Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ar-Ge

Kapsül Haber Ajansı - Ar-Ge haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ar-Ge haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türk Telekom Ar-Ge ve İnovasyon Bilim Kurulu Kuruldu Haber

Türk Telekom Ar-Ge ve İnovasyon Bilim Kurulu Kuruldu

Türk Telekom, geleceğin teknolojilerine yönelik akademik birikim ile sektör deneyimini aynı masada buluşturmak üzere Türk Telekom Ar-Ge ve İnovasyon Bilim Kurulu’nu hayata geçirdi. 6G, yapay zekâ, kuantum, uydu haberleşmesi ve yeni nesil ağlar başta olmak üzere geleceğin teknolojilerine yönelik alanlarda Türkiye’den ve dünyadan altı seçkin akademisyenin bir araya geldiği Kurul, akademi ile sektör arasında kalıcı bir diyalog zemini oluşturacak. Kurulun temel hedefi, akademi ile telekomünikasyon dünyası arasında düzenli, açık ve iki yönlü bir temas kurarak geleceğin teknolojilerine yönelik fikir alışverişini kalıcı hale getirmek olacak. “Akademinin bilgi birikimini sahadaki deneyimimizle buluşturuyoruz” Türk Telekom CEO’su Ebubekir Şahin, “Türk Telekom olarak milli teknoloji geliştirme vizyonumuz doğrultusunda ülkemizi yalnızca teknolojiyi tüketen değil, küresel standartları belirleyen, üreten ve dünyaya sunan bir teknoloji üssü haline getirmek için kararlılıkla çalışıyoruz. Bu vizyon doğrultusunda, akademik birikimi telekom sektörünün saha deneyimiyle buluşturduğumuz Türk Telekom Ar-Ge ve İnovasyon Bilim Kurulu ile üniversitelerimizle aramızdaki köprüyü kalıcı hale getiriyoruz. Alanlarında uluslararası ölçekte önemli çalışmalara imza atan, bilimsel birikimleriyle yeni nesil haberleşme teknolojilerinin gelişimine katkı sunan değerli akademisyenlerimizin Kurulumuzda yer almasını son derece kıymetli buluyoruz. Akademik bilgiyi Türk Telekom’un Ar-Ge kabiliyeti ve sahadaki teknoloji deneyimiyle buluşturarak, Türkiye’den dünyaya uzanan yeni fikirlerin ve teknolojilerin gelişmesine katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Geleceğin ağlarını ancak güçlü bir milli teknoloji ekosistemiyle inşa edebileceğimize inanıyoruz. 6G’den yapay zekaya uydu haberleşmesinden kuantum teknolojilerine kadar önümüzdeki dönemin belirleyici teknolojilerinde, akademinin bilgi birikimini sahadaki deneyimimizle buluşturmak hem sektörümüz hem de ülkemiz için büyük bir değer yaratacak” dedi. Geleceğin teknolojilerini yalnızca takip etmekle yetinmeyip, bu teknolojilerin geliştirilmesine katkı sağlamak için de çalıştıklarını ifade eden Şahin, “Türkiye’de 2024 yılında en fazla patent başvurusu yapan firma olan Türk Telekom, 2025’te gerçekleştirdiği 921 başvuru ile bu alandaki liderliğini devam ettirerek son üç yılda 2000’in üzerinde patent başvurusuna da imza atmış oldu. Ar-Ge ve inovasyon alanındaki gücümüzü sürdürülebilir kılmak için teknoloji üretmenin yanı sıra, bu teknolojileri geliştiren insan kaynağımızı da desteklemeye büyük önem veriyoruz. Bu kapsamda 4 farklı kategoride 4 çalışma arkadaşımızın başarılarını onurlandırdık. Patentten uluslararası iş birliklerine, ürün odaklı Ar-Ge çalışmalarından toplumsal fayda sağlayan inovasyon projelerine kadar farklı alanlarda ortaya koyduğumuz başarıları görünür kılıyoruz” diye konuştu. Bilim Kurulu dört ana eksende çalışmalarını yürütecek Türk Telekom Ar-Ge ve İnovasyon Bilim Kurulu, yeni nesil haberleşme teknolojilerinin farklı alanlarında uluslararası akademik çalışmalarıyla öne çıkan altı bilim insanını ile Türk Telekom’u aynı çatı altında buluşturuyor. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Elif Uysal uzay haberleşmesi, enerji verimliliği ve Nesnelerin İnterneti (IoT); İstanbul Medipol Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hüseyin Arslan yeni nesil ağlar ve haberleşme; Edinburgh Napier University ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Berk Canberk dijital ikiz, IoT ve akıllı ağlar alanlarındaki uzmanlıklarıyla Kurula katkı sunacak. Kurulun diğer üyeleri ise yapay zekâ ve IoT alanlarında çalışan Fırat Üniversitesi’nden Prof. Dr. Resul Daş; entegre algılama ve haberleşme ile yeni nesil ağlar üzerine çalışmalar yürüten İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Lütfiye Durak Ata ve karasal olmayan ağlar ile Yüksek İrtifa Platform İstasyonları (HAPS) alanında çalışmalarıyla tanınan Kanada’daki Carleton University’den Prof. Dr. Halim Yanıkömeroğlu olacak. Türk Telekom Ar-Ge ve İnovasyon Bilim Kurulu, çalışmalarını dört ana eksen üzerinde yürütecek. Yeni nesil ağlar ekseninde 6G, yapay zekâ destekli ağlar ve uydu haberleşmesi konularında akademi ve sektörün perspektifleri bir araya getirilecek. Yetenek ekosistemi ekseninde ise araştırmacıların beklentileri ile sektörün deneyimleri karşılıklı olarak paylaşılacak. Bu sayede oluşturulacak yenilikçi servisler ve ağ teknolojileri için zemin oluşturulacak. 4 kategoride 4 başarı plaketle onurlandırıldı Türk Telekom’un Ar-Ge ve inovasyon alanındaki gücü, ortaya koyduğu somut çıktılara da yansıyor. Türkiye’de 2024 yılında en fazla patent başvurusu yapan firma olan Türk Telekom, 2025’te gerçekleştirdiği 921 başvuru ile bu alandaki liderliğini devam ettirerek son üç yılda 2000’in üzerinde patent başvurusuna da imza atmış oldu. Türk Telekom’un bu yıl telekom operatörleri arasında Web of Science’ta Avrupa’da ikinci sırada yer alması da şirketin bilimsel üretim ve araştırma alanındaki çalışmalarının önemli göstergelerinden biri oldu. Ar-Ge ve inovasyon alanında elde edilen bu sonuçlarda çalışanlarının katkısını da görünür kılmayı önemseyen Türk Telekom, Ar-Ge ve İnovasyon Bilim Kurulu lansmanının ardından kurum içi inovasyon ve Ar-Ge çalışmalarında öne çıkan başarıları plaketle onurlandırdı. Dört farklı kategoride dört çalışana plaket takdim edildi. Plaketler; “Son 5 Yılda En Çok Patent Başvurusu”, “En Çok Uluslararası Patent”, “2025 Yılında Uluslararası Ses Getiren ArGe İş Birlikleri” ve “Ürün Odaklı Ar-Ge Projesi” kategorilerinde takdim edildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ŞA-RA Enerji’den, 950 Milyon TL’lik  Malzeme Siparişi Duyurusu Haber

ŞA-RA Enerji’den, 950 Milyon TL’lik  Malzeme Siparişi Duyurusu

Borsa İstanbul’da 17 Temmuz 2026 tarihinde düzenlenen gong töreni ile birlikte SARAE kodu ile işlem görmeye başlayan ŞA-RA Enerji, iki ay içinde birbiri ardına yaptığı ihale ve sipariş duyuruları ile dikkat çekiyor. Şirket, 28 Temmuz 2026’da 17,6 milyon Euro’luk (yaklaşık 20,5 milyon USD) yurt dışı elektrik iletim hattı inşaatı sözleşmesini, 17 Ağustos 2026’da 318.750.700 TL (yaklaşık 6,6 milyon USD) tutarında yurt içi satış siparişini, 25 Ağustos 2026 tarihli açıklamasında ise 2.938.874.760,30 TL (yaklaşık 61,1 milyon USD) değerinde yurt içi elektrik iletim hattı inşaatı sözleşmesini duyurmuştu. Son 4 duyuruda yaklaşık 5 milyar TL ile 2025 yılı toplam hasılatının yaklaşık yüzde 74,8’ine ulaştı ŞA-RA Enerji, son olarak 17 Eylül 2026 tarihli duyurusunda ise 950.555.354 TL (yaklaşık 19,5 milyon USD) tutarında yurtiçi enerji iletim hattı malzeme siparişi alındığını açıkladı. Böylece ŞA-RA Enerji’nin son iki ay içerisinde yaptığı 4 duyurunun toplam büyüklüğü yaklaşık 5 milyar TL’ye ulaşırken bu rakam, şirketin 2025 yılı toplam hasılatının yaklaşık yüzde 74,8’ine denk geldi. ŞA-RA Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mertay Türk, “Kurulduğumuz ilk günden bu yana 41 yıldır nitelik ve büyüme odaklı çalışıyoruz. Bugün geldiğimiz noktada enerji nakil hattı alanında hem tüm bileşenlerin üretimi hem de anahtar teslim proje sunabilen dünyanın sayılı şirketleri arasındayız. 120’den fazla ülkedeki başarılı faaliyetlerimiz, bilgi birikimimiz ve Ar-Ge gücümüzle, alanımızda küresel itibara sahip, takdir ve talep gören bir şirketiz. Ulusal ve küresel arenadaki bu güçlü konumumuzu korumak ve geliştirmekte kararlıyız” açıklamasında bulundu. ŞA-RA Enerji’nin KAP üzerinden yaptığı 17 Eylül 2026 tarihli duyuruda, şu açıklamalar yer aldı: “Şirketimiz Şa-Ra Enerji İnşaat Ticaret ve Sanayi A.Ş.'nin grup şirketi ŞaRa Teknoloji Tesis A.Ş.'nin yurtiçi yerleşik bir müşteri ile imzalamış olduğu enerji iletim hattı inşaatı projesi kapsamında, Şirketimiz Şa-Ra Enerji İnşaat Ticaret ve Sanayi A.Ş. 950.555.354 TL tutarında (yaklaşık 19,5 milyon USD) enerji iletim hattı malzeme siparişi almıştır. Bu siparişe ilişkin teslimatların 2028 yılı sonuna kadar tamamlanması planlanmakta olup, bu sipariş Şirket'in 2025 yılı cirosunun yaklaşık %15,8'i büyüklüğündedir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Manyezit Gücünü 60’tan Fazla Ülkeye Taşıyor Haber

Türkiye’nin Manyezit Gücünü 60’tan Fazla Ülkeye Taşıyor

Dünya manyezit rezervlerinin yaklaşık yüzde 20’sini elinde bulunduran OYAK şirketlerinden KÜMAŞ, yüksek katma değerli ürünlerini 60’tan fazla ülkeye ihraç ediyor. KÜMAŞ, küresel pazarlarda rekabet gücünü en iyi şekilde kullanıyor. Manyezit demir çelikten çimentoya, camdan refrakter sanayisine kadar pek çok temel sektörün üretim süreçlerinde yer alıyor. Dünya rezervlerinin önemli bir bölümünü elinde bulunduran KÜMAŞ, Ar-Ge, müşteri odaklı üretim ve sürdürülebilirlik modeli ile Türkiye’nin küresel pazardaki konumuna katkı veriyor. Kaynak avantajını uluslararası rekabet gücüne dönüştürüyor KÜMAŞ Genel Müdürü Atilla Adem Aydın, rezerv gücünü Ar-Ge, sürdürülebilirlik ve müşteri odaklı üretim modeliyle birleştirdiklerini söyledi. Aydın, “Doğal kaynak avantajımızı küresel pazarlarda rekabet gücüne dönüştürüyoruz” dedi. Adem Aydın, Ar-Ge'yi üretim süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline getirdiklerini, böylece yalnızca yeni ürünler geliştirmekle kalmıyor, üretim süreçlerini de sürekli iyileştirdiklerini söyledi. Aydın, “KÜMAŞ Manyezit Sanayi, üretim modelini madencilikten nihai ürüne kadar uzanan entegre yapısı üzerinde inşa ederken söz konusu yapı, şirkete kalite, maliyet yönetimi ve tedarik güvenliği açısından rekabette önemli bir avantaj sağlıyor” dedi. Manyezitte küresel kaynak gücü ve Türkiye ekonomisine katkı Aydın KÜMAŞ’ın dünya kripto kristalin manyezit rezervlerinin yaklaşık yüzde 20'sine sahip olmasının sadece şirketin için değil, Türkiye için de stratejik bir avantaj olduğunu dile getirdi. Atilla Adem Aydın, “Manyezit, demir çelik, çimento ve cam gibi temel sanayi sektörlerinin kritik hammaddelerinden biri. Bu rezerv gücü, ülkemizin küresel rekabetçiliğini artırırken kritik hammaddelerde dışa bağımlılığın azaltılmasına da katkı sağlıyor. KÜMAŞ olarak en büyük gücümüz, sahip olduğumuz doğal kaynağı entegre üretim altyapımız sayesinde yüksek katma değerli ürünlere dönüştürebilmemiz. Kendi ocaklarımızdan çıkardığımız cevheri sinter, kalsine ve fused manyezit ile refrakter ürünlere dönüştürüyoruz. Üretim süreçlerimizi tek çatı altında yönetiyoruz. Bu yapı, kalite, verimlilik ve tedarik güvenliği açısından önemli avantajlar sunuyor” diye konuştu. Yüksek katma değerli üretim ile ihracatta güçlü oyuncu Atilla Adem Aydın, KÜMAŞ’ın güçlü üretim kapasitesiyle yurt içi ihtiyaçlarını karşılarken, refrakter ve magnezyum oksit (MgO) bazlı ürünleriyle de ithal ikameye katkı verdikleri bilgisini verdi. Aydın, ihracat ile de Türkiye’ye önemli ölçüde katma değer ve döviz girdisi sağladıklarını bildirdi. Aydın, KÜMAŞ’ı asıl farklılaştıran unsurun, bu doğal kaynak avantajını yüksek katma değerli, sürdürülebilir ve müşteri odaklı bir iş modeline dönüştürebilmesi olduğunu vurguladı. Aydın, “KÜMAŞ manyezit rezerv gücü, entegre üretim modeli, yüksek katma değeri üretimi ve ihracattaki güçlü duruşu ile Türkiye’yi en iyi şekilde temsil ediyor” dedi. KÜMAŞ’ta müşteri odaklı sürdürülebilir iş modeli KÜMAŞ’taki başarıyı anlatan Aydın, “Dünyanın önde gelen çelik ve çimento üreticileri arasında yer alan Türkiye, şirketimize güçlü bir iç pazar, ürün geliştirme ve saha doğrulama imkânı sunuyor. Ülkemiz zaten bizim için önemli bir referans. Bu sayede ürünlerimizi müşteri ihtiyaçlarına göre sürekli geliştiriyor ve rekabet gücümüzü artırıyoruz” şeklinde konuştu. Atilla Adem Aydın, küresel pazarda Çin, Hindistan ve Avrupa merkezli üreticilerle rekabet ettikleri bilgisini verdi. Aydın, söz konusu rekabette KÜMAŞ’ı öne çıkaran en önemli unsurun; kripto kristalin manyezit rezervleri, dikey entegre üretim yapısı, güçlü Ar-Ge, mühendislik kabiliyeti ve sürdürülebilirlik olduğunun altını çizdi. Karbon ayak izi yönetimi ve sürdürülebilirlik stratejisi Aydın, Çevresel Ürün Beyanı (EPD), karbon ayak izi yönetimi ve sürdürülebilirlik raporlaması gibi alanları rekabet avantajı olarak değerlendirdiklerini ifade etti. Atilla Adem Aydın şöyle konuştu: “Çevresel Ürün Beyanı (EPD), GRI ve TSRS uyumlu sürdürülebilirlik raporlamaları çalışmalarını yapıyoruz. Enerji tüketimini azaltmaya yönelik uygulamaları ve dijitalleşme yatırımlarıyla üretim verimliliğimizi sürekli artırıyoruz. ISO 14064 ve ISO 14067 standartlarıyla karbon ayak izimizi ölçüyor, düşük karbonlu üretim teknolojileri ve alternatif hammaddeler üzerinde çalışıyoruz. Net sıfır emisyon hedefimizi yenilikçi ürünler ve teknolojilerle geliştirerek sürdürülebilirliği, hem sorumluluk hem de şirketimizin uzun vadeli rekabet gücünü destekleyen stratejik bir unsur görüyoruz.” KÜMAŞ, uluslararası pazarlarda güvenilir çözüm ortağı Atilla Adem Aydın, sıfır atık, su yönetimi ve kaynak verimliliğine yönelik uygulamalarla çevresel performanslarını sürekli geliştirdiklerini vurguladı. Aydın, “Madencilik faaliyetlerimizi de sorumluluk anlayışıyla yürütüyoruz. Çalışma alanlarımızda rehabilitasyon çalışmaları, biyoçeşitliliğin korunması ve ekosistemin sürdürülebilirliğini destekleyen uygulamalara öncelik veriyoruz” dedi. 60’tan fazla ülkeye ihracat yapmanın da şirketleri için uluslararası pazarlarda referans ve güvenilir bir çözüm ortağı olduğunu gösterdiğine dikkat çeken Aydın, “AB regülasyonları ve sürdürülebilirlik standartlarının şirketin temel uygulamaları arasında yer alıyor” dedi. Aydın açıklamasının sonunda, “Sıfır atık, su yönetimi ve kaynak verimliliğine yönelik uygulamalarla çevresel performansımızı sürekli geliştiriyoruz. Çalışma alanlarımızda rehabilitasyon çalışmaları, biyoçeşitliliğin korunması ve ekosistemin sürdürülebilirliğini destekleyen uygulamalara öncelik veriyoruz” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Daiichi, Türk Mühendisliğinin Gücünü IAA TRANSPORTATION 2026’da Dünya Otomotiv Sektörüne Taşıyor Haber

Daiichi, Türk Mühendisliğinin Gücünü IAA TRANSPORTATION 2026’da Dünya Otomotiv Sektörüne Taşıyor

Türkiye'nin otomotiv alanında mühendislik ve teknoloji geliştirme yetkinliğini uluslararası arenaya taşıyan Daiichi Elektronik, fuar boyunca yeni projeler ve iş birlikleri için global araç üreticileriyle görüşmeler gerçekleştiriyor. Araç elektroniğinde yenilikçi ürün portföyü Daiichi Elektronik; kokpit elektroniği(IVI, Cluster, DCU, HPC, display), gövde elektroniği (body control units, ECU), kamera sistemleri, ses sistemleri ve bağlantılı araç teknolojileri (TCU) geliştirmesini ve üretimini yapmaktadır. Binek ve ticari araçlar için sunulan bu çözümler, sürücü deneyiminden araç içi elektronik mimariye uzanan tüm ihtiyaçlara yanıt vermektedir. Binek ve ticari araçlar için geliştirilen bu teknolojiler, sürücü ve yolcu deneyimini iyileştirirken araçların elektronik sistemlerinin daha entegre, akıllı ve bağlantılı hale gelmesine katkı sağlıyor. Donanım ve yazılım geliştirme, sistem entegrasyonu, test ve doğrulama yetkinliklerini aynı çatı altında birleştiren Daiichi, küresel araç üreticilerinin ihtiyaçlarına özel çözümler geliştirerek projelerini tasarım aşamasından seri üretime kadar taşıyor. Daiichi, fuarda özellikle yazılım tanımlı araçlar (SDV), dijital kokpit sistemleri ve bağlantılı mobilite teknolojilerindeki mühendislik yetkinliklerini ön plana çıkarıyor. Küresel ölçekte mühendislik ve üretim gücü Daiichi'nin paylaştığı güncel verilere göre şirketin teknolojileri 45'ten fazla araç modelinde yer alıyor ve dünya genelinde 20 milyonu aşkın kullanıcıya ulaşıyor. Türkiye'deki Ar-Ge ve mühendislik birikimini uluslararası faaliyetleriyle bütünleştiren şirket, Doğan Holding ve Karel Elektronik ile oluşturduğu teknoloji ve üretim ekosisteminden aldığı güçle global otomotiv projelerinde çalışmalarını sürdürüyor. Ömer Tunç Akdeniz: "Türk mühendisliğini global otomotiv dünyasıyla buluşturuyoruz" IAA TRANSPORTATION 2026 kapsamında değerlendirmelerde bulunan Daiichi Elektronik Genel Müdürü Ömer Tunç Akdeniz, fuarın müşteri ilişkilerini geliştirmek ve yeni projeleri değerlendirmek için önemli bir buluşma noktası olduğunu belirterek şunları söyledi: "IAA TRANSPORTATION'da Türkiye'yi otomotiv elektroniği alanında temsil etmekten büyük gurur duyuyoruz. Burada yalnızca geliştirdiğimiz ürünleri sergilemiyor, aynı zamanda mühendislik yetkinliklerimizi küresel araç üreticileriyle buluşturuyoruz. Bugün 45'ten fazla araç modelinde kullanılan teknolojilerimizle dünya genelinde 20 milyonu aşkın insanın mobilite deneyimine katkı sağlıyoruz. Bu başarıyı daha ileri taşımak için mevcut müşterilerimizle ilişkilerimizi güçlendirirken yeni projeler ve iş birliklerine odaklanıyoruz. Doğan Holding'in desteği, Karel Elektronik'in üretim kabiliyetleri ve Daiichi'nin mühendislik uzmanlığını bir araya getirerek dijital kokpit, yazılım tanımlı araçlar ve yeni nesil araç elektroniği alanlarındaki çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Hedefimiz, Türkiye'de geliştirdiğimiz teknolojilerle küresel otomotiv sektöründe daha fazla projede yer almak ve uluslararası pazardaki varlığımızı güçlendirmek." Daiichi, 20 Eylül Pazar gününe kadar devam edecek IAA TRANSPORTATION 2026 boyunca ziyaretçilerini Salon 11, F08 numaralı standında ağırlamaya devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sunar Yatırım 110’dan Fazla Ülkeye İhracat Yapıyor Haber

Sunar Yatırım 110’dan Fazla Ülkeye İhracat Yapıyor

Yeni nesil ürün ve yatırımlarla, 6 kıtada 110’un üzerinde ülkeye ihracat gerçekleştiren grup, 250 milyon doların üzerindeki ihracat hacmiyle Türkiye’nin dış ticaretinde öne çıkan üreticiler arasında yer alıyor. Grubun ihracat stratejisi hakkında bilgi veren Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, Ar-Ge ve teknoloji yatırımlarıyla gıda sanayine yönelik yenilikçi ve katma değerli ürünlere, bu ürünlerle de yeni pazarlara odaklandıklarını söyledi. Türkiye’nin tarıma dayalı sanayisinde yarım asrı aşan birikimiyle faaliyet gösteren Sunar Yatırım, entegre üretim kabiliyetini uluslararası pazarlardaki güçlü ticaret ağıyla birleştiriyor. Grup; gıda, un ve yem, bitkisel yağ, nişasta ve nişasta bazlı ürünler, tarım ve biyoendüstriyel çözümler alanlarında faaliyet gösterirken, 6 kıtada 110’un üzerinde ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. 25 milyar TL’yi aşan cirosu ve 1.300’ün üzerindeki çalışanıyla Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu arasında yer alan Sunar Yatırım, ihracatta ölçek büyütmenin yanı sıra ürün karmasında katma değeri artırmaya odaklanıyor. Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, ihracat stratejilerinin üretimden Ar-Ge’ye uzanan bütüncül bir yapı üzerine kurulduğunu belirterek, “Sunar Yatırım olarak bugün 6 kıtada 110’un üzerinde ülkeye gerçekleştirdiğimiz ihracat ve 250 milyon doların üzerindeki ihracat hacmimizle küresel pazarlardaki konumumuzu güçlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde hedefimiz, Ar-Ge ve teknoloji yatırımlarımızla ürünlerimizin katma değerini artırırken mevcut pazarlarımızdaki derinliğimizi geliştirmek ve yeni pazarlarda daha güçlü bir konum elde etmek. İhracatta sürdürülebilir büyümenin, pazara yalnızca ürün değil, daha yüksek katma değer sunmaktan geçtiğine inanıyoruz” dedi. Türkiye’nin mısır yağı ihracatında güçlü konum Sunar Yatırım’ın küresel pazarlardaki konumu, Türkiye’nin mısır yağı ve mısır nişastası ihracatındaki payıyla da öne çıkıyor. Grup, Türkiye’nin mısır yağı ihracatının yüzde 64’ünü, mısır nişastası ihracatının ise yüzde 29’unu gerçekleştiriyor. Farklı coğrafyalardaki pazar ihtiyaçlarına yönelik ürün geliştirme kabiliyetlerinin ihracat stratejilerinin önemli bir parçası olduğunu belirten Mustafa Nuri Çomu, “Mevcut ihracat pazarlarımızdaki konumumuzu güçlendirirken, farklı coğrafyalardaki ihtiyaçları yakından takip ederek katma değerli ürünlerle yeni pazarlara ulaşmayı hedefliyoruz. Ar-Ge ve teknoloji yatırımlarımızı da bu doğrultuda şekillendiriyor, Türkiye’de geliştirdiğimiz üretim ve teknoloji yetkinliğini küresel pazarlara taşımaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı. Ar-Ge, yeni ihracat alanlarının önünü açıyor Sunar Yatırım’ın ihracat stratejisinde Ar-Ge, yeni ürün geliştirilmesinin yanı sıra farklı sektörlerin ihtiyaçlarına yönelik çözümler geliştirilmesinde de önemli bir rol üstleniyor. Sunar Mısır bünyesinde faaliyet gösteren Ar-Ge Merkezi, 2018 yılında T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından onaylanarak “nişasta sektöründe Türkiye’nin ilk ve tek Ar-Ge merkezi” olarak çalışmalarına başladı. 1 milyon doların üzerinde teknoloji altyapısına sahip Ar-Ge Merkezi’nde yeni ürün geliştirme, proses iyileştirme ve farklı sektörlerin ihtiyaçlarına yönelik özel çözümler üzerinde çalışmalar yürütülüyor. Tarımsal ham maddelerin daha yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülmesine yönelik çalışmalar da merkezin odak alanları arasında yer alıyor. Araştırmacılarının yüzde 75’i kadınlardan oluşan Ar-Ge Merkezi, grubun bilimsel ve teknolojik yetkinliğini insan kaynağı perspektifiyle destekliyor. Yeni yatırımlarla üretim ve ihracat kapasitesi güçleniyor Sunar Yatırım, mevcut üretim ve ihracat kapasitesini yeni yatırımlarla geliştirmeye devam ediyor. Yem sektöründeki büyüme hedefi doğrultusunda Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nde 15 milyon dolarlık yeni bir yem fabrikası yatırımı için çalışmalara başlayan grup, üretim kapasitesini ve operasyonel gücünü artırmaya yönelik yeni projeler üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. Yatırımların yalnızca Türkiye’deki üretim kapasitesinin geliştirilmesiyle sınırlı olmadığını belirten Mustafa Nuri Çomu, Avrupa pazarındaki konumlarını güçlendirecek yeni projeler üzerinde de çalıştıklarını ifade etti. Çomu, “Yem sektöründe daha büyük bir oyuncu olma hedefindeyiz. Diyarbakır’daki yatırımımızla üretim kapasitemizi artırırken, Avrupa’daki pazarlara erişimimizi güçlendirmek amacıyla Macaristan’da da yeni bir sanayi yatırımı projesi yürütüyoruz. Burada ilk etapta sorbitol ve polioller üretmeyi planlıyoruz” dedi. Grubun yenilenebilir enerji yatırımlarının da üretim altyapısını desteklediğini belirten Çomu, Adıyaman, Çankırı, İzmir, Antalya ve Eskişehir’deki Güneş Enerjisi Santrali yatırımlarıyla yıl sonunda 100 MW’ın üzerinde kurulu güce ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. Entegre üretim yapısı ihracat gücünü destekliyor Sunar Yatırım’ın üretim ve ihracat yapısında, tarımsal ham maddeden nihai ürüne uzanan entegre değer zinciri önemli bir rol oynuyor. Sunar Mısır’ın nişasta ve nişasta bazlı ürünlerdeki üretim gücü, Elita Gıda’nın bitkisel yağ alanındaki faaliyetleri, Sunar Un’un modern üretim altyapısı, Sunar Yem’in faaliyetleri ve grubun tarımsal çalışmaları, birbirini tamamlayan bir yapı oluşturuyor. Bu entegre yapı, ham madde tedarikinden ürün geliştirmeye ve üretimden kalite kontrolüne kadar farklı aşamalarda grubun operasyonel kabiliyetini desteklerken, uluslararası müşterilerin değişen ihtiyaçlarına yönelik hızlı ve etkin çözümler sunma kabiliyeti sağlıyor. Yeni ürünler Foodist 2026’da uluslararası sektör profesyonelleriyle buluştu Sunar Yatırım, ihracat odaklı büyüme stratejisi doğrultusunda geliştirdiği yeni ürünlerini 1-4 Eylül 2026 tarihlerinde TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen Foodist 2026 kapsamında uluslararası sektör profesyonelleriyle buluşturdu. Fuarda profesyonel mutfaklara yönelik geliştirilen Hüner Baklavalık Un, Hüner Baklavalık Yağ ve Sunar Profesyonel Kızartmalık Yağ ilk kez tanıtılırken, Sunar Yağ’ın yenilenen ambalajları ve mısır nişastası bazlı biyoplastik poşetler de iş ortaklarıyla paylaşıldı. Foodist 2026’nın mevcut ve yeni ihracat pazarlarıyla doğrudan temas açısından önemli bir buluşma olduğunu belirten Çomu, “Uluslararası fuarlar, farklı pazarlardaki ihtiyaçları doğrudan gözlemlemek ve iş ortaklarımızla daha yakın ilişkiler geliştirmek açısından önemli fırsatlar sunuyor. Foodist 2026’da yeni ürünlerimizi uluslararası sektör profesyonelleriyle buluştururken, farklı pazarlardaki beklentileri de yakından değerlendirme fırsatı bulduk. Önümüzdeki dönemde ürün portföyümüzü geliştirmeye ve Türkiye’nin üretim gücünü daha yüksek katma değerle küresel pazarlara taşımaya devam edeceğiz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nissan, Türkiye'nin de Dahil Olduğu Avrupa için Yeni Modelini Duyurdu Haber

Nissan, Türkiye'nin de Dahil Olduğu Avrupa için Yeni Modelini Duyurdu

Nissan, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu Avrupa pazarına yönelik yeni bir model lansmanı gerçekleştireceğini duyurdu. Bu yıl 40. kuruluş yıldönümünü kutlayan İngiltere'deki fabrikasında söz konusu modelin üretimi için 170 milyon sterlin yatırım yapılacak. Kompakt (B-segment) bir crossover olan Nissan Kicks, Nissan'a özgü e-POWER hibrit teknolojisiyle donatılacak ve Sunderland'de Qashqai, Juke ve LEAF modelleriyle birlikte üretilecek. Nissan AMIEO Bölgesi Başkanı Massimiliano Messina konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu: "Bu haber, Avrupa bölgemiz için son derece sevindirici bir gelişme ve yeni modelleri yeni pazarlara ne denli çevik ve hızlı bir şekilde sunabildiğimizin en somut göstergesi. "Kicks, kendine özgü e-POWER hibrit aktarma organları, dikkat çekici tasarımı ve yenilikçi teknolojisiyle öne çıkan kompakt bir crossover. Avrupalı müşteriler, seçenek sunan bir elektrifikasyon anlayışı arıyor; Kicks'in tanıtımı da Nissan'ın herkese uygun seçenekler sunduğunu bir kez daha ortaya koyacak." İngiltere Ticaret ve Sanayi Bakanı Jonathan Reynolds ise şunları söyledi: "Nissan, kırk yıldır İngiliz üretim sektörünün kalbinde yer alıyor; Sunderland'de üretilen milyonlarca araç binlerce nitelikli iş imkânı yarattı ve Kuzeydoğu bölgesinin küresel bir otomotiv üssü olarak konumlanmasına katkı sağladı. "Bu yeni modelin Sunderland'de üretilmesi kararı, İngiltere'nin üretim alanındaki uzmanlığına ve otomotiv sektörünün geleceğine duyulan güvenin büyük bir göstergesi. Sanayiyle kurduğumuz iş birliğinin, hükümetimizin her bölgede sağlıklı büyüme, yatırım ve nitelikli istihdam sağlama hedefine nasıl katkı sunabileceğini görmekten heyecan duyuyorum." İkinci nesil Kicks modeli hâlihazırda Japonya, Meksika ve Brezilya'da üretilerek küresel pazarlara sunuluyor. Kicks, bugüne kadar 70'ten fazla pazarda 1,8 milyon adedin üzerinde satış rakamına ulaştı. Bu duyuru, modelin Avrupa'daki ilk kez tanıtılacağı anlamına geliyor ve gamı yeni bir e-POWER hibrit modelle daha da zenginleştirerek Nissan'ın her müşteri ihtiyacına uygun çeşitli elektrifikasyon seçenekleri sunmaya devam etmesini sağlıyor. Kicks, bu yıl 40. kuruluş yıldönümünü kutlayan Nissan'ın İngiltere'nin kuzeydoğusundaki Sunderland Fabrikası'nda üretilecek onuncu model olacak. Nissan'ın ayrıca Londra Paddington'da bir tasarım merkezi, Bedfordshire Cranfield'de ise bir Ar-Ge tesisi bulunuyor. Fabrika, 1986 yılında üretim hattından ilk Nissan Bluebird'ün çıkmasından bu yana 12 milyon araç üreterek yeni bir dönüm noktasını daha geride bıraktı. Bu rakam, ortalama olarak her 1 dakika 45 saniyede bir araç üretimine karşılık geliyor. Nissan Sunderland Fabrikası Üretimden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Adam Pennick şunları kaydetti: "Sunderland için yapılan bu yeni model tahsisini duyurmaktan gurur duyuyorum. Bu, dünya standartlarında bir üretim merkezi olarak 40. yılımızı kutlamanın en güzel yolu. Kicks e-POWER hibrit modelinin, elektrifikasyon odaklı ürün gamımızda yer alan Qashqai, Juke ve LEAF ile birlikte üretim hattında yerini almasını sabırsızlıkla bekliyoruz." e-POWER – kendine özgü hibrit aktarma organı teknolojisi Nissan Sunderland Fabrikası, hâlihazırda Qashqai'nin e-POWER hibrit versiyonlarını üretiyor ve bu alanda edindiği deneyimi, İngiltere, Avrupa ve Türkiye'deki müşteriler için üretilecek yeni Kicks modeline de taşıyacak. 2016 yılındaki lansmanından bu yana dünya genelinde 1,9 milyondan fazla e-POWER hibrit model satıldı; bunların 200 bini İngiltere'de üretilen Qashqai e-POWER hibrit modellerinden oluşuyor. Kicks, 2025 yılında piyasaya sürülen ve daha iyi yakıt verimliliği, daha düşük emisyon değerleri ile daha üstün bir sürüş konforu sağlamak amacıyla kapsamlı biçimde yeniden tasarlanan üçüncü nesil sistemle donatılacak. e-POWER hibrit teknolojisini benzersiz kılan özellik, tekerleklerin yalnızca güçlü bir elektrik motoru tarafından tahrik edilmesi. Benzinli motor ise yalnızca elektrik üretmek ve araçtaki bataryayı şarj etmek için kullanılıyor. Bu sayede sürücüler, bir elektrikli araca özgü konfor, anlık tepki verme ve akıcı, doğrusal hızlanmanın keyfini yaşarken bir yandan da benzin istasyonunda yakıt doldurmanın pratikliğinden ve alışkanlığından vazgeçmiyor. Sunderland'de 40 yıllık üretim deneyimi Nissan Motor Manufacturing UK (NMUK), kırk yılı aşkın süredir büyümesini sürdürerek İngiltere'nin tek lokasyonda faaliyet gösteren en büyük otomobil üretim tesisi hâline geldi ve Sunderland'i İngiltere'nin otomotiv üretimi ile ihracatındaki başlıca merkezlerinden biri olarak konumlandırdı. Bugüne kadar 5 milyar sterlinlik yatırımla desteklenen tesis, dünya genelinde 100'den fazla pazara araç üretiyor; doğrudan yaklaşık 6.000 kişiye istihdam sağlarken tedarik zincirinde de 30.000 ek iş imkânı yaratıyor. Kicks, 1986'dan bu yana Sunderland'de üretilmek üzere tahsis edilen 10. model olma özelliğini taşıyor ve bu listede kendisinden önce Bluebird, Primera, Micra, Almera, Note, Infiniti Q30, JUKE, Qashqai ve LEAF modelleri yer alıyor. Sunderland, önümüzdeki yıldan itibaren, ilk kez tamamen elektrikli olarak üretilecek olan üçüncü nesil Nissan JUKE'un üretimini de üstlenecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Akıllı Fabrikaların Yükselişi Sensörlerin Üretimdeki Rolünü Dönüştürüyor Haber

Akıllı Fabrikaların Yükselişi Sensörlerin Üretimdeki Rolünü Dönüştürüyor

Günümüzde otomasyonun hızla değiştiğini söyleyen Telemecanique Sensors Pazarlama Müdürü Melisa Altuntaş Karanlık, "Otomasyonda tek bir sensör teknolojisinin her uygulamaya cevap vermesi mümkün değil. Makinenin çalışma koşulları, algılanacak nesne, ortam şartları ve ihtiyaç duyulan veri seviyesi doğru teknolojinin seçiminde belirleyici oluyor. Biz de mekanik algılamadan akıllı ve bağlantılı sensörlere kadar geniş bir teknoloji portföyünü bir arada sunarak OEM'lerin uygulamaları için doğru çözüme daha hızlı ulaşmasını hedefliyoruz" diyor. Endüstriyel otomasyon yatırımları hız kazanırken, üretim hatlarının daha akıllı ve bağlantılı hale gelmesi sensörlerin rolünü de güçlendiriyor. Robotlardan akıllı üretim hatlarına uzanan bu dönüşümde makinelerin çevresini doğru algılaması, üretimin sürekliliği ve güvenilirliği açısından kritik önem taşıyor. Telemecanique Sensors Pazarlama Müdürü Melisa Altuntaş Karanlık, otomasyon teknolojileri gelişirken farklı uygulamaların ihtiyaçlarına uygun sensör seçiminin üreticiler açısından stratejik hale geldiğine dikkat çekiyor. Doğru sensör seçimi üretimin sürekliliğini güçlendiriyor Otomasyon yatırımlarının hızlandığı günümüzde sensörlerin makinelerin kritik bileşeni haline geldiğine dikkat çeken Karanlık, "Üretim hattında bir ürünün doğru noktaya ulaştığını, bir parçanın konumunu, bir makinenin hareketinin sonlandığını veya belirli bir koşulun gerçekleştiğini güvenilir biçimde algılamak üretim sürecinin devamlılığı açısından büyük önem taşıyor. Bugün OEM'ler (Orijinal Ekipman Üreticisi), çok farklı çalışma koşullarına ve makine tasarımlarına uygun çözümlere ihtiyaç duyuyor. Telemecanique Sensors olarak fotoelektrik, endüktif, ultrasonik, kapasitif, RFID ve emniyet sensörlerinin yanı sıra nihayet şalteri çözümlerini de kapsayan geniş bir portföy sunuyoruz. Böylece paketleme makinelerinden konveyörlere, gıda ve içecek üretiminden pompa sistemlerine, mobil ekipmanlardan asansör ve yürüyen merdivenlere kadar farklı uygulamalara uygun algılama çözümleri geliştirebiliyoruz. Geniş ürün çeşitliliğimiz, OEM'lerin farklı makine tasarımları ve çalışma koşulları için ihtiyaçlarına uygun çözümleri aynı portföy içerisinde değerlendirmesine olanak sağlıyor. Mekanik ve elektronik sensörler üretimde birbirini tamamlıyor Sensör teknolojilerindeki gelişimin mekanik algılamanın üretimdeki yerini ortadan kaldırmadığına dikkat çeken Karanlık, "Aksine doğru uygulamada her iki yaklaşımın birbirini tamamladığını görüyoruz. Özellikle bir makinenin fiziksel olarak belirli bir konuma ulaştığının veya hareketin son noktasının algılanması gereken uygulamalarda elektromekanik algılama çözümleri uzun yıllardır güvenilir bir çözüm olarak kullanılıyor. Bu nedenle yeni teknolojiler ortaya çıktıkça mekanik algılamanın değerini de uygulamanın ihtiyacı üzerinden değerlendirmek gerekiyor. Örneğin üretimde kullanılan sensörlerin bağlantılı ve akıllı hale gelmesiyle birlikte veri tarafında da önemli bir dönüşüm yaşanıyor. Bu tablo, sensörlerin üretim hatlarında algılama işlevinin ötesinde veri sağlayan önemli bir noktaya dönüştüğünü gösteriyor. Biz de elektromekanik ve elektronik sensör teknolojilerini aynı çatı altında sunarak müşterilerimizin uygulamaya göre en uygun çözümü seçmesine odaklanıyoruz" ifadelerini kullandı. Sensör seçiminde belirleyici olan ihtiyaca uygun teknoloji Üreticilerin sensörlerden beklentisinin artık üretimin bir sonraki aşamasına hazırlanmayı kapsadığına vurgu yapan Karanlık, şunları söyledi: "Grand View Research'in son araştırmasına göre küresel endüstriyel sensörler pazarının 2026'da 30,3 milyar dolara ulaşması ve 2033'e kadar yıllık ortalama yüzde 8,5 büyümesi bekleniyor. Araştırmada üretim sektörü, sensör kullanımında öne çıkan alanlardan biri olarak gösterilirken, akıllı fabrikaların yaygınlaşmasıyla gerçek zamanlı izleme, süreç optimizasyonu ve kestirimci bakım uygulamalarının sensör talebini desteklediği belirtiliyor. Bu dönüşümde önemli olan, her uygulamada en yeni teknolojiyi tercih etmekten ziyade makinenin ve üretim sürecinin ihtiyaçlarına en uygun sensör teknolojisini belirlemek. Biz de Ar-Ge çalışmalarımız ve geniş ürün portföyümüzle üreticilerin bugünkü algılama ihtiyacını güvenilir şekilde karşılıyor, uygulamaya en uygun teknolojiyi seçerek daha bağlantılı, verimli ve esnek üretim süreçlerine geçişlerini destekliyoruz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Akdenizrack Otomatik Depolamaya 50 Milyon TL Yatırdı Haber

Akdenizrack Otomatik Depolamaya 50 Milyon TL Yatırdı

Türkiye’de depo yatırımlarının odağı, yalnızca daha fazla ürün depolayabilmekten çıkıp aynı alanı daha hızlı ve daha az insan müdahalesiyle yönetebilmeye doğru kayıyor. E-ticaretin büyümesiyle hızlanan bu dönüşüm, yüksek işçilik ve metrekare maliyetleriyle birlikte otomatik depolama sistemlerine olan ilgiyi de artırıyor. Akdenizrack, bu değişimin Türkiye’deki karşılığını yerli mühendislik ve yazılım altyapısıyla geliştirdiği “karanlık depo” sistemleriyle büyütmeye hazırlanıyor. AkdenizRack, otomatik depolama teknolojisinin geliştirilmesi için 50 milyon TL yatırım yaptı. Yaklaşık bir yıllık Ar-Ge çalışmasının ardından geliştirilen sistemde Akdenizrack’in mühendislik ve yazılım ekipleri görev aldı. Şirketin bugün 55 mühendisten oluşan teknik kadrosuna 70 kişilik saha ekibi eşlik ediyor. Akdenizrack Yönetim Kurulu Başkanı Saniye Kurt, şirketin otomasyon alanındaki dönüşümünü şöyle anlatıyor: “Kendi yazılım ekibimizle yaklaşık bir yıllık AR-GE çalışmamızın ardından ürün ortaya çıktı. Geçen yıl 12 milyon dolar olan ciromuzu bu yıl akıllı depo projelerimizin katkısıyla yüzde 40 artırmayı hedefliyoruz. Bu yıl bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz karanlık depo projelerinin hacmi 17 milyon dolar. Bu depo projelerinin Türkiye’de yaygınlaşmasıyla birlikte ihracat ve iç pazarın payımızın yüzde 50, yüzde 50 olmasını planlıyoruz.” Aynı alanda daha fazla depolama Akdenizrack’in geliştirdiği sistemin temelinde, depolama alanının yalnızca raf kapasitesi üzerinden değil, operasyonun tamamı üzerinden verimli kullanılması bulunuyor. Robotik sistemler ürünlerin depoya alınmasından sevkiyata hazırlanmasına kadar geçen süreçte insan müdahalesini azaltırken, depo içerisindeki hareketlerin de yazılım üzerinden yönetilmesini sağlıyor. Sistemin mevcut depo yönetim yazılımlarıyla entegre çalışabildiğini belirten şirket, sipariş geldiğinde ürünün konumunu belirleyen yazılımın robotik sisteme ilgili ürünü alarak bantlara ve sevkiyat hattına yönlendirme komutu verdiğini aktarıyor. Böylece siparişten sevkiyata kadar olan süreçte insan müdahalesi minimuma indiriliyor. Bu yapı özellikle ürün çeşidinin yüksek olduğu depolarda önem kazanıyor. Sistem, binlerce farklı ürünün bulunduğu yapılarda hangi ürünün hangi şubeye gönderileceği, hangi şubenin daha fazla sipariş verdiği, ürünlerin hangi sırayla konumlandırılması gerektiği ve sezonluk ürünlerin önceliği gibi verileri değerlendirerek depo içindeki trafiği sürekli güncelliyor. Trafik yönetimi de şirketin üzerinde yoğunlaştığı Ar-Ge alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Depolama yüksekliği 40 metreye çıkabiliyor Otomatik sistemlerin ekonomik karşılığını yalnızca işçilik tasarrufu oluşturmuyor. Depolama yüksekliğinin artması, aynı metrekare içerisinde daha fazla ürün tutulmasına imkan sağlıyor. Akdenizrack’in sistemlerinde depolama yüksekliği 40 metreye kadar çıkabiliyor. Forkliftlerin erişim yüksekliği ise yaklaşık 15 metreyle sınırlı. Şirketin devam eden projelerinden birinde ulaşılan yükseklik 27 metre. Saniye Kurt, sistemin alan kullanımına etkisini şöyle açıklıyor: “Hızın öne çıktığı akıllı depoların bir diğer avantajı ise mevcut alanın daha verimli kullanılması. Sistemlerde depolama yüksekliği 40 metreye kadar çıkabiliyor. Forkliftlerin erişim yüksekliği yaklaşık 15 metre ile sınırlı. Bizim şu anda devam eden projelerimizin birinde ise 27 metre yüksekliğe ulaştık. Bu sistem sayesinde koridorlar daralıp, depolama yükseklikleri artıyor. Daha fazla alan verimli kullanılıyor.” Yatırımın geri dönüşü vardiya sayısıyla değişiyor Akdenizrack’in hesaplamalarına göre otomatik depolama sisteminin yatırım geri dönüş süresi, işletmenin çalışma modeline göre değişiyor. Üç vardiyalı çalışan bir fabrikada sistem yaklaşık 1,5 yılda, tek vardiyalı bir işletmede ise yaklaşık dört yılda kendini amorti edebiliyor. Şirket, yabancı teknoloji sağlayıcılarına kıyasla daha düşük yatırım maliyetinin bu süreyi kısaltan unsurlardan biri olduğunu belirtiyor. Bu nedenle otomatik depolama yatırımı, yalnızca yeni bir teknoloji yatırımı olarak değil; işçilik, forklift kullanımı, depo alanı ve operasyon hızını birlikte etkileyen bir kapasite yatırımı olarak değerlendiriliyor. “İnsansız depo” rekabet avantajından zorunluluğa dönüşüyor Türkiye’de otomatik depolamaya yönelik ilginin temelinde yalnızca teknoloji merakı bulunmuyor. Yükselen işçilik maliyetleri, metrekare başına artan depolama maliyetleri ve tüketicinin daha hızlı teslimat beklentisi, insan müdahalesini azaltan sistemleri işletmeler açısından giderek daha önemli hale getiriyor. Şirket, pandemi sonrasında e-ticaretin hızlanmasıyla birlikte Türkiye’de otomatik depo ihtiyacının arttığını, buna karşın bu sistemlerin önemli bölümünün yurtdışından tedarik edildiğini gözlemleyerek kendi çözümünü geliştirme kararı aldı. Amaç, Avrupa’daki çözümlere kıyasla daha ulaşılabilir maliyetlerle Türkiye’de geliştirilen otomatik depolama teknolojisini yaygınlaştırmak. Türkiye’de üretilen parçaların payı artacak Akdenizrack’in otomatik depolama yatırımı yalnızca yazılım ve robotik sistemlerle sınırlı değil. Şirket, teknolojinin üretim tarafında da yerlilik oranını artırmaya hazırlanıyor. Bugün otomatik depolama sisteminin beş ana bileşeninden dördü Türkiye’de üretilebiliyor. Yurtdışından tedarik edilen crane ve asansörlerin Türkiye’de üretilmesine yönelik çalışmalar ise şirketin 2027 gündeminde bulunuyor. Üretim altyapısının büyütülmesi ve yazılım yatırımlarının artırılması da bu dönemin öncelikleri arasında yer alıyor. Saniye Kurt, otomatik depolama sistemlerinde Türkiye’deki üretim kabiliyetinin artırılmasının hem teknolojiye erişim hem de satış sonrası hizmetler açısından önem taşıdığını belirterek, “Yerli üretim tarafında altyapımızı daha da güçlendirmek istiyoruz. Özellikle bugün yurtdışından tedarik ettiğimiz crane ve asansörleri de Türkiye’de üretilebilir hale getirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” dedi. Akdenizrack’in büyüme rotası değişiyor 1999 yılında İkitelli’de Temesist’te sektöre adım atan Saniye Kurt’un yönetimindeki Akdenizrack, bugün 55 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Şirketin satışlarının yüzde 80’i ihracat, yüzde 20’si iç pazardan oluşuyor. Şirket, 2026’da akıllı depo projelerinin katkısıyla yüzde 40 büyümeyi hedeflerken, Türkiye’de otomatik depolama sistemlerinin yaygınlaşmasıyla ihracat ve iç pazarın payını yüzde 50–50 seviyesine taşımayı planlıyor. Saniye Kurt, şirketin yeni teknoloji alanındaki yönünü şöyle özetliyor: “Geçmişte söz konusu sistemler ağırlıklı olarak İspanya, Almanya ve Japonya’dan tedarik edildi. Bizim hedefimiz, Türkiye’de akıllı depo kurulumlarını artırmak ve klasik – yarı otomatik depo kurulumunda yurt dışında yakaladığımız büyüme ivmesini, bu yeni nesil depolama teknolojileriyle iç pazara da taşımak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

YCM MACHINERY, MAKTEK Avrasya 2026’da Haber

YCM MACHINERY, MAKTEK Avrasya 2026’da

Tahmini yıllık 1,6 milyar Yeni Tayvan Doları geliri ve Tayvan'ın CNC dik işleme merkezi pazarındaki yaklaşık %20'lik pazar payı ile sektör lideri YCM Machinery CO., Ltd., 28 Eylül - 3 Ekim 2026 tarihleri arasında İstanbul TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi'nde düzenlenecek MAKTEK Avrasya 2026 Fuarı'nda Salon 8, Stant No: 803'te yerini alacak. Şirket; otomotivden kalıpçılığa, yarı iletkenden havacılığa kadar stratejik sektörler için geliştirilen Dik İşleme Merkezleri, 5 Eksenli İşleme Merkezleri, Çift Kolonlu İşleme Merkezleri ve Yatay İşleme Merkezlerindeki uzmanlığını Türk imalat sektörüyle buluşturacak. Tayvan'ın İşleme Merkezi Devinden Küresel Uzmanlık Tayvan'ın en büyük dik işleme merkezi üreticisi olan YCM Machinery; otomotiv, kalıp, yarı iletken ve havacılık dahil olmak üzere dünya çapındaki yüksek hassasiyetli endüstriler için birincil tercih konumundadır. Güçlü Ar-Ge uzmanlığı ve yüksek rijitlikteki makine yapısıyla desteklenen şirket, karmaşık parçaların yüksek hassasiyetli işlenmesinde küresel bir güç merkezidir. "Türkiye'de Üretilmiştir" Garantisi: Hızlı Teslimat, Tarife Avantajları ve Yerel Hizmet YCM Machinery'nin MAKTEK Avrasya 2026'da vurgulayacağı en büyük stratejik avantaj, Türkiye'deki yerel üretim ve hizmet altyapısıdır. "Türkiye'de Üretilmiştir" vizyonu altında sunulan yerel üretim çözümleri, Türk üreticilere kısa teslimat süreleri, gümrük tarifesi avantajları, yerel yedek parça bulunabilirliği ve doğrudan teknik servis sağlar. Bu çerçeve, endüstriyel şirketlerin duruş sürelerini en aza indirmelerine ve üretim verimliliğini maksimuma çıkarmalarına olanak tanır. Geniş ve Yüksek Teknolojili CNC Makine Portföyü YCM, çeşitli iş parçası boyutları ve işleme gereksinimleri için mühendislik süzgecinden geçirilmiş geniş bir CNC işleme merkezi portföyü sunar. Gelişmiş kontrol üniteleri, yüksek fener mili (spindle) performansı ve otomasyona tam uyumlu altyapı, üreticilerin zorlu işleme süreçlerinde maksimum stabilite elde etmelerine yardımcı olur. "Yerel Üretim Desteğimizle Türk Sanayisinin Rekabet Gücünü Artırıyoruz" Şirketin MAKTEK katılımı ve Türkiye pazarına yönelik hedefleri hakkındaki görüşlerini paylaşan YCM Machinery Satış Direktörü Sayın Alex Wei şu ifadeleri kullandı: "Türkiye, dinamik imalat altyapısıyla bölgenin kilit endüstriyel merkezlerinden biridir. YCM olarak sunduğumuz 'Türkiye'de Üretilmiştir' konsepti ile müşterilerimize sadece yüksek teknolojili CNC işleme merkezleri sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda hızlı teslimat, tarife avantajları ve kesintisiz yerel hizmeti garanti ediyoruz. Türk imalat sektörünün duruş sürelerini en aza indirmesine yardım etmekten, böylece verimliliğini ve rekabet gücünü artırmaktan büyük gurur duyuyoruz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.