Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Aşılama

Kapsül Haber Ajansı - Aşılama haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Aşılama haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Halk Sağlığının Asıl Gücü Hastalıkları Ortaya Çıkmadan Önlemeyi Hedeflemesinden Gelir Haber

Halk Sağlığının Asıl Gücü Hastalıkları Ortaya Çıkmadan Önlemeyi Hedeflemesinden Gelir

3–9 Eylül Halk Sağlığı Haftası kapsamında açıklamalarda bulunan İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’ndan Dr. Funda Yıldız, halk sağlığında hastalıkların ortaya çıkmasını önlemeye yönelik koruyucu yaklaşımın önemine dikkat çekti. Koruyucu sağlık uygulamalarının toplum sağlığı üzerindeki etkisi küresel verilerde çarpıcı biçimde görülüyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) öncülüğünde gerçekleştirilen kapsamlı bir çalışmaya göre, aşılama programları son 50 yılda dünya genelinde en az 154 milyon kişinin hayatını kurtardı. Aşılamanın küresel bebek ölümlerindeki azalmanın yüzde 40’ına katkıda bulunduğu hesaplandı. Hastalıkların ortaya çıkmasına yol açan önlenebilir risklerin azaltılması da halk sağlığının önemli çalışma alanlarından biri. DSÖ ve Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın (IARC) 2026 yılında yayımladığı, 185 ülke ve 36 kanser türünü kapsayan küresel analize göre, incelenen yeni kanser vakalarının yüzde 37’si, yaklaşık 7,1 milyon vaka, önlenebilir nitelikte. Tütün kullanımı, enfeksiyonlar ve alkol tüketimi önlenebilir kanser nedenleri arasında ilk sıralarda yer alırken; yüksek vücut kitle indeksi, fiziksel hareketsizlik ve hava kirliliği de risk faktörleri arasında bulunuyor. Bunun yanı sıra, güvenli su, sanitasyon ve hijyen de hastalıkların önlenmesinde kritik önem taşıyor. DSÖ’ye göre güvenli olmayan su, sanitasyon ve hijyen koşulları dünya genelinde her yıl en az 1,4 milyon önlenebilir ölümle ilişkili. Hastalıklara yönelik koruyucu sağlık önlemlerinin önemine değinen Yıldız, “Halk sağlığının asıl gücü, yalnızca geniş çalışma alanından değil, hastalığı ortaya çıktıktan sonra ele almak yerine mümkün olduğunca ortaya çıkmadan önlemeyi hedeflemesinden gelir. Bu yönüyle halk sağlığı, ‘Nasıl tedavi ederiz?’ sorusundan önce ‘Nasıl koruruz, nasıl önleriz ve nasıl daha sağlıklı bir yaşamı mümkün kılarız?’ sorularını sorar” dedi. ‘Halk sağlığı yaşamın her alanındadır’ Aşılama, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, temiz su ve hijyen gibi birbirinden farklı alanların halk sağlığının kapsamına girdiğini belirten Yıldız, halk sağlığının bireyi yaşamın belirli bir döneminde değil, doğum öncesinden yaşlılığa uzanan yaşam yolculuğunun tamamında ele aldığını söyledi. Yıldız, “Halk sağlığı, anne ve çocuk sağlığından adolesan, erişkin, kadın, erkek ve yaşlı sağlığına; bağışıklamadan bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan hastalıkların kontrolüne; erken tanı ve tarama programlarından sağlıklı beslenme ve fiziksel aktiviteye; ruh ve aile sağlığından çevre, iş ve okul sağlığına; evde sağlık ve bakım hizmetlerinden dezavantajlı grupların sağlık gereksinimlerine ve sağlıkta eşitsizliklerin azaltılmasına kadar çok geniş bir alanda bireyin ve toplumun sağlığını korumayı ve geliştirmeyi amaçlar” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

  Çocukluk Çağı Aşıları Kalıcı Hastalıklardan Koruyor!  Haber

  Çocukluk Çağı Aşıları Kalıcı Hastalıklardan Koruyor! 

Aşılar, belirli bir mikrobun zayıflatılmış ya da etkisizleştirilmiş kısımlarını içererek, bağışıklık sisteminin bu mikrobu önceden tanımasını ve ona karşı savunma geliştirmesini sağlıyor. Böylece kişi gelecekte aynı mikroba maruz kaldığında, bağışıklık sistemi daha hızlı ve etkili şekilde harekete geçerek hastalığın ortaya çıkmasını engelleyebiliyor ya da hastalığın daha hafif geçirilmesini sağlıyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Meltem Güneş Aslan, “1-31 Ağustos Ulusal Aşı Farkındalık Ayı” kapsamında çocukluk çağı aşılarının önemi, aşılama takvimi ve ailelerin merak ettikleri konular hakkında bilgi verdi. Aşılar, bağışıklık sistemini uyararak belirli bir enfeksiyon etkenine karşı koruma sağlayan biyolojik ürünlerdir. Virüs, bakteri, parazit veya mantar gibi mikropların vücuda girerek çoğalması hastalığa neden olur. Bağışıklık sistemi ise bu mikropları yok ederek hastalıkla mücadele etmeye çalışır. Bebekler enfeksiyonlara karşı daha savunmasız Bebeklik ve çocukluk döneminde aşılama büyük önem taşır. Yenidoğan bebekler, dış dünyadaki mikroplara karşı henüz tamamen gelişmemiş bir bağışıklık sistemine sahiptir. Anneden plasenta aracılığıyla bebeğe geçen koruyucu antikorlar da yaşamın ilk aylarında giderek azalır. Bu nedenle doğumdan sonraki ilk günler ve aylarda başlayan aşılama, bağışıklık sistemi henüz gelişmekte olan bebek ve çocukların ölümcül olabilen veya kalıcı hasara yol açabilen bulaşıcı hastalıklardan korunmasına yardımcı olur. Aşılama yalnızca aşılanan çocuğun sağlığı açısından değil, toplum sağlığı açısından da önem taşır. Bir enfeksiyon etkenine karşı toplumun büyük bölümünün aşılanması, hastalığın yayılma zincirinin kırılmasına katkı sağlar. Sürü bağışıklığı olarak ifade edilen bu durum sayesinde, henüz aşılaması tamamlanmamış küçük bebekler ile kanser hastaları gibi bağışıklık sistemi düşük bireylerin de enfeksiyonlardan dolaylı olarak korunması mümkün olur. Ulusal aşı takviminde hangi aşılar bulunuyor? Çocukluk dönemi ulusal aşı takvimi; DifteriBoğmaca Tetanoz Çocuk felci Tüberküloz Kızamık Kızamıkçık Kabakulak SuçiçeğiHepatit AHepatit BHemofilus influenza tip b Streptococcus pneumonia Bunların yanı sıra influenza (grip) aşısı, rotavirüs aşısı, meningokok aşısı, RSV aşısı ve HPV aşısı da doktorun tavsiyesi doğrultusunda farklı yaş gruplarında uygulanabilecek aşılar arasında yer alır. Aşılama doğumdan hemen sonra başlıyor Bebek ve çocuklarda aşılama, doğumdan hemen sonra uygulanan Hepatit B aşısı ile başlamaktadır. Hayatın ilk 1-2 yılı içerisinde birincil koruma serisi tamamlanırken, ilerleyen yaşlarda farklı dönemlerde uygulanan pekiştirme dozlarıyla bağışıklığın devamlılığı sağlanmaktadır. Prematüre bebeklerde de aşılama süreci özel bir önem taşımaktadır. Prematüre bebeklere aşılar, gebelik haftasından bağımsız olarak takvim yaşına göre uygulanmaktadır. Aşılar tam doz olarak ve uygun aralıklarla yapılmaktadır. Hepatit B aşısının ilk dozunda ise bebeğin vücut ağırlığı dikkate alınarak ilk doz bebeğin vücut ağırlığı 2000 grama ulaştıktan sonra uygulanmaktadır. Aşı takibinde ailelerin rolü büyük Ailelerin çocuklarının aşılarını zamanında yaptırmaları ve aşı takvimini düzenli şekilde takip etmeleri da büyük önem taşır. Düzenli hekim kontrolleri sırasında çocukların aşı durumları değerlendirilerek takip edilmektedir. Herhangi bir nedenle aşı takviminde gecikme yaşanması veya bazı aşıların zamanında yapılamaması durumunda ise aşılama için süreç tamamen kaybedilmez. Kaçırılan aşıların, doktor tarafından belirlenen yeni bir takvim doğrultusunda tamamlanabilmektedir. Aşıların yan etkileri çoğunlukla hafif ve geçici Aşı uygulamalarından sonra genellikle herhangi bir yan etki görülmezken, bazı kişilerde geçici ve hafif yan etkiler ortaya çıkabilir. Aşıya bağlı en sık görülen yan etkiler arasında aşının uygulandığı bölgede kızarıklık ve şişlik, hafif ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve döküntü olabilir. Nadiren alerjik reaksiyonlar gibi daha ciddi yan etkiler de görülebilir. Aşıların güvenilirliğine ilişkin değerlendirmeler ise uzun ve titiz bilimsel süreçlerden geçer. Aşılar, etkinlikleri ve yan etki gelişimi açısından klinik çalışmaları tamamlandıktan sonra ruhsatlandırılır. Üretim ve dağıtım aşamalarında da çok sıkı kontrollerden geçirilir. Türkiye’de kullanılan aşılar; Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Avrupa İlaç Ajansı (EMA), ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) veya T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) tarafından ruhsatlandırılmış aşılardan oluşur. Bilimsel araştırmalar aşılar ile otizm arasında ilişki olmadığını gösteriyor Aşılarla ilgili toplumda zaman zaman çeşitli yanlış inanışlar da gündeme gelebilir. Bunlardan biri, aşıların otizm spektrum bozukluğuna neden olduğu yönündeki iddialardır. Bu iddialar üzerine çok sayıda bilimsel araştırma yapılmış ve aşılar ile otizm arasında bir ilişki olmadığı ortaya konulmuştur. Aşılama sonrasında ortaya çıkabilen hafif ateş ve kırgınlık gibi belirtiler, hastalık geliştiği anlamına gelmez. Bu belirtiler, bağışıklık sisteminin aşıya verdiği yanıtın bir sonucu olarak görülür. Aşılar çocuk ve toplum sağlığı açısından hayati önem taşıyor Çocukların aşılarının düzenli olarak yaptırılması ve aşı takviminin sağlık çalışanlarıyla iş birliği içerisinde takip edilmesi gerekmektedir. Bağışıklama programları, bulaşıcı hastalıkların azaltılması ya da tamamen ortadan kaldırılmasında en etkin ve en ekonomik müdahale yöntemlerinden biridir. Bağışıklama sayesinde her yıl milyonlarca çocuğun hayatının korunmasına katkı sağlanmaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nilüfer’de Sahipsiz Hayvanlar İçin Yeni Yuva Haber

Nilüfer’de Sahipsiz Hayvanlar İçin Yeni Yuva

Nilüfer Belediyesi, kentteki sahipsiz hayvanların bakım, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerini daha nitelikli hale getirmek amacıyla yeni bir yatırımı hayata geçirdi. Karacaoba Mahallesi’nde 49 bin 500 metrekarelik geniş bir arazi üzerine kurulan Umut Ağacı Sahipsiz Hayvanlar Doğal Yaşam ve Sahiplendirme Merkezi, kapılarını can dostlara açıyor. Tesis, 3 bin sahipsiz hayvana ev sahipliği yapabilecek kapasitesiyle öne çıkıyor. Merkezde, hayvanların dar alanlara sıkışmadan özgürce gezebilecekleri alanlar oluşturuldu. Tesisin fiziki yapısında hayvan refahı en üst düzeyde gözetilerek zemin yapısı, gölgelikler, özel gözlem noktaları ile kaçış ve saklanma alanları titizlikle planlandı. Ayrıca merkezde, mevzuat ve yönetmeliklerin belirlediği standartların üzerinde bir alan hayvanların kullanımına ayrıldı. AKADEMİK İŞ BİRLİĞİ Merkezin işletilmesi ve veterinerlik hizmetlerinin yürütülmesinde Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Veteriner Fakültesi ile de protokole imza atıldı. Bu iş birliği sayesinde tesisteki teşhis, tedavi, kısırlaştırma, aşılama ve rehabilitasyon süreçlerine bilimsel bir altyapı kazandırıldı. Merkezde görev yapacak uzman veteriner hekimler ve eğitimli personel, canlıların sağlık ve bakım süreçlerini akademi desteğiyle yürütecek. HER SAHİPLENME İÇİN BİR “UMUT KURDELESİ” Merkeze verilen “Umut Ağacı” ismi ise anlamlı bir simgeye dayanıyor. Merkezden bir can dostunu sahiplenen her vatandaş, alan içerisinde yer alan ağaca bir hatıra kurdelesi bağlayacak. Bu kurdeleler, sokaktan kurtarılan sıcak bir yuvaya kavuşan her canlı için simgesel bir umut ışığı ve hatıra olarak yaşatılacak. BAŞKAN ŞADİ ÖZDEMİR’DEN SAHİPLENME ÇAĞRISI Nilüfer Belediyesi’nin can dostlara yönelik vizyonunu aktaran Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, yeni merkezin taşıdığı önem hakkında şöyle konuştu: “Nilüfer’de yaşamı sadece hemşehrilerimiz için değil, bu kenti birlikte paylaştığımız sahipsiz can dostlarımız için de güvenli kılmayı temel bir sorumluluk olarak görüyoruz. Umut Ağacı Sahipsiz Hayvanlar Doğal Yaşam ve Sahiplendirme Merkezi, hayvanların dar alanlara hapsedilmediği, doğayla iç içe özgürce yaşayıp sağlıklarına kavuşabileceği modern bir tesis olarak tasarlandı. Amacımız sadece geçici bir bakım sunmak değil, bu canları sevgi dolu ve kalıcı yuvalarla buluşturmaktır. Tüm vatandaşlarımızı merkezimizi ziyaret etmeye ve bir can dostumuzu sahiplenerek ona sıcak bir yuva açmaya davet ediyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ABB’den Kedilere Özel Merkez Haber

ABB’den Kedilere Özel Merkez

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), sokak hayvanlarına yönelik hizmetlerine bir yenisini daha ekledi. Veteriner İşleri Daire Başkanlığı tarafından Alacaatlı Mahallesi’nde hizmete açılan Kedi Kısırlaştırma, Sahiplendirme ve Yaşam Merkezi, yalnızca kedilere yönelik sunduğu ücretsiz sağlık ve bakım hizmetleriyle faaliyetlerine başladı. Merkezde ücretsiz kısırlaştırma, aşılama, mikroçip uygulaması, sahiplendirme ve ameliyat sonrası bakım hizmetleri veriliyor. Ayrıca sokakta yaşamını sürdüremeyecek engelli kediler için de özel yaşam alanları yer alıyor. Vatandaşlar telefonla ya da e-Pati sistemi üzerinden randevu alarak ücretsiz hizmetlerden yararlanabiliyor. “TÜRKİYE’DE EN AKTİF VE EN GENİŞ TESİSLERE SAHİBİZ” Veteriner İşleri Daire Başkanı Mustafa Şener, merkezin ABB Başkanı Mansur Yavaş döneminde açılan dördüncü sokak hayvanları kısırlaştırma ve sahiplendirme merkezi olduğunu belirterek, “Hizmete açılmış kliniğimiz başta kısırlaştırma olmak üzere sahiplendirme, kayıt, mikroçip uygulaması ve aşılama konularında hizmet verecektir. Vatandaşlarımız, 0549 201 39 96 iletişim numarasından veya online olarak e-Pati sistemini kullanarak (epati.ankara.bel.tr) randevu alıp hizmetlerimizin tamamından ücretsiz olarak istifade edebileceklerdir. Biz Başkan’ımızın döneminde 120 binden fazla hayvanın kısırlaştırmasını gerçekleştirdik. Kısırlaştırma konusunda şu anda ülkemizde en aktif ve en geniş tesis alanına sahip yerel yönetim olarak ilk sırada yer almaktayız” diye konuştu. Şener, bugüne kadar 120 binden fazla hayvanın kısırlaştırıldığını ve Ankara Büyükşehir Belediyesinin kısırlaştırma kapasitesi bakımından Türkiye’nin en kapsamlı yerel yönetimleri arasında yer aldığını söyledi. ENGELLİ KEDİLERE ÖZEL YAŞAM ALANI Merkezde sokakta yaşamını sürdüremeyecek durumdaki engelli kediler için 3 bin metrekareyi aşkın yaşam alanı oluşturulduğunu söyleyen Şener, “Yıllık minimum 3 bin kedinin kısırlaştırılmasını planlıyoruz. Yaşamına sokakta devam edemeyecek durumda olan engelli kedilerin ise 3 bin metrekarenin üzerinde oluşturmuş olduğumuz yaşam alanında hayatlarına devam etmelerini planlıyoruz. Kısırlaştırma sonrasındaki bakım sürecinin de hizmetlerimiz arasında olduğunu vatandaşlarımıza buradan duyurmak isteriz” diye konuştu. MAHALLE SAKİNLERİ VE HAYVANSEVERLERDEN TEŞEKKÜR Alacaatlı Mahallesi Muhtarı Hülya Erdoğan da merkezin mahalleye kazandırılmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Alacaatlı’da uygun ortam olduğu için biz de çok mutlu olduk. Sokak hayvanlarının yaşamını daha kolay hale getirecekleri ve sağlıklı ortamda büyüyecekleri için de çok mutluyuz. Çok teşekkür ediyoruz önce Mansur Başkan’a, buranın hazırlanmasında emeği geçen tüm çalışanlarımıza çok teşekkür ediyoruz” ifadelerini kullandı. Mor Pati Hayvan Dostları Grubu adına konuşan Yasemin Kültür ise belediyenin sağladığı imkanlarla sokak hayvanlarına daha fazla destek olabileceklerini belirterek, "Biz yaratılanı yaradandan ötürü çok seviyoruz ve elimizden geleni yapıyoruz yapmaya da devam edeceğiz. Bu anlamda belediyenin bize sağladığı bu imkanla birlikte onlara da destek olacağız el birliğiyle bütün sokak canlarını kurtarmaya çalışacağız” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Konya Büyükşehir’in Hayvan Yetiştiriciliği Eğitimleri Üreticiye Güç Katıyor Haber

Konya Büyükşehir’in Hayvan Yetiştiriciliği Eğitimleri Üreticiye Güç Katıyor

Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, “Hayvancılıkta Türkiye’nin lider şehirlerinden olan Konya’mızın 31 ilçesinde, hayvancılığın gelişmesine yönelik çalışmaları eğitim faaliyetleriyle destekliyoruz. Amacımız hayvancılığı güçlendirirken üreticimizin emeğini korumak, bunun için köy köy, mahalle mahalle dolaşarak şehrimizin her köşesindeki çiftçimize ulaşmaya gayret ediyoruz. Üreticimizin emeğinin berekete dönüşmesi için desteklerimizi sürdüreceğiz” dedi. Konya Büyükşehir Belediyesi, kırsal kalkınmayı destekleyen eğitim, ekipman ve proje destekleriyle şehir ekonomisine, Türkiye’nin hayvancılığına ve tarımına katkı vermeyi sürdürüyor. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, hayvancılıkta verimliliğin artırılması, üreticilerin desteklenmesi ve kırsal kalkınmanın güçlendirilmesi noktasında ücretsiz olarak sağladıkları hayvan yetiştiriciliği hizmetlerinin büyük önem taşıdığını belirtti. “31 İLÇEMİZDEKİ ÇİFTÇİMİZE ULAŞIYORUZ” "Konya Modeli Belediyecilik" anlayışıyla her alanda olduğu gibi bu alandaki çalışmaların da titizlikle yürütüldüğünü vurgulayan Başkan Altay “Hayvancılıkta Türkiye’nin lider şehirlerinden olan Konya’mızın 31 ilçesinde, hayvancılığın gelişmesine yönelik çalışmaları eğitim faaliyetleriyle destekliyoruz. Amacımız hayvancılığı güçlendirmek, üreticimizin emeğini korumak, bunun için köy köy, mahalle mahalle dolaşarak şehrimizin her köşesindeki çiftçimize ulaşmaya gayret ediyoruz. Veteriner hekimlerimiz işletmelerde bakım, besleme, aşılama, hastalıklarla mücadele ve biyogüvenlik konularında üreticilerimize de yerinde destek veriyor. Ayrıca başta kadın çiftçilerimiz ve genç üreticilerimiz olmak üzere, danışmanlık ihtiyacı duyan tüm üreticilerimize eğitim ve teknik destek imkanı da sunuyoruz. Büyükşehir Belediyesi olarak üreticimizin emeğinin berekete dönüşmesi için desteklerimizi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı. BÜYÜKŞEHİR, ÜRETİCİLERLE SÜREKLİ İRTİBAT HALİNDE Konya Büyükşehir Belediyesi İlçe Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Tarımsal Eğitim Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, Selçuklu Tömek Mahallesi'nde hayvansal üretim yapan Muzaffer Fındık’a teknik destekte bulundu. Sağlanan destek hakkında bilgi veren Uzman Veteriner Hekim Ekrem Yılmaz, her ihtiyaçlarında üreticilerin yanında olmaya çalıştıklarını vurgulayarak “Üreticilerle zaten sürekli irtibat halindeyiz. Bir sorun yaşandığında sahadaki veteriner hekimlerimiz ilk anda müdahale ediyor. Biz de analiz, test yapılması gerekiyorsa her türlü desteği veriyoruz. Asıl hedefimiz koruyucu hekimlik yaparak hastalıkların önüne geçmek. Bir anlamda sürü sağlığını koruyoruz. Elimizden geldiğince yetişmeye çalışıyoruz" dedi. “BÜYÜKŞEHİR AYAĞIMIZA KADAR GELİYOR” Üretici Muzaffer Fındık da hayvancılıkta veteriner harcamalarının önemli bir yer tuttuğunu belirterek, “Büyükşehir Belediyesi veteriner hekimleri her sorunumuzda yanımızda oluyor, ayağımıza kadar geliyor. Kan tahlili yapıyorlar, bakıyorlar, inceliyorlar varsa hastalık tespit ediyorlar ve tedavi ile ilaç öneriyorlar, ne para ne pul alıyorlar. Hastalık yayılmadan önlüyorlar. Bu işlemleri dışarıda yapsak dünya para veririz, bir de sürüyü düşünün, altından kalkamayız. Büyükşehir Belediyemize teşekkür ediyoruz” diye konuştu KONYA, HAYVANSAL ÜRETİMDE DE LİDER Konya, 2025 yılı verilerine göre 966 bin 37 baş ile büyükbaş hayvan sayısında Türkiye birincisi, 3 milyon 318 bin 481 baş ile küçükbaş hayvan sayısında ise Türkiye ikincisi konumunda bulunuyor. Konya Büyükşehir Belediyesi, hayvancılıkta öncü şehirlerden biri olan Konya'da hayvan yetiştiriciliği eğitimlerinin yanı sıra; yem bitkileri tohumu desteğinden süt toplama merkezlerine, tırnak kesim hizmetinden koç desteğine kadar birçok alanda sağladığı desteklerle hayvansal üretime katkı sunuyor. Proje kapsamında büyükbaş, küçükbaş, kanatlı hayvan yetiştiricileri ile arıcılık faaliyetinde bulunan üreticilere yönelik birçok analiz ve test ücretsiz olarak gerçekleştirilirken, veteriner hekimler tarafından koruyucu hayvan sağlığı, bakım, besleme, aşılama ve biyogüvenlik konularında da yerinde teknik destek sunuluyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye'de Bakılabilecek En Verimli Koyun Irkları: En Karlı 7 Tür ve Uzman Analizi Haber

Türkiye'de Bakılabilecek En Verimli Koyun Irkları: En Karlı 7 Tür ve Uzman Analizi

Türkiye'de bakılabilecek en verimli koyun ırkları, küçükbaş hayvancılıkla uğraşan üreticilerin en çok araştırdığı konular arasında yer alıyor. Artan et ve süt talebi, doğru koyun ırkını seçmenin önemini artırırken, verimli üretim için bilinçli tercihler yapılması gerekiyor. Türkiye’de Koyun Yetiştiriciliğinin Önemi Koyun yetiştiriciliği, Türkiye’nin geniş meraları sayesinde oldukça yaygın bir hayvancılık faaliyetidir. Düşük maliyetle başlanabilmesi ve farklı ürünler (et, süt, yapağı) sunması nedeniyle oldukça avantajlıdır. Özellikle kırsal bölgelerde yaşayan üreticiler için koyun yetiştiriciliği önemli bir gelir kaynağıdır. Doğru ırk seçimiyle hem verim artar hem de sürdürülebilir kazanç elde edilir. Verimli Koyun Irkı Ne Demektir? Verimli koyun ırkı; yüksek et randımanı, süt verimi, hızlı büyüme ve hastalıklara karşı dayanıklılık gibi özellikleri bir arada barındıran türleri ifade eder. Et Verimi Kas gelişimi yüksek olan koyunlar, daha fazla et üretimi sağlar ve pazarda daha yüksek değer görür. Süt Verimi Bazı koyun ırkları süt üretimi açısından öne çıkar ve peynir üretiminde tercih edilir. Uyum ve Dayanıklılık Türkiye’nin farklı iklim şartlarına uyum sağlayabilen koyunlar, yetiştiriciler için daha avantajlıdır. Türkiye'de Bakılabilecek En Verimli Koyun Irkları 1. Akkaraman Türkiye’nin en yaygın koyun ırklarından biridir. Zorlu iklim koşullarına dayanıklıdır ve et verimi açısından tercih edilir. 2. Merinos Yüksek kaliteli yapağı üretimi ile bilinir. Aynı zamanda et verimi de oldukça iyidir ve ticari üretimde sıkça kullanılır. 3. Kıvırcık Et kalitesi yüksek olan bu ırk, özellikle Marmara Bölgesi’nde yaygındır. Lezzetli eti sayesinde pazarda talep görür. 4. İvesi (Awassi) Süt verimi yüksek olan koyun ırklarından biridir. Peynir üretimi için ideal bir seçenektir. 5. Sakız Koyunu Yüksek doğurganlık oranı ile bilinir. Süt verimi de oldukça iyidir ve hızlı çoğalma avantajı sağlar. 6. Romanov Çoklu doğum özelliği ile dikkat çeker. Kısa sürede sürü büyütmek isteyenler için idealdir. 7. Karayaka Hem et hem yapağı verimi olan dayanıklı bir yerli koyun ırkıdır. Koyun Seçerken Dikkat Edilmesi Gerekenler İklim uyumu: Bölgeye uygun ırk seçilmelidir. Beslenme ihtiyacı: Düşük maliyetli bakım avantaj sağlar. Verim amacı: Et, süt veya yapağı üretimi hedeflenmelidir. Hastalık direnci: Sağlam ırklar uzun vadede daha karlıdır. Verimi Artırma Yöntemleri Koyunların verimini artırmak için dengeli beslenme, temiz su ve düzenli bakım şarttır. Ayrıca sürü yönetimi doğru yapılmalı ve hayvanların stres yaşamaması sağlanmalıdır. Barınakların kuru ve temiz olması hastalık riskini azaltır. Düzenli aşılama programı da verimi doğrudan etkiler. Koyun Yetiştiriciliğinde Karlılık Koyun yetiştiriciliği; et, süt ve yapağı satışından gelir elde edilmesini sağlar. Doğru ırk seçimi ve iyi bakım ile oldukça karlı bir iş modeline dönüşebilir. Türkiye’de Küçükbaş Hayvancılık Destekleri Devlet, küçükbaş hayvancılığı desteklemek amacıyla çeşitli hibe ve teşvikler sunmaktadır. Bu destekler üreticilerin maliyetlerini azaltır. Daha fazla bilgi için Tarım ve Orman Bakanlığı resmi sitesi ziyaret edilebilir. Sıkça Sorulan Sorular En karlı koyun ırkı hangisidir? Merinos ve İvesi, hem et hem süt verimi açısından en karlı koyun ırkları arasında yer alır. En çok yavru veren koyun hangisidir? Romanov koyunu, çoklu doğum özelliği ile öne çıkar. Koyun yetiştiriciliği karlı mı? Doğru planlama ve bakım ile koyun yetiştiriciliği oldukça karlı olabilir. Koyunlar ne ile beslenir? Genellikle ot, saman, yem ve mineral takviyeleri ile beslenirler. Koyun yetiştiriciliği için ne kadar alan gerekir? Sürü büyüklüğüne bağlı olarak geniş meralar tercih edilmelidir. Hangi koyun süt için daha uygundur? İvesi ve Sakız koyunu süt verimi açısından oldukça uygundur. Sonuç Türkiye'de bakılabilecek en verimli koyun ırkları arasında Akkaraman, Merinos, Kıvırcık, İvesi, Sakız, Romanov ve Karayaka öne çıkmaktadır. Yetiştiriciler, üretim amacına ve bölge koşullarına göre doğru ırkı seçerek daha yüksek verim ve kazanç elde edebilir.

Pediatri Kongresi'nden Acil Çağrı Haber

Pediatri Kongresi'nden Acil Çağrı

Eğitim kurumlarında çocuklar tarafından gerçekleştirilen kanlı saldırılar, bu yıl 61.si düzenlenen Türk Pediatri Kongresine damgasını vurdu. Türk Pediatri Kurumu tarafından "Umudun adı: Çocuk" çağrısı ile düzenlenen kongreye katılan uzmanlar, şiddetten uzak bir dünya için okulların daha güvenli hale getirilmesini talep etti. Pediatri uzmanı bilim insanları "Ekranlardan boca edilen şiddet" için RTÜK'ü ve sosyal medyaya erişim kısıtlaması getirilmesi için yasa koyucuları ve çocuklarını kurtarıcı gibi gördükleri dijital ortamlara yönlendirmemesi için başta anneler olmak üzere aile bireylerini göreve çağırdılar. Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Bülent Karadağ'ın ev sahipliğinde gerçekleşen kongreye, yaklaşık 2200 pediatri doktoru katılım gösterdi. Dijital çağın getirdiği yeni tanımlanan çocuk hastalıkları, artan anemi, obezite ve yetersiz beslenme olguları, hekime danışılmadan kullanılan bilinçsiz takviyelerin yol açabileceği sorunlar ve özel durumlarda aşılama konularının tartışılacağı 61. Türk Pediatri Kongresi, Kahramanmaraş ve Siverek'te yaşanan acı saldırı haberlerinin gölgesinde başladı. Kongrenin başlaması nedeniyle Antalya'da düzenlenen basın toplantısında konuşan Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, yaşanan olayların yalnızca bireysel değil, toplumsal bir kırılmaya işaret ettiğini belirterek, "Bu saldırılar masum çocukları hayattan koparmanın ötesinde, toplumun geleceğine zarar veriyor. Şiddetin kökenini bilimsel olarak analiz etmek zorundayız" dedi. Çocuklar elde silahla değil kitapla dolaşmalı "Hepimizin acısı ortak, yüreğimiz yandı" diyen Prof. Dr. Kasapçopur konuyla ilgili değerlendirmesini şu sözlerle özetledi: "Gerçekten denetimsiz ortaya çıkan silahlanmanın durdurulmasını istiyoruz. Çocuklar elde silahla değil kitapla, sanatla dolaşmalılar. Bu tip mafyatik olayların özendirilmesi şiddeti körüklüyor. Burada RTÜK'ü göreve davet ediyoruz. Mafyanın kutsandığı dizilerin gözden geçirilmesi, bunların yaşamın dışına çıkarılması gerekiyor. Sadece fiziksel değil sözel şiddetten mutlaka kaçınarak yaşam sürdürmek istiyoruz. Dijitalleşen dünyada özellikle dijital oyunların çocuklara sadece şiddet aşıladığını görmekteyiz. Onlar can aldıkça oyun kazanıyorlar, bu tip oyunlarla ilgili sorunlar aslında evrensel. Bundan korunulması gerekiyor. Türk Pediatri Kurumu olarak iyi bir geleceğin kurulabilmesi için siber zorbalığın mutlaka önlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çocuklara karşı işlenen suçların hiçbir affı olmamalı, gerçek cezalarla birlikte caydırıcılık artırılmalı. Yoksa hepimizi daha kötü senaryolar bekliyor." Çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı Prof. Dr Burak Doğangün de bir soruya verdiği yanıtta şiddet içerikli dijital oyunların çocukları gerçeklikten uzaklaştırarak tehlikeli davranışlara yönlendirebildiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Doğangün "İçimiz acıyor, hepimiz şoktayız. Yetişkinler olarak çocuk masumiyetiyle örtüşmeyen eylemler gördüğümüzde değer yargılarımız sarsılıyor" dedi. Bu tür katliamların Avrupa'da ilk olarak 2000'li yılların başında görüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Doğangün, saldırganın evinde yapılan aramada insanları öldürerek oynanan bir oyun oynadığının tespit edildiğini belirtti. Prof. Dr. Doğangün sözlerini şöyle sürdürdü: "Hepimiz suçluyuz hepimiz risk altındayız" "Oyunlar aslında onarıcı ve geliştiricidir ama hayal gücünü geliştiren oyunlar. Bahsi geçenler ise game. Game'de kişi oyuncu olduğunu sanıyor ama asıl oyuncu oyunu programlayanlar. Toplumsal anlamda değerlerin erimesi gibi bir durumla karşı karşıyayız. Çocuklar sorunlarla nasıl başa çıkacağını çevresinden öğrenir. Değerlerin eridiği bir toplumda/dönemde çocuklar yaşamanın ve yaşatmanın manasının olmadığını düşünüyor. Bu game'lerde eylemin sonunda öleceklerini biliyorlar, bu bir intihar saldırısı. Ölüme giderken öldürerek gitme davranışını benimsiyorlar. Bu konunda uzun vadede yapılacaklar var. Hepimiz suçluyuz ve hepimiz risk altındayız. Kimse bu benim çocuğum için geçerli değil demesin, böyle düşünmek tamamen inkardır." Prof. Dr. Haluk Çokuğraş da sorunun şiddetin artık olağanlaşması ile ilgili olduğuna dikkat çekti. "Biz de çocukken kovboyculuk oynardık ama kimse böyle bir süreci yaşamamıştı. Şimdi farklı olan ekranlarda şiddet üzerimize adeta boca oldu. Dünya başka bir yere evrildi. Çocukların sürekli öldürüldüğü bir süreç yaşıyoruz. Bunları çocuklar da görüyorlar. Maalesef bu topraklar şiddetin her zaman var olduğu topraklardı. Ama günümüzde hakikaten şiddeti yaşıyoruz. Ekranlarda şiddet sahneleri azaltılmalı, oyunlar kısıtlanmalı, sosyal medyaya erişimi kısıtlayan düzenleme hayata geçirilmeli." Prof. Dr. Fügen Çullu Çokuğraş da şiddeti kadınların durduracağını söyledi. Prof. Dr. Çokuğraş "Annelerin çocuklarla ilişkilerini gözden geçirmesi gerek. Çocuklar vakit geçirsin diye kurtarıcı olarak ellerinde telefon-tablet verilmemeli. Anneler her an her gün kendi çocuğunun da başına gelebileceğini fark ederek yaşarsa bu durumdan kurtulabiliriz. İşi kadınların-annelerin eğitimi ile çözebiliriz" önerisinde bulundu. Prof. Dr. Burak Doğangün evlerde deterjan alımına bile çocukların karar verdiğine dikkati çekerek "Her sınır özgürlüğü kısıtlamak anlamına gelmez. Anne babanın koruyucu rolü vardır. Çocuklar gelişirken bu sınırlara ihtiyaç duyar. Play-yani hayal gücünü geliştirecek oyunlara zaman bulması önemli faktör. Ama insan öldürmeye yönelten game'e maruz kalması farklı bir şey." uyarısında bulundu. Kongreye katılan Prof. Dr. Kenat Barut da çocuk sağlığı uzmanlığına ilginin azaldığını belirttiği konuşmasında "Bu ilgiyi yeniden canlandırmanın yolunu bulmalıyız çünkü biz aynı zamanda aileyi eğitiyoruz. Dijital yaşamın zararlarını önlemeye yönelik olarak 15 yaş altına sosyal medya kısıtlaması gelecek ama kısıtlama önce aileden başlar, eğitimi veren ailedir" dedi. "Vitamin zehirlenmeleri görüyoruz" Çocuk metabolizma hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Ertuğrul Kıykım ise çocuklarda beslenmeden kaynaklanan sorunlara ilişkin bir soruya verdiği yanıtta vitamin ve gıda takviyelerinin bilinçsizce kullanımına dikkat çekti. Prof. Dr. Kıykım: "Vitamin ve gıda takviyesini özendiren yorumlar var, kullanımı çok artı. Biz vitamin zehirlenmeleri görüyoruz. Özellikle ABD'de ilaca bağlı karaciğer yetersizliklerinde 10 kata varan artış var. Temel sebebi gıda takviyelerinin bilinçsiz kullanımı. Ayrıca merdiven altı ürünler var, üretimi hiçbir denetimden geçmemiş, sadece etiketlenerek piyasaya sürülen bu tür ürünler ciddi sağlık sorunlarına neden oluyor" diye konuştu. Solo Event tarafından Antalya'da organize edilen kongrede pediatri alanındaki güncel gelişmeler ile yeni tedavi yaklaşımları tartışılacak. Geleceğin umudu olan çocuk sağlığını yakından ilgilendiren pek çok kritik konunun bilimsel oturumlarla gündeme taşınacağı kongre, 21 Nisan tarihine kadar devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Uzmanlar Açıkladı: Şap Hastalıklı Hayvanın Yoğurdu Nasıl Anlaşılır? Tüketici Ne Yapmalı? Haber

Uzmanlar Açıkladı: Şap Hastalıklı Hayvanın Yoğurdu Nasıl Anlaşılır? Tüketici Ne Yapmalı?

Son dönemde hayvancılık sektörünün gündemini meşgul eden Şap Hastalığı (Şap), tüketicilerin süt ve süt ürünleri, özellikle de yoğurt ve peynir gibi temel gıdaların güvenilirliği konusunda endişelenmesine neden oluyor. Peki, şap hastalığı taşıyan bir hayvandan üretilmiş yoğurt, görünüş veya tat olarak anlaşılabilir mi? Şap Hastalığı Nedir ve İnsan Sağlığına Etkisi Öncelikle en önemli bilgi: Şap Hastalığı, büyükbaş ve küçükbaş hayvanları etkileyen viral bir enfeksiyon olmasına rağmen, insanlara bulaşma riski (zoonoz riski) çok düşüktür ve bu hastalıktan dolayı ciddi bir salgın riski beklenmemektedir. Uzmanlar, şap hastalığı olan hayvandan elde edilen sütün veya yoğurdun tadında, kokusunda veya görünümünde belirgin, ayırt edici bir değişiklik olmayacağını belirtiyor. Bu nedenle, yoğurdun durumunu sadece duyusal analizle anlamak neredeyse imkansızdır. Şap Hastalığı Yoğurtta Nasıl Etkisiz Hale Gelir? Gıda Güvenliği otoriteleri, süt ürünleri tüketicilerini rahatlatan kritik bir noktaya dikkat çekiyor: Pastörizasyon ve Kaynatma: Şap virüsü, ısıya karşı dayanıksızdır. Süt, 70°C ve üzeri sıcaklıklara ulaştığında (pastörizasyon veya kaynatma işlemi sırasında) virüs büyük ölçüde yok olur. Fermentasyon: Yoğurt, sütün fermentasyonu (mayalanması) ile üretilir. Bu süreçte oluşan düşük pH (asitlik) seviyesi de virüsün canlılığını sürdürmesini engeller. Sanayi Üretimi: Market raflarındaki endüstriyel olarak üretilmiş (pastörize) yoğurtlar ve sütler, uygulanan ısıl işlemler sayesinde güvenle tüketilebilir. Risk, genellikle pastörize edilmemiş çiğ süt ve bu sütten evde yapılan ürünlerde daha yüksektir. Tüketici Olarak Nelere Dikkat Etmelisiniz? Şap tehdidine karşı tüketicilerin yapması gerekenler, hijyen ve kaynağı doğrulama konularına odaklanmalıdır: Lisanslı Ürünleri Tercih Edin: Her zaman Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından denetlenen, lisanslı ve kayıtlı işletmelerin pastörize ürünlerini tercih edin. Çiğ Süt Riskini Yönetin: Çiğ süt alıyorsanız, kaynağının güvenilir olduğundan emin olun ve kullanmadan önce mutlaka iyice kaynatın. Ambalajı Kontrol Edin: Ürünün son kullanma tarihini ve ambalaj bütünlüğünü kontrol edin. Unutulmamalıdır ki, yetkililer şap hastalığının yayılmasını engellemek için karantina ve aşılama çalışmaları yürütmektedir. Tüketicinin yapması gereken en iyi şey, panik yerine bilinçli tercihler yapmaktır.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.