Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Astigmatizma

Kapsül Haber Ajansı - Astigmatizma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Astigmatizma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Akıllı Lens Sonrası Gece Görüşünde Bu Etkilere Dikkat Haber

Akıllı Lens Sonrası Gece Görüşünde Bu Etkilere Dikkat

Ameliyat sonrası dönemde görülebilen bu görsel etkiler, kullanılan merceğin optik yapısıyla ilişkili olabileceği gibi kişinin göz yapısı ve uyum sürecine bağlı olarak da değişiklik gösterebilir. Batıgöz Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Uğur Ünsal, trifokal mercek uygulamalarının ardından karşılaşılabilen gece görüşü değişiklikleri hakkında bilgi verdi. Işıkların Etrafındaki Halkalar Neden Oluşuyor? Trifokal göz içi mercekler, ışığı uzak, orta ve yakın mesafelerde görmeyi destekleyecek farklı odaklara yönlendiren optik bir tasarıma sahiptir. Bu yapı nedeniyle özellikle karanlık ortamda parlak bir ışık kaynağına bakıldığında halo olarak adlandırılan ışık halkaları, kamaşma veya ışık saçılması gibi görsel etkiler ortaya çıkabilir. Doç. Dr. Uğur Ünsal, “Trifokal mercek uygulamalarından sonra gece ışıklarının çevresinde halo dediğimiz halkaların görülmesiyle karşılaşılabili. Bazı hastalar araç farlarında veya sokak lambalarında ışık saçılması ve kamaşma da tarif edebiliyor. Bu yakınmalar özellikle ameliyat sonrası erken dönemde daha belirgin hissedilebilir.” dedi. Gece Araç Kullanırken Daha Fazla Hissedilebilir Gündüz yeterince fark edilmeyen ışık etkileri, çevrenin karanlık olduğu ve parlak ışık kaynaklarıyla karşılaşıldığı gece koşullarında daha belirgin hale gelebilir. Bu nedenle ameliyatın ardından kişinin görsel uyumu tamamlanana kadar gece araç kullanımında dikkatli olunması önem taşıyor. Doç. Dr. Uğur Ünsal, “Özellikle ilk günler ve haftalarda gece araç kullanırken karşıdan gelen farlar kişinin alışık olduğundan farklı algılanabilir. Görme yeterince netleşmeden ve kişi kendisini gece sürüşü konusunda rahat hissetmeden araç kullanılması uygun olmayabilir. Ameliyat sonrası kontrollerde hastanın görme düzeyi ve iyileşme süreci bireysel olarak değerlendirilmelidir.” ifadelerini kullandı. Beynin Yeni Görüntüye Uyum Sağlaması Zaman Alabilir Ameliyat sonrası süreç yalnızca göz dokularının iyileşmesinden ibaret değildir. Beynin yeni optik sisteme uyum sağlaması da görsel deneyimin önemli bir parçasıdır. “Nöroadaptasyon” olarak adlandırılan bu süreçte beyin, göz içi merceğin oluşturduğu farklı görsel uyaranlara zaman içinde adapte olabilir. Bu nedenle halo ve kamaşma gibi yakınmalar bazı kişilerde haftalar veya aylar içinde giderek daha az fark edilir hale gelebilir. Ancak uyum süresi ve yakınmaların düzeyi herkes için aynı değildir. Doç. Dr. Uğur Ünsal, “Nöroadaptasyon kişiden kişiye değişen bir süreçtir. Beyin zaman içerisinde yeni merceğin oluşturduğu görüntüye uyum sağlamaya başlar. İlk dönemde oldukça belirgin tarif edilen ışık halkaları ve saçılmalar ilerleyen aylarda daha az rahatsız edici hale gelebilir. Ancak her hastada aynı sürede ve aynı düzeyde bir değişim beklemek doğru değildir.” diye konuştu. Her Gece Görüşü Şikâyeti Yalnızca Mercekten Kaynaklanmayabilir Ameliyat sonrasında devam eden ışık saçılması veya görme kalitesindeki değişikliklerin değerlendirilmesinde yalnızca göz içi merceğin yapısına odaklanılmaması gerekiyor. Kornea ve göz yüzeyinin durumu, göz kuruluğu, ameliyat sonrasında kalan kırma kusurları, astigmatizma, göz içi merceğin konumu ve gözün diğer yapıları da görme kalitesini etkileyebilir. Bu nedenle yakınmaların beklenenden uzun sürmesi, belirginleşmesi veya günlük yaşamı etkilemesi halinde göz muayenesiyle nedenin değerlendirilmesi önem taşıyor. Akıllı Lens Uygulamalarında Hasta Seçimi Neden Önemli? Trifokal göz içi mercekler her kişinin göz yapısı ve günlük görme gereksinimleri açısından aynı sonucu vermeyebilir. Bu nedenle uygulama kararı yalnızca kişinin farklı mesafelerdeki görme beklentisine göre değil; kornea, retina, makula, optik sinir, göz yüzeyi, göz bebeği özellikleri ve mevcut kırma kusurları gibi birçok faktör değerlendirilerek verilmelidir. Kişinin yaşam tarzı ve mesleki ihtiyaçları da bu değerlendirmeye dahil edilmelidir. Özellikle gece araç kullanmak zorunda olan veya düşük ışık koşullarında yüksek görsel performans gerektiren mesleklerde çalışan kişilerin beklentilerini ameliyat öncesinde hekimleriyle paylaşmaları önemlidir. Doç. Dr. Uğur Ünsal, ameliyat öncesi değerlendirmenin önemine dikkat çekerek şu bilgileri verdi: “Akıllı lens uygulamalarında yalnızca hangi merceğin kullanılacağına değil, o merceğin kişinin göz yapısı ve günlük yaşamındaki görsel ihtiyaçları için uygun olup olmadığına da bakıyoruz. Kornea yapısından retina ve makulanın durumuna kadar gözün farklı bölümlerini değerlendirmek gerekiyor. Hastanın gece araç kullanma sıklığı ve görme beklentileri de karar sürecinin bir parçası olmalı.” Ameliyat Öncesi Bilgilendirme Sürecin Önemli Bir Parçası Trifokal merceklerle ilgili bilimsel çalışmalar, uzak, orta ve yakın mesafedeki görsel performansın yanı sıra halo ve kamaşma gibi görsel etkilerin de değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Bu nedenle ameliyat öncesinde hastanın yalnızca beklenen görme kazanımları konusunda değil, ameliyat sonrasında karşılaşabileceği görsel değişiklikler hakkında da bilgilendirilmesi önem taşıyor. Doç. Dr. Uğur Ünsal, “Ameliyat öncesinde ayrıntılı göz muayenesi yapmak kadar hastanın beklentilerini anlamak ve ameliyat sonrası karşılaşabileceği görsel etkileri anlatmak da önemlidir. Halo veya ışık saçılması bazı kişilerde uyum süreci içerisinde azalabilirken bazı kişilerde daha uzun süre hissedilebilir. Bu nedenle mercek seçimi kişiye özel değerlendirilmelidir. Amacımız, gözün yapısal özellikleri ile kişinin günlük yaşamındaki görme ihtiyaçlarını birlikte değerlendirerek uygun yaklaşımı belirlemektir.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bu Hastalık Kornea Nakline Götürüyor Haber

Bu Hastalık Kornea Nakline Götürüyor

Korneanın incelerek öne doğru sivrilmesine neden olan keratokonusta uygulanan her yöntemin amacı aynı olmayabilir. Bazı uygulamalar hastalığın ilerlemesini durdurmayı hedeflerken, bazı seçenekler hastanın görme kalitesini artırmak amacıyla değerlendirilebilir. Uzmanlar, tedaviden beklenen sonucun hastalığın evresine ve korneanın yapısına göre değişebileceğine dikkat çekiyor. Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Anıl Kubaloğlu, keratokonusun ilerleyici özelliği nedeniyle öncelikle hastalığın aktif olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Kubaloğlu, “Keratokonus erken dönemde teşhis edildiğinde, hastalığın ilerlemesini durdurmakta çok başarılı sonuçlar alıyoruz” dedi. Çocukluk ve ergenlik döneminde başlayan görme bozukluklarında keratokonus hastalığına dikkat çeken Prof. Dr. Kubaloğlu, gelişen düzensiz astigmatizma nedeniyle yani gözümüzün ön yüzeyinde kornea adı verilen saydam tabaka yüzeyindeki düzensizliklerin ışık kırma kusuruna yol açarak, nesnelerin görüntüsünü bulanıklaştırmasıyla hastalarda ilk olarak görmenin etkilendiğini söyledi. Sık Göz Ovuşturanlar Dikkat Göz ovuşturmanın keratokonus hastalığında ciddi görme kaybına neden olabildiğini belirten Prof. Dr. Kubaloğlu, "Özellikle kaşıntı nedeniyle birçok hasta refleks olarak gözlerini ovuşturur. Ancak, bu alışkanlık kornea dokusunda incelme ve sivrilme sonucu ilerleyici bir hastalık olan keratokonusa yol açabilir. Başlangıçta hastalar gelişen astigmatizmaya bağlı bulanık görmeden şikayet eder. Teşhis ve tedavi edilmediğinde gözlüklerle dahi net görememe şeklinde ortaya çıkan, ileri derecede görme kaybına neden olabilir" dedi. Prof. Dr. Kubaloğlu, aileleri de uyararak, hastalığın belirtilerini şöyle sıraladı: Göz ovuşturmaGözlüklerle net görememeGözlük numarasında hızlı değişimGözler arasında belirgin numara farkıHızla gelişen astigmatGece sürüş zorluğuCisimlerin gölgeli görülmesiYeni gözlüklerle rahat edememe Kornea Tomografisi Prof. Dr. Kubaloğlu, keratokonusta düzenli takibin tedavi kadar önemli olduğunu belirterek, kornea tomografisi ile birlikte detaylı göz muayenesinin şart olduğunu söyledi. Geç Teşhisten Kaçının Keratokonusun geç teşhis edildiğinde kornea nakline bile götürebildiğini söyleyen Prof. Dr. Kubaloğlu, "Ülkemizde kornea nakli için başvuran hastalarını üçte biri keritokonus hastasıydı. Bu gerçekten ciddi bir oran. Bunun için bu hastalıkta erken teşhis çok önemli" dedi. Çapraz Bağlama Yöntemiyle Tedavi Prof. Dr. Kubaloğlu, keratokonusun ilerleyici özelliği nedeniyle öncelikle hastalığın aktif olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini belirterek, "Keratokonus erken dönemde teşhis edildiğinde, hastalığın ilerlemesini durdurmakta çok başarılı sonuçlar alıyoruz. Çapraz bağlama (Cross-linking) tedavisi yapıyoruz. Temel amaç ilerlemeyi kontrol altına almak. Özellikle çocukluk ve gençlik döneminde daha hızlı ilerleyebilen keratokonusta, korneadaki kollajen liflerin güçlendirilmesini amaçlayan çapraz bağlama uygulaması değerlendirilebilir. Bu yöntemin temel hedefi korneanın daha fazla incelmesini ve şekil bozukluğunun ilerlemesini kontrol altına almaktır. Ancak hastalığın durdurulması, mevcut göz numarasının tamamen ortadan kalkacağı veya görmenin kendiliğinden artacağı anlamına gelmeyebilir. Uygulama sonrasında hastaların gözlük ya da kontakt lens kullanmaya devam etmesi gerekebilir" dedi. Hangi Hastaya Hangi Tedavi Yapılır? Görmeyi artırmak için tedavide farklı seçeneklerin değerlendirilebileceğini de söyleyen Prof. Dr. Kubaloğlu, "Keratokonusta oluşan düzensiz astigmatizma nedeniyle standart gözlükler bazı hastalarda yeterli görme sağlayamayabilir. Bu durumda, keratokonusa özel sert veya hibrit lensler, hastanın kornea yapısına göre görmeyi artırmak amacıyla değerlendirilebilir. Gözlük ve kontakt lenslerle yeterli görme elde edilemeyen olgularda ise görmeyi artırmak için kornea içi halka uygulamaları, kornea topografi kılavuzlu lazer tedavileri veya ileri evrelerde kornea nakli seçenekler arasındadır. Hangi yöntemin tercih edileceği; kornea kalınlığı, hastalığın derecesi, ilerleme durumu ve hastanın görme ihtiyacı birlikte değerlendirilerek, belirlenebilir" diye konuştu. Her Hastaya Özel Yöntem HER hastaya aynı yöntem uygulanmayabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Kubaloğlu, şöyle dedi: "Keratokonus tedavisinde tek bir uygulamanın bütün hastaların ihtiyacını karşılaması mümkün olmayabilir. Bir hastada öncelik, hastalığın ilerlemesini durdurmak, başka bir hastada görme kalitesini artırmaya yönelik seçeneklere ihtiyaç duyulabilir. Bazı olgularda ise iki hedefin farklı aşamalarda birlikte ele alınması gerekebilir. Bu nedenle hastaların uygulama öncesinde yöntemin hangi amaçla önerildiğini, görme seviyesinde nasıl bir değişiklik beklenebileceğini ve gözlük ya da lens ihtiyacının devam edip etmeyeceğini hekimleriyle ayrıntılı şekilde değerlendirmesi önem taşıyor." Türkiye'de de Tarama Programı Başlatılmalı Bazı Avrupa ve Uzak Doğu ülkelerinde çocukların ilkokula başlarken keratokonus taramasından geçtiğini örnek olarak gösteren Prof. Dr. Kubaloğlu, şu önerilerde bulundu: "Çocuklarda kornea tomografisi taraması yapıyorlar. Çünkü çocuğu o yaşta yakalarsanız, yaptığımız çapraz bağlama tedavisiyle çocuğun görmesini, yani hayatını kurtarabiliyoruz. Yani bir bireyi engellilikten, hayat boyu engelli olmaktan kurtarıyorsunuz. Ülkemizde de bu hastalık tarama programına alınmalı. Çocuk ilkokula başlarken taraması yapılmalı. Erken teşhis ile çapraz bağlama tedavisi yüzde 90-95 oranında başarılı bir tedavi. Erken dönemde yaptığınız tedavide hastanın basit bir gözlükle ya da basit bir lensle görmesini koruyabiliyorsunuz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Göz Kaşımak Keratokonus Riskini Artırabilir Haber

Göz Kaşımak Keratokonus Riskini Artırabilir

Pek çok kişi bu şikayetleri hafifletmek için farkında olmadan gözlerini ovuşturmayı alışkanlık haline getiriyor. Ancak uzmanlar, uzun süre devam eden şiddetli göz kaşımanın kornea sağlığını olumsuz etkileyebileceği konusunda uyarıyor. Batıgöz Sağlık Grubu Çankaya Şubesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Emre Yılmaz, özellikle genç yaş grubunda sık görülen göz kaşıma alışkanlığının, genetik yatkınlığı bulunan bireylerde keratokonus gelişimini tetikleyebileceğini belirtiyor. Göz Kaşıma Kornea Yapısını Zamanla Zayıflatabilir Kornea, ışığın göze girişini sağlayan ve net görmede önemli rol oynayan saydam dokudur. Sağlıklı bir kornea düzgün ve kubbe şeklinde bir yapıya sahiptir. Ancak sürekli ve kuvvetli göz kaşıma hareketi, korneada mekanik strese neden olarak zaman içerisinde bu yapının incelmesine ve öne doğru sivrileşmesine yol açabilir. Keratokonus olarak adlandırılan bu hastalıkta kornea normal şeklini kaybetmeye başlar. Bunun sonucunda düzensiz astigmatizma gelişebilir ve görme kalitesinde belirgin azalma ortaya çıkabilir. Hastalık ilerledikçe gözlüklerle elde edilen görme düzeyi de yetersiz kalabilir. Op. Dr. Emre Yılmaz, "Her gözünü kaşıyan kişide keratokonus gelişeceği söylenemez. Ancak genetik yatkınlığı bulunan bireylerde sürekli göz ovuşturmak, hastalığın ortaya çıkmasını veya ilerlemesini kolaylaştırabilen önemli çevresel faktörlerden biri olarak kabul edilmektedir." ifadelerini kullanıyor. En Sık Gençlerde Ortaya Çıkıyor Hastalığın özellikle 10 ile 30 yaş arasındaki gelişme çağındaki bireylerde çok daha hızlı ilerlediğini ve bir tehlike oluşturduğu vurgulanmaktadır. Gelişme çağında göz dokuları daha esnek olduğu için, mekanik bir baskı olan kaşıma ve ovalama eylemi korneanın yapısını çok daha kolay bozabiliyor. Sık numara değişikliği, gözlükle yeterli görme sağlanamaması veya düzensiz astigmatizma gibi bulgular, ayrıntılı göz muayenesini gerekli kılabilir. Hastalık erken dönemde belirti vermeyebildiği için yalnızca görme şikayetlerinin ortaya çıkmasını beklemek doğru bir yaklaşım olmayabilir. Alerjik Göz Hastalıkları Riski Artırabiliyor Bahar aylarında polenlerin artmasıyla birlikte gözlerde kaşıntı şikayetleri belirgin şekilde artabiliyor. Alerjik konjonktivit, atopik dermatit, saman nezlesi ve astım gibi alerjik hastalıkları bulunan kişilerde göz kaşıma davranışı daha sık görüldüğü için keratokonus açısından risk de artabiliyor. Çocukların ve gençlerin gözlerini sürekli kaşıması, aileler tarafından önemsenmesi gereken bir durumdur. Göz kaşıntısının nedeni araştırılmalı, yalnızca kaşıntıyı gidermeye yönelik değil, altta yatan alerjik süreç de uygun şekilde değerlendirilmelidir. Keratokonus Erken Dönemde Kornea Topografisi ile Değerlendirilebilir Keratokonusun erken evrelerinde standart göz muayenesi her zaman yeterli olmayabilir. Bu nedenle risk grubundaki bireylerde korneanın eğimini ve yapısını ayrıntılı olarak değerlendiren kornea tomografisi önemli bilgiler sağlayabilir. Ailesinde keratokonus öyküsü bulunan kişilerde, sık göz kaşıyan çocuk ve gençlerde veya numarası kısa sürede değişen bireylerde bu değerlendirmenin uygun görülmesi halinde erken tanıya katkı sağlayabileceği belirtiliyor. Erken dönemde tanı konulması, hastalığın ilerleme hızının takip edilmesini ve gerekli durumlarda uygun tedavi seçeneklerinin zamanında planlanmasını mümkün hale getirebilir. Her Görme Bozukluğu Gözlükle Düzelmeyebilir Keratokonus ilerledikçe korneadaki düzensiz şekil değişikliği nedeniyle görme kalitesi azalabilir. Bu durum yalnızca göz numarasının artmasına bağlı olmayabilir. Bazı hastalarda gözlük değişimine rağmen görme beklendiği kadar düzelmeyebilir. Bu nedenle özellikle sık numara değişikliği yaşayan veya gözlüklerinden yeterli verim alamayan kişilerin ayrıntılı göz değerlendirmesi yaptırmaları önem taşımaktadır. Op. Dr. Emre Yılmaz, "Göz kaşıntısı basit bir alışkanlık gibi görülmemelidir. Özellikle alerjik hastalığı bulunan çocuklarda ve gençlerde bu davranışın önlenmesi, düzenli göz kontrollerinin ihmal edilmemesi ve gerekli durumlarda kornea değerlendirmesinin yapılması, keratokonusun erken dönemde saptanabilmesi açısından önem taşımaktadır." diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

45 Yaş Sonrası Görmede Yeni Dönem: Akıllı Lens Teknolojisi Haber

45 Yaş Sonrası Görmede Yeni Dönem: Akıllı Lens Teknolojisi

Nev Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Ahmet Eroğlu, refraktif lens cerrahisinin dünyada ve Türkiye’de uzun yıllardır başarıyla uygulanan bir yöntem olduğunu belirterek, bu cerrahinin temel amacının gözlükten bağımsız bir yaşam sunmak olduğunu söyledi. Miyopi, hipermetropi, astigmatizma ve özellikle 40 yaş sonrası ortaya çıkan presbiyopi gibi kırma kusurlarının refraktif lens teknolojisiyle düzeltilebildiğini ifade eden Dr. Eroğlu, bu yöntemin lazer tedavilerinden farklı olduğuna dikkat çekti. Refraktif lazer uygulamalarının genellikle 18–40 yaş arası, uygun kornea yapısına sahip hastalarda uygulandığını belirten Eroğlu, refraktif lens cerrahisinin ise farklı bir hasta grubuna hitap ettiğini vurguladı. “45 Yaş Sonrası Yakın Görme Sorunlarında Etkili” Gözün odaklama gücünün yaklaşık yüzde 70’inin korneadan, yüzde 30’unun ise göz merceğinden sağlandığını aktaran Op. Dr. Eroğlu, yaş ilerledikçe merceğin odaklama yeteneğinin azaldığını ve bunun özellikle 45 yaş civarında yakın görme problemlerine yol açtığını söyledi. Son yıllarda “akıllı lens”, “premium lens”, “multifokal”, “trifokal”, “EDOF” veya “ömürlük lens” gibi farklı isimlerle anılan bu göz içi merceklerin, temelde aynı teknolojiye dayandığını ifade eden Eroğlu, uygulamada “akıllı lens” terimini tercih ettiğini belirtti. Akıllı lenslerin genellikle 45 yaş sonrası, daha önce uzak gözlüğü kullanan ve buna ek olarak yakın gözlük ihtiyacı başlayan bireylerde tercih edildiğini söyleyen Eroğlu, bu ameliyatın yapılabilmesi için kornea, göz merceği ve retina tabakalarının sağlıklı olması gerektiğini vurguladı. “Lens Seçimi Kişiye Özel Yapılmalı” Hangi akıllı lensin uygulanacağının hastanın yaşı, mesleği ve ameliyat sonrası beklentilerine göre hekim ve hasta tarafından birlikte belirlenmesi gerektiğini ifade eden Op. Dr. Ahmet Eroğlu, akıllı lensleri teknolojilerine göre dört ana grupta değerlendirdiklerini söyledi. Monofokal Plus Lensler: Tek odaklı lenslerin uzağı net gösterdiğini, yakının ise gözlükle görülebildiğini belirten Eroğlu, güçlendirilmiş tek odaklı (monofokal plus) lenslerin ise içine eklenen sınırlı yakın gücü sayesinde yakın gözlük ihtiyacını azalttığını ifade etti. Bu lenslerle büyük yazıların gözlüksüz okunabildiğini ancak kitap ve telefon gibi yakın mesafede gözlüğün tamamen ortadan kalkmadığını söyledi. EDOF (Uzatılmış Odaklı) Lensler: Uzatılmış odak mesafeli lenslerin uzak ve orta mesafede gözlüksüz görüş sağlamayı hedeflediğini belirten Eroğlu, bu lenslerin gece ışık dağılması ve kamaşma riskinin trifokal lenslere göre daha az olduğunu ifade etti. Yeni geliştirilen modellerin yakın görüşü de güçlendirdiğini söyleyen Eroğlu, bu lenslerin özellikle gece çalışanlar, uzun yol şoförleri ve yoğun yakın okuma ihtiyacı olmayan kişiler için uygun olduğunu vurguladı. Ayrıca lazer ameliyatı geçirmiş, glokomu veya diyabeti olan hastalarda da güvenle kullanılabildiğini ekledi. Trifokal Lensler: Trifokal ya da multifokal olarak adlandırılan akıllı lenslerin uzak, orta ve yakın mesafede gözlüksüz görüş sunduğunu belirten Eroğlu, bu lenslerin kalıcı ve ömürlük olduğunu ifade etti. Ancak yapıları gereği gece ışıklarında bir miktar dağılma ve harelenmenin kaçınılmaz olabileceğini dile getirdi. Spiral Akıllı Lensler (Yeni Nesil Teknoloji): 2025 yılı başında kullanıma giren spiral yapılı yeni nesil akıllı lenslerin, hibrit bir teknoloji sunduğunu belirten Op. Dr. Eroğlu, bu lenslerin trifokal mercekler kadar güçlü yakın görüş sağlarken, EDOF lensler gibi kamaşmasız ve kaliteli bir gece görüşü sunduğunu söyledi. “Doğru Hasta – Doğru Lens Eşleşmesi Şart” Akıllı lenslerin gelişen teknolojiyle birlikte gözlükten bağımsız bir yaşam sunduğunu ifade eden Op. Dr. Ahmet Eroğlu, ancak bu işlemin bir göz içi cerrahisi olduğunu ve lenslerin ömür boyu göz içinde kaldığını hatırlattı. Bazı hastalarda ışık saçılması, haleler, kontrast kaybı veya optik memnuniyetsizlik yaşanabileceğini belirten Eroğlu, bu nedenle hasta seçimi ve lens tercihlerinin büyük önem taşıdığını vurguladı. Son olarak, akıllı lenslerin herkes için uygun olmayabileceğini belirten Eroğlu, retina, kornea ve genel göz yapısının detaylı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.