Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Avrupa Birliği

Kapsül Haber Ajansı - Avrupa Birliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Avrupa Birliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türk İhracatçısı İçin Pazar Payı Sabit Ama Rekabet Artıyor Haber

Türk İhracatçısı İçin Pazar Payı Sabit Ama Rekabet Artıyor

The Globby Araştırma Ekibi, 2016-2024 döneminde Avrupa Birliği'nin Çin, ABD, Hindistan ve Türkiye ile yürüttüğü ikili ticareti 97 ürün grubu bazında inceledi. Barış Yaşbala, analizin genel tablosunu özetlerken AB'nin bu dört ülkeden yaklaşık 1,5 trilyon dolarlık ithalat gerçekleştirdiğini belirterek, pastanın büyüdüğünü ancak dilimlerin eşit büyümediğini ifade etti. Yaşbala, analizin en çarpıcı bulgusunun otomotiv sektöründe yaşandığını vurguladı. 2016'da Türkiye'nin bu dört ülke arasında AB'ye en fazla otomotiv ihracatı yapan ülke konumunda olduğunu, ancak Çin'in elektrikli araç devrimiyle bu tabloyu tamamen değiştirdiğini aktardı. Çin'in otomotiv ihracatını 8 yılda beş katına çıkararak liderliği devraldığını belirten Yaşbala, Türkiye'nin 29 milyar dolarlık ihracatla hâlâ güçlü bir performans sergilediğini ancak elektrikli araç dönüşümünü yakalamanın artık tercih değil zorunluluk olduğunu söyledi. Öte yandan Yaşbala, verilerin umut verici yeni trendlere de işaret ettiğinin altını çizdi. Raylı sistem araçları, savunma sanayii ve bitkisel yağlar gibi kalemlerde Türkiye'nin son 8 yılda çok yüksek büyüme oranları yakaladığını belirterek, ihracat yapısının geleneksel tekstil-otomotiv ekseninden çok daha geniş bir portföye evrildiğini ifade etti. Yaşbala, AB'nin COVID sonrasında benimsediği tedarik zinciri yakınlaştırma stratejisinin Türkiye'nin coğrafi konumunu daha da değerli kıldığını ve hız avantajı gerektiren sektörlerde, özellikle hızlı moda, taze gıda ve sipariş bazlı üretimde Türk ihracatçıların önünde önemli fırsatlar bulunduğunu vurguladı. Yaşbala, tehditlere de dikkat çekerek AB'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın (CBAM) Türk ihracatçılar için yakın vadedeki en somut risk olduğunu belirtti. Demir-çelik, alüminyum, çimento ve gübre gibi kalemlerin kapsama girdiğini hatırlatan Yaşbala, Türkiye'nin bu sektörlerde önemli bir ihracatçı olduğunu ve karbon ayak izi raporlamasının artık bir pazar erişimi koşulu haline geldiğini aktardı. Hindistan'ın özellikle elektrik-elektronik ve kimyasal sektörlerinde hızla yükseldiğini de ekleyen Yaşbala, Türk ihracatçıların veri odaklı karar almayı, elektrikli araç ekosistemini hızlandırmayı ve yeşil dönüşüme bugünden hazırlanmayı geciktirmemesi gerektiği değerlendirmesinde bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SARSILMAZ Enforce Tac’de AB ile Bağlarını Güçlendirecek Haber

SARSILMAZ Enforce Tac’de AB ile Bağlarını Güçlendirecek

Savunma ve güvenlik sektörünün en prestijli global organizasyonlarından biri olan Enforce Tac 2026, 23-25 Şubat tarihleri arasında kolluk kuvvetleri, güvenlik birimleri ve acil durum ekiplerine yönelik yenilikçi çözümler sunan pek çok uluslararası şirketi bir araya getirecek. Özellikle iç güvenlik uzmanlarının ihtiyaçlarına odaklanarak genel savunma fuarlarından ayrılan Enforce Tac, resmi güvenlik kurumları ve silahlı kuvvetler mensupları için yeni teknolojileri ve operasyonel stratejileri değerlendirme noktasında kritik buluşmalardan biri olarak öne çıkıyor. Türk savunma sanayiinin lider şirketi SARSILMAZ, polis, yargı, sınır koruma, gümrük, askeri polis ve silahlı kuvvetlerden sadece doğrulanmış ticari ziyaretçilerin kabul edildiği, sıkı erişim kontrolüne sahip bu özel platformda kolluk kuvvetleri ve askeri kullanıma yönelik makineli tüfekler, piyade tüfekleri ve yeni nesil tabancalarını sergileyecek. SARSILMAZ yaklaşık 150 yıllık deneyimiyle geliştirdiği büyük ilgi gören modeller; SAR9 GEN3 ve SAR 7/24 tabanca, 5.56x45 mm kalibrede piyade tüfeği SAR 56, 7.62x51 mm kalibrede piyade tüfeği MPT 76 SH, 7.62x39 mm kalibrede SAR 39 piyade tüfeği ve 12.7 mm kalibrede makineli tüfek gibi silahları tanıtacak. “Yeni iş birlikleri için verimli bir dönemdeyiz” Bu yıl organizasyonda daha yüksek ve nitelikli katılım beklediklerini söyleyen SARSILMAZ Dış Ticaret Genel Müdürü M. Nuri Kızıltan, “Uluslararası Kolluk Kuvvetleri, Güvenlik ve Taktiksel Çözümler Fuarı Enforce Tac, her yıl heyecanla katıldığımız ve güçlü ağlar kurduğumuz özel bir platform. Steadfast Dart 26 NATO tatbikatının Almanya’da icra ediliyor olması sebebiyle bu yıl organizasyonun çok daha farklı ve yoğun geçeceğini değerlendiriyoruz. Fuar, AB’nin SAFE (Security Action for Europe) Projesi açısından da doğru zamanda doğru bağlantılara ürünlerimizi tanıtacağımız bir organizasyon olacak. Savunma sanayiinde uzun vadeli iş birliklerinin temellerinin atıldığı stratejik bir buluşma noktası olan Enforce Tac Fuarı, güvenlik alanında yeni ihtiyaçları anlamak, yenilikleri görmek, uluslararası ağımızı geliştirmek bakımından büyük fırsatlar sunuyor.” değerlendirmesini yaptı. Türkiye’nin öncü savunma sanayii şirketlerinden biri olarak 80’den fazla ülkeye ihracat yaptıklarını ve yakın dönemde Avrupa Birliği stratejilerini kapsamlı şekilde gözden geçirdiklerini vurgulayan Nuri Kızıltan, “Sarsılmaz olarak mühendislik gücü, üretim kapasitemiz, kaliteli ve yenilikçi teknolojilerimizle dünya çapında rekabet ediyor, fark yaratıyoruz. Bu doğrultuda birçok yeni bağlantı kurduk ve çeşitli iş birlikleri üzerine çalışmalar yürütüyoruz.” dedi. Sarsılmaz aynı zamanda Enforce Tac fuarının hemen ardından gerçekleşecek 26 Şubat – 1 Mart tarihlerinde gerçekleşecek olan IWA Outdoor Classics fuarında ise avcılık, atıcılık, outdoor ve sivil güvenlik ekipmanlarıyla ilgilenen profesyonellerle bir araya gelecek. SARSILMAZ, bu fuarda sivil pazara da yönelik ürün gamını tanıtarak Avrupa’daki bireysel kullanıcılara ulaşmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ömer Karadeniz: “Made in Europe” Yeni Bir Rekabet Dönemi Başlatıyor Haber

Ömer Karadeniz: “Made in Europe” Yeni Bir Rekabet Dönemi Başlatıyor

Avrupa sanayi politikalarının merkezine yerleşen “Made in Europe” yaklaşımı, üretimden enerji kullanımına, tedarik zincirlerinden kamu alımlarına kadar geniş kapsamlı bir dönüşümü beraberinde getiriyor. Avrupa içinde üretimi güçlendirmeyi hedefleyen bu yeni çerçevenin, Türkiye’nin ihracat yapısı ve sanayi rekabeti açısından önemli sonuçlar doğurması bekleniyor. Bu nedenle süreç, Türkiye sanayisi açısından hem dikkatle izlenmesi gereken bir risk alanı hem de stratejik fırsatlar barındıran yeni bir dönem olarak değerlendiriliyor. Plastik Sanayicileri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Karadeniz, Avrupa Birliği’nin sanayide yerli üretimi güçlendirmeyi hedefleyen “Made in Europe” yaklaşımının, üretim koşullarından enerji kullanımına ve tedarik zincirlerine kadar geniş bir etki alanı oluşturduğunu belirtti. Karadeniz, Avrupa içinde üretimi güçlendirmeyi hedefleyen bu yeni çerçevenin Türkiye’nin ihracat yapısı ve sanayi rekabeti açısından önemli sonuçlar doğuracağını ifade etti. “Doğru strateji Türkiye için yeni fırsatlar yaratabilir” Avrupa pazarına erişimin giderek daha fazla sürdürülebilirlik, yerelleşme ve üretim standartlarına uyumla ilişkilendirildiğini vurgulayan Karadeniz, “Uyum sağlayan firmalar rekabet avantajı elde edecek, uyum sağlayamayanlar ise maliyet artışı ve pazar kaybı riskiyle karşılaşacak” dedi. Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı ve esnek sanayi yapısıyla bu dönüşüme uyum sağlayabilecek potansiyele sahip olduğunu belirten Karadeniz, kamu ve özel sektörün eşgüdüm içinde hareket etmesinin kritik önem taşıdığını kaydetti. Doğru strateji ve zamanında atılacak adımlarla sürecin Türkiye için yeni ihracat fırsatları yaratabileceğini söyledi. “Türkiye’siz Avrupa sanayisi eksik kalır” Türkiye’nin Avrupa değer zincirleri içindeki rolünün stratejik nitelik taşıdığına dikkat çeken Karadeniz, üretim ağlarının bütünlüğünün korunmasının hem bölgesel rekabet hem de tedarik güvenliği açısından hayati olduğunu ifade etti. Türkiye’nin dışarıda kalmasının yalnızca ticari değil, bölgesel ekonomik istikrar açısından da olumsuz sonuçlar doğurabileceğini belirtti. “Gümrük Birliği güncellenmeli” Çatı kuruluş PLASFED Başkanı bu süreçte en kritik başlıklardan birinin Türkiye ile Avrupa arasındaki ekonomik entegrasyonun güçlendirilmesi olduğunu söyledi. Mevcut iş birliği mekanizmalarının günümüz sanayi politikalarıyla uyumlu hale getirilmesinin önemine dikkat çeken Karadeniz, özellikle Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin bu açıdan belirleyici olabileceğini ifade etti. Başkan Karadeniz, şu açıklamalarda bulundu: “Ekonomik entegrasyonun derinleştirilmemesi ve Türkiye’nin yeni sanayi politikalarıyla yeterince bütünleşememesi, üretim ağlarında zayıflamalara yol açabilir. Bu durum hem Avrupa’nın rekabet gücünü hem de bölgesel ekonomik uyumu etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye’nin yeni sanayi mekanizmalarına daha fazla dahil edilmesi ve ekonomik iş birliğinin ticaret, teknoloji ve sürdürülebilirlik alanlarındaki güncel koşullara uygun şekilde modernize edilmesi önem taşıyor.” Avrupa’daki dönüşümün yalnızca üretim politikalarıyla sınırlı olmadığını; yeşil dönüşüm, dijitalleşme, teknoloji yatırımları ve tedarik güvenliği gibi stratejik alanları da kapsadığını belirten Karadeniz, Türkiye’nin bu sürecin dışında değil, aktif bir parçası olarak konumlanmasının kritik olduğunu vurguladı. Karadeniz, Türkiye’nin bu dönüşümü yalnızca bir uyum süreci olarak değil, sanayi yapısını güçlendirecek stratejik bir fırsat olarak değerlendirmesi gerektiğini ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İtalya ve Türkiye Ambalaj Sektörü Temsilcileri Geleceğin Çözümleri İçin Bir Araya Geldi Haber

İtalya ve Türkiye Ambalaj Sektörü Temsilcileri Geleceğin Çözümleri İçin Bir Araya Geldi

İtalyan Ticaret ve Sanayi Odası Derneği (CCIIST), Türkiye ve İtalya ambalaj sektörünün temsilcilerini güncel ekonomik gelişmeler ve sektörel dönüşüm başlıklarını değerlendirmek üzere İstanbul’da düzenlenen kapsamlı bir istişare toplantısında bir araya getirdi. Swissotel’de gerçekleştirilen etkinlikte, sektörün mevcut durumu ve önümüzdeki döneme ilişkin öngörüler ele alınırken; özellikle artan maliyet baskıları ve uluslararası pazarlardaki rekabet koşulları toplantının ana gündemini oluşturdu. Toplantıda küresel ölçekte yükselen enflasyon oranlarının üretim maliyetleri ve fiyatlama stratejileri üzerindeki etkisi detaylı biçimde değerlendirildi. Enflasyonist ortamın, firmaların hem iç pazarda hem de uluslararası pazarlarda rekabet gücünü zorlaştırdığı; öngörülebilirlik ve finansal planlama açısından yeni riskler doğurduğu vurgulandı. Bununla birlikte hammadde temininde yaşanan dönemsel tedarik sorunları, artan lojistik giderleri ve işçilik maliyetlerindeki yükselişin sektör üzerinde yarattığı baskılar sektör temsilcileri tarafından karşılıklı olarak paylaşıldı. Özellikle enerji ve iş gücü maliyetlerindeki artışın, ambalaj üretiminde maliyet optimizasyonunu daha kritik hale getirdiği ifade edildi. Toplantıda ayrıca Avrupa Birliği düzenlemeleri (EU regulations) ve özellikle sürdürülebilirlik odaklı yeni mevzuatın sektöre etkileri gündeme geldi. AB pazarına ihracat yapan ya da bu pazarda büyümeyi hedefleyen firmalar açısından çevresel standartlara uyum, geri dönüştürülebilirlik kriterleri ve döngüsel ekonomi uygulamalarının artık stratejik bir zorunluluk olduğu vurgulandı. Bu çerçevede şirketlerin regülasyonlara uyum süreçlerinde karşılaştıkları operasyonel ve mali zorluklar da ele alındı. Etkinlikte sürdürülebilir ambalaj uygulamaları ve üretim süreçlerinde verimlilik artışı sağlayacak dijital çözümler de gündeme gelirken, sektör temsilcileri arasında açık ve yapıcı bir diyalog ortamı oluşturuldu. Toplantı, firmaların ortak sorun alanlarını daha net tanımlamalarına ve çözüm odaklı iş birliği imkanlarını değerlendirmelerine katkı sağladı. CCIIST Onursal Başkanı ve Bell Holding Yönetim Kurulu Başkanı Livio Manzini, etkinliğin önemine değinerek şunları söyledi: “Ambalaj sektörü, hem üretim zincirinin merkezinde yer alması hem de ihracat potansiyeli açısından stratejik bir konuma sahip. Ancak bugün sektörümüz; enflasyon, maliyet baskıları ve regülasyon kaynaklı dönüşüm gereklilikleri gibi çok katmanlı bir süreçten geçiyor. Bu tür istişare platformları, karşılıklı deneyim paylaşımı ve ortak çözüm arayışı açısından büyük değer taşıyor.” CCIIST Yönetim Kurulu Üyesi Andrea Leo ise konuşmasında ekonomik gerçekliklere dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Küresel ölçekte artan maliyetler ve Avrupa Birliği mevzuatındaki dönüşüm, firmaları daha verimli, daha sürdürülebilir ve daha rekabetçi üretim modellerine yönlendiriyor. Bugün gerçekleştirdiğimiz toplantı, sektör temsilcilerinin mevcut zorlukları açıkça ortaya koyduğu ve ortak akıl çerçevesinde değerlendirdiği önemli bir buluşma oldu. Önümüzdeki dönemde bu diyalog zeminini güçlendirerek somut iş birliği alanları oluşturmayı hedefliyoruz.” CCIIST, önümüzdeki dönemde de farklı sektörlerde düzenleyeceği tematik toplantılarla üyeleri arasında bilgi paylaşımını ve stratejik iş birliklerini desteklemeye devam edecektir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kadınların İşgücüne Katılımında Alarm:  Artış Var Ama İvme Kayboluyor Haber

Kadınların İşgücüne Katılımında Alarm: Artış Var Ama İvme Kayboluyor

. İstinye Üniversitesi iktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Figen Yıldırım’ın verdiği bilgilere göre veriler, sorunun yalnızca istihdam yaratmakla çözülemeyeceğini; bakım yükü, cam tavan ve ücret eşitsizliği gibi yapısal engellerin eş zamanlı ele alınması gerektiğini gösteriyor. Kadınların işgücüne katılım oranı, bir ülkenin yalnızca ekonomik performansını değil, aynı zamanda toplumsal eşitlik düzeyini ve sosyal politikalarının etkinliğini de yansıtan temel göstergelerden biri. Küresel ölçekte kadın istihdamında artış eğilimi sürse de son yıllarda bu ivmenin yavaşladığı görülüyor. İstinye Üniversitesi iktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Figen Yıldırım’ın verdiği bilgilere göre, Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı artmakla birlikte hem dünya hem de Avrupa Birliği ortalamalarının gerisinde kalıyor. Uzmanlara göre tablo, kadınların istihdama erişiminde ve kariyer ilerlemesinde süregelen yapısal sorunlara işaret ediyor. “Kadınların iş gücüne katılım artışı yavaşladı” Kadınların işgücüne katılım oranı artışının son yıllarda yavaşladığını belirten Prof. Dr. Figen Yıldırım, şunları söyledi: “Kadınların işgücüne katılım oranı, çalışma çağındaki kadın nüfusun ne kadarının istihdamda ya da aktif olarak iş aradığını gösteren temel bir göstergedir. Bu oran, yalnızca ekonomik büyümeyi değil, aynı zamanda toplumsal eşitlik, eğitim düzeyi ve sosyal politika etkinliğini de yansıtır. Dünya genelinde, kadınların işgücüne katılım oranı uzun vadede artış eğiliminde olmakla birlikte son yıllarda bu artışın belirgin biçimde yavaşladığı görülmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Dünya Bankası verilerine göre, küresel kadın işgücüne katılım oranı bugün yaklaşık yüzde 50 düzeyindedir. 2014 sonrası dönemde özellikle gelişmekte olan ülkelerde artış sürmüş, ancak pandemi sonrası toparlanma süreci bu ivmeyi sınırlamıştır. Küresel ölçekte hâlâ erkeklerle kadınlar arasında yaklaşık 18–20 puanlık bir katılım farkı bulunmaktadır.” Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı artış gösteriyor “Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı, 2000’li yılların başına kıyasla artmış olsa da bu artış yavaş ve kırılgan bir seyir izlemektedir” diyen Yıldırım, şöyle devam etti: “Dünya Bankası ve TÜİK verilerine göre Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranı 2002’de yaklaşık yüzde 27,9 iken 2023’te yüzde 35,8’e, 2024 itibarıyla ise yaklaşık yüzde 36 düzeyine yükselmiştir. Bu durum uzun vadede bir ilerlemeye işaret etse de, son beş yılda artış hızının belirgin biçimde düştüğü görülmektedir. Pandemi dönemi kadın istihdamını olumsuz etkilemiş, toparlanma ise sınırlı kalmıştır. Dolayısıyla Türkiye’de eğilim yön olarak yukarı, ancak hız açısından zayıflamış durumdadır. Ancak bu oranları yalnızca toplam katılım üzerinden okumak yeterli değildir. Alt kırılımlara bakıldığında tablo daha çarpıcıdır. Türkiye’de kadın istihdam oranı yaklaşık yüzde 31–35 bandında seyrederken, kadınların yönetici pozisyonlarındaki payı yüzde 20’ler düzeyindedir. Bu oran, Avrupa Birliği ülkelerinin belirgin biçimde gerisindedir. Başka bir ifadeyle, Türkiye’de kadınlar istihdama girmekte zorlandıkları gibi, girdiklerinde de yukarı doğru ilerlemede ciddi bir ‘cam tavan’ ile karşılaşmaktadır.” “AB’de kadınların istihdam oranı yüzde 70,8 düzeyine ulaşmış durumda” Avrupa Birliği ülkelerinde farklı bir tablo olduğuna dikkat çeken Profesör, “Avrupa Birliği ülkelerinde ise tablo farklıdır. Eurostat verilerine göre AB’de kadınların istihdam oranı yüzde 70,8 düzeyine ulaşmış durumdadır. Kadınların işgücüne katılımı yüksek ve istikrarlıdır. Ayrıca son on yılda beyaz yaka kadın istihdamı düzenli biçimde artarken, mavi yaka kadın istihdamının payı azalmaktadır. Bu durum, Avrupa’da mesleki dönüşümün ve nitelikli istihdama geçişin kadınlar açısından daha sistematik biçimde yönetildiğini göstermektedir. Buna karşın AB ülkelerinde de kadınların üst ve karar verici pozisyonlarda temsili, toplam istihdam içindeki paylarına kıyasla daha düşüktür. Yani Avrupa’da temel sorun istihdama katılım değil, yüksek düzeyli görevlerde eşit temsil meselesidir. Türkiye ile Avrupa arasındaki fark tam da bu noktada belirginleşmektedir. Avrupa’da sorun daha çok ‘yükseliş’, Türkiye’de ise hem ‘katılım’ hem ‘yükseliş’tir. Türkiye’de kadınlar istihdamda nicel olarak sınırlı temsil edilirken, nitel olarak da yönetim kademelerinde yoğun bir ayrışma yaşamaktadır. 2014–2023 döneminde beyaz yaka kadın istihdamı artmış olsa da bu artış yönetici pozisyonlarına aynı oranda yansımamıştır” dedi. “Kadın yönetici oranının yüzde 20’lerde” Kadınlar iş dünyasında karşılaştığı en büyük zorluklarla ilgili de bilgi veren Prof. Dr. Yıldırım, şöyle konuştu: “Kadınların iş dünyasında karşılaştığı sorunlar tek bir başlık altında toplanamaz; yapısal, kültürel ve kurumsal engeller iç içedir. Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı artış eğiliminde olsa da hâlâ AB ve dünya ortalamalarının oldukça altındadır; bu da sorunun yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını göstermektedir. En temel sorunlardan biri bakım yükünün büyük ölçüde kadınların üzerinde olmasıdır. Çocuk, yaşlı ve hasta bakımına yönelik kamusal hizmetlerin yetersizliği ile esnek çalışma modellerinin yaygın olmaması, kadınların istihdama katılımını ve işte kalıcılığını olumsuz etkilemektedir. Bir diğer önemli alan kariyer ilerlemesidir. Kadınlar istihdama girseler bile yönetici pozisyonlara yükselmede ciddi bir cam tavanla karşılaşmakta; kadın yönetici oranının yüzde 20’lerde kalması bu durumu ortaya koymaktadır. Toplumsal cinsiyet rolleri, görünmez önyargılar ve ücret eşitsizliği de bu tabloyu pekiştirmektedir. AB ve küresel örnekler, kalıcı ilerlemenin eğitim, bakım altyapısı, esnek çalışma ve eşitlikçi politikaların birlikte uygulanmasıyla mümkün olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda kadın istihdamını destekleyen ekosistemler ve buna özgü üretim alanları geliştirilmelidir.” “Ücret eşitsizliği kader değildir” “Türkiye’de cinsiyete dayalı ücret farkı, bireysel bir adaletsizlikten çok yapısal bir eşitsizliktir” diyen Yıldırım, şöyle devam etti: “TÜİK ve OECD verilerine göre kadınların ortalama kazancı erkeklere kıyasla yaklaşık yüzde 15–20 daha düşüktür. Eğitim düzeyi yükseldikçe fark azalsa da tamamen ortadan kalkmamaktadır. Bu durum, sorunun doğrudan ‘aynı iş–aynı ücret’ ihlalinden ziyade dolaylı ve yapısal mekanizmalarla ortaya çıktığını göstermektedir. Ücret farkının temel nedenlerinden biri kadınların daha düşük ücretli sektör ve pozisyonlarda yoğunlaşmasıdır. Kadınlar daha çok hizmet sektöründe, kayıt dışı ya da yarı zamanlı işlerde yer alırken; erkekler ücret ve terfi imkânı daha yüksek alanlarda çalışmaktadır. Dolayısıyla fark çoğu zaman aynı unvandan değil, farklı kariyer yollarından kaynaklanmaktadır. Bir diğer önemli neden kariyer kesintileridir. Çocuk ve bakım sorumlulukları nedeniyle kadınlar iş yaşamına ara verebilmekte, daha yavaş terfi etmekte ya da daha düşük ücretli esnek işleri tercih etmek zorunda kalmaktadır. Buna ek olarak, yönetici pozisyonlarda kadınların düşük temsili, görünmez önyargılar, ücret pazarlığında dezavantaj ve şeffaf olmayan ücret politikaları da farkı derinleştirmektedir. Uluslararası örnekler bu sorunun çözülebilir olduğunu göstermektedir. İzlanda’da eşit ücret belgelendirme zorunluluğu, AB’de ise 2026 itibarıyla yürürlüğe girecek ücret şeffaflığı düzenlemeleri ücret farkının azaltılmasında etkili araçlardır. İskandinav ülkelerinde babalık izninin zorunlu ve devredilemez olması da kadınların kariyer kesintilerini azaltarak uzun vadede ücret eşitsizliğini düşürmüştür. Türkiye’de ücret eşitsizliğinin azaltılması için ücret şeffaflığının artırılması, objektif ücret ve terfi sistemlerinin kurulması, düzenli ücret eşitliği analizlerinin yapılması ve kadınların yönetici pozisyonlara yükselmesini destekleyen politikaların güçlendirilmesi kritik önem taşımaktadır. Sonuç olarak, ücret eşitsizliği kader değildir; kamu ve özel sektörün eş zamanlı ve kararlı adımlarıyla kalıcı biçimde azaltılabilir.” “Bütüncül ve kararlı bir dönüşüm iradesi gerekli” Prof. Dr. Figen Yıldırım, daha fazla kadının iş gücüne katılımı alınabilecek önlemlerle ilgili ise şunları söylüyor: “Türkiye’nin kadın istihdamında gerçek bir sıçrama yapabilmesi için parça parça çözümler yerine bütüncül ve kararlı bir dönüşüm iradesi gerekmektedir. Yalnızca istihdam yaratmak yeterli değildir; kadınların işgücüne katılımını sınırlayan yapısal engeller eş zamanlı ele alınmalıdır. Bu noktada bakım yükünü hafifletecek kamusal mekanizmaların güçlendirilmesi, özellikle yaygın kreşler ve yaşlı bakım hizmetleri, kadın istihdamında en hızlı ve kalıcı etkiyi yaratmaktadır. İkinci kritik alan, esnek ama güvenceli çalışma modellerinin yaygınlaştırılmasıdır. Uzaktan çalışma, esnek saatler ve sosyal güvenceden kopmayan yarı zamanlı istihdam, özellikle eğitimli kadınların işgücünde kalıcılığını artırmaktadır. Avrupa Birliği deneyimleri, bu modellerin kadın istihdamını istikrarlı biçimde yükselttiğini göstermektedir. Ancak kalıcı dönüşüm, kadınların yönetici ve karar alma pozisyonlarına erişimiyle mümkündür. Şeffaf terfi sistemleri, mentorluk programları ve üst yönetimde cinsiyet dengesi hedefleri; ücret eşitsizliği ve cam tavan sorununu azaltan en etkili araçlardır. Bu çerçevede USİKAD ve İstinye Üniversitesi iş birliğiyle geliştirilen Kadın Organize Sanayi Bölgesi projesi, kamu, özel sektör ve akademiyi bir araya getiren bütüncül bir model sunmaktadır. Kadın OSB; bakım altyapısı, nitelikli istihdam ve liderlik programlarıyla kadınların üretimden yönetime uzanan değer zincirine katılımını hedefleyen ölçeklenebilir bir iş birliği örneğidir. Kadın odaklı kamu ve özel sektör projelerinin yaygınlaşması, yalnızca farkındalık değil, kalıcı çözüm üretir. Gerçek eşitlik ise kız çocuklarını ailede söz sahibi bireyler ve iş yaşamında güçlü aktörler olarak yetiştirmekle başlar.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaş Meyve Sebze Sektöründe İhracat Hedefi 4 Milyar Dolar Haber

Yaş Meyve Sebze Sektöründe İhracat Hedefi 4 Milyar Dolar

151 ülkeden 90.000’in üzerinde ziyaretçinin ağırlandığı fuara meyve, sebze, makine, lojistik vb. tüm paydaşlar dahil olmak üzere 63 Türk firması katılım gösterdi. Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği, 4-6 Şubat 2026 tarihleri arasında Almanya’nın Berlin şehrinde düzenlenen Fruit Logistica Fuarına info stand ile katılım sağladı. Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, yaş meyve sebze sektörünün dünyadaki en büyük buluşma noktası olan Fruit Logistica Fuarı’nda dünyanın her tarafından gelen ithalatçılara Türkiye’nin yaş meyve sebze sektöründeki üretim gücünü anlattıklarını dile getirdi. En çok ihracat yapılan 20 ülkenin 10’u AB ülkesi Fruit Logistica Fuarı’nda mevcut müşterileri ile görüşme imkânı bulma yanında potansiyel alıcıları ile görüşmeler gerçekleştirdiklerinin altını çizen Uçak, “Avrupa Birliği bizim en önemli pazarlarımız arasında yer alıyor, en çok ihracat yaptığımız 20 ülkenin 10 tanesi AB ülkesi. Almanya’ya 2025 yılında 288 milyon dolar ihracat gerçekleştirdik. Romanya 290 milyon dolarlık ihracatla Almanya’nın önünde yer aldı. Bu ülkeleri Polonya, Bulgaristan ve Hollanda takip etti. 2025 yılında ihracatımızı yüzde 9’luk artışla 3,4 milyar dolardan 3,7 milyar dolara çıkardık. 2026 yılında ihracatta hedefimiz 4 milyar doları aşmak” şeklinde konuştu. Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği standını T.C. Berlin Büyükelçisi Gökhan Turan, T.C. Berlin Ticaret Başmüşaviri Devran Ayık ve T.C. Berlin Ticaret Müşaviri Mehmet Sefa Saral ziyaret etti. Fruit Logistica Fuarı’nda; Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Cengiz Balık, Yönetim Kurulu Üyeleri Sadık Demircan ve Vural Güleç, EYMSİB Yaş Meyve Sebze Komitesi Başkanı Makbule Çiftçi, Ege İhracatçı Birlikleri Genel Sekreteri İ. Cumhur İşbırakmaz, Türkiye’nin yaş meyve sebze ihracatının artması için mesai verdiler. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şişecam, ZEvRA Projesinde Döngüsel Araç Prototipi İçin Tavan Camı Geliştirecek Haber

Şişecam, ZEvRA Projesinde Döngüsel Araç Prototipi İçin Tavan Camı Geliştirecek

Avrupa Birliği’nin 2035 yılına kadar sıfır karbon emisyonu hedefiyle uyumlu olarak hayata geçirilen “Uyumlaştırılmış Döngüsellikle Sağlanan Sıfır Emisyonlu Elektrikli Araçlar” (ZEvRA) projesinin partnerleri arasında yer alan Şişecam, elektrikli araçlar için özel cam çözümleri geliştirmeye devam ediyor. Fraunhofer Enstitüsü koordinatörlüğünde yürütülen proje; içinde dünyaca ünlü otomotiv markalarının da bulunduğu 28 partnerin katkısıyla gerçekleştiriliyor. ZEvRa projesi 2024’ün başında başlamış olup 2026 yılının sonuna kadar devam edecek. Proje kapsamında ortaklar, döngüsel araç prototipi üzerinde çalışacak. Şişecam da bu prototip için tavan camı üretecek. Özel olarak üretilecek bu güneş enerjisi camı araç bataryasına destek verecek. Bu yenilikçi ürün ile doğal kaynak ve kimyasal madde kullanımını minimize etmeyi amaçlayan Şişecam hem araç performansını artırmayı hem de ürün yaşam döngüsü boyunca karbon ayak izini azaltmayı hedefliyor. Bu güneş camı teknolojisiyle Şişecam, otomotiv camlarının pasif bir bileşen olmaktan çıkarak araç verimliliğine ve çevrenin korunmasına aktif katkı sağlayan bir unsura dönüşebileceği iddiasını ortaya koyuyor. 2026 yılının ikinci yarısında tamamlanması öngörülen prototip aracın geliştirilmesi sürecinde Şişecam, katma değeri yüksek, karbon ayak izi düşük otomotiv camlarıyla elektrikli araçların döngüsellik ve sürdürülebilirlik hedeflerine doğrudan katkıda bulunacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Karadeniz Havzası’nda Doğal Afet Kaynaklı Endüstriyel Risklere Karşı Bölgesel Kalkan Haber

Karadeniz Havzası’nda Doğal Afet Kaynaklı Endüstriyel Risklere Karşı Bölgesel Kalkan

Karadeniz Havzası’nın karşı karşıya olduğu en kritik güvenlik sorunlarından biri olan "Natech" (doğal afetlerin tetiklediği teknolojik kazalar) risklerinin yönetimi için uluslararası bir işbirliği ağı kuruldu. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Afet Yönetimi Enstitüsü liderliğinde yürütülen proje; İstanbul İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD İstanbul), Doğu Makedonya ve Trakya Bölgesi (Yunanistan) ve Ukrayna İş Destek Merkezleri Birliği (Ukrayna) ortaklığında oluşturulan Konsorsiyum tarafından uygulanı yor. 24 ay sürecek olan projenin toplam bütçesi 1.636.586,40 Avro olarak belirlendi. Proje için Avrupa Birliği’nden 1.472.927,76 Avro hibe desteği sağlandı. Afetlerin Tetiklediği Teknolojik Kazalara (Natech) Karşı İleri Teknoloji NAT-RES Projesi, deprem, sel ve çatışma gibi doğal veya insan kaynaklı felaketlerin sanayi tesislerinde tetikleyebileceği yangın, patlama ve kimyasal sızıntı gibi ikincil felaketleri (Natech olaylarını) önlemeyi hedefliyor. Proje ile Karadeniz Bölgesi'nde gelişmiş teknolojik çözümler, kapsamlı tehlike haritaları ve sağlam risk değerlendirme metodolojileri entegre edilerek bölgenin dayanıklılığının artırılması amaçlanıyor. AFAD-EKA Yazılımı Bölgesel Çapta Yaygınlaştırılacak Projenin en önemli çıktılarından biri, AFAD tarafından geliştirilen AFAD-EKA (Endüstriyel Kazalar Etki Alanı Modelleme) yazıl? ?mının kapasitesinin artırılması ve ortak ülkeler için simülasyonların yapılmasıdır. Yazılım, su kaynaklarını etkileyen tehlikeli koşulların simülasyonunu da içerecek şekilde geliştirilecek; İstanbul(Türkiye), Doğu Makedonya ve Trakya Bölgesi (Yunanistan) ve Mykolaiv (Ukrayna)'de pilot uygulamalarla hayata geçirilecektir. Bu sistem sayesinde endüstriyel tesisler için gerçek zamanlı izleme ve erken uyarı mekanizmaları oluşturulacaktır. Sınır Ötesi Tatbikatlar ve Uluslararası İşbirliği Projede öne çıkan faaliyetler arasında şunlar bulunmaktadır: Tehlike Haritalarının Oluşturulması: Deprem, sel ve bölgesel çatışmaların tetiklediği teknolojik riskleri gösteren kapsamlı haritaların hazırlanması.Sınır Ötesi Tatbikatlar: AFAD rehberliğinde ve ortakların ev sahipliğinde, acil durum ekipleri, tesis çalışanları ve yerel otoritel erden oluşan 300’den fazla katılımcı ile Natech risk tatbikatlarının düzenlenmesi.Uluslararası Konferans: Projenin sonunda İstanbul'da düzenlenecek uluslararası konferans ile bilgi ve deneyim paylaşımının sağlanması. Proje Koordinatörü Doç. Dr. Hüseyin Özdemir: "Karadeniz'in Direncini ArPrıyoruz" Projenin koordinatörlüğünü üstlenen İstanbul Teknik Üniversitesinden, Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nde görev yapan Doç. Dr. Hüseyin Özdemir projenin vizyonunu şu sözlerle özetledi: “Karadeniz Havzası, sanayi tesislerinin yoğunluğu ve sismik aktiviteler ile sel risklerinin birleştiği hassas bir coğrafyadır. NAT-RES projesi ile amacımız, sadece doğal afetleri değil, bu afetlerin tetiklediği ve çevre ile insan sağlığını tehdit eden teknolojik kazaları da öngörüp yönetebilmektir. Geliştireceğimiz AFAD-EKA yazılımı ve oluşturacağımız sınır ötesi işbirliği ağı sayesinde, yerel yönetimlerin ve sanayi tesislerinin müdahale kapasitelerini arPracağız. Bu proje, bölgedeki toplulukların güvenliği ve ekosistemin korunması adına aPlmış stratejik bir adımdır.”. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.