Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Antioksidan

Kapsül Haber Ajansı - Antioksidan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Antioksidan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kış Aylarında Bağışıklığı Güçlendirmek ve Kilo Vermek Mümkün mü? Haber

Kış Aylarında Bağışıklığı Güçlendirmek ve Kilo Vermek Mümkün mü?

Bağışıklık ve Kilo Arasında Gerçekten Bir İlişki Var mı? Diyetisyen Çağla Koç, fazla yağ dokusunun vücutta kronik bir inflamasyon oluşturduğunu belirterek, bu durumun bağışıklık sistemini meşgul ettiğini ve virüslerle çalışma kapasitesini düşürdüğünü ifade etti. Bilimsel çalışmaların, bu sebeple obez bireylerin grip ve solunum yolu enfeksiyonlarını daha ağır geçirdiğini gösterdiğini söyledi. Kışın Kilo Vermek Bağışıklığı Zayıflatır mı? Kilo verme sürecinde uygulanan diyetin belirleyici olduğuna dikkat çeken Koç, yanlış yapılan diyetlerin bağışıklığı zayıflattığını ancak doğru planlanan beslenme programlarının bağışıklığı güçlendirdiğini vurguladı. Koç, aşırı düşük kalorili ve proteinden fakir diyetlerin bağışıklık hücrelerinin üretimini baskıladığını, yeterli protein, vitamin ve mineral içeren diyetlerle gerçekleşen dengeli kilo kaybının ise tam aksine bağışıklığı desteklediğini söyledi. Kışın Tatlı ve Hamur İşine Olan Eğilim Neden Artıyor? Kış aylarında serotonin ve D vitamini seviyelerinin düştüğünü belirten Diyetisyen Çağla Koç, vücudun hızlı mutluluk sağlayan karbonhidratlara yöneldiğini ifade etti. Ayrıca vücudun ısı dengesini koruyabilmek için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. Ancak rafine şekerin bağışıklığı baskıladığını, insülin dalgalanmasına neden olduğunu ve yağ depolanmasını artırdığını belirten Koç, şeker alımının beyaz kan hücrelerinin bakterilerle savaşma kapasitesini azalttığını söyledi. Geç Saatlerde Yenilen Yemek Bağışıklığı Etkiler mi? Geç saatlerde yemek yemenin melatonin salgısını bozduğunu, bağırsak ritmini etkilediğini ve inflamasyonu artırdığını ifade eden Koç, bu durumun bağışıklık sistemi ve kilo kontrolünü zorlaştırdığını söyledi. Ayrıca geç saatte yemek yiyip uyumanın reflüye yatkınlık ve uyku kalitesinde düşüşe neden olduğunu belirtti. Koç, gece yemek yemektense yatmadan 2,5–3 saat önce hafif bir ara öğün eklenebileceğini ifade etti. Detoks İçecekleri Bağışıklığı Güçlendirir mi? Vücudun detoks organlarının karaciğer ve böbrekler olduğunu hatırlatan Diyetisyen Çağla Koç, detoks içeceklerinin bağışıklığı güçlendirdiğine dair bilimsel bir veri bulunmadığını söyledi. Kontrolsüz şekilde içerisine eklenen malzemelerle hazırlanan detoks içeceklerinin aşırı sıvı ve şeker yükü nedeniyle metabolik stresi artırabileceğini belirtti. Bağırsaklar ve Bağışıklık Arasında Nasıl Bir Bağlantı Var? Bağırsakların bağışıklık sistemi üzerinde büyük bir etkisi olduğunu vurgulayan Koç, bağışıklık sisteminin büyük çoğunluğunun bağırsaklarda yer aldığını ifade etti. Bazı bağırsak bakterilerinin, bağışıklık sistemi tarafından üretilen IgA antikorlarının seviyelerini düzenlediğini ve enfeksiyonlara karşı savunma sağladığını söyledi. Probiyotik ve liften fakir beslenmenin bağışıklık yanıtını zayıflattığını belirten Koç; kefir, fermente ürünler, boza, tarhana, ekşi mayalı ekmekler, kombucha, şalgam ve sebzelerin kış aylarında bu açıdan çok değerli olduğunu ifade etti. Market turşularının çoğunun probiyotik olmadığını da ekledi. Çorba Tüketimi Bağışıklığı Nasıl Etkiliyor? Kültürümüzde çorbanın önemli bir yere sahip olduğunu belirten Diyetisyen Çağla Koç, kışın akşam yemeklerine genellikle çorbayla başlandığını söyledi. Sebze, ilikli kemik suyu ve baklagil çorbalarının bağışıklık üzerinde olumlu etkileri olduğunu ifade eden Koç, unlu, kremalı ve yağlı çorbalar için aynı etkiyi söylemenin mümkün olmadığını dile getirdi. Bağışıklık İçin En Kritik Vitamin ve Mineraller Hangileri? Diyetisyen Çağla Koç, D vitamininin bağışıklık hücrelerini aktive ettiğini, C vitamininin enfeksiyon süresini kısalttığını, A vitamininin IgA üretiminde rol aldığını, E vitamininin T hücre aktivasyonu ve antioksidan savunmada önemli olduğunu söyledi. Çinkonun virüslerin çoğalmasını baskıladığını, proteinin ise antikor üretiminin temeli olduğunu belirtti. Koç, bu besin öğelerinin öncelikle tabakla alınması gerektiğini vurguladı. Bağışıklığı Güçlendiren ve Kilo Aldırmayan Beslenmenin Temel Kuralları Her öğünde protein, lif ve sağlıklı yağın birlikte tüketilmesi gerektiğini ifade eden Diyetisyen Çağla Koç, proteinden yoksun bir beslenmenin bağışıklık sistemini zayıflattığını söyledi. Antikorların, savunma hücrelerinin ve enzimlerin proteinlerden yapıldığını hatırlattı. Hem kilo vermek hem de bağışıklığı korumak için renkli ve dengeli tabakların önemine dikkat çeken Koç, gün içinde alınan kalorinin yanı sıra kalorinin hangi saatlerde alındığının da hormon yanıtı üzerinde etkili olduğunu belirtti. Bu durumun hem kilo verme sürecini hem de bağışıklık sistemini etkilediğini sözlerine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hasta Olunca C Vitamini Takviyesi Almak Doğru mu? Haber

Hasta Olunca C Vitamini Takviyesi Almak Doğru mu?

Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Füsun Topçugil, C vitamininin bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerinin doğru zamanlama ile değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. C Vitamini Bağışıklık Sistemini Destekler C vitamini, bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışmasında rol oynayan temel vitaminlerden biridir. Antioksidan özellikleri sayesinde hücreleri oksidatif stresten korur, bağışıklık hücrelerinin normal fonksiyonlarını sürdürmesine katkı sağlar. Ancak bu etki, düzenli ve yeterli alım sonucunda ortaya çıkabilir. Hastalık başladıktan sonra alınan C vitamini takviyesi, enfeksiyonu ortadan kaldıran ya da süreci doğrudan sonlandıran bir etkisi yoktur. Bu nedenle C vitaminini bir ilaç gibi değerlendirmek doğru değildir. Hastalık Başladıktan Sonra Yüksek Doz C Vitamini Almak İyileşmeyi Hızlandırmaz Toplumda sık karşılaşılan bir diğer yanlış inanış, hastalık döneminde yüksek doz C vitamini almanın süreci kısalttığı yönündedir. Güncel bilimsel veriler, C vitamininin soğuk algınlığı ve grip gibi viral enfeksiyonların süresini anlamlı ölçüde azaltmadığını göstermektedir. Bu noktada C vitamini, bağışıklık sistemini önceden destekleyen bir unsurdur; hastalık ortaya çıktıktan sonra tek başına tedavi edici bir rol üstlenmez. C Vitamini Ne Zaman Alınmalı? C vitamini suyla eriyen bir vitamindir ve vücudumuzda depolanmaz. Bu yüzden "bir defada çok almak" yerine "her gün yeteri kadar almak" asıl stratejimiz olmalıdır. Koruyucu Kalkan Olarak: C vitamini, düzenli kullanıldığında bağışıklık sistemini zinde tutabilir. Düzenli alan kişilerde soğuk algınlığı süresinin kısalabildiği gözlemlenmiştir. Stres ve Yorgunluk Dönemlerinde: Vücudun fiziksel ve mental stres altında olduğu dönemlerde C vitamini ihtiyacı artabilir. Demir Eksikliği Varsa: C vitamini, bitkisel kaynaklı demirin emilimini artırır. Bu nedenle demir eksikliği olan hastaların öğünlerinde C vitaminine yer vermesi önemlidir. Günlük C Vitamini İhtiyacı Öncelikle Besinlerle Karşılanmalıdır Sağlıklı bireylerde C vitamini ihtiyacının büyük bir bölümü dengeli ve sağlıklı beslenme ile karşılanabilir. Taze sebze ve meyveler, C vitamini açısından zengin doğal kaynaklardır. Takviye kullanımı ise herkes için rutin bir gereklilik değildir. Emilim sorunları olanlar, yetersiz beslenen kişiler ya da doktor tarafından ihtiyaç saptanan durumlarda takviyeler gündeme gelebilir. Uzm. Dr. Füsun Topçugil’den 3 Altın Öneri Güne Yayarak Tüketin: Tek seferde 1000 mg almak yerine, gün içinde taze sebze ve meyvelerle doğal yoldan karşılayın. Sigara Kullanıyorsanız Dikkat: Sigara içenlerin vücudundaki C vitamini seviyesi daha hızlı düşer; bu bireylerin ihtiyacı daha fazladır. Doktorunuza Danışın: Kronik bir hastalığınız veya böbrek probleminiz varsa, "nasıl olsa vitamin" diyerek takviyeye başlamayın. Sonuç olarak; C vitamini bir acil yardım butonu değil, bir yaşam biçimi olmalıdır. Bağışıklığınızı hastalık gelmeden önce inşa edin. Uzm. Dr. Füsun Topçugil kapanışta şu vurguyu yapıyor: “Bağışıklık sistemi, son anda alınan takviyelerle değil; günlük yaşamda sürdürülen dengeli beslenme ve sağlıklı alışkanlıklarla güçlenir. C vitamini bu sürecin destekleyici bir parçasıdır, tek başına bir tedavi yöntemi değildir.”

Baklavanın Sağlığa 6 Faydası Haber

Baklavanın Sağlığa 6 Faydası

Baklavanın vücudumuzu hücresel hasar ve iltihaplanmaya karşı korumak için önemli antioksidanlar açısından zengin olduğunu belirten Gaziantepli Ömer Köşkeroğlu Baklavaları Sahibi Tuğçe Köşkeroğlu, baklavanın sağlığımız için 6 faydası hakkında şu bilgileri verdi: BEYNİMİZE İYİ GELİR Baklavada kullanılan kuruyemişler, E vitamini, magnezyum ve çinko da dahil olmak üzere beyin fonksiyonları için önemli olan çeşitli besin maddelerinin kaynağıdır. Kuruyemişlerde bulunan sağlıklı yağlar, beyin hücrelerinin büyümesini ve gelişimini destekler. POTASYUM, B6 VE ANTİOKSİDAN Baklava; genellikle Antep fıstığı, ceviz ve fındık gibi kuruyemişlerle yapılır. Bu yüzden baklava, birçok temel besin maddesi açısından zengin bir kaynaktır. Örneğin, baklavada kullanılan kuruyemişler iyi bir protein, sağlıklı yağ ve diyet lifi kaynağıdır. Baklavada en çok kullanılan kuruyemişlerden biri olan Antep fıstığı da potasyum, B6 vitamini ve antioksidanlar açısından zengindir. KALP SAĞLIĞINI İYİLEŞTİREBİLİR Çeşitli araştırmalar, kuruyemiş tüketiminin kalp sağlığını iyileştirmeye yardımcı olabileceğini öne sürmüştür. Örneğin, Antep fıstığı, kolesterol seviyelerini düşürmeye ve kalp hastalığı riskini azaltmaya yardımcı olabilecek sağlıklı yağlar olarak kabul edilen tekli doymamış ve çoklu doymamış yağlar açısından zengin bir kaynaktır. Ayrıca, baklavalarda kullanılan kuruyemişlerdeki antioksidanlar, iltihabı ve oksidatif stresi azaltarak kalbi korumaya yardımcı olabilir. ENERJİ SEVİYESİNİ ARTIRIR Baklava, hızlı bir enerji artışı sağlayan yüksek kalorili bir besindir. Baklavadaki şeker içeriği anlık bir enerji kaynağı sağlarken, kuruyemişler içerdiği sağlıklı yağlar ve protein sayesinde daha yavaş bir enerji salınımı sağlar. Bu hızlı ve sürekli enerji kombinasyonu, sporcular veya hızlı bir enerji takviyesine ihtiyaç duyan herkes için faydalı olabilir. KİLO KONTROLÜNE YARDIMCI OLUR Baklavayı kilo kontrol rutininize dengeli ve sağlıklı bir şekilde entegre edebilirsiniz. Baklava yüksek kalorili bir yiyecek olsa da ölçülü tüketildiğinde kilo kontrolüne yardımcı olabilir. Baklavadaki kuruyemişler protein ve sağlıklı yağlar açısından zengindir; bu da daha uzun süre tok ve doymuş hissetmenize yardımcı olabilir. Bu durum, atıştırmayı ve aşırı yemeyi azaltarak kilo alımına olumlu katkıda bulunabilir. SİNDİRİMİ KOLAYLAŞTIRIR Baklava yapımında kullanılan yufka hamuru iyi bir diyet lifi kaynağıdır. Lif, bağırsak hareketlerini düzenlemeye, kabızlığı azaltmaya ve genel bağırsak sağlığını iyileştirmeye yardımcı olduğu için sağlıklı bir sindirim sisteminin korunması için gereklidir. Ayrıca, baklavada kullanılan kuruyemişler, sindirim enzimlerinin üretimini uyarmaya ve besin emilimini iyileştirmeye yardımcı olabilecek sağlıklı yağlar açısından iyi bir kaynaktır.

Bitki Çayları Doğru Tüketilmediğinde Faydadan Çok Zarar Verebilir! Haber

Bitki Çayları Doğru Tüketilmediğinde Faydadan Çok Zarar Verebilir!

Bu dönemde bitki çaylarının hem iç ısıtan hem de destekleyici bir seçenek olarak daha sık tercih edildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Ancak her doğal üründe olduğu gibi bitki çayları da doğru seçildiğinde, ölçülü tüketildiğinde ve bireyin sağlık durumuyla uyumlu olduğunda fayda sağlıyor, bilinçli tüketim bu aromatik desteği güvenli ve sürdürülebilir bir günlük rutine dönüştürüyor” dedi. Bitki çaylarında hem içeriğin ne olduğu hem de kimin tarafından, nasıl tüketildiğinin büyük önem taşıdığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “10 dakikadan fazla kaynatılan bazı bitkilerde etkin bileşenler bozulabilir ya da acı bileşikler suya geçebilir. Doğru yöntem, kaynar suyun üzerine bitkinin eklenmesi ve 5–8 dakika demlenmesidir. Ayrıca bitki çayları bazı ilaçlarla etkileşime girebilir; zencefil ve sarı kantaron kan sulandırıcılarla risk oluşturabilir, ekinezya bazı ilaçların düzeylerini etkileyebilir, adaçayı ise tansiyon ve hormon metabolizması üzerinde etkili olabilir. Bu nedenle hamileler, emziren anneler, kronik hastalığı olanlar ve düzenli ilaç kullanan kişilerin bitki çayı tüketmeden önce mutlaka bir uzmana danışması gerekir” dedi. Bitki çayları hastalıklara karşı tek başına mücadele edemez Bitki çaylarının; bitkilerin yaprak, çiçek, kabuk veya köklerinin sıcak suda bekletilmesiyle hazırlanan fonksiyonel içecekler olduğunu belirten Eren, “Kış aylarında bağışıklığını desteklemek isteyenler için bitki çayları yardımcı bir araç olabilir. Özellikle ıhlamur, kuşburnu, zencefil–limon kombinasyonu ve rezene gibi antioksidan ve uçucu yağlar açısından zengin bitkilerin, sıvı alımını destekleyerek genel iyilik hâlini artırır. Ancak bir yandan da bitki çaylarının sadece birer destek kuvvet olduğu ve hastalıklara karşı hiçbir zaman tek başına koruyucu olamayacakları bilinmeli. Bağışıklık sisteminin en güçlü destekçileri düzenli uyku, yeterli protein alımı, probiyotiklerden zengin beslenme, hareket ve stres yönetimidir” şeklinde konuştu. Zencefil bulantıya iyi geliyor Kış aylarında en sık tercih edilen bitki çayları arasında ıhlamur, adaçayı, kuşburnu, papatya, zencefil, ekinezya ve zerdeçalın yer aldığını belirten Eren, “Bu çayların her biri farklı fitokimyasallar içerir ve bu çeşitlilik vücutta farklı süreçleri destekleyebilir. Örneğin kuşburnu yüksek C vitamini ve polifenol içeriğiyle antioksidan kapasiteye katkı sağlarken, zencefil bulantıyı azaltıcı ve hafif antiinflamatuvar etkileriyle bilinir. Adaçayındaki uçucu yağlar boğaz rahatlığını destekleyebilir, papatya ise uyku kalitesine katkı sağlayabildiğini gösteren çalışmalarla öne çıkar. Ekinezya hakkında farklı görüşler bulunsa da bazı araştırmalarda bağışıklık sistemi üzerinde destekleyici etkiler sağladığı bildirilmiştir. Bu nedenle bitki çayları ‘mucize’ olarak görülmeden, dengeli ve bilinçli tüketilmeli” dedi.

Yemekten Yarım Saat Önce Turşu Yemek Sindirimi Kolaylaştırıyor Haber

Yemekten Yarım Saat Önce Turşu Yemek Sindirimi Kolaylaştırıyor

Bu duruma dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Yavaş yemek, lokmaları iyice çiğnemek ve menüyü daha hafif tercihlerle dengelemek hem sindirim sistemini rahatlatır hem de sevdiklerinizle bir araya geldiğiniz bu özel geceyi daha konforlu geçirmenizi sağlar. Ayrıca yılbaşı menüsünde renkli sebzeler eşliğinde ızgara veya fırında hazırlanmış hindi, tavuk, et ya da balık tercih etmek sağlıklı bir seçenek olabilir. Pilav, makarna ve börek gibi unlu-tahıllı yiyeceklerin küçük porsiyonlarda tüketilmesi ise gece boyunca daha hafif ve rahat hissetmeye yardımcı olur” dedi. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, yılbaşı gecesini daha sağlıklı geçirmeye yardımcı olacak 10 beslenme önerisini sıraladı: Akşama hafif bir sebze çorbasıyla başlamak, iştahı dengeler ve ana yemekleri daha kontrollü yemenizi sağlar.Sindirim sistemine oldukça faydalı olan salatalar kırmızı pancar, avokado veya turşu ekleyerek çeşitlendirilebilir. Sebzelere ek olarak salataya; nohut, fasulye ya da yeşil mercimek eklemek de besleyiciliği artırabilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta ise sızma zeytinyağı, sirke ve limonu eksik etmemek.Meyve tüketimi yemekten sonraya ve özellikle geç saatlere bırakmamalı.Asitli ve şekerli içecekler yerine sade soda veya taze sıkılmış meyve suları tercih edilebilir. Ayrıca yemek esnasında fazla sıvı alımı sindirimi güçleştirebileceği için içeceğin miktarına da dikkat edilmeli.İhtiyaç duyduğunuz tatlı ihtiyacı için antioksidan açısından zengin bal kabağını az miktarda şeker, tahin ve cevizle bir araya getirerek hafif bir seçenek hazırlayabilirsiniz.Yemek masası humus ya da piyaz gibi bakliyatlarla hazırlanmış mezelerle de zenginleştirilebilir. Mezelerle ilgili dikkat edilmesi gereken nokta, içeriğinde mayonez olmamasıdır.Mide asidini dengeleyerek vücudun sindirime hazırlanması için sofraya oturmadan yarım saat önce iki-üç çatal ev yapımı lahana turşusu yiyebilir veya bir yemek kaşığı ev yapımı elma sirkesi içebilirsiniz. (Sirke, bir bardak suyun içine karıştırılabilir)Sindirimi zorlayacağı için; beyaz un ya da yoğun şeker içeren ve yağda kızartılmış yiyeceklerden uzak durmalı.Gece ilerledikçe çay, kahve ya da bir miktar kuru yemiş atıştırılabilir. Bu saatler için çiğ ceviz, fındık, badem ve kabak çekirdeği tercih edilebilir. Lif yönünden zengin kestane de hem bağırsak hem de kalp sağlığını destekleyen lezzetli bir alternatiftir. Yine de bu sağlıklı atıştırmalıkların bile porsiyonunun 1 küçük kâseyi aşmaması gerekir.Sofrada sürekli yemek yerine ara ara sohbet etmek, masadan kısa süreli kalkmak veya su yudumlamak porsiyon kontrolünü kolaylaştırır ve sindirimi destekler.

Türkiye, Kuru Domates İhracatında Dünya İkincisi Oldu Haber

Türkiye, Kuru Domates İhracatında Dünya İkincisi Oldu

Türkiye, 2025 yılının 10 aylık döneminde 108 milyon dolarlık kuru domates ihraç etti ve İtalya’nın ardından dünya ikincisi oldu. Akdeniz mutfağının en önemli lezzetlerinden kuru domateste, Türkiye’nin ihracatının yüzde 94’ünü Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği üyesi ihracatçılar gerçekleştirdi. Egeli ihracatçılar, 101 milyon dolarlık kuru domates ihracatına imza attı. Kuru domates ihracatında dünya ikincisiyiz Türkiye’nin kuru domates ihracatında İtalya’nın ardından dünya ikincisi olduğu bilgisini veren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, miktar bazında yüzde 11’lik azalışla 34 bin 419 ton kuru domates ihraç edildiğini, kuru domates ihraç fiyatında dolar bazında yakalanan yüzde 12’lik artış sayesinde ihracat gelirinin 2024 yılındaki seviyesini koruduğunu dile getirdi. Avrupa Birliği’ne kuru domates ihracatında kotanın kaldırılmasını istiyoruz Türkiye’den Avrupa Birliği’ne kuru domates ihracatında 8 bin 900 ton kota olduğuna işaret eden Uçak, “İhracatçılarımız bu kotayı her sene ocak ayında dolduruyorlar. AB’ne kuru domates ihracatında kotanın kaldırılmasını, kota kaldırılmazsa da Türkiye’nin potansiyelini yansıtacak seviyeye çıkarılmasını istiyoruz. Kota kaldırıldığı ya da artırıldığı takdirde kuru domates ihracatımız 200 milyon dolara ulaşacak potansiyele sahip” şeklinde konuştu. Kuru domatesin başlı başına bir lezzet ve şifa deposu olduğunun altını çizen Başkan Uçak, “Kuru domates makarnalardan salatalara, kahvaltılardan çorbalara, etli yemeklerden balığa, tavuktan pizzalara kada geniş bir yelpazedeki yemeklere lezzet katıyor. Anadolu topraklarında yetişen 15 milyon ton taze domateslerden elde edilen kuru domatesleri ABD’den İtalya’ya, Kanada’dan Almanya’ya, Brezilya’dan Japonya’ya 98 ülkeye ihraç ettik. 2025 yılı sonunda 125 milyon dolara ulaşacağız. 2026 yılında hedefimiz kuru domates ihracatımızı 150 milyon doların üzerine çıkarmak olacak” ifadelerini kullandı. ABD, İtalya, İngiltere ve Almanya ihracatta öne çıktılar Türkiye’nin kuru domates ihracatında ortalama ihraç fiyatının 2,8 dolardan 3,16 dolara çıktığını da paylaşan Başkan Uçak ihracatta öne çıkan ülkeleri şöyle özetledi: “Amerika Birleşik Devletleri’ne ihracatımız yüzde 24’lük artışla 26,2 milyon dolara ulaştı ve ABD zirvedeki yerini korudu. İhracatımızın yüzde 20 arttığı İtalya’ya 19,5 milyon dolarlık kuru domates gönderdik. İngiltere ve Almanya 8,7 milyon dolarlık Türk kuru domatesi talebiyle üçüncülüğü paylaştılar.” Kuru domates şifa deposu Minerallerden zengin olan kuru domates, kalp sağlığını ve kemik dokusunu korurken, karaciğeri temizliyor, bağışıklığı güçlendiriyor. A, K ve C vitamini deposu olan kuru domates, kanser savaşçısı antioksidan zengini, göz sağlığını korurken, demir yetersizliğine bağlı kansızlığı ve anemiyi önleme kabiliyetine sahip. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Vegan Beslenme Hem Sağlığa Hem de Çevreye Faydalı Haber

Vegan Beslenme Hem Sağlığa Hem de Çevreye Faydalı

Dünya Vegan Günü dolayısıyla bu beslenme şekline dair açıklamalarda bulunan İstinye Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Melike Şeyma Deniz, bitki temelli beslenmenin hem bireysel sağlık hem de gezegenin sürdürülebilirliği açısından önemini vurguladı. 1 Kasım Dünya Vegan Günü olarak anılıyor ve vegan beslenmeye dair farkındalık geliştirilmesi hedefleniyor. Hayvanlardan elde edilen hiçbir gıdayı yememeyi içeren bir beslenme modeli olan vegan beslenmeye ilgi ise son yıllarda giderek artıyor. Vegan ve vejetaryen beslenme modelleri, yalnızca bir yaşam tarzı tercihi değil; etik, ekolojik ve sağlık temelli bir farkındalığın da göstergesi haline geldi. Vegan beslenmeye dair açıklamalarda bulunan İstinye Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Melike Şeyma Deniz, bu beslenme modellerinin sağlığa ve çevreye katkılarını değerlendirerek önemli uyarılarda bulundu. GEZEGENİN GELECEĞİ İÇİN DE KRİTİK ÖNEME SAHİP Dr. Deniz, son yıllarda yapılan bilimsel çalışmaların bitki ağırlıklı beslenmenin çok yönlü faydalarına dikkat çektiğini belirterek şöyle konuştu: “Bitki temelli beslenme yalnızca bireysel sağlık açısından değil, gezegenin sürdürülebilirliği açısından da çok değerli. Çünkü bu beslenme modeli hem hastalık risklerini azaltıyor hem de çevresel etkileri minimize ediyor.” YETERSİZ BESİN ÖĞESİ ALIMI İÇİN TAKVİYE KULLANMAK ÖNEMLİ Hayvansal kaynaklı besinleri sınırlayan ancak farklı düzeylerde tüketim tercihleri bulunan bireylere vejetaryen deniliyor. Süt ürünleri tüketenler lakto-vejetaryen, yumurta tüketenler ovo-vejetaryen, her ikisini de tüketenler lakto-ovo-vejetaryen, balık tüketenler ise pesko-vejetaryen olarak adlandırılıyor. Hiçbir hayvansal ürünü kullanmayan bireyler ise vegan beslenme modelini benimsiyor. Dr. Deniz, özellikle vegan beslenme biçiminin dikkatli planlanması gerektiğini vurgulayarak şunları ekledi: “Vegan diyetler doğru planlandığında yeterli ve dengeli olabilir. Ancak B12 ve D vitamini, kalsiyum, iyot, çinko, selenyum ve protein gibi bazı besin öğelerinin yetersiz alımı riski vardır. Bu nedenle profesyonel destek almak, gerekirse takviye kullanmak önem taşır.” VEGAN BESLENME KALP SAĞLIĞINA FAYDALI Araştırmalar, vegan beslenme modelinin koroner kalp hastalığı, tip 2 diyabet, hipertansiyon, bazı kanser türleri ve obezite riskini azalttığını ortaya koyuyor. Dr. Deniz, bu durumun beslenmenin içeriğiyle doğrudan ilişkili olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Bitki temelli beslenme; lif, antioksidan ve fitokimyasal bileşenler açısından zengin, doymuş yağ açısından ise düşüktür. Bu da hastalık riskini azaltan önemli bir faktördür. Ayrıca, bağırsak mikrobiyotasını güçlendirir ve inflamasyonu azaltarak cilt sağlığına da katkı sağlar.” SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK AÇISINDAN DA KATKI SUNUYOR Bilimsel veriler, vegan, vejetaryen ve Akdeniz tipi beslenme modellerinin çevresel sürdürülebilirlik açısından en avantajlı diyetler olduğunu gösteriyor. Bu beslenme biçimleri; daha az sera gazı emisyonu, daha az su tüketimi ve daha az toprak kullanımı gerektiriyor. Dr. Deniz, bu konuda verdiği örnekte şunları söyledi: “Bir kilogram sebze üretimi için yaklaşık 332 litre su gerekirken, 1 kilogram dana eti üretimi için 15.415 litre su gerekiyor. Bu fark, bitkisel temelli beslenmenin gezegen üzerindeki etkisini açıkça ortaya koyuyor.” ‘ETSİZ PAZARTESİ’ İLE BÜYÜK BİR FARK YARATILABİLİR Dr. Deniz, “Etsiz Pazartesi (Meatless Monday)” hareketinin herkes için ulaşılabilir bir başlangıç olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti: “Vegan veya vejetaryen olmasanız bile haftanın bir günü et yememek hem bedeniniz hem de gezegen için anlamlı bir katkı sağlar. Pazartesi günü öğünlerde sebze ve baklagil tercih ederek sağlığınızı desteklerken çevreye de olumlu bir etki yaratabilirsiniz.” BİTKİSEL AĞIRLIKLI BİR GELECEK MÜMKÜN Tüm bu veriler ışığında, bitki temelli beslenmenin yalnızca bir trend değil hem bireysel hem de toplumsal düzeyde daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir geleceğin anahtarı olduğu görülüyor. Dr. Deniz, “Et tüketimini azaltmak, sebze, meyve, tam tahıl ve baklagil ağırlıklı bir beslenme düzenine geçmek; sağlığımızı korumanın ve gezegenimize saygı göstermenin en etkili yollarından biridir” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.