Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Araştırma

Kapsül Haber Ajansı - Araştırma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Araştırma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yan Haklar, Çalışanla Şirket Arasında  Güven Duygusunu Pekiştiriyor Haber

Yan Haklar, Çalışanla Şirket Arasında Güven Duygusunu Pekiştiriyor

Araştırma sonuçları, çalışanların yan hakları kendilerine verilen değerin bir yansıması olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Tek tip paketler yerine, kuşaklar arasındaki farklılıkları dikkate alan yan hak uygulamalarına ihtiyaç olduğuna işaret ediyor. Migros’un fintek iştiraki MoneyPay, Future Bright araştırma şirketi iş birliğiyle X, Y ve Z kuşaklarının yan haklar hakkındaki beklentilerini inceleyen bir araştırma gerçekleştirdi. Araştırmanın sonuçlarının paylaşıldığı ve sektör profesyonellerinin katıldığı “Yan Haklar Yeniden Tanımlanıyor: Kuşaklar Konuşuyor” başlıklı etkinlikte; yan hakların, artık tek tip paketlerle yönetilemeyecek kadar çok katmanlı bir alana dönüştüğüne dikkat çekildi. Çalışan beklentilerinin çeşitlendiği, esnekliğin temel bir ihtiyaç haline geldiği bu dönemde, kuşaklar arasındaki beklenti farklılıkları dikkate alınarak yan hakların yeniden tanımlanması gerektiği vurgulandı. Yan haklar tedarik değil, deneyim alanı Etkinlikte konuşan MoneyPay Genel Müdürü Mehmet Müstehlik, “MoneyPay olarak kendimizi işverenlerin ve çalışanların yanında duran, onlarla birlikte değişen, gelişen ve dönüşen bir iş ortağı olarak konumlandırıyoruz. Büyük ölçekli kurumsal yapılardan KOBİ’lere kadar her ölçekteki şirketin ihtiyaçlarına özel çözümler geliştiriyoruz. Kullanıcı dostu dijital platformumuz aracılığıyla çalışanlara gıda, giyim, ulaşım, yemek gibi çeşitli yan haklar sunuyoruz. ProFlex Kurumsal Hediye Kartı ve Yeni Nesil Yemek Kartımız Money Yemek ile ürün portföyümüz daha da genişledi. Ürün ve hizmet sunan finansal bir iş ortağı olarak yan hak ekosisteminin merkezinde yer alıyoruz” dedi. Z kuşağının yüzde 61’i yan hakların kişiselleştirilmesini istiyor Araştırmanın bulgularını paylaşan Akan Abdula, şu bilgileri verdi: “Araştırma sonuçlarına göre yan haklar, çalışanla şirket arasında güven duygusunu pekiştiren bir unsur olarak görülüyor. Çalışanlar; kendilerine uyumlanan, kişisel tercihlere alan açan ve günlük hayatı gerçekten kolaylaştıran yan hak deneyimleri bekliyor. Çalışanlar, verilen yan haklarla değer gördüklerini, takdir edildiklerini hissettiklerini belirtiyor. Ancak kuşaklar arasında beklentiler açısından bir farklılık söz konusu. Bu sebeple, yan haklar artık standart çözümlerle karşılanamıyor. Z kuşağı iş hayatına daha farklı bakıyor; bu kuşağı kendisine değer verildiğine ikna etmek, X ve Y kuşağına göre zor. Z kuşağının yüzde 61’i yan hakların kişiselleştirilmesini istiyor.” Yan haklarda sezgi dönemi bitti, önemli olan veri MoneyPay Chief Sales Leader Övgü Bayram, “Bugün iş hayatında üç farklı kuşağın bir arada olması, yan hakları köklü bir dönüşüme zorluyor. Sezgilerle değil, ancak verilerle doğru çözümü sunabiliriz. Bu amaçla hayata geçirdiğimiz araştırmamızın, kurumların yan hak strate

Bosch, Mobilite, Üretim ve Günlük Yaşam Teknolojilerinin Geleceğini Şekillendiriyor Haber

Bosch, Mobilite, Üretim ve Günlük Yaşam Teknolojilerinin Geleceğini Şekillendiriyor

Dijitalleşmenin hız kazandığı bir dünyada yazılım, ilerlemenin görünmeyen motoru olarak öne çıkıyor. İletişim kurma biçimimizi, çalışma şekillerimizi, günlük yaşamda kullandığımız cihazları ve üretim süreçlerini yazılım şekillendiriyor. Ancak yazılım, donanımın fiziksel dünyasıyla kusursuz bir şekilde birleştiğinde gerçek potansiyeline ulaşabiliyor. Bosch, CES® 2026 kapsamında yazılım ve donanımın bir araya gelerek daha akıllı bir geleceğin nasıl mümkün kılındığını gözler önüne seriyor. Bosch Yönetim Kurulu Üyesi Tanja Rückert, Las Vegas’ta düzenlenen fuarda yaptığı açıklamada, “Yıllara dayanan donanım ve yazılım uzmanlığımız sayesinde fiziksel dünya ile dijital dünya arasındaki boşluğu kapatabiliyoruz. Donanım ve yazılımı entegre ederek insan odaklı, yani ‘Yaşam için Teknoloji’ anlayışını yansıtan akıllı ürün ve çözümler geliştiriyoruz” dedi. Yazılım ve hizmetlerde güçlü büyüme hedefi Bosch, önümüzdeki on yılın başına kadar yazılım ve hizmetlerden 6 milyar Euro’nun üzerinde gelir elde etmeyi hedefliyor. Bu gelirin önemli bir kısmının yapay zekâ (AI) tabanlı çözümlerden oluşması bekleniyor. Söz konusu gelirin yaklaşık üçte ikisinin Mobilite iş kolundan gelmesi öngörülüyor. Şirket, yazılım, sensör teknolojileri, yüksek performanslı bilgisayarlar ve ağ bileşenlerinden elde ettiği gelirleri 2030’lu yılların ortasına kadar iki katına çıkararak 10 milyar Euro’nun üzerine taşımayı planlıyor. Bosch, yapay zekânın uygulanması ve geliştirilmesi alanında da öncü rolünü sürdürüyor. Teknoloji şirketi, 2027 yılı sonuna kadar bu alana 2,5 milyar Euro’nun üzerinde yatırım yapacak. Kokpit deneyiminde yapay zekâ yenilikleri Geleceğin araçlarında yapay zekâ kilit bir rol üstleniyor. Bosch, sürüş güvenliğini ve konforunu artırmak için yapay zekâ çözümlerini halihazırda kullanıyor. CES® 2026’da Bosch, yeni yapay zekâ tabanlı kokpit çözümünü tanıtıyor. Hepsi bir arada bir sistem olarak geliştirilen bu kokpit, araç içi deneyimin yüksek düzeyde kişiselleştirilmesine olanak tanıyor. Büyük dil modeliyle donatılan sistem, kullanıcıyla gerçek bir kişiyle konuşuyormuş hissi veren bir iletişim kurabiliyor. Görsel dil modeli ise araç içi ve araç dışındaki ortamı algılayarak yorumlayabiliyor. Bu sayede sistem, örneğin varış noktasına ulaşıldığında otomatik olarak park yeri arayabiliyor ya da çevrim içi toplantılar sırasında toplantı tutanakları oluşturabiliyor. By-wire sistemleriyle yazılım tanımlı sürüş Bosch, otomatik ve yazılım tanımlı sürüşün temel teknolojilerinden biri olan by-wire sistemlerinde de lider sağlayıcılar arasında yer alıyor. Bu sistemler, fren ve direksiyon için mekanik bağlantıları elektriksel sinyal hatlarıyla değiştirerek tasarım, güvenlik ve yazılım kontrolü açısından tamamen yeni olanaklar sunuyor. Bosch, brake-by-wire ve steer-by-wire ile 2032’ye kadar 7 milyar Euro’nun üzerinde kümülatif satış geliri elde etmeyi bekliyor. Bu kilit teknolojinin pazar dinamikleri 2030’lu yıllarda da hız kazanmaya devam edecek. Akıllı yazılımla hareket kaynaklı rahatsızlıklar azaltılıyor Bosch’un Vehicle Motion Management (Araç Hareket Yönetimi) yazılımı, frenleri, direksiyonu, güç aktarma sistemini ve şasiyi merkezi olarak kontrol ederek aracın hareketini altı serbestlik derecesinin tamamında yönetmeyi mümkün kılıyor. Bu, bireysel aktüatörlerin daha iyi koordine edilmesini ve daha verimli kullanılmasını sağlıyor. Gelecekte bu sistemler sürücünün bireysel ihtiyaçlarına göre de ayarlanabilecek. Yazılım, virajlarda savrulmayı veya dur-kalk trafikte öne-arkaya sallanmayı önemli ölçüde azaltarak hareket kaynaklı rahatsızlıkların önüne geçmeyi hedefliyor. Bu da otonom sürüşe giden yolda önemli bir adım olarak görülüyor. Radar Gen 7 Premium CES’te ilk kez tanıtılıyor Bosch, sensör teknolojisi ve yapay zekâyı bir araya getiren Radar Gen 7 Premium çözümünü CES’te dünya prömiyeriyle tanıtıyor. Yeni radar sensörü, otoyol pilotu gibi sürüş destek fonksiyonlarını ileri seviyeye taşıyor. Özel anten konfigürasyonu sayesinde maksimum açısal hassasiyet ve çok uzun menzil sunan sensör, 200 metrenin üzerindeki mesafelerde palet veya araç lastiği gibi çok küçük nesneleri dahi algılayabiliyor. Bu sayede karmaşık trafik koşullarında kayıp yükleri veya diğer yol kullanıcılarını doğru şekilde tespit ederek uygun sürüş manevralarını mümkün kılıyor. eBike güvenlik bir adım daha ileri taşınıyor Bosch’un donanım ve yazılım uzmanlığı, eBike’ları de daha güvenli hale getiriyor. eBike Flow uygulamasına eklenen yeni özellikle kullanıcılar bisikletlerini veya bataryalarını çalıntı olarak işaretleyebiliyor. Bu durumda, ikinci el alıcılar, yetkili servisler veya güvenlik birimleri eBike Flow uygulaması üzerinden bağlantı kurmaya çalıştığında uyarı alıyor. Böylece çalıntı eBike’ların yeniden satılması önemli ölçüde zorlaştırılıyor. Dijitalleşmenin görünmeyen kahramanları: MEMS sensörler Otomotivden sanayiye, ev teknolojilerinden robotik uygulamalara kadar pek çok yeniliğin temelinde küçük ama son derece gelişmiş sensörler yer alıyor. Bosch, CES’te yeni BMI5 AI MEMS sensör platformunu tanıtıyor. Bu platform üzerine geliştirilen tüm sensörler; yüksek hassasiyet, dayanıklılık ve enerji verimliliğiyle öne çıkıyor. Entegre yapay zekâ fonksiyonları sayesinde hareketleri, konumları ve bağlamları algılayabiliyor. Yeni sensörler; sanal ve artırılmış gerçeklik uygulamalarında baş hareketlerini gecikme olmadan takip ederek doğal 3D etkileşim sağlıyor. Aynı zamanda robotların çevrelerini ve hareketlerini yüksek doğrulukla algılamasına yardımcı oluyor. Örneğin, kamera görüşü kısıtlandığında bile insansı robotların doğru yolu bulmasını mümkün kılıyor. Bosch ve Microsoft’tan “Manufacturing Co-Intelligence®” iş birliği Bosch, CES® 2026 kapsamında Microsoft ile iş birliğini genişlettiğini duyurdu. İki şirket, “Manufacturing Co-Intelligence®” çözümünü ajan tabanlı yapay zekâ ile geliştirerek üretimde devrim yaratabilecek yeni uygulamaları hayata geçirmeyi hedefliyor. İki şirket Las Vegas’ta Mutabakat Zaptı (MoU) imzalayacak. Ajan tabanlı yapay zekâ; çok büyük veri setlerini analiz edebiliyor, büyük ölçüde otonom kararlar alabiliyor ve üretim, bakım ile tedarik zinciri süreçlerini optimize edebiliyor. Tanja Rückert, “Bu teknoloji, fabrika süreçlerini çok daha akıllı hale getiriyor” dedi. Bosch’un üretim ve endüstriyel yazılım alanındaki derin bilgi birikimi ile Microsoft’un güçlü BT altyapısı ve yazılım uzmanlığı bir araya getiriliyor. Amaç, mevcut üretim süreçlerini yapay zekâ destekli çözümlerle ölçeklenebilir hale getirmek. Böylece fabrikalar daha verimli çalışırken, çalışanların üzerindeki yük de azaltılıyor. Sahteciliğe karşı cep boyutunda devrim Bosch’un CES’te tanıttığı bir diğer yenilik ise sahte ürünlerle mücadelede çığır açan Origify çözümü oluyor. Origify, ürünlere dijital bir DNA kazandıran akıllı bir yazılım ekosistemi olarak konumlanıyor. Ek etiketler, çipler veya kodlar yerine ürün yüzeyinin benzersiz ve kopyalanamaz fiziksel özelliklerini analiz eden sistem, ürüne kurcalamaya karşı dayanıklı bir dijital kimlik atıyor. Detector uygulaması sayesinde canlı video akışı kullanılarak birkaç saniye içinde ürünün orijinal mi yoksa sahte mi olduğu tespit edilebiliyor. Bosch Tech Compass: Yapay zekâ geleceğin itici gücü Yedi ülkede 11 binden fazla kişiyle gerçekleştirilen Bosch Tech Compass araştırması, yapay zekânın önümüzdeki yıllarda en etkili ve en olumlu teknoloji olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 70’i yapay zekâyı geleceğin vazgeçilmez unsuru olarak değerlendiriyor. Araştırma, yapay zekâya yönelik iyimserliğin artmasına rağmen, toplumsal etkilerine dair endişelerin de varlığını sürdürdüğünü gösteriyor. Katılımcıların yüzde 57’si, teknolojik gelişmelerin etkilerini daha iyi anlayabilmek için bir “duraklatma” ihtiyacına dikkat çekiyor. Bosch Tech Compass Türkiye sonuçları: “Yapay zeka çağına hazırız” İlk defa Türkiye’nin de dahil olduğu Bosch Tech Compass araştırmasının ilk sonuçlarına göre; katılımcıların dörtte üçü kendini yapay zeka çağını karşılamaya hazır hissediyor. Sonuçlar Türkiye’nin teknoloji ve inovasyona değin gelişmelere açık ve umutlu bir bakış açısıyla yaklaştığını ortaya koyuyor. Türkiye’deki katılımcılar, teknolojik gelişmelerin dünyayı daha iyi bir yer haline getireceğine ve yapay zekânın toplum için olumlu bir güç olacağına küresel ortalamanın üzerinde bir güven duyuyor. Yedi ülkede 11 binden fazla kişiyle gerçekleştirilen Bosch Tech Compass araştırması, yapay zekânın önümüzdeki yıllarda en etkili ve en olumlu teknoloji olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Araştırma, yapay zekâya yönelik iyimserliğin artmasına rağmen, toplumsal etkilerine dair endişelerin de varlığını sürdürdüğünü gösteriyor. Katılımcıların yüzde 57’si, teknolojik gelişmelerin etkilerini daha iyi anlayabilmek için bir “duraklatma” ihtiyacına dikkat çekiyor.

Coğrafi İşaret Tescilli Ürünlerde Öncelikli Kriter “Güven” Haber

Coğrafi İşaret Tescilli Ürünlerde Öncelikli Kriter “Güven”

Coğrafi İşaret tescilli ürünlerin ne olduğunu katılımcıların %72’sinin bildiğini ve %34’ünün tercih ettiğini ortaya koyan araştırmada öne çıkan en önemli kavram “güven” oldu. Bu kavram bir yandan ürüne atfedilen “değer”, “mükemmellik” ve “mirası”ı tanımlarken diğer yandan özellikle yanlış etiket uygulamaları nedeniyle duyulan endişeleri ve ürüne ulaşılan kanala güveni ortaya koydu. Metro Türkiye, TURYİD ve FutureBright iş birliğiyle gerçekleştirdiği “Coğrafi İşaretli Ürünler Araştırması” ile yerel ve Coğrafi İşaret tescilli ürünlere yönelik bilinirlik, tercih motivasyonları ve özellikle güven kavramının bu tercihlerdeki belirleyici rolünü ortaya çıkaran kapsamlı bir tabloyu sektörle paylaştı. Türk mutfağının geleceğinin, yerel ürünlerin korunmasına bağlı olduğuna inanan ve bu doğrultuda çalışmalar yürüten Metro Türkiye, bu araştırma ile alandaki liderliğini bir kez daha pekiştirerek sektöre yeniden öncülük etti. Tüketici, üretici ve yeme içme sektörü profesyonellerini kapsayan 18-60 yaş aralığındaki 600 kişiyle yapılan görüşmeler ile hazırlanan araştırma; Coğrafi İşaret tescilli ürünlere dair bilgi düzeyleri, algıları ve karşılaştıkları temel sorunları bütüncül bir çerçevede ele alıyor. Amaçlarının, Türk mutfak kültürünü ve değerlerini korumak ve gelecek nesillere aktarmak olduğunu hatırlatan Metro Türkiye CEO’su David Antunes, “Bunun ancak ürünü yaşatmakla mümkün olabileceğini biliyor; tam 35 yıldır, yerli ürünü koruma ve üreticiyi destekleme konusunda çalışmalar yapıyoruz. 2012 yılında, 'Yerli ürün sürdürülebilir olmazsa, Türk mutfağı sürdürülebilir olamaz anlayışıyla' bu konunun kamu gündemine ilk kez taşınmasını sağlayan Coğrafi İşaretler projesini hayata geçirdik. Projemizle üreticilere ürünün nasıl yetiştirileceğini, tohumun nasıl saklanacağını, sürdürülebilirliğin nasıl sağlanacağını anlatıyoruz. Tescil başvurusu ve ihracat gibi konularda onlara rehberlik ediyoruz. Bu ürünlerin mutfaklarda daha fazla yer alması için de çalışıyor, ayrıca kamuoyunda farkındalık yaratacak çalışmalara imza atıyoruz. Bugünse bu yöndeki çalışmalarımızı bir adım daha öteye taşıyarak, TURYİD ve Future Bright iş birliğinde gerçekleştirdiğimiz araştırmayla Coğrafi İşaretlerin üreticiler, tüketiciler ve sektör profesyonelleri nezdinde karşılığını ölçmeye odaklandık. Bu ürünler ne kadar biliniyor, tanınıyor sorularının yanıtlarını bulmaya çalışarak tüketim ve kullanım alışkanlıklarını değerlendirmeyi, ekonomik, kültürel, toplumsal boyutlarda etkisini ortaya koymayı amaçladık. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda yine sektöre ışık tutacak ve öncülük edecek çalışmalara imza atacağız. Bu konuda gelişim noktaları neler, bunlara odaklanarak süreçleri iyileştirme adına neler yapabileceğimize odaklanacağız” dedi. ‘Ürünün kimliği, genç çiftçinin geleceği’ Coğrafi işaretlerin kültürel bir güç olduğuna dikkat çeken FutureBright Kurucusu Akan Abdula; ‘’Coğrafi işaretler birer ekosistem yaratıcısıdır. Harekete geçtiklerinde yalnızca bir üretim biçimini değil, bir yaşam biçimini de dönüştürürler. Her şeyi radikal biçimde etkilerler: toprağın değerini, köyün umudunu, sofranın anlamını. Kolektiflerleri yaratırlar. Üreticisini rekabetten beraberliğe taşırlar. Tüketicisine yalnızca ürün değil, kültür tükettirirler. Ama benim için en önemlisi genç çiftçiler. Son on yılda pek çoğu toprağını bırakıp büyük şehirlere göç etti. Oysa coğrafi işaretlerin bu gençleri köylerinde tutma potansiyeli çok yüksek. Bu ürünler, sadece geçmişi korumakla kalmaz, geleceği de yeniden yeşertir. Türkiye’nin tarım sorununu çözmede en umut verici alanlardan biri burası. Savunmalıyız. Desteklemeliyiz. Çünkü ürünün kimliği, genç çiftçinin geleceğidir’’ açıklamasında bulundu. Günümüzde tüketicilerin menülerde Coğrafi İşaret tescilli ürünlerin adını görmenin yanı sıra şeflerden ürünün hikayesini dinlemeyi de talep ettiklerine dikkat çeken TURYİD Yönetim Kurulu Üyesi Ebru Koralı ise ‘’İki açıdan coğrafi işaretler kullanımını çok önemli buluyorum. Bunlardan ilki; fark yaratma. Bölgenin toprağı, iklimi, suyu ve insanının yarattığı, taklit edilemez benzersiz bir aroma ve lezzet profili, Coğrafi İşaretlerin en önemli kriteridir. Şefler mükemmeli kullanmak ister, en iyi lezzeti yakalamak için çalışırlar. Coğrafi İşaretler, şeflere ve restoranlara belgeli, denetimli ve standart kalitede bir hammadde sunar. Her coğrafi işaretli ürünün ardında ait olduğu yörenin bir kültür, tarih ve üretim hikayesi var ve restoranlar, bu hikayeleri menülerine taşıyarak sadece bir yemek değil, bir deneyim de sunuyor. Bu, restoranın kimliğini ve felsefesini güçlendiriyor. İkinci olarak; tüketiciyi bilgilendirme noktasında restoranlar büyük bir farkındalık yaratıyor. Müşteriler eline menüye baktığında ürünle tanışıyor. Müşteriler restoranda Coğrafi işaretli ürünün lezzete olan katkısını deneyimleyebiliyor. Coğrafi işaret, tüketici ile ürün arasında güçlü bir güven bağı kuruyor, güven ve şeffaflık, emeğe saygı ve katma değerli bir ürüne sahip olmak gibi farklı açılardan tatmin sağlıyor’’ diye konuştu. Bilinirlik oranı %72 Gerçekleştirilen araştırma, ürünlerin geleceği açısından çok değerli sonuçları ortaya koydu. Buna göre tüketicilerin %72'si Coğrafi İşaret tescilli ürünün ne demek olduğunu bildiğini belirtse de 10 kişiden sadece 2’si doğru tanım yapabiliyor. Her 100 kişiden 34’ü ise Coğrafi İşaret tescilli ürünleri özellikle tercih ettiğini ifade ediyor. İlk akla gelen tescilli ürün Antep Baklavası Coğrafi işaret tescilli ürün denildiğinde tüketicilerin %58'sinde daha çok yemek, tatlı, hamur işi kategorisi çağrışım yapıyor. Bunu %37 ile meyve - sebze, %29 ile bal, şeker, kuruyemiş ürünleri takip ediyor. Antep Baklavası ise katılımcıların %26'sının aklına ilk gelen Coğrafi İşaret tescilli ürün olarak öne çıkıyor. Bunu %14 ile Malatya Kayısısı, %9 ile baklava, %8 ile Adana Kebap, %7 ile Antep Fıstığı, %6 ile fındık, Kayseri Pastırması ve Aydın İnciri ve %5 oranla Kars Kaşarı, Antakya-Hatay Künefesi ve Edirne Ciğeri takip ediyor. Yerel ürün denildiğinde ise akla ilk fındık, peynir, çay ve zeytin geliyor. Tüketici Coğrafi İşaretlerde güven arıyor Tüketiciler yerel ve Coğrafi İşaret tescilli ürünleri kültürel bir “miras” olarak algılarken, sektör profesyonelleri ise bu ürünleri "mükemmellik" unsuru olarak değerlendiriyor. Bunların karşılığında ise ortaya “güven” kavramı çıkıyor ancak güven, Coğrafi İşaret tescilli ve yerel ürünlerin en büyük gücü olsa da tüketiciler ve profesyoneller, pazardan markete her yerde Coğrafi İşaret etiketiyle karşısına çıkabilen ürünlerin kalitesine, denetimine karşı soru işaretleri de yaşayabiliyor. Tescil ve denetimler sonucunda elde edilmemiş ‘yanlış etiket’ marka değerine zarar verebiliyor. İşte bu noktada ürüne ulaşılan kanala güven ön plana çıkıyor. Metro Türkiye, sezonuna bağlı olarak kalite ve gıda güvenliği denetimlerinin ardından raflarına taşıdığı gıda ve gıda dışı 750’ye yakın Coğrafi İşaret tescilli ve aday ürünle hem yeme içme sektörü hem de son tüketiciler için ciddi bir sorumluluk üstleniyor. Küçük bütçelerle büyük fırsatlar kaçıyor Araştırmaya göre üreticilerin ürüne ayırabilecekleri bütçelerin kısıtlı oluşu, üretim faaliyetlerinin gelişimi ve genişlemesi için gerekli altyapı yatırımlarının yapılamamasına yol açıyor. Üretici gerekli lojistik koşullarını yerine getiremediği gibi, yetersiz altyapı bazı ürünlerin kalite standartlarını da riske atabiliyor. Bu da sektör profesyonelleri nezdinde bir güvensizlik yaratıyor. Metro Türkiye, sadece üretim aşamasında değil ürünlerin lojistiğinden market raflarında yer aldığı süre boyunca gerçekleştirdiği analizlerle hem üreticilere hem de tüketici ve sektör profesyonelleri için fayda yaratmaya odaklanıyor. Üreticinin sesini duyurmasında destek şart Araştırma üreticilerin, çoğu zaman ürünlerinin tanıtımını yeterli yapamadığını da gösteriyor. Sürecin diğer tarafında olan sektör profesyonelleri, üreticilerle ancak sektörden alınan referanslar ve sosyal medya ile buluşabiliyor. Bu durum, üretici ve ilgili paydaşları buluşturacak çözümlere gereksinimi ortaya koyuyor. Üstlendiği sorumlulukla Metro Türkiye, üreticiler ile en büyük iş ortaklarından biri olduğu profesyoneller arasında köprü kurarak ürünlerin tanıtılmasına ve mutfaklarda kullanılmasına önemli bir destek sağlıyor. Elde edilen sonuçlar “iş birliği”ne işaret ediyor Coğrafi İşaret tescilli ve yerel ürünlerin geleceğine ışık tutmak amacıyla gerçekleştirilen araştırma, bu ürünlerin üretimlerinin devamlılığının sağlanabilmesi için iş birliklerinin can suyu niteliği taşıdığını ortaya koyuyor. Tüketiciden yöneticilere her ferdin vereceği destek ve doğru paydaşların bir araya gelmesiyle, süreçte yaşanılan bilgi boşluklarının, iletişimsizlerin ve yetersizliklerin aşılabileceği belirtiliyor. Araştırma sonucu elde edilen veriler ışığında sorunlara çözümler üretmeyi hedefleyen Metro Türkiye, gerekli iyileştirmelerin yapılmasını, iş birliklerin kurulmasını sağlayarak bu ürünleri geleceğe taşımaya kararlı.

Türkiye’nin Bilim Üssü Teknoloji Vadisi’ne Stratejik Ziyaret Haber

Türkiye’nin Bilim Üssü Teknoloji Vadisi’ne Stratejik Ziyaret

Kamu ve özel sektör temsilcileri, BİYOSAD ve BİOSB Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ercan Varlıbaş’ın ev sahipliğinde biyoteknoloji konusunda araştırma, üretim ve inovasyon ekosistemini güçlendirecek kapsamlı iş birliklerini değerlendirdi. Türkiye’nin yeni bilim ve teknoloji üssü Biyoteknoloji Vadisi, önemli bir ziyarete ev sahipliği yaptı. Ziyaret kapsamında; Biyoteknoloji Sanayicileri Derneği (BİYOSAD) ve Biyoteknoloji İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (BİOSB) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ercan Varlıbaş, Yönetim Kurulu Üyeleri ve BİYOSAD üyesi Zeynep Atabay Taşkent, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Birim Müdürü Zahid Tuncel ve ekibi ile bir araya geldi. Ziyaretin ilk bölümünde olası iş birliklerinin değerlendirildiği bir toplantı gerçekleştirildi. Yaklaşık 2,7 milyon metrekarelik bir alanda yükselen ve 4,5 milyar dolarlık yatırım değeriyle Türkiye’nin en büyük teknoloji ve inovasyon projelerinden biri olan Biyoteknoloji Vadisi, toplantının ana gündemini oluşturdu. Görüşmede, biyoteknoloji konusunda araştırma, üretim ve inovasyon ekosistemini güçlendirecek kapsamlı iş birlikleri de değerlendirildi. Ziyaretin ikinci bölümünde ise, konuklar İstanbul’un Tuzla ilçesinde konumlanan Biyoteknoloji Vadisi arazisinde saha incelemesi gerçekleştirdi. “TÜRKİYE’Yİ REFERANS ÜLKE HALİNE GETİRMEYİ AMAÇLIYORUZ” BİYOSAD ve BİOSB Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ercan Varlıbaş, toplantıda yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Biyoteknoloji, bugün dünyanın ekonomik ve teknolojik rekabetini şekillendiren en stratejik alanlardan birisi konumundadır. Biyoteknoloji Vadisi olarak hedefimiz; Türkiye’yi bu rekabetin yalnızca bir parçası değil, aynı zamanda yön veren ülkelerinden birisi haline getirmektir. Bu doğrultuda kamu ve özel sektörle yürüttüğümüz iş birlikleri, Türkiye’nin biyoteknoloji ekosistemini güçlendiren en önemli kaldıraçları oluşturuyor. Bu yapının güçlenmesi, aynı zamanda uluslararası yatırımcıların ekosistemimize entegrasyonunu mümkün kılan sağlam bir zemin hazırlıyor., Biyoteknoloji Vadisi’ni bölgesel bir merkezden global bir giriş kapısına dönüştürme hedefimizin önemli adımlarıdır. Güney Kore, Tayvan ve Boston’da katıldığımız fuarlar; bu hedefimize ulaşmamıza yardımcı olurken, Türkiye’nin biyoteknoloji vizyonunu küresel ölçekte görünür kılmamızı da destekliyor. Tam da bu noktada 2026 yılının Haziran ayında gerçekleştirilecek dünyanın en önemli biyoteknoloji kongrelerinden olan Bio International Convention’a Türkiye Pavilion’u olarak katılım sağlayacağız. Kamu ve özel sektör ile gerçekleştireceğimiz pavilionda, ülkemizdeki biyoteknolojik çalışmaları tanıtacağız. Bugün attığımız her adım, Türkiye’nin biyoteknoloji ekosistemini büyütmek, uluslararası paydaşlarla ortak projeleri güçlendirmek ve ülkemizi bu alanda referans gösterilen ülkeler arasına taşımak için stratejik bir önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

Dikkat Çeken Araştırma: "Her 5 Gençten Biri Ne Eğitimde Ne İstihdamda" Haber

Dikkat Çeken Araştırma: "Her 5 Gençten Biri Ne Eğitimde Ne İstihdamda"

Her 10 gençten 6’sı istihdama ‘tanıdık’ aracılığıyla erişebilirken çalışan gençlerin yüzde 65’i ayda 27 bin TL’nin altında bir ücret alıyor. Gençlerin yüzde 72’si borç yükü altında, yüzde 68’i ise daha iyi iş olanakları için yurtdışına göç etmek istiyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi tarafından yürütülen ve TÜBİTAK 2519 – COST Çalışma Grubu Destek Programı tarafından desteklenen "Türkiye’de NEET (Ne Eğitimde Ne İstihdamda Ne Yetiştirmede) Gençler: Profil ve İyi Olma Hali Araştırması" projesinin bulguları santralistanbul Kampüsü’nde gerçekleşen toplantıda kamuoyuyla paylaşıldı. 10 Mayıs-2 Haziran 2025 tarihleri arasında yürütülen saha çalışması Fraktal Araştırma tarafından Türkiye genelinde 29 ilde, 18-29 yaş aralığındaki 2 bin 403 gençle hanelerde yüz yüze görüşülerek gerçekleştirildi. Araştırma, gençlerin iyi olma halini "maddi durum", "eğitim", "sağlık ve psikososyal iyi oluş", "aile", "siyasal, sivil katılım, güven ve faillik" gibi birçok farklı boyutta ele aldı. Proje kapsamında anket çalışmasının yanı sıra İstanbul ve Çukurova’da gençler ile derinlemesine görüşmeler ve kamu, STK ve akademi temsilcilerinin katıldığı politika geliştirme çalıştayları hayata geçirildi. Projenin kapanış toplantısı İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Emre Erdoğan, Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci, Doç. Dr. Başak Akkan, Dr. Öğr. Üyesi Tuğçe Erçetin Sabuncu ve doktora bursiyeri Birnur Kafalı Eyolcu’nun sunumlarıyla gerçekleşti. Kadınlar ev içi sorumluluklar nedeniyle işgücünün dışında Araştırma gençlerin istihdamına, işgücü piyasasındaki koşullarına ve maddi durumlarına ilişkin çarpıcı veriler ortaya koyuyor. Araştırmaya katılan 18-29 yaş arası gençlerin yüzde 46’sı bir işte çalışırken yüzde 54’ü çalışmıyor. Bu grubun yaklaşık üçte biri ise ne istihdamda, ne eğitimde, ne de herhangi bir mesleki eğitim sürecinde. Toplumsal cinsiyet, bu tabloyu en güçlü şekillendiren değişken olma özelliği taşıyor. Erkeklerin yüzde 63’ü istihdamdayken, kadınlarda bu oran yüzde 28’e düşüyor. Araştırma bulgularına göre kadınların NEET olma olasılığı, erkeklerin olasılığının yaklaşık 2,5 katı. Bu farkın temel nedeni ise "aile sorumlulukları". Çalışmayan kadınların yüzde 29,2’si ev içi bakım veya ailevi nedenlerle işgücüne katılamadığını belirtirken, aynı gerekçeyi ifade eden erkeklerin oranı yalnızca yüzde 1. İşe girişte 'tanıdık' faktörü belirleyici Araştırma, gençlerin iş bulma sürecinde formel kanalların tek başına işlevsiz kaldığını gösteriyor. Gençlerin neredeyse yarısı (yüzde 45,6 civarı) istihdama arkadaşları veya akraba bağlantıları aracılığıyla erişebiliyor. Buna karşılık, dijital iş arama platformları aracılığıyla iş bulanların oranı yalnızca yüzde 8,9. Çalışma Koşulları: Küçük işletmelerde uzun saatler Türkiye gençliğini temsil eden bu araştırma, genç istihdamının büyük ölçüde mikro ve küçük ölçekli işletmelere sıkışmış durumda olduğunu gösteriyor. Gençlerin yüzde 85’i 50 kişiden az çalışanı olan yerlerde çalışıyor. Başta mağazalar ve yeme-içme mekanları olmak üzere ağırlıklı olarak satış danışmanı, garson veya kasiyer gibi hizmet sektörü pozisyonlarında istihdam ediliyor. Gençlerin yüzde 58’i günde 9 saat ve üzerinde çalıştığını belirtirken yüzde 66,8’i haftada 6 gün, yüzde 8,3’ü ise haftanın her günü çalışıyor. Haftada 5 gün çalışanların oranı yalnızca yüzde 18. Gençlerin yüzde 65’i ayda 27 bin TL’nin altında ücret alıyor Araştırma, gençlerin içinde bulunduğu ekonomik çıkmazı da çarpıcı verilerle ortaya koyuyor. Gençlerin yaklaşık yüzde 65’i ayda 27 bin TL’nin, yüzde 35’i ise 9 bin TL’nin altında kazanıyor. Katılımcıların yüzde 42,3’ü gelirinin "eksik kaldığını", yüzde 44,6’sı ise "sadece ihtiyaçlarını karşılamaya yettiğini" belirtiyor. Yetersiz gelir, gençleri sistematik bir borçluluğa itiyor. Araştırmaya göre gençlerin geneline bakıldığında sadece yüzde 28,3'ünün hiç borcu yok. Çalışan grubun sadece yüzde 8,2’si hiçbir borcu olmadığını belirtirken; yüzde 40,5’i kredi kartı borcu, yüzde 25,3’ü taksitli borç ve yüzde 18,7’si ihtiyaç kredisi borcu yükü altında. Her on gençten altısı mevcut maddi durumundan memnun olmadığını belirtirken, "çok memnunum" diyenlerin oranı yüzde 6,3’te kalıyor. Gençler diplomadan umudu kesmiş durumda Araştırma, gençler arasında "eğitim-istihdam bağlantısına" dair köklü bir güvensizliği ortaya koyuyor. Katılımcıların yalnızca yüzde 38,7’si aldıkları eğitimin kendilerini "hayata hazırladığını" düşünürken, sadece yüzde 36,2’si "bu eğitim sayesinde iyi bir iş bulabileceğine" inanıyor. Yüzde 36,4’lük bir kesim ise bu görüşü net bir şekilde reddediyor. Eğitime olan güven, özellikle işsiz ve aile sorumlulukları taşıyan gençler arasında dip yapmış durumda. Gelecek kaygısı nedeniyle gözler yurtdışında Eğitimden ve mevcut ekonomik yapıdan umudunu kesen gençlerin gelecek beklentileri de karamsar bir tablo çiziyor. Bu durum, gençler arasında yurt dışına yerleşme arzusunu bir "çıkış yolu" olarak güçlendiriyor. Katılımcıların yüzde 67,8’i "daha iyi iş olanakları" için yurt dışına gitmek istediğini belirtirken, bu motivasyonu yüzde 36 ile "Türkiye’de geleceğini görememe" ve yüzde 28,9 ile "ülkenin kötüye gittiğini düşünme" takip ediyor. Gençler sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve siyasal nedenlerle de gitmek istiyor; yüzde 22,5’i "daha fazla kişisel özgürlük", yüzde 6’sı ise "düşünce özgürlüğü eksikliği" nedeniyle göç arzusunda olduğunu belirtiyor. Araştırma, bu yoğun isteğin henüz somut bir plana dönüşmediğini de gösteriyor. Gençlerin sadece yüzde 8’i "kesinlikle gitmeyi planladığını" ifade ederken, yüzde 56,4’ü bunun muhtemel olmadığını belirtiyor. Psikolojik yorgunluk ve tükenmişlik hâkim Araştırma, gençlerin sağlık davranışları konusunda riskli bir tablo çizerken gençlerin özellikle psikososyal durumu endişe verici bir seviyede. Katılımcıların yüzde 36,6'sı sık sık "yorgun hissettiğini", yüzde 33,5'i "uykusuzluk çektiğini", yüzde 29,2'si "mutsuz veya sıkıntılı" olduğunu ve yüzde 26,6'sı "sorunlarıyla baş edemediğini" belirtiyor. Bu bulgular, gençlerin üçte birinden fazlasının yoğun stres altında yaşadığını ve dinlenemediğini gösterirken psikolojik yorgunluk ve tükenmişlik sorunları en çok işsiz gençlerde görülüyor. Gençler siyasete oy vererek katılıyor, STK'lara uğramıyor Araştırma, gençlerin siyasal ve sivil katılımı ile ilgili de çarpıcı veriler ortaya koyuyor. Gençlerin yüzde 79,9’u siyasete oy vererek katılırken bir siyasi partiye üye olanların oranı ise sadece yüzde 6,8. Gençlerin sivil alana katılımına bakıldığında ise bir STK'ya üye olanların oranı yüzde 9,3’ken düzenli gönüllülük yapanların oranı ise yüzde 11,4. Gençler, parti faaliyeti yerine yüzde 28-29 oranlarıyla boykot veya çevrimiçi protesto gibi daha bireysel ve esnek eylem biçimlerini tercih ediyor. Araştırma sonuçları gençlerin siyasi açıdan bireysel olarak kendilerine güvendiklerini ancak sisteme karşı derin bir yabancılaşma içinde olduklarını gösteriyor. NEET olma durumu bir tükenmişlik hali Araştırma bulguları aynı zamanda İstanbul ve Çukurova Bölgesinde Nisan-Temmuz 2024 tarihleri arasında yüzden fazla NEET genç yapılan derinlemesine mülakatları ve odak grupları da içeriyor. Gençlerin deneyimlerini aktardıkları bu görüşmelerde eğitimden sınav kaygısına, "beklemede" olmanın zorluklarına, ilk kez işe girecek gençler için tecrübe eksikliğinin yarattığı paradoksa birçok başlık yer alıyor. Mülakatlar, NEET olma durumunun bir "tükenmişlik hikayesi" olduğunu güçlü bir şekilde ortaya koyarken, uzayan iş arama süreçleri, bakım yükleri ve sürekli beklemede olma hali, gençleri yıpratan ve topluma aidiyetlerini zedeleyen bir sürece işaret ediyor. ‘Gençler dünyayı adaletsiz bir düzen olarak görüyor’ Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Proje Yürütücüsü Prof. Dr. Emre Erdoğan, “Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri gençler arasındaki yaygın 'anomi', yani toplumsal kuralsızlık, güvensizlik ve adalet algısındaki çöküş oldu. Kurumlara güvensizlik var ve liyakat algısının çökmüş olduğunu görüyoruz. Bu toplumsal yönsüzlük hissi, en yüksek olarak öğrenciler ve ‘beklemede’ olan gençler arasında ölçüldü. Bu adaletsizlik algısı, gençler arasında yaygın bir 'hınç' duygusunu da besliyor. Gençler, dünyayı bireysel çabanın karşılığını vermediği adaletsiz bir düzen olarak görüyor.'Toplumsal hınç' olarak adlandırılan bu sistemsel adaletsizlik algısı, en keskin biçimde işsiz gençler arasında gözleniyor.” dedi. Gençlerin genel iyi olma halinin alarm verdiğini belirten Prof. Dr. Erdoğan, “Yaşam memnuniyeti ve gelecek umudu son derece düşük seviyelerde seyrediyor. Toplumsal adalet algısındaki çöküş ve sistemsel eşitsizliklere duyulan ‘hınç’ yaşam memnuniyetini en güçlü düşüren faktörler olarak öne çıkıyor. Bulgular, gençler için "adil bir toplum algısının" ekonomik güvenceden bile daha kritik hale geldiğini gösteriyor.” diye konuştu. Politika önerileri paylaşıldı Araştırma ekibi bulgulara ve paydaşlarla yürütülen çalıştaylara dayanarak çeşitli politika önerileri de sundu. Gençler için sadece gelir destekleri değil sanatsal, sportif ve kültürel etkinliklere katılabilmeleri için ücretsiz "ulaşım desteği" verilmesi ve barınma, sınav ücretleri gibi çeşitli kalemleri kapsayan finansal desteklerin de sağlanması önerildi. Eğitimin sadece akademik bilgiyle donatan bir yapıdan çıkarak beceri, yönelim ve deneyimle güçlendiren bir modele dönüştürülmesi gerektiği vurgulandı. Bakım yükünün ailelerin, özellikle de kadınların omzunda kalmaması için devletin, yerel yönetimlerin ve işyerlerinin aktif sorumluluk almasının altı çizildi. Gençlerin psikososyal iyilik hali için de okullardaki rehberlik sisteminin daha destekleyici ve etkin rol almasının sağlanması, gençlerin ücretsiz ve güvenli biçimde sosyalleşebileceği, aidiyet hissini ve toplumsal bağlarını güçlendireceği kamusal alanların çoğaltılması önerildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, GESDA Zirvesi’nde Haber

Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, GESDA Zirvesi’nde

Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen GESDA Zirvesi’nde filantropinin geleceğine dair görüşlerini paylaştı. “Değişen Dünyada Filantropi ve Özel Sektörün Rolü” oturumunda konuşan Sabancı, çoklu krizler döneminde filantropinin rolünü, güven ve hesap verebilirliğin önemini, ayrıca sürdürülebilir toplumsal dönüşüm için iş birliği ile ilgili görüşlerini paylaştı. “Artan eşitsizliklerle mücadelede bilim ve filantropi kilit rol oynuyor” Teknolojik ilerlemelerle birlikte artan eşitsizliklere dikkat çeken Sabancı, filantropinin artık yalnızca iyilik yapmak değil, sistemleri dönüştürmek anlamına geldiğini ve bilim ile birlikte kilit rol üstlendiğini vurguladı. “İnsanlık için gerçekten zor bir dönemden geçiyoruz. Artan eşitsizlikler karşısında, GESDA gibi bir platformda sorunları birlikte tartışabilmek çok önemli, çünkü büyük problemleri tek bir kurumla veya tek bir yöntemle çözmemiz mümkün değil. Bakış açımızı ve çözüm üretme biçimlerimizi yenilememiz gerekiyor. Bunları yeniden keşfetmeli, tartışmalı, tasarlamalı ve üzerine düşünmeliyiz.” “Gerçek güven, iyi niyetin ötesine geçmekle başlar” Sabancı konuşmasında, “Güven ve meşruiyet, filantropinin temelidir. Ben buna ‘filantropinin para birimi güvendir’ diyorum. Toplumsal gelişim; güvenin inşası, şeffaflık ve net bir amaca sahip olmakla başlar. Eğitim de güvenin ve sürdürülebilir gelişmenin temelidir. Bundan 25 yıl önce kurulan Sabancı Üniversitesi, birlikte yaratma ve birlikte öğrenme kültürünün en somut örneklerinden biridir. Bugün Sabancı Üniversitesi, ülkemizin en iyi araştırma kurumlarından biridir.” dedi. “Büyük meselelerin çözümünde iş birlikleri kritik rol oynuyor” “Sabancı Vakfı olarak son 20 yıldır hibe veriyoruz” diyen Güler Sabancı, “Bu süreçte genellikle sahada ilk kez proje yürüten küçük sivil toplum kuruluşlarına destek verdik. Bugüne kadar 250’ye yakın proje destekledik. Ancak her zaman söylediğim gibi, mesele sadece maddi destek değil. Önemli olan mentorluk yapmak, yol göstermek ve ortak bir hedefe birlikte yürümektir. Başarılı olmanın yolu, öncelikle ne yapılması gerektiğiyle ilgili ortak anlayış sağlamaktan geçer. Birlikte hareket edersek etkiyi çoğaltabiliriz.” Başarı Üçgeni: Kamu, Özel Sektör ve Sivil Toplum Sabancı, büyük sorunların çözümünde kamu, özel sektör ve sivil toplumun birlikte hareket etmesinin kritik rol oynadığını vurguladı. “Buna başarı üçgeni diyoruz. Filantropi bu üçgenin önemli bir parçası. Küresel perspektifimizi koruyarak çözüm için iş birlikleri geliştirmek hayati önem taşıyor.” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Arçelik Üst Üste 5’inci Kez Türkiye’nin En Teknolojik Markası Seçildi Haber

Arçelik Üst Üste 5’inci Kez Türkiye’nin En Teknolojik Markası Seçildi

Türkiye’nin lider ev teknolojileri markası Arçelik, sürdürülebilirlik, kalite, yenilikçilik ve müşteri odaklılık anlayışıyla geliştirdiği ürün ve teknolojilerle müşterilerine değer katmayı sürdürürken, teknoloji alanındaki öncü konumunu tüketici nezdinde bir kez daha tescilledi. Bu yıl 70’inci yıldönümünü kutlayan marka, Pazarlamasyon ve NielsenIQ iş birliğiyle gerçekleştirilen Tech Brands Turkey araştırmasında kategori bağımsız olarak üst üste 5’inci kez “Türkiye’nin En Teknolojik Markası” seçildi. 70’inci yılında “Teknolojiyle Hayatın Kalbinde” söylemiyle yenilikçiliği köklü ar-ge birikimi ve yerli üretim gücüyle harmanlayan marka; enerji verimli ürünleri, yapay zekâ destekli çözümleri ve güçlü bayi yapılanması ve satış sonrası hizmet ağıyla hem Türkiye’nin teknolojik gelişimine hem de küresel ölçekte sürdürülebilir geleceğe katkı sunuyor. “TEKNOLOJİYLE GELECEĞİ ŞEKİLLENDİRİYORUZ” Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Pazarlama ve Stratejiden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ragıp Balcıoğlu, “Faaliyet gösterdiğimiz tüm coğrafyalarda markalarımızla teknolojide öncü bir rol üstleniyoruz. 22 markamızla dünya genelinde, küresel bilgi birikimimizden ve yenilikçi gücümüzden beslenerek, farklı tüketici ihtiyaçlarına en uygun çözümleri sunuyoruz. Arçelik’in global ölçeği bize yalnızca geniş bir operasyon alanı değil, aynı zamanda dünyanın dört bir yanındaki en güncel trendleri yakından takip etme ve bu trendleri Türkiye’ye taşıma avantajı sağlıyor. Teknolojiyi insana ve gezegene değer katan bir dönüşüm aracı olarak görüyor, bu vizyonla hem yerel hem global pazarlarda fark yaratmaya devam ediyoruz. Türkiye’de Arçelik markamızla 70 yıldır Türkiye’nin teknolojik gelişimine öncülük ediyoruz. 5’inci kez üst üste Türkiye’nin en teknolojik markası seçilmek, çalışmalarımızın tüketici nezdinde de karşılık bulduğunu göstermesi açısından çok kıymetli. 1991 yılında sektörümüzün ilk ar-ge merkezini kurduğumuzdan bu yana binlerce yeniliğe imza attık. Üretimden ar-ge’ye, sürdürülebilirlikten dijitalleşmeye kadar her alanda ilkleri hayata geçirirken odağımızda daima müşterilerimizin yaşamlarını kolaylaştırmak oldu. Pazarlamasyon ve NielsenIQ tarafından gerçekleştirilen bu araştırma, çalışmalarımızın tüketici nezdinde de güçlü bir karşılık bulduğunu göstermesi açısından çok kıymetli. 70’inci yılımızı kutlarken, milyonlarca evde dokunduğumuz hayatları daha akıllı, daha verimli ve daha sürdürülebilir hale getirmek için çalışmayı sürdürüyoruz. Türkiye’nin dört bir yanına yayılan üretim tesislerimiz, geniş bayi yapılanmamız ve yetkili servis ağımız, güçlü ar-ge merkezlerimiz ve mühendislik gücümüzle teknolojiyi herkes için erişilebilir kılmaya; her zaman olduğu gibi, geleceği teknolojiyle şekillendirirken ülkesine değer katan bir marka olmaya devam edeceğiz” dedi. ARÇELİK, TÜKETİCİ NEZDİNDE LİDERLİĞİNİ 5 YILDIR SÜRDÜRÜYOR Tech Brands Turkey araştırması, Türkiye genelinde 12 ilde, 15-64 yaş arası 1000 kişiyle gerçekleştirilen kapsamlı bir tüketici algı araştırması sonucunda belirleniyor. Kategori bağımsız olarak yapılan ölçümde Arçelik, beş yıldır üst üste “Türkiye’nin En Teknolojik Markası” seçilen ilk ve tek marka olma başarısını sürdürüyor. Bu unvan, Arçelik’in “Dünyaya Saygılı, Dünyada Saygın” sürdürülebilirlik vizyonu çerçevesinde yıllardır sürdürdüğü teknoloji yatırımlarının, yenilikçi ürün geliştirme gücünün ve müşteri ihtiyaçlarına cevap veren yaklaşımının tüketici nezdindeki güçlü karşılığını bir kez daha ortaya koyuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Üniversitelinin Kabusu: Barınma ve Finansal Zorluklar Eğitimin Önüne Geçiyor! Haber

Üniversitelinin Kabusu: Barınma ve Finansal Zorluklar Eğitimin Önüne Geçiyor!

Verilere göre, öğrencilerin yarıdan fazlası üniversite eğitimi için memleketlerinden ayrılmak zorunda kalırken, ekonomik koşullar yurt tercihlerini ve genel yaşam kalitelerini doğrudan etkiliyor. Öğrencilerin %76’sı Yurtta Kalmayı Tercih Ediyor Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik’in paylaştığı verilere göre, Türkiye’deki üniversite öğrencilerinin yarısından fazlası eğitim görecekleri şehrin yaşadıkları şehirden farklı olduğunu belirtiyor. Bu durum, barınma ihtiyacını temel bir sorun olarak öne çıkarıyor. Şehir Dışında Okuyanlar İçin Yurt Zorunluluğu: Başka bir şehirde okuyacak öğrencilerin %76’sı yurtta kalmayı tercih ediyor. Genel olarak bakıldığında ise, yaşadığı şehirde okusa bile her iki öğrenciden biri yurt seçeneğini değerlendiriyor. Devlet Yurtları Tek Çözüm: Yurtta kalacağını belirten öğrencilerin neredeyse tamamının öncelikli tercihi devlet yurtları oluyor. Gedik, bunun en temel sebebinin ekonomik koşullar olduğunu vurguluyor. Her İki Devlet Yurdu Öğrencisinden Biri "Pahalı" Diyor Araştırma, barınma maliyetlerinin öğrenci ve aileler üzerindeki baskısını çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor: Özel Yurtlar Ulaşılamaz: Ankete katılan her on öğrenciden dokuzu, özel yurtların pahalı olduğunu düşünüyor. Devlet Yurtları Bile Zorluyor: Ekonomik sıkıntının derinleştiği bu dönemde, devlet yurtları dahi bütçeleri zorluyor. Her iki öğrenciden biri (%50), devlet yurtları için bile “pahalı” yorumunu yapıyor. Sidar Gedik, bu verilerin öğrencilerin barınma konusunda giderek daha sınırlı seçeneklere sahip olduğunu ve büyük zorluklar yaşadığını gösterdiğini belirtti. Finansal Kaygılar Eğitimin Önüne Geçti Barınma dışında, üniversite eğitimi için gerekli genel bütçe de aileleri ve gençleri ciddi şekilde zorluyor. Bütçe Baskısı: Her on öğrenciden dokuzu, kendisinin ya da ailesinin bütçesinin çok ya da az zorlandığını ifade ediyor. Ek İş Arayışı: Gedik, finansal kaygıların, enerjilerini öğrenimlerine yönlendirmesi gereken gençleri geçim derdine, ek iş arayışına ve geleceğe dair belirsizliklere karşı karşıya bıraktığını ekledi. Ipsos Gündeme Dair araştırması, 15 Ağustos - 30 Eylül tarihleri arasında 243 üniversite öğrencisi ile online anket yöntemiyle gerçekleştirildi. Veriler, Türkiye'de üniversite gençliğinin eğitim kalitesini tehdit eden derin ekonomik sorunlara işaret ediyor.

PwC Türkiye’den Bankacılıkta Dolandırıcılıkla Mücadeleye Yönelik Kapsamlı Araştırma Haber

PwC Türkiye’den Bankacılıkta Dolandırıcılıkla Mücadeleye Yönelik Kapsamlı Araştırma

PwC Türkiye, bankacılık sektörünü hedef alan ve her geçen gün daha ciddi ve karmaşık bir hale gelen dolandırıcılık sorunu ile etkin mücadeleye destek olmak amacıyla gerçekleştirdiği Türkiye Bankacılık Sektörü Dolandırıcılıkla Mücadele Araştırmasının sonuçlarını duyurdu. Türkiye bankacılık sektöründe dolandırıcılıkla mücadeleyi mevcut tablo ve geleceğe yönelik yol haritasıyla ele alan araşt ırma; banka yöneticilerinin görüş ve deneyimlerinin yanı sıra, güncel veriler ve uluslararası başarılı uygulamalar ışığında yalnızca mevcut sorunları değil, çözüm yollarını da ortaya koyuyor. Son bir yıl içinde en sık karşılaşılan dolandırıcılık yöntemleri arasında oltalama gibi sosyal mühendislik saldırıları, zararlı yazılımlar, çalıntı kart ve hesap kullanımları ile sahte başvurular öne çıkıyor. Bu tehditler, kurumlar için yalnızca ciddi finansal kayıplara ve itibar zedelenmesine yol açmakla kalmıyor; aynı zamanda bireyler açısından da önemli ölçüde maddi kayba neden oluyor. Bu tehditlerin sadece bankaların değil; e-ticaret, telekomünikasyon, teknoloji şirketleri ve kamu kurumlarının da gündeminde yer aldığına dikkat çeken araştırma, müşteri güveninin korunması ve sektörün sürdürülebilirliği için tüm paydaşların uyumlu ve proaktif bir yaklaşım benimsemesi gerektiğine dikk at çekiyor. Türkiye'de bankacılık sektörünü temsil eden önemli aktörlerle gerçekleştirilen kapsamlı görüşmelere dayanan araştırma; mevcut uygulamalardaki geliştirme fırsatlarının yanı sıra, karşılaşılan zorlukları ve kurumların savunma kapasitelerini güçlendirmeye yönelik stratejik adımları ortaya koyuyor. PwC Türkiye Finansal Suçlar, Uyum ve Kriz Yönetimi Danışmanlığı Lideri Dr. Gökhan Yılmaz, araştırmanın bulgularını şu sözlerle değerlendirdi: "PwC'nin finans ekosistemindeki tecrübesi ve küresel bilgi birikimiyle hazırladığımız bu araştırma, güncel riskleri işaret etmekle kalmıyor; sahadaki iyi uygulamaları ve gelişime açık alanları da net biçimde ortaya koyuyor. Bulgularımız, sektör paydaşlarının ortak bir vizyonla hareket etmesinin; ulusal ölçekte etkin bir koordinasyon mekanizmasının kurulmasının; yapay zekâ destekli analitik modellerin etkin kullanımının ve i nsan faktörünü merkeze alan bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesinin zorunlu olduğunu vurguluyor. Günümüzde finansal dolandırıcılık yöntemleri, özellikle karmaşıklaşan sosyal mühendislik saldırıları gibi dijital unsurlarla birlikte çok daha sofistike hale geliyor ve ortaya çıkan maddi kaybın yaklaşık %80'i doğrudan müşterilerin cebinden çıkıyor. Bu çarpıcı tablo, mücadelenin yalnızca bankaların tek başına üstlenebileceği bir sorumluluk olmaktan çıktığını açıkça gösteriyor. Etkin bir çözüm için tüm paydaşların ortak hareket ettiği güçlü bir ekosistem ve iş birliği anlayışı kritik önem taşıyor. Sahada çalışan banka ekiplerinin öncelikli ihtiyaçları arasında güçlendirilmiş yasal düzenlemeler, uzman insan kaynağı ve kurum içi bağımsızlık öne çıkıyor. Tüm paydaşların dahil olacağı bir iş birliği modeliyle standartla rın tesis edilmesi ve güçlendirilmesi, kurumların savunma kapasitesini artıracak ve risklere karşı daha hazırlıklı bir yapıya geçişi hızlandıracaktır." Araştırmanın öne çıkan bulguları Araştırma, kurumlar arası iş birliğini güçlendirmek ve kurumsal kapasite ile teknolojik yatırımları daha etkin kullanmak için beş temel öneri sunuyor: Sadece bankaların değil, tüm paydaşların katılımıyla oluşturulacak çok katmanlı bir iş birliği modeli, dolandırıcılıkla mücadelenin temel yapı taşı niteliğindedir. Finans ekosisteminin ortak standartlar ve başarılı uygulamalarla desteklenmesi, Türkiye'nin dijital tehditlere karşı direncini artıracaktır.Sektör genelinde benimsenecek kapsayıcı ve ortak standartlar sayesinde, dengeli, güçlü ve uyumlu bir savunma hattı oluşturulabilir.Dolandırıcılıkla mücadele birimlerinin, kurumun stratejik kararlarında daha etkin rol almas ı için doğrudan üst yönetime veya stratejik komitelere raporlama yapması sağlanmalı.Risklerin öngörülmesi ve gerektiğinde en hızlı şekilde müdahale edilebilmesi için algoritmaların yanı sıra gelişmiş analitik kabiliyetlere ve güçlü teknolojik altyapılara da gerek duyuluyor. Teknoloji, sadece bir araç değil, stratejik bir iş ortağı olarak konumlandırılmalı.Finans ekosisteminin dolandırıcılıkla mücadelesinde müşterilerin farkındalığı ve bilgi düzeyi de kritik bir rol oynuyor. Bu nedenle bilinçli müşteriler, sadece kendilerini değil, tüm ekosistemi koruyan stratejik ortaklar olarak görülmeli. Araştırmaya göre, dolandırıcılıkla mücadele standartları, genellikle yönetim ve organizasyon yapısı, risk değerlendirme süreçleri, teknolojik altyapı ve veri analitiği, çalışan eğitimi ve farkındalık, müşteri güvenliği, olay bildirim ve müdahale prosedürleri ile kurumlar arası bilgi pay laşımı gibi ana başlıkları kapsıyor. Bu başlıklar, dünya genelinde öne çıkan başarılı modellerin de ortak noktalarını oluşturuyor. Araştırma, dolandırıcılıkla mücadelede en başarılı sonuçların, ekiplerin hukuk, bilgi teknolojileri, müşteri deneyimi, siber güvenlik ve kriz yönetimi gibi farklı disiplinlerde iş birliği yapmasıyla alınabileceğine işaret ediyor.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.