Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Antioksidan

Kapsül Haber Ajansı - Antioksidan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Antioksidan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Doğal Atıştırmalıklara İlgi Artıyor, Hurma Öne Çıkıyor! Haber

Doğal Atıştırmalıklara İlgi Artıyor, Hurma Öne Çıkıyor!

Hurmanın gebeliğin son dönemlerinde de dikkat çekici etkileri bulunduğunu, bilimsel araştırmaların doğum sürecini destekleyebileceğine işaret ettiğini kaydeden Konuk, “Özellikle gebeliğin son haftalarında hamile kadınlar için kullanımı önerilir.” diye konuştu. Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhsin Konuk, 21 Temmuz Abur Cubur Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu. Hurma temiz içerikli doğal bir enerji kaynağı Tüketicilerin ultra işlenmiş atıştırmalıklardan uzaklaşarak hurma gibi doğal besinlere yöneldiğini ifade eden Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Tüketicilerin ultra işlenmiş atıştırmalıklar yerine hurmaya yönelmesinin temel nedeni; hurmanın kan şekerini aniden yükseltmeden doğal ve uzun süreli enerji sağlaması, lif açısından zengin olması ve kanser ile obezite gibi hastalıkları tetikleyen yapay katkı maddelerinden tamamen arınmış ‘temiz içerikli’ bir gıda olmasıdır.” dedi. Hurma besleyici bir meyvedir ancak mucizevi bir besin değildir Hurmanın son yıllarda "süper gıda" olarak anıldığını ancak bu kavramın doğru değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Dr. Konuk, “Hurma, zengin lif, vitamin, mineral ve antioksidan profiliyle oldukça besleyici bir meyvedir. Kan şekerini hızla yükseltebilen yüksek fruktoz ve glukoz içeriği nedeniyle kontrollü tüketilmelidir. Sağlıklı bir beslenmede değerli bir tamamlayıcıdır ancak tek başına mucizevi bir ‘süper gıda’ olarak görülmemelidir.” diye konuştu. Hurmanın yüksek diyet lifi sayesinde sindirim sistemini desteklediğini ve uzun süre tokluk hissi sağladığını söyleyen Prof. Dr. Konuk, şöyle devam etti: “Yüksek diyet lifi (özellikle pektin) içerdiği için bağırsak hareketlerini düzenler, sindirime yardımcı olur ve uzun süre tok tutarak kilo kontrolünü kolaylaştırır. Hücre yenilenmesi ve sinir sistemi için faydalı olan B6 vitamini açısından zengindir ve az miktarda A, C ve K vitaminleri ile folat (B9) içerir. Kalp ritmini ve kan basıncını dengelemeye yardımcı olan potasyum, kas ve kemik sağlığını destekleyen magnezyum, kansızlığı önlemeye ve vücuttaki oksijen taşıma kapasitesini artırmaya katkı sağlayan demir ile kemik ve diş minesinin güçlenmesinde kritik rol oynayan kalsiyum ve fosfor içerir.” Rafine şekere alternatif olabilir ancak miktarına dikkat edilmeli Hurmanın beyaz şekere göre çok daha besleyici bir alternatif olduğunu belirten Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Hurma; içerdiği lifler, vitaminler ve minerallerle rafine şekere göre besin değeri yüksek, harika bir alternatif olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, hurma yüksek oranda doğal şeker içermektedir. Hurma şeker alternatifi olarak kullanılacaksa, hamur işlerinde, keklerde ve tatlılarda püre haline getirilerek veya hurma özü/şurubu formunda beyaz şekere alternatif olarak kullanılabilir.” şeklinde konuştu. Kan şekeri kontrolü açısından da önemli uyarılarda bulunan Konuk, "Günlük porsiyon kontrolü mutlaka yapılmalıdır. Yaklaşık üç orta boy hurma bir porsiyon olarak kabul edilebilir. Kan şekerinin ani yükselmesini önlemek amacıyla ceviz, badem gibi yağlı tohumlarla veya süt, yoğurt gibi protein kaynaklarıyla birlikte tüketilmesi önerilir. Bu kombinasyonlar şekerin kana karışma hızını yavaşlatmaktadır." dedi. Sporcular için doğal performans desteği sağlayabilir Hurmanın özellikle spor yapan bireyler için güçlü bir enerji kaynağı olduğuna işaret eden Prof. Dr. Konuk, “İçeriğindeki yüksek lif, doğal şeker (fruktoz ve glukoz), potasyum ve magnezyum sayesinde sporcular ve aktif bireyler için mükemmel bir doğal enerji kaynağıdır. Sindirimi kolaydır, mideyi yormadan kas glikojen depolarını hızla doldurur ve gün içi enerji düşüşlerini engeller. Hurma, içerdiği karbohidratın yanında protein ve sağlıklı yağ kaynaklarıyla desteklendiğinde kas onarımını hızlandıran ve tokluk süresini uzatan kusursuz bir ara öğüne dönüşebilir. Antrenmandan 30-45 dakika önce tüketilen 1 porsiyon hurma egzersiz performansını zirveye taşımak için gereken enerjiyi sağlar.” ifadesinde de bulundu. Doğal beslenme kronik hastalık risklerini azaltmaya katkı sağlayabilir Doğal ve lif bakımından zengin besinlerin ağırlıkta olduğu beslenme modelinin birçok kronik hastalığın önlenmesine katkı sunduğunu ifade eden Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Hurma gibi doğal ve lifli besinlerin ağırlıkta olduğu bir beslenme modeli, rafine şeker alımını azaltarak insülin direnci ve obezite gibi risklerin düşürülmesine yardımcı olur. Ayrıca kan basıncını düzenler, sindirimi iyileştirir ve zengin antioksidan yapısıyla kronik inflamasyonu baskılar. Yüksek potasyum ve çözünür lif içeriği sayesinde kan basıncını dengelemeye ve kötü kolesterolü (LDL) düşürmeye destek olur. Doğal bir tatlandırıcı alternatifi sunarak şeker krizlerini engeller. Hurma, lif yapısı sayesinde düşük-orta glisemik indekse sahiptir. Bu sayede kan şekerinde ani dalgalanmalar yaratmadan dengeli bir enerji sağlar.” diye konuştu. Kanser ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların önlenmesine katkıda bulunuyor Bağırsak sağlığı açısından da önemli katkılar sunduğunu belirten Prof. Dr. Konuk, "Yüksek posa oranı bağırsak hareketlerini düzenleyerek kabızlık gibi sorunların önlenmesine yardımcı olur. Prebiyotik etkileri sayesinde yararlı bağırsak bakterilerinin gelişimini destekler. Midede uzun süre kalarak tokluk hissini artırır ve sağlıksız atıştırmalık tüketiminin azalmasına katkıda bulunur. Yapısındaki fenolik bileşikler ve flavonoidler gibi güçlü antioksidanlar, vücudu serbest radikallerin hasarına karşı koruyarak kanser ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların önlenmesine katkıda bulunur.” şeklinde sözlerini sürdürdü. Hurma doğum sürecini destekleyebilir Hurmanın gebeliğin son dönemlerinde de dikkat çekici etkileri bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Muhsin Konuk, bilimsel araştırmaların doğum sürecini destekleyebileceğine işaret ettiğini söyledi. Prof. Dr. Konuk, "Hurma, içerdiği oksitosin benzeri bileşikler ve oksitosin reseptörlerini uyarıcı etkisi sayesinde rahim kaslarını harekete geçirir. Bu doğal mekanizma rahim ağzının kolayca açılmasına, doğum eyleminin hızlanmasına ve doğum sonrası kanamaların azalmasına yardımcı olabilir." dedi. Bilimsel çalışmalarda gebeliğin son haftalarında hurma tüketiminin olumlu sonuçlar ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Konuk, “Rahim ağzını uyararak tıbbi müdahaleye (suni sancı/oksitosin iğnesi) olan ihtiyacı azaltabilir. Doğum sırasındaki kasılmaların düzenli ve verimli geçmesine destek olur. Doğum sonrasında rahmin toparlanmasını kolaylaştırarak kanama riskini düşürebilir. Yüksek lif, vitamin ve mineral içeriğiyle doğum anında ihtiyaç duyulan enerjiyi sağlar. Hamileliğin son dönemlerinde (genellikle son birkaç hafta) hurma tüketimi bu hormonal etkiler nedeniyle uzmanlar tarafından sıklıkla önerilmektedir.” diye konuştu. Meryem Suresi'ndeki hurma vurgusu dikkat çekici Hurmanın kutsal metinlerde de yer aldığına dikkat çeken Prof. Dr. Muhsin Konuk, Meryem Suresi'nde Hz. Meryem'e doğum sırasında hurma yemesinin tavsiye edildiğini hatırlattı. Prof. Dr. Konuk, "Meryem Suresi 25. ayette Hz. Meryem'e, 'Hurma ağacını kendine doğru silkele ki üzerine taze, olgun hurmalar dökülsün. Ye, iç, gözün aydın olsun.' buyrulmaktadır. Hurma tüketen kadınlarda rahim ağzı olgunlaşması, tüketmeyen gruba göre daha olumlu olmuştur. Hurma meyvesi 13 hayati madde ve 5 çeşit vitamin, yağ asidi ve şeker içerir. Bu nedenle, mineraller açısından zengin olan bu meyve, enerji verici ve besleyici bir gıdaya ihtiyaç duyan hamile kadınlar için önerilir. Hurma ayrıca, rahmin hazırlanmasında ve rahim ağzının olgunlaşmasında etkili olan östrojen ve progesteron hormonlarını da etkiler. Hurma meyvesi enerji verici ve besleyici bir madde olduğundan, özellikle gebeliğin son haftalarında olmak üzere, hamilelik döneminde hamile kadınlar için kullanımı önerilir.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Açıkta Bekleyen Limonata Sağlık Riski Taşıyor!  Haber

Açıkta Bekleyen Limonata Sağlık Riski Taşıyor! 

Limonatanın oda sıcaklığında en fazla 1–2 saat güvenle kalabileceğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Süre uzadıkça özellikle yaz sıcaklarında mikroorganizma üreme riski artar. Dışarıda satılan limonatalarda en sık hijyen riski kullanılan su ve buzdan kaynaklanır.” dedi. Yüksek şeker içeriğinin de kan şekeri dalgalanmalarına ve uzun vadede kilo artışına zemin hazırlayabileceğini aktaran İspiroğlu, diyabetli bireylerin limonata tüketiminde daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, yaz aylarında sık tüketilen limonatanın hangi durumlarda riskli hangi durumlarda güvenli olduğu hakkında açıklamalarda bulundu. Açıkta bekleyen limon suyu sağlık açısından risk oluşturabilir! Limonun C vitamini açısından zengin, potasyum ve antioksidan bileşenler içeren bir meyve olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Yaz aylarında serinletici etkisiyle limonata sık tercih edilir. Doğru hazırlandığında ve kontrollü tüketildiğinde sağlıklı bir seçenek olabilir; ancak hijyen ve şeker içeriği uygun değilse risk oluşturur.” dedi. Limonatanın oda sıcaklığında en fazla 1–2 saat güvenle kalabileceğine dikkat çeken İspiroğlu, “Sıcak yaz koşullarında bu süre 1 saate kadar düşebilir. Bu süre uzadıkça özellikle yaz sıcaklarında mikroorganizma üreme riski artar. Açıkta bekleyen limon suyu veya hazır karışımlar bu nedenle sağlık açısından risk oluşturabilir.” uyarısını yaptı. Limonatadaki en büyük hijyen riski: Buz ve kullanılan su! Dışarıda satılan limonatalarda en sık hijyen riskinin kullanılan su ve buzdan kaynaklandığını vurgulayan Hülya Yiğit İspiroğlu, “İçme suyu kalitesinde olmayan buzlar tüm içeceği riskli hale getirebilir.” dedi. Ayrıca yıkanmadan kullanılan veya kesildikten sonra bekletilen limonların mikroorganizma yükünün arttığını kaydeden İspiroğlu, şunları söyledi: “Kesilmiş limonların uzun süre bekletilmesi güvenli değildir. Taze sıkılmış limonata besin değeri açısından daha avantajlıdır. Hazır karışımlar ise genellikle daha fazla şeker içerir ve besin değeri daha düşüktür ayrıca gıda katkı maddeleri içerebilir.” Diyabetik bireyler limonata tüketiminde dikkatli olmalı! İyi bir limonatanın üç temel şartı olduğuna değinen İspiroğlu, “Hijyenik hazırlanmış olması, uzun süre bekletilmemiş olması ve şeker içeriğinin kontrollü olması gerekir. Bu üç koşul sağlanmadığında limonata masum bir içecek olmaktan çıkar ve sağlık açısından risk oluşturabilir.” dedi. Limonatanın çoğu zaman zararsız görülse de yüksek şeker içeriğinin kan şekeri dalgalanmalarına yol açabileceğine işaret eden İspiroğlu, “Daha çabuk acıktırabilir ve uzun vadede karın çevresi yağlanmasını artırabilir. Bu nedenle az şekerli hazırlanması önemlidir. Bal veya meyve dilimleri ile de tatlandırılabilir. Diyabetik bireylerde limonata şekersiz hazırlanmış olsa bile kontrollü tüketilmesi gerekir; çünkü içeriğine eklenen doğal veya ilave şeker kaynakları fark edilmeden karbonhidrat alımını artırabilir ve porsiyon kontrolü kolayca aşılabilir.” açıklamasını yaptı. Ev yapımı limonata hijyenik hazırlanır ve fazla şeker içermezse güvenli bir seçenek! Ev yapımı limonatanın genelde daha güvenli olduğunu dile getiren Hülya Yiğit İspiroğlu, “Ancak fazla şeker kullanılırsa veya hijyen kurallarına dikkat edilmezse bu avantaj ortadan kalkar.” dedi. Dışarıda limonata tercih edilecekse taze hazırlanmış olması, açıkta uzun süre beklememiş olması ve kullanılan buzun güvenilir olmasının önemli kriterler olduğunu yineleyen İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Yaz aylarında serinlemek için en güvenli ve sağlıklı seçenekler su, ayran, sade maden suyu ve evde hazırlanmış şekersiz bitki çaylarıdır. Taze nane, limon dilimi veya meyve ile aromalandırılmış sular ise şeker eklemeden lezzet artırmak için iyi bir alternatiftir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yazın Serinleten 10 Sağlıklı İçecek Haber

Yazın Serinleten 10 Sağlıklı İçecek

Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevihan Akbulut Azal “Yazın her serinletici içecek sağlıklı bir seçenek olmayabiliyor. Özellikle sıkça tercih edilen gazlı içecekler, enerji içecekleri, aşırı şekerli hazır meyve suları ve yüksek kafein içeren içecekler sağlık açısından bazı riskler taşıyabiliyor. Bu ürünler kilo artışına, kan şekeri dalgalanmalarına ve susuzluk hissinin artmasına yol açabilirken, enerji içecekleri de kalp ritmi bozuklukları, çarpıntı ve tansiyon problemlerini tetikleyebiliyor. Bu nedenle mutlaka sağlıklı içecekler tercih edilmeli ancak tüketimlerinde aşırıya kaçılmamalıdır. Kronik hastalığı olan bireyler ise içecek seçiminde daha dikkatli davranmalıdır” diyor. En sağlıklı içeceklerin başında suyun geldiğini vurgulayan Azal, suyu sade tüketemeyenlerin, içerisine çeşitli aromatik besinler ekleyerek içimini kolaylaştırabileceklerini belirtiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Azal, yaz aylarında hem serinleten hem de sağlıklı yaşamı destekleyen 10 içeceği sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Aromalı Su Yaz aylarında kaybedilen sıvının yerine konulmasında en sağlıklı yöntem günde 2 buçuk litre su içmektir. Ancak sade su içmekte zorlanan kişiler, sularına taze nane yaprakları, limon dilimleri, salatalık dilimleri, yeşil elma dilimleri ya da tarçın kabuğu gibi besinler katarak hem daha ferahlatıcı hem de daha keyifli bir içecek hazırlayabilirler. Bu yöntem, ilave şeker kullanmadan su tüketimini artırmaya yardımcı olur. Ayran Ayran, yaz aylarında sıvı ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurken içerdiği protein, kalsiyum ve elektrolitlerle de öne çıkıyor. Özellikle terlemeyle kaybedilen sodyumun yerine konmasına katkı sağlayan ayran, öğünlerle birlikte tüketildiğinde tokluk hissini destekliyor. Ferahlatıcı bir lezzet için içerisine taze nane veya fesleğen ekleyebilirsiniz. Kefir Probiyotik içeriğiyle bağırsak sağlığını destekleyen kefir, yaz aylarında besleyici bir içecek alternatifi sunuyor. Protein ve kalsiyum açısından da zengin olan kefir, sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlayabiliyor. Ancak marketlerde satılan bazı meyveli kefirlerin ilave şeker içeriği yüksek olabildiğinden sade çeşitler tercih edilmelidir. Kefirin tüketimini kolaylaştırmak için içerisine tarçın eklenebilir veya taze meyvelerle birlikte hazırlanabilir. Soğuk Yeşil Çay Antioksidan açısından oldukça zengin olan yeşil çay, metabolizmayı destekleyen doğal içeceklerden biridir. Özellikle kateşin adı verilen bileşikler hücrelerin oksidatif stresten korunmasına yardımcı olur. Şekersiz olarak hazırlandığında kalori içermez ve sıcak havalarda ferahlatıcı bir alternatif sunar. Kafein içerdiği için hamileler, tansiyon hastaları ve kafeine duyarlı kişiler tüketim miktarına dikkat etmelidir. Günde en fazla iki fncan tüketilmelidir. Yeşil Smoothie Salatalık, yeşil elma, kivi ve maydanoz gibi yeşil sebze ve meyvelerle hazırlayabileceğiniz yeşil smoothie, yaz aylarında hem ferahlatıcı hem de besleyici bir alternatiftir. İçeriğindeki sebze ve meyveler; C vitamini, K vitamini, folik asit, potasyum ve çeşitli antioksidan bileşikler açısından zengindir. Yüksek su içeriği günlük sıvı alımını desteklerken, ara öğünlerde tüketildiğinde zengin lif yapısıyla tokluk hissi sağlar. Ancak kronik böbrek hastalığı veya potasyum kısıtlaması gereken bireyler tüketim miktarı konusunda bir hekime veya diyetisyene danışmalıdır. Taze Naneli Limonata Limonun içerdiği C vitamini ve nanenin ferahlatıcı etkisi sayesinde yazın en çok tercih edilen içeceklerden biridir. Bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı olurken aynı zamanda serinlik hissi sağlar. İçeriğinde potasyum ve antioksidan bileşikler bulunur. Ancak fazla şeker eklenmesinin içeceğin sağlık değerini azaltacağı unutulmamalıdır. Mide hassasiyeti veya reflü sorunu yaşayan kişiler aşırı tüketimden kaçınmalıdır. Ice Latte Ice latte, özellikle kahve severler için yaz aylarında serinletici bir seçenek olabilir. Espresso ve süt ile hazırlanan bu içecek, ilave şeker içermediğinden gereksiz kalori alımını önlerken protein ve kalsiyum gibi besin öğelerinin alınmasına da katkı sağlar. İçeriğindeki kafein sayesinde gün içerisinde enerji hissini artırabilir. Ancak aşırı kafein tüketimi çarpıntı, uykusuzluk ve huzursuzluk gibi yan etkilere yol açabileceğinden günlük tüketim miktarına dikkat edilmelidir. Laktoz intoleransı olan bireyler laktozsuz süt veya bitkisel süt alternatiflerini tercih edebilir. Hindistan Cevizi Suyu Doğal elektrolit kaynağı olarak bilinen Hindistan cevizi suyu, sıcak havalarda kaybedilen potasyum ve minerallerin yerine konmasına yardımcı olur. Düşük kalorili olması nedeniyle spor yapan kişiler tarafından da tercih edilir. Özellikle yoğun terleme sonrasında sıvı dengesinin korunmasına katkı sağlar. Böbrek hastalığı olan bireylerin yüksek potasyum içeriği nedeniyle dikkatli tüketmesi gerekir. Karpuz Smoothie Yüzde 90'dan fazlası sudan oluşan karpuz, yazın en sevilen meyvelerinden biridir. Karpuzla hazırlanan smoothie; A vitamini, C vitamini, potasyum ve likopen gibi değerli besin öğeleri içerir. Özellikle sıcak günlerde sıvı desteği sağlarken tatlı isteğini de doğal yoldan karşılayabilir. Günde 1 küçük bardak tüketim yeterlidir. Diyabet hastaları ve kan şekeri kontrolü gereken bireyler porsiyon miktarına dikkat etmelidir. Aynı zamanda içerisine süt veya yoğurt gibi bir protein kaynağı eklenerek kan şekerinin hızlı bir şekilde yükselmesi önlenebilir. Maden Suyu Maden suyu, içerdiği kalsiyum, magnezyum ve bikarbonat gibi mineraller sayesinde özellikle yaz aylarında terlemeyle kaybedilen bazı minerallerin yerine konmasına katkı sağlayabiliyor. Ancak tüketiminde aşırıya kaçılmaması, günde bir-iki şişenin üzerine çıkılmaması gerekir. Aşırı tüketim bazı kişilerde mide şişkinliği, gaz ve gereğinden fazla mineral alımına bağlı sorunlara yol açabilir. Aromalı ve katkı maddesi içeren ürünler yerine sade maden suları tercih edilmelidir. Yüksek tansiyonu, böbrek hastalığı veya sodyum kısıtlaması gerektiren sağlık sorunları bulunan bireylerin tüketim miktarını hekimlerine danışmaları gerekir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünya Ton Balığı Günü’nde Dardanel’den Beslenme Mesajı Haber

Dünya Ton Balığı Günü’nde Dardanel’den Beslenme Mesajı

Dünyanın en çok sevilen ve tüketilen balığı olan ton balığının biyolojik ve ekonomik önemi ile sürdürülebilir denizciliğe dikkat çekmek amacıyla her yıl 2 Mayıs, Dünya Ton Balığı Günü olarak kutlanıyor. Ülkemizde 42 yıldır Dardanel kalitesi ve güvencesiyle sofralara ulaşan ton balığı; sadece lezzetiyle değil, yüksek besin değeri ve sağlığa sunduğu faydalarıyla öne çıkıyor. Pratik tüketim avantajı, lezzeti ve besleyici yapısıyla ton balığı, günümüz yaşam temposunda sağlıklı öğün alternatifleri arasında önemli bir yer tutuyor. Doğal avcılıkla elde edilen ton balıklarını ileri üretim teknolojileri ve yüksek kalite standartlarıyla tüketiciyle buluşturan Dardanel, ton balığını yalnızca pratik bir seçenek değil; bilinçli tercihlerle sofralarda güvenle yer bulan değerli bir besin olarak konumlandırıyor. İçerdiği Protein ve Omega-3 ile Sağlıklı ve Güçlü Bir Besin Kaynağı Ton balığı, içerdiği yüksek protein ve omega-3 yağ asitleriyle dengeli beslenmeyi destekleyen sağlıklı ve güçlü bir besin kaynağı olarak öne çıkıyor. Bir kutu Dardanel Zeytinyağlı Ton Balığı 21,3 gram protein ve 101 mg Omega-3 içeriyor. Protein içeriği günlük beslenmede önemli bir yer tutarken, Omega-3 yağ asitleri de beyin ve kalp fonksiyonlarını destekleyen değerli bileşenler arasında yer alıyor. Doğal selenyum içeriği ise antioksidan özellikleriyle dikkat çekiyor. Türkiye’de kişi başı ton balığı tüketiminin son yıllarda artış göstermesi, bu değerli besine yönelik farkındalığın da yükseldiğini ortaya koyuyor. Dardanel, önümüzdeki dönemde bu bilincin daha da güçlenmesine katkı sunmayı hedefliyor. Kalite, Güven ve İzlenebilirlik Önceliğimiz Dardanel, ton balığında kalite ve güvenilirliği üretimin her aşamasında önceliklendiriyor. Friend of the Sea ve Dolphin Safe gibi çevre dostu sertifikalara sahip olan Dardanel, sürdürülebilir balıkçılığı destekleyen yaklaşımıyla da öne çıkıyor. 2017 yılından bu yana sürdürülen “Balığını Sorgula” sistemi ile tüketiciler, ürünün hangi bölgede avlandığı, balık türü ve taşıma bilgilerine kolaylıkla ulaşabiliyor. Şeffaflık ve izlenebilirlik odağındaki bu yaklaşım, bilinçli tüketimi destekleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor. Sofralarda Sağlık ve Lezzetin Kutlaması Dünya Ton Balığı Günü, ton balığının yalnızca besleyici değerini değil, sofralarda yarattığı pratik ve lezzetli çözümleri de kutlamak için önemli bir fırsat sunuyor. Salatalardan sandviçlere, makarnalardan yaratıcı tariflere kadar pek çok kullanım alanı sunan ton balığı, günün her anında besleyici bir alternatif olarak öne çıkıyor. Dardanel, yarım asra yaklaşan uzmanlığıyla sağlıklı beslenme farkındalığının artmasına katkı sunmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kış Aylarında Bağışıklığı Güçlendirmek ve Kilo Vermek Mümkün mü? Haber

Kış Aylarında Bağışıklığı Güçlendirmek ve Kilo Vermek Mümkün mü?

Bağışıklık ve Kilo Arasında Gerçekten Bir İlişki Var mı? Diyetisyen Çağla Koç, fazla yağ dokusunun vücutta kronik bir inflamasyon oluşturduğunu belirterek, bu durumun bağışıklık sistemini meşgul ettiğini ve virüslerle çalışma kapasitesini düşürdüğünü ifade etti. Bilimsel çalışmaların, bu sebeple obez bireylerin grip ve solunum yolu enfeksiyonlarını daha ağır geçirdiğini gösterdiğini söyledi. Kışın Kilo Vermek Bağışıklığı Zayıflatır mı? Kilo verme sürecinde uygulanan diyetin belirleyici olduğuna dikkat çeken Koç, yanlış yapılan diyetlerin bağışıklığı zayıflattığını ancak doğru planlanan beslenme programlarının bağışıklığı güçlendirdiğini vurguladı. Koç, aşırı düşük kalorili ve proteinden fakir diyetlerin bağışıklık hücrelerinin üretimini baskıladığını, yeterli protein, vitamin ve mineral içeren diyetlerle gerçekleşen dengeli kilo kaybının ise tam aksine bağışıklığı desteklediğini söyledi. Kışın Tatlı ve Hamur İşine Olan Eğilim Neden Artıyor? Kış aylarında serotonin ve D vitamini seviyelerinin düştüğünü belirten Diyetisyen Çağla Koç, vücudun hızlı mutluluk sağlayan karbonhidratlara yöneldiğini ifade etti. Ayrıca vücudun ısı dengesini koruyabilmek için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. Ancak rafine şekerin bağışıklığı baskıladığını, insülin dalgalanmasına neden olduğunu ve yağ depolanmasını artırdığını belirten Koç, şeker alımının beyaz kan hücrelerinin bakterilerle savaşma kapasitesini azalttığını söyledi. Geç Saatlerde Yenilen Yemek Bağışıklığı Etkiler mi? Geç saatlerde yemek yemenin melatonin salgısını bozduğunu, bağırsak ritmini etkilediğini ve inflamasyonu artırdığını ifade eden Koç, bu durumun bağışıklık sistemi ve kilo kontrolünü zorlaştırdığını söyledi. Ayrıca geç saatte yemek yiyip uyumanın reflüye yatkınlık ve uyku kalitesinde düşüşe neden olduğunu belirtti. Koç, gece yemek yemektense yatmadan 2,5–3 saat önce hafif bir ara öğün eklenebileceğini ifade etti. Detoks İçecekleri Bağışıklığı Güçlendirir mi? Vücudun detoks organlarının karaciğer ve böbrekler olduğunu hatırlatan Diyetisyen Çağla Koç, detoks içeceklerinin bağışıklığı güçlendirdiğine dair bilimsel bir veri bulunmadığını söyledi. Kontrolsüz şekilde içerisine eklenen malzemelerle hazırlanan detoks içeceklerinin aşırı sıvı ve şeker yükü nedeniyle metabolik stresi artırabileceğini belirtti. Bağırsaklar ve Bağışıklık Arasında Nasıl Bir Bağlantı Var? Bağırsakların bağışıklık sistemi üzerinde büyük bir etkisi olduğunu vurgulayan Koç, bağışıklık sisteminin büyük çoğunluğunun bağırsaklarda yer aldığını ifade etti. Bazı bağırsak bakterilerinin, bağışıklık sistemi tarafından üretilen IgA antikorlarının seviyelerini düzenlediğini ve enfeksiyonlara karşı savunma sağladığını söyledi. Probiyotik ve liften fakir beslenmenin bağışıklık yanıtını zayıflattığını belirten Koç; kefir, fermente ürünler, boza, tarhana, ekşi mayalı ekmekler, kombucha, şalgam ve sebzelerin kış aylarında bu açıdan çok değerli olduğunu ifade etti. Market turşularının çoğunun probiyotik olmadığını da ekledi. Çorba Tüketimi Bağışıklığı Nasıl Etkiliyor? Kültürümüzde çorbanın önemli bir yere sahip olduğunu belirten Diyetisyen Çağla Koç, kışın akşam yemeklerine genellikle çorbayla başlandığını söyledi. Sebze, ilikli kemik suyu ve baklagil çorbalarının bağışıklık üzerinde olumlu etkileri olduğunu ifade eden Koç, unlu, kremalı ve yağlı çorbalar için aynı etkiyi söylemenin mümkün olmadığını dile getirdi. Bağışıklık İçin En Kritik Vitamin ve Mineraller Hangileri? Diyetisyen Çağla Koç, D vitamininin bağışıklık hücrelerini aktive ettiğini, C vitamininin enfeksiyon süresini kısalttığını, A vitamininin IgA üretiminde rol aldığını, E vitamininin T hücre aktivasyonu ve antioksidan savunmada önemli olduğunu söyledi. Çinkonun virüslerin çoğalmasını baskıladığını, proteinin ise antikor üretiminin temeli olduğunu belirtti. Koç, bu besin öğelerinin öncelikle tabakla alınması gerektiğini vurguladı. Bağışıklığı Güçlendiren ve Kilo Aldırmayan Beslenmenin Temel Kuralları Her öğünde protein, lif ve sağlıklı yağın birlikte tüketilmesi gerektiğini ifade eden Diyetisyen Çağla Koç, proteinden yoksun bir beslenmenin bağışıklık sistemini zayıflattığını söyledi. Antikorların, savunma hücrelerinin ve enzimlerin proteinlerden yapıldığını hatırlattı. Hem kilo vermek hem de bağışıklığı korumak için renkli ve dengeli tabakların önemine dikkat çeken Koç, gün içinde alınan kalorinin yanı sıra kalorinin hangi saatlerde alındığının da hormon yanıtı üzerinde etkili olduğunu belirtti. Bu durumun hem kilo verme sürecini hem de bağışıklık sistemini etkilediğini sözlerine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hasta Olunca C Vitamini Takviyesi Almak Doğru mu? Haber

Hasta Olunca C Vitamini Takviyesi Almak Doğru mu?

Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Füsun Topçugil, C vitamininin bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerinin doğru zamanlama ile değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. C Vitamini Bağışıklık Sistemini Destekler C vitamini, bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışmasında rol oynayan temel vitaminlerden biridir. Antioksidan özellikleri sayesinde hücreleri oksidatif stresten korur, bağışıklık hücrelerinin normal fonksiyonlarını sürdürmesine katkı sağlar. Ancak bu etki, düzenli ve yeterli alım sonucunda ortaya çıkabilir. Hastalık başladıktan sonra alınan C vitamini takviyesi, enfeksiyonu ortadan kaldıran ya da süreci doğrudan sonlandıran bir etkisi yoktur. Bu nedenle C vitaminini bir ilaç gibi değerlendirmek doğru değildir. Hastalık Başladıktan Sonra Yüksek Doz C Vitamini Almak İyileşmeyi Hızlandırmaz Toplumda sık karşılaşılan bir diğer yanlış inanış, hastalık döneminde yüksek doz C vitamini almanın süreci kısalttığı yönündedir. Güncel bilimsel veriler, C vitamininin soğuk algınlığı ve grip gibi viral enfeksiyonların süresini anlamlı ölçüde azaltmadığını göstermektedir. Bu noktada C vitamini, bağışıklık sistemini önceden destekleyen bir unsurdur; hastalık ortaya çıktıktan sonra tek başına tedavi edici bir rol üstlenmez. C Vitamini Ne Zaman Alınmalı? C vitamini suyla eriyen bir vitamindir ve vücudumuzda depolanmaz. Bu yüzden "bir defada çok almak" yerine "her gün yeteri kadar almak" asıl stratejimiz olmalıdır. Koruyucu Kalkan Olarak: C vitamini, düzenli kullanıldığında bağışıklık sistemini zinde tutabilir. Düzenli alan kişilerde soğuk algınlığı süresinin kısalabildiği gözlemlenmiştir. Stres ve Yorgunluk Dönemlerinde: Vücudun fiziksel ve mental stres altında olduğu dönemlerde C vitamini ihtiyacı artabilir. Demir Eksikliği Varsa: C vitamini, bitkisel kaynaklı demirin emilimini artırır. Bu nedenle demir eksikliği olan hastaların öğünlerinde C vitaminine yer vermesi önemlidir. Günlük C Vitamini İhtiyacı Öncelikle Besinlerle Karşılanmalıdır Sağlıklı bireylerde C vitamini ihtiyacının büyük bir bölümü dengeli ve sağlıklı beslenme ile karşılanabilir. Taze sebze ve meyveler, C vitamini açısından zengin doğal kaynaklardır. Takviye kullanımı ise herkes için rutin bir gereklilik değildir. Emilim sorunları olanlar, yetersiz beslenen kişiler ya da doktor tarafından ihtiyaç saptanan durumlarda takviyeler gündeme gelebilir. Uzm. Dr. Füsun Topçugil’den 3 Altın Öneri Güne Yayarak Tüketin: Tek seferde 1000 mg almak yerine, gün içinde taze sebze ve meyvelerle doğal yoldan karşılayın. Sigara Kullanıyorsanız Dikkat: Sigara içenlerin vücudundaki C vitamini seviyesi daha hızlı düşer; bu bireylerin ihtiyacı daha fazladır. Doktorunuza Danışın: Kronik bir hastalığınız veya böbrek probleminiz varsa, "nasıl olsa vitamin" diyerek takviyeye başlamayın. Sonuç olarak; C vitamini bir acil yardım butonu değil, bir yaşam biçimi olmalıdır. Bağışıklığınızı hastalık gelmeden önce inşa edin. Uzm. Dr. Füsun Topçugil kapanışta şu vurguyu yapıyor: “Bağışıklık sistemi, son anda alınan takviyelerle değil; günlük yaşamda sürdürülen dengeli beslenme ve sağlıklı alışkanlıklarla güçlenir. C vitamini bu sürecin destekleyici bir parçasıdır, tek başına bir tedavi yöntemi değildir.”

Baklavanın Sağlığa 6 Faydası Haber

Baklavanın Sağlığa 6 Faydası

Baklavanın vücudumuzu hücresel hasar ve iltihaplanmaya karşı korumak için önemli antioksidanlar açısından zengin olduğunu belirten Gaziantepli Ömer Köşkeroğlu Baklavaları Sahibi Tuğçe Köşkeroğlu, baklavanın sağlığımız için 6 faydası hakkında şu bilgileri verdi: BEYNİMİZE İYİ GELİR Baklavada kullanılan kuruyemişler, E vitamini, magnezyum ve çinko da dahil olmak üzere beyin fonksiyonları için önemli olan çeşitli besin maddelerinin kaynağıdır. Kuruyemişlerde bulunan sağlıklı yağlar, beyin hücrelerinin büyümesini ve gelişimini destekler. POTASYUM, B6 VE ANTİOKSİDAN Baklava; genellikle Antep fıstığı, ceviz ve fındık gibi kuruyemişlerle yapılır. Bu yüzden baklava, birçok temel besin maddesi açısından zengin bir kaynaktır. Örneğin, baklavada kullanılan kuruyemişler iyi bir protein, sağlıklı yağ ve diyet lifi kaynağıdır. Baklavada en çok kullanılan kuruyemişlerden biri olan Antep fıstığı da potasyum, B6 vitamini ve antioksidanlar açısından zengindir. KALP SAĞLIĞINI İYİLEŞTİREBİLİR Çeşitli araştırmalar, kuruyemiş tüketiminin kalp sağlığını iyileştirmeye yardımcı olabileceğini öne sürmüştür. Örneğin, Antep fıstığı, kolesterol seviyelerini düşürmeye ve kalp hastalığı riskini azaltmaya yardımcı olabilecek sağlıklı yağlar olarak kabul edilen tekli doymamış ve çoklu doymamış yağlar açısından zengin bir kaynaktır. Ayrıca, baklavalarda kullanılan kuruyemişlerdeki antioksidanlar, iltihabı ve oksidatif stresi azaltarak kalbi korumaya yardımcı olabilir. ENERJİ SEVİYESİNİ ARTIRIR Baklava, hızlı bir enerji artışı sağlayan yüksek kalorili bir besindir. Baklavadaki şeker içeriği anlık bir enerji kaynağı sağlarken, kuruyemişler içerdiği sağlıklı yağlar ve protein sayesinde daha yavaş bir enerji salınımı sağlar. Bu hızlı ve sürekli enerji kombinasyonu, sporcular veya hızlı bir enerji takviyesine ihtiyaç duyan herkes için faydalı olabilir. KİLO KONTROLÜNE YARDIMCI OLUR Baklavayı kilo kontrol rutininize dengeli ve sağlıklı bir şekilde entegre edebilirsiniz. Baklava yüksek kalorili bir yiyecek olsa da ölçülü tüketildiğinde kilo kontrolüne yardımcı olabilir. Baklavadaki kuruyemişler protein ve sağlıklı yağlar açısından zengindir; bu da daha uzun süre tok ve doymuş hissetmenize yardımcı olabilir. Bu durum, atıştırmayı ve aşırı yemeyi azaltarak kilo alımına olumlu katkıda bulunabilir. SİNDİRİMİ KOLAYLAŞTIRIR Baklava yapımında kullanılan yufka hamuru iyi bir diyet lifi kaynağıdır. Lif, bağırsak hareketlerini düzenlemeye, kabızlığı azaltmaya ve genel bağırsak sağlığını iyileştirmeye yardımcı olduğu için sağlıklı bir sindirim sisteminin korunması için gereklidir. Ayrıca, baklavada kullanılan kuruyemişler, sindirim enzimlerinin üretimini uyarmaya ve besin emilimini iyileştirmeye yardımcı olabilecek sağlıklı yağlar açısından iyi bir kaynaktır.

Bitki Çayları Doğru Tüketilmediğinde Faydadan Çok Zarar Verebilir! Haber

Bitki Çayları Doğru Tüketilmediğinde Faydadan Çok Zarar Verebilir!

Bu dönemde bitki çaylarının hem iç ısıtan hem de destekleyici bir seçenek olarak daha sık tercih edildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Ancak her doğal üründe olduğu gibi bitki çayları da doğru seçildiğinde, ölçülü tüketildiğinde ve bireyin sağlık durumuyla uyumlu olduğunda fayda sağlıyor, bilinçli tüketim bu aromatik desteği güvenli ve sürdürülebilir bir günlük rutine dönüştürüyor” dedi. Bitki çaylarında hem içeriğin ne olduğu hem de kimin tarafından, nasıl tüketildiğinin büyük önem taşıdığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “10 dakikadan fazla kaynatılan bazı bitkilerde etkin bileşenler bozulabilir ya da acı bileşikler suya geçebilir. Doğru yöntem, kaynar suyun üzerine bitkinin eklenmesi ve 5–8 dakika demlenmesidir. Ayrıca bitki çayları bazı ilaçlarla etkileşime girebilir; zencefil ve sarı kantaron kan sulandırıcılarla risk oluşturabilir, ekinezya bazı ilaçların düzeylerini etkileyebilir, adaçayı ise tansiyon ve hormon metabolizması üzerinde etkili olabilir. Bu nedenle hamileler, emziren anneler, kronik hastalığı olanlar ve düzenli ilaç kullanan kişilerin bitki çayı tüketmeden önce mutlaka bir uzmana danışması gerekir” dedi. Bitki çayları hastalıklara karşı tek başına mücadele edemez Bitki çaylarının; bitkilerin yaprak, çiçek, kabuk veya köklerinin sıcak suda bekletilmesiyle hazırlanan fonksiyonel içecekler olduğunu belirten Eren, “Kış aylarında bağışıklığını desteklemek isteyenler için bitki çayları yardımcı bir araç olabilir. Özellikle ıhlamur, kuşburnu, zencefil–limon kombinasyonu ve rezene gibi antioksidan ve uçucu yağlar açısından zengin bitkilerin, sıvı alımını destekleyerek genel iyilik hâlini artırır. Ancak bir yandan da bitki çaylarının sadece birer destek kuvvet olduğu ve hastalıklara karşı hiçbir zaman tek başına koruyucu olamayacakları bilinmeli. Bağışıklık sisteminin en güçlü destekçileri düzenli uyku, yeterli protein alımı, probiyotiklerden zengin beslenme, hareket ve stres yönetimidir” şeklinde konuştu. Zencefil bulantıya iyi geliyor Kış aylarında en sık tercih edilen bitki çayları arasında ıhlamur, adaçayı, kuşburnu, papatya, zencefil, ekinezya ve zerdeçalın yer aldığını belirten Eren, “Bu çayların her biri farklı fitokimyasallar içerir ve bu çeşitlilik vücutta farklı süreçleri destekleyebilir. Örneğin kuşburnu yüksek C vitamini ve polifenol içeriğiyle antioksidan kapasiteye katkı sağlarken, zencefil bulantıyı azaltıcı ve hafif antiinflamatuvar etkileriyle bilinir. Adaçayındaki uçucu yağlar boğaz rahatlığını destekleyebilir, papatya ise uyku kalitesine katkı sağlayabildiğini gösteren çalışmalarla öne çıkar. Ekinezya hakkında farklı görüşler bulunsa da bazı araştırmalarda bağışıklık sistemi üzerinde destekleyici etkiler sağladığı bildirilmiştir. Bu nedenle bitki çayları ‘mucize’ olarak görülmeden, dengeli ve bilinçli tüketilmeli” dedi.

Yemekten Yarım Saat Önce Turşu Yemek Sindirimi Kolaylaştırıyor Haber

Yemekten Yarım Saat Önce Turşu Yemek Sindirimi Kolaylaştırıyor

Bu duruma dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Yavaş yemek, lokmaları iyice çiğnemek ve menüyü daha hafif tercihlerle dengelemek hem sindirim sistemini rahatlatır hem de sevdiklerinizle bir araya geldiğiniz bu özel geceyi daha konforlu geçirmenizi sağlar. Ayrıca yılbaşı menüsünde renkli sebzeler eşliğinde ızgara veya fırında hazırlanmış hindi, tavuk, et ya da balık tercih etmek sağlıklı bir seçenek olabilir. Pilav, makarna ve börek gibi unlu-tahıllı yiyeceklerin küçük porsiyonlarda tüketilmesi ise gece boyunca daha hafif ve rahat hissetmeye yardımcı olur” dedi. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, yılbaşı gecesini daha sağlıklı geçirmeye yardımcı olacak 10 beslenme önerisini sıraladı: Akşama hafif bir sebze çorbasıyla başlamak, iştahı dengeler ve ana yemekleri daha kontrollü yemenizi sağlar.Sindirim sistemine oldukça faydalı olan salatalar kırmızı pancar, avokado veya turşu ekleyerek çeşitlendirilebilir. Sebzelere ek olarak salataya; nohut, fasulye ya da yeşil mercimek eklemek de besleyiciliği artırabilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta ise sızma zeytinyağı, sirke ve limonu eksik etmemek.Meyve tüketimi yemekten sonraya ve özellikle geç saatlere bırakmamalı.Asitli ve şekerli içecekler yerine sade soda veya taze sıkılmış meyve suları tercih edilebilir. Ayrıca yemek esnasında fazla sıvı alımı sindirimi güçleştirebileceği için içeceğin miktarına da dikkat edilmeli.İhtiyaç duyduğunuz tatlı ihtiyacı için antioksidan açısından zengin bal kabağını az miktarda şeker, tahin ve cevizle bir araya getirerek hafif bir seçenek hazırlayabilirsiniz.Yemek masası humus ya da piyaz gibi bakliyatlarla hazırlanmış mezelerle de zenginleştirilebilir. Mezelerle ilgili dikkat edilmesi gereken nokta, içeriğinde mayonez olmamasıdır.Mide asidini dengeleyerek vücudun sindirime hazırlanması için sofraya oturmadan yarım saat önce iki-üç çatal ev yapımı lahana turşusu yiyebilir veya bir yemek kaşığı ev yapımı elma sirkesi içebilirsiniz. (Sirke, bir bardak suyun içine karıştırılabilir)Sindirimi zorlayacağı için; beyaz un ya da yoğun şeker içeren ve yağda kızartılmış yiyeceklerden uzak durmalı.Gece ilerledikçe çay, kahve ya da bir miktar kuru yemiş atıştırılabilir. Bu saatler için çiğ ceviz, fındık, badem ve kabak çekirdeği tercih edilebilir. Lif yönünden zengin kestane de hem bağırsak hem de kalp sağlığını destekleyen lezzetli bir alternatiftir. Yine de bu sağlıklı atıştırmalıkların bile porsiyonunun 1 küçük kâseyi aşmaması gerekir.Sofrada sürekli yemek yerine ara ara sohbet etmek, masadan kısa süreli kalkmak veya su yudumlamak porsiyon kontrolünü kolaylaştırır ve sindirimi destekler.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.