Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Atık Yönetimi

Kapsül Haber Ajansı - Atık Yönetimi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Atık Yönetimi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TSKB ve JBIC Arasında Dev Anlaşma Haber

TSKB ve JBIC Arasında Dev Anlaşma

T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı garantörlüğünde temin edilen kaynakla Türkiye genelinde sera gazı emisyonlarının azaltılmasını amaçlayan yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, su ve atık yönetimi yatırımları ile diğer yeşil yatırımlara finansman sağlanacak. TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar, sağlanan kredinin JBIC ile bugüne kadar imzalanan en yüksek tutarlı kredi olduğunu belirterek, “COP31 Zirvesi’ne hazırlanan Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ve düşük karbonlu ekonomiye geçişine JBIC GREEN 4 kredisiyle katkı sağlamaktan büyük memnuniyet duyuyoruz” dedi. Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınması için yeşil dönüşümü desteklemeyi sürdüren Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB), uzun soluklu iş ortağı Japonya Uluslararası İş Birliği Bankası (JBIC) ile yürüttüğü iş birliğine bir yenisini daha ekledi. Daha önce 2015, 2022 ve 2023 yıllarında JBIC ile hayata geçirilen GREEN kredi anlaşmalarının devamı niteliğindeki bu yeni finansmanla birlikte 350 milyon ABD doları tutarındaki GREEN 4 kredi anlaşması imzalandı. T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı garantörlüğüyle sağlanan söz konusu kredi, Türkiye genelinde sera gazı emisyonlarının azaltılmasına katkı sunacak yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, su ve atık yönetimi yatırımları ile diğer yeşil yatırımların finansmanında kullanılacak. Anlaşmaya JBIC’in yanı sıra temsilci banka olarak MUFG Bank, Ltd. de destek veriyor. TSKB, Samuray Bonoları ihracı aracılığıyla Japon sermaye piyasalarında başlattığı işlemlerini 1999 Marmara depreminden etkilenen firmaların desteklenmesi amacıyla 2000 yılında JBIC ile imzaladığı ilk kredi anlaşmasıyla pekiştirirken, iki kurum arasındaki stratejik ortaklığın da temellerini attı. TSKB ve JBIC arasındaki güçlü iş birliği, ilerleyen yıllarda sürdürülebilir kalkınma odağında derinleşerek devam etti. Bu kapsamda, Türkiye’de sera gazı emisyonlarının azaltılmasına katkı sağlamak amacıyla 150 milyon ABD doları tutarındaki GREEN 1 kredi anlaşması 2015 yılında hayata geçirildi. Bunu, 2022 yılında imzalanan 220 milyon ABD doları tutarındaki GREEN 2 kredi anlaşması izledi. 2023 yılında ülkemizin doğu ve güneydoğu bölgelerinde yaşanan deprem felaketinin ardından ise iki kurum arasındaki köklü iş birliğinin ve Türkiye ile Japonya arasındaki dayanışmanın bir göstergesi olarak temin edilen 200 milyon ABD doları tutarındaki GREEN 3 kredisiyle, depremden etkilenen firmaların yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımları desteklendi. TSKB, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınmasına ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecine katkı sağlamayı kararlılıkla sürdürüyor. 2015, 2022 ve 2023 yıllarında hayata geçirilen GREEN kredilerinin devamı niteliğindeki bu anlaşmayla birlikte TSKB’nin JBIC’ten son 10 yılda sağladığı toplam finansman tutarı yaklaşık 1,2 milyar dolar seviyesine ulaştı. JBIC ile imzalanan kredi anlaşması hakkında değerlendirmede bulunan TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar, “JBIC ile 2000 yılından bu yana başarıyla sürdürdüğümüz stratejik ortaklığımızı, Türkiye ve Japonya’nın birbirlerine destek olma konusunda uzun yıllara dayanan güçlü iş birliği geçmişinden aldığımız güçle 350 milyon dolarlık bu yeni anlaşmayla bir üst seviyeye taşımaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz. JBIC’ten temin edilen en yüksek montanlı kredi olma özelliğini taşıyan GREEN 4 kredisi, ülkemizin enerji politikaları, 2053 net sıfır emisyon hedefi ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş hedefleriyle de bütünlük gösteriyor. Bu kaynakla yenilenebilir enerjiden su yönetimine kadar geniş bir yelpazedeki yeşil yatırımları destekleyerek ülkemizin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkımızı daha da büyüteceğiz. Türkiye, Paris Anlaşması kapsamındaki Ulusal Katkı Beyanı (NDC) çerçevesinde 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını mevcut artış senaryosuna göre %41 azaltmayı hedeflerken, yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması, enerji verimliliği, yeşil sanayi dönüşümünü öncelikli alanlar arasında konumlandırıyor. Bu kaynakla yenilenebilir enerjiden su ve atık yönetimine kadar geniş bir yelpazedeki yeşil yatırımları destekleyerek ülkemizin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkımızı daha da büyüteceğiz. COP31 Zirvesi’ne hazırlanan Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ve düşük karbonlu ekonomiye geçişine JBIC GREEN 4 kredisiyle değer yaratmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Bu yeni finansman ile Türkiye’nin COP31 Eylem Gündem’indeki önceliklerine, özellikle temiz enerji dönüşümü, yeşil sanayileşme ve iklim eylemi uygulama mekanizması eylemlerine katkı sunmayı amaçlıyoruz. Hazine ve Maliye Bakanlığımız garantörlüğü altında değerli iş ortağımız JBIC ile imzaladığımız bu yeni anlaşmayla sürdürülebilir kalkınma rotasında ülkemiz için güçlü bir adım daha attık. Bu kapsamda, GREEN 4 kredimiz için Hazine ve Maliye Bakanlığı’na değerli desteklerinden dolayı en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz” dedi. JBIC Genel Direktörü Hiroyuki Suzuki anlaşma hakkında şu açıklamaları yaptı: “GREEN 4 kredisi, JBIC ve TSKB arasında süregelen iş birliği temelinde gelişen uzun soluklu ve yakın ortaklığı yansıtıyor. JBIC olarak, TSKB’nin finansman faaliyetleri aracılığıyla Türkiye’de sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesinde üstlendiği önemli rolü büyük bir takdirle karşılıyoruz. Bu kredinin, Türkiye’de yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve çevresel açıdan sürdürülebilir diğer yatırımların teşvik edilmesine katkı sağlaması, ülkenin enerji güvenliğini güçlendirmesi ve Japon şirketlerinin uzmanlık ve teknolojileriyle iş birliği fırsatları yaratmasını bekliyoruz. Japonya’nın politika odaklı finans kuruluşu olarak JBIC’in Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine yönelik çabalarını desteklemek ve Japonya ile Türkiye arasındaki ekonomik ilişkileri daha da güçlendirmek amacıyla TSKB ile yakın iş birliği içinde çalışmaya devam edeceğini paylaşmak isteriz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ÇEVKO Vakfı Söyleşisi’nde Döngüsel Ekonomi, Sıfır Atık ve Yapay Zekâ Gündemi Ele Alındı Haber

ÇEVKO Vakfı Söyleşisi’nde Döngüsel Ekonomi, Sıfır Atık ve Yapay Zekâ Gündemi Ele Alındı

Uzman sanayi inisiyatifi ve etkin sivil toplum kuruluşu kimliklerini bünyesinde bir araya getiren ÇEVKO Vakfı’nın, Küresel Isınma Kurultayı Komitesi iş birliğiyle düzenlediği çevrim içi söyleşiler, 6. yılında da sürüyor. Ana odağı, Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek COP31 süreci çerçevesinde belirlenen 2026 yılı söyleşilerinin üçüncüsü yoğun bir katılımla gerçekleşti. Moderatörlüğünü Küresel Isınma Kurultayı Komitesi Başkanı Celal Toprak’ın üstlendiği çevrim içi söyleşinin açılışını ÇEVKO Vakfı adına Kurumsal İletişim, Eğitim ve Yeşil Nokta Kıdemli Müdürü Hülya Ataman yaptı. Söyleşinin konuşmacıları; ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer, Ataşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürü Çiğdem Kara, Diageo Türkiye Sürdürülebilirlik Müdürü Ezgi Berfin Çamkeser, İstanbul Gelişim Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Can Burak Nalbantoğlu ve Hacettepe Üniversitesi İklim Elçisi İpek Güzey oldu. Mete İmer: “Döngüsel ekonomiye geçiş, sürdürülebilir kalkınma için kritik” ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer, iklim krizinin tüm hızıyla sürdüğünü belirterek, doğrusal ekonominin doğal kaynaklar, emisyonlar ve atık yönetimi üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu vurguladı. Döngüsel ekonomiye geçişin hem iklim kriziyle mücadele hem de sürdürülebilir ekonomik gelişme açısından önemli olduğunu ifade eden İmer, küresel ekonominin yalnızca yaklaşık yüzde 7’sinin döngüsel durumda olduğuna dikkat çekti. Mete İmer, ürünlerin tasarım aşamasından itibaren daha az atık üretecek, onarılabilir, uzun ömürlü ve yeniden kullanılabilir şekilde planlanması gerektiğini belirterek, sanayi kuruluşları, akademi, belediyeler ve gençlerin ortak sorumluluğuna işaret etti. 5 Haziran Dünya Çevre Günü ve çevre haftasının farkındalık açısından önemine değinen Mete İmer, COP31’in de tek başına tüm sorunları çözmeyecek olsa da önemli bir kilometre taşı olduğunu söyledi. Çiğdem Kara: “Yerel yönetimler uygulamanın tam sahasında” Ataşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürü Çiğdem Kara, ilçe belediyelerinin vatandaşla doğrudan temas eden kurumlar olarak COP31 sürecinde kritik paydaşlar olduğunu söyledi. Ataşehir Belediyesi’nin 2019’da Belediye Başkanları Sözleşmesi’ni imzalayarak 2030’a kadar yüzde 40 emisyon azaltım hedefi belirlediğini aktaran Kara, 2021’de Sürdürülebilir Enerji Eylem Planı, 2022’de İklim Uyum Eylem Planı hazırladıklarını belirtti. Çiğdem Kara, 2026 başında İSTAÇ iş birliğiyle daha bütüncül yeni bir SECAP çalışmasına başladıklarını vurgulayarak, “Bu çalışmanın bir rapor olarak kalmasını istemiyoruz; eylemlerin ilçemizde etkisini görebileceğimiz uygulanabilir bir yol haritasına dönüşmesini istiyoruz” dedi. Yeni çalışmada enerji yoksulluğu, iklim adaleti, kırılgan gruplar ve mekânsal özelliklerin de dikkate alınacağını ifade etti. Ataşehir’de hava kalitesinin 2015’ten bu yana izlendiğini belirten Çiğdem Kara, PM2.5, PM10, azot dioksit, kükürt dioksit, ozon ve karbonmonoksit ölçümlerinin yapıldığını söyledi. Sıfır atık belgeleri, 300 konut ve üzeri sitelerle yürütülen çalışmalar, atık yağ, pil ve elektronik atık kampanyaları, çevre gönüllüleri projesi, okul eğitimleri ve İstanbul Kalkınma Ajansı destekli İnovatif Çevre Eğitim Merkezi de Kara’nın öne çıkardığı uygulamalar arasında yer aldı. Merkezde 7-10 yaş arası öğrencilere ekosistem temelli eğitimler verildiği; aquaponik sistem, yağmur suyu hasadı ve damla sulama uygulamalarının deneyimletildiği aktarıldı. Ezgi Berfin Çamkeser: “Sürdürülebilirliği tohumdan kadehe yönetiyoruz” Diageo Türkiye Sürdürülebilirlik Müdürü Ezgi Berfin Çamkeser, COP31’in aksiyon ve konsensüs başlıkları açısından iş dünyası için kritik olduğunu belirtti. Diageo Türkiye’de sürdürülebilirliğin “tohumdan kadehe” uzanan uçtan uca bir süreç olarak ele alındığını ifade eden Çamkeser, iklim krizine duyarlı hammaddelerden anason için Ege Üniversitesi iş birliğiyle beş yıl sonunda üç farklı tohum geliştirildiğini, son bir yılda ise 24 bin dekarlık alanda 200’e yakın çiftçiye destek sağlandığını söyledi. Su kullanımında 2020 baz yılına kıyasla 2030’a kadar yüzde 40 azaltım hedeflediklerini belirten Çamkeser, 2025 sonu itibarıyla distilasyonda yüzde 12, şişelemede yüzde 27 azaltım sağlandığını aktardı. İleri arıtma yatırımlarıyla aylık 1,000 metreküpten fazla suyu yeniden kullanma kapasitesine ulaşıldığını, Tarsus’taki adyabatik soğutma kuleleriyle yıllık yaklaşık 40 milyon litre su tasarrufu sağlayabilecek altyapı kurulduğunu söyledi. Sera gazı emisyonlarında 2022 baz yılına göre 2030’da kapsam 1 ve 2 emisyonlarını yüzde 50 azaltmayı hedeflediklerini belirten Çamkeser, elektrikli kazanlar, katı atık kazanları ve biyogaz yatırımlarını örnek gösterdi. 2025’te Alaşehir’de anason cibrelerinden elde edilen buharla yaklaşık 465 ton emisyonun önlendiğini; 2022-2025 arasında biyogaz tesislerinden 153 bin MWh enerji elde edildiğini ve bunun toplam aynı dönemdeki toplam doğal gaz kullanımının yüzde 47’sine karşılık geldiğini aktardı. Can Burak Nalbantoğlu: “Veri merkezlerinin enerji ve su tüketimi COP31 gündemine girmeli” İstanbul Gelişim Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Can Burak Nalbantoğlu, yapay zekâ ve dijital dönüşümün sürdürülebilirlik açısından yeni bir tartışma alanı yarattığını söyledi. Bir Google aramasında yaklaşık 0,3 watt-saat, ChatGPT aramasında ise yaklaşık 2,9 watt-saat enerji harcandığını belirterek arada yaklaşık 10 kat fark bulunduğuna dikkat çekti. 2030’da veri merkezlerinin enerji tüketiminin bugünkünün iki katına çıkmasının beklendiğini ifade eden Nalbantoğlu, veri merkezlerinin enerji kaynağı, su tüketimi, soğutma sistemleri ve yer seçimi konusunda şeffaf raporlama ve politika çerçevesine ihtiyaç olduğunu vurguladı. Yapay zekânın reddedilmesi yerine rota optimizasyonu, üretim verimliliği ve enerji tasarrufu gibi alanlarda doğru kullanılması gerektiğini belirten Nalbantoğlu, Türkiye’nin yenilenebilir enerji potansiyelinin fırsat sunduğunu ancak su riski nedeniyle bölgesel planlamanın kritik olduğunu söyledi. Verimlilik paradoksu üzerinden bakıldığında gelişen teknoloji ile birlikte çip ve işlem maliyetleri düşmekte ve daha verimli bir enerji tüketimi gerçekleşirken, AI araçları daha erişilebilir olduğu için daha fazla kullanılmakta ve bu da enerji tüketimini arttırmaktadır. Bu noktada enerji tüketimi konusundaki verimlilik çalışmaları daha farklı alanlarda yürütülerek karbon emisyonu için dengeleme yapılabilir. İpek Güzey: “Gençler iklim politikalarının izleyicisi değil, aktif paydaşı olmalı” Hacettepe Üniversitesi çevre mühendisliği öğrencisi ve iklim elçisi İpek Güzey, iklim elçilerinin üniversiteler tarafından yürütülen başvuru ve değerlendirme süreçleriyle seçildiğini belirterek, COP31’e sahada ve dijital ortamda hazırlandıklarını aktardı. Gaziantep’te eğitim kampı gerçekleştirildiğini ve çevrim içi eğitimlerin sürdüğünü söyleyen Güzey, gıda güvencesi, dirençli kentler, okyanuslar ve doğa temelli çözümler gibi başlıklarda kapasite geliştirdiklerini ifade etti. Teknolojinin doğru kullanıldığında iklim krizinin çözümünde önemli bir araç olabileceğini vurgulayan Güzey, Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından geliştirilen beta aşamasındaki Environment GPT platformunu örnek verdi. Platformun IPCC, WHO ve FAO gibi güvenilir kuruluşların raporlarına dayandığını, yanıtlarında kaynak bilgisinin yanı sıra enerji tüketimi, karbon emisyonu ve su ayak izi verilerini de gösterebildiğini belirtti. Güzey, “İklim politikalarının yalnızca izleyicisi değil, aynı zamanda aktif paydaşları gençler olmalıdır” dedi. Söyleşinin sonunda Celal Toprak, COP31’e ilişkin görüş ve önerilerin ÇEVKO Vakfı ile paylaşılması çağrısını yineledi. ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer ise tüm konuşmacılara ve katılımcılara teşekkür ederek söyleşi serisinin devam edeceğini belirtti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Baymak’tan Sürdürülebilirlikte Önemli Başarı Haber

Baymak’tan Sürdürülebilirlikte Önemli Başarı

Baymak, sürdürülebilirlik alanındaki kararlı adımlarına bir yenisini ekleyerek ‘Sıfır Atık Belgesi’ (bronz seviye) almaya hak kazandı. DIN SPEC 91436 standardı kapsamında TÜV SÜD tarafından gerçekleştirilen denetim sürecinin ardından elde edilen bu belge, şirketin atık yönetiminde uçtan uca izlenebilir ve etkin bir sistem kurduğunu ortaya koyuyor. Baymak, bu başarıyla birlikte sektörde belgeyi alan ilk şirketlerden biri olurken, Türkiye genelinde ise ikinci şirket olarak dikkat çekiyor. Yaklaşık bir yıl süren çalışmalar sonucunda elde edilen belge, tesislerden çıkan tüm atıkların değerlendirilmesini esas alıyor. Baymak, bu kapsamda yalnızca atıkları yeniden kullanmayı hedeflemekle kalmıyor; aynı zamanda atık oluşumunu en başta engellemeye ve azaltmaya yönelik uygulamaları da hayata geçiriyor. Tedarik süreçlerinden başlayarak nihai bertaraf aşamasına kadar uzanan bu bütünsel yaklaşım, şirketin tüm paydaşlarını kapsayan bir farkındalık modeli ile destekleniyor. Üretim ve operasyon süreçlerinde önemli dönüşümler gerçekleştiren Baymak, ürün tedarik süreçlerinde karton kutu yerine katlanabilir plastik kutu kullanımı projesi ile atık azaltımını hedeflerken, tüm üretim ve yönetim süreçlerin de pet şişe ve karton bardak kullanımını kaldırarak atık oluşumunu engelleyen somut adımlar atıyor. Ayrıca geri kazanımı mümkün olmayan evsel atıkların enerji elde edilerek değerlendirilmesi ile çevresel etkisi en aza indiriliyor. Çevresel Sorumluluk Bilinci Bu yaklaşım, Birleşmiş Milletler (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları arasında yer alan ‘Sorumlu Üretim ve Tüketim’ başlığına doğrudan katkı sağlıyor. Baymak, tüm atık süreçlerini standartlara uygun şekilde yöneterek hem denetlenebilirlik hem de performans ölçümü açısından güçlü bir yapı ortaya koyuyor. Bu belgenin atık yönetimi konusundaki kararlılıklarının bir yansıması olduğunun altını çizen Baymak CEO’su Ülkü Özcan, “Tesislerimizden çıkan tüm atıkları titizlikle takip ediyor, önceliğimizi atık oluşumunu engellemek ve azaltmak olarak belirliyoruz. Tedarik zincirinden nihai bertarafa kadar uzanan süreçte hem çalışanlarımızı hem de iş ortaklarımızı kapsayan bir bilinç oluşturuyoruz. Sektörde bu belgeyi alan ilk şirket olmak ve Türkiye’de öncü şirketler arasında yer almak bizim için önemli bir motivasyon kaynağı” dedi. Baymak, Sıfır Atık Belgesi ile birlikte sürdürülebilirlik yolculuğunu daha ileriye taşırken, çevresel sorumluluk bilinciyle geliştirdiği projelerle sektöre örnek olmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Memorial Sağlık Grubu, 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nu Yayımladı Haber

Memorial Sağlık Grubu, 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nu Yayımladı

GRI Standartları doğrultusunda hazırlanan rapor; Memorial’ın 2025 yılı boyunca sağlıkta sürdürülebilir büyüme, çevresel etki yönetimi, dijitalleşme, klinik araştırmalar, çalışan deneyimi, toplumsal fayda ve uluslararası sağlık hizmetleri alanlarında yarattığı değeri kapsamlı biçimde ortaya koyuyor. Memorial, raporda sürdürülebilirliği sağlık hizmetinin tamamlayıcı bir unsuru değil; daha güvenli, daha erişilebilir, daha nitelikli ve geleceğe hazır sağlık hizmeti sunmanın temel bileşeni olarak konumlandırıyor. Sağlıkta büyüme, yalnızca kapasite artışı değil; daha fazla hayata erişim 2025 yılı, Memorial Sağlık Grubu için büyüme vizyonunun güçlü yatırımlarla hayata geçtiği önemli bir dönem oldu. Grup; Bodrum ve Göztepe’de açtığı yeni nesil hastaneler ve Romanya’da hizmete aldığı Memorial City Gate Kliniği ile sağlık hizmet ağını genişletti. Memorial Bodrum Hastanesi bölgenin sağlık altyapısına stratejik katkı sunarken, Memorial Göztepe Hastanesi ileri teknoloji altyapısı, multidisipliner yapısı ve yüksek kapasitesiyle grubun sağlıkta ulaştığı yeni seviyeyi temsil eden yatırımlardan biri oldu. Memorial, bu yatırımları yalnızca fiziksel büyüme olarak değil; daha fazla insana, doğru zamanda, doğru tedaviye ve yüksek standartlı sağlık hizmetine erişim sağlama sorumluluğunun bir parçası olarak ele alıyor. “Yeni nesil sağlık merkezleri kurma kararlılığımızın güçlü bir yansıması” Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz, şunları söyledi: “2025 yılı, Memorial Sağlık Grubu’nun stratejik büyüme vizyonunu önemli yatırımlarla sahaya yansıttığı ve sağlıkta etki alanını belirgin şekilde genişlettiği bir yıl oldu. Sağlıkta sürdürülebilir büyümenin; doğru lokasyonlarda, doğru ihtiyaçlara, doğru altyapı ve kalite standartlarıyla cevap verebilmek anlamına geldiğine inanıyoruz. Bu anlayışla biri Bodrum’da, diğeri İstanbul’da olmak üzere iki büyük yatırımı hayata geçirerek hizmet ağımızı genişlettik, sağlık hizmetlerine erişimi artırdık ve ileri tıp teknolojileriyle donatılmış yeni merkezlerimizi sağlık ekosistemine kazandırdık. Memorial Bodrum Hastanemizle bölgenin sağlık altyapısına stratejik katkı sunarken, Memorial Göztepe Hastanemizle ülkemizin sağlıkta kalite, verimlilik ve sürdürülebilirlik hedeflerine de güçlü bir ivme kazandırdık. Bu yatırımlar bizim için yalnızca fiziksel kapasite artışı anlamına gelmiyor. Aynı zamanda hasta güvenliğini, klinik mükemmeliyeti, dijitalleşmeyi, sürdürülebilir altyapıyı ve nitelikli insan kaynağını bir araya getiren yeni nesil sağlık merkezleri kurma kararlılığımızın güçlü bir yansımasını oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde de sağlıkta sürdürülebilir büyüme vizyonumuz doğrultusunda; insanı merkeze alan, teknolojiyle güçlenen, bilim üreten ve toplum için uzun vadeli değer oluşturan bir sağlık modeli geliştirmeye devam edeceğiz.” Çevresel sürdürülebilirlikte ölçülebilir hedefler Memorial Sağlık Grubu, çevresel sürdürülebilirlik çalışmalarını daha sistematik, ölçülebilir ve hedef odaklı bir yapıya taşıyor. Enerji verimliliği, su yönetimi, atık yönetimi ve emisyon azaltımı alanlarında yürütülen çalışmalarla çevre dostu hastane yaklaşımı tüm operasyonlara entegre ediliyor. 2025 yılında yapılan iyileştirmelerle metrekare başına düşen karbon ayak izinde %4,2 oranında iyileşme sağlandı. İlk kez gerçekleştirilen su ayak izi analiziyle su yönetiminde verimlilik odağını güçlendiren Memorial, 2027 yılına kadar metrekare başına karbon ayak izini %10 azaltmayı hedefliyor. Teknoloji, veri ve bilimle geleceğin tıbbına katkı Memorial Sağlık Grubu, teknolojiyi sağlık hizmetinin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırıyor. Yapay zekâ, veri analitiği, dijital sağlık çözümleri ve uzaktan sağlık uygulamaları; tanıdan tedaviye tüm süreçlerde daha hızlı, etkin ve erişilebilir bir hizmet modeli oluşturmanın temel unsurları arasında yer alıyor. Klinik araştırma merkezi altyapısına yapılan yatırımlar ise Memorial’ın yalnızca sağlık hizmeti sunan değil, aynı zamanda bilim üreten, yeni tedavi yöntemlerinin gelişimine katkı sağlayan ve geleceğin tıbbını destekleyen bir sağlık grubu olma hedefini güçlendiriyor. Memorial Talks platformu kapsamında gerçekleştirilen akademik buluşmalar ve bilgi paylaşımı çalışmaları da sağlık alanındaki bilimsel birikimin yeni nesillere aktarılmasına katkı sağlıyor. Uluslararası sağlık hizmetlerinde güçlü konum Memorial, Türkiye’deki hastaneleri, Romanya’daki sağlık yatırımları ve yurt dışı ofisleriyle uluslararası sağlık hizmetleri alanındaki güçlü konumunu sürdürüyor. 2025 yılında Romanya’da hizmete açılan Memorial City Gate Kliniği; modern altyapısı, uzman kadrosu ve çok branşlı yapısıyla Memorial’ın uluslararası ölçekte erişilebilir ve yüksek standartlı sağlık hizmeti sunma vizyonunun önemli bir parçası oldu. Memorial Sağlık Grubu, bugün 190’dan fazla ülkeden gelen 50 binin üzerinde uluslararası hastaya hizmet sunarken; onkoloji, hematoloji, organ nakli, genel cerrahi, gastroenteroloji ve ortopedi gibi yüksek uzmanlık gerektiren alanlarda uluslararası ölçekte güçlü bir konumlanma sergiliyor. İnsan odaklı kurum kültürü ve toplumsal fayda Memorial, sürdürülebilir sağlık hizmetinin güçlü bir insan kaynağı, kapsayıcı kurum kültürü ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla mümkün olduğuna inanıyor. 8 bini aşkın çalışanıyla kapsayıcılığı, fırsat eşitliğini, çalışan gelişimini ve iş sağlığı güvenliğini destekleyen Memorial; kadınların güçlenmesini merkeze alan projeleriyle de toplumsal fayda alanındaki etkisini büyütüyor. “Kadınlar Omuz Omuza” projesinin yanı sıra “Sağlığa Kulaç At” ve “Pembe Yürüyüş” gibi sosyal sorumluluk projeleriyle aktif yaşam, koruyucu sağlık, erken teşhis ve sağlıklı yaşam farkındalığının toplumun daha geniş kesimlerine ulaşması hedefleniyor. Sağlıkta öncü uygulamalarla güçlenen sürdürülebilirlik yaklaşımı Memorial Sağlık Grubu, sağlık sektöründeki öncü konumunu yatırımlarının yanı sıra tıbbi başarıları, ileri teknoloji altyapısı ve uluslararası standartlardaki uygulamalarıyla da sürdürüyor. Türkiye’de JCI akreditasyonu alan ilk hastane olan Memorial Şişli Hastanesi ile başlayan kalite yolculuğu; robotik cerrahi, organ nakli, tüp bebek, ileri tanı teknolojileri ve sürdürülebilir hastane uygulamaları alanlarındaki öncü çalışmalarla devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Atma Bağışla Projesiyle 6 Binden Fazla Çocuğa Eğitim Desteği Haber

Atma Bağışla Projesiyle 6 Binden Fazla Çocuğa Eğitim Desteği

Her yıl 5 Haziran’da kutlanan Dünya Çevre Günü, çevresel sorunlara dikkat çekmek ve sürdürülebilir bir gelecek için bireylerin, kurumların ve toplumların sorumluluklarını yeniden değerlendirmelerine olanak tanıyor. İklim krizi, doğal kaynakların tükenmesi ve hızla artan atık miktarı, çevresel farkındalığın yalnızca belirli günlerde değil, yaşamın her alanında somut adımlarla desteklenmesini gerekli kılıyor. Bu anlayışla hareket eden Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), 2017 yılında hayata geçirdiği Atma Bağışla projesi ile kullanılmayan elektronik eşyaların geri dönüşümünü sağlayarak hem çevrenin korunmasına hem de çocukların eğitimine katkı sunan sürdürülebilir bir model oluşturuyor. Elektronik atıklar çevre için risk, gelecek için fırsat olabilir Teknolojik cihazların kullanım ömrünün kısalmasıyla birlikte elektronik atık miktarı her geçen yıl artıyor. Doğru şekilde geri dönüştürülmeyen elektronik atıklar; içerdikleri ağır metaller ve zararlı bileşenler nedeniyle toprak, su ve hava üzerinde ciddi çevresel riskler oluşturuyor. Ancak aynı atıklar, doğru kanallarla değerlendirildiğinde hem doğal kaynakların korunmasına katkı sağlayabiliyor hem de sosyal fayda yaratabiliyor. TEGV’in T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından Yetkilendirilmiş Kuruluş olarak görevlendirilen Bilişim Sanayicileri Derneği (TÜBİSAD) ile ortak hareket ederek 2017 yılında hayata geçirdiği ‘Atma Bağışla’ projesi çevre ve eğitimi ortak bir amaç etrafında buluşturuyor. 6 binden fazla bireysel, 700’den fazla kurumsal bağışçı Proje kapsamında evlerde, okullarda ve iş yerlerinde kullanılmayan elektronik cihazlar bağışlanarak lisanslı geri dönüşüm tesislerinde çevreye duyarlı şekilde geri dönüştürülüyor. Elde edilen gelir ise TEGV’in çocuklara sunduğu nitelikli eğitim desteğine kaynak olarak aktarılıyor. Bugüne kadar 6 binden fazla bireysel bağışçı ve 700’den fazla kurumsal bağışçının desteğiyle; 725 ton elektronik atık geri dönüşüme kazandırıldı ve elde edilen gelirle 6 bin 460’dan fazla çocuk nitelikli eğitim desteğiyle buluştu. Atma Bağışla projesi, atıkların yalnızca bertaraf edilmesi gereken unsurlar olmadığını; doğru şekilde değerlendirildiğinde hem doğanın korunmasına hem de çocukların geleceğinin desteklenmesine katkı sağlayabileceğini ortaya koyuyor. Bireyler ve kurumlar için somut bir katkı alanı Atma Bağışla, sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sunmak isteyen kurumlar için kolay, erişilebilir ve ölçülebilir bir katılım modeli sunuyor. Kullanılmayan elektronik cihazların bağışlanmasıyla başlayan süreç, çevresel etkinin yanı sıra eğitime doğrudan destek sağlayan toplumsal faydaya dönüşüyor. Projeye destek olmak isteyen kurumlar e-atıkların dönüşümüyle Türkiye’nin dört bir yanındaki çocukların TEGV’de nitelikli eğitim desteği almasına katkı sağlıyor. Ödüllerle tescillenen sürdürülebilir etki Atma Bağışla projesi, çevresel ve toplumsal faydayı bir araya getiren yaklaşımıyla bugüne kadar birçok prestijli ödüle layık görüldü. Proje; İstanbul Marketing Awards'ta "Sürdürülebilirlik / Geri Dönüşüm" kategorisinde; TÜHİD Altın Pusula Ödülleri kapsamında "Alâeddin Asna Kurumsal Sorumlulukta Tutarlılık ve Süreklilik Ödülü" ile; Kurumsal Sorumluluk Zirvesi'nde "Atık Yönetimi" kategorisinde Bronz Ödül ile; Sürdürülebilir İş Ödülleri'nde "Atık Yönetimi" kategorisinde Bronz Ödül ile ödüllendirildi. Dünya Çevre Günü vesilesiyle TEGV, kullanılmayan elektronik cihazlarını geri dönüşüme kazandırarak hem çevrenin korunmasına hem de çocukların eğitim yolculuğuna destek olmaya davet ediyor. Proje hakkında detaylı bilgi almak ve e-atık bağışı yapmak için TEGV’in resmi web sitesi www.tegv.org ziyaret edilebiliyor. Atma Bağışla Projesi hakkında: Masaüstü ve dizüstü bilgisayar, tablet, monitör, yazıcı, bilgisayar parçaları, ses, görüntü ve müzik sistemleri, DVD okuyucu ve uydu alıcılar, masa ve cep telefonları, elektrikli ev aletleri, kablo ve adaptörler ve bahsi geçmeyen tüm elektrikle çalışan aletler, ‘Atma Bağışla Projesi’ kapsamında geri dönüştürülebilen ürünler arasında yer alıyor. ‘Atma Bağışla Projesi’ kapsamında olmayan ürünler ise; cam ve ahşap ağırlıklı (floresan ve ampüller, ahşap mobilya ve aksesuar) eşyalar, yazıcı kartuş ve tonerleri, buzdolabı, akü ve piller. Kurumsal bağış yapmak ve proje hakkında daha detaylı bilgi almak için www.atmabagisla.org adresini ziyaret edebilirsiniz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Siemens Türkiye, Sürdürülebilirlik Performansını 2025 Raporuyla Ortaya Koydu Haber

Siemens Türkiye, Sürdürülebilirlik Performansını 2025 Raporuyla Ortaya Koydu

Rapora göre Siemens Türkiye, 2019 yılına kıyasla operasyonel karbon emisyonlarını yüzde 70 azaltırken, tüm lokasyonlarında yüzde 100 yeşil elektrik kullanımına geçti. Şirket ayrıca 4 ülkede 22 müşteriye sunduğu enerji verimliliği hizmetleriyle yaklaşık 148 bin ton CO₂ emisyonunun azaltılmasına katkı sağladı. Siemens Türkiye Sürdürülebilirlik Etkisi 2025 Raporu, şirketin dekarbonizasyon, enerji verimliliği, kaynak verimliliği, fırsat eşitliği, çalışan gelişimi ve etik yönetişim alanlarında kaydettiği ilerlemeleri somut verilerle ortaya koyuyor. Operasyonel emisyonlarda yüzde 70 azalma Siemens Türkiye, Sürdürülebilirlik Etkisi 2025 Raporu’na göre 2025 yılında kendi operasyonlarından kaynaklanan karbon ayak izini 4.500 ton CO₂ eşdeğeri seviyesine düşürerek 2019 yılına kıyasla yüzde 70 oranında azaltım sağladı. Şirket, 2030 yılına kadar Net Sıfır emisyon hedefine ulaşmak amacıyla çalışmalarını sürdürürken, operasyonlarının çevresel etkisini azaltmaya yönelik uygulamalarını da kararlılıkla hayata geçiriyor. Tüm lokasyonlarında yüzde 100 yeşil elektrik kullanan Siemens Türkiye, enerji tüketimini azaltmaya yönelik uygulamalarını sistematik biçimde sürdürerek enerji hedeflerini sürdürülebilir gelecek vizyonuyla uyumlu hale getiriyor. 2022-2025 döneminde enerji verimliliği uygulamaları sayesinde toplam enerji tüketiminde yüzde 13 oranında azalma sağlanırken, ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi kapsamında yürütülen çalışmalar da enerji performansının iyileştirilmesine katkı sundu. 22 müşteriye enerji verimliliği hizmeti Siemens Türkiye, enerji verimliliği alanındaki uzmanlığını müşterilerine sunduğu çözümlerle de desteklemeyi sürdürdü. Bu kapsamda 4 ülkede faaliyet gösteren 22 müşteriye enerji verimliliği hizmeti sunan şirket, toplam 448 enerji tasarruf önleminin uygulanmasına destek verdi. Gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda müşteriler için 21,72 milyon euro seviyesinde tasarruf potansiyeli ortaya konulurken, Siemens Türkiye bu projeler aracılığıyla 17,6 milyon euro iş hacmi yarattı. Şirket ayrıca müşterilerine sunduğu çözümler sayesinde yaklaşık 148 bin ton CO₂ emisyonunun azaltılmasına katkıda bulunarak sürdürülebilir büyümenin desteklenmesinde aktif rol oynadı. Kaynak verimliliğinde güçlü performans Kaynakların daha verimli kullanılması amacıyla yürütülen çalışmalar da 2025 yılında önemli sonuçlar verdi. Siemens Türkiye, çöp depolama alanına gönderilen atık miktarını 81 tondan 13 tona düşürerek yüzde 84 oranında azaltım sağladı. Böylece atık yönetimi ve döngüsel ekonomi uygulamalarında önemli bir ilerleme kaydedildi. Atıkların kaynağında ayrıştırılması ve geri kazanım uygulamalarının yaygınlaştırılması sayesinde şirketin geri dönüşüm performansı da yükselişini sürdürdü. 2022 yılında 514 ton olan geri dönüştürülebilen atık miktarı 2025 yılında 715 tona ulaştı. Düşük çevresel etkiye sahip EcoTech ürünleri ve kaynak verimliliğini odağına alan uygulamalar da Siemens Türkiye’nin sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sağlamaya devam etti. Çalışan gelişimi ve kapsayıcı kurum kültürü önceliğini koruyor Siemens Türkiye, sürdürülebilir başarının temelinde insan kaynağının yer aldığı anlayışıyla çalışan gelişimine yatırım yapmayı sürdürdü. 2025 yılında çalışan başına ortalama dijital öğrenme süresi 40 saate ulaşarak şirketin küresel hedeflerinin üzerine çıktı. Dijital yetkinliklerin geliştirilmesine yönelik eğitim programları ve sürekli öğrenme kültürü, çalışanların mesleki gelişimlerini desteklemeye devam etti. Şirket çalışanlarının yaklaşık yüzde 50’si Hisse Paylaşım Planı’ndan yararlanırken, çalışanların şirket başarısına ortak olmasını teşvik eden uygulamalar güçlendirildi. Ayrıca 10 yıldır kesintisiz devam eden Çalışan Destek Programı kapsamında çalışanlara ve ailelerine psikolojik danışmanlık, sosyal destek ve farklı refah uygulamaları sunulmaya devam edildi. Etik ve sorumlu iş anlayışı değer zincirine yayılıyor Etik yönetişim yaklaşımını güçlendirmeye devam eden Siemens Türkiye, iş süreçlerinde şeffaflık, hesap verebilirlik ve sorumlu yönetim ilkelerini odağına alıyor. Düzenli olarak güncellenen İş Ahlakı Rehberi ve Türkiye’de uygulanan “etik topluluğu” yaklaşımı sayesinde kurum genelinde yüksek düzeyde etik farkındalık kültürü destekleniyor. Şirket ayrıca ESG kriterlerine dayalı değerlendirme ve denetim süreçleriyle etik ve sorumlu iş uygulamalarını güçlendirirken, tedarik zinciri boyunca sürdürülebilirlik yaklaşımının yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Tedarikçi Davranış Kuralları’na bağlılık esasına dayalı yaklaşımıyla sürdürülebilir iş modellerinin gelişimine katkı sağlamaya devam ediyor. Hüseyin Gelis: “Sürdürülebilir gelecek için kararlı adımlar atıyoruz” Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis, yayımlanan rapora ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Büyük bir dönüşüm çağında ilerlerken, dünyamızı gelecek nesillere aktarabilmek adına harekete geçme aciliyeti her zamankinden daha belirgin hale geliyor. Siemens Türkiye olarak sürdürülebilirliği stratejimizin, karar alma süreçlerimizin ve günlük faaliyetlerimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Türkiye’de 170 yıldır ilerlemeyi şekillendirme kararlılığımızı, bugün sürdürülebilir bir gelecek inşa etme sorumluluğuyla bir adım daha ileri taşıyoruz. Siemens Türkiye Sürdürülebilirlik Etkisi 2025 Raporu, bu alanda attığımız adımların yarattığı etkiyi somut verilerle ortaya koyuyor.” Thomas Kolbinger: “Uzun vadeli değer yaratmayı odağımıza alıyoruz” Siemens Türkiye CFO’su Thomas Kolbinger ise sürdürülebilirlik yaklaşımının tüm iş süreçlerine entegre edildiğini belirterek şunları söyledi: “Siemens Türkiye olarak sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, uzun vadeli değer yaratmanın temel unsurlarından biri olarak görüyoruz. Küresel sürdürülebilirlik çerçevemiz; dekarbonizasyon, etik, yönetişim, kaynak verimliliği, fırsat eşitliği ve istihdam edilebilirlik alanlarında veri odaklı yaklaşımımıza yön veriyor. İş Ahlakı İlkelerimizi düzenli olarak güncelliyor; ESG kriterlerine dayalı değerlendirme ve denetim süreçleriyle etik ve sorumlu iş uygulamalarını güçlendiriyoruz. Tedarikçi Davranış Kuralları’na bağlılık esasına dayalı yaklaşımımızla sürdürülebilir iş modellerini desteklemeyi sürdürüyoruz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kocaeli’de Sıfır Atık Hedefi Tam Yol İlerliyor Haber

Kocaeli’de Sıfır Atık Hedefi Tam Yol İlerliyor

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı’na bağlı Sıfır Atık Şube Müdürlüğü koordinasyonunda düzenlenen “Sıfır Atık Yönetim Sistemi Değerlendirme Toplantısı”, İZAYDAŞ Genel Müdürlüğü ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Toplantıya ilçe belediyelerinin ilgili şube müdürleri ile teknik personeller katıldı. Toplantıda; il genelindeki sıfır atık çalışmaları, geri dönüşüm uygulamaları, belediyelerin sahada karşılaştığı sorunlar ve çözüm önerileri kapsamlı şekilde değerlendirildi. SIFIR ATIK ÇALIŞMALARI İL GENELİNDE DEĞERLENDİRİLDİ İl genelindeki atık yönetimi çalışmaları, sıfır atık uygulamalarının yaygınlaştırılması ve ilçe belediyelerinin iyi uygulama örneklerinin değerlendirildiği toplantıda Büyükşehir koordinasyonunda devam eden çalışmalar ele alınırken, bunun yanında ilçe belediyelerinin sahada karşılaştığı sorunlar ve çözüm önerileri masaya yatırıldı. Atıkların kaynağında ayrı toplanması, geri kazanım oranlarının artırılması ve çevre bilincinin güçlendirilmesine yönelik faaliyetlerin koordinasyon içerisinde devam edeceği vurgulandı. KURUMLAR ARASI İŞ BİRLİĞİNİN VERİLERİ PAYLAŞILDI İZAYDAŞ Genel Müdürü Vahit Balahorlu gerçekleştirdiği konuşmasında, İZAYDAŞ’ın 30.yılında yaptığı çalışmaları ve yeni vizyonu hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Büyükşehir Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı Sıfır Atık Şube Müdürü Hüseyin Kılıç ise Kocaeli genelinde sıfır atık yönetim sisteminin daha etkin işletilmesi amacıyla kurumlar arası iş birliği, saha uygulamaları, atık toplama süreçleri ve geri kazanım faaliyetlerine ilişkin verileri sunarak değerlendirmelerde bulundu. DEPOZİTO İADE SİSTEMİ UYGULAMASI YERİNDE İNCELENDİ Toplantının ardından katılımcılar, Sakarya’da pilot bölge olarak başlatılan ve Depozito İade Sistemi kapsamında faaliyet gösteren Sayma Doğrulama Merkezi’ni ziyaret etti. Ziyarette, depozito iade sisteminin işleyişi, ambalaj atıklarının toplanması, sayılması ve doğrulanmasına ilişkin süreçler hakkında bilgilendirmeler yapıldı. Gerçekleştirilen teknik ziyaret ile depozito yönetim sistemine dair uygulama örnekleri yerinde incelenirken, benzer çalışmaların sıfır atık yönetim sistemine sağlayabileceği katkılar üzerine görüş alışverişi yapıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İklim Değişikliği ve Çevresel Risklerin Yönetiminde Parametrik Sigortalar Öne Çıkacak Haber

İklim Değişikliği ve Çevresel Risklerin Yönetiminde Parametrik Sigortalar Öne Çıkacak

Parametrik sigortalar bu noktada öne çıkıyor. Bu modelde ödeme, klasik hasar tespit sürecinden bağımsız olarak, önceden belirlenen bir tetikleyici gerçekleştiğinde devreye giriyor. Örneğin belirli bir yağış seviyesi, sıcaklık eşiği, kuraklık endeksi veya rüzgâr hızı aşıldığında ödeme yapılabiliyor. Bu yapı, özellikle tarım, enerji, turizm, lojistik ve altyapı yatırımları için hızlı nakit akışı sağlayabilir” dedi. Türkiye 9-26 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek BM İklim Zirvesi COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, sürdürülebilirlik, iklim değişikliği ve çevresel sorumluluk alanında dünyada önemli gelişmelere de imza atılıyor. İklim değişikliği ve sürdürülebilirlik, kurumsal ve sosyal alanda artık kritik bir noktaya ulaşmış durumda. Araştırmalar da söz konusu risklerin çok ciddi bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Swiss Re verilerine göre doğal afet kaynaklı sigortalı kayıplar 2024’te 137 milyar dolar oldu; 2025 için ise bu kayıpların 145 milyar dolara yaklaşabileceği öngörülüyor. Bu tablo, iklim riskinin artık istisnai değil, düzenli yönetilmesi gereken bir finansal risk olduğunu gösteriyor. Türkiye’de de Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) ile sürdürülebilirlik raporlamasının yasal zemine oturması, şirketleri iklim risklerini ölçmeye ve daha şeffaf yönetmeye yönlendiriyor. IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi’nin verdiği bilgiye göre; bu süreç sigorta talebini de dönüştürecek. Artık şirketler yalnızca varlıklarını değil; karbon hedeflerini, enerji verimliliği yatırımlarını, tedarik zincirlerini ve itibar risklerini de güvence altına almak isteyecek. Tarım, enerji, turizm ve altyapı yatırımlarında önemli Murat Çiftçi, “Türkiye’de sürdürülebilirlik odaklı sigortaların yaygınlaşmasını hızlandıracak en kritik başlık, risklerin daha görünür ve ölçülebilir hale gelmesi olacak. İklim kaynaklı afetler, enerji dönüşümü, karbon düzenlemeleri ve tedarik zinciri baskıları şirketlerin risk algısını değiştiriyor. İklim risklerinin artmasıyla birlikte üç ürün kategorisinin öne çıkacağını düşünüyoruz: parametrik sigortalar, iklim kaynaklı iş durması teminatları ve çevresel sorumluluk çözümleri. Parametrik sigortalar bu noktada öne çıkıyor. Bu modelde ödeme, klasik hasar tespit sürecinden bağımsız olarak, önceden belirlenen bir tetikleyici gerçekleştiğinde devreye giriyor. Örneğin belirli bir yağış seviyesi, sıcaklık eşiği, kuraklık endeksi veya rüzgâr hızı aşıldığında ödeme yapılabiliyor. Bu yapı, özellikle tarım, enerji, turizm, lojistik ve altyapı yatırımları için hızlı nakit akışı sağlayabilir” dedi. Şirketler de bütüncül çözümlere odaklanıyor Munich Re, 2024’te doğal afetlerin sigorta piyasası için ağır bir yıl olduğunu ve sigortalı kayıpların 140 milyar dolar seviyesine ulaştığını belirtiyor. Rapora göre hava olayları, özellikle fırtına, sel ve yangınlar hasarlarda belirleyici hale geldi. Kurumsal şirketlerin de artık sürdürülebilirliği yalnızca sosyal sorumluluk başlığı olarak görmediğini belirten Murat Çiftçi, “Bu konu finansmana erişim, yatırımcı ilişkileri, tedarik zinciri yönetimi ve marka itibarıyla doğrudan bağlantılı hale geldi. Bu nedenle sigorta talepleri de değişiyor. Şirketler artık yalnızca fabrika, makine, bina veya araçlarını sigortalamak istemiyor; enerji verimliliği yatırımlarını, yenilenebilir enerji projelerini, karbon azaltım hedeflerini, iklim kaynaklı iş kesintilerini ve çevresel sorumluluklarını da kapsayan daha bütüncül çözümler arıyor. IBS olarak bu dönüşüme klasik poliçe mantığıyla değil, risk danışmanlığı yaklaşımıyla yanıt veriyoruz. Önce şirketin faaliyet alanını, iklim hassasiyetini, tedarik zincirini, enerji kullanımını ve regülasyon yükümlülüklerini analiz ediyoruz. Ardından buna uygun sigorta ve reasürans kapasitesini yapılandırıyoruz” diye konuştu. Enerji verimliliğine yönelik ürünler öne çıkacak Murat Çiftçi, yeşil enerji, döngüsel ekonomi ve karbon nötr hedeflerine yönelik çözümler için de şunları söyledi: “Yeşil enerji yatırımları büyüdükçe güneş, rüzgâr, batarya depolama, hidrojen, biyokütle ve enerji verimliliği projelerine özel sigorta çözümleri daha fazla gündeme gelecek. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın güncel verilerine göre Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü 2026 itibarıyla 125.000 MW seviyesini aşarken, bunun yaklaşık %62’si yenilenebilir kaynaklardan oluşuyor. Güneş ve rüzgâr enerjisinin toplam kurulu güç içindeki payı ise %33 seviyesinin üzerine çıkarak 40.000 MW’ı aşmış durumda. Yalnızca 2025 yılında devreye alınan yaklaşık 8.200 MW’lık yeni kapasite, bu dönüşümün hızını net biçimde ortaya koyuyor. Bu büyüme sigorta tarafında yeni bir uzmanlık alanı ve daha gelişmiş risk yönetimi yaklaşımını zorunlu hale getiriyor. Bu alanda öne çıkacak ürünler arasında yenilenebilir enerji santrali performans teminatları, üretim kaybı sigortaları, batarya yangın riskine özel çözümler, karbon kredisi risklerine yönelik teminatlar ve çevresel sorumluluk poliçeleri bulunuyor. Döngüsel ekonomi tarafında ise geri dönüşüm tesisleri, atık yönetimi, yeniden kullanım ve kaynak verimliliği projeleri için hem yangın hem çevresel sorumluluk hem de iş durması teminatlarının daha özel kurgulanması gerekecek.” İstisnai olaylar yaygın riskler olarak değerlendiriliyor İklim kaynaklı afetlerin maliyeti arttıkça reasürans piyasasının da daha seçici, daha veri odaklı ve daha disiplinli bir fiyatlama yaklaşımına geçtiğinin altını çizen Murat Çiftçi, “Eskiden bazı iklim olayları istisnai kabul edilebiliyordu. Bugün ise sel, dolu, fırtına, kuraklık ve yangın gibi riskler birçok bölgede düzenli hasar üreten başlıklar haline geldi. Swiss Re, doğal afet kaynaklı sigortalı kayıpların son yıllarda reel olarak yıllık %5–7 bandında büyüdüğünü belirtiyor. Bu, reasürörlerin risk seçimi, kapasite kullanımı ve fiyatlama disiplinini doğrudan etkiliyor. Bu değişim yeni ürünleri de şekillendiriyor. Reasürans kapasitesine erişmek isteyen şirketlerin artık daha iyi veri sunması, tesis bazlı risk analizlerini güçlendirmesi, önleyici tedbirlerini belgeleyebilmesi ve iklim senaryolarını daha net ortaya koyması gerekiyor. Sigorta piyasasında iyi risk ile zayıf risk arasındaki fiyat farkı daha belirgin hale gelecek” dedi. Elektrikli araç sigortalarında basitlik ve anlaşılırlık önemli Murat Çiftçi, bireysel tarafta sürdürülebilirlik temelli sigortalar yaygınlaşması için üç unsurun önemli olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: “Bunlar ürünün anlaşılır olması, fiyat avantajı sunması ve günlük hayatla doğrudan bağlantı kurması. Elektrikli araç sigortaları bu açıdan iyi bir örnek. Türkiye’de elektrikli otomobil satışları hızla büyüyor. ODMD’nin 2025 verilerine göre elektrikli otomobil satışları 166.665 adede ulaşarak otomobil pazarından %17,8 pay aldı. Bu büyüme yalnızca kasko ürünlerini değil; batarya teminatı, şarj ekipmanı, ev tipi şarj ünitesi, yolda enerji desteği ve ikinci el batarya değerleme gibi yeni ihtiyaçları da gündeme getiriyor. Benzer şekilde yeşil konut sigortaları, enerji verimli bina teminatları, güneş paneli sigortaları ve düşük karbonlu yaşamı teşvik eden ürünler de önümüzdeki dönemde daha fazla konuşulacak. Burada kritik nokta, sürdürülebilirlik kavramını karmaşık bir çerçeveden çıkarıp tüketicinin hayatına dokunan somut faydalara dönüştürmek.” Yapay zeka ile doğru ve önceden tahmin edilebilirliğe katkı “Sürdürülebilirlik sigortalarının geleceği veriyle şekillenecek” diyen Murat Çiftçi, şöyle devam etti: “Çünkü iklim riski artık geçmiş hasar verisine bakılarak tek başına fiyatlanabilecek bir risk değil. Geleceğe dönük iklim senaryoları, coğrafi konum, tesis yapısı, enerji kullanımı, tedarik zinciri ve operasyonel dayanıklılık birlikte analiz edilmeli. Yapay zekâ ve iklim modellemeleri burada sigorta sektörüne üç alanda katkı sağlayacak: Birincisi, riskin daha doğru ölçülmesi. İkincisi, kişiye veya kuruma özel fiyatlama yapılabilmesi. Üçüncüsü, hasar oluşmadan önce önleyici uyarı mekanizmalarının kurulması. Örneğin sel riski yüksek bir bölgede bulunan tesis için yalnızca poliçe fiyatı değil; drenaj altyapısı, erken uyarı sistemi, stok konumlandırması ve acil durum planı da değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım, sigortayı pasif bir güvence olmaktan çıkarıp aktif bir dayanıklılık ve risk yönetimi aracına dönüştürür.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.