Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Antalya

Kapsül Haber Ajansı - Antalya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Antalya haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

“Türkiye’nin Sushida Haritası" Yayınlandı Haber

“Türkiye’nin Sushida Haritası" Yayınlandı

Türkiye’de hazır sushi kategorisinin öncü markası Sushida, 18 Haziran Dünya Sushi Günü’nde dördüncü yaşını kutluyor. Sushi deneyimini günlük yaşamın bir parçası haline getiren Sushida, pratik, erişilebilir ve lezzetli seçenekleriyle tüketicilere her an keyifle ulaşabilecekleri sushi deneyimi sunuyor. Sushida, tüketicilerin değişen alışkanlıklarını da yakından takip ediyor. Bu kapsamda Sushida verileriyle hazırlanan “Türkiye’nin Sushida Haritası”, sushi tüketiminin hangi bölgelerde yoğunlaştığını, tüketicilerin en çok tercih ettiği ürünleri ve kategoride öne çıkan eğilimleri ortaya koyuyor. Türkiye’nin Sushi Tutkusu Haritaya Yansıdı “Türkiye’nin Sushida Haritası” sushi tüketiminin Türkiye’nin dört bir yanına yayılan ve giderek büyüyen bir alışkanlığa dönüştüğünü ortaya koyuyor. Araştırmaya göre sushi tüketiminin en yoğun olduğu bölge Marmara olurken, Ege, İç Anadolu ve Akdeniz bölgeleri de yüksek tüketim yoğunluğuyla dikkat çekiyor. Şehir bazında en yüksek sushi satış hacmi İstanbul’da gerçekleşirken; Ankara, İzmir, Antalya, Bursa, Trabzon ve Konya sıralamada öne çıkıyor. Sushi tüketiminin en yoğun olduğu ilçeler ise Esenyurt (İstanbul), Çankaya-Yenimahalle (Ankara), Kadıköy – Beşiktaş(İstanbul), Pendik (İstanbul), Buca (İzmir) ve Nilüfer (Bursa) oldu. Türkiye’nin Favorisi California Roll Tüketicilerin en çok tercih ettiği sushi çeşidi, açık ara farkla California Roll oldu. Kyoto Mix ve Tokyo Mix en sevilen diğer seçenekler arasında yer alırken, ilk kez sushi deneyimi yaşayan tüketicilerin tercihi de bu lezzetten yana oldu. California Roll, sushi kategorisine girişte en güçlü seçeneklerden biri olarak öne çıkıyor. Z Kuşağı Sushi Tüketiminde Öne Çıkıyor Türkiye’de sushi tüketiminde Z kuşağı, üniversite öğrencileri ve beyaz yakalılar öne çıkıyor. Kadın tüketiciler müşteri profilinde ağırlıkta olsa da kadın ve erkek tüketiciler arasındaki fark sınırlı kalıyor. Erkek tüketicilerin sushi ilgisi de her geçen yıl artıyor. Sushida verilerine göre sushi siparişlerinin en yoğun olduğu saat aralığı 14.00–18.00 oldu. Günün ikinci yarısında artan sipariş yoğunluğu, sushinin pratik bir öğün alternatifi olarak tercih edildiğini gösteriyor. Cuma ve cumartesi günleri satışların yükseldiği görülürken, tüketicilerin dışarıda daha fazla vakit geçirdiği dönemlerde sushi tüketimi de artıyor. Sushida, farklı damak tatlarına hitap eden ürün çeşitliliğiyle sushi deneyimini erişilebilir hale getiriyor. Çiğ balık içermeyen roll çeşitlerinden Türkiye’nin ilk üçgen sushisi Onigiri’ye, sushi wrap’ten dondurulmuş seçeneklere uzanan ürün gamıyla farklı tüketim anlarına eşlik ediyor. Sushida, yeni tatlar ve ürünlerle kategoriyi geliştirmeye devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mercure Antalya Belek, Kapılarını Açtı Haber

Mercure Antalya Belek, Kapılarını Açtı

Bölgenin canlı ruhunu çağdaş konforla harmanlayan Mercure Antalya Belek, hem iş hem de tatil amaçlı seyahat eden misafirlere özel olarak tasarlanarak dekore edilmiş 83 odaya sahiptir. Otel, modern mimarisi, zarif iç tasarımı ve Mercure’ün kendine özgü misafirperverlik anlayışıyla öne çıkarken, markanın çevresinden ilham alan ve yerel hikayelerden beslenen deneyimler yaratma konusundaki kararlılığını yansıtmaktadır. Mercure Antalya Belek, konuklarına standart ve birbirine bağlı odaların yanı sıra otelin havuzuna ve çevredeki doğal manzaraya bakan konaklama seçenekleri sunmaktadır. Konuklar, kapalı ve açık yüzme havuzlarının, modern bir spor salonunun, havuz ve lobi barlarının yanı sıra 175 kişiye kadar konuk ağırlayabilen Mercure Toplantı Salonu ve 40 kişilik City Line Toplantı Salonu gibi çok amaçlı toplantı alanlarından yararlanabilirler. Otelin yaşam alanları sabahtan akşama kadar konuklara rahat ve sıcak bir atmosfer sunacak şekilde tasarlanmıştır. Akdeniz güneşinin altında yer alan havuz alanı, gündüzleri sakin bir dinlenme mekanı sunarken akşamları zarif bir buluşma noktasına dönüşür; modern spor salonu ise konukların konaklamaları süresince spor rutinlerini kesintisiz bir şekilde sürdürmelerini sağlar. Mercure Antalya Belek’teki mutfak deneyimleri, hem yerel lezzetleri hem de uluslararası favorileri bir araya getiriyor. Olivetto Restoran ve Tangelo Snack & À La Carte Restoran’da konuklar, Türk mutfak geleneklerinden ve Akdeniz etkilerinden ilham alan, özenle hazırlanmış yemekleri keşfedebilirler. Bu yemekler, yerel kültürün ve bağların bir ifadesi olarak Mercure’ün gastronomiye olan tutkusunu yansıtıyor. Accor Orta Doğu, Afrika ve Türkiye Premium, Orta Segment ve Ekonomi Segmentlerinden Sorumlu Bölge Başkanı Raki Phillips, açılış ile ilgili olarak şu açıklamayı yaptı: “Antalya, Akdeniz’in en dinamik turizm destinasyonlarından biri olarak konumunu güçlendirmeye devam ediyor ve yıl boyunca giderek artan sayıda uluslararası tatil, iş ve yaşam tarzı gezgini çekiyor. Mercure Antalya Belek’in açılışı, Türkiye’nin konaklama pazarına ve güçlü uzun vadeli büyüme potansiyeline sahip destinasyonlara olan güvenimizi yansıtıyor. Akdeniz misafirperverliğinin sıcaklığını Accor’un dünya çapında tanınan hizmet standartlarıyla birleştiren otelin, bölgenin gelişen turizm manzarasına anlamlı bir katkı sağlayacağına inanıyoruz.” Sinan Köseoğlu, Accor Türkiye Premium, Orta Ölçekli ve Ekonomi Markaları Operasyon Başkan Yardımcısı, şunları söyledi: "Mercure markasını Akdeniz’in bu eşsiz destinasyonunda hayata geçirmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Bölgenin dinamik enerjisinden ve sahil şeridinin huzur veren atmosferinden ilham alarak, konforu, yerel dokuyu ve çağdaş misafirperverlik anlayışını bir araya getiren bir deneyim yarattık. Misafirlerimize yalnızca konforlu bir konaklama sunmanın ötesinde, Mercure markasının özünde yer alan yerel ilhamla şekillenen anlamlı deneyimler yaşatmayı hedefliyoruz." Bu özel açılışı kutlamak amacıyla, Accor’un ödüllü sadakat programı ALL Accor’un üyeleri, 13 Nisan ile 7 Haziran 2026 tarihleri arasında yapılan rezervasyonlarda ve 13 Nisan ile 4 Ekim 2026 tarihleri arasındaki konaklamalarda 4 kat ödül puanı kazanma ayrıcalığından yararlanabilecekler. ALL Accor üyeleri ayrıca indirimler, ücretsiz oda yükseltmeleri ve geç çıkış gibi özel avantajlardan yararlanırken, puanlarını dünya çapındaki Accor otellerinde benzersiz deneyimler için kullanabilecekler. Mercure, 1973'teki kuruluşundan bu yana her bir otelin bulunduğu bölgenin hazinelerini misafirlerine sunmaya kendini adamıştır. 65'ten fazla ülkede 1.000'den fazla otele sahip olan Mercure, her destinasyonda küresel ölçeği güçlü bir yerel kimlikle birleştirir. Türkiye'de Accor, toplamda 1.000'den fazla odaya sahip dokuz Mercure oteli işletmekte olup, 2030 yılına kadar altı yeni Mercure oteli daha açmayı planlamaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

COP31’e Doğru Brüksel’den Antalya’ya İklim Diplomasisi Haber

COP31’e Doğru Brüksel’den Antalya’ya İklim Diplomasisi

Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde uluslararası diyaloğu güçlendirmeyi hedefleyen etkinlik; politika yapıcıları, bilim insanlarını, sivil toplum temsilcilerini ve iş dünyasının liderlerini bir araya getirerek iklim gündeminin öncelikli başlıklarını ele aldı. “Köprüler Kurmak: İklim Diplomasisi, Bilim ve Küresel Yönetişim” temasıyla gerçekleştirilen etkinlikte, bilimsel verilerin politika yapım süreçlerine etkisi, küresel iklim diplomasisinin geleceği, ekolojik dayanıklılık, biyolojik çeşitliliğin korunması ve döngüsel ekonomi uygulamaları gibi kritik konular masaya yatırıldı. Etkinliğin açılışında Sürdürülebilir Gelecek Platformu Kurucusu Doğan Başaran açılış konuşmasını gerçekleştirirken, Climate Risk Assessment Center (CERAC) Direktörü Luc Bas değerlendirmelerini paylaştı. Avrupa İklim Paktı Elçisi, görsel hikâye anlatıcısı ve SEA Kurucusu Christian Clauwers ise “The Fragile Frontlines of a Warming World” başlıklı özel sunumuyla iklim değişikliğinin dünya üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Program kapsamında düzenlenen ilk panelde, iklim diplomasisi, bilim ve küresel yönetişim ekseninde COP31’e giden süreç değerlendirildi. Press Club Başkanı Antonino Buscardini moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda; Antwerp Üniversitesi Çevresel Yönetişim Profesörü ve eski Avrupa Çevre Ajansı İcra Direktörü Prof. Dr. Hans Bruyninckx, Resolve Global CEO’su Daniel Cervenka, Belçika IPCC Ulusal Odak Noktası Bart Rymen ve Belçika UNFCCC Delegasyon Başkanı Peter Wittoeck görüşlerini paylaştı. Etkinliğin ikinci panelinde ise doğa temelli çözümler, biyolojik çeşitlilik ve döngüsel ekonomi uygulamalarının yaygınlaştırılması ele alındı. SEA Genel Sekreteri Kris Broos moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda; Antwerp Üniversitesi ECOSPHERE Araştırma Grubu Başkanı Prof. Dr. Gudrun de Boeck, WWF Türkiye Önceki Dönem CEO’su ve İyi Gelecek Sürdürülebilirlik Danışmanlık Kurucusu Aslı Pasinli, Guy Carpenter Başkan Yardımcısı Enrique Flores ve ETTIC Genel Sekreteri Veronique Van Haften konuşmacı olarak yer aldı. Etkinlik kapsamında ayrıca Christian Clauwers’ın fotoğraflarından oluşan ve İpek Tekdemir küratörlüğünde hazırlanan “The Fragile Frontlines of a Warming World” sergisinin açılışı gerçekleştirildi. Üç hafta boyunca ziyaretçilere açık olacak sergi, iklim değişikliğinin dünyanın farklı bölgelerinde yarattığı etkileri görsel bir anlatımla katılımcılara sundu. COP31’e giden süreçte Avrupa ile Türkiye arasında yeni iş birliklerinin geliştirilmesine katkı sağlamayı amaçlayan etkinlik, iklim diplomasisi, bilimsel bilgi ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri arasında güçlü köprüler kurarak ortak çözümlerin geliştirilmesine zemin hazırladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Su Fakiri Olma Riskiyle Karşı Karşıya! Haber

Türkiye Su Fakiri Olma Riskiyle Karşı Karşıya!

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferanslarının 31’incisi olan COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek. Dünya liderleri, bilim insanları, uzmanlar ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirecek zirvede, iklim kriziyle mücadele ve sürdürülebilir gelecek için ortak çözümler masaya yatırılacak. Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, 5-11 Haziran Çevre Koruma Haftası kapsamında iklim krizi ve Türkiye’nin COP31 ev sahipliğini değerlendirdi. İklim krizi geleceğin değil bugünün en büyük sorunu Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, iklim krizinin artık geleceğin değil bugünün en büyük sorunlarından biri olduğunu ifade ederek, “İklim değişikliğinden etkilenen alanlar arasında tarımdan gıda güvenliğine, su kaynaklarından halk sağlığına hatta ekonomiye kadar pek çok farklı alan yer alıyor. Tarımda kuraklığın verimlilik düşüşüne neden olduğunu biliyoruz. Bunun yanında pek çok tarımsal üründe iklim değişikliği etkisiyle hastalıkların daha sık ortaya çıktığı ve hastalıklara karşı direncin de düştüğü görülüyor. Ayrıca tarımsal üretim sonucunda elde edilen ürünlerde besin içeriğinin de olumsuz etkilendiği pek çok çalışma ile kanıtlanmış durumda. Son olarak pek çok ürün bölgesel iklim özelliklerinin değişmesiyle gelecekte bulundukları bölgelerde yetiştirilemeyebilir. Bu durumların tamamı doğrudan gıda güvenliğini olumsuz etkilemekte ve gelecekte karşılaşılabilecek olumsuz senaryolar konusunda bizi uyarmaktadır.” dedi. Su krizi halk sağlığını ve ekonomiyi tehdit ediyor Su kaynaklarının da iklim değişikliğinden en çok etkilenen doğal kaynaklardan biri olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Günümüzde pek çok bölgede su kaynakları iklim değişikliğinin su döngüsünü bozmasıyla risk altındadır. Su kaynaklarının miktar ve kalitesinin bozulması ise doğrudan hijyen koşullarını bozarak halk sağlığını küresel ölçekte risk altına almaktadır. Bununla beraber kuraklık pek çok salgın hastalığın yayılması hızını artırmaktadır. Tarımsal üretimden gıda güvenliğine, su kaynaklarından halk sağlığına kadar bahsi geçen tüm etkilerin ortaya çıkardığı bir de ekonomik faktörler yer almaktadır. Günümüzde pek çok ülkenin her yıl iklim değişikliği ile mücadele için ve iklim değişikliğinden etkilenen sektörlerin desteklenmesi için büyük fonlar kullandığı bilinmektedir.” diye konuştu. Türkiye’nin de yer aldığı Akdeniz Havzası en kırılgan bölgelerden biri Ülkemizin iklim değişikliğinden en çok etkilenen bölgelerden sayılan Akdeniz Havzası içerisinde yer aldığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “İklim değişikliği konusunda hazırlanan bilimsel raporlarda Akdeniz Havzası en kırılgan bölgelerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu durum özellikle son yıllarda kendini su kaynaklarında azalma, yağış rejimlerinde değişim, geniş alanlarda meydana gelen orman yangınları, güney ve iç bölgelerimizde meydana gelen şiddeti kuraklık ve özellikle Karadeniz kıyılarında daha sık gerçekleşen sel felaketleri ile kendini göstermektedir. Bu göstergeler ülkemizin hem kuraklık hem de afetler açısından ne denli riskler taşıdığını ortaya koymaktadır.” şeklinde konuştu. Küresel ısınma iklim sistemini nasıl değiştiriyor? Küresel Isınma ve İklim Değişikliği konusunun birbirine bağlı iki kavram olduğunu söyleyen Adiller, şunları anlattı: “Günümüzde karbon emisyonları olarak ile sıkça dile getirilen kavram aslında havada bulunan ve havanın ısınmasına yardım eden gazların miktarlarını ifade ediyor. Sanayi devrimi ve nüfus artışı ile havadaki miktarları artan bu gazlar havanın eskisine göre daha sıcak kalmasına sebep oluyor ve bu durum küresel hava sıcaklığı ortalamasının yükselmesi şeklinde kendini gösteriyor. Bu duruma biz Küresel Isınma adını veriyoruz. Sıcaklığın artışıyla diğer koşullarda da değişiklikler meydana geliyor. Buharlaşma, rüzgar, nem ve yağış gibi hava olayları da sıcaklığa bağlı olarak değişiyor. Örneğin sıcaklığın artmasıyla yeryüzünden buharlaşan su miktarı artıyor. Bununla beraber hava ısındıkça havanın nem tutma kapasitesi de artıyor. Yani hem yeryüzündeki su havaya geçiyor, hem de hava daha sıcak olduğu için havada nem olarak bulunan suyun yağış olarak yeryüzüne dönmesi gecikiyor. Bunun sonucunda yağışın daha uzun aralıklarla yağmasıyla kuraklığın şiddeti artıyor, hem de yağmur düştüğünde hava daha fazla nem tuttuğu için bazı durumlarda anlık çok şiddetli yağışlar oluyor. İşte iklim sisteminde gerçekleşen bu tür değişikliklerin tümüne de İklim Değişikliği adını veriyoruz. Maalesef iklimdeki bu değişiklik de deniz seviyesinin yükselmesini, yağış rejimlerinin değişmesini, okyanus asitlenmesini ve fırtına, hortum, sel gibi aşırı hava olaylarının daha sık gerçekleşmesi gibi sonuçlar doğuruyor.” Türkiye’nin COP 31’e ev sahipliği yapması neden önemli? Bu yıl ülkemizin COP31’e ev sahipliği yapıyor olmasının, bu alanla ilgilenen tüm çevrelerin gözünün Türkiye’de olacağı anlamına geldiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Türkiye’nin böyle bir ortamda dönem başkanlığını üstlenmesi, bu alanda gerçekleştirdiği ve gerçekleştireceği faaliyetleri dünyaya duyurması açısından ve küresel iklim politikalarında karar verici bir aktör olma potansiyelini ortaya koyma açısından büyük bir fırsat yaratmaktadır. Günümüzde iklim değişikliği sadece bir çevresel kavram değildir. Dünyada pek çok ülke, kurum ve kuruluş ekonomi politikalarını ve yatırımlarını genellikle iklim değişikliği gibi çevresel kavramları dikkate alarak belirlemektedir. Bu yüzden de bu tür etkinlikler genellikle finans ve iş dünyası açısından da oldukça önemlidir. Zirve sırasında oluşacak bu ortam, yerel girişimcilerin ve yerli teknolojilerin dünya ile buluşması açısından da bulunmaz bir fırsat yaratacaktır.” dedi. COP31, Türkiye için sadece bir etkinlik değil Bunların yanında, ülkemizin Birleşmiş Milletler tarafından da kabul gören “Sıfır Atık” Projesi’nin bu ortamda dünyanın tüm ülkelerine uygulanabilir bir model olarak sunulma imkânı yakalayacağını da dile getiren Adiller, “COP31, Türkiye için sadece bir etkinlik değil; 2053 Net Sıfır Emisyon hedefine giden yolda kendini gösterdiği, küresel yatırımları üzerine çektiği ve iklim krizine karşı çözüm üreten bir öncü olma yolunda kendini kanıtlaması için tarihi bir şanstır.” ifadesinde bulundu. COP31’de Türkiye’nin vitrini; Sıfır Atık ve dirençli şehirler COP31’de Türkiye’nin odak noktasının kesinlikle markalaşma süreci içerisinde olan Sıfır Atık Projesi olması gerektiğini kaydeden Adiller, “2017 yılında başlatılan ve küresel olarak da bilinirliği son yıllarda artan proje hem döngüsel ekonomi hem de atıklara bağlı emisyonların azaltılması konusunda iklim değişikliği süreçleri ile oldukça uyumludur. Bunun yanında Türkiye’nin vizyonunun da doğru anlatılması noktasında önemli bir örnek teşkil edebilir. Ayrıca Hatay’ın yeniden yapılandırılması süreciyle birlikte gündeme getirilen Dirençli Şehirler kavramı ve şehirlerin iklim krizine uyumlu hale getirilmesi önemli gündem maddeleri olacaktır. Bunların yanı sıra, yeşil enerji ve sanayide karbonsuzlaşma, iklim finansmanı ve teknolojik altyapılar önemli gündem maddeleri oluşturarak ülkemize olumlu geri bildirimler getirebilir.” şeklinde görüşlerini ifade etti. Ülkelerin COP toplantılarına gösterdikleri ilgi prestij konusu COP süreçlerinin aslında bağlayıcılık konusunda tartışılan kavramlar olsa da, ülkelerin duruma karşı aldıkları duruşun küresel ölçekte dolaylı etkiler yaratabildiğini belirten Adiller, “Her ne kadar İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ya da Paris Anlaşması ülkelerin iklim değişikliği konusundaki eylem ya da eylemsizliklerine karşı caydırıcı yaptırımlara sahip olmamasına rağmen, önceden de belirttiğimiz gibi iklim değişikliği kavramı başlı başına yatırımcıların ya da finans kuruluşlarının yakından takip ettiği süreçlerden biri. Bu yüzden de ülkelerin COP toplantılarına gösterdikleri ilgi ya da yerel politikada ve hukukta bu süreçlere ne kadar yer verdikleri ülkelere bu anlamda prestij kazandırmakta ve belli çevrelerde yatırım yapılabilirlik göstergesi olarak kabul edilmektedir.” dedi. Türkiye su stresi yaşayan ülkeler arasında İklim değişikliğinin hem kuraklık süreçlerini uzatması hem de şiddetli yağışlara sebep olmasının ülkemizdeki su kaynaklarını olumsuz etkilediğini anlatan Adiller, şunları kaydetti: “Yağışın yüksek şiddette yağması toprak tarafından emilen ve yeraltı suyuna katılan su oranını düşürürken, sel ve taşkın gibi süreçleri tetikliyor. Bu süreçler sonucunda da düzenli aralıklarla yağması durumunda toprağı yer altı suyunu ve dereleri beslemesi gereken yağış maalesef büyük oranda. Devlet Su İşleri (DSİ) verilerine göre ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarı 2000 yılında 1 652 m3, 2009 yılında 1 544 m3, 2020 yılında ise 1 346 m3 olmuştur. Günümüzdeki sahip olduğumuz bu değer ülkemizi Su Stresi Yaşayan ülkeler durumuna sokuyor. Bu azalma hızının aynı koşullarda devam etmesi durumunda ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarının 2050’li yıllarda su fakiri olma sınırı olan 1000 m3’ün altına düşeceğini söyleyebiliriz. Bu senaryo bile başlı başına korkutucu iken uydu görüntüleri ile yapılan incelemeler ülkemizdeki pek çok gölün son 40 yıllık süreçte ciddi su kaybına uğradığını ve bazılarının tamamen kuruma riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Burada tek sebep tabii ki iklim değişikliği değil, yanlış tarımsal uygulamaların da maalesef süreci hızlandırmış olduğu gerçeğini vurgulamalıyız.” İklim değişikliği konusunda yol ayrımına ulaşmak üzereyiz Bugün iklim değişikliği konusunda bir yol ayrımına ulaşmak üzere olduğumuza dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Radikal adımlar atıp, içinde bulunduğumuz durumu değiştirmek ve iklim değişikliğine adapte olmak için hala geç değil. Ama eylemsizlikle geçen her yıl riski arttırmakta. 10 yıl iklim değişikliği konusunda çarpıcı etkileri görmemiz açısından çok kısa sayılacak bir zaman dilimi ama hiçbir adım atmadan ya da önlem almadan geçirilecek 30 ila 50 yıllık bir süreç sonrasında ülkemizi su ve gıda kıtlığı, ciddi ekolojik kayıplar (bazı ekosistemlerin yok olmanın eşiğine gelmesi) ve iç göçlerin çok yoğun gerçekleştiği ve özellikle bazı bölgelerde ciddi altyapı sorunlarının yaşandığı durumlarla karşı karşıya kalınabilir.” diye konuştu. Günümüzde gerçekleştirilen pek çok anketin insanların iklim değişikliğine karşı mücadeleye olan inançlarını kaybettiklerini gösterdiğini dile getiren Adiller, “Özellikle anketlere katılan pek çok kişi ülkelerin üzerine düşen görevi yerine getirmediği yönünde. Bence bu konuda da haksız sayılmazlar. Keşke bazı ülkeler siyasi ve ekonomik çıkarları uğruna savaşa yaptıkları yatırımı yaşama yapsa da dünyadaki yaşamın sürdürülebilirliğine sağlayabilsek.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TEMSA’dan Diana Travel’a 9 adet Safir Teslimatı Haber

TEMSA’dan Diana Travel’a 9 adet Safir Teslimatı

Turizm taşımacılığı sektörünün köklü firmalarından Diana Travel, araç yatırımlarında TEMSA’yı tercih etmeyi sürdürüyor. Bu kapsamda TEMSA ile Diana Travel arasındaki iş birliği, 9 adet Safir teslimatıyla büyümeye devam etti. Böylece şirket bünyesindeki tüm otobüsler TEMSA araçlarından oluşurken, filo dağılımı ise 17 adet Safir, 9 adet MD9 ve 4 adet Maraton olarak şekillendi. “Turizm taşmacılığında güvene dayalı iş birlikleri oluşturuyoruz” Teslimata ilişkin değerlendirmelerde bulunan TEMSA Yurt İçi Satış Direktörü Baybars Dağ, “Turizm taşımacılığında güvene dayalı, uzun soluklu iş birlikleri kurmayı ve müşterilerimizin operasyonel ihtiyaçlarına en uygun çözümleri sunmayı çok önemsiyoruz. Antalya merkezli Diana Travel ile yıllara dayanan güçlü iş birliğimizi de yeni teslimatlarla büyütmekten büyük memnuniyet duyuyoruz. Bugün şirketin filosundaki tüm otobüslerin TEMSA araçlarından oluşması ise ortaya koyduğumuz ürün kalitesinin, satış sonrası hizmet anlayışımızın ve müşterilerimizle kurduğumuz sürdürülebilir ilişkinin güçlü bir göstergesi. Bu anlamda Diana Travel’ın TEMSA’ya duyduğu bu güveni yalnızca yeni bir yatırım kararı olarak değil, müşteri memnuniyeti merkezinde kurduğumuz sağlam yapının doğal sonucu olarak görüyoruz” dedi. “Filomuzun tamamını TEMSA kalitesi ve güvencesiyle buluşturduk” Diana Travel Operasyon Müdürü Zeynel Küçük ise teslimata ilişkin şunları söyledi: “TEMSA, bugüne kadar en yoğun sezonlarımızda ve zorlu operasyonlarımızda yanımızda yer alan stratejik çözüm ortağımız oldu. Sahada elde ettiğimiz deneyim, istikrarla büyüyen iş birliğimizi her geçen gün daha da sağlam bir zemine taşıdı. Bugün geldiğimiz noktada teslim aldığımız 9 adet Safir ile birlikte toplam otobüs sayımızı 30’a çıkarırken, filomuzun tamamını TEMSA kalitesi ve güvencesiyle buluşturmuş olduk. Operasyonel verimlilikten yolcu konforuna, satış sonrası destekten sürdürülebilir hizmet anlayışına kadar her alanda TEMSA’nın farkını net şekilde hissediyoruz. Bu güçlü bağın büyüyerek devam edeceğine inanıyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Heyecanı 24- 31 Ekim’de Haber

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Heyecanı 24- 31 Ekim’de

Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir’in ev sahipliğinde; Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcıları Hüsamettin Elmas, Ramazan Demir, Dr. Çiğdem Hacıoğlu, Cemil Böcek ve Festival Sanat Direktörü Deniz Yavuz’un katılımıyla gerçekleştirilen festival komitesi toplantısının ardından, 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin 24- 31 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleştirileceği açıklandı. Festivalin tüm detaylarının konuşulduğu kapsamlı toplantı sonrasında bu sene 63’üncüsü gerçekleştirilecek festival için çalışmalara başlanıldı. Yavuz: “Altın Portakal Tarihine Yakışır Bir Festival Hazırlıyoruz” 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Festival Sanat Direktörü Deniz Yavuz, “Altın Portakal tarihine yakışır şekilde, bu kez çok daha derin bir azim ve kararlılıkla festivalin yeni edisyonu için çalışmalarımıza başladık. Uluslararası görünürlüğü, ülke sinema kültürümüzün dünyaya tanıtımı ve yabancı sinema profesyonelleriyle buluşma imkanlarını mümkün kılan Türkiye’nin gözbebeği Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali bu kez her zamankinden daha fazla bir özveri ve kalbi destek ile kapsayıcı ve samimi bir anlayışla gerçekleştirilecek. Antalya’nın sinemamıza, sinemacılarımıza ve film kültürümüze katkısının devamlılığını sağlayarak bu büyük festival mirasımıza karşı sorumluluğumuzu bir an bile unutmadan 63. kez tasarlayacağımız etkinlikte buluşmak dileğiyle…” dedi. Altın Portakal ile Sinemanın Kalbi Bir Kez Daha Antalya’da Atacak Geçtiğimiz yıl, ulusal kategoride “Tavşan İmparatorluğu” filminin 7 ödülle damga vurduğu, uluslararası kategoride ise “Bir Şair” (A Poet) filminin ‘En İyi Film’ ödülünü kazandığı; ulusal ve uluslararası yarışma seçkilerinin yanı sıra özel gösterimler, söyleşiler ve sektör buluşmalarıyla zengin bir program sunan Altın Portakal, bu yıl da sanatın birleştirici gücüyle Antalya’yı yeniden sinemanın merkezi haline getirmeyi hedefliyor. Sinemanın gelişimine bugüne kadar önemli katkılar sağlayan festival, katılımcılara yine kapsamlı ve nitelikli bir içerik sunmaya hazırlanıyor. Hem sektör profesyonellerini hem de izleyicileri buluşturacak etkinlikler, Antalya’yı bir kez daha güçlü bir kültürel etkileşim noktasına dönüştürecek. 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin yarışmalı bölümleri ve Film Forum için başvuru tarihleri ise önümüzdeki günlerde açıklanacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bosch Rexroth, Türkiye’deki 50. Yılını İş Ortakları ile Birlikte Kutladı Haber

Bosch Rexroth, Türkiye’deki 50. Yılını İş Ortakları ile Birlikte Kutladı

Endüstriyel ve mobil uygulamalar için otomasyon çözümlerinin önde gelen sağlayıcılarından Bosch Rexroth, Türkiye’deki 50. yılını 12-15 Mayıs tarihlerinde Antalya’da düzenlediği “Certified Excellence Partner (CEPM2026)” etkinliği ile kutladı. Türkiye’nin dört bir yanından gelen seçkin iş ortaklarının katılımıyla gerçekleşen etkinlikte şirketin yarım asırlık yolculuğu, sanayinin dönüşümündeki öncü rolü, güncel teknolojileri ve geleceğe yönelik vizyonu ile birlikte ele alındı. Bosch Rexroth Doğu Avrupa ve Orta Doğu Bölge Başkanı Thomas Ilkow ile Bosch Rexroth Türkiye Satıştan Sorumlu Genel Müdürü Hasan Civan’ın açılış konuşmalarıyla başlayan etkinlikte, hızla değişen küresel dinamikler karşısında sürdürülebilir büyümenin ancak güçlü adaptasyon kabiliyeti ve sağlam iş ortakları ile mümkün olduğu vurgulandı. Bosch Rexroth Türkiye Satıştan Sorumlu Genel Müdürü Hasan Civan, etkinlikte yaptığı konuşmada şunları ifade etti: “Bosch Rexroth Türkiye olarak 50 yıldır teknoloji geliştiren müşterilerimiz, iş ortaklarımız ve çalışanlarımızla birlikte büyüyen güçlü bir ekosistemi temsil ediyoruz. Certified Excellence Partner ağımız, bu ortak başarının en somut göstergeleri arasında yer alıyor. Önümüzdeki dönemde de global teknoloji gücümüzü yerel uzmanlıkla birleştirerek sanayinin dönüşümüne birlikte yön vermeyi sürdüreceğiz.” Geleceğe Yön Veren İçgörüler ve İlham Veren Buluşmalar Toplantı boyunca, hızla değişen dünyada sürdürülebilir iş büyümesi odağında küresel ekonomik görünüm değerlendirilirken, yeni büyüme fırsatları, gelişen pazar dinamikleri ve potansiyel zorluklar çok boyutlu bir perspektifle ele alındı. Bu kapsamda Prof. Dr. Emre Alkin’in küresel ekonomi, riskler ve fırsatlar üzerine yaptığı değerlendirmeler katılımcılara geleceğe yönelik önemli perspektifler sundu. Ayrıca, Türkiye’nin yanı sıra Almanya, İtalya ve Macaristan’dan katılan Bosch Rexroth uzmanlarının liderliğindeki workshoplarda, şirketin hidrolik, fabrika otomasyonu ve hareket kontrolü alanlarındaki en güncel teknoloji ve çözümleri detaylı olarak paylaşıldı. Etkinlik kapsamında ayrıca Bosch Rexroth Türkiye’nin 50 yıllık yolculuğuna tanıklık eden ve uzun yıllara dayanan iş birliği ve katkıları dolayısıyla Hipaş A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Fikret Dalkıran’a “50. Yıl Özel Ödülü” takdim edildi. Bunun yanı sıra, yıl boyunca üstün performans gösteren iş ortakları da plaketle ödüllendirildi. Yarım Asırlık Yolculuktan Güç Alan Dönüşüm Vizyonu Bosch Rexroth Türkiye’nin 50 yıllık yolculuğu, sanayinin dönüşümüne yön veren güçlü bir mühendislik ve teknoloji vizyonunu yansıtıyor. Bu yarım asırlık süreçte hareket ve kontrol teknolojilerini tarımdan robotik uygulamalara, otomotivden havacılığa uzanan geniş bir etki alanında sektörler arası bir bağlayıcı güç haline getiren şirket, şimdi bu derin birikimi geleceğe taşıyor. 50. yılıyla birlikte geçmişin tecrübesini enerji verimliliği, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik odaklı yeni nesil çözümlerle birleştiren Bosch Rexroth Türkiye, sanayinin geleceğine yön veren vizyonunu her zamankinden daha güçlü bir şekilde ortaya koymayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şenpiliç’ten Yenilenen Marka Hamlesi Haber

Şenpiliç’ten Yenilenen Marka Hamlesi

Türkiye’nin lider entegre piliç eti üreticisi Şenpiliç, geleneksel yıllık iş ortakları toplantısını bu yıl yepyeni bir çehreyle gerçekleştirdi. Yenilenen yüzüyle tüketicilerle buluşan "DOYFARM" markasının konseptiyle Antalya’da düzenlenen dev organizasyona, yurt içi ve yurt dışı iş ortakları aileleriyle birlikte katılım sağladı. Sektördeki gelişmelerin, büyüme hedeflerinin ve gelecek dönem stratejilerinin paylaşıldığı toplantıda, 2025 yılının küresel ve iç pazardaki performansı değerlendirilirken; Şenpiliç’in 2030 yılına kadar uzanan vizyonu ve iş planı ilk ağızdan iş ortaklarına aktarıldı. Tüketici İçgörüleriyle Gelişen Yepyeni Bir Portföy Şenpiliç’in sürdürülebilir büyüme, üretim gücü ve müşteri odaklı yaklaşımının ele alındığı toplantıda, değişen pazar koşullarına uyum sağlamanın önemine dikkat çekildi. Şirket; tüketicilerin besleyicilik, lezzet, pratiklik, kolay hazırlanabilme ve kolay erişilebilirlik gibi temel beklentilerini dikkate alarak geliştirdiği yenilikçi işlenmiş ürün portföyünü Doyfarm markasıyla tanıttı. Şenpiliç, sahip olduğu en güçlü dağıtım ağı sayesinde bu üst düzey kaliteli pratik ürünleri çok daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor. "2030’a Kadar Yoğun ve Esnek Bir İş Planlaması Yaptık" Toplantıya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şenpiliç Satış İş Kolu Genel Müdür Yardımcısı Faik ÜÇER, tüketici alışkanlıklarının ve pazar dinamiklerinin hızla değiştiğini vurgulayarak şunları söyledi: "Çok hızlı değişen bir tüketici var. Ayrıca sosyoekonomik koşullar, global riskler ve periferimizdeki siyasi değişiklikler, işimizle ilgili tüm parametrelerin çok yakından takibini ve her yeni koşula tam uyum sağlamayı gerektiriyor. İş ortaklarımızla yaptığımız bu tarz kıymetli bilgi alışverişi buluşmaları hepimiz için son derece ilham verici oluyor. Doyfarm markası ile yepyeni bir başarı hikayesi yazmaya odaklandık. Yeni işlenmiş ürün portföyümüzün Doyfarm markası ile müşterilerimize ve nihai tüketicilerimize büyük fayda sağlayacağına inanıyoruz. 2030 yılına kadar yoğun ve esnek bir iş planlaması yaptık. Pazardaki liderliğimizi perçinleyecek yepyeni yatırımlar ve hizmetlerle Şenpiliç ekosistemini büyütmeyi sürdüreceğiz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şenpiliç, Yeni Markası "Doyfarm"ı İş Ortaklarıyla Antalya’da Buluşturdu Haber

Şenpiliç, Yeni Markası "Doyfarm"ı İş Ortaklarıyla Antalya’da Buluşturdu

Türkiye’nin lider entegre piliç eti üreticisi Şenpiliç, geleneksel yıllık iş ortakları toplantısını bu yıl yepyeni bir çehreyle gerçekleştirdi. Yenilenen yüzüyle tüketicilerle buluşan "DOYFARM" markasının konseptiyle Antalya’da düzenlenen dev organizasyona, yurt içi ve yurt dışı iş ortakları aileleriyle birlikte katılım sağladı. Sektördeki gelişmelerin, büyüme hedeflerinin ve gelecek dönem stratejilerinin paylaşıldığı toplantıda, 2025 yılının küresel ve iç pazardaki performansı değerlendirilirken; Şenpiliç’in 2030 yılına kadar uzanan vizyonu ve iş planı ilk ağızdan iş ortaklarına aktarıldı. Tüketici İçgörüleriyle Gelişen Yepyeni Bir Portföy Şenpiliç’in sürdürülebilir büyüme, üretim gücü ve müşteri odaklı yaklaşımının ele alındığı toplantıda, değişen pazar koşullarına uyum sağlamanın önemine dikkat çekildi. Şirket; tüketicilerin besleyicilik, lezzet, pratiklik, kolay hazırlanabilme ve kolay erişilebilirlik gibi temel beklentilerini dikkate alarak geliştirdiği yenilikçi işlenmiş ürün portföyünü Doyfarm markasıyla tanıttı. Şenpiliç, sahip olduğu en güçlü dağıtım ağı sayesinde bu üst düzey kaliteli pratik ürünleri çok daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor. "2030’a Kadar Yoğun ve Esnek Bir İş Planlaması Yaptık" Toplantıya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şenpiliç Satış İş Kolu Genel Müdür Yardımcısı Faik ÜÇER, tüketici alışkanlıklarının ve pazar dinamiklerinin hızla değiştiğini vurgulayarak şunları söyledi: "Çok hızlı değişen bir tüketici var. Ayrıca sosyoekonomik koşullar, global riskler ve periferimizdeki siyasi değişiklikler, işimizle ilgili tüm parametrelerin çok yakından takibini ve her yeni koşula tam uyum sağlamayı gerektiriyor. İş ortaklarımızla yaptığımız bu tarz kıymetli bilgi alışverişi buluşmaları hepimiz için son derece ilham verici oluyor. Doyfarm markası ile yepyeni bir başarı hikayesi yazmaya odaklandık. Yeni işlenmiş ürün portföyümüzün Doyfarm markası ile müşterilerimize ve nihai tüketicilerimize büyük fayda sağlayacağına inanıyoruz. 2030 yılına kadar yoğun ve esnek bir iş planlaması yaptık. Pazardaki liderliğimizi perçinleyecek yepyeni yatırımlar ve hizmetlerle Şenpiliç ekosistemini büyütmeyi sürdüreceğiz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.