Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Arabuluculuk

Kapsül Haber Ajansı - Arabuluculuk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Arabuluculuk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

NATO Zirvesi Türkiye'nin Stratejik Gücünü Tescilleyecek Haber

NATO Zirvesi Türkiye'nin Stratejik Gücünü Tescilleyecek

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (Türkçe) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nergiz Özkural Köroğlu, ABD Başkanı Donald Trump'ın 7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ne bizzat katılacak olmasını değerlendirdi. Trump lider diplomasisini ön plana çıkarıyor “ABD Başkanı Donald Trump'ın NATO Zirvesi'ne bizzat katılacak olması Türkiye açısından diplomatik ve stratejik önem taşımaktadır.” diyen Prof. Dr. Nergiz Özkural Köroğlu, “NATO ile alakalı yürüttüğü politikanın yanı sıra dış politikada izlediği strateji gereği liderler arası pazarlık ve doğrudan ilişkiyi de ön plana alacaktır. F-16 modernizasyon talepleri ve savunma sanayi iş birliği gibi stratejik konularda ve CAATSA yaptırımları gibi konularda pragmatik pazarlıklar ve esneklikler söz konusu olabilecektir.” dedi. Türkiye'nin NATO içerisindeki ağırlığına dikkat çeken Prof. Dr. Köroğlu, “NATO içerisinde Türkiye, güçlü ordusunun yanı sıra Karadeniz güvenliği, Ortadoğu’ya yakınlığı ve göç sınır yönetimindeki rolü bakımından önem arz eden bir ülkedir. Türkiye’nin bu jeostratejik konumu elini güçlendiren unsurlardır. Trump’ın NATO Zirvesi’ne doğrudan katılımı Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir diplomatik atmosfer yaratabilir. Ancak bu, daha çok kurumsal yeniden yapılanma değil, pragmatik ve lider merkezli bir yoğunlaşma anlamına gelir. Zaten Trump’ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile yakın ilişkiler kurma yönünde süregelen bir tercihi bulunmaktadır. Bu zirve sonrası daha da yoğun şekilde bunun devam edeceği öngörülebilir.” diye konuştu. NATO'nun geleceği Ankara'da tartışılacak Trump yönetiminin NATO'nun önemli değişikliklere ihtiyaç duyduğu yönündeki yaklaşımını değerlendiren Prof. Dr. Köroğlu, “’Trump yönetiminin NATO’ya ilişkin “önemli değişikliklere ihtiyaç var’ yaklaşımı, NATO’nun kurumsal kimliğini doğrudan tartışmaya açan NATO’nun iç dönüşüm kapasitesi ve transatlantik siyasi uyumunun dayanıklılığını sorgulayan bir yaklaşımdır. Trump, ABD’nin NATO içinde orantısız yük taşıdığı iddiasında bulunmaktadır. Bu konu bu yıl yapılan Münih Güvenlik Konferansı’nda da gündeme gelmişti. Avrupa tarafından savunma harcamalarının artırılması ve yük paylaşımının NATO içerisinde dengeli olması gerekliliğini ortaya koymaktadır.” şeklinde konuştu. Trump’ın, ABD’nin artık Avrupa güvenliği açısından 2.Dünya Savaşı’nın sonundan bu yana devam eden güvenlik garantörlüğü rolünün değişmesi gerektiğini savunduğuna işaret eden Prof. Dr. Nergiz Özkural Köroğlu, “Ayrıca Trump, Avrupalı liderlerin aksine NATO’nun bir değerler ittifakı değil daha ziyade yük paylaşımı ve fayda dengesi üzerine kurulu bir güvenlik platformu olması gerekliliği inancındadır. Neticede, Ankara Zirvesi’nde Avrupa’nın güvenlik harcamalarının artırması, yük paylaşımı ve ittifakın stratejik dönüşümünün ele alınacağını öngörebiliriz. NATO içerisinde Türkiye’nin askeri gücü ile öne çıkması, olası yük paylaşımı vb. değişikliklerde Türkiye’nin pozisyonun daha fazla dikkate alınmasını gerektirecektir.” dedi. Türkiye'nin dengeleyici rolü öne çıkıyor Türkiye'nin hem NATO üyesi hem de Rusya, Ukrayna, Karadeniz ve Orta Doğu dengelerinde önemli bir aktör olmasının Ankara'nın elini güçlendirdiğini kaydeden Prof. Dr. Köroğlu, “Türkiye, dış ilişkilerinde ‘bölgesel sorunlarda bölgesel sahiplenme ve çözümleri savunmaktadır’ ilkesini benimsemektedir. Dolayısıyla bölgesel manevra kapasitesini günden güne proaktif dış politika kararları ile arttırmaktadır. Rusya-Ukrayna Savaşı’nda çok açılı bir dış politika yürüterek Rusya ve batılı güçler arasındaki dengeyi sağlayarak ‘tahıl diplomasisi’ gibi girişimleri ile de başarılı bir dış politika gerçekleştirmiştir. Montrö Boğazlar Sözleşmesi çerçevesinde Karadeniz güvenliğinde Rusya ve Türkiye önemli birer aktördür. Ama aynı zamanda Türkiye, NATO’nun güney kanadında bir NATO ülkesidir ve stratejik önemi vardır. Bu açıdan Türkiye’nin kendi güvenliği ve bölgedeki barışı koruması açsından ‘dengeliyici rolü’ önemlidir. Ortadoğu ülkeleri ile de coğrafi yakınlığı ve sınır komşusu olması da yine Türkiye’nin stratejik önemini göstermektedir. Türkiye İran Savaşı’nda da Ukrayna Savaşı karşısındaki itidalli ve barışçıl tutumu ile bölgede istikrar ve refahı savunan bir yaklaşımda bulunmuştur.” diye konuştu. İran krizi ve enerji güvenliği zirvenin önemli başlıkları olacak Trump'ın İran ile yürütülen müzakerelerde anlaşmaya yakın olduklarını açıklamasının da zirvenin gündemini etkileyeceğini ifade eden Prof. Dr. Köroğlu, şöyle devam etti: “Trump’ın İran’la müzakerelerde anlaşmaya yakın olunduğunu açıklaması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılabileceğine dair söylem, Ankara zirvesinde bu krizin yarattığı küresel enerji krizinin ittifak ülkelerine etkileri ve enerji arz güvenliği bağlamında tartışılabilir. Ayrıca, zirvede İran krizinin yarattığı sonuçlar bakımından NATO’nun ‘alan dışılık’ rolü tartışılabilir. ‘İttifak sadece bölgesel mi yoksa küresel kriz yöneticisi mi?’ gibi bir sorgulama olabilir. Türkiye’nin bu süreçteki rolüne bakıldığında karşımıza birkaç konu çıkmaktadır. Türkiye, İran’ın komşusu olduğu için savaş esnasında bazı füzeler yönünü şaşırarak Türkiye’ye düşmüştür. Dolayısıyla zirvede Türkiye'nin hava ve füze savunmasının güçlendirilmesi, NATO'nun güney kanadının güvenliği, Kürecik radarının rolü, hava savunma sistemlerinin kalıcı konuşlandırılması gibi konular gündeme gelebilir. Ayrıca Türkiye, enerji koridorları üzerinde olan bir ülke olduğu için enerji arz güvenliği açısından önem arz etmektedir. Bunun haricinde Türkiye’nin arabuluculuk kapasitesi ve rolü de yine ABD-İran iletişiminde etkin olabilir.” Türkiye kolaylaştırıcı rol üstlenebilir İsrail-İran geriliminin devam ettiği bir dönemde Trump'ın Ankara'da bulunmasının Türkiye açısından diplomatik fırsatlar yaratabileceğini söyleyen Prof. Dr. Köroğlu, “İsrail-İran geriliminin sürdüğü bir ortamda Trump’ın Ankara’da bulunması, Türkiye’nin arabuluculuk kapasitesi açısından fırsat yaratabilir ancak bu otomatik olarak bir arabuluculuk rolüne dönüşmez. Türkiye, İsrail ve İran geriliminde ‘kolaylaştırıcı’ bir rol üstlenmek isteyecektir. Ancak Türkiye’nin İsrail’in Gazze’de uluslararası hukuka aykırı tutumu konusundaki tavrı net olduğu için Türkiye’nin arabuluculuk kapasitesi çok yoğun olmayacaktır.” şeklinde konuştu. F-16 ve savunma sanayisinde yeni iş birlikleri gündeme gelebilir Türkiye-ABD ilişkilerinin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Prof. Dr. Köroğlu, “F-35 meselesi S-400 krizi ve CAATSA yaptırımları ile de bağlantılıdır. Bu nedenle F-35 programına dönüş kısa vadede gerçekleşemese de F-16 modernizasyonu, mühimmat, ortak üretim gibi savunma sanayiinde alternatif iş birlikleri kurmaları mümkündür. Enerji güvenliği anlamında Türkiye transit ülke olduğu için Avrupa enerji arz güvenliği açısından Türkiye ile çeşitli proje ve alternatifler üzerine görüşülecektir. Terörle mücadele en kırılgan konulardan bir tanesidir. Çünkü ABD’nin Suriye’deki SDG/YPG ile ilişkisi vardır ancak Türkiye bu yapıyı güvenlik tehdidi olarak görmektedir. ABD’nin Suriye’deki askeri varlığını azaltması halinde Türkiye’nin Suriye'nin siyasi dönüşüm sürecindeki rolü güçlenebilir. Trump geldiğinde Türkiye ile görüşülecek başlıklar dahilinde bir konudur.” dedi. Türkiye'nin küresel sistemdeki ağırlığı teyit ediliyor Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'nin yalnızca NATO'nun geleceği açısından değil, Türkiye'nin uluslararası sistemdeki konumu bakımından da önemli mesajlar verdiğini belirten Prof. Dr. Köroğlu, şu değerlendirmeyi yaptı: “Çok kutuplu uluslararası sistemde Türkiye, ABD ile her ne kadar S-400, F-35 krizi ve Suriye politikaları gibi konularda sorunlar yaşamış olsa da aynı zamanda Ukrayna-Rusya Savaşı’ndan İran krizine kadar tüm sıcak hatlar için kritik bir konumda yer almaktadır. Bölgesel krizlerdeki arabulucu/dengeleyici rolü bu anlamda önemlidir.” Zirvenin Ankara'da yapılmasının Türkiye'nin jeostratejik ve askeri ağırlığının uluslararası sistem tarafından kabul edildiğinin göstergesi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Köroğlu, “Trump'ın NATO’daki yük paylaşımı ve stratejisine yönelik sert tutumuna mukabil, Erdoğan ile yürüttüğü doğrudan telefon diplomasisi iki lider arasındaki kişisel diplomasi kanalının belirleyici olduğunu göstermektedir. Genişletilmiş Ortadoğu projesinin önem kazandığı son dönemde Türkiye’nin kilit rolü ön plana çıkmaktadır.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Tır Şoförlerinin Körfez'de Transit Suudi Vizesi Alarak Seyahat Etmeleri Mümkün Hale Geldi    Haber

Türk Tır Şoförlerinin Körfez'de Transit Suudi Vizesi Alarak Seyahat Etmeleri Mümkün Hale Geldi  

T.C. Ticaret Bakanlığı himayelerinde, İstanbul Ekonomik Araştırmalar Derneği (İEAD) tarafından; DEİK/Lojistik İş Konseyi ve DEİK/Dijital Teknolojiler İş Konseyi ile Uluslararası Nakliyeciler Derneği’nin (UND) destekleriyle düzenlenen ‘Yapay Zekâ Çağında E-Ticaretin Lojistiği Zirvesi’, Grand Cevahir Hotel Convention Center'da gerçekleşti. Zirvede genel hatlarıyla e-ticaret sektörünün gelişiminde kritik rol oynayan lojistik süreçler, dijitalleşme ve yapay zekâ uygulamaları geniş bir perspektifle ele alındı. Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat: “820 milyar dolarlık bir mal ve hizmet ticareti ile iştigal ettik” Zirvenin açılış konuşmalarını gerçekleştiren Ticaret Bakanı Ömer Bolat, “E-ticaret, giderek artan yeni ticaret yöntemi, toplam ticaretin yüzde 20'sini oluşturuyor ve 3 trilyon doların 2024 hesaplamalarıyla bir hacme sahip. Lojistik sektörü de olmazsa olmaz sektörlerimizde önde gelen büyük bir sektör. E-ticaret de o tarihlerde toplam ticaretin içinde yüzde 4,5-5'lik bir paya sahipken, 2019 itibarıyla, toplam ticarette yüzde 20'lik bir paya 3-4 sene gibi kısa bir sürede ulaşmış oldu. Bugün Türkiye için gerek mal ticareti gerekse hizmetler ticareti ekonomimizde büyük bir yer tutuyor. Mal ihracatımız geçen yıl 255,5 milyar dolardı, buna karşılık aynı şekilde mal ithalatımız 365 milyar dolardı. Hizmet ihracatımız 122,5 milyar dolardı. Hizmet ithalatımız da yaklaşık 60 milyar dolar ve bunların toplamı 820 milyar dolarlık bir mal ve hizmet ticareti ile iştigal ettik. Ve geçen yıl milli gelirimiz 1,1 trilyon dolara yükseldi. Milli gelirimizin yarısından fazlası mal ve hizmet ihracat ve ithalat ticareti kadar bir hacim oluşturuyordu” dedi. “İran, Hürmüz kartını kapatma tehdidini ortaya koyunca” Suriye'de iç savaşın sona erdirilmesinde, İsrail'in soykırım ve katliamlarına karşı Gazze'nin, Batı Şeria'nın, Lübnan'ın haklarının savunulması ve oradaki masumların korunması çabalarında Türkiye’nin önemli bir rol üstlendiğini söyleyen Bakan Bolat, “En son İran'la ABD ve İsrail arasındaki çatışmalarda; Türkiye, Pakistan ve Mısır birlikte arabuluculuk noktasında Amerika ve İran arasında mekik dokundu. Ve bu anlamda şimdilik iki gün boyunca bir ateşkes süreci, biraz kırılgan da olsa devam ediyor. Bunun ekonomiye yansımaları da şu şekilde: Körfez, özellikle Hürmüz Boğazı dünyada enerji kaynakları açısından zengin bir bölge. Petrolün yüzde 38'inin, doğal gazın yüzde 20'sinin, gübrenin yüzde 30'unun geçtiği bir bölge. İran, Hürmüz kartını kapatma tehdidini ortaya koyunca ciddi bir tabii volatilite, yani piyasalar allak bullak oldu. Enerji fiyatları, petrokimya fiyatları, gübre fiyatlarında artışlar oldu bütün dünyada. Ama bizde Allah’a şükür arz tedariki diye bir sorun yok. Depolarımız doluydu. Ve biz vatandaşımızın, sanayilerimizin, ekonomimizin bunlardan etkilenmemesini sağladık.” diye konuştu. “15 günlük ateşkes kalıcı şartların yerine getirilmesini sağlar” Bakan Bolat, “Körfez savaşı, lojistiğin ne kadar önemli olduğunu Covid 19’dan sonra bize bir kez daha hatırlattı. Bu güzel coğrafya, Avrasya’nın merkez ülkesi, adeta bir kavşak köprü geçiş noktası olan Türkiye'nin önemi bir kez daha ortaya koyuldu. Gerek doğudan batıya orta koridor, Zengezur koridoru, gerek Körfez Basra'dan yukarıya Irak üzerinden kalkınma yolu koridoru, gerek özellikle Habur-Irak üzerinden Suudi Arabistan ve Körfez'e ulaşan rota, gerekse Türkiye’den Hatay, Suriye, Ürdün üzerinden Arabistan’a ve Körfez ülkelerine ulaşan karayolu koridorlarının ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı. Bu vesileyle Suudi Arabistan’la da ilişkilerimiz mükemmel düzeyde ve 10 yıldır bir transit vize konusu vardı, o da dün itibariyle işlerlik kazanarak Türk Tır şoförlerinin Körfez'de transit Suudi vizesi alarak seyahat etmeleri de mümkün hale geldi. Ümit ediyoruz ki komşu ve kardeş ülkelerdeki bu fiziki yıkım ve insani kayıplar noktasında savaşın bir an önce durması. Ama barış şartları oluşsa bile bu 45 günlük savaşın ekonomilerde meydana getirdiği tahribatı gidermek o kadar kolay olmayacak. Çünkü burada gerek fiyat artışları konusu gerekse enerji kaynakları hasar aldı bir miktar. Kiminde LNG kaynakları, kiminde petrol kaynakları, kiminde alüminyum tesisi, kiminde gübre tesisi. Arz tedariki anlamında şartların yerine gelmesi yine biraz zaman alacak. Ve ümit ederiz ki bu 15 günlük ateşkes kalıcı şartların yerine getirilmesini sağlar. Dünyanın daha fazla kavgaya değil, barış, huzur ve ekonomik kalkınmaya ve refah artışına ihtiyacı var bu anlamda” dedi. “Avrupa Birliği pazarlarına Türkiye’nin ihracatının yüzde 60’ı karayolu ile gitmekte’ Bakan Bolat, “Hizmetler sektörümüz bizim övündüğümüz güzide bir sektörümüz. Bunlardan lojistik sektör, 122,5 milyar dolar ihracat gelirinin 42,5 milyar dolarını hizmetler sektörü yaptı. Özellikle ihracatımızın yüzde 43’ünü oluşturan Avrupa Birliği pazarlarına Türkiye’nin ihracatının yüzde 60’ı karayolu ile gitmekte. Burada da ulaştırma kotaları büyük önem taşımakta, geçiş kotaları çok çok önem taşıyor. Bizim hizmetler sektörünü çok sevmemizin bir diğer nedeni de yaklaşık 63-64 milyar dolar fazla sağlıyoruz ve bu fazla sayesinde mal ticaretindeki, geçen sene 92 milyar dolar açığımız vardı, bunların kapatılarak cari işlemler açığının makul düzeyde olmasını sağladık. 2024'te 13 milyar dolar; 2025'te de 29,5 milyar dolardı bu anlamda. Lojistik sektörü 115 milyar dolar toplam milli geliriyle bizim 1,1 trilyon dolarlık milli gelirimiz içinde de çok önemli bir pay oluşturuyor ve tabii ki istihdama çok büyük katkı yapıyor” dedi. ‘Toplam e-ticaretin yaklaşık yüzde 60’ı perakende ticaretten oluşmakta’ Bakan Bolat, “E-ticaret parlayan bir sektörümüz. Batıdaki ABD tarafındaki büyük gruplar, doğuda Çin merkezli büyük grupların olduğu bir ortamda tam merkezde ortada da Türkiye’de hızla gelişen ve dünyadaki birçok büyük grupların, yatırımcıların dikkatini çeken başarılı e-ticaret firmalarımız var. Burada dediğim gibi 3 trilyondu geçen yılki rakam ve toplam ticaretin yüzde 20’siydi. Bu toplam e-ticaretin de yaklaşık yüzde 60’ı perakende ticaretten oluşmakta” dedi. İEAD Başkanı Prof. Dr. Mehmet Hüseyin Bilgin: “Artan korumacılık ve ticaret savaşları doğu ile batı arasında büyük ekonomi olma mücadelesinin yansımaları olarak değerlendirilebilir” Zirvenin açılış konuşmasını yapan Ekonomik Araştırmalar Derneği (İEAD) Başkanı Prof. Dr. Mehmet Hüseyin Bilgin, küresel ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulunarak dünyanın en büyük on ekonomisinin neredeyse tamamının okyanus ülkeleri olduğunu belirtti. Bilgin, "Bu tablo, günümüz dünyasında bir ülkenin sadece iç pazarı için üretim yaparak büyük ekonomi olamayacağını açıkça gösteriyor” dedi. 1960 ve 1970’li yılların kalkınma modelinde kendi kendine yeterlilik modelinin ön planda olduğunu hatırlatan Bilgin, “1980'lerden sonra hızlanan küreselleşme sürecinde ihracata dayalı kalkınma, büyüme modellerinin popüler hale geldiğini görüyoruz. Çin'in Aralık 2001'de Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olmasıyla bu ihracata dayalı kalkınma ve büyüme modelleri adeta başka bir safhaya geçmiştir. Çin'in liderliğinde Asya ülkelerinin öncülüğünde şekil bulan başka pazarlar için üretim yapma modeli 21. yüzyılı adeta egemen iktisadi kalkınma, iktisadi büyüme modeli haline gelmiştir. Son yıllarda şahit olduğumuz artan korumacılık ve ticaret savaşları aslında doğu ile batı arasında büyük ekonomi olma mücadelesinin yansımaları veya batı dünyasının bu modele gösterdiği refleksler olarak değerlendirilebilir” dedi. İzmir İktisat Kongresi’nin yüzüncü yılında ana temanın Türkiye’nin dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girme hedefi olduğunu hatırlatan Bilgin, bu hedefe ulaşmanın yalnızca yatırım ve üretimle mümkün olmadığını söyledi. Bilgin, “Büyük ekonomi olmanın yolu yatırım ve üretim yanında üretiğinizi dış pazarlara satmaktan yani ihracattan geçiyor. Dolayısıyla Türkiye'nin dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girmesi için yatırım ve üretim yanında ürettiklerini ihraç etmesi de gerekiyor. Türkiye'nin dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girmesinin yolu katma değerli, inovatif üretimin ihraç edilmesinden geçiyor. Yani savunma sanayi gibi birkaç sektörde selektif bir şekilde destekleyeceğiz, tespit edeceğiz, destekleyeceğiz ve o ürünleri üretip ihraç ederek Güney Kore'nin kırk yıl önce yaptığını yaparak dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girebiliriz” diye konuştu. E-ticaret sektöründeki gelişmelere de değinen Bilgin, “Teknolojideki gelişmelerin hızlandırdığı Covid-19 pandemisi döneminde değişen tüketim alışkanlıklarının adeta tetikleyici bir rol oynadığı e-ticaret günümüzde gündelik yaşamın adeta vazgeçilmez bir konsolu haline gelmiştir. Yapay zekâ teknolojilerinin e-ticareti başka evrelere geçileceğini de tahmin ediyoruz.” İfadelerini kullandı. Orta Doğu'daki savaşın bizlere lojistiğin ne denli önemli olduğunu gösterdiğini ifade eden Bilgin, “Lojistik ve tedarik günümüzde en az yatırım ve üretim kadar önemlidir. Hatta bana sorarsanız onlardan da daha öndedir. Zira yatırım yaptınız, üretim yaptınız. Eğer ürettiğiniz ürünü pazarına götüremiyorsanız, tüketicisine ulaştıramıyorsanız bu yatırım ve üretimin bir anlamı olmaz. Gerek e-ticaret alanında gerekse konvansiyon e-ticaretin depolanması ve lojistiği anlamında transit ticaret alanı da Türkiye'nin önünde önümüzdeki yıllarda büyük fırsatlar olduğunu söyleyebiliriz” dedi. DEİK Lojistik İş Konseyi Başkanı Fatih Şener: “Artık lojistik; algoritmaların yönettiği bir yapıya dönüşüyor” Zirvenin konuşmacıları arasında yer alan DEİK Lojistik İş Konseyi Başkanı Fatih Şener, dünyanın değişmesiyle birlikte ticaretin kurallarının yeniden yazıldığına dikkat çekti. Şener, “Bu yeni düzende kazananlar; en büyükler ya da en hızlılar değil, en akıllı olanlar olacak. Bugünün ve geleceğin rekabetçi aklı yapay zekâ olacaktır” dedi. E-ticaretin küresel ekonomideki rolüne de değinen Şener, e-ticaretin artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini belirterek, “Bir ürünün değeri müşteriye ulaştığı hız kadardır, bir markanın gücü teslimat performansıyla ölçülür. Ve bir ülkenin rekabet gücü, lojistik kabiliyetiyle belirlenir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin stratejik konumuna da dikkat çeken Şener, ülkemizin lojistik alandaki avantajlarına işaret ederek, “Biz, kıtaları birbirine bağlayan bir lojistik omurga konumundayız. 4 saatlik uçuş mesafesinde milyarlarca insana erişebilen, dev pazarlara kapı açan bir güçten bahsediyoruz. Ama bugün avantaj sadece coğrafya değil; veriyi en iyi kullanan, en hızlı öğrenen ve en akıllı karar verenler öne çıkıyor” şeklinde konuştu. Lojistik sektöründe yapay zekâ dönüşümünün altını çizen Şener, süreçlerin köklü bir değişimden geçtiğini belirterek, “Artık lojistik; kamyonların, gemilerin, uçakların değil algoritmaların yönettiği bir yapıya dönüşüyor. Depolar artık düşünmeden çalışmıyor, rotalar anlık optimize ediliyor, talep önceden öngörülüyor” dedi. UND Başkanı Şerafettin Aras: "Teknolojiyi anlayan, krizleri yönetebilen ve geleceği tasarlayan yapılarda olmalıyız” Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Aras, zirvede yaptığı konuşmada, ‘Yapay Zekâ Çağında Ticaret ve Lojistik' gibi son derece kritik bir başlık altında bir araya gelmiş olmamız, küresel ticaretin ve lojistiğin nasıl köklü bir dönüşüm içerisinde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır” dedi. Aras, sözlerine şöyle devam etti: “Lojistik sektörü sadece bir taşıma faaliyeti değildir; hızın, verimin ve teknolojinin yön verdiği stratejik bir alandır. E-ticaretin son yıllarda gösterdiği büyüme, lojistik sektörünü baştan aşağı yeniden şekillendiriyor. Tüketici; hız, şeffaflık ve kusursuz bir teslimat deneyimi talep ediyor. Bu beklenti bizleri daha akıllı, daha entegre ve daha çevik sistemler kurmaya yönlendiriyor. Bu dönüşümün merkezinde ise yapay zekâ yer alıyor.” ifadelerini kullandı. Geleceğin lojistik sektörünün hızın yanı sıra krizlere karşı hazırlıklı, esnek ve öngörülü olmak zorunda olduğunu söyleyen Aras, “Lojistik sektörü olarak veriyi, teknolojiyi ve insan kaynağını bir araya getirerek geleceği tasarlayan bir yaklaşımı benimsemek zorundayız. Bu noktada kamu tarafına düşen en önemli görev; öngörülebilir, hızlı ve dijitalleşmeyi teşvik eden bir regülasyon ortamı oluşturmaktır. Veri paylaşımını kolaylaştıran altyapıların kurulması ve yapay zekâ yatırımlarını destekleyen teşvik mekanizmaları bu sürecin temelini oluşturuyor. Sivil toplum kuruluşları olarak, üyelerimizin bu yeni teknolojileri anlaması ve uygulayabilmesi için rehberlik etmeyi öncelikli sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Özel sektörün ise dijitalleşmeyi bir seçenekten öte, büyüme için zorunluluk olarak görmesi lazım. Şirketlerimizin yapay zekâyı öğrenmesi, doğru alanlarda kullanması ve insan kaynağını bu dönüşüme hazırlaması gerekiyor. Çünkü gelecekte güçlü olanlar sadece büyük olanlar değil; teknolojiyi anlayan, krizleri yönetebilen ve geleceği tasarlayanlar olacaktır” ifadelerini kullandı. Zirve, “E-Ticaretin Geleceği ve Fırsatlar”, “E-ticarette Lojistiğin Önemi ve Geleceği”, “E-Ticaretin Lojistiğine Yönelik Kamu Destekleri ve Finansman”, “İlham Veren Başarı Öyküleri” oturumlarıyla devam etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.