Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Araştırma

Kapsül Haber Ajansı - Araştırma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Araştırma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Avrupa’nın 900 Üniversitesini Temsil Eden Dev Buluşma İstanbul’da Gerçekleştirildi Haber

Avrupa’nın 900 Üniversitesini Temsil Eden Dev Buluşma İstanbul’da Gerçekleştirildi

Yeditepe Üniversitesi ev sahipliğinde bu yıl 29’uncusu düzenlenen konferans kapsamında, 41 ülkeden 260 kurumdan rektörler, üniversite yöneticileri, politika yapıcılar ve uzmanlar olmak üzere yaklaşık 500 katılımcı İstanbul’da bir araya geldi. Prof. Dr. Garrell: Çeşitlilik ve Çoğulculuk EUA’nın Kimliğinin Bir Parçasıdır “Değişen Bağlamlarda Üniversiteler Arası İş Birliği” ana temasıyla düzenlenen konferansın açılışında konuşan EUA Başkanı Prof. Dr. Josep Maria Garrell, konferansa 41 farklı ülkeden katılımcının olduğunu belirterek, “Bu farklı bakış açıları, önümüzdeki iki gün boyunca tartışmalarımızı yönlendirmeye ve zenginleştirmeye büyük katkı sağlayacaktır. Çeşitlilik ve çoğulculuk, EUA’nın bir kuruluş olarak kimliğinin bir parçasıdır” diye konuştu. “İş Birliği Üniversitelerin Kalbinde Yer Alan Bir Konu” “Bu yıl, üniversitelerin varoluşunun tam merkezinde yer alan bir konuyu ele alacağız: İş birliği” diyen Prof. Dr. Garrell, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kurumlar, sektörler ve sınırlar arasında; eğitim, araştırma ve inovasyon alanlarında birlikte çalışmak, üniversitelerin faaliyetlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle konferans boyunca, kurumlar arası iş birliklerini, kamu sektörü, endüstri ve diğer paydaşlarla kurulan ortaklıkları, yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde ele alacağız. Ayrıca, üniversitelerin bu ortaklıkları geliştirmek ve sürdürülebilir kılmak için kullandığı yenilikçi yöntem ve araçları da inceleyeceğiz.” Prof. Dr. Durman: Üniversiteler Arası İş Birliği Vazgeçilmezdir Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman da 6 bin yıllık tarihiyle medeniyetlerin, kültürlerin ve düşünce geleneklerinin buluşma noktası olan İstanbul’da bu konferansın düzenlenmesinin son derece anlamlı olduğunu ifade ederek, “Bugün üniversiteler de benzer bir misyon üstlenmektedir: İnsanları, disiplinleri, kurumları ve fikirleri sınırların ötesinde buluşturmak; çeşitliliği güç, yaratıcılık ve ortak ilerlemenin kaynağına dönüştürmek” dedi. Yükseköğretimde derin bir dönüşüm sürecinden geçildiğini ifade eden Prof. Dr. Mehmet Durman, şunları kaydetti: “Dijitalleşme, yapay zekâ, değişen beceri ihtiyaçları, küresel belirsizlikler ve karmaşık toplumsal sorunlar, üniversitelerin yalnızca ne yaptığını değil, toplumla, bilgiyle ve birbirleriyle ilişkilerini nasıl konumlandırdıklarını da yeniden şekillendiriyor. Böyle bir ortamda üniversiteler arası iş birliği artık yalnızca faydalı değil, vazgeçilmezdir. Ne kadar samimi ve stratejik iş birliği yaparsak, topluma katkı sağlama kapasitemiz de o kadar artacaktır.” Eğitimden Dijital Dönüşüme Kritik Başlıklar İki gün süren konferans, yalnızca üniversiteleri değil, eğitim politikalarını, gençlerin geleceğini ve ülkelerin rekabet gücünü de yakından ilgilendiren başlıkları gündeme taşıdı. Konferansta, Avrupa üniversitelerinin önümüzdeki yıllarda nasıl bir yol haritası izleyeceği, hangi alanlarda birlikte hareket edeceği ve değişen dünya koşullarına nasıl uyum sağlayacağı kapsamlı şekilde ele alındı. Eğitimden dijital dönüşüme kritik başlıkların tartışıldığı oturumların yapıldığı konferansta, eğitim programlarının geleceği, araştırma ve inovasyon alanında ortak projeler, üniversite-sanayi iş birlikleri ve gençlerin değişen beklentileri detaylı şekilde değerlendirildi. Üniversitelerin birbirleriyle, kamu kurumlarıyla ve özel sektörle nasıl daha güçlü iş birlikleri kurabileceği, dijitalleşmenin eğitim ve araştırma üzerindeki etkileriyle üniversitelerin bu sürece nasıl uyum sağlayacağı da öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. AB’nin Yükseköğretim Stratejisi Gündemde Konferansta ayrıca Avrupa Birliği’nin yükseköğretime yönelik yeni fon ve destek programları, toplumsal güven gibi konular kapsamlı biçimde ele alındı. Sürdürülebilirlik, iklim krizi ve toplumsal dönüşüm gibi küresel meselelerde üniversitelerin üstleneceği rol de konferansın önemli gündem maddeleri arasında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Lenzing Ölçülebilir İlerlemeyle Sürdürülebilir Dönüşümü Hızlandırıyor Haber

Lenzing Ölçülebilir İlerlemeyle Sürdürülebilir Dönüşümü Hızlandırıyor

Lenzing Grubu, “Lead Transformation – Generate Impact” (Dönüşüme Liderlik Et – Etki Yarat)” başlıklı 2025 Yıllık ve Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. Rapor Lenzing’in sektörde değişimi nasıl aktif olarak şekillendirdiğini ve ekonomik, ekolojik ve sosyal boyutlarda nasıl kalıcı bir etki yarattığını ortaya koyuyor. Lenzing, hedef odaklı premiumlaşma, mükemmeliyet, inovasyon ve sürdürülebilirlik yatırımlarıyla geleceğe tutarlı bir şekilde odaklanarak, sürdürülebilir, selüloz bazlı premium elyafların lider tedarikçisi konumunu güçlendiriyor. Entegre dijital rapora buradan ulaşabilirsiniz.. Lenzing Yönetim Kurulu CFO’su Mathias Breuer, CPO/CTO’su Christian Skilich ve COO’su Georg Kasperkovitz raporla ilgili şu açıklamada bulundu: “2025, zorlu bir yıl olmasına rağmen Lenzing Grubu olarak şirketimizin gücünü ve birlikteliğini gösterdik. “Dönüşüme Liderlik Et – Etki Yarat” prensibi doğrultusunda performansımızı iyileştirdik, konumumuzu netleştirdik ve Lenzing’i geleceğe uyumlu hale getirdik. Hedefimiz net: ekonomik başarıyı çevre ve topluma karşı sorumlulukla birlikte sağlamak.” Etki Yarat : Sürdürülebilirlik, İnovasyon ve Biyoekonomiyi İleri Taşımak Lenzing, 2025 yılında ticari performansının yanı sıra sürdürülebilirlik ve inovasyon alanlarında da önemli ilerlemeler kaydetti. Sürdürülebilir çözümlere güçlü bir şekilde odaklanan küresel bir şirket olarak Lenzing, başarısını pazarlar, müşteriler, insanlar ve dünya için olumlu etki yaratan somut sonuçlarla ölçüyor. Bu sonuçlar arasında yeni elyaf inovasyonları, sürdürülebilirlik derecelendirmeleri ve tekstil ile nonwoven değer zincirleri genelinde etkili iş birlikleri yer alıyor. Lenzing, 2025’te elyaf portföyünü genişletmeyi de sürdürdü. Geliştirilmiş LENZING™ Lyocell Fill elyaf portföyü, daha iyi ısı yalıtımı, optimize edilmiş nem yönetimi ve daha yüksek boyutsal stabilite sunuyor. Yeni nesil VEOCEL™ Lyocell elyaflar, temizlik bezlerinin temizleme verimliliğini artırırken, dezenfeksiyon gibi uygulamalar da dâhil olmak üzere fosil bazlı malzemelere sürdürülebilir bir alternatif sağlıyor. TENCEL™ Lyocell HV100 elyafları ile Lenzing, Variocut teknolojisi sayesinde denim kumaşlarda doğal ve mat dokular elde edilmesini mümkün kılıyor. Lenzing, Edgewell ile birlikte VEOCEL™ Lyocell elyaf içeren hijyen ürünlerini ilk kez Kuzey Amerika pazarına sundu. Bu uygulamalar, biyobazlı malzemelerin üstün performans sunabileceğini ve biyoekonominin gelişimine katkı sağlayabileceğini gösteriyor. Harici sürdürülebilirlik derecelendirmeleri, Lenzing’in sorumlu elyaf üretimindeki lider rolünü bir kez daha teyit etti. Üst üste beşinci kez aldığı EcoVadis Platin derecesi ile Lenzing, dünya genelinde değerlendirilen şirketler arasında ilk %1’lik dilimde yer alarak sektördeki liderliğine güçlü bir kanıt sundu. Lenzing ayrıca, sorumlu ormancılık ve şeffaf tedarik zincirleri için sektör referansı olan Canopy Hot Button Report’ta birinci sırayı elde etti. CDP’nin iklim, su ve ormanlar için verdiği “Triple A” derecesi ile Sustainalytics’in 2026 “Düşük Risk / ESG Lideri” değerlendirmesiyle birlikte bu başarılar, Lenzing’in sürdürülebilirliği ana iş modeline entegre etme ve çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarında şeffaf biçimde ilerleme konusundaki küresel ölçekteki referans konumunu pekiştirdi. Lenzing, iklim aksiyonu alanında da bilim temelli hedeflerini sürdürmeye ve yenilenebilir enerji yatırımlarına ağırlık vererek ilerleme kaydetmeye devam etti. . Bu adımlar arasında, küresel çapta yedi tesis için %100 şebeke bazlı yenilenebilir elektrik tedariki ile Lenzing sahasındaki fotovoltaik sistemin genişletilmesi yer alıyor. Teknolojik gelişmeler ve iş birliğine dayalı girişimler, dönüşüm sürecini daha da hızlandırdı. Lenzing, Adidas ve Niederrhein Uygulamalı Bilimler Üniversitesi ile birlikte yürütülen bir pilot ve inovasyon projesinde, geri dönüştürülmüş Lyocell elyaflar kullanılarak kapalı döngü bir sistemde bir kazak üretildiği bir geri dönüşüm süreci geliştirdi. AB tarafından finanse edilen CELLFIL projesi kapsamında Lenzing, sentetik elyaflara alternatif olarak Lyocell filamentlerin ölçeklendirilmesi üzerinde çalışıyor. VEOCEL™ Viscostar elyaflarının üretim kapasitesini artırmak için yapılan 15 milyon euroluk yatırım ile Lenzing, özellikle kadın hijyeni uygulamaları başta olmak üzere nonwoven sektöründeki konumunu daha da güçlendiriyor. Lenzing’in araştırma alanındaki çalışmaları da takdir ediliyor. Bu alanda özellikle kadınları teşvik eden girişimleriyle “Matilda Award” için ilk üçe kaldı ve şirket dışındaki genç araştırmacılara verilen Lenzing Young Scientist Award ile ödüllendirildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Apitera’ya Bir Ödül Daha! Haber

Apitera’ya Bir Ödül Daha!

Balparmak’ın iyi yaşam markası Apitera’nın yenilikçi ürünlerinden biri olan pastili, Marketing Türkiye ve YouGov işbirliği ile gerçekleştirilen “Yılın İnovatif Ürünleri” araştırmasında gıda takviyeleri kategorisinde “Yılın İnovatif Pastili” seçildi. Apitera’nın doğal bal, propolis ve turp içeren pastili, 12 ilde yürütülen araştırmada, geleneksel bir yöntemi modern yaşamın ihtiyaçlarına uygun, erişilebilir ve yenilikçi bir forma taşımasıyla öne çıktı. Pastil, Anadolu’da geleneksel olarak kullanılan turp ve bal karışımından ilham alınarak Balparmak Ar-Ge Merkezi’nde geliştirildi. Bu yıl 9’uncusu gerçekleştirilen araştırma kapsamında, 16 farklı kategoride 71 marka değerlendirildi. Gıda takviyeleri kategorisinde yılın en inovatif ürünleri arasında gösterilen, doğal bal, propolis ve turp içeriğiyle Apitera Pastil, tüketici beklentilerine uygun yenilikçi yapısıyla öne çıktı. Marka, geçtiğimiz yıl da Apitera Propolisli Yetişkin ve Çocuk Spreyleri ile sektörün önde gelen platformlarında kazandığı “Ürün İnovasyonu” birincilik ödülleriyle yenilikçi yaklaşımını ortaya koymuştu. Gelenekten ilham alan güçlü inovasyon Karakavak propolisinin kullanıldığı Apitera Pastil, geleneksel bir yöntemi modern tüketici beklentileriyle buluşturarak güçlü bir inovasyon örneği sundu. İçeriğinin yanı sıra tat dengesi ve tüketim kolaylığı gibi unsurlar da ürün geliştirme sürecinde belirleyici oldu. Böylece Apitera Propolis ve Turp İçeren Pastil, günlük yaşamın her anında pratik şekilde kullanılabilecek formuyla tüketici beğenisine sunuldu. Balparmak Ar-Ge ve Kalite Direktörü Dr. Emel Damarlı, “Geliştirdiğimiz her Apitera ürününde, doğadan gelen değeri bilimsel çalışmalarla desteklemeyi ve standardize etmeyi hedefliyoruz. Apitera Propolis ve Turp İçeren Pastil ile de geleneksel bir yöntemi arı ürünleri konusundaki uzmanlığımız ve bilimsel yaklaşımımızla yeniden yorumladık, böylece geliştirdiğimiz ürünü modern çağın beklentilerine uygun bir forma taşıdık. Aldığımız bu ödül, tüketicilerin ihtiyaçlarını doğru okuyarak geliştirdiğimiz inovasyon anlayışımızın güçlü bir örneğidir” dedi. Tüketici içgörüsüyle şekillenen ürün yaklaşımı Ürün, piyasaya sunulmasının ardından kısa sürede tüketiciden olumlu geri dönüş aldı ve Apitera markasının büyüme yolculuğunda önemli bir rol üstlendi. Tüketici içgörüsünü merkeze alan yaklaşım, ürünün başarısında belirleyici oldu. Balparmak Pazarlama Direktörü Ilgın Övül Yağız, “Tüketicilerin, doğal ve etkili içeriklere yönelirken aynı zamanda pratik ve keyifli bir kullanım deneyimi aradığını görüyoruz. ‘Etkili ama lezzet bakımından tüketimi zor’ algısını kıran bu yaklaşımın ödülle taçlanması bizim için çok değerli. Bu başarıyı tüketici içgörüsünü merkeze alan yaklaşımımızın bir sonucu olarak değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı. Apitera markası, Balparmak Ar-Ge Merkezi’nde yürütülen çalışmalarla geliştirilen arı ürünleri temelli yenilikçi takviye edici gıda çözümleri sunmaya devam ediyor. Propolis başta olmak üzere arı ürünleriyle zenginleştirilen ürün ailesi, farklı kullanım formlarıyla iyi yaşam alanındaki inovasyon odağını yansıtıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Almanya Büyükelçiliği’nin Elçisi Bredohl’dan Türkiye Değerlendirmesi Haber

Almanya Büyükelçiliği’nin Elçisi Bredohl’dan Türkiye Değerlendirmesi

Yaklaşık yedi ay önce Türkiye’ye gelen Bredohl, daha önce Kolombiya, Polonya, Brüksel ve Hong Kong’da görev yaptığını belirterek, farklı coğrafyalarda edindiği deneyimlerin uluslararası iş birliklerine bakışını şekillendirdiğini ifade etti. Özellikle Hong Kong’daki dinamik yapı ve Asya ile Avrupa arasındaki güçlü ticari ilişkilerin, küresel iş birliklerinin önemini gösterdiğini vurguladı. Ankara’ya geliş sürecine de değinen Bredohl, şehrin sıcak ama misafirperver yapısından etkilendiğini, Türkiye’nin kültürel çeşitliliğinin ise dikkat çekici olduğunu dile getirdi. İki ülke arasındaki kültürel bağların özellikle sanat ve günlük yaşamda kendini gösterdiğini belirten Bredohl, bu etkileşimi “pozitif ve ilgi çekici” olarak tanımladı. Türkiye’de en çok dikkatini çeken unsurun gündelik hayattaki kültürel etkileşimler olduğunu ifade eden Bredohl, farklı geçmişlere sahip bireylerin birbirlerinin kültürlerine aşina olmasının kendisini şaşırttığını söyledi. Türkiye’nin farklı şehirlerini keşfetmeye devam ettiğini belirten Bredohl, ülkenin sunduğu çeşitliliğin “büyüleyici” olduğunu vurguladı. İki ülke ilişkilerine de değinen Bredohl, ekonomik iş birliklerinin yanı sıra eğitim, araştırma ve bilimsel çalışmaların önemine dikkat çekerek, özellikle genç yaşta kazanılan uluslararası deneyimlerin belirleyici olduğunu ifade etti. Genç kuşakların sınırları aşan ortak bir kültürel dil geliştirdiğini belirten Bredohl, bu durumun uzun vadede ilişkileri olumlu yönde etkileyeceğini söyledi. Önümüzdeki dönemde Türkiye–Almanya ilişkilerinde önemli uluslararası etkinliklerin etkili olacağını dile getiren Bredohl, iki ülkenin benzer büyüklük ve coğrafi konumlarının ortak sorumluluklar doğurduğunu ifade etti. Farklılıklara rağmen benzerliklerin daha baskın olduğuna dikkat çeken Bredohl, stereotiplere takılmadan ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’de en çok misafirperverlikten etkilendiğini söyleyen Bredohl, görev süresi boyunca hem Türkiye’yi hem de çevre coğrafyayı daha yakından tanımayı hedeflediğini belirtti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kundura DocLab 2026 İçin Açık Çağrı Başladı Haber

Kundura DocLab 2026 İçin Açık Çağrı Başladı

Farklı metodolojilerin ve perspektiflerin iç içe geçtiği yaratıcı bir düşünce alanı olarak tasarlanan Kundura DocLab, kurmaca dışı hikâye anlatımını yeniden ele alan, belgesel sanatının sınırlarını sorgulamaya açan uluslararası bir program olarak üçüncü edisyonuna hazırlanıyor. Sinema ve tiyatronun araştırma pratiklerini ortak bir zeminde buluşturan DocLab, anlatının üretim süreçlerini disiplinlerarası bir yaklaşımla yeniden düşünmeye davet ediyor. İlk kez Mayıs 2023’te hayata geçirilen program, her yıl farklı eğitmen ve katılımcı yapısıyla yeniden kurgulanarak, farklı coğrafyalardan gelen yaratıcı zihinler arasında güçlü bir karşılaşma alanı yaratmayı sürdürüyor. Bu karşılaşmalar, yalnızca proje geliştirme süreçlerine değil, aynı zamanda sanatçıların yöntemlerini, bakış açılarını ve üretim pratiklerini derinleştiren kolektif bir düşünme biçimine alan açıyor. Kundura DocLab, belgesel yaratıcılarının eşit bir zeminde buluşarak ortak üretim süreçlerini paylaşabilecekleri bir ekosistem sunuyor. Program, katılımcıların kendi yaratıcı kaynaklarını keşfetmelerini teşvik ederken; dramaturjik bir akış içinde kurgulanmış, estetik araştırmaya yönlendiren sorular aracılığıyla kurgudışı anlatının özünü yeniden tartışmaya açıyor. Bu yönüyle DocLab, yalnızca bir geliştirme programı değil; anlatının bugünü ve geleceği üzerine düşünen dinamik bir araştırma alanı olarak konumlanıyor. Başvurular 20 Nisan’a kadar devam ediyor Kundura DocLab 2026 için başvurular 20 Nisan 2026 tarihine kadar kabul ediliyor. Seçilen projeler 4 Mayıs’ta açıklanacak; katılımcıların programa dahil olabilmesi için 11 Mayıs’ta gerçekleştirilecek çevrimiçi ön hazırlık buluşmasına katılım zorunlu olacak. Programın konaklamalı geliştirme süreci ise 8–12 Haziran 2026 tarihleri arasında Beykoz Kundura’da gerçekleşecek. Disiplinlerarası araştırma ve ortak üretim odağı Programa kabul edilen katılımcılar, beş gün boyunca Beykoz Kundura’da konaklayarak belgesel sinema ve belgesel tiyatro arasında kurulan yaratıcı alanda ortak araştırmalar yürütecek. Program, katılımcıların kendi pratiklerine yenilikçi ve disiplinlerarası yaklaşımlar geliştirmelerini desteklerken, üretim süreçlerinde karşılaşılan yaratıcı dirençleri dönüştürmeyi ve anlatının farklı katmanlarını görünür kılmayı hedefliyor. Kimler başvurabilir? Kundura DocLab; araştırma odaklı çalışan, metodolojilerini geliştirmeyi hedefleyen 30 yaş ve üzeri film ve tiyatro yönetmenlerine açık bir programdır. Başvuru koşulları kapsamında: Sinema alanında başvuran yönetmenlerin uluslararası bir festivalde gösterilmiş en az 1 uzun ya da 2 orta metraj belgesel filme sahip olması,Tiyatro alanında başvuran yönetmenlerin ulusal ve/veya uluslararası festivallerde sergilenmiş en az 1 özgün oyun ya da projeye imza atmış olması bekleniyor. Programın tamamı İngilizce yürütüleceği için katılımcıların ileri seviyede İngilizce bilgisine sahip olmaları gerekiyor. Uluslararası bir düşünme ve üretim ağı Geniş bir coğrafyadan başvurulara açık olan Kundura DocLab, her edisyonuyla büyüyen uluslararası ağıyla belgesel sanatının dönüşen doğasına eşlik ederken; disiplinlerarası düşünme ve birlikte üretim pratiklerini sürdürülebilir bir zemine taşımayı amaçlıyor. 20 Nisan tarihine kadar devam eden Kundura DocLab açık çağrı başvurularının detayları için https://beykozkundura.com/kunduralab/doclab/ adresini ziyaret edebilirsiniz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Nükleer Teknolojiler Geliştirme Hamlesinde Kritik Eşik Haber

Türkiye’nin Nükleer Teknolojiler Geliştirme Hamlesinde Kritik Eşik

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 2025 yılı eylül ayında başlatılan ve Türkiye’nin nükleer teknolojilerde önemli bir üs olarak konumlanmasını hedefleyen “Yerli Nükleer Reaktör Geliştirilmesi Projesi” çağrısına yanıt, IC Holding grup şirketlerinden IC Nükleer ve Endüstri’den (ICN) geldi. IC Holding, Türkiye’nin ilk nükleer güç santrali Akkuyu NGS başta olmak üzere enerji güvenliği, karbon nötr hedefi ve teknolojik bağımsızlık vizyonu doğrultusunda nükleer faaliyetlerini ICN çatısı altında topladığını duyurmasının ardından “Yerli Nükleer Reaktör Geliştirilmesi Projesi” için İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ile iş birliği anlaşması imzaladı. Ülkemizde ilk, dünyada ise aynı anda dört reaktörün birden inşa edildiği ilk nükleer santral olan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin ana yüklenicisi olmayı sürdüren IC Grubu, bu alandaki mühendislik ve uygulama deneyimini bir üst seviyeye taşıyarak İTÜ’de yerli nükleer reaktör üretimi (SMR) için kurulacak teknoparkın ilk özel sektör destekçisi oldu. İş birliği, İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal ve IC Holding CEO’su Can Çaka tarafından imzalanan anlaşmayla resmiyet kazandı. Türkiye’nin nükleer enerji vizyonu doğrultusunda atılan bu adım, yalnızca bir enerji yatırımı olarak değil; aynı zamanda bilim, teknoloji ve sanayide bağımsızlığı güçlendirecek stratejik bir dönüşümün parçası olarak değerlendiriliyor. ICN’nin İTÜ ile kurduğu iş birliği ile şekillenen bu yeni dönem, Türkiye’nin nükleer teknolojilerde küresel ölçekte söz sahibi olma hedefini somutlaştırırken, ülkemizin nükleer teknolojilerde yalnızca uygulayıcı değil, tasarlayan, geliştiren ve üreten bir ülke olma hedefinde de kritik bir eşik olacak. Can Çaka: “Anahtar teslim nükleer oyuncu olmayı hedefliyoruz” Türkiye’nin nükleer çağında oyun kurucu bir rol üstlenmeyi hedeflediklerini aktaran IC Holding CEO’su Can Çaka, şirketin nükleer alandaki vizyonunu şu sözlerle ortaya koydu: “Dünya enerji ve teknoloji alanında yeni bir kırılma noktasından geçiyor. Nükleer teknoloji, bu dönüşümün en kritik bileşenlerinden biri haline geliyor. Biz IC Holding olarak bu dönüşümün sadece bir parçası olmayı değil, yön veren oyuncularından biri olmayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda yalnızca teknolojiyi kullanan değil, aynı zamanda onu geliştiren ve üreten bir pozisyona geçiyoruz. Nükleer endüstrinin güçlü ve kalıcı bir parçası olmayı; kendi ülkemizde özellikle odaklanacağımız 4. nesil hızlı reaktörlerin imalatını yapmayı ve bu kabiliyeti zaman içinde küresel ölçekte de hayata geçirmeyi amaçlıyoruz. Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde edindiğimiz EPC deneyimiyle bu alanda önemli bir yetkinlik kazandık. Bugün geldiğimiz noktada ise hedefimiz bunun ötesine geçmek. Artık yalnızca projelerin yüklenicisi değil; tasarımından mühendisliğine, üretiminden uygulamasına kadar tüm süreci yöneten, anahtar teslim nükleer projeler geliştirebilen entegre bir yapı kuruyoruz. İTÜ ile başlattığımız iş birliği, bu vizyonun en somut adımlarından biri. Akademi ile sanayiyi bir araya getirerek Türkiye’de gerçek anlamda bir nükleer teknoloji ekosistemi oluşturuyoruz. Amacımız yalnızca projeler geliştirmek değil; Türkiye’yi nükleer teknolojilerde üretici, ihracatçı ve küresel ölçekte referans bir ülke konumuna taşımak.” İTÜ’de nükleer teknopark: Çok paydaşlı bir ekosistem kuruluyor Nükleer enerji teknolojileri, küçük modüler reaktörler (SMR) ve ilgili mühendislik çözümleri geliştirmek amacıyla hayata geçirilen İTÜ nükleer teknopark, Türkiye’nin bu alandaki ilk yapılanması olacak. İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal ise konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede şunları kaydetti: “Küresel ölçekte iklim değişikliği, yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve yapay zeka ekseninde şekillenen dönüşümle birlikte jeopolitik ve jeoekonomik dengeler yeniden tanımlanıyor. Bu çok katmanlı yapı içinde; enerji güvenliği, ülkelerin sürdürülebilir kalkınması açısından stratejik bir zorunluluk haline gelirken; enerji üretiminden dağıtımına kadar tüm sürecin bütüncül bir yaklaşımla ele alınmasını gerektiriyor. Nükleer teknolojilerde söz sahibi olmak, enerji üretmekten öte; geleceği tasarlama sorumluluğuna ve iradesine sahip olmaktır. Bu çerçevede meseleye, enerjiye erişimin ötesinde; bu teknolojileri geliştirme, tasarlama ve yön verebilme kapasitesini inşa etme perspektifiyle yaklaşıyoruz. Küçük modüler reaktörler (SMR) ise küresel ölçekte yeni nesil enerji sistemlerinin merkezinde yer alırken, bu alanda geliştirilen bilgi ve teknoloji kapasitesi ülkelerin rekabet gücünü doğrudan belirleyen unsurlar arasında bulunuyor. Bu nedenle, İTÜ olarak konuyu, 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi’nde yer alan “Yerli Modüler Nükleer Reaktör Geliştirme” hedefiyle doğrudan örtüşen bir çerçevede ele alıyoruz. Nükleer bilimi, teknolojisi ve mühendisliği konusunda en fazla ihtiyaç ise insan kaynağı odaklı. İTÜ olarak bu kapsamda lisans, yüksek lisans ve doktora olmak üzere her düzeyde katkı sağlamaya devam edeceğiz.” Prof. Dr. Hasan Mandal, şöyle devam etti: “Türkiye’nin enerji alanında ilklerine ve enlerine imza atan bir üniversite olarak, nükleer teknolojilerdeki akademik birikimimizi ileri araştırma ve teknoloji geliştirme süreçleriyle bütünleştiriyoruz. Türkiye’nin ilk araştırma reaktörü olan İTÜ TRIGA MARK II Eğitim ve Araştırma Reaktörü’ne ev sahipliği yapıyor. Ülkemizin ilk Enerji Enstitüsü’nü kurmuş bir kurum olarak bu alandaki kurumsal sürekliliğimizi güçlendirirken aynı zamanda nükleer teknolojilerde akademik liderliği üstlenmenin sorumluluğunu taşıyoruz. Bu süreçte IC Nükleer ve Endüstri ile başlattığımız iş birliği, akademi ve sanayinin birlikte etkiyi büyüten ve süreci hızlandıran bir çarpan etkisi olmasının yanı sıra, ülkemizin nükleer teknolojilerde üretme kapasitesini güçlendiren stratejik bir adım niteliğinde. Bu iş birliğini iki kurum arasında sadece kurulan bir yapı olarak görmekle kalmayıp farklı üniversitelerin, araştırma merkezlerinin ve sanayi paydaşlarının dahil olduğu çok paydaşlı bir ekosistemin parçası olarak ele alıyoruz. Nükleer teknolojilerde geçmişten gelen birikimimiz ile süreci reaktif bir yaklaşımın ötesinde proaktif bir anlayışla ele alıyor; akademik birikimimizden ve tabandan gelen gelişim (bottom-up) ile beslenen organik bir yapı kuruyoruz. Enerji Enstitümüz bünyesinde yürüttüğümüz çalışmalarla nükleer teknolojileri üniversitemizin öncelikli araştırma alanları arasında konumlandırırken, Türkiye’nin ilk Nükleer Teknoloji Geliştirme Parkı ile akademi ve sanayinin eş zamanlı üretim yaptığı, araştırmadan tasarıma, mühendislikten üretime uzanan bütüncül bir yapıyı hayata geçiriyoruz. Bu yapıyı, bilginin doğrudan uygulamaya dönüştüğü ve disiplinler arası etkileşimin süreklilik kazandığı bir ekosistem olarak kurguluyoruz. “Gençlerimizin nükleer alanına yönelik artan ilgisi ve motivasyonu, oluşturduğumuz ekosistemin sürdürülebilirliği ve derinleşmesi açısından önemli bir potansiyel sunuyor.” “Birlikte Öğrenme Laboratuvarlarımız ile farklı disiplinlerden araştırmacılar ve öğrencileri ortak problem alanları etrafında bir araya getiriyor; birlikte öğrenme, birlikte geliştirme ve birlikte başarma yaklaşımını somut çıktılarla güçlendiriyoruz. Gençlerimizin nükleer alanına yönelik artan ilgisi ve motivasyonu, oluşturduğumuz ekosistemin sürdürülebilirliği açısından önemli bir potansiyel sunuyor. Mükemmeliyet merkezimiz, lisansüstü programlarımız ve Türkiye’de ilk kez açılan “Nükleer Mühendislik” Yenilikçi Yandal Programımız ile bu alanda nitelikli insan kaynağını sistematik bir şekilde yetiştiriyor; araştırma kapasitemizi insan kaynağı gelişimiyle eş zamanlı olarak ileri taşıyoruz. Nükleer teknolojilerde söz sahibi olmak, enerji üretmekten öte; geleceği tasarlama sorumluluğuna ve iradesine sahip olmaktır. İTÜ olarak bu anlayışla hareket ediyor; akademi ve sanayinin birlikte ürettiği bu ekosistemi kalıcı ve sürdürülebilir bir yapıya dönüştürerek ülkemizin küresel ölçekte rekabet gücüne katkı sağlamak adına çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” ICN’nin İTÜ ile başlattığı bu iş birliği, yalnızca iki kurum arasında kurulan bir ortaklık değil; farklı akademik kurumların da dahil olduğu geniş bir bilgi ve araştırma ağına dayanıyor. Başta Hacettepe Üniversitesi olmak üzere nükleer alanda çalışan farklı üniversitelerden akademisyenlerin de dahil olacağı bu yapı, disiplinler arası bir yaklaşımla ilerleyecek. Proje kapsamında insan kaynağı geliştirme hedefi doğrultusunda her yıl en az 10 öğrenciye araştırma bursu verilmesi planlanırken, çalışmanın yaklaşık 4 ila 8 yıl arasında bir sürede olgunlaşması öngörülüyor. Kurulacak nükleer teknopark ile yerli reaktör tasarımından mühendislik geliştirme süreçlerine, insan kaynağı yetiştirilmesinden nükleer sınıf üretim altyapısının oluşturulmasına kadar geniş bir ekosistem inşa edilmesi hedefleniyor. Akademi ile özel sektörü aynı çatı altında buluşturan bu yapı, Türkiye’nin nükleer teknolojilerde kalıcı bir bilgi birikimi ve üretim kapasitesi geliştirmesinin de temelini oluşturacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Medya ve İletişim Sektöründe Yapay Zekâ Raporu Açıklandı Haber

Medya ve İletişim Sektöründe Yapay Zekâ Raporu Açıklandı

İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve İstanbul Ticaret Üniversitesi iş birliğiyle hazırlanan “Medya ve İletişim Sektöründe Yapay Zekâ: Fırsatlar ve Tehditler Ekseninde Bir Alan Araştırması” başlıklı raporun lansmanı gerçekleştirildi. Ahî Çelebi Kampüsü Eminönü Konferans Salonu’nda düzenlenen lansmana İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Münir Üstün, İTO Bilgi, İletişim ve Medya Meslek Komitesi Başkanı Emel Rima Erdemir Gürgen, İstanbul Ticaret Üniversitesi Genel Sekreteri Erdal Cesar, üniversite akademisyenleri ve İTO meslek komitesi üyeleri katıldı. Sektörde yapay zekâ kullanımının mevcut durumunu, fırsatlarını ve risklerini çok boyutlu olarak ortaya koyan rapor, medya ve iletişim alanında yaşanan dönüşümün kapsamını verilerle analiz ederek, geleceğe yönelik önemli projeksiyonlar da sundu. “YAPAY ZEKÂ MEDYA EKOSİSTEMİNİ KÖKLÜ ŞEKİLDE DÖNÜŞTÜRÜYOR” İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Münir Üstün, açılış konuşmasında yapay zekânın medya ve iletişim sektöründe içerik üretiminden dağıtıma, reklamcılıktan veri analizine kadar tüm süreçleri doğrudan etkileyen bir unsur haline geldiğini vurguladı. Üstün, hazırlanan araştırmanın sektörde önemli bir boşluğu doldurduğunu belirterek, elde edilen bulguların sektör profesyonelleri ve karar vericiler için yol gösterici nitelik taşıdığını ifade etti. “SEKTÖRDE ETİK VE YETKİNLİK DÖNÜŞÜMÜ ŞART” İTO Bilgi, İletişim ve Medya Meslek Komite Başkanı Emel Rima Erdemir Gürgen ise konuşmasında araştırmanın sektör temsilcilerinin katkılarıyla hayata geçirildiğini belirtti. Yapay zekânın medya sektöründe hızla yaygınlaştığını ifade eden Gürgen, özellikle etik değerlerin korunmasının kritik önem taşıdığına dikkat çekti. Araştırma bulgularına göre sektör çalışanlarının büyük çoğunluğunun yapay zekâ araçlarını aktif olarak kullandığını belirten Gürgen, bu dönüşüm sürecinde çalışanların kendilerini geliştirmesi ve yeni beceriler kazanmasının kaçınılmaz olduğunu vurguladı. RAPOR AKADEMİK KADRO TARAFINDAN HAZIRLANDI Araştırma, İstanbul Ticaret Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi’nin koordinasyonuyla İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rıdvan Şentürk, Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Gözde Sunal, Öğretim Üyesi Doç. Dr. Dilge Kodak ve Öğretim Görevlisi Alp Eren Erbay tarafından hazırlandı. Yapay zekânın medya ve iletişim sektöründeki etkilerini bilimsel yöntemlerle ele alan rapor, sektörel dönüşümü veri temelli analizlerle ortaya koymaktadır. KARMA YÖNTEMLE KAPSAMLI ANALİZ Raporun sunumunu gerçekleştiren Doç. Dr. Dilge Kodak, araştırmanın karma yöntem yaklaşımıyla hazırlandığını belirtti. Nicel aşamada 163 sektör çalışanı ile gerçekleştirilen anket çalışmasıyla sektörün genel görünümü ortaya konulurken, nitel aşamada yönetici düzeyindeki 23 profesyonelle yapılan derinlemesine görüşmelerle yapay zekânın iş süreçlerine etkisi analiz edildi. Bu yöntem sayesinde hem operasyonel düzeydeki kullanım pratikleri hem de stratejik bakış açıları birlikte değerlendirildi. YAPAY ZEKÂ EN ÇOK İÇERİK ÜRETİMİNDE KULLANILIYOR Araştırma bulgularına göre medya ve iletişim sektöründe yapay zekâ en yoğun olarak içerik üretimi, veri analizi, raporlama ve sosyal medya yönetimi alanlarında kullanılıyor. Katılımcıların büyük bir bölümü yapay zekâ araçlarını aktif şekilde kullandıklarını ifade ederken, yapay zekânın günlük iş akışlarının ayrılmaz bir parçası haline geldiği görülüyor. Bununla birlikte kurumların önemli bir kısmının yapay zekâ yatırımlarını henüz net bir stratejiye oturtamadığı dikkat çekiyor. VERİMLİLİK ARTIYOR, BELİRSİZLİK DE DERİNLEŞİYOR Rapor, yapay zekânın sağladığı en önemli avantajların başında verimlilik artışı, hız ve maliyet avantajı geldiğini ortaya koyuyor. Ancak aynı zamanda iş gücü yapısında dönüşüm, bilgi güvenliği riskleri, etik ihlaller ve kontrol kaybı gibi önemli tehditler de öne çıkıyor. Katılımcıların önemli bir bölümü, yapay zekânın üretim süreçlerinde insan etkisini azaltabileceğine ve iş gücü yapısında belirsizlik yaratabileceğine dikkat çekiyor. YENİ MESLEKLER VE HİBRİT YETKİNLİKLER ÖNE ÇIKIYOR Araştırma, yapay zekâ ile birlikte sektörde yeni mesleklerin ve hibrit yetkinliklerin ortaya çıktığını gösteriyor. Mevcut mesleklerin dönüşüme uğradığı bu süreçte, çalışanların teknik becerilerini geliştirmesi, veri okuryazarlığı kazanması ve yapay zekâ araçlarını etkin kullanabilmesi büyük önem taşıyor. Özellikle “prompt” yazma becerisi ve yapay zekâ ile üretim süreçlerini yönetebilme yetkinliği, geleceğin kritik becerileri arasında yer alıyor. MEDYA SEKTÖRÜNDE DÖNÜŞÜM KAÇINILMAZ Rapor, yapay zekânın medya ve iletişim sektöründe yalnızca teknolojik bir yenilik değil, aynı zamanda iş yapış biçimlerini, üretim süreçlerini ve mesleki rolleri yeniden tanımlayan bir dönüşüm aracı olduğunu ortaya koyuyor. Bu dönüşüm sürecinde kurumsal stratejilerin geliştirilmesi, insan kaynağına yatırım yapılması ve etik temelli bir yaklaşım benimsenmesi gerektiği ifade ediliyor. Araştırma sonuçları, yapay zekânın doğru yönetildiğinde sektör için güçlü bir fırsat alanı oluşturabileceğini, ancak bu sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için eğitim, strateji ve etik ilkelerin birlikte ele alınmasının zorunlu olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmanın ortaya koyduğu bazı veriler ise şöyle; Medya ve İletişim sektöründe adaptasyon hızı ve AI araçları kullanım hızı çok yüksek: Sektör çalışanlarının %85,2'si ChatGPT, %53,5'i Gemini gibi araçları aktif olarak kullanıyor. Kullanım alanı olarak %69,9 ile "içerik oluşturma" ilk sırada yer alıyor. İyimser Beklentimiz Daha Yüksek: Katılımcıların %62'si, yapay zekânın önümüzdeki 5 yıl içinde sektörü olumlu yönde etkileyeceğini öngörüyor. Yetenek Dönüşümü Zorunlu: Çalışanların %58,3'ü, bu yeni dönemde ayakta kalabilmek için "yeni beceriler kazanmak zorunda olduğunu" açıkça ifade ediyor. Kritik Riskler ve Engeller Mevcut: Verimlilik artışı bir fırsat olarak görülse de, katılımcıların %62'si üretkenliğin mekanikleşmesinden endişe ediyor. Ayrıca, yatırımların önündeki en büyük engel olarak %51,9 ile "kurumsal önceliklerin farklılığı" ve bütçe kısıtları öne çıkıyor. YAPAY ZEKAYA YATIRIM YAPMA PLANI YÜZDE 42,9 Araştırmada katılımcıların önümüzdeki 12 ay içerisinde yapay zekâ teknolojilerine yatırım yapma niyetlerine ilişkin dağılım incelendiğinde, sektörde belirgin bir ilgi olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların %42,9’u yapay zekâya yatırım yapmayı planladığını belirtirken %40,5’i bu konuda henüz net bir karar vermemiştir. Yatırım yapmayı düşünmediğini ifade edenlerin oranı ise %16,6’dır. Bu bulgular, sektörde yapay zekâ yatırımlarına yönelik motivasyonun genel olarak pozitif olduğunu ancak kararsızlık oranının da yüksek olduğunu göstermektedir. Kararsızlık oranı, kurumların stratejik planlama süreçlerinde yapay zekâ yatırımlarını henüz tam olarak konumlandıramadığına işaret etmekte EN YÜKSEK RİSK ÜRETKENLİĞİN AZALMASI Katılımcıların yapay zekâ teknolojilerine ilişkin risk algıları, sektördeki dönüşümün yalnızca teknik değil aynı zamanda etik ve üretici boyutlarda da güçlü tartışmalara yol açtığını göstermektedir. En yüksek orana sahip risk, üretkenliğin azalmasıdır (%62). Bu bulgu, medya ve iletişim sektöründe insan üretkenliğinin hâlen temel bir değer olarak görüldüğünü ve yapay zekânın üretken süreçleri mekanikleştirme potansiyeline yönelik bir endişe bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bunu sırasıyla bilgi güvenliği riskleri (%51,5) ve insan etkisinin süreçten dışlanması (%37,4) takip etmektedir. Bu iki bulgu, yapay zekâ kullanımının veri mahremiyeti, içerik güvenilirliği ve insan-makina iş bölümünün geleceğine ilişkin soru işaretlerini öne çıkardığını göstermektedir. Telif problemleri (%36,8) ve yanlı/ön yargılı algoritmalar (%30,7) da algılanan önemli riskler arasındadır. Bu riskler, yapay zekâ tabanlı üretimlerin hukukî, etik ve toplumsal etkilerinin hâlen yeterince regüle edilmediğine ilişkin genel bir sektör farkındalığını yansıtmaktadır. İş kaybı (%27) ise daha düşük bir orana sahip olmakla birlikte teknoloji kaynaklı dönüşümün iş gücü üzerindeki baskısına ilişkin somut bir kaygı alanı oluşturmaktadır. Katılımcıların yalnızca %1,8’i herhangi bir risk görmediğini belirtmiştir FIRSATLAR VE RİSKLER Fırsat algıları değerlendirildiğinde sektörde yapay zekânın potansiyeline ilişkin güçlü bir iyimserlik olduğu görülmektedir. Katılımcılar yapay zekânın sunduğu en önemli fırsatları verimlilik artışı (%54,6) ve maliyet düşüşü (%51,5) olarak tanımlamaktadır. Bu iki bulgu, sektördeki kurumsal karar vericilerin yapay zekâyı özellikle operasyonel optimizasyon ve üretim maliyetlerini azaltma kapasitesi üzerinden değerlendirdiğini göstermektedir. Bunu üretken süreçleri destekleme (%46), hedef kitleye hızlı erişim (%33,7) ve veri odaklı karar alma imkânı (%33,1) gibi avantajlar takip etmektedir. Bu fırsatlar, yapay zekânın yalnızca maliyet-etkin değil aynı zamanda içerik stratejisi, planlama ve performans ölçümleme gibi alanlarda da stratejik değer ürettiğini ortaya koymaktadır. Katılımcıların %31,9’u yeni iş modelleri oluşturma potansiyelini bir fırsat olarak görmektedir. Herhangi bir fırsat görmediğini belirtenlerin oranı ise yalnızca %1,8’dir. Genel çerçevede bu bulgular, yapay zekânın sektörde hem güçlü fırsatlar hem de dikkat edilmesi gereken kritik riskler sunduğunu göstermektedir. Üretkenliğin azalmasına ve bilgi güvenliği sorunlarına yönelik endişeler, teknolojinin etik ve hukukî boyutlarının stratejik düzeyde ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Buna karşılık verimlilik artışı ve maliyet avantajı gibi fırsatlar, yapay zekâyı sektör için vazgeçilmez bir dönüşüm aracı hâline getirmektedir. Sonuç olarak sektörün yapay zekâ uygulamalarında dengeli, sürdürülebilir ve etik çerçevelerle desteklenmiş bir entegrasyon stratejisine ihtiyaç duyduğu ortaya çıkmaktadır. HUKUKİ VE ETİK ÇERÇEVELER BELİRLENMELİ Araştırma kapsamında medya ve iletişim sektörünün üst düzey yöneticileriyle gerçekleştirilen derinlemesine görüşmeler, yapay zekânın sektördeki konumuna dair çarpıcı bir tabloyu ortaya koydu. Katılımcılar, bu teknolojiyi geçici bir popülerlikten ziyade, sektörü kökten değiştirecek uzun vadeli bir yapısal dönüşüm unsuru olarak tanımlıyor. Sektör liderlerinin üzerinde birleştiği en kritik nokta, yapay zekânın teknik bir imkân olmanın ötesinde artık bir yönetişim meselesi haline gelmiş olmasıdır. Mevcut düzenlemelerin yetersizliği ve beraberinde getirdiği belirsizlik, sektördeki risk algısını körükleyen temel bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda, yapay zekâ kullanımının acilen net hukuki ve etik çerçevelerle sınırlandırılması gerektiğine dair güçlü bir ortak farkındalık gözlemlenmektedir. MEDYA VE İLETİŞİM EKOSİSTEMİN KAPSAYAN ARAŞTIRMA Araştırma sonuçları, medya ve iletişim sektörünün geniş ve çok katmanlı yapısını net biçimde ortaya koydu. Katılımcıların %28,8’ini film, reklam ve dizi üretimini kapsayan yapım sektörü temsil ederken, reklam sektörü %26,4, televizyon sektörü ise %20,9’luk oranla araştırmada öne çıkan alanlar arasında yer aldı. Dijitalleşmenin etkisiyle büyüyen yeni nesil alanlar da güçlü şekilde temsil edildi. Dijital medya platformları %14,7, post prodüksiyon %14,1 ve dijital pazarlama %11’lik oranlarla dikkat çekerken; dijital medya planlama ve medya satın alma %9,2, yapay zekâ teknolojileri ise %8,6 ile araştırmanın dönüşüm odaklı boyutunu güçlendirdi. Geleneksel medya tarafında ise gazete ve dergi %6,1, radyo %2,5 ve kitap yayıncılığı %0,6 oranında yer aldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sabancı Vakfı ve Sabancı Üniversitesi’nden Veri Temelli Eşitlik Buluşması Haber

Sabancı Vakfı ve Sabancı Üniversitesi’nden Veri Temelli Eşitlik Buluşması

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında veri temelli çalışma önemine odaklanan buluşmada, mevcut durum analizleri, çözüm önerileri ve geleceğe yönelik iş birliği alanları ele alındı. Eşitlik Politikalarında Veri Temelli Yaklaşımlar Öne Çıkıyor Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Mükemmeliyet Merkezi (SU Gender) ve Sabancı Vakfı tarafından, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında sürdürülebilir ve etki odaklı bir diyalog zemini oluşturmak amacıyla düzenlenen etkinlik, “Bakım Odaklı Gelecek” temasıyla gerçekleştirildi. Akademi ve sivil toplumu bir araya getiren buluşmada, toplumsal cinsiyet eşitliği için verinin önemi, sorunları daha iyi anlamak ve kalıcı çözümler üretmek için veri odaklı yaklaşımların şart olduğu vurgulandı. “Sistematik dönüşüm veri temelli ve etki odaklı yaklaşımlarla mümkün” Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, “Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda hepimizin bildiği ‘Bir kadın güçlenirse toplum güçlenir’ ve ‘Eşitlik bir insan hakları meselesidir’ gibi temel gerçekler var. Bunları biliyor, takip ediyoruz. Gelişme var ama yeterli değil. Veriler bize ne söylüyor? Kadınların iş gücüne katılımı hala istediğimiz yerlerde değil, sınırlı. Fırsatlara erişimde ciddi eşitsizlikler var. Bu nedenle alanda gerçek bir ilerleme için sistematik bir dönüşüme ihtiyacımız var. Ve bu dönüşüm ancak veri temelli ve etki odaklı yaklaşımlarla mümkün” dedi. “Filantropi yalnızca kaynak sağlayan bir yapı değil; farklı aktörleri bir araya getirerek değer üretiyor” Güler Sabancı, Sabancı Vakfı’nın 50 yılı geride bırakırken yeni bir yol haritası belirlediğini ifade ederek şunları söyledi: “Yeni döneme bakarken kendimize şu soruyu sorduk: ‘Daha etkili, daha sonuç odaklı ve kalıcı çözümler nasıl üretebiliriz?’ Bu sorunun cevabını ortak bir akılla tespit ettik. Bu yeni dönemde, veriye dayalı, bilimsel, etki odaklı ve en önemlisi iş birliğine dayalı bir yaklaşımı merkeze aldık. Bir boyut daha var ki, onu da özellikle vurgulamak isterim: Filantropinin dönüşümü. Artık mesele sadece destek vermek ya da kapasite geliştirmek değil; yaratılan etkinin en doğru şekilde yönlendirilmesi. Filantropi dünyasının önündeki bu yeni aşama da bizi yine aynı noktaya getiriyor; veriye dayalı, bilimsel ve etki odaklı bir yaklaşım. En önemlisi de akademi ile sivil toplumun birlikte çalıştığı, birlikte ürettiği güçlü iş birlikleri. Çünkü filantropi yalnızca kaynak sağlayan bir yapı olarak değil; farklı aktörleri bir araya getirerek değer üretiyor. Türkiye’de biz de bu rolü benimsiyoruz.” “Sistematik dönüşüm için veri temelli ve etki odaklı yaklaşımlara ihtiyaç var” Sabancı Vakfı’nın 2019’da OECD global filantropi raporunda toplumsal cinsiyet eşitliğine odaklanan en etkili yedi vakıftan biri olarak gösterildiğini hatırlatan Güler Sabancı, sözlerine şöyle devam etti: “OECD’nin geçtiğimiz hafta yayınlanan 2026 raporu da etkimizin ve yerimizin sürdüğünü gösteriyor. Ancak bizim için asıl önemli olan sahadaki dönüşüm. 20 yıl önce Birleşmiş Milletler ile yürüttüğümüz ortak program, Sabancı Üniversitesi ile geliştirilen Mor Sertifika Programı hep bir ihtiyaçtan doğdu, ortak akılla tasarlandı ve etkisini bugün de sürdürüyor.” “Akademi, saha ile bağlantılı çalıştığında etkiyi büyütür. Birlikte düşünmek, tasarlamak, üretmek artık bir gereklilik” Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında somut ve ölçülebilir etki yaratmanın önemine dikkat çeken Güler Sabancı, “Bugün de aynı anlayışla, daha geniş iş birlikleriyle toplumsal cinsiyet eşitliği alanında somut ve ölçülebilir etki yaratmaya devam ediyoruz. Ama artık bir adım daha ileri gidiyoruz. Etki çalışmaları bir ‘pusula’ niteliği taşıyor. Çünkü: ‘Ölçülemeyen hiçbir şeyi geliştiremeyiz.’ Burada özellikle akademi için bir parantez açmak isterim. Akademi, yenilik üretme ve modeller geliştirme kapasitesine sahip. Ancak içinde bulunduğumuz dönem bize şunu gösteriyor: Tek başına akademinin ilerlemesi yeterli değil. Akademi, saha ile bağlantılı sivil toplum ile çalıştığında etkiyi büyütür ve politika süreçlerine daha güçlü katkı sunar. Çünkü sahada etkiyi yaratan sivil toplumdur. Bir nevi sivil toplum uygulayıcıdır. Bu nedenle birlikte düşünmek, tasarlamak, üretmek ve etkisini daha sonra ölçmek artık bir gerekliliktir.” dedi. Veri temelli araştırmalar ve ortak akıl eşitlik için aynı zeminde buluştu Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki son yıllarda yürütülen veri temelli, hak temelli ve sosyal politikaya yön veren araştırmaları bir araya getirerek görünür kılan etkinlik; üniversitelerin araştırma merkezleri, sivil toplum örgütleri, uluslararası kuruluşlar ve fon sağlayıcı kurumlar arasında bilgi paylaşımı ve iş birliği zemini oluşturdu. Gün boyu süren program kapsamında düzenlenen panel ve atölye çalışmalarında bakım emeği, kadın istihdamı, geleceğin iş gücü, yapay zekâ, veri gibi başlıklar toplumsal cinsiyet perspektifiyle değerlendirildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.