Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Arşiv

Kapsül Haber Ajansı - Arşiv haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Arşiv haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cumhuriyet’in Hafızası Metrohan’da Yaşayacak Haber

Cumhuriyet’in Hafızası Metrohan’da Yaşayacak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından Beyoğlu Tünel’deki tarihi İETT Genel Müdürlüğü Binası Metrohan’ın 2. katında kurulan İBB Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Merkezi Zafer Toprak Arşivi törenle hizmete açıldı. 2023 senesinde hayatını kaybeden Türkiye’nin önde gelen tarihçilerinden Prof. Dr. Zafer Toprak’ın adının verildiği merkezin açılışına İBB Başkanvekili Nuri Aslan, İBB Genel Sekreteri Prof. Dr. Volkan Demir, İBB bürokratları, Merhum Prof. Dr. Zafer Toprak’ın eşi Binnaz Toprak ve ailesi, Beyoğlu ve Avcılar Belediye Başkanvekilleri, Meclis üyeleri ve çok sayıda akademisyen katıldı. Zafer Toprak Arşivi’nde; 40.996 kitap, 49.567 süreli yayın, 5.000 fotoğraf, 6.868 evrak, 595 tez, 196 afiş, 327 kartpostal ve 110 film makarası olmak üzere toplam 103.649 eser yer alıyor. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan törende sırasıyla İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, Prof. Dr. Zafer Toprak’ın eşi Binnaz Toprak, Beyoğlu Belediye Başkanvekili Sefer Karaahmetoğlu ve İBB Başkanvekili Nuri Aslan birer konuşma yaptı. Sözlerine İstanbul’un seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun sevgi ve selamlarını ileten Aslan, şu ifadeleri kullandı; “BURAYA GENÇ TARİHÇİLER, ÖĞRENCİLER, ARAŞTIRMACILAR GELECEK VE ZAFER HOCAMIZIN MUAZZAM ARŞİVİNDEN FAYDALANACAKLAR” “Profesör Doktor Zafer Toprak, ömrünü Cumhuriyet tarihini anlamaya, anlatmaya, belgelemeye ve gelecek nesillere aktarmaya adamış abidevi bir tarihçimiz. Hakiki bir Cumhuriyet aydınıydı. Bugün bir insanın bir ömür boyu biriktirdiği bilginin milyonlarca İstanbullunun ortak zenginliğine dönüşmesine şahitlik ediyoruz. Her zaman ne diyoruz? Eğer kendinizi yalnız hissediyorsanız Cumhuriyet kurumu olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve onun seçilmiş Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve onun yol arkadaşları hep yanınızda. İşte o şiarla gittiğimiz yolda Toprak ailesinin ve Toprak ailesinin cömert ve asil bağışıyla kamuya açılan bu muazzam hafıza, biraz önce Mahir Bey’in de söylediği, 103 bin 649 parçalık dev bir koleksiyondan oluşuyor ve artık bir Cumhuriyet kurumuna, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne emanet. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin emanete nasıl sahip çıktığını, biraz önce yine sayılarla söylenen 2 milyon Atatürk Kitaplığı Kütüphanesi aslında bunun en güzel örneklerinden birisi. Ayrıca Zafer Hocamızın çalışma masası, daktilosu, kitaplığı ve kişisel eşyalarını da burada koruyacağız. Buraya genç tarihçiler, öğrenciler, araştırmacılar gelecek ve Zafer Hocamızın muazzam arşivinden faydalanacaklar. İşte bu bizim için büyük bir gururdur.” “Bizim için Zafer Toprak’ın arşivini Metro Han’da araştırmacılarla buluşturmak neyse mahallelerimizde açtığımız kütüphaneler de tam olarak budur. Aslında o mahalleye gidip Cumhuriyeti, Cumhuriyetin çocuklarıyla buluşturuyoruz. İkisi de Cumhuriyetin eşitlikçi ve aydınlatıcı, aydınlatmacı fikrinin iki yüzüdür, iki gerçeğidir. Bugün İstanbul’un dört bir yanında hizmet veren kütüphanelerimiz; çocuklarımızın hayal kurduğu, gençlerimizin çalıştığı, Cumhuriyet fikrinin mahalle mahalle yeşerdiği kurumsal alanlardır. İnanıyoruz ki bugün o mahalle kütüphanelerinde masaya oturan her bir evladımız yarın gelecek ve Metro Han’daki bu araştırma merkezinde Cumhuriyetin geleceğine yön veren birer bilim insanı olacak. Bir yüzyıl sonra da onlar, onların yaptıklarını aynı Zafer Toprak’ın yaptıkları gibi bir başka Cumhuriyet çocuğu gelip sahip çıkacak; onlar da başka yerlerde başka Zafer Toprak kütüphaneleri açacaklar.” “MERHUM HOCAMIZ PROFESÖR DOKTOR ZAFER TOPRAK’I SAYGI, RAHMET VE MİNNETLE ANIYORUM. İBB CUMHURİYET ARAŞTIRMALARI MERKEZİ İSTANBUL’UMUZA HAYIRLI, UĞURLU OLSUN” “Biz Cumhuriyetin evlatları olarak Cumhuriyeti korumaya devam edeceğiz. Bu büyük kazanımın hayata geçmesinde vizyonuyla yolumuzu açan Cumhuriyetin güzel çocuklarından biri Ekrem Başkanımız başta olmak üzere, bu eşsiz bilimsel mirası İstanbul’a ve yarınlarımıza emanet eden Zafer Toprak ailesine ve tüm çalışma arkadaşlarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Tabii burada Genel Sekreterimiz biraz önce söylediler, Genel Sekreter Yardımcılarımız Mahir Polat, Oktay Özel, Merve Gedik ve tüm çalışma arkadaşlarıma binlerce kez teşekkür ediyorum. Bir taraftan biz Cumhuriyetin değerlerine sahip çıkıyoruz, bir taraftan da Cumhuriyeti yaşatmak için gece gündüz mücadele ediyoruz. Merhum Hocamız Profesör Doktor Zafer Toprak’ı saygı, rahmet ve minnetle anıyorum. İBB Cumhuriyet Araştırmaları Merkezi İstanbul’umuza hayırlı, uğurlu olsun. Bilimin, aklın ve Cumhuriyetin ışığı İstanbul’un her köşesini aydınlatmaya devam etsin. İyi ki varsınız; sağ olun, var olun.” İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ise konuşmasında şunları söyledi; “Tabii bizim için özel bir gün. Çünkü emek üzerine kurulu bir sürecin son aşamasına geldik. Oldukça zahmetli ama sonuç ürününü görmek açısından değerli bir proje. Biz, Cumhuriyet’in 100. yılında, sevgili Başkanımız Ekrem İmamoğlu Cumhuriyet’in 100. yılının bazı projelerini lanse ederken Cumhuriyet Araştırmaları Merkezi’ni de 100. yıl projesi olarak lanse etmiş ve o günlerde bu binada yapılacak bir projenin buna adanacağını deklare etmişti. Bu çalışma tabii 2023’te başlayan bir çalışma. Ne yazık ki biz aslında kendi özgün kaynaklarımızı yazmayı planlarken o günlerde talihsiz bir şekilde Zafer Hoca’yı da kaybettiğimiz günlere denk gelmişti. Bazı çalışmaların arka planını anlatmakta fayda var. Yani tarihe de kayıt düşüyoruz, çünkü biraz da tarih de böyle oluyor. Sevgili Binnaz Hocamla ben o kötü günün telefon görüşmesini unutamıyorum. Yani öyle özel bir andı. Aramızda kıymetli akademisyen hocalarım, dostlarım biliyorlar; biz o günlerde Zafer Hoca’yla aslında aktif olarak bir proje çalışıyorduk. Yani biz günübirlik görüşürken Cumhuriyet Tarihi Müzesi’ni, Taksim Maksemi’ndeki projeyi çalışırken ne yazık ki Hocayı bu koşullarda kaybettik. O gün konuştuğumuz konu şuydu aslında: Evet, bu arşiv çok değerli ama bir yandan da şu var; bir tarihçinin nasıl bir metodolojiyle çalıştığını, nasıl bir ürün koyduğunu ve kendi deneyiminin aslında onun yolundan gidecek başka akademisyenlere, entelektüellere nasıl rol model olacağının bir fikri gelişmişti.” “BİZİM BURADAKİ ESAS HEDEFİMİZ İSTANBUL’UN SADECE BİR ARŞİVİNİ DEĞİL, BİR AKADEMİSYENİN, BİR ENTELEKTÜELİN EMEĞİNİN DE DEĞERİNİN ALTINI ÇİZMEK VE KORUMAKTI” “Burası aslında sadece bir arşiv merkezi demek değil; bir akademisyenin, bir entelektüelin, Türkiye’nin toplumsal tarihine çok farklı açılardan yaklaşmış, çalışmış... Biliyorum buradaki çok değerli dostların her birisi bambaşka bir alandan onunla bir tecrübesi var ve onun neler yaptığını çok iyi biliyorlar. O yüzden o metodolojiyi taşımak adına bir önemli yanı olabilir diye düşünmüştük. Şu an Metro Han binasındayız. bir komplike bir kültür merkezi olarak düşünülen, entelektüelliğin, kültür etkinliklerinin ve çok amaçlı başka etkinliklerin de yürüyeceği İstiklal’in sonunda, Tünel Meydanı’nda bir kültür merkezi oluşan projenin bence bir katının olması gereken değerde önemli bir projeye ev sahipliği yaptı. Hayat böyle tesadüflerle, ilginç durumlarla buluşuyor. Bizim buradaki esas hedefimiz İstanbul’un sadece bir arşivini değil, bir akademisyenin, bir entelektüelin emeğinin de değerinin altını çizmek ve korumaktı.” “BAŞKA KURUMLARA DA ROL MODEL OLMASI ADINA CUMHURİYET TARİHİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ’Nİ AÇMIŞ BULUNUYORUZ” “Tabii böyle bir arşivi, özellikle Hocayı kaybettikten sonra biz birinci yılında yapmak istiyorduk ama bunun açılışına yetişmesi gerekiyordu. Buradan bu cumartesi yapılacak etkinliği de duyurmaktan onur duyuyorum. Hocamız, 27 akademisyenin katılacağı bir konferansla cumartesi sabahı ve pazar günü burada başlayacak bir etkinlikle anacağımız bir anma konferansını yapıyoruz. Birbirinden değerli dostlarımız var. Şu an bazı hocalarımız var aramızda. Bu vesileyle Şevket Hocam da burada, kendisine çok sevgilerimi gönderiyorum. Onunla başka başka projeleri de yapmaya devam edeceğimizin altını çizmem gerekiyor. Böyle bir alanı, bu kadar güzel bir projeyi çok anlamlı bir hocamızla buluşturarak onun hem hatırasına saygıyla hem de Türkiye’de akademisyenlerin bütün ömür boyu biriktirdikleri birikimlerin onların ölümünün ardından birden silinip gitmesinin ne kadar kötü olduğunu bilerek başka kurumlara da rol model olması adına Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Merkezi’ni açmış bulunuyoruz.” Prof. Dr. Zafer Toprak’ın hayat arkadaşı Akademisyen ve 24’üncü Dönem TBMM Milletvekili Binnaz Toprak da, şunları ifade etti; “BU HİKAYE, BURANIN HİKAYESİ EKREM İMAMOĞLU İLE BAŞLADI” “Gerçekten çok mutluyum. Çünkü olağanüstü bir yer olmuş burası. Uzun sürdü, zaman aldı, çok insan çalıştı ama hakikaten benim beklediğimin ötesinde bir kütüphaneye dönüşmüş. Bu hikaye, buranın hikayesi Ekrem İmamoğlu ile başladı, Sevgili Başkanımız Ekrem Bey'le… Zafer'in cenazesine gelmişti. 'Bir daha göremem herhalde ben' dedim. O kadar meşguldü ki o sıralar… 'Bir daha göremem, onun için görmüşken bu Zafer'in kitaplarından bir bahsedeyim.' dedim, bahsettim. Bana 'Hemen tabii.' dedi ve Mahir Bey'in ismini verdi. Mahir Bey inanılmaz bir insan. Hakikaten öyle. Hani böyle çok konuşup iş yapmayan insanlar vardır ya, Mahir Bey'de tam tersi. Sürekli üreten biri. İstanbul'un çehresini değiştirdiğini düşünüyorum yaptığı, reno… reno ve ettiği tarihi mekanlarla. Yani şimdi… Neyse, siyasete siyasete girmeyeyim. Şeyi diyecektim; AKP hep 'Tarihimizle ilgileniyoruz.' diyor, söylüyor ama pek pek bildiklerini zannetmiyorum, pek bir şey yaptıkları da yok.” “HAKİKATEN BÖYLE BİR ŞEY OLACAĞINI DÜŞÜNSE MÜTHİŞ SEVİNİRDİ, MÜTHİŞ GURUR DUYARDI” “Hakikaten burayı gördükten sonra şöyle düşündüm; irrasyonel bir düşünce. 'Ah keşke Zafer sağ olsaydı da bu kütüphaneyi görseydi, kitaplarının burada olduğunu görseydi.' diye düşündüm. Tabii sağ olsaydı vermezdi! Kesinlikle ayrılmazdı. Bir ara ben sormuştum 'Zafer yani günün birinde ölecek olursan nereye vermek istersin?' Hiç düşünmüyordu, çünkü çok ani bir ölümdü. Gece uykusunda, neden öldüğü de belli olmadı. 'Hiç düşünmedim.' dedi. 'Hiç aklımda bile yok.' dedi. Onun için bilemezdi ama hakikaten böyle bir şey olacağını düşünse müthiş sevinirdi, müthiş gurur duyardı.” Protokol konuşmalarının ardından İBB Genel Sekreteri Mahir Polat, protokole merkezi gezdirerek eserler hakkında ayaküstü bilgi verdi. “50 KİŞİLİK ÇOK AMAÇLI BİR SALON DA BULUNUYOR” İstanbul’un kalbinde, Taksim Tünel Meydanı’nda yer alan ve İBB Miras tarafından restore edilen tarihi İETT binası Metrohan’ın 2. katında açılan İBB Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Merkezi, tarihçilerin yanı sıra farklı disiplinlerden araştırmacıların da kişisel ve akademik araştırmaları için doğrudan yararlanabileceği nitelikli bir çalışma ortamı sağlıyor. 950 m2’lik bir alanda faaliyet gösteren merkezde, 90 kişilik çalışma kapasitesinin yanı sıra söyleşi ve toplantılar için 50 kişilik çok amaçlı bir salon da bulunuyor. İBB Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Merkezi’nde yer alan Zafer Toprak Arşivi’nde 40.996 kitap, 49.567 süreli yayın, 5.000 fotoğraf, 6.868 evrak, 595 tez, 196 afiş, 327 kartpostal, 110 film makarası bulunuyor. Prof. Dr. Zafer Toprak’ın daktiloları, ödül ve plaketleri, çalışma masası ve kitaplığı gibi objeler de 2023’te hayatını kaybeden tarihçinin çalışma odasıyla aynı biçimde tasarlanan özel bir odada korunuyor. Cumhuriyet tarihine ilişkin araştırma kaynaklarını bir araya getiren İBB Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Merkezi, ilerleyen dönemde kapsamını genişletirken söyleşi ve toplantılarla da Cumhuriyet tarihi üzerine farklı çalışmaların buluştuğu bir merkez olmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mersin Kent Belleği Ofisi ile Mersin’in Gazete Hafızası Dijital Arşivle Yaşatılıyor Haber

Mersin Kent Belleği Ofisi ile Mersin’in Gazete Hafızası Dijital Arşivle Yaşatılıyor

Geçmiş dönemin haberlerinin yanı sıra kentin sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamına ilişkin önemli bilgiler barındıran gazete arşivi, dijitalleştirme çalışmalarıyla korunuyor. Gazete sayfalarından fotoğraflara, haritalardan eski evraklara, kişisel tanıklıklardan sözlü tarih kayıtlarına kadar kentin geçmişine ait farklı kaynakları bir araya getiren Mersin Kent Belleği Ofisi, Mersin’in ortak hafızasını koruyarak geleceğe taşıyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Mersin Bellek Ofisi, kentin yakın tarihine ışık tutan yerel basın arşivlerini dijitalleştirerek, geçmişin gazete sayfalarını gelecek kuşaklara taşıyor. Bu kapsamda Tarsus Yeni Ses Gazetesi’nin 1969-2011 yılları arasındaki nüshaları taranarak dijital arşive aktarılıyor. Mersin’in geçmişi, bugün dijital arşivlerde korunarak yarının belleğine bırakılıyor. Önemli bir arşiv çalışmasına imza atılıyor Ofis; kentin yazılı, görsel, sözlü hafızasının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla önemli bir arşiv çalışmasına imza atıyor. Çalışmaların önemli başlıklarından birini ise geçmiş dönemlere ait yerel gazetelerin dijitalleştirilmesi oluşturuyor. Bu kapsamda, Tarsus Yeni Ses Gazetesi’nin 1969-2011 yılları arasında yayımlanan nüshaları taranarak dijital ortama aktarılıyor. Yaklaşık yarım asırlık bir döneme yayılan gazete arşivi, yalnızca dönemin haberlerini değil; Tarsus ve Mersin’in sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamına ilişkin çok sayıda ayrıntıyı da geleceğe taşıyor. Gazete sayfalarında yer alan haber, ilan, duyuru, fotoğraf ve çeşitli içerikler; yayımlandıkları dönemin gündelik yaşamına, kentte yaşanan değişimlere ve toplumsal yapıya ilişkin önemli izler barındırıyor. Yıpranan sayfalardan kalıcı dijital hafızaya Zaman içerisinde fiziksel olarak yıpranabilen, kaybolma riski taşıyan veya erişimi zorlaşan gazete nüshaları, dijitalleştirme çalışmaları sayesinde korunuyor. Materyaller yüksek çözünürlükte taranarak teknik kontrollerden geçiriliyor ve arşiv standartlarına uygun dijital formatlarda saklanıyor. Çalışmaların tamamlanmasının ardından oluşturulacak dijital arşivin, yalnızca akademisyen ve araştırmacıların değil, Mersin ve Tarsus tarihine ilgi duyan vatandaşların da kullanımına sunulması planlanıyor. Kent belleği, geçmişten geleceğe uzanan bir köprü… Ofis’in çalışmaları yalnızca gazete arşivlerinin dijitalleştirilmesiyle sınırlı kalmıyor. Ofis, kentin tarihsel, kültürel ve sosyal hafızasını farklı kaynaklardan derleyerek bütüncül bir kent belleği oluşturmayı amaçlıyor. Gazete ve dergilerin yanı sıra fotoğraf, harita, efemera ve eski evrak gibi kentin geçmişine ışık tutan materyaller de arşive kazandırılıyor. Bu çalışmalar kentlerin yalnızca binalar, caddeler ve meydanlardan ibaret olmadığı; ortak hafızanın, kültürel birikimin ve toplumsal deneyimlerin de kentin kimliğini oluşturduğu anlayışıyla yürütülüyor. Mersinlilerin tanıklıkları da kayıt altına alınıyor Yazılı kaynakların yanı sıra sözlü tarih çalışmalarına da önem verilen Ofis’te, Mersin’de doğmuş, yaşamış veya kentin gelişimine önemli katkılar sunmuş kişilerle gerçekleştirilen sözlü tarih görüşmeleri de profesyonel ekipmanlarla kayıt altına alınıyor. Görüşmelerin deşifre edilmesinin ardından elde edilen içeriklerin kitap ve belgesel serileri şeklinde yayımlanması hedefleniyor. Böylece kişisel yaşam öyküleri ve tanıklıklar da kentin yakın tarihinin önemli parçaları olarak korunuyor. Kent tarihi için güçlü bir arşiv oluşturuluyor Tarsus Yeni Ses Gazetesi’nin 1969-2011 yılları arasındaki nüshalarının dijitalleştirilmesi de bu kapsamda, Mersin ve ilçelerinin yakın tarihinin korunması açısından önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Mersin’in geçmişine ait gazete sayfalarından fotoğraflara, haritalardan kişisel tanıklıklara kadar farklı kaynakların korunmasıyla kent belleğinin sürekliliğinin sağlanması; gelecek kuşakların yaşadıkları kenti daha iyi tanımaları ve kentin kültürel mirasına ilişkin farkındalığın artırılması amaçlanıyor. Mersin Kent Belleği Ofisi, geçmişin izlerini koruyarak kentin hafızasını geleceğe taşıyor. Dijital arşiv çalışmaları ise yıllar önce basılmış gazete sayfalarını yalnızca birer tarihi belge olmaktan çıkarıp, kentin değişimine tanıklık eden yaşayan bir kent hafızasına dönüştürüyor. Akça: “Mersin’in kültürel ve sosyolojik geçmişini kayıt altına alıyoruz” Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı Kent Katılımı ve Sivil Toplum ile İlişkiler Şube Müdürü Başar Akça, Mersin Kent Belleği Ofisi’nin Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer öncülüğünde hayata geçirilen, Mersin’e Değer Katanlar Kurulu’nun (MEDEKA) en güzel projelerden biri olduğunu belirtti. MEDEKA’nın alt kurullarından bir tanesi olan Kent Tarihi Araştırmaları Kurulu’nun önerisiyle çalışmalarına başlayan Ofis’in temel amacının, Mersin’in sahip olduğu kültürel ve sosyolojik geçmişi ve buna bağlı tüm kültürel değerleri araştırmak, tasnif etmek, kayıt altına almak ve dijitalleştirerek gelecek kuşaklara aktarmak olduğunu söyledi. Akça, “Bu anlamda özellikle Mersin’in yakın dönemine tanıklık edecek her türlü hatıraları; gerek birinci ağızdan, gerek anlatılardan, gerekse de kaynaklardan tarayarak kendi arşivlerimize kaydediyoruz. Sonrasında da kentimizde yaşayan ve ulusalda Mersin’le alakalı araştırma yapmak isteyen herkesin kullanımına sunmak üzere, güzel bir dijital ortama alıyoruz” dedi. Ofis’in sözlü tarih çalışmalarına da devam ettiğini belirten Akça, “Sözlü tarih çalışmalarından elde ettiğimiz verileri deşifre yöntemleriyle kayıt altına alıyoruz. Mersin ve tüm ilçelerimizi kapsayacak şekilde, kent tarihi ve belleğine uygun konularda, uzman tarihçiler ve o dönemin gerçek tanıklarıyla söyleşiler gerçekleştiriyoruz. Bu söyleşilerin tam kayıtlarını alarak dijitalleştiriyoruz” diye konuştu. Akça, Kent Belleği Ofisi’nin yalnızca arşiv ve sözlü tarih çalışmalarıyla sınırlı kalmadığını da vurgulayarak, “Kent tarihine katkı sunabilecek, ışık tutabilecek sempozyum, çalıştay, panel ve atölye çalışmalarıyla da Mersin Büyükşehir Belediyesi çatısı altında çalışmalarımıza devam ediyoruz” ifadelerini kullandı. Sümer: “Gazeteleri dijitale aktararak, aslında kentin hafızasını gelecek nesillere aktarıyoruz” Mersin Kent Belleği Ofisi’nde tarihçi olarak görev yapan Alkım Sümer, Ofis’te tarihçi ve arkeolog kadrolarla birlikte, özellikle kent kültürüyle alakalı önemli çalışmalara imza attıklarının altını çizdi. Sümer, eski gazetelerin dijitale aktarılmasının kent kültürü açısından çok önemli bir çalışma olduğunu ifade ederek, Mersin’in genç bir kent olmasına karşın, ilçelerinin köklü geçmişlere sahip olduğunu ifade etti. Özellikle Tarsus’un uzun yıllardır var olan önemli bir gazete arşivine sahip olduğunu belirten Sümer, “1969’lu yıllarda gazete, sosyal hayat açısından çok önemli. Giderek maalesef değerini yitiriyor. Bunların içerisinde bir yok olma tehdidi var. Gazete için kullanılan ürün yıllar içerisinde nemden, hava şartlarından etkilenerek yok olmaya yüz tutuyor. Biz bunu dijitale aktararak, aslında kentin hafızasını gelecek nesillere aktarmış oluyoruz. Daha sağlıklı bir şekilde, daha uzun yıllar korunabilecek bir hale getiriyoruz. Onun için bu çok değerli bir çalışma. Bunun devamı da gelecek. Sadece Tarsus özelinde değil, diğer ilçelerimizde de bu tarz çalışmalarımız devam ediyor” dedi. Kent dinamiklerinin de çalışmalara önemli katkılar sunduğunu belirten Sümer, “Çünkü biz katılımcı bir anlayışla çalışıyoruz. Mersin’e Değer Katanlar Kurulu (MEDEKA) ve Tarsus’a Değer Katanlar Kurulu (TADEKA) da bu konuda bize yardımcı oluyor. Ellerindeki arşivleri, bilgileri ve koleksiyonları bizimle paylaşıyorlar. Bizler de dijitale aktararak, aslında bunu Mersin’in geleceğine aktarmış oluyoruz” diye konuştu. “Arşivleme işleminde özel programlar ve makineler kullanıyoruz” Dijitale aktarma sürecinin teknolojik bir altyapı ile gerçekleştiğini ifade eden Sümer, “Bir tarayıcının içerisinde bunu tarayarak, ardından bilgisayara, dijitale aktarıyoruz. Saklama kısmı da çok önemli. NAS diske atıyoruz. Çok sağlıklı bir şekilde depoluyoruz. Bu iş ve işlemleri yapan arkadaşlarımız, bilgisayarda özel programlar ve özel makineler kullanıyorlar. Çok kıymetli, kalıcı ve sağlıklı bir hale bürünmüş oluyor bu şekilde” dedi ve yazılı olarak da gazeteleri muhafaza edeceklerinin altını çizdi. “Kent Belleği Ofisi, Başkan Seçer’in vizyonunun bir sonucu olarak çalışıyor” Mersin’in bir balıkçı köyünden dünya kentine dönüşme sürecinin, kentte yaşayan bazı kişilerin tanıklıklarıyla anlam kazandığını belirten Sümer, sözlü tarih çalışmalarının bu açıdan büyük önem taşıdığını söyledi. Sümer, “Bizim yapmış olduğumuz sözlü tarih çalışmaları ve onlardan almış olduğumuz ürünleri hem dijital ortamda hem de oluşturduğumuz müzelerde sergileyecek olmamız, belki de diğer kentlere nazaran çok daha önemli bir hal almış oluyor. Biz de bu tarz ürünleri bulabilmek daha zor. Aslında bizim şu an kaybolmasın diye gösterdiğimiz çaba keşke daha önce gösterilmiş olsaydı. Belki de bir sürü kaybolan ürünler, koleksiyonlar ve en önemlisi kaybolan değerler var. Dinlenecek bir sözü olan, Mersin’in gelişmesine tanıklık etmiş, ama hiçbir şekilde kaydı olmayan insanlar var. Biz bu eksikleri gidermek için var gücümüzle çalışıyoruz” dedi. Bu sürecin, Başkan Seçer’in 2019’da başlatmış olduğu bir kent kültürü süreci olduğunu kaydeden Sümer, “Kent Belleği Ofisi de o vizyonun bir sonucu olarak çalışıyor” diye belirtti. “Kent fotoğrafları da bir hazinedir” Kent Belleği Ofisi’nin yalnızca gazete ve dergilerden oluşan bir arşiv çalışması yürütmediğini sözlerine ekleyen Sümer, kent fotoğraflarının da büyük önem taşıdığını söyledi. Sümer, “Kent fotoğrafları, Mersin’e ait yıkılmış, yok olmuş binaların fotoğrafları bir hazinedir. Biz onlara ulaşmak için çaba sarf ediyoruz. İyi de bir yol kat ettiğimizi düşünüyoruz. Umarım böylece, Mersin’in geleceği artık daha çok incelenebilir, üzerine tezler ve kitaplar yazılabilir bir hal alır. Kent belleği ve Mersin Kent Belleği Ofisi; geçmişten geleceğe uzanan bir köprüdür” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Rolls-Royce’dan 100 Yıllık Efsanesine Özel Koleksiyon  Haber

Rolls-Royce’dan 100 Yıllık Efsanesine Özel Koleksiyon 

100 yıldır Phantom, dünyanın en etkili isimleri tarafından tercih edilen, başarı ve seçiciliğin nihai sembolü olarak tanınıyor. Efsanevi Phantom’un 100. yılı kutlanırken, Rolls-Royce Motor Cars Phantom Centenary Private Collection ile saygı duruşunda duruyor ve sadece 25 adet ile sınırlı bu özel koleksiyonu kutluyor. Rolls-Royce Bespoke (kişiselleştirme) Collective’in tasarımcı, mühendis ve ustaları, tüm uzmanlıklarını ve yaratıcılıklarını bir araya getirerek, markanın başyapıtı olarak nitelendirilebilecek bu eşsiz koleksiyonu hayata geçirdi. Rolls-Royce Bespoke ekibi, 1920’lerden günümüze Phantom’un her neslinin ruhunu ve kimliğini detaylı bir şekilde inceleyerek, modelin dünyasına tam anlamıyla nüfuz etti. Bespoke ekibi, Phantom’un önemli sahiplerini, Rolls-Royce’un kilit isimlerini, modelin tasarlanıp üretildiği mekanları ve dönemin ruhunu yansıtan önemli olayları detaylı bir şekilde araştırdı. Bu ilham kaynakları, önce 77 el çizimi motif olarak tasarlandı ve ardından Phantom Centenary Private Collection’a özenle işlenmiş arşiv referanslarıyla yansıtıldı. Ortaya çıkan bu özel koleksiyon, Phantom’un geçmişine saygı duruşunda bulunurken, bugününü tanımlıyor ve önümüzdeki 100 yıl boyunca modelin mirasını şekillendirecek prensipleri ortaya koyuyor. Her tarihi an, bu nadir ve koleksiyon değeri taşıyan saygı duruşu için özel olarak geliştirilen ileri düzey zanaatkarlık teknikleri ile hayata geçiriliyor. İç mekânda, couturier tasarımı tekstiller, çizim stilinde nakışlar, lazerle işlenmiş deri ve öncü ahşap işçiliği – üç boyutlu marküteri, altın varak ve üç boyutlu mürekkep katmanlama dahil – Phantom’un hikayesini çarpıcı ve detaylı bir şekilde anlatıyor. Dış tasarımda, kaput benzersiz bir Spirit of Ecstasy figürü ile taçlandırılıyor. Bu figür, Phantom’un ilk modelinde ilham alınarak yeniden yorumlandı ve bu özel yıldönümünü anmak için saf altından üretildi. Dış tasarım: Zarif ve özel Bespoke ifadesi Siyah – beyaz bir film yıldızının zamansız zarafetini yansıtan Phantom Centenary Private Collection’ın dış tasarımı, Phantom’un galalarda boy gösterdiği, sinema ikonlarını taşıdığı ve dönemin ışıltısının simgesi haline geldiği Hollywood’un altın çağını anımsatıyor. Araç, Bespoke iki tonlu boya ile tamamlanıyor ve uzun yüzeylerdeki bu uygulama, 1930’lu yılların Phantom modellerinin akıcı silüetine saygı duruşu niteliğinde. Yan gövde, Arctic White üzerine Super Champagne Crystal kaplamasıyla sunulurken, üst gövde siyah üzerine Super Champagne Crystal ile tamamlanıyor. Özel olarak geliştirilen bu kaplama, dış yüzeye olağanüstü bir metalik parlaklık kazandırıyor. Bu etki, şeffaf verniğe ince öğütülmüş cam parçacıklarının eklenmesiyle sağlanıyor. Bu özel kutlama Private Collection için, Rolls-Royce boya uzmanları, şeffaf parçacıkları şampanya rengi partiküllerle değiştirerek miktarını iki katına çıkardı ve böylece büyüleyici bir derinlik elde etti. Bu zamansız kaplama, Spirit of Ecstasy’nin benzersiz bir yeniden yorumlanmasıyla taçlandırılıyor. Phantom’a takılan ilk Spirit of Ecstasy figürünü referans alan tasarımcılar, bu ikonik figüre bir saygı duruşu niteliğinde tasarım ortaya çıkardı; önce 18 ayar saf altın ile dökülen figür, ardından 24 ayar altın kaplama ile tamamlanarak kusursuz ve kararmaya dayanıklı bir yüzey sunuyor. Parça, Londra’daki Hallmarking & Assay Office’e sunularak, özel olarak geliştirilen “Phantom Centenary” damgasını aldı. Rolls-Royce tarihinde bir ilk; altın ve beyaz mineli “RR” Figürün tabanı, el dökümü beyaz cam mine ile tamamlanıyor ve koleksiyonun adı özenle işlenerek kazınıyor. Rolls-Royce tarihinde bir ilk olarak, aracın ön, arka ve yan taraflarında yer alan “RR” Onur Rozeti, koleksiyona özel 24 ayar altın ve beyaz mine ile sunuluyor. Dış tasarımın tamamlayıcısı olarak, her biri 25 çizgiyle işlenmiş Phantom jantları yer alıyor. Bu detay, koleksiyondaki 25 araca saygı duruşu niteliğinde olup, toplamda 100 çizgi ile Phantom’un 100. Yılı kutlanıyor. İç tasarım: Phantom efsanesine yolculuk Phantom’un bir asırlık hikayeleri, Private Collection’ın iç mekandaki birçok yüzeyde zarif bir şekilde hayat buluyor; bazıları hemen fark edilen, bazıları ise zamanla keşfedilen görkemli arşiv referanslarıyla anlatılıyor. Geçmiş Phantom modellerine bir saygı duruşu olarak, Phantom Centenary’in iç mekânı tekstil ve deriyi bir araya getiriyor; bu tasarım, markanın ilk yıllarını anımsatıyor; şoför koltuğu dayanıklı deri ile arka kabin ise lüks kumaşlarla kaplanıyordu. Bu zarif kontrast, Phantom’un her zaman sürüşteki otorite ile yolcu kabinindeki mutlak huzuru mükemmel bir dengeyle bir araya getirdiğini gözler önüne seriyor. Arka koltuklar: Ustalığın zirvesi Phantom Centenary’in arka koltukları, 1926 yapımı ünlü “Phantom of Love” modelinden ilham alıyor. O dönemlerde, koltuklar el dokuması Aubusson halılarıyla özel olarak tasarlanmıştı. Koltuklardaki sanat eserleri, üç farklı hikâye katmanı üzerinden anlatılıyor. İlk katman, yüksek çözünürlüklü baskı ile tasarlanan arka plan, Phantom’un tarihine ait önemli mekanları ve objeleri gözler önüne seriyor. Bu detaylar, Londra’daki markanın ilk adresi Conduit Street’ten, Henry Royce’un Güney Fransa’yı konu alan yağlı boya tablolarına kadar uzanıyor. İkinci katman, yüksek çözünürlüklü baskı ile tasarlanmış olup, geçmişin ikonik Phantom modellerini ince detaylarla gözler önüne seriyor. Üçüncü ve en üst katman, Phantom’un her neslinden yedi önemli sahibi soyut bir şekilde temsil eden özenle işlenmiş nakışlarla oluşturuluyor. Bu özel kumaş, bir moda atölyesi ile iş birliği içinde 12 ay süren titiz bir çalışma sonucunda geliştirildi ve haute couture dünyasının ötesinde ilk kez Phantom Centenary için kullanıldı. Rolls-Royce’un yüksek standartlardaki dayanıklılık, dokunsal kalite ve estetik beklentilerini karşılamak üzere, yüksek çözünürlüklü baskı süreci Phantom Centenary Private Collection için özel olarak geliştirilmiş mürekkepler ve tekniklerle mükemmelleştirildi. Rolls-Royce tarihinin en detaylı koltuk kompozisyonu Yüksek çözünürlüklü baskılı kumaş, benzersiz bir el çizimi görünümü sunan özenle tasarlanmış nakışlarla tamamlanıyor. Bespoke Collective tarafından “iplikle eskiz yapmak” olarak tanımlanan bu özel nakış tekniği, bir kalem çizgisinin ifadesini tekstil üzerinde kusursuz bir şekilde yansıtıyor. Her bir görseli öne çıkarmak ve tanımlamak üzere ustalar, Golden Sands ipliği ile eskiz tarzında düzensiz dikişler uyguladı. Bu teknik, çizgilerin yüzeyin üzerinde hafifçe süzülüyormuş gibi görünmesini sağlıyor. Doku ve derinlik, Seashell ipliği ile yüksek yoğunluklu dikişler uygulanarak sağlandı. Tüm kompozisyon boyunca bu özenli işçilik, toplamda 160.000’den fazla dikişten oluşuyor. Tamamlanan eser, her biri tam hassasiyetle hizalanmış ve koltukların kıvrımlarına uyacak şekilde yerleştirilmiş 45 ayrı panelden oluşuyor. Bu süreç, Savile Row terzilik tekniklerinden ilham alınarak gerçekleştirildi ve sonuç olarak Rolls-Royce tarihinin en detaylı koltuk kompozisyonu ortaya çıktı. Arka koltukların, el dokuması bir halının çağdaş yorumu olarak tasarlandığını belirten Celina Mettang (Bespoke Colour and Material Designer, Rolls-Royce Motor Cars) sözlerine şöyle devam etti: “Phantom’un hikayesi, özenle seçilmiş detaylar aracılığıyla tekstil ve nakışlarla gözler önüne seriliyor. Her bir nakış detayı, ustalar tarafından dijital olarak yeniden tasarlanarak işlendi ve her çizgi için özel dikiş teknikleri titizlikle seçildi. Örneğin, at motifinde saç dokusunu canlandırmak için aralıklı dikişler, kasları ve hatları belirginleştirmek için ise yoğun dikişler uygulandı. Bu ince detayların kusursuz bir şekilde uygulanabilmesi için olağanüstü bir hassasiyet gerekiyordu; bir motif, istenilen mükemmelliğe ulaşana kadar 24 kez revize edildi. Bu süreç, Phantom’un adını onurlandıran özel bir saygı duruşu yaratırken hissettiğimiz derin kişisel gururu ve bu ikonik mirası gelecek nesillere taşıma sorumluluğunu gözler önüne seriyor.” Ön koltuklar: Sürüş kabininde tasarımın zirvesi Ön koltuklardaki deri, Bespoke tasarımcı tarafından el çizimi olarak hazırlanan çalışmalar temel alınarak lazerle işlenmiş olup, çizerin ustalığını ve detaycılığını yansıtıyor. Motifler arasında, Phantom’un 100 yıllık mirasının olağanüstü ağırlığını zarif bir şekilde taşıyan sembolik detaylar yer alıyor. Bunlar arasında, 2003’teki Rolls-Royce yeniden lansmanının kod adı olan “Roger Rabbit”e gönderme yapan bir tavşan ve 1923 Phantom I prototipinin kod adı olan martı yer alıyor. Anthology Gallery: 100 yıldır anlatılan seçilen bir hikâye Phantom Centenary Private Collection’ın merkezinde, Anthology Gallery yer alıyor. Bu etkileyici kompozisyon, dikey olarak fırçalanmış 50 adet 3D baskılı alüminyum “kanatçıktan” oluşuyor ve bir kitabın sayfaları gibi zarif bir şekilde iç içe geçiyor. Her bir kanatçık, her iki tarafından da okunabilen oyma harflerle tasarlanmış olup, Phantom’un bir yüzyıl boyunca basında yer alan övgü dolu alıntılardan oluşuyor. Heykel, düşen havai fişeklerin ışıltısını çağrıştıran değişken ışıklandırmalarla zarif bir şekilde aydınlatılıyor. Her bir kanatçığın fırçalanmış kenarları, izleyicinin bakış açısına göre değişen yansıma ve ışık oyunları oluşturuyor. Ahşap işçiliği: Heykelsi bir ifade Phantom Centenary Private Collection, Rolls-Royce tarihinde yaratılmış en karmaşık ve detaylı ahşap işçiliğini içeriyor. Bir yıl süren bir çalışma sonucunda geliştirilen ve Blackwood ile renklendirilmiş kapı panelleri, Phantom’un en önemli ve dönüm noktası niteliğindeki yolculuklarını gözler önüne seriyor. Her bir kompozisyonda, coğrafi haritalar, kıvrımlı yollar, geniş manzaralar, bitkisel detaylar ve deneysel araba tasvirleri, Phantom’un mirasını yansıtan yaşayan bir sanat eseri yaratacak şekilde bir araya getiriliyor. Arka kapılar, Sir Henry Royce’un kış aylarını geçirdiği St. Tropez yakınlarındaki Le Rayol-Canadel-sur-Mer kıyı şeridini betimliyor. Ön yolcu kapısında, Sir Henry Royce’un yazlık konutunun bulunduğu West Wittering’in manzarası yer alıyor. Burası, günümüzde Rolls-Royce’un merkezi olan tesise yalnızca sekiz mil uzaklıkta bulunuyor. Sürücü kapısında, Goodwood döneminin ilk Phantom’ının Perth’ten başlayarak Avustralya kıtasını kat ettiği destansı 4.500 millik yolculuk anlatılıyor. Her bir kompozisyonda, derinlik ve doku yaratmak amacıyla 3 boyutlu çok yönlü marküteri, lazer kazıma, 3 boyutlu mürekkep katmanlama ve altın varak teknikleri bir araya getiriliyor. Haritalar, manzaralar, çiçekler ve ağaçlar gibi motifler, lazer kullanılarak ahşaba üç farklı derinlikte işleniyor. Bu yolculukları temsil eden yollar, 0.1 mikrometre kalınlığındaki altın varak karelerinden işlenmiş 24 ayar altınla parlatılıyor. Her bir yol özenle hazırlanıyor, kesiliyor ve yerleştiriliyor. Arka kapılarda, Güney Fransa’ya özgü çam, servi, eğrelti otu ve palmiye gibi bitki örtüleri de yer alıyor. Arka yolcu kapısının bir bölümü ise Sir Henry Royce’un bölgeye ait orijinal yağlı boya tablolarından birini, tuvalden ahşaba aktararak yeniden canlandırıyor. Royce’un evlerinin tam konumları – Güney Fransa’daki Villa Mimosa ve West Wittering’deki Elmstead – 2.76 mm çapında tek bir altın varak noktasıyla özenle işaretleniyor. Phantom’un hikayesinin farklı yönlerini bir araya getiren kompozisyonu oluşturmak için orijinal metinler, günlükler, fotoğraflar ve tablolar gibi eşsiz bir kaynak yelpazesinden yararlandıklarını belirten Katrin Lehmann (Bespoke Colour and Material Designer, Rolls-Royce Motor Cars) sözlerine şöyle devam etti: “Bu proje için geliştirilen yeni teknolojiler, özellikle 3 boyutlu mürekkep katmanlama, daha önce mümkün olmayan ölçekte detayların eklenmesine olanak sağladı – bazıları yalnızca 0.13 mm yüksekliğinde; denizde yelken açan bir tekneden haritadaki konum isimlerine kadar her detay titizlikle işlendi. Phantom’un tarihindeki anları, bu ismi taşıyan modelin hak ettiği detay ve titizlikle hayata geçirebilmek büyük bir ayrıcalık.” Kapılardaki ahşap yüzeyler, özenle işlenmiş deri panellere dönüştürülüyor. 24 ayar altın “yollar”, altın iplik işlemeler olarak devam ediyor; haritalar ve manzaraların detayları siyah iplikle işlenerek kapıların kaplamalı bölümündeki kazınmış detayları yansıtıyor. Ahşap işçiliği, 1925 model orijinal Phantom I ve günümüz Phantom VIII’in tasvirleriyle tamamlanıyor; her biri arka piknik masalarına özenle kazınmış olarak sunuluyor. Modeller, piknik masalarının deri kaplı arka yüzeylerindeki işlemelerde de yansıtılıyor; bu, geçmiş ile günümüzü bir araya getiren bir diğer ince detay olarak öne çıkıyor. Piano Black kaplama, merkezi döner düğmeyi yansıtan altın tozu ile zenginleştirilmiş; söz konusu düğme de 24 ayar altın kaplamaya sahip olarak sunuluyor. Altın bir miras 6,75 litrelik V12 motor gibi muazzam bir mühendislik harikası, Arctic White ile tamamlanmış özel tasarım bir kapakla öne çıkarılıyor. Kapak, Phantom’un modern efsanesini ve başarısını şekillendiren kusursuz gücü onurlandırmak için 24 ayar altın detaylarla süsleniyor. Starlight (Yıldız tavan) altında Phantom’un hikayesi Hafif animasyonlu ve işlemeli Starlight tavan döşemesi, Phantom’un tarihindeki önemli anları 440.000 dikişle yansıtıyor. Tasarım, Henry Royce’un Wittering’deki bahçesinde, iki yakın meslektaşı – markanın Baş Motor Tasarımcısı Charles L. Jenner ve Rolls-Royce’un deneysel departmanının baş test sürücüsü Ernest Hives – ile birlikte dut ağacının altında fotoğraflandığı anı yansıtacak şekilde tasarlandı. Bespoke Collective, bu andan ilham alarak, Starlight tavan döşemesinin altında oturan müşterilerin Royce’un bir zamanlar yaşadığı gibi kendi hayal gücü ve olasılık kıvılcımlarını deneyimleyebileceği bir ilham atmosferi yaratmayı amaçlıyor. Sahne, markanın Goodwood’daki merkezinin avlusundaki karakteristik kare taçlı ağaçları da içerecek şekilde tasarlanıyor. Bal arıları – Rolls-Royce Arıcılığı’ndaki 250.000 sakinine atıfta bulunan bir detay – uçuş halinde tasvir ediliyor; muhtemelen yalnızca Rolls-Royce’un merkezinde yetiştirilen Phantom Rose’a doğru ilerliyorlar. Takımyıldızlarının arasında, geçmişin önemli Phantom modellerine sessiz övgüler yer alıyor; bunlar arasında, Sir Malcolm Campbell’in “Bluebird” olarak bilinen Phantom II’sini temsil eden bir kuş motifi de bulunuyor. Dut yapraklarının arasında, Goodwood döneminin ilk Phantom’unun tasarlandığı gizli 1990’lar tasarım stüdyosu “The Bank’teki” kasa kapısı kilit mekanizmasına ince bir gönderme yer alıyor. Hareket halinde unutulmaz bir miras Phantom Centenary Private Collection’ı hayata geçiren tasarımcılar, mühendisler ve zanaatkarlar için bu araç, nesilde bir kez üstlenebilecek türden özel bir sorumluluk anlamına geliyor. Ortaya konan bu eser, Phantom’un doğuşuna ilham veren aynı ruhu yansıtıyor: markanın mükemmelliğe olan sarsılmaz bağlılığını ve dünyanın en iyi aracını yaratma tutkusunu simgeliyor. Rolls-Royce Phantom Centenary Private Collection, dünyanın en saygın lüks ürününün 100 yıllık mirasına adanmış bir saygı duruşu olarak sunulduğunu belirten Chris Brownridge (Chief Executive, Rolls-Royce Motor Cars) sözlerine şöyle devam etti: “Bu ödünsüz sanat eseri, özenle tasarlanmış Phantom VIII’i bir tuval olarak kullanarak Phantom’un olağanüstü yaşam öyküsünü ve onu şekillendiren insanları anlatıyor; Rolls-Royce’daki vizyonerlerden, efsanesinin oluşmasına katkıda bulunan sahiplerine kadar tüm hikayeyi kapsıyor. Bir yüzyıldır, Phantom isim plakası, Rolls-Royce’un yeteneklerinin zirvesini simgeliyor. Bu mirası onurlandırmak amacıyla hazırlanan son derece iddialı Private Collection, yeni teknikler sunuyor ve 40.000 saatten fazla emeğin ürünü olarak ortaya çıktı. Bu araç, Phantom’un hırs, sanatsal yaratıcılık ve tarihi ağırlık simgesi olarak statüsünü yeniden teyit ediyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.