Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Avrupa Komisyonu

Kapsül Haber Ajansı - Avrupa Komisyonu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Avrupa Komisyonu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Avrupa’nın Ekonomik Güvenliğinde Biyo Bazlı Malzemeler Öne Çıkıyor Haber

Avrupa’nın Ekonomik Güvenliğinde Biyo Bazlı Malzemeler Öne Çıkıyor

TEKSTİL ve dokusuz yüzeyler sektörlerine yönelik rejenere selüloz elyaf alanında önde gelen tedarikçilerden biri olan Lenzing Group, biyo bazlı malzemelerin Avrupa’nın ekonomik güvenliğini nasıl güçlendirebileceğini ve fosilsiz bir geleceğe geçişi nasıl destekleyebileceğini ele almak üzere Brüksel’de üst düzey bir toplantı düzenledi. Euractiv iş birliğiyle gerçekleştirilen etkinlikte Avrupa Komisyonu, AB nezdindeki Birleşik Krallık Misyonu, akademi, sivil toplum ve sanayi dünyasından temsilcileri bir araya geldi. Toplantının konuşmacıları arasında Avrupa Komisyonu Çevre Genel Müdürlüğü Rekabetçi Döngüsel Ekonomi ve Temiz Sanayi Politikası Direktörü Aurel Ciobanu-Dordea, AB nezdindeki Birleşik Krallık Misyonu İklim ve Çevre Başkanı ve Müsteşar Yardımcısı Dr. Daniel Bradley ile Lenzing Group Nonwovens Commercial İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Patricia A. Sargeant yer aldı. Biyo bazlı çözümler için ortak politika vurgusu Görüşmelerde öne çıkan başlıklardan biri, ıslak mendil gibi dokusuz yüzey uygulamalarında tamamen biyo bazlı ve biyolojik olarak parçalanabilir alternatifler sunan selülozik elyafların potansiyeli oldu. Avrupa, bu fosilsiz malzemeleri ölçeklendirebilecek sanayi altyapısına sahip olsa da küresel ölçekte düzenleyici farklılıklar ve maliyet asimetrileri rekabet gücünü sınırlıyor. Toplantıda, yatırımların artırılması ve pazarın daha geniş ölçekte benimsemesi açısından, Tek Kullanımlık Plastik Direktifi’nde (SUPD) yapılabilecek güncellemeler de dahil olmak üzere, açık ve tutarlı politika sinyallerinin kritik önem taşıdığı vurgulandı. Lenzing Group Yönetim Kurulu Üyesi Georg Kasperkovitz, “Avrupa, temiz sanayi dönüşümü konusunda iddialı hedefler ortaya koydu. Brüksel’de gerçekleştirdiğimiz yuvarlak masa toplantısı, biyo bazlı malzemelerin geleceğe ait bir vizyon değil; bugün için uygulanabilir ve ölçeklenebilir bir gerçeklik olduğunu gösterdi. Avrupa’da köklü bir geçmişe sahip entegre bir selülozik elyaf üreticisi olarak Lenzing, sanayinin dayanıklılığını güçlendirirken fosil bazlı sentetik elyaflardan uzaklaşma sürecini de hızlandırıyor” dedi. Sanayi rekabetçiliği ile iklim hedeflerinin birbirini destekleyen unsurlar olduğunu bir kez daha teyit edildiği toplantıda, yenilenebilir ağac hammaddesinden üretilen özellikli elyaflar, standart alternatiflere kıyasla daha düşük sera gazı emisyonu sunarken, biyolojik olarak parçalanabilir ve kompostlanabilir özellikleriyle de öne çıktığı konuşuldu. Şirketin iklim hedefleri 1,5 derece senaryosu ile uyumlu olup Science Based Targets initiative tarafından da doğrulanmış durumda. Lenzing Group Nonwovens Commercial İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Patricia A. Sargeant ise şunları söyledi; “Avrupa’daki üretim kapasitesinin korunması ve artırılması, tedarik zinciri dayanıklılığı ve stratejik özerklik açısından büyük önem taşıyor. Lenzing, Avusturya, Çekya ve Birleşik Krallık’taki büyük entegre hamur ve elyaf tesisleriyle; Avrupa merkezli Ar-Ge yatırımları sayesinde bölgede istihdamı, inovasyonu ve teknolojik bilgi birikimini destekliyor. Selülozik elyaflar, hijyen amaçlı tek kullanımlık ürünlerde kritik bir rol üstleniyor. Bu da ürünlerin, SUPD kapsamındaki kaygıları ve mikroplastik kirliliğini ele alacak şekilde, biyolojik olarak parçalanabilir malzeme çözümleri doğrultusunda yeniden tasarlanmasının gerekliliğini ortaya koyuyor.” İklim liderliği, inovasyon ve Avrupa’daki üretim gücüne yönelik uzun soluklu taahhüdüyle Lenzing Group, dayanıklı ve fosilsiz bir malzeme ekonomisinin gelişimini desteklemek amacıyla politika yapıcılar ve sektör paydaşlarıyla yakın iş birliğine devem edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sanayici Kışın Tüm Tesisi Isıtmak Zorunda Mı? Haber

Sanayici Kışın Tüm Tesisi Isıtmak Zorunda Mı?

Yüksek tavanlı üretim holleri, geniş depolama alanları ve gün içinde değişen insan hareketliliği… Sanayi tesislerinde ısıtma, çoğu zaman “aynı anda tüm alanı ısıtmak” şeklinde kurgulanıyor. Üretimin ve çalışan yoğunluğunun belirli noktalarda toplandığı günümüz tesislerinde bu yaklaşım, çoğu zaman gereksiz enerji tüketimi ve artan maliyet anlamına geliyor. Bu nedenle ısıtma sistemlerinin genel ısıtmanın yanı sıra kullanılan bölgeleri hedefleyerek alan bazlı ısıtma yapabilmesi büyük önem taşıyor. Böylece ısıtma, sabit ve kaçınılmaz bir gider olmaktan çıkıp sanayici için yönetilebilir ve optimize edilebilir bir verimlilik unsuruna dönüşüyor. Çukurova Isı Yönetim Kurulu Üyesi Osman Ünlü, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: Lokal ve spot ısıtma yapmak mümkün “Sanayide geleneksel ısıtma anlayışı, bütün hacmi ısıtmaya dayanıyor. Bu durum çoğu zaman hem enerji kaybına hem de maliyet artışına yol açıyor. Oysa genel ısıtmanın yanı sıra çalışma yapılan alanları hedefleyen lokal ve spot ısıtma özelliğine sahip elektrikli ve radyant ısıtıcılarla, gereksiz enerji tüketimini önlemek mümkün. Kurulum süreci bir hafta ila 10 günde tamamlanıyor Üstelik endüstriyel tesislerde geleneksel ısıtma sistemlerinden radyant veya elektrikli ısıtıcılara geçiş süreci de oldukça pratik ilerliyor. Kurulum süreci üretimi veya konfor şartlarını etkilemeden gerçekleşiyor ve sistem, bir hafta ila 10 gün gibi kısa bir sürede devreye alınabiliyor.” Osman Ünlü, Çukurova Isı’nın geliştirdiği çözümlere ilişkin şu bilgileri paylaştı: Yüzde 70’e varan enerji tasarrufu sağlıyor “Avrupa Komisyonu’nun Ecodesign Direktifi’ne (ErP) uygun olarak geliştirdiğimiz Goldsun CPH seramik plakalı radyant ısıtıcımız ile geleneksel sistemlere kıyasla yüzde 70’e varan enerji tasarrufu ve düşük emisyon değeri sunuyoruz. Ayrıca Silversun borulu radyant ısıtıcılar ve Goldsun Vega serisi elektrikli ısıtıcılarla da endüstriyel tesislerin enerji tüketimini optimize etmelerine, işletme verimliliğini artırmalarına ve sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmalarına destek oluyoruz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) Varsayılan Değerleri Çimento İhracatı İçin Risk Oluşturuyor Haber

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) Varsayılan Değerleri Çimento İhracatı İçin Risk Oluşturuyor

Avrupa Komisyonu tarafından 17 Ekim 2025’te yayımlanan torba yasa değişiklikleri ve Aralık 2025’te yürürlüğe giren uygulama tüzükleri, özellikle üçüncü ülkelere uygulanacak varsayılan emisyon değerleri nedeniyle Türk çimento ihracatı üzerinde ciddi mali baskılar yaratıyor. TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmesinde, “Türkiye çimento sektörü, 2015 yılından bu yana AB ile uyumlu bir izleme, raporlama ve doğrulama (İRD) sistemi kapsamında faaliyet gösteriyor. Tüm tesislerimizde düşük emisyonlu kuru sistem fırınlar kullanılıyor ve fiili emisyon performansımız varsayılan değerlerin oldukça altında seyrediyor. Türkiye için özel bir varsayılan değer tanımlanmadığı için “diğer ülkeler” başlığı altındaki en yüksek emisyon katsayılarının uygulanması, sektörümüzü haksız biçimde dezavantajlı duruma düşürüyor. 2025 yılının ilk 11 ayında, sektörün yaklaşık yüzde 94’ünü temsil eden TÜRKÇİMENTO üyeleri 75 milyon ton klinker üretimi gerçekleştirdi. Türkiye ayrıca, AB’nin klinker ve çimento ithalatının ana tedarikçisi konumundadır.” dedi. Bozay, mevcut varsayılan değerlerin gerçek üretim koşullarını yansıtmadığına dikkat çekerek şunları söyledi: “Türkiye’de SKDM geçiş döneminde AB’ye ihracat yapan üyelerimizin beyan ettiği fiili veriler, gri çimento klinkeri için emisyonların 0,88 tCO₂/ton seviyesinde gerçekleştiğini gösteriyor. Buna karşın AB mevzuatında Türkiye için kullanılan varsayılan değer 1,551 tCO₂/ton. Bu fark, gerçek emisyon performansını yansıtmayan ilave maliyetler doğuruyor ve SKDM’nin adil ve doğru uygulanmasına ilişkin tartışmaları beraberinde getiriyor.” AB Vatandaşlarını da Etkileyecek Fiili değerlerin doğrulanması süreçlerinde aksama yaşanması halinde, fiili değerler ile varsayılan değerler arasındaki farkın ciddi bir mali yüke dönüşeceğini vurgulayan TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, şunları söyledi: “Bu fark, güncel AB ETS fiyatlarıyla hesaplandığında karbon maliyetini bir ton klinker için yaklaşık 20 Avrodan 80 Avroya çıkarıyor. Ortaya çıkan tutar, AB’ye ihraç edilen ürünlerin ortalama birim fiyatını dahi aşarak ihracatın ekonomik sürdürülebilirliğini doğrudan tehdit ediyor. SKDM bu haliyle uygulanırsa, oluşacak ek maliyetin önemli bir kısmı nihai ürün fiyatlarına yansıyacak ve sonuçta AB’deki tüketicileri de etkileyecektir. Bu nedenle, doğrulayıcı kapasitesinin zamanında devreye alınması ve varsayılan değerlerin gerçekçi şekilde güncellenmesi kritik önem taşıyor. Bu durum, Gümrük Birliği’nin temel prensipleriyle de tam uyumlu olmayan bir sonuç doğurabilir.” Öte yandan Bozay, uygulamada netleştirilmesi gereken bazı teknik konulara da dikkat çekti: “Çimento sektörümüz yenilenebilir elektrik kullanımını artırmaya odaklanıyor. Ancak düşük-orta ölçekli bir çimento fabrikasının öz tüketimini tamamen yenilenebilir enerjiden karşılayabilmesi için yaklaşık 50–70 MW büyüklüğünde bir güneş santrali kapasitesine ihtiyaç duyuluyor. Bu büyüklükte bir yatırımın fabrika sahası içinde veya hemen yakınında yapılması ve doğrudan bağlanması çoğu zaman teknik olarak mümkün olmuyor. Bu nedenle üreticiler yenilenebilir enerji yatırımlarını farklı lokasyonlarda gerçekleştirmek durumunda kalıyor. SKDM kapsamında, bu yatırımların ve beyan edilen fiili üretim verilerinin dolaylı emisyon hesaplamalarında tanınmasını sağlayacak net kurallara ihtiyaç var. Ayrıca nihai ürünün çimento olması durumunda gömülü emisyon metodolojisi, elektrik emisyon katsayıları ve bedelsiz tahsisat ayarlamaları gibi alanlarda mevzuatta belirsizlikler bulunuyor.” Bozay, SKDM’nin çevresel hedefleri korunurken adil rekabet koşullarının sağlanabilmesi için çözüm önerilerini ise şöyle dile getirdi: “Sektörümüzün önceliği, SKDM kapsamında emisyon raporlarının titizlikle hazırlanması ve doğrulanmasıdır. Ancak özellikle ilk yıllarda doğrulama süreçlerinde gecikmeler yaşanması ve doğrulayıcı kapasitesinin yetersiz kalması ihtimali bulunmaktadır. Saha ziyaretleri ve ilk doğrulama işlemleri beklenenden uzun sürebilir. Bu durumda, fiili emisyon performansını yansıtmayan varsayılan değerlerin uygulanması, düşük karbon yoğunluğuna sahip üreticileri orantısız biçimde negatif yönde etkileyebilir. Türkiye’nin 2015 yılından bu yana AB’ye benzer bir İzleme, Raporlama ve Doğrulama (İRD) sistemine sahip olması, gerçek veriler üzerinden değerlendirme yapılabilmesi açısından hem ihracatçılar hem de ithalatçılar için önemli bir güvence sunmaktadır. SKDM’nin fiili bir ticaret engeline dönüşmemesi için, ‘Diğer Ülkeler’ başlığı altındaki genel varsayılan değerler yerine, AB ile uyumlu İRD sistemi verilerine dayalı ulusal değerlerin kullanılmasına imkân tanınması önem taşımaktadır. Doğrulama altyapısı tam işler hale gelene kadar fiili emisyon verilerinin esas alınması ve orantısız mali yüklerin önlenmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, düşük karbonlu üretim ile en yüksek karbonu üreteni ayırt edemeyen bir sistem olarak SKDM’nin düşük karbonlu üretimi destekleme amacı sadece tarife dışı teknik engel olmaktan öteye geçemeyecektir. Bu itibarla, uygulamada netleşmeyen SKDM kapsamında akredite kuruluşların nihai listesi gibi akreditasyona dair süreçlerde AB’nin iç mevzuatındaki ikincil düzenlemelerin ve teknik konuların da en kısa sürede açıklığa kavuşturulması büyük önem arz etmektedir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Konya 2026 Avrupa Bisiklet Başkenti Oldu Haber

Konya 2026 Avrupa Bisiklet Başkenti Oldu

Konya Büyükşehir Belediyesi, spor ve sürdürülebilir ulaşım alanındaki vizyoner yatırımlarının karşılığını uluslararası alanda bir kez daha aldı. Yükselen bisiklet kültürü ve artan bisiklet altyapısı yatırımları sayesinde Konya, Avrupa Spor Şehirleri ve Başkentleri Federasyonu (ACES) tarafından “2026 Avrupa Bisiklet Başkenti” ilan edildi. “BİSİKLET KÜLTÜRÜNÜ BENİMSEYEN KONYALI HEMŞEHRİLERİME TEŞEKKÜR EDİYORUM” Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, 2023 yılında Türkiye’de ilk Avrupa’da ise ikinci şehir olarak “Dünya Spor Başkenti” seçilmesinin ardından “2026 Avrupa Bisikleti Başkenti” ünvanını taşıyacak olmanın da mutluluğunu ve gururunu yaşadıklarını söyledi. Bu önemli unvanın Konya’nın uzun yıllardır sürdürdüğü planlı ve kararlı çalışmaların bir sonucu olduğunu vurgulayan Başkan Altay, “Yıllardır hayata geçirdiğimiz bisiklet yolları, bisiklet tramvayı, bisiklet paylaşım sistemleri ve farkındalık projeleriyle bu alanda örnek bir şehir haline geldik. 2026 Avrupa Bisiklet Başkenti unvanı, şehrimizin uluslararası alandaki marka değerini daha da artıracaktır. Konya’nın bisiklet başarısı Avrupa’da tescillenmiştir. Bu önemli unvanı almamızda emeği geçen ekip arkadaşlarıma ve bisiklet kültürünü benimseyen tüm Konyalı hemşehrilerime teşekkür ediyorum. Konya’mız ve ülkemiz için hayırlı olsun” diye konuştu. BRÜKSEL’DEKİ AVRUPA PARLAMENTOSU’NDA DÜZENLENEN TÖRENLE TAKDİM EDİLDİ Belçika’nın başkenti Brüksel’de, Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen törende Konya’ya verilen “2026 Avrupa Bisiklet Başkenti” unvanı, Konya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Ahmet Murat Koru’ya takdim edildi. Başkan Vekili Koru da törende yaptığı açıklamada, “Bugün Avrupa Bisiklet Başkenti olarak onurlandırılmamız, yıllardır süregelen çabalarımızı taçlandıran bir dönüm noktasıdır. Konya, bu unvanı taşımakla kalmayacak; bisiklet kültürüne katkı sunmaya, iyi uygulamalar geliştirmeye ve şehirlerarasındaki iş birliğini güçlendirmeye devam edecektir” dedi. 2026 YILI BOYUNCA BİSİKLET TEMALI ETKİNLİKLER DÜZENLENECEK Konya, 2026 yılı boyunca Avrupa Komisyonu, UNESCO, ve ACES iş birliğiyle düzenlenecek ulusal ve uluslararası etkinliklerle, bisiklet dostu şehir vizyonunu tüm dünyaya tanıtmayı hedefliyor.

Koruncuk Vakfı’ndan “Depremin 3. Yılında Eğitime Erişim” Konferansı Haber

Koruncuk Vakfı’ndan “Depremin 3. Yılında Eğitime Erişim” Konferansı

Buluşma, kriz anlarında çocuk haklarının nasıl korunabileceğine, sivil toplum–kamu–akademi iş birliğinin hangi mekanizmalarla güçlendirilebileceğine ve sahadan edinilen iyi uygulama örneklerinin nasıl yaygınlaştırılabileceğine yönelik kapsamlı bir değerlendirme platformu sundu. Konferans; afet sonrası yeniden yapılanma süreçlerinde çocukların eğitime kesintisiz erişimini desteklemek amacıyla yürütülen çalışmaların görünür kılınmasını, kurumlar arası iş birliğinin güçlendirilmesini ve bölgedeki güncel ihtiyaçlara yönelik çözüm modellerinin paylaşılmasını hedefledi. Etkinlik; alanında uzman akademisyenlerin, sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin ve yerel paydaşların katılımıyla gerçekleştirildi. Konferansta açılış konuşmalarının ardından Prof. Dr. Yasemin Giritli İnceoğlu, “Hak ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Temelli Eğitim” başlıklı sunumuyla afet koşullarında eğitime erişimde kırılgan grupların karşılaştığı zorluklara dikkat çekti. Programın ilk oturumu, “Depremin Yarattığı Sorunlar” başlığıyla öğretmenler, yerel kurum temsilcileri ve sahada çalışan uzmanların değerlendirmelerine ayrıldı. Öğretmen Ağı’ndan Deniz Göktaş, Suna’nın Kızları’ndan Betül Sarı ve Hatay Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nden Zeki Sağ, bölgedeki güncel ihtiyaçlar ve çözüm alanlarına ilişkin deneyimlerini paylaştı. Oturumun moderatörlüğünü Koruncuk Vakfı Genel Sekreteri Prof. Dr. Çiğdem Göksel üstlendi. İlk oturumda, temsilciler bölgedeki güncel ihtiyaçların yanı sıra çocukların örgün eğitime devamında, öğretmenlerin üstlendikleri görevlerin önemini ve kız çocukların eğitime erişmesindeki cinsiyet temelli ayrımcılıklar vurgulandı. İkinci oturumda ise “Sivil Toplumun Katkısı: İyileştirme Sürecinde STK’lar” başlığıyla afet sonrası süreçte sivil toplum kuruluşlarının üstlendiği kritik roller ele alındı. Koruncuk Vakfı Mütevelli Heyet ve Yönetim Kurulu Başkanı Av. Dr. Figen Samuray, Anne Çocuk Eğitim Vakfı Genel Müdürü Senem Başyurt, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı Genel Müdürü Sait Tosyalı, Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan ve Buradayız Hatay Derneği Başkanı Av. Mehmet Ali Gümüş iyileşme sürecine yönelik çalışmalarını aktarırken oturumun moderasyonunu Turkish Philantrophy Funds Deprem Fonu Yöneticisi Seda Özdemir Şimşek yürüttü. Bu oturumda temsilciler, her bir kurum özelinde, deprem sonrası yapılan çalışmalarını ve gözlemlerini paylaştı. Aynı zamanda bölgedeki yaşamın iyileşmesinde ve çocukların örgün eğitime erişmesinde iş birliğinin ne kadar önemli olduğunun bir kez daha altı çizildi. Öğle arasının ardından gerçekleştirilen “Koruncuk Vakfı: İyi Uygulamalar Paylaşım Toplantısı – Sosyal İçerme ve Eğitime Erişim” bölümünde, Avrupa Komisyonu tarafından doğrudan desteklenen, IPA-2023-449-256 projesi kapsamında hazırlanan ‘İyi Uygulamalar Raporu’nun içeriği tanıtıldı. Oturumda, Türkiye’de ve Avrupada’ki çocuk ve aile ve destek alanlarında çalışan kurumları iyi örneklerinin incelendiği saha deneyimleri, bu deneyimlerden çıkarılan sonuçlar, sosyal içerme çalışmaları ve çocukların eğitime kesintisiz erişimini sağlamak için hayata geçirilen modeller paylaşıldı. Konferans, çocukların eğitim yolculuğunun sürdürülebilir biçimde desteklenmesi için iş birliklerinin güçlendirilmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

Üsküdar Üniversitesi, Uluslararası Arenada Gücünü Artırdı! Haber

Üsküdar Üniversitesi, Uluslararası Arenada Gücünü Artırdı!

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, bu önemli gelişmeleri; "Küresel üniversite yolculuğumuz ivme kazanarak devam ediyor. Soydaş üniversitelerimizle iş birliği süreçlerimize hız veriyoruz." sözleriyle değerlendirdi. Üsküdar Üniversitesi, uluslararasılaşma vizyonu doğrultusunda attığı adımlara bir yenisini ekleyerek Avrupa’nın en prestijli yükseköğretim ağı olan Avrupa Üniversiteler Birliği (EUA) üyeliği ile Türk dünyasındaki üniversitelerle akademik, bilimsel ve kültürel bağlarını güçlendirme vizyonu doğrultusunda stratejik bir adım atarak Türk Üniversiteler Birliği (TÜRKÜNİB) üyeliğine kabul edildi. Avrupa yükseköğretim alanında kalite, iş birliği ve akademik standartların geliştirilmesi amacıyla faaliyet gösteren Avrupa Üniversiteler Birliği (European University Association - EUA), 49’dan fazla ülkeden 900’ü aşkın üniversite ve rektörler konferansını bir araya getirerek kıtanın en geniş ve en etkili yükseköğretim ağını temsil ediyor. Yükseköğretim politikalarının oluşturulmasında Avrupa Komisyonu ve uluslararası kuruluşlar nezdinde stratejik bir paydaş olan Birlik, dünyanın en saygın akademik kurumlarını çatısı altında topluyor. Üsküdar Üniversitesi uluslararası akademik standartlara sahip Türkiye’den Boğaziçi, ODTÜ, Koç, Sabancı ve Bilkent gibi köklü üniversitelerin de aralarında bulunduğu bu seçkin ağa Üsküdar Üniversitesi’nin de resmen katılması, üniversitenin uluslararası akademik standartlara sahip olduğunun önemli bir teyidi olarak kabul ediliyor. Üsküdar Üniversitesi'nin üyelik başvurusu, EUA Konseyi’nin gerçekleştirdiği son toplantıda onaylanarak yürürlüğe girdi. Rektör Prof. Dr. Güngör: “Küresel üniversite yolculuğumuz” Üyeliğin üniversitenin küresel hedefleri için stratejik bir adım olduğunu vurgulayan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, “Küresel üniversite yolculuğumuz bu adımla büyük bir ivme kazanmıştır.” dedi. Kalite ve gelişim odaklı bir ağ Avrupa Üniversiteler Birliği, üyesi olan kurumları eğitim, öğretim ve araştırma faaliyetlerinin kalite odaklı yürütülmesi, kurumsal gelişim, yenilikçi uygulamalar ve bilimsel üretkenlik açısından düzenli olarak değerlendiriyor. Yükseköğretimdeki iyi uygulamaların yaygınlaşması amacıyla zaman zaman üniversitelere özel öneri ve rehberlik raporları hazırlayarak nitelikli bir gelişim ağı oluşturan EUA, üyelerinin sürekli iyileşme ve mükemmellik arayışına da önemli bir katkı sunuyor. Üsküdar Üniversitesi’nin Avrupa Üniversiteler Birliği üyeliği, üniversitenin bilimsel üretim gücü ve kalite odaklı eğitim yaklaşımı açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Üsküdar Üniversitesi, Türk Üniversiteler Birliği’ne de üye oldu Üsküdar Üniversitesi, Türk dünyasındaki üniversitelerle akademik, bilimsel ve kültürel bağlarını güçlendirme vizyonu doğrultusunda stratejik bir adım atarak Türk Üniversiteler Birliği (TÜRKÜNİB) üyeliğine de kabul edildi. Bu üyelik, üniversitenin kardeş coğrafyalarla yürüttüğü bilimsel açılım sürecinde önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor. Türk dünyası üniversitelerini buluşturan platform Türk Üniversiteler Birliği'nin (TÜRKÜNİB), Türk dili konuşan ülkelerdeki seçkin yükseköğretim kurumlarını tek bir çatı altında toplayan prestijli bir birlik olarak faaliyet gösteriyor. Birlik; üyeleri arasında bilgi ve deneyim paylaşımını teşvik etmek, ortak araştırma projeleri geliştirmek ve öğrenci-akademisyen hareketliliğini artırmak gibi temel hedeflere sahip. Türkiye’nin yanı sıra Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Macaristan’dan çok sayıda saygın üniversite, TÜRKÜNİB çatısı altında yer alıyor. Birlik, ortak diploma programları, akademik değişim projeleri, eğitimde kalite güvence sistemlerinin geliştirilmesi ve ortak bilimsel yayınlar gibi konularda yürüttüğü çalışmalarla Türk dünyası üniversiteleri arasında güçlü bir etkileşim ağı kuruyor. Prof. Dr. Güngör: “Soydaş üniversitelerimizle iş birliği süreçlerimize hız veriyoruz” Üsküdar Üniversitesi’nin TÜRKÜNİB üyeliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör, “TÜRKÜNİB üyeliğimizle birlikte, kardeş coğrafyalardaki soydaş üniversitelerimizle iş birliği süreçlerimize hız veriyoruz.” dedi. Bu önemli adım, Üsküdar Üniversitesi’nin yalnızca Avrupa’da değil, aynı zamanda Türk dünyasında da güçlü ve etkin bir akademik paydaş olma hedefini destekliyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.