Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Araştırma

Kapsül Haber Ajansı - Araştırma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Araştırma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

 Yapay Zekâ Kullanımı Güven Endişelerine Rağmen Yaygınlaşıyor Haber

 Yapay Zekâ Kullanımı Güven Endişelerine Rağmen Yaygınlaşıyor

Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY’ın Yapay Zekâ Duyarlılık Endeksi (AI Sentiment Index) araştırmasının ikinci sayısı yayımlandı. Son altı aylık dönemde yapay zekânın günlük yaşamdaki yerini ve ne ölçüde kullanıldığını ortaya koymayı amaçlayan araştırma, kullanıcıların yapay zekâya yönelik tercihlerini incelerken, bu alanda güven inşa edilmesi için hangi adımların önem kazandığına da ışık tutuyor. Endeks sonuçları net bir tablo ortaya koyuyor: yapay zekânın benimsenme hızı, güven endişelerini geride bırakıyor. Yapay zekâ, yardımcı rolden karar süreçlerine doğru ilerliyor Araştırma, yapay zekânın hızlı benimsenmesinin artan güven düzeyinden çok, düşük riskli ve günlük kullanım alanlarında oluşan aşinalıkla bağlantılı olduğunu gösteriyor. Yol tarifi, müşteri hizmetleri, seyahat planlama ve içerik önerileri gibi kullanım alanları artık günlük rutinin bir parçası haline gelirken, bu konfor alanı daha fazla yetki devrinin de zeminini hazırlıyor. Araştırmaya göre; katılımcıların %9’u otonom araç veya sürücüsüz taksi kullandığını, %10’u kendi adına ürün satın alan bir yapay zekâ uygulamasını deneyimlediğini, %11’i ise yapay zekânın alışveriş sepetini otomatik doldurmasına veya bankacılık işlemlerini yönetmesine izin verdiğini belirtiyor. Otonom yapay zekâyı henüz deneyimlememiş kişiler arasında da bu teknolojilere açık olma durumu dikkat çekiyor. Katılımcıların %36’sı indirimlerin otomatik uygulanmasını, %34’ü müşteri hizmetleri sorunlarının kendi müdahalesi olmadan çözülmesini, %30’u ev güvenliğinin ve %21’i de randevu planlamasının yapay zekâ tarafından yönetilmesini tercih edebileceğini ifade ediyor. Benimsenme artıyor, ancak güven aynı hızda ilerlemiyor Endeks sonuçlarına göre, yapay zekâ kullanımı hızla artarken, bu teknolojinin nasıl yönetildiğine ve kontrol edildiğine yönelik güven aynı hızda gelişmiyor. Kullanıcıların güvenlik, kontrol, hesap verebilirlik ve gerçeklik konularındaki endişeleri devam etse de bu kaygılar benimsenmeyi yavaşlatmıyor; daha çok, otonom yapay zekâ sistemlerinin nasıl tasarlanması ve sunulması gerektiğine ilişkin beklentileri şekillendiriyor. Araştırma bulgularına göre; katılımcıların %66’sı yapay zekâ sistemlerinin siber saldırıya uğramasından endişe ediyor, %66’sı insan denetiminin hâlâ gerekli olduğunu düşünüyor, %73’ü ise gerçek olanla yapay zekâ tarafından üretileni ayırt edememekten kaygı duyuyor. Öncü pazarlar daha erken sinyal veriyor Araştırma, yapay zekâ kullanımının daha yaygın, daha sık ve günlük yaşama daha derin entegre olduğu sekiz öncü pazarı ortaya koyuyor: Hindistan, Çin, Brezilya, Meksika, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Hong Kong ve Güney Kore. Bu pazarlarda yapay zekâ kullanım oranı %94’e, otonom yapay zekâyı deneyimleme oranı ise %24’e ulaşıyor. Diğer pazarlar ise daha yavaş ama artan benimsenmenin görüldüğü geçiş pazarları ile daha temkinli ve seçici kullanımın öne çıktığı geride kalan pazarlar olarak ayrışıyor. Bu pazarlar, öncü pazarlara kıyasla genel yapay zekâ kullanımında %12–15, otonom kullanımda ise %11–13 oranında daha geride seyrediyor. EY Türkiye Danışmanlık Bölümü Yapay Zekâ Hizmetleri Lideri Reyzi Devrim Pamir konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: “EY Yapay Zekâ Duyarlılık Endeksi araştırması önemli bir eşiğe işaret ediyor: yapay zekâya yönelik tam güven oluşmadan, kullanım ve yetki devri hızla artıyor. İnsanlar yapay zekâyı önce düşük riskli ve günlük işlerde benimsiyor; ancak bu aşinalık zamanla daha kritik karar alanlarına da taşınıyor. Kurumlar açısından asıl konu artık yapay zekâyı kullanıp kullanmamak değil; hangi görevlerin, hangi sınırlar içinde, nasıl bir insan denetimi ve hesap verebilirlik çerçevesiyle yapay zekâya devredileceğini tasarlamak. Bu nedenle güven, sonradan eklenecek bir unsur değil; en baştan sistemin mimarisine yerleştirilmesi gereken temel bir prensip. İş dünyasının, şeffaflığı, denetlenebilirliği ve sorumlu yapay zekâ yaklaşımını merkeze alan bir dönüşümü hızla hayata geçirmesi kritik önem taşıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İş Bankası’ndan Lise Öğrencileri için Girişimcilik Programı:  WorkupOnBoard Haber

İş Bankası’ndan Lise Öğrencileri için Girişimcilik Programı: WorkupOnBoard

Girişimcilik motivasyonu yüksek gençlerin bu alanda gelişmesi ve girişimcilik ekosistemiyle tanışmasını hedefleyen program hibrit olarak 4-26 Temmuz’da düzenlenecek. Türkiye İş Bankası’nın ana destekçisi olduğu Workup, lise öğrencilerine yönelik yeni girişimcilik programı WorkupOnBoard’ı hayata geçiriyor. İş Bankası bünyesinde yer alan Yapay Zekâ Fabrikası (YZF) yürütücülüğünde gerçekleştirilecek WorkupOnBoard, bir projenin fikir aşamasından çalışan bir ürüne dönüşmesine kadar olan sürece yönelik yüksek yoğunluklu bir hızlandırma programı olarak kurgulandı. Program ile yapay zekanın geleneksel teorik eğitim modellerinden ayrışarak yalnızca bir bilgi aracı değil, doğrudan bir üretim ortağı olarak kullanıldığı bir yapı sunuluyor. Katılımcılar program boyunca yapay zekâ destekli geliştirme araçları ile ürünlerini sıfırdan oluşturacak, gerçek kullanıcılarla test edecek ve hızlı iterasyonlarla (yinelemelerle) geliştirme sürecini deneyimleyecek. 21 günlük program, fikir geliştirme ve MVP (minimum uygulanabilir ürün) oluşturma, kullanıcı doğrulama ve ürün iyileştirme, büyüme ve Demo Day hazırlığı olmak üzere üç temel fazdan oluşacak, haftanın 3 günü fiziksel mentor destekli üretim, 2 günü ise asenkron çalışma yapılacak. Katılımcılara bulut ve yapay zekâ araç kredileri ile belirli reklam/test bütçesi verilerek, geliştirdikleri ürünleri gerçek kullanıcılarla buluşturma imkânı sunulacak. Bu yaklaşım ile katılımcıların doğrudan müşteriyle temas kurabilen, test edilmiş ürünler geliştirmesi hedefleniyor. Program sonunda katılımcılar, çalışan bir MVP, kullanıcı geri bildirimlerine dayalı ürün geliştirme deneyimi ve girişimcilik refleksi kazanacak, İş Bankası Girişimcilik Ekosistemine erişim elde edecek. Ayrıca, ekipler Demo Day’de projelerini girişimcilik ekosistemi paydaşlarına sunma şansı yakalayacak. Girişimcilik motivasyonu yüksek gençlerin bu alanda gelişmesi ve girişimcilik ekosistemiyle tanışmasını hedefleyen program 4-26 Temmuz arasında hibrit olarak düzenlenecek. Yüz yüze bölümleri İş Vapur’da gerçekleştirilecek programa başvurular, 15 Mayıs’a kadar https://www.workup.ist/workuponboard üzerinden yapılabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

27. “Bilişim 500 Araştırması” İçin Başvuru Tarihleri Uzatıldı Haber

27. “Bilişim 500 Araştırması” İçin Başvuru Tarihleri Uzatıldı

Bu yıl “Teknolojinin İpek Yolu Anadolu’dan Geçmeli!” mottosuyla 27. kez gerçekleştirilecek araştırma, sektörün en kapsamlı referans çalışması olarak kamuoyuyla buluşmaya hazırlanıyor. En büyük 500 şirketin, genel sıralamanın yanı sıra faaliyet gösterdikleri alt kategoriler özelinde değerlendirileceği araştırmaya bilişim firmaları için başvuru tarihi 15 Mayıs tarihine kadar uzatıldı. Araştırmanın sonuçları ise 5 Ağustos tarihinde düzenlenecek ödül töreniyle açıklanacak. Bilişim 500 Araştırması, bu yıl “Teknolojinin İpek Yolu Anadolu’dan Geçmeli!” mottosuyla şekillenen temasıyla bilişim dünyasının öncülerini bir araya getirerek sektördeki gelişmelerin paylaşılmasına, deneyimlerin aktarılmasına ve geleceğe yönelik öngörülerin tartışılmasına önemli bir platform sunacak. Tema, geçmişte ticaretin en kritik geçiş noktası olan Anadolu’nun bugün veri, yazılım ve dijital üretimin de merkezi olma potansiyeline dikkat çekecek. Küresel rekabetin teknoloji üzerinden yeniden tanımlandığı bu dönemde Türkiye; coğrafi konumu, genç ve yetkin insan kaynağı ve gelişen teknoloji ekosistemiyle yeni dijital ticaret yollarında güçlü bir rol üstlenebilecek. Bu yaklaşım, Türkiye’nin sadece izleyen değil, yön veren bir oyuncu olması gerektiğine vurgu yaparak tüm sektörü ortak bir vizyon etrafında harekete geçmeye davet edecek. Bilişim 500 ise bu yıl yalnızca rakamları açıklamakla kalmayacak; önemli bir gerçeği de hatırlatacak: Geçmişte ticaret yollarını şekillendirenler geleceğin dünyasını kurarken, bugün teknolojinin yollarını şekillendirenler ise yarının gücünü belirleyecek. Teknolojinin hızla dönüşüm geçirdiği günümüzde, değişim ve gelişmelerden doğrudan etkilenen bilişim sektörüne yeni bakış açıları kazandırmayı, sektör temsilcilerini farklı perspektiflerden düşünmeye davet etmeyi hedefleyen Bilişim 500, Türkiye’nin dört bir yanındaki teknoloji şirketlerinin gücünü ortaya koyarak sektörün gelişimine ışık tutacak. Araştırma başvuruları 15 Mayıs’a kadar devam edip sonuçları ise 5 Ağustos’ta düzenlenecek ödül töreniyle kamuoyuna açıklanacak. Türkiye bilişim sektörü için önemli bir referans kaynağı olmanın yanı sıra bilişim dünyasında fark yaratmak isteyen şirketlere yol haritası sunan Bilişim 500 Araştırması; yerli ve yabancı yatırımcılar ile iş birliği geliştirmek isteyen kurumlar için de güçlü bir rehber olma niteliğini sürdürüyor. Başvurular Bilişim 500 web sitesi üzerinden devam ediyor Bilişim sektörünün “pazar yeri” olarak kabul edilen Bilişim 500’e başvuran şirketler; Sistem Entegratörü ve İş Ortağı, Dağıtıcı, Türkiye Merkezli Üretici ve Uluslararası Merkezli Üretici / Üreticinin Temsilcisi olmak üzere dört ana kategori altında değerlendirilecek. Bu kategorilerin donanım, yazılım ve hizmet gibi alt tabloları bulunurken, yeni teknoloji alanlarını kapsayan özel kategoriler de araştırma kapsamında yer alacak. Başvuru yapan tüm firmaların Bilişim 500 kataloğunda yer alacağı araştırmanın sonuçları, 5 Ağustos 2026 tarihinde düzenlenecek ödül töreniyle kamuoyuna açıklanacak. Törende ayrıca sektörde 25 yılını dolduran kadın bilişimcilere verilecek özel ödüller, 35 yıl emek ödülleri, 50 yıl emek ödülü ve BThaber özel ödülleri de sahiplerini bulacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Avrupa’nın 900 Üniversitesini Temsil Eden Dev Buluşma İstanbul’da Gerçekleştirildi Haber

Avrupa’nın 900 Üniversitesini Temsil Eden Dev Buluşma İstanbul’da Gerçekleştirildi

Yeditepe Üniversitesi ev sahipliğinde bu yıl 29’uncusu düzenlenen konferans kapsamında, 41 ülkeden 260 kurumdan rektörler, üniversite yöneticileri, politika yapıcılar ve uzmanlar olmak üzere yaklaşık 500 katılımcı İstanbul’da bir araya geldi. Prof. Dr. Garrell: Çeşitlilik ve Çoğulculuk EUA’nın Kimliğinin Bir Parçasıdır “Değişen Bağlamlarda Üniversiteler Arası İş Birliği” ana temasıyla düzenlenen konferansın açılışında konuşan EUA Başkanı Prof. Dr. Josep Maria Garrell, konferansa 41 farklı ülkeden katılımcının olduğunu belirterek, “Bu farklı bakış açıları, önümüzdeki iki gün boyunca tartışmalarımızı yönlendirmeye ve zenginleştirmeye büyük katkı sağlayacaktır. Çeşitlilik ve çoğulculuk, EUA’nın bir kuruluş olarak kimliğinin bir parçasıdır” diye konuştu. “İş Birliği Üniversitelerin Kalbinde Yer Alan Bir Konu” “Bu yıl, üniversitelerin varoluşunun tam merkezinde yer alan bir konuyu ele alacağız: İş birliği” diyen Prof. Dr. Garrell, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kurumlar, sektörler ve sınırlar arasında; eğitim, araştırma ve inovasyon alanlarında birlikte çalışmak, üniversitelerin faaliyetlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle konferans boyunca, kurumlar arası iş birliklerini, kamu sektörü, endüstri ve diğer paydaşlarla kurulan ortaklıkları, yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde ele alacağız. Ayrıca, üniversitelerin bu ortaklıkları geliştirmek ve sürdürülebilir kılmak için kullandığı yenilikçi yöntem ve araçları da inceleyeceğiz.” Prof. Dr. Durman: Üniversiteler Arası İş Birliği Vazgeçilmezdir Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman da 6 bin yıllık tarihiyle medeniyetlerin, kültürlerin ve düşünce geleneklerinin buluşma noktası olan İstanbul’da bu konferansın düzenlenmesinin son derece anlamlı olduğunu ifade ederek, “Bugün üniversiteler de benzer bir misyon üstlenmektedir: İnsanları, disiplinleri, kurumları ve fikirleri sınırların ötesinde buluşturmak; çeşitliliği güç, yaratıcılık ve ortak ilerlemenin kaynağına dönüştürmek” dedi. Yükseköğretimde derin bir dönüşüm sürecinden geçildiğini ifade eden Prof. Dr. Mehmet Durman, şunları kaydetti: “Dijitalleşme, yapay zekâ, değişen beceri ihtiyaçları, küresel belirsizlikler ve karmaşık toplumsal sorunlar, üniversitelerin yalnızca ne yaptığını değil, toplumla, bilgiyle ve birbirleriyle ilişkilerini nasıl konumlandırdıklarını da yeniden şekillendiriyor. Böyle bir ortamda üniversiteler arası iş birliği artık yalnızca faydalı değil, vazgeçilmezdir. Ne kadar samimi ve stratejik iş birliği yaparsak, topluma katkı sağlama kapasitemiz de o kadar artacaktır.” Eğitimden Dijital Dönüşüme Kritik Başlıklar İki gün süren konferans, yalnızca üniversiteleri değil, eğitim politikalarını, gençlerin geleceğini ve ülkelerin rekabet gücünü de yakından ilgilendiren başlıkları gündeme taşıdı. Konferansta, Avrupa üniversitelerinin önümüzdeki yıllarda nasıl bir yol haritası izleyeceği, hangi alanlarda birlikte hareket edeceği ve değişen dünya koşullarına nasıl uyum sağlayacağı kapsamlı şekilde ele alındı. Eğitimden dijital dönüşüme kritik başlıkların tartışıldığı oturumların yapıldığı konferansta, eğitim programlarının geleceği, araştırma ve inovasyon alanında ortak projeler, üniversite-sanayi iş birlikleri ve gençlerin değişen beklentileri detaylı şekilde değerlendirildi. Üniversitelerin birbirleriyle, kamu kurumlarıyla ve özel sektörle nasıl daha güçlü iş birlikleri kurabileceği, dijitalleşmenin eğitim ve araştırma üzerindeki etkileriyle üniversitelerin bu sürece nasıl uyum sağlayacağı da öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. AB’nin Yükseköğretim Stratejisi Gündemde Konferansta ayrıca Avrupa Birliği’nin yükseköğretime yönelik yeni fon ve destek programları, toplumsal güven gibi konular kapsamlı biçimde ele alındı. Sürdürülebilirlik, iklim krizi ve toplumsal dönüşüm gibi küresel meselelerde üniversitelerin üstleneceği rol de konferansın önemli gündem maddeleri arasında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Lenzing Ölçülebilir İlerlemeyle Sürdürülebilir Dönüşümü Hızlandırıyor Haber

Lenzing Ölçülebilir İlerlemeyle Sürdürülebilir Dönüşümü Hızlandırıyor

Lenzing Grubu, “Lead Transformation – Generate Impact” (Dönüşüme Liderlik Et – Etki Yarat)” başlıklı 2025 Yıllık ve Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. Rapor Lenzing’in sektörde değişimi nasıl aktif olarak şekillendirdiğini ve ekonomik, ekolojik ve sosyal boyutlarda nasıl kalıcı bir etki yarattığını ortaya koyuyor. Lenzing, hedef odaklı premiumlaşma, mükemmeliyet, inovasyon ve sürdürülebilirlik yatırımlarıyla geleceğe tutarlı bir şekilde odaklanarak, sürdürülebilir, selüloz bazlı premium elyafların lider tedarikçisi konumunu güçlendiriyor. Entegre dijital rapora buradan ulaşabilirsiniz.. Lenzing Yönetim Kurulu CFO’su Mathias Breuer, CPO/CTO’su Christian Skilich ve COO’su Georg Kasperkovitz raporla ilgili şu açıklamada bulundu: “2025, zorlu bir yıl olmasına rağmen Lenzing Grubu olarak şirketimizin gücünü ve birlikteliğini gösterdik. “Dönüşüme Liderlik Et – Etki Yarat” prensibi doğrultusunda performansımızı iyileştirdik, konumumuzu netleştirdik ve Lenzing’i geleceğe uyumlu hale getirdik. Hedefimiz net: ekonomik başarıyı çevre ve topluma karşı sorumlulukla birlikte sağlamak.” Etki Yarat : Sürdürülebilirlik, İnovasyon ve Biyoekonomiyi İleri Taşımak Lenzing, 2025 yılında ticari performansının yanı sıra sürdürülebilirlik ve inovasyon alanlarında da önemli ilerlemeler kaydetti. Sürdürülebilir çözümlere güçlü bir şekilde odaklanan küresel bir şirket olarak Lenzing, başarısını pazarlar, müşteriler, insanlar ve dünya için olumlu etki yaratan somut sonuçlarla ölçüyor. Bu sonuçlar arasında yeni elyaf inovasyonları, sürdürülebilirlik derecelendirmeleri ve tekstil ile nonwoven değer zincirleri genelinde etkili iş birlikleri yer alıyor. Lenzing, 2025’te elyaf portföyünü genişletmeyi de sürdürdü. Geliştirilmiş LENZING™ Lyocell Fill elyaf portföyü, daha iyi ısı yalıtımı, optimize edilmiş nem yönetimi ve daha yüksek boyutsal stabilite sunuyor. Yeni nesil VEOCEL™ Lyocell elyaflar, temizlik bezlerinin temizleme verimliliğini artırırken, dezenfeksiyon gibi uygulamalar da dâhil olmak üzere fosil bazlı malzemelere sürdürülebilir bir alternatif sağlıyor. TENCEL™ Lyocell HV100 elyafları ile Lenzing, Variocut teknolojisi sayesinde denim kumaşlarda doğal ve mat dokular elde edilmesini mümkün kılıyor. Lenzing, Edgewell ile birlikte VEOCEL™ Lyocell elyaf içeren hijyen ürünlerini ilk kez Kuzey Amerika pazarına sundu. Bu uygulamalar, biyobazlı malzemelerin üstün performans sunabileceğini ve biyoekonominin gelişimine katkı sağlayabileceğini gösteriyor. Harici sürdürülebilirlik derecelendirmeleri, Lenzing’in sorumlu elyaf üretimindeki lider rolünü bir kez daha teyit etti. Üst üste beşinci kez aldığı EcoVadis Platin derecesi ile Lenzing, dünya genelinde değerlendirilen şirketler arasında ilk %1’lik dilimde yer alarak sektördeki liderliğine güçlü bir kanıt sundu. Lenzing ayrıca, sorumlu ormancılık ve şeffaf tedarik zincirleri için sektör referansı olan Canopy Hot Button Report’ta birinci sırayı elde etti. CDP’nin iklim, su ve ormanlar için verdiği “Triple A” derecesi ile Sustainalytics’in 2026 “Düşük Risk / ESG Lideri” değerlendirmesiyle birlikte bu başarılar, Lenzing’in sürdürülebilirliği ana iş modeline entegre etme ve çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarında şeffaf biçimde ilerleme konusundaki küresel ölçekteki referans konumunu pekiştirdi. Lenzing, iklim aksiyonu alanında da bilim temelli hedeflerini sürdürmeye ve yenilenebilir enerji yatırımlarına ağırlık vererek ilerleme kaydetmeye devam etti. . Bu adımlar arasında, küresel çapta yedi tesis için %100 şebeke bazlı yenilenebilir elektrik tedariki ile Lenzing sahasındaki fotovoltaik sistemin genişletilmesi yer alıyor. Teknolojik gelişmeler ve iş birliğine dayalı girişimler, dönüşüm sürecini daha da hızlandırdı. Lenzing, Adidas ve Niederrhein Uygulamalı Bilimler Üniversitesi ile birlikte yürütülen bir pilot ve inovasyon projesinde, geri dönüştürülmüş Lyocell elyaflar kullanılarak kapalı döngü bir sistemde bir kazak üretildiği bir geri dönüşüm süreci geliştirdi. AB tarafından finanse edilen CELLFIL projesi kapsamında Lenzing, sentetik elyaflara alternatif olarak Lyocell filamentlerin ölçeklendirilmesi üzerinde çalışıyor. VEOCEL™ Viscostar elyaflarının üretim kapasitesini artırmak için yapılan 15 milyon euroluk yatırım ile Lenzing, özellikle kadın hijyeni uygulamaları başta olmak üzere nonwoven sektöründeki konumunu daha da güçlendiriyor. Lenzing’in araştırma alanındaki çalışmaları da takdir ediliyor. Bu alanda özellikle kadınları teşvik eden girişimleriyle “Matilda Award” için ilk üçe kaldı ve şirket dışındaki genç araştırmacılara verilen Lenzing Young Scientist Award ile ödüllendirildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Apitera’ya Bir Ödül Daha! Haber

Apitera’ya Bir Ödül Daha!

Balparmak’ın iyi yaşam markası Apitera’nın yenilikçi ürünlerinden biri olan pastili, Marketing Türkiye ve YouGov işbirliği ile gerçekleştirilen “Yılın İnovatif Ürünleri” araştırmasında gıda takviyeleri kategorisinde “Yılın İnovatif Pastili” seçildi. Apitera’nın doğal bal, propolis ve turp içeren pastili, 12 ilde yürütülen araştırmada, geleneksel bir yöntemi modern yaşamın ihtiyaçlarına uygun, erişilebilir ve yenilikçi bir forma taşımasıyla öne çıktı. Pastil, Anadolu’da geleneksel olarak kullanılan turp ve bal karışımından ilham alınarak Balparmak Ar-Ge Merkezi’nde geliştirildi. Bu yıl 9’uncusu gerçekleştirilen araştırma kapsamında, 16 farklı kategoride 71 marka değerlendirildi. Gıda takviyeleri kategorisinde yılın en inovatif ürünleri arasında gösterilen, doğal bal, propolis ve turp içeriğiyle Apitera Pastil, tüketici beklentilerine uygun yenilikçi yapısıyla öne çıktı. Marka, geçtiğimiz yıl da Apitera Propolisli Yetişkin ve Çocuk Spreyleri ile sektörün önde gelen platformlarında kazandığı “Ürün İnovasyonu” birincilik ödülleriyle yenilikçi yaklaşımını ortaya koymuştu. Gelenekten ilham alan güçlü inovasyon Karakavak propolisinin kullanıldığı Apitera Pastil, geleneksel bir yöntemi modern tüketici beklentileriyle buluşturarak güçlü bir inovasyon örneği sundu. İçeriğinin yanı sıra tat dengesi ve tüketim kolaylığı gibi unsurlar da ürün geliştirme sürecinde belirleyici oldu. Böylece Apitera Propolis ve Turp İçeren Pastil, günlük yaşamın her anında pratik şekilde kullanılabilecek formuyla tüketici beğenisine sunuldu. Balparmak Ar-Ge ve Kalite Direktörü Dr. Emel Damarlı, “Geliştirdiğimiz her Apitera ürününde, doğadan gelen değeri bilimsel çalışmalarla desteklemeyi ve standardize etmeyi hedefliyoruz. Apitera Propolis ve Turp İçeren Pastil ile de geleneksel bir yöntemi arı ürünleri konusundaki uzmanlığımız ve bilimsel yaklaşımımızla yeniden yorumladık, böylece geliştirdiğimiz ürünü modern çağın beklentilerine uygun bir forma taşıdık. Aldığımız bu ödül, tüketicilerin ihtiyaçlarını doğru okuyarak geliştirdiğimiz inovasyon anlayışımızın güçlü bir örneğidir” dedi. Tüketici içgörüsüyle şekillenen ürün yaklaşımı Ürün, piyasaya sunulmasının ardından kısa sürede tüketiciden olumlu geri dönüş aldı ve Apitera markasının büyüme yolculuğunda önemli bir rol üstlendi. Tüketici içgörüsünü merkeze alan yaklaşım, ürünün başarısında belirleyici oldu. Balparmak Pazarlama Direktörü Ilgın Övül Yağız, “Tüketicilerin, doğal ve etkili içeriklere yönelirken aynı zamanda pratik ve keyifli bir kullanım deneyimi aradığını görüyoruz. ‘Etkili ama lezzet bakımından tüketimi zor’ algısını kıran bu yaklaşımın ödülle taçlanması bizim için çok değerli. Bu başarıyı tüketici içgörüsünü merkeze alan yaklaşımımızın bir sonucu olarak değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı. Apitera markası, Balparmak Ar-Ge Merkezi’nde yürütülen çalışmalarla geliştirilen arı ürünleri temelli yenilikçi takviye edici gıda çözümleri sunmaya devam ediyor. Propolis başta olmak üzere arı ürünleriyle zenginleştirilen ürün ailesi, farklı kullanım formlarıyla iyi yaşam alanındaki inovasyon odağını yansıtıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Almanya Büyükelçiliği’nin Elçisi Bredohl’dan Türkiye Değerlendirmesi Haber

Almanya Büyükelçiliği’nin Elçisi Bredohl’dan Türkiye Değerlendirmesi

Yaklaşık yedi ay önce Türkiye’ye gelen Bredohl, daha önce Kolombiya, Polonya, Brüksel ve Hong Kong’da görev yaptığını belirterek, farklı coğrafyalarda edindiği deneyimlerin uluslararası iş birliklerine bakışını şekillendirdiğini ifade etti. Özellikle Hong Kong’daki dinamik yapı ve Asya ile Avrupa arasındaki güçlü ticari ilişkilerin, küresel iş birliklerinin önemini gösterdiğini vurguladı. Ankara’ya geliş sürecine de değinen Bredohl, şehrin sıcak ama misafirperver yapısından etkilendiğini, Türkiye’nin kültürel çeşitliliğinin ise dikkat çekici olduğunu dile getirdi. İki ülke arasındaki kültürel bağların özellikle sanat ve günlük yaşamda kendini gösterdiğini belirten Bredohl, bu etkileşimi “pozitif ve ilgi çekici” olarak tanımladı. Türkiye’de en çok dikkatini çeken unsurun gündelik hayattaki kültürel etkileşimler olduğunu ifade eden Bredohl, farklı geçmişlere sahip bireylerin birbirlerinin kültürlerine aşina olmasının kendisini şaşırttığını söyledi. Türkiye’nin farklı şehirlerini keşfetmeye devam ettiğini belirten Bredohl, ülkenin sunduğu çeşitliliğin “büyüleyici” olduğunu vurguladı. İki ülke ilişkilerine de değinen Bredohl, ekonomik iş birliklerinin yanı sıra eğitim, araştırma ve bilimsel çalışmaların önemine dikkat çekerek, özellikle genç yaşta kazanılan uluslararası deneyimlerin belirleyici olduğunu ifade etti. Genç kuşakların sınırları aşan ortak bir kültürel dil geliştirdiğini belirten Bredohl, bu durumun uzun vadede ilişkileri olumlu yönde etkileyeceğini söyledi. Önümüzdeki dönemde Türkiye–Almanya ilişkilerinde önemli uluslararası etkinliklerin etkili olacağını dile getiren Bredohl, iki ülkenin benzer büyüklük ve coğrafi konumlarının ortak sorumluluklar doğurduğunu ifade etti. Farklılıklara rağmen benzerliklerin daha baskın olduğuna dikkat çeken Bredohl, stereotiplere takılmadan ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’de en çok misafirperverlikten etkilendiğini söyleyen Bredohl, görev süresi boyunca hem Türkiye’yi hem de çevre coğrafyayı daha yakından tanımayı hedeflediğini belirtti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kundura DocLab 2026 İçin Açık Çağrı Başladı Haber

Kundura DocLab 2026 İçin Açık Çağrı Başladı

Farklı metodolojilerin ve perspektiflerin iç içe geçtiği yaratıcı bir düşünce alanı olarak tasarlanan Kundura DocLab, kurmaca dışı hikâye anlatımını yeniden ele alan, belgesel sanatının sınırlarını sorgulamaya açan uluslararası bir program olarak üçüncü edisyonuna hazırlanıyor. Sinema ve tiyatronun araştırma pratiklerini ortak bir zeminde buluşturan DocLab, anlatının üretim süreçlerini disiplinlerarası bir yaklaşımla yeniden düşünmeye davet ediyor. İlk kez Mayıs 2023’te hayata geçirilen program, her yıl farklı eğitmen ve katılımcı yapısıyla yeniden kurgulanarak, farklı coğrafyalardan gelen yaratıcı zihinler arasında güçlü bir karşılaşma alanı yaratmayı sürdürüyor. Bu karşılaşmalar, yalnızca proje geliştirme süreçlerine değil, aynı zamanda sanatçıların yöntemlerini, bakış açılarını ve üretim pratiklerini derinleştiren kolektif bir düşünme biçimine alan açıyor. Kundura DocLab, belgesel yaratıcılarının eşit bir zeminde buluşarak ortak üretim süreçlerini paylaşabilecekleri bir ekosistem sunuyor. Program, katılımcıların kendi yaratıcı kaynaklarını keşfetmelerini teşvik ederken; dramaturjik bir akış içinde kurgulanmış, estetik araştırmaya yönlendiren sorular aracılığıyla kurgudışı anlatının özünü yeniden tartışmaya açıyor. Bu yönüyle DocLab, yalnızca bir geliştirme programı değil; anlatının bugünü ve geleceği üzerine düşünen dinamik bir araştırma alanı olarak konumlanıyor. Başvurular 20 Nisan’a kadar devam ediyor Kundura DocLab 2026 için başvurular 20 Nisan 2026 tarihine kadar kabul ediliyor. Seçilen projeler 4 Mayıs’ta açıklanacak; katılımcıların programa dahil olabilmesi için 11 Mayıs’ta gerçekleştirilecek çevrimiçi ön hazırlık buluşmasına katılım zorunlu olacak. Programın konaklamalı geliştirme süreci ise 8–12 Haziran 2026 tarihleri arasında Beykoz Kundura’da gerçekleşecek. Disiplinlerarası araştırma ve ortak üretim odağı Programa kabul edilen katılımcılar, beş gün boyunca Beykoz Kundura’da konaklayarak belgesel sinema ve belgesel tiyatro arasında kurulan yaratıcı alanda ortak araştırmalar yürütecek. Program, katılımcıların kendi pratiklerine yenilikçi ve disiplinlerarası yaklaşımlar geliştirmelerini desteklerken, üretim süreçlerinde karşılaşılan yaratıcı dirençleri dönüştürmeyi ve anlatının farklı katmanlarını görünür kılmayı hedefliyor. Kimler başvurabilir? Kundura DocLab; araştırma odaklı çalışan, metodolojilerini geliştirmeyi hedefleyen 30 yaş ve üzeri film ve tiyatro yönetmenlerine açık bir programdır. Başvuru koşulları kapsamında: Sinema alanında başvuran yönetmenlerin uluslararası bir festivalde gösterilmiş en az 1 uzun ya da 2 orta metraj belgesel filme sahip olması,Tiyatro alanında başvuran yönetmenlerin ulusal ve/veya uluslararası festivallerde sergilenmiş en az 1 özgün oyun ya da projeye imza atmış olması bekleniyor. Programın tamamı İngilizce yürütüleceği için katılımcıların ileri seviyede İngilizce bilgisine sahip olmaları gerekiyor. Uluslararası bir düşünme ve üretim ağı Geniş bir coğrafyadan başvurulara açık olan Kundura DocLab, her edisyonuyla büyüyen uluslararası ağıyla belgesel sanatının dönüşen doğasına eşlik ederken; disiplinlerarası düşünme ve birlikte üretim pratiklerini sürdürülebilir bir zemine taşımayı amaçlıyor. 20 Nisan tarihine kadar devam eden Kundura DocLab açık çağrı başvurularının detayları için https://beykozkundura.com/kunduralab/doclab/ adresini ziyaret edebilirsiniz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Nükleer Teknolojiler Geliştirme Hamlesinde Kritik Eşik Haber

Türkiye’nin Nükleer Teknolojiler Geliştirme Hamlesinde Kritik Eşik

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 2025 yılı eylül ayında başlatılan ve Türkiye’nin nükleer teknolojilerde önemli bir üs olarak konumlanmasını hedefleyen “Yerli Nükleer Reaktör Geliştirilmesi Projesi” çağrısına yanıt, IC Holding grup şirketlerinden IC Nükleer ve Endüstri’den (ICN) geldi. IC Holding, Türkiye’nin ilk nükleer güç santrali Akkuyu NGS başta olmak üzere enerji güvenliği, karbon nötr hedefi ve teknolojik bağımsızlık vizyonu doğrultusunda nükleer faaliyetlerini ICN çatısı altında topladığını duyurmasının ardından “Yerli Nükleer Reaktör Geliştirilmesi Projesi” için İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ile iş birliği anlaşması imzaladı. Ülkemizde ilk, dünyada ise aynı anda dört reaktörün birden inşa edildiği ilk nükleer santral olan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin ana yüklenicisi olmayı sürdüren IC Grubu, bu alandaki mühendislik ve uygulama deneyimini bir üst seviyeye taşıyarak İTÜ’de yerli nükleer reaktör üretimi (SMR) için kurulacak teknoparkın ilk özel sektör destekçisi oldu. İş birliği, İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal ve IC Holding CEO’su Can Çaka tarafından imzalanan anlaşmayla resmiyet kazandı. Türkiye’nin nükleer enerji vizyonu doğrultusunda atılan bu adım, yalnızca bir enerji yatırımı olarak değil; aynı zamanda bilim, teknoloji ve sanayide bağımsızlığı güçlendirecek stratejik bir dönüşümün parçası olarak değerlendiriliyor. ICN’nin İTÜ ile kurduğu iş birliği ile şekillenen bu yeni dönem, Türkiye’nin nükleer teknolojilerde küresel ölçekte söz sahibi olma hedefini somutlaştırırken, ülkemizin nükleer teknolojilerde yalnızca uygulayıcı değil, tasarlayan, geliştiren ve üreten bir ülke olma hedefinde de kritik bir eşik olacak. Can Çaka: “Anahtar teslim nükleer oyuncu olmayı hedefliyoruz” Türkiye’nin nükleer çağında oyun kurucu bir rol üstlenmeyi hedeflediklerini aktaran IC Holding CEO’su Can Çaka, şirketin nükleer alandaki vizyonunu şu sözlerle ortaya koydu: “Dünya enerji ve teknoloji alanında yeni bir kırılma noktasından geçiyor. Nükleer teknoloji, bu dönüşümün en kritik bileşenlerinden biri haline geliyor. Biz IC Holding olarak bu dönüşümün sadece bir parçası olmayı değil, yön veren oyuncularından biri olmayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda yalnızca teknolojiyi kullanan değil, aynı zamanda onu geliştiren ve üreten bir pozisyona geçiyoruz. Nükleer endüstrinin güçlü ve kalıcı bir parçası olmayı; kendi ülkemizde özellikle odaklanacağımız 4. nesil hızlı reaktörlerin imalatını yapmayı ve bu kabiliyeti zaman içinde küresel ölçekte de hayata geçirmeyi amaçlıyoruz. Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde edindiğimiz EPC deneyimiyle bu alanda önemli bir yetkinlik kazandık. Bugün geldiğimiz noktada ise hedefimiz bunun ötesine geçmek. Artık yalnızca projelerin yüklenicisi değil; tasarımından mühendisliğine, üretiminden uygulamasına kadar tüm süreci yöneten, anahtar teslim nükleer projeler geliştirebilen entegre bir yapı kuruyoruz. İTÜ ile başlattığımız iş birliği, bu vizyonun en somut adımlarından biri. Akademi ile sanayiyi bir araya getirerek Türkiye’de gerçek anlamda bir nükleer teknoloji ekosistemi oluşturuyoruz. Amacımız yalnızca projeler geliştirmek değil; Türkiye’yi nükleer teknolojilerde üretici, ihracatçı ve küresel ölçekte referans bir ülke konumuna taşımak.” İTÜ’de nükleer teknopark: Çok paydaşlı bir ekosistem kuruluyor Nükleer enerji teknolojileri, küçük modüler reaktörler (SMR) ve ilgili mühendislik çözümleri geliştirmek amacıyla hayata geçirilen İTÜ nükleer teknopark, Türkiye’nin bu alandaki ilk yapılanması olacak. İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal ise konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede şunları kaydetti: “Küresel ölçekte iklim değişikliği, yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve yapay zeka ekseninde şekillenen dönüşümle birlikte jeopolitik ve jeoekonomik dengeler yeniden tanımlanıyor. Bu çok katmanlı yapı içinde; enerji güvenliği, ülkelerin sürdürülebilir kalkınması açısından stratejik bir zorunluluk haline gelirken; enerji üretiminden dağıtımına kadar tüm sürecin bütüncül bir yaklaşımla ele alınmasını gerektiriyor. Nükleer teknolojilerde söz sahibi olmak, enerji üretmekten öte; geleceği tasarlama sorumluluğuna ve iradesine sahip olmaktır. Bu çerçevede meseleye, enerjiye erişimin ötesinde; bu teknolojileri geliştirme, tasarlama ve yön verebilme kapasitesini inşa etme perspektifiyle yaklaşıyoruz. Küçük modüler reaktörler (SMR) ise küresel ölçekte yeni nesil enerji sistemlerinin merkezinde yer alırken, bu alanda geliştirilen bilgi ve teknoloji kapasitesi ülkelerin rekabet gücünü doğrudan belirleyen unsurlar arasında bulunuyor. Bu nedenle, İTÜ olarak konuyu, 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi’nde yer alan “Yerli Modüler Nükleer Reaktör Geliştirme” hedefiyle doğrudan örtüşen bir çerçevede ele alıyoruz. Nükleer bilimi, teknolojisi ve mühendisliği konusunda en fazla ihtiyaç ise insan kaynağı odaklı. İTÜ olarak bu kapsamda lisans, yüksek lisans ve doktora olmak üzere her düzeyde katkı sağlamaya devam edeceğiz.” Prof. Dr. Hasan Mandal, şöyle devam etti: “Türkiye’nin enerji alanında ilklerine ve enlerine imza atan bir üniversite olarak, nükleer teknolojilerdeki akademik birikimimizi ileri araştırma ve teknoloji geliştirme süreçleriyle bütünleştiriyoruz. Türkiye’nin ilk araştırma reaktörü olan İTÜ TRIGA MARK II Eğitim ve Araştırma Reaktörü’ne ev sahipliği yapıyor. Ülkemizin ilk Enerji Enstitüsü’nü kurmuş bir kurum olarak bu alandaki kurumsal sürekliliğimizi güçlendirirken aynı zamanda nükleer teknolojilerde akademik liderliği üstlenmenin sorumluluğunu taşıyoruz. Bu süreçte IC Nükleer ve Endüstri ile başlattığımız iş birliği, akademi ve sanayinin birlikte etkiyi büyüten ve süreci hızlandıran bir çarpan etkisi olmasının yanı sıra, ülkemizin nükleer teknolojilerde üretme kapasitesini güçlendiren stratejik bir adım niteliğinde. Bu iş birliğini iki kurum arasında sadece kurulan bir yapı olarak görmekle kalmayıp farklı üniversitelerin, araştırma merkezlerinin ve sanayi paydaşlarının dahil olduğu çok paydaşlı bir ekosistemin parçası olarak ele alıyoruz. Nükleer teknolojilerde geçmişten gelen birikimimiz ile süreci reaktif bir yaklaşımın ötesinde proaktif bir anlayışla ele alıyor; akademik birikimimizden ve tabandan gelen gelişim (bottom-up) ile beslenen organik bir yapı kuruyoruz. Enerji Enstitümüz bünyesinde yürüttüğümüz çalışmalarla nükleer teknolojileri üniversitemizin öncelikli araştırma alanları arasında konumlandırırken, Türkiye’nin ilk Nükleer Teknoloji Geliştirme Parkı ile akademi ve sanayinin eş zamanlı üretim yaptığı, araştırmadan tasarıma, mühendislikten üretime uzanan bütüncül bir yapıyı hayata geçiriyoruz. Bu yapıyı, bilginin doğrudan uygulamaya dönüştüğü ve disiplinler arası etkileşimin süreklilik kazandığı bir ekosistem olarak kurguluyoruz. “Gençlerimizin nükleer alanına yönelik artan ilgisi ve motivasyonu, oluşturduğumuz ekosistemin sürdürülebilirliği ve derinleşmesi açısından önemli bir potansiyel sunuyor.” “Birlikte Öğrenme Laboratuvarlarımız ile farklı disiplinlerden araştırmacılar ve öğrencileri ortak problem alanları etrafında bir araya getiriyor; birlikte öğrenme, birlikte geliştirme ve birlikte başarma yaklaşımını somut çıktılarla güçlendiriyoruz. Gençlerimizin nükleer alanına yönelik artan ilgisi ve motivasyonu, oluşturduğumuz ekosistemin sürdürülebilirliği açısından önemli bir potansiyel sunuyor. Mükemmeliyet merkezimiz, lisansüstü programlarımız ve Türkiye’de ilk kez açılan “Nükleer Mühendislik” Yenilikçi Yandal Programımız ile bu alanda nitelikli insan kaynağını sistematik bir şekilde yetiştiriyor; araştırma kapasitemizi insan kaynağı gelişimiyle eş zamanlı olarak ileri taşıyoruz. Nükleer teknolojilerde söz sahibi olmak, enerji üretmekten öte; geleceği tasarlama sorumluluğuna ve iradesine sahip olmaktır. İTÜ olarak bu anlayışla hareket ediyor; akademi ve sanayinin birlikte ürettiği bu ekosistemi kalıcı ve sürdürülebilir bir yapıya dönüştürerek ülkemizin küresel ölçekte rekabet gücüne katkı sağlamak adına çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” ICN’nin İTÜ ile başlattığı bu iş birliği, yalnızca iki kurum arasında kurulan bir ortaklık değil; farklı akademik kurumların da dahil olduğu geniş bir bilgi ve araştırma ağına dayanıyor. Başta Hacettepe Üniversitesi olmak üzere nükleer alanda çalışan farklı üniversitelerden akademisyenlerin de dahil olacağı bu yapı, disiplinler arası bir yaklaşımla ilerleyecek. Proje kapsamında insan kaynağı geliştirme hedefi doğrultusunda her yıl en az 10 öğrenciye araştırma bursu verilmesi planlanırken, çalışmanın yaklaşık 4 ila 8 yıl arasında bir sürede olgunlaşması öngörülüyor. Kurulacak nükleer teknopark ile yerli reaktör tasarımından mühendislik geliştirme süreçlerine, insan kaynağı yetiştirilmesinden nükleer sınıf üretim altyapısının oluşturulmasına kadar geniş bir ekosistem inşa edilmesi hedefleniyor. Akademi ile özel sektörü aynı çatı altında buluşturan bu yapı, Türkiye’nin nükleer teknolojilerde kalıcı bir bilgi birikimi ve üretim kapasitesi geliştirmesinin de temelini oluşturacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.