelince de evli bireylerin mutluluk düzeyleri artmaktadır. Aile kurumu ülkemizde huzur ve mutluluğun teminatı olarak görülmelidir. Aile kurumunu yıkmaya ya da ona zarar vermeye yönelik girişimler bertaraf edilmelidir. Bununla birlikte daha bilinçli anne-baba ve eş olabilmeleri için bireyler eğitilmeli, bilgilendirilmeli ve aydınlatılmalıdır.” Aile ve akrabalık bağlarının güçlü olması büyük bir avantaj Araştırmada mutluluğun en önemli kaynağı olarak yüzde 69 oranıyla aile gösterilmesini değerlendiren Prof. Dr. Doğan, “Biz kolektif kültürün hâkim olduğu, sıcakkanlı insanların yaşadığı bir ülkeyiz. Aile ve akrabalık bağlarının güçlü olması büyük bir avantaj olarak değerlendirilebilir. Çünkü bu durum toplumda ihtiyaç duyan insanlara önemli düzeyde sosyal-duygusal destek verilmesine yardımcı olmaktadır. İnsanlar bu sayede kendilerini sahipsiz, kimsesiz, yalnız ve değersiz hissetmemektedirler. Oysaki bireyselliğin hâkim olduğu toplumlarda çok ciddi anlamda bir yalnızlık ve anlam krizi yaşanmaktadır.” diye konuştu. Mutlu olmak sağlıklı olmaktır Araştırmada sağlığın mutluluk kaynakları arasında ilk sırada yer almasını da değerlendiren Prof. Dr. Doğan, şöyle devam etti: “Sağlık, mutluluğun en üst düzey formu olarak nitelendirilebilir. Mutlu olmak sağlıklı olmaktır. Filozof Arthur Schopenhauer, ‘sağlıklı bir dilenci, hasta bir kraldan daha mutludur. Ahmaklıkların en büyüğü, iş, eğitim, şöhret, terfi, şehvet ya da anlık zevkler olmak üzere her ne için olursa olsun, sağlığını feda etmektir’ der. Sağlık iyi olduktan sonra mutluluğun önündeki diğer sorunlar bir şekilde halledilebilir. Günümüzde daha fazla insan sağlık konusunda bilinçli davranmaya çalışmaktadır. İnsanlar eskiye göre daha sağlıklı beslenmekte, egzersiz yapanların sayısı geçmişe göre artmakta ve insanlar sağlık kontrollerine daha sık gitmektedir. Bununla birlikte, maalesef ülkemizde sigara kullanımı, paketli gıda tüketimi, karbonhidrat ağırlıklı beslenme ve hareketsizlik oldukça yaygındır. Hatta bir karşılaştırma yapacak olursak sağlık davranışlarını sergileyenlerin, sağlıksız yaşayanlara göre oldukça küçük bir azınlığı oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ancak yine de bu konuda umutluyum. Giderek daha fazla insanımız sağlıklı yaşama yönelmektedir.” Mutluluk ve para ilişkisi Araştırmada hayat pahalılığının en önemli toplumsal sorun olarak öne çıkmasını değerlendiren Prof. Dr. Doğan, “Mutluluk ve para ilişkisi en çok merak edilen konulardan biridir. Para ve ekonomik durumun iyi olması mutluluk açısından önemli bir avantajdır. Ekonomik durumunuz iyi olduğunda, pek çok açıdan kendinizi güvende hissedersiniz, daha iyi beslenirsiniz, sağlık hizmetlerinden daha iyi faydalanırsınız, başarılı olduğunuz duygusunu yaşarsınız ve yoksulluğun sebep olabileceği stres ve sıkıntılardan kurtulursunuz. Tüm bunlar mutluluk açısından büyük avantajdır. Zaten araştırmalar da sosyo-ekonomik düzeyi yüksek bireylerin daha mutlu olduklarını gösteriyor. Ancak finansal durumu oldukça iyi olmasına rağmen pek çok mutsuz insan da var. Bu neden böyledir? Birincisi para tek belirleyicisi değildir. İkincisi, insanlar zengin olmaya da alışabiliyorlar. Bir süre sonra parasal anlamda iyi durumda olmak onların mutluluğuna bir katkı sağlayamayabiliyor. Buna hedonik adaptasyon adını veriyoruz. Yani başlangıçta bizi mutlu eden şeylerin bir süre sonra bu etkilerini kaybetmeleri durumudur. Üçüncüsü sonradan para sahibi olan kişiler parayla ne yapacaklarını da bilemeyebiliyorlar.” şeklinde konuştu. Paranın nasıl harcandığı da önemli Paranın nasıl harcanacağının da mutluluk açısından önemli göründüğünü kaydeden Prof. Dr. Doğan, “Parayla zaman satın alıyor ve bazı sıkıcı işleri yapmaktan kurtuluyorsanız, paranızı diğer insanlarla paylaşıyorsanız (yardımseverlik) ve paranızı nesnelerden çok eylemlere harcıyorsanız sizi daha mutlu edebilir. Bugün almış olduğunuz bir kazak ya da telefonun on yıl sonra bir önemi kalmayacaktır. Geçmişe dönüp bunları hatırladığınızda da muhtemelen mutlu hissetmeyeceksiniz. Ancak paranızı eylemlere harcadığınızda durum farklı olacaktır. Yaşadığınız güzel anılar, bir seyahat, arkadaşlarınızla ya da sevdiğiniz kişilerle gerçekleştirdiğiniz bir etkinlik hafızanıza kazınacaktır ve yıllar sonra bile hatırladığınızda sizi mutlu edecektir. Zaten bir bakıma mutluluk güzel anılar biriktirmektir. Geçmişe ilişkin olumlu anılarınız ne kadar çoksa o kadar mutlusunuz demektir.” dedi. Para mutluluk açısından önemli ama her şey değil Prof. Dr. Doğan, sözlerini şöyle tamamladı: “Gelir durumunuz mutluluk açısından önemlidir ancak para her şey değildir. Temel ihtiyaçlarımız karşılandıktan sonra, bireysel gelişime ve kendini gerçekleştirmeye önem vermeliyiz. Bu da ‘sahip olma’ anlayışından çıkarak ‘olma’ anlayışına geçmekle mümkündür. Ancak bu yolla, dışsal koşullara bağlı olmayan ve şartlara göre değişmeyen daha kalıcı ve gerçek bir mutluluk elde edilebilir. Olma anlayışı içerisinde sürekli olarak kendimizi geliştirmeli, içsel kalemizi güçlendirmeli ve daha umutlu, affedici, iyimser, özgüven sahibi, öz-değeri yüksek, sevgi dolu, anlamlı ve amaçlı yaşayan ve derin, doyurucu, sağlıklı ilişkiler kurabilen bir birey olmak için çabalamalıyız.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Schafrat, Kadınların İz Bırakan Hikâyelerine Işık Tutuyor! Haber

Schafrat, Kadınların İz Bırakan Hikâyelerine Işık Tutuyor!

Tasarımlarında yalnızca görsel bir zarafet değil; aynı zamanda duygulara, hikâyelere ve kişisel izlere yer açan marka, kadınların ilham veren yolculuklarından beslenen bir perspektifle hareket ediyor. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü; emeğin, zarafetin ve kendi izini bırakan kadınların görünür olduğu özel bir gün. Kadınların üretimde, yaratıcılıkta ve yaşamın her alanında ortaya koyduğu değer, yalnızca bireysel başarıların değil, aynı zamanda toplumsal ilerlemenin de en güçlü kaynaklarından biri olarak öne çıkıyor. Mücevher dünyasında son yıllarda öne çıkan tasarım yaklaşımı ise yalnızca estetik değil; anlam ve hikâye taşıyan parçalar etrafında şekilleniyor. Minimal ama karakter sahibi tasarımlar, kişisel hikâyeleri temsil eden semboller ve günlük yaşamda da rahatlıkla kullanılabilen zamansız parçalar, kadınların kendilerini ifade etme biçimlerinden biri haline geliyor. Schafrat da bu yaklaşımı benimseyerek tasarımın yalnızca bir aksesuar değil, aynı zamanda bir hikâye anlatma biçimi olduğuna inanıyor. Bu anlayışla seçilen ve sunulan her parça; bireyselliği, özgünlüğü ve kişisel izleri temsil eden bir anlam taşıyor. Özellikle, özel günlerde hediye seçimi yapılırken anlam taşıyan tasarımlar daha fazla tercih ediliyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde zarafeti ve sadeliği bir araya getiren mücevherler ise duyguyu ifade etmenin en anlamlı yollarından biri olarak öne çıkıyor. “Bazı izler sizi, siz yapar” yaklaşımıyla hareket eden Schafrat, kadınların birbirini güçlendirdiği dayanışma kültürünün bir parçası olmayı önemsiyor. Kadınların yarattığı değer ve ilham veren hikâyeler, markanın tasarım yaklaşımının da önemli bir ilham kaynağını oluşturuyor. Schafrat Marka Kurucusu Eda Uzuner Kalay, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Kadınların üretimde, yaratıcılıkta ve yaşamın her alanında bıraktığı izler, aslında dünyayı daha güçlü ve daha anlamlı kılıyor. Schafrat’ın hikayesi de bu inançla, tasarımın yalnızca estetik bir ifade değil, aynı zamanda bir hikâye taşıdığı bir marka yaratmayı hedefledim. Bir kadın girişimci olarak kadınların birbirini güçlendirdiği, dayanışmanın büyüdüğü bir dünyanın parçası olmak benim için çok kıymetli. Tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.