Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Astım

Kapsül Haber Ajansı - Astım haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Astım haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bağışıklama Sayesinde Son 50 Yılda  150 Milyon Hayat Kurtarıldı Haber

Bağışıklama Sayesinde Son 50 Yılda 150 Milyon Hayat Kurtarıldı

Dünya genelinde ileri yaş nüfusunun giderek arttığını belirten uzmanlar, aşılamanın hem sağlıklı yaş alan nesillerin oluşmasına katkı sağladığını hem de sağlık sistemi üzerindeki yükün azaltılmasında önemli rol oynadığını ifade ediyor. Araştırmalar, bağışıklamanın son 50 yılda yaklaşık 150 milyon hayat kurtardığını ve her yaş grubundaki bireylerin aşı ile önlenebilir enfeksiyon hastalıklarına karşı korunmasında hayati önem taşıdığını ortaya koyuyor.1 Bebeklik ve çocukluk çağındaki aşılamanın öneminin yanı sıra bağışıklığın yaşam boyu korunması gerektiğini ve yetişkinler dahil her yaşta aşılamanın kritik rol oynadığını belirten KLİMİK Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Hasan Selçuk Özger şunları aktardı: “Yaşam boyu bağışıklama, sağlıklı yaş alan nesiller yaratmak ve sağlık sistemleri üzerindeki yükün azaltılması açısından kritik bir adımdır. Aşı ile önlenebilen hastalıklar, ileri yaş bireyler başta olmak üzere yaşamın farklı dönemlerinde bağışıklığın zayıflamasıyla risk oluşturabiliyor. Aşılar sadece hastalıkları önlemekle kalmıyor aynı zamanda sağlıklı yaş alma ve kaliteli bir yaşam sürmek anlamına da geliyor.” Türkiye’de nüfusun yüzde 70’i çoklu hastalıklara maruz kalırken yaşam boyu bağışıklama daha da önem kazanıyor Kardiyovasküler ve metabolik hastalıklarla bazı enfeksiyonlar arasında çift yönlü bir ilişki olduğunu belirten Doç. Dr. Hasan Selçuk Özger şunları da ekledi: “Türkiye’de 55 yaş ve üzeri yetişkinlerin yüzde 72,6’sı kronik hastalıklarla yaşıyor ve ülke genelinde nüfusun yüzde 70’i kronik hastalıklardan en az birine maruz kalıyor. Toplumumuzda bu kadar yaygın görülen kalp ve damar hastalıkları, diyabet ve diğer metabolik rahatsızlıkları olan bireyler mevcut hastalıklarının zorluklarıyla mücadele etmekle kalmıyor, bazı enfeksiyonlara karşı daha yüksek risk altında olabiliyor. Her yıl yaklaşık bir milyar kişiyi etkileyen mevsimsel grip (influenza), özellikle kronik hastalıklara sahip olan 65 yaş üzeri bireylerde daha ağır seyrederek, mevcut sağlık sorunlarının kötüleşmesine de yol açabiliyor. Zatürre açısından ise 5 yaş altı çocuklar başlı başına risk grubunda yer alırken, bu hastalık kronik hastalığı olan her yaştan bireyi daha yüksek risk altında bırakabiliyor. Pnömokok (zatürre), grip, zona, RSV enfeksiyonu; KOAH, astım ve kronik kalp yetmezliği gibi birçok hastalığı kötüleştirebiliyor. Tüm bu tabloya baktığımızda yaşamın her döneminde bağışıklamanın önemi günden güne artıyor.” Ebeveynler çocukların aşı takvimini takip etmeli Özger yaptığı açıklamada, “Ebeveynlerin çocuklarının aşı takvimlerini doğumdan itibaren dikkatli bir şekilde takip etmesi gerekiyor. Özellikle menenjit gibi kalıcı nörolojik hasarlara ve hayat kaybına yol açabilen hastalıklara karşı bağışıklama küçük yaştan itibaren çok önemlidir. Bu nedenle her ebeveyn, çocuğunun aşı takvimini sıkı takip etmeli ve eksik aşılarını zamanında tamamlamaya özen göstermelidir. Aşılar sayesinde her yıl 4-5 milyon hayat kurtarılıyor. Bireylerin hekimine danışarak gerekli aşıları yaptırmasıyla daha sağlıklı ve uzun ömürlü bir toplum oluşturabiliriz. Hem çocuklar hem de biz yetişkinler yaşam boyu bağışıklama ile ölüme yol açabilecek pek çok hastalıktan korunabiliriz. Çocuk ya da yetişkin fark etmeksizin, yaşamın her döneminde bağışıklamanın önemi göz ardı edilmemelidir” şeklinde konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor Haber

İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor

İklim değişikliği nedeniyle yükselen sıcaklıklar, mevsimsel alerjisi olan kişilerin daha uzun bir süre boyunca daha fazla polene maruz kalmasını sağlıyor. Bu durum alerjenlerin havada kalma süresini uzatıyor ve alerji şikayetlerini arttırıyor. Günümüzde çocukların yaklaşık üçte birinde, yetişkinlerin ise önemli bir kısmında alerjik hastalıklara rastlanıyor. En yaygın görülen alerjik hastalıklar; alerjik rinit (saman nezlesi), alerjik astım, ürtiker, atopik dermatit (egzema), arı alerjileri ve bazı gıda alerjileridir. Alerjik rinit hastalarının genellikle burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma, astım hastalarında ise nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtiler görülüyor. Bu şikâyetlerin özellikle ilkbahar aylarında ya da ev tozu gibi alerjenlere maruz kalındığında artıyor. Alerjide doğru tanı, doğru tedavi planı için temel adımdır Tanı sürecine ilişkin bilgi veren Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, alerji tanısında hastanın şikâyetlerinin ve öyküsünün dikkatle değerlendirilmesinin büyük önem taşıdığını açıkladı. Bunun yanında deri prick testleri ve bazı kan testleri ile kişinin hangi alerjenlere karşı duyarlılık geliştirdiğinin belirlenebildiğini, doğru tanının doğru tedavi planı için temel adım olduğunu vurguladı. Alerjik hastalıkların tedavisine de değinen Sayaca, üç temel yaklaşım bulunduğunu belirtti. İlk olarak alerjene maruziyetin azaltılmasının, yani korunma önlemlerinin önemine dikkat çeken Sayaca, ikinci aşamada ilaç tedavilerinin uygulandığını söyledi. Üçüncü ve en etkili yöntemlerden birinin ise alerji aşıları olarak bilinen immünoterapi olduğunu ifade eden Sayaca, bu tedavinin alerjik hastalıkların seyrini değiştirebilen ve uzun vadede kalıcı iyileşme sağlayabilen tek yöntem olduğunu dile getirdi. Alerji aşıları bağışıklık sistemini yeniden eğitiyor Alerji aşısının nasıl uygulandığına ilişkin de bilgi veren Sayaca, bu tedavinin bağışıklık sistemini yeniden eğitmeyi amaçladığını anlattı. Hastaya alerjisi olduğu maddeye karşı çok küçük dozlarla başlanarak düzenli aralıklarla artan miktarlarda alerjen verildiğini belirten Sayaca, bu sayede bağışıklık sisteminin zamanla o maddeye karşı aşırı tepki vermemeyi öğrendiğini söyledi. Tedavi süresinin genellikle 3 ila 5 yıl arasında değiştiğini ifade eden Sayaca, düzenli uygulandığında birçok hastada şikâyetlerin belirgin şekilde azaldığını, bazı hastalarda ise tamamen ortadan kalkabildiğini aktardı. Ayrıca bu tedavinin astım gelişme riskini azaltma gibi uzun vadeli faydalarının da bulunduğunu ekledi. Kimler alerji aşısı olabilir? Kimlerin alerji aşısı olabileceğine ilişkin açıklamalarda bulunan Sayaca, öncelikle alerjinin testlerle net olarak ortaya konulması gerektiğini belirtti. Özellikle polen, ev tozu akarı, küf mantarı veya arı alerjisi bulunan ve ilaç tedavisine rağmen şikâyetleri devam eden hastalarda bu yöntemin düşünülebileceğini ifade eden Sayaca, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde uygulanabildiğini söyledi. Alerji aşısı oldukça güvenlidir ancak her hastaya uygulanamaz Toplumda alerji aşılarıyla ilgili yanlış bilinenlere de değinen Sayaca, en sık karşılaşılan yanlış inanışın bu tedavinin çok riskli olduğu yönünde olduğunu dile getirdi. Oysa uzman hekim kontrolünde ve uygun hastalarda uygulandığında alerji aşılarının oldukça güvenli olduğunu vurgulayan Sayaca, bir diğer yanlış bilginin ise her alerji hastasına bu tedavinin uygulanabileceği düşüncesi olduğunu ifade etti. Sayaca, bu nedenle mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Alerji belirtilerini hafife almayın Son olarak alerji hastalarına önerilerde bulunan Sayaca, alerji belirtilerinin hafife alınmaması gerektiğini vurguladı. Alerjiye neden olan faktörlerin mümkün olduğunca azaltılmasının önemine dikkat çeken Sayaca, ev tozu alerjisi olanların ev temizliğine özen göstermesi gerektiğini, polen alerjisi bulunan kişilerin ise yoğun polen dönemlerinde açık havada uzun süre kalmamaya dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Doktor önerisi dışında ilaç kullanılmaması gerektiğini ifade eden Sayaca, uzun süren veya yaşam kalitesini olumsuz etkileyen şikâyetlerde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Liseli ve Üniversiteli Girişimciler Yatırımcı Karşısına Çıktı Haber

Liseli ve Üniversiteli Girişimciler Yatırımcı Karşısına Çıktı

Etkinlikte sunum yapan isimlerden İSTEK Okulları 11. sınıf öğrencisi Defne Topaloğlu, hava kirliliğinden en çok etkilenen kişilerin günlük hayatta ne yapacaklarını bilmediklerini fark ettiklerini söyledi. Bu durumun özellikle astım hastaları ve solunum rahatsızlığı yaşayan bireyler için ciddi bir risk oluşturduğunu belirten Defne, bu sorundan yola çıkarak geliştirdikleri AirBuddy adlı telefon uygulamasını anlattı. Şehir içi otobüslere yerleştirilen sensörler aracılığıyla hava kirliliği verilerinin toplandığını belirten Defne, “Uygulama sayesinde kullanıcılar bulundukları bölgedeki hava kalitesini görebiliyor. Günlük hayatta hangi saatlerde dışarı çıkmaları gerektiği ya da hangi önlemleri almaları gerektiği konusunda bilgi sahibi oluyorlar” diye konuştu. Bu sürecin kendileri için önemli bir deneyim olduğunu vurgulayan Defne, “Bu çalışma bize yalnızca bir proje geliştirmeyi değil, kendimizi ifade etmeyi ve topluluk önünde konuşmayı da öğretti. Geçen yıla göre çok daha özgüvenliyim” ifadelerini kullandı. Etkinlik Arayan Öğrenci, Sponsor Arayan Kulüp Projesini sunan bir diğer isim olan Yeditepe Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri 2. sınıf öğrencisi Doruk Kadir Sezer, üniversite hayatında hemen herkesin yaşadığı ancak çoğu zaman fark edilmeyen bir eşleşme sorununa odaklandıklarını söyledi. Doruk, öğrencilerin ilgi alanlarına uygun etkinliklere ulaşmakta zorlandığını, öğrenci kulüplerinin ise etkinliklerini hayata geçirmek için sponsor bulmakta sıkıntı yaşadığını belirtti. Bu iki ihtiyacın aslında aynı noktada kesiştiğini vurgulayan Doruk, “Bir yanda etkinlik arayan öğrenciler, diğer yanda sponsor bulmakta zorlanan kulüpler var. Biz bu iki tarafı ve şirketleri aynı yapı içinde buluşturarak, herkes için daha verimli bir sistem geliştirdik. Bu soruna çözüm olarak, öğrencilerle kulüpleri ve sponsorları aynı çatı altında buluşturan bir yapı tasarladık” dedi. 61 Ekip Başvurdu, 11 Girişim Sahneye Çıktı Yeditepe Üniversitesi tarafından yürütülen Yeditepe Yeni Fikir programına bu yıl lise ve üniversite öğrencilerinden oluşan 61 ekip başvurdu. Ön değerlendirme sürecinin ardından seçilen 25 ekip, eğitim ve mentörlük desteği alarak projelerini geliştirdi. Süreci başarıyla tamamlayan 6 üniversite ve 5 lise ekibi olmak üzere toplam 11 girişim, Demo Day kapsamında projelerini yatırımcıların karşısına çıkardı. Genç girişimciler; yapay zeka, dijital altyapı, savunma, derin teknoloji, akıllı şehirler, sürdürülebilirlik, tüketici elektroniği, sağlık ve gıda gibi alanlarda geliştirdikleri projeleri sundu. Sunumların ardından girişimcilere katılım sertifikaları verildi. “Bilgiyi Üretmek Yetmiyor, Çözüm Üretmek Gerekiyor” Yeditepe Yeni Fikir Demo Day etkinliğinde değerlendirmelerde bulunan Yeditepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oğuz Bayat, önümüzdeki yıllarda teknoloji alanında çok hızlı bir dönüşüm yaşanacağına dikkat çekti. Bayat, bu dönüşüme erken uyum sağlayan kurumların ve ülkelerin önemli avantajlar elde edeceğini belirterek, değişime direnmenin hem maliyetleri artıracağını hem de üniversitelerle sektörler arasında ciddi farklar oluşturacağını söyledi. Bilgi üretim süreçlerinin yapay zeka destekli sistemlerle hızlandığını belirten Bayat, “Artık bilginin yalnızca üretilmiş olması yeterli değil. Önemli olan, bu bilginin gerçek bir probleme çözüm getirip getirmediği. Üniversiteler ve sektör, üretilen bilginin doğruluğunu ve uygulamaya dönüşüp dönüşmediğini daha fazla sorgulamak zorunda” ifadelerini kullandı. Üniversite olarak girişimcilik odaklı bir eğitim modeli benimsediklerini vurgulayan Bayat, Teknoloji Transfer Ofisi, araştırma merkezleri, ön kuluçka ve kuluçka yapılarının bütüncül bir anlayışla çalıştığını söyledi. Bayat, “Öğrenciler yalnızca akademik bilgiyle değil, girişimcilik kültürüyle de yetiştirilmeli” dedi. “Gençlerin Fikirlerinin Sahaya Çıkması Çok Önemli ve Değerli” Etkinlikte konuşan Teknopark İstanbul Genel Müdürü Prof. Dr. Abdurrahman Akyol ise genç yaşta geliştirilen fikirlerin gerçek ekosistemle buluşmasının önemine dikkat çekti. Akyol, “Teknoparklar yalnızca teknoloji üretilen alanlar değil, aynı zamanda fikirlerin olgunlaştığı, test edildiği ve yatırımcıyla buluştuğu yapılardır. Liseli ve üniversiteli öğrencilerin bu yaşta projelerini sahaya çıkarması son derece önemli ve değerli” dedi. Üniversite–sanayi iş birliklerinin girişimcilik ekosisteminin temel taşı olduğunu vurgulayan Akyol, “Bu tür programlar, gençlerin yalnızca fikir üretmesini değil, aynı zamanda iş dünyasının beklentilerini erken aşamada tanımasını sağlıyor. Teknopark İstanbul olarak bu temasın güçlenmesine büyük önem veriyoruz” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

KOAH Hızla Yaygınlaşıyor! Haber

KOAH Hızla Yaygınlaşıyor!

Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim “Son yıllarda hızla yaygınlaşan KOAH, solunum yollarında kalıcı tıkanıklık ve nefes darlığına yol açan, ilerleyici bir hastalıktır. Belirtileri arasında sürekli ve şiddetli öksürük, balgam ve nefes darlığı bulunan KOAH, günümüzde dünya genelinde 40 yaş üstü insanların yaklaşık yüzde 10’unda görülmektedir” diyor. Prof. Dr. Tülin Sevim, 19 Kasım Dünya KOAH Günü kapsamında yaptığı açıklamada, gençler arasında da özellikle sigara ve e-sigara kullanımının artması sonucu, tehlikenin hızla yaygınlaştığı KOAH hastalığını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Tek bir sigaranın dumanında 7 binden fazla kimyasal madde bulunuyor ve 70 tanesi de kanser yapıcı madde sınıfında yer alıyor. Üstelik, yapılan çalışmalar; sigara kullanmayıp, pasif içiciliğe maruz kalmanın da zarara yol açabildiğini ortaya koyuyor. O zararlardan birinin de, dünyada ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH yani Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olduğunu vurgulayan Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim şöyle konuşuyor: “Yapılan birçok çalışmada; aktif sigara içiminin KOAH gelişimi için en önemli risk faktörü olduğu kanıtlanmıştır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda; pasif içiciliğin de KOAH gelişimine neden olduğu gösterilmiştir. 25 bin 592 hastayı kapsayan bir meta-analizde pasif içicilerde KOAH gelişme riskinin, pasif içici olmayan kişilere göre 2,25 kat arttığı saptanmıştır. Pasif içicilik yılda 1,2 milyon insanın ölümüne yol açmaktadır.” Pasif içicilik çocukları da, gençleri de vuruyor! Pasif içicilik, başkalarının içtiği tütün ürününden (sigara, puro, pipo, nargile vb) kaynaklanan dumanın solunması anlamına geliyor. Pasif içiciliğin özellikle çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar verdiğini belirten Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Sigara dumanına maruz kalındığında; gözlerde tahriş, sulanma, yanma, baş ağrısı, burunda rahatsızlık, öksürük, boğaz ağrısı, nefes darlığı ve astım hastalığının alevlenmesi gibi şikayetler hemen ortaya çıkabilmektedir. Ebeveynleri sigara içen veya sigara içilen ortamlarda bulunan bebek ve çocuklar en riskli gruptur. Pasif içicilik çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar vermektedir, ani bebek ölümleri daha sık görülmektedir. Bu çocuklarda akut solunum yolu enfeksiyonları, bronşit, zatürre, orta kulak iltihabı ve astım atağı yaşıtlarına göre daha sıktır. İleri yaşlarda da akciğer hastalığına yakalanma riskleri daha fazladır. Pasif içicilik erişkinlerde de; kalp hastalığı, felç (inme), akciğer kanseri ve KOAH gibi hastalıklar için risk oluşturmaktadır. Sigara içmediği halde sigara dumanına maruz kalan kişilerde koroner arter hastalığı riski yüzde 25–30 artmıştır. Bu kişilerde felç riskinin de yüzde 20-30 arttığı bildirilmektedir.” Elektronik sigaranın yıkıcı tahribatı çok yüksek! Elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin, son 10 yıl içinde tütün endüstrisi tarafından dünya genelinde ‘daha az zararlı’ olarak pazarlandığını ancak yapılan çalışmaların bunun tam tersine işaret ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim şöyle konuşuyor: “Yapılan araştırmalarda; elektronik sigaralarda 16 binden fazla çeşit tatlandırıcı saptanmıştır. Araştırmalarda, elektronik sigarayı denemiş gençlerin ve çocukların, daha sonra sigara içmeye başladığı; daha önce sigara içip bırakan yetişkinlerin ise elektronik sigara kullandıklarında yeniden sigaraya başlama risklerinin 4-6 kat arttığı gösterilmiştir. Elektronik sigara kullanan gençlerin sigara, esrar gibi diğer bağımlılıklara geçiş yaptığı da bildirilmektedir. Bu veriler, elektronik sigaraların, nikotin bağımlılığının sürmesine yol açtığının kanıtıdır. Nikotin, eroin, kokain gibi maddelerle eşdeğer bağımlılık gücüne sahip bir maddedir. Bu ürünlerin, en az geleneksel tütün ürünleri kadar ciddi boyutlarda sağlık zararları vardır.” Akciğerden kalbe, kanserden inmeye! Elektronik sigaralarda bulunan toksik kimyasal maddelerin solunum yollarında inflamasyon, bronşit, astım ve EVALI hastalığına neden olduğunu belirten Prof. Dr. Tülin Sevim “EVALI, elektronik sigara/vaping kullanımına bağlı gelişen akut akciğer hasarıdır ve ölüme neden olabilmektedir. Elektronik sigaranın zararları solunum yolları ile sınırlı kalmamaktadır” diyor. Elektronik sigara kullanımının pıhtılaşma bozuklukları, hipertansiyon, kalp hızının artması, ateroskleroz, mide bulantısı, ağız kuruluğu, kas titremesi, baş dönmesi, baş ağrısı, uyku bozuklukları gibi daha birçok soruna yol açabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Deneysel veriler, uzun süreli elektronik sigara kullanımının karaciğer, kalp ve böbreklerde hasara neden olduğunu göstermektedir. Elektronik sigaralarda yer alan aromatikler, sadece kendi başlarına bile, hücre ölümüne yol açabilmektedir. Ayrıca çalışmalarda elektronik sigara kullananlarda akciğer kanserinin kullanmayanlara göre daha sık görüldüğü gözlenmiştir. Dünya genelinde elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin kullanımı, daha önce sigara içmemiş gençler arasında hızla artmaktadır.”

Okullarda Grip Riski Yükseliyor: Ebeveynlere Aşı Çağrısı Haber

Okullarda Grip Riski Yükseliyor: Ebeveynlere Aşı Çağrısı

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. Aygul Nabalıyeva, “Grip aşısı, çocukları hem hastalıktan korur hem de olası enfeksiyonların daha hafif seyretmesini sağlar. Özellikle okul döneminde bulaş riskinin yüksek olduğu bu dönemde aşı en güçlü kalkanımızdır” diyor. Sonbahar En Kritik Dönem Grip virüsü her yıl farklı türlerle karşımıza çıkıyor. Bu nedenle aşı da her sezon güncelleniyor. Uzm. Dr. Aygul Nabalıyeva, “Sonbahar aylarında yapılan aşı, vücudun bağışıklık sistemini zamanında harekete geçirir. Böylece grip salgınları başlamadan koruma sağlanır” ifadelerini kullanıyor. Uzmanlar, çocukların özellikle okul, kreş gibi kalabalık ortamlarda virüslerle sık temas ettiğini ve bu nedenle aşının geciktirilmemesi gerektiğini belirtiyor. Risk Grubundaki Çocuklar İçin Hayati Öneme Sahip Astım, bronşit, diyabet veya bağışıklık sistemi zayıf olan çocuklarda grip çok daha ağır seyredebiliyor. Uzm. Dr. Aygul Nabalıyeva, bu gruptaki çocuklarda grip aşısının hayati koruma sağladığını vurguluyor: “Bu çocuklar için aşı yalnızca koruma değil, aynı zamanda komplikasyonların önlenmesi açısından da zorunluluk niteliğinde.” Aşıdan Sonra Ateş Olması Normal mi? Ebeveynlerin en sık sorduğu sorulardan biri, aşı sonrası ateş yükselmesi oluyor. Dr. Aygul Nabalıyeva bu konuda rahatlatıcı bir açıklama yapıyor: “Aşı sonrası hafif ateş, vücudun bağışıklık sistemiyle verdiği doğal bir tepkidir. Genellikle 48–72 saat içinde görülür ve kısa sürede kendiliğinden geçer. Ateş dışında başka bir belirti yoksa endişe edilmemelidir.” Bu süreçte doktor önerisiyle basit bir ateş düşürücü veya ağrı kesici kullanmak yeterli oluyor. Aşı Takvimine Sadık Kalmak Şart Grip aşısının etkili olabilmesi için zamanlamanın kritik olduğunu belirten Dr. Aygul Nabalıyeva, “Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen aşı takvimi bilimsel araştırmalar sonucunda hazırlanmıştır. Bu takvime uymak, çocukların bağışıklık sisteminin güçlü kalması açısından son derece önemlidir” diye ekliyor. Düzenli aşı takibi yalnızca grip için değil, tüm bulaşıcı hastalıklara karşı uzun vadeli koruma sağlıyor. Grip Aşısı Güvenli mi? Grip aşısı uzun yıllardır milyonlarca çocuk üzerinde güvenle uygulanıyor. Dr. Aygul Nabalıyeva, “Ebeveynler bazen aşıdan çekiniyor ama bu endişe yersiz. Aşılar, güvenlik testlerinden geçmeden uygulanmaz. Yan etkiler genellikle hafif ve geçicidir” diyerek yanlış bilgilerin önüne geçilmesi gerektiğini vurguluyor. Aşı Olmak, Toplumsal Korunmayı da Sağlıyor Grip aşısı yalnızca bireysel koruma sağlamıyor; aynı zamanda toplumsal bağışıklığa da katkı veriyor. Bir çocuğun aşılanması, hem ailesini hem de sınıf arkadaşlarını koruyor. Dr. Aygul Nabalıyeva, “Aşısız her çocuk, virüsün yayılma zincirinde bir halka oluşturur. Bu zinciri kırmanın tek yolu aşıdır” diyor. Belirtiler Karışabiliyor: Grip mi, Soğuk Algınlığı mı? Sonbahar aylarında sık görülen soğuk algınlığı ve grip birbirine karıştırılabiliyor. Grip, yüksek ateş, kas ağrısı ve yorgunlukla kendini belli ederken, soğuk algınlığı daha hafif seyreder. Uzm. Dr. Aygul Nabalıyeva, “Aşı, özellikle grip virüsüne karşı etkili olduğu için bu iki durumu ayırmada önemli bir avantaj sağlar” diyerek farkındalığın altını çiziyor. Çocukların Bağışıklığını Güçlendirmek İçin Ek Önlemler Uzmanlar, aşının yanı sıra sağlıklı beslenme, düzenli uyku ve temiz el alışkanlığının da gripten korunmada etkili olduğunu söylüyor. Meyve, sebze ve yeterli su tüketimi, çocukların bağışıklık sistemini destekliyor. Ebeveynler Nelere Dikkat Etmeli? - Aşıdan sonra birkaç gün ağır fiziksel aktiviteden kaçınılmalı - Aşı bölgesinde hafif ağrı veya kızarıklık normaldir - Şiddetli alerjik reaksiyon belirtileri gözlenirse mutlaka doktora başvurulmalı Bu basit önlemlerle aşının etkisi güvenle sürdürülüyor. Çocuklarda Aşı Kararsızlığına Bilimsel Yanıt Ebeveynler arasında zaman zaman “çocuğum küçük, aşıya gerek var mı?” sorusu gündeme gelebiliyor. Dr. Nabalıyeva, “Grip küçük çocuklarda yüksek ateş, zatürre veya kulak iltihabı gibi ciddi sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle her yıl yapılan grip aşısı, çocuk sağlığının sigortasıdır” diyerek kararsız ebeveynleri uyarıyor. Aşı ile Kaybedilen Günleri Geri Kazanmak Mümkün Grip nedeniyle okula gidemeyen, derslerinden geri kalan çocukların sayısı azımsanmayacak kadar fazla. Uzm. Dr. Aygul Nabalıyeva, “Aşı sayesinde hem hastalık riski azalır hem de çocukların eğitim hayatı kesintiye uğramaz” diyor. Toplum Sağlığında Küçük Bir Adım, Büyük Bir Etki Her yıl düzenli olarak grip aşısı yaptıran çocuklar hem kendilerini hem çevresindekileri koruyor. Güneşli Erdem Hastanesi’nde görev yapan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. Nabalıyeva, “Toplum sağlığı bireysel bilinçle başlar. Her çocuk aşılandığında, bir salgının önüne geçilmiş olur” diyerek aşı bilincinin önemine dikkat çekiyor.

Astım Ataklarına Karşı 10 Etkili Öneri! Haber

Astım Ataklarına Karşı 10 Etkili Öneri!

Türkiye'de her 12-13 kişiden birinde astım görüldüğünü ve son yıllarda bu sayının artış gösterdiğini belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan “Astım yalnızca genetik geçişli bir hastalık olmayıp,  çevresel faktörlerle ve sağlıksız yaşam alışkanlıkları ile sonradan da gelişebiliyor. Özellikle sigara dumanına maruz kalmak, yoğun hava kirliliği, düzensiz yaşam, hareketsizlik, sağlıksız beslenme ve kapalı ortamlarda uzun süre kalmak gibi yanlış yaşam tarzları astıma zemin hazırlayabiliyor. Ayrıca çocuklukta geçirilen bazı solunum yolu enfeksiyonları, ev tozu akarları, kimyasal temizlik ürünleri, stres ve ani hava değişimleri gibi etkenler de astım gelişiminde rol oynayabiliyor” diyor. Bu nedenle astımın önlenmesi ve kontrol altına alınmasında hem bireysel hem de toplumsal farkındalığın büyük önem taşıdığını vurgulayan  Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan, 6 Mayıs Dünya Astım Günü kapsamında yaptığı açıklamada, astım hastalarının uzak durması gereken 10 yaygın tetikleyici etkeni anlattı, astımdan korunmaya yönelik alınması gereken önlemleri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  Sigara dumanı ve elektronik sigaralar  Sigara içmek, elektronik sigara kullanmak ya da sigara dumanına maruz kalmak (pasif içicilik), akciğerleri tahriş ederek astımı tetikleyebiliyor. Tütün dumanında bulunan binlerce kimyasal madde, hava yollarını daraltarak nefes almayı zorlaştırıyor.  Temizlik ürünleri, parfümler ve kimyasal maddeler Ev temizliğinde sık kullanılan çamaşır suyu, sprey temizleyiciler ve parfümlü kimyasal ürünler, solunum yollarını tahriş ederek astım hastalarında boğaz yanması, öksürük, bronşlarda kasılma, ödem oluşumu ve nefes darlığı gibi şikayetlere yol açarak astım krizlerini tetikleyebiliyor.   Hava kirliliği Hava kirliliği, solunum yollarını doğrudan etkileyen en önemli çevresel riskler arasında yer alıyor. Egzoz gazları, sanayi tesislerinden yayılan partiküller ve tozlu hava astım krizlerini tetiklerken, bu etkenlere kronik maruz kalma durumunda hastalık belirtileri şiddetlenip tedaviye yanıt azalabiliyor. Ev tozu akarları  Evlerdeki halılar, yataklar, perdeler ve yastıklar, mikroskobik ev tozu akarları için ideal yaşam alanlarını oluşturuyor. Bu akarlar, astım hastalarında alerjik reaksiyonlara neden olarak nefes darlığı, öksürük ve göğüste sıkışma hissi yaratabiliyor.  Polenler Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan “İlkbahar ve yaz aylarında doğada yoğun şekilde bulunan polenler, özellikle çimen, ağaç ve yabani otlardan salınır. Rüzgarlı havalarda polenlerin havadaki yoğunluğu artar ve bu da astım hastalarında burun tıkanıklığı, hapşırık, göz yaşarması ve nefes darlığı gibi belirtilere yol açabilir” diyor.  Evcil hayvan tüyleri Evcil hayvanların tüyleri, derileri ve tükürükleri duyarlı bazı kişilerde güçlü alerjik reaksiyonlara neden olabiliyor. Bu alerjenler solunum yoluyla alındığında astım krizini tetikleyebiliyor.  Nemli ortamlar ve küf sporları  Küf, özellikle nemli, karanlık ve havalandırması yetersiz ortamlarda çoğalıyor. Küf sporları solunum yoluyla alındığında, bağışıklık sisteminde tepkiye yol açarak astım semptomlarını artırabiliyor. Soğuk/ kuru hava ve klima  Doç. Dr. Sertaç Arslan “Ani ısı değişimlerinin yanı sıra soğuk ve kuru hava astım hastalarında bronşların daralmasına ve spazmına yol açabilir. Hava yollarında kasılmalar meydana gelir ve nefes almak zorlaşır. Klima da havayı kurutarak astım ataklarını tetikleyebilir” diyor.  Yoğun egzersiz  Egzersiz sırasında özellikle hızlı nefes alıp vermek, hava yollarının kurumasına ve daralmasına neden olabiliyor. Bu durum, egzersize bağlı astım olarak adlandırılan özel bir astım tipine yol açabilirken, özellikle soğuk ve kuru havada yapılan spor aktiviteleri bu riski artırıyor.  Aşırı stres ve duygusal travmalar  Psikolojik stresin, bedensel hastalıkları tetikleyebildiği artık bilimsel olarak da kabul ediliyor. Ani korku, üzüntü, öfke ya da travmatik durumlar, solunum kaslarını olumsuz etkileyerek astım atağını başlatabiliyor. Uzun süreli stres altında kalmak, bağışıklık sistemini de zayıflatarak astımın kötüleşmesine neden olabiliyor.  İşte Öneriler! Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan “Astımı tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa da, tetikleyici faktörlerden uzak durmak krizlerin sıklığını ve şiddetini ciddi oranda azaltır. Kişiye özel korunma stratejileri ve düzenli takip bu süreçte çok önemlidir” diyor. Doç. Dr. Arslan, astıma karşı 10 önerisini şöyle sıralıyor;  Sigara dumanından uzak durun. Hem aktif hem pasif içicilik astımı kötüleştirir. Kapalı ve nemli ortamlar küf oluşumunu artırdığından evinizi sık sık havalandırın. Halı, perde, tüylü oyuncak, toz barındıran eşyalar ve evcil hayvan tüyleri gibi alerjen etkenleri azaltın. Nevresimlerinizi yüksek ısıda yıkayın ve sık değiştirin.Polen dönemlerinde dışarı çıkış saatlerinizi sınırlayın. Özellikle sabahları dikkatli olun. Temizlik ürünlerini dikkatli kullanın. Kokusuz, doğal içerikli ürünleri tercih edin. Sprey formundaki ürünlerden kaçının ve kokusuz, hipoalerjenik veya doğal temizlik ürünlerini seçin.Soğuk havalarda ağzınızı atkıyla kapatın. Klimalı ortamlarda serin havanın doğrudan üzerinize gelmemesine dikkat edin.   Stresi yönetmeyi öğrenin, yeterli ve kaliteli uyumaya özen gösterin.Temizlik yaparken solunum yollarını korumak için tıbbi maske (mümkünse N95 tipi), lateks olmayan eldiven ve gerekirse gözlerinizi korumak için gözlük kullanın. Temizlik yaparken pencere ve kapıları açık tutun. Temizlik sonrası kokular tamamen dağılmadan odaya girmeyin. Oda spreyleri, kumaş kokulandırıcılar ve parfümlü çamaşır deterjanları da astımı tetikleyebildiğinden bu ürünlerden uzak durun.Spor öncesi mutlaka ısının. Size uygun olan spor türü ile ilgili doktorunuza danışın.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.