Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bağ Dokusu

Kapsül Haber Ajansı - Bağ Dokusu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bağ Dokusu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kasık Fıtığı Kendiliğinden İyileşir mi? Haber

Kasık Fıtığı Kendiliğinden İyileşir mi?

Ancak erişkinlerde oluşan kasık fıtıkları genellikle kendiliğinden kapanmaz ve kalıcı anatomik onarım cerrahi yöntemlerle sağlanır. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Aydıncan Akdur, kasık fıtıklarının başlangıç döneminde belirgin şikâyet oluşturmamasının hastalığın ortadan kalktığı anlamına gelmediğine dikkat çekiyor. Fıtık şişliğinin uzanırken küçülmesi veya tamamen kaybolmasının hastalarda iyileşme düşüncesi oluşturabildiğini belirten Akdur, bu durumun çoğunlukla karın içindeki dokuların geçici olarak normal konumuna dönmesinden kaynaklandığını ifade ediyor. Kasık Fıtığı Nasıl Oluşur? Kasık fıtığı, karın duvarının kasık kanalına yakın bölgelerinde meydana gelen anatomik zayıflıklar sonucunda ortaya çıkar. Bu zayıf alandan karın içi yağ dokusu veya bağırsak gibi yapılar dışarı doğru ilerleyebilir. Fıtık oluşumunda doğuştan gelen anatomik özellikler ve zaman içerisinde gelişen doku zayıflıkları etkili olabilir. Bazı kişilerde kasık kanalındaki doğal açıklıklar yeterince kapanmayabilirken diğerlerinde yaşlanma ve bağ dokusu değişiklikleri fıtık gelişimine zemin hazırlayabilir. Ailede fıtık öyküsünün bulunması, kronik öksürük, uzun süreli kabızlık ve karın içi basıncını artıran durumlar da hastalığın ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir. Kasık fıtıkları erkeklerde daha sık görülse de kadınlarda da gelişebilir. Kadın hastalarda kasık bölgesindeki şişliklerin değerlendirilmesinde femoral fıtık olasılığının da dikkate alınması önemlidir. Fıtığın büyüklüğü ve oluşturduğu belirtiler kişiden kişiye değişebilir. Bazı hastalarda yalnızca ayakta dururken fark edilen küçük bir şişlik bulunurken diğerlerinde daha büyük ve sürekli belirgin bir çıkıntı görülebilir. Doç. Dr. Aydıncan Akdur, kasık bölgesinde yeni fark edilen şişliklerin yalnızca fıtık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, lenf bezi büyümesi ve farklı yumuşak doku hastalıklarının da benzer görünüm oluşturabileceğini belirtiyor. Kasık Fıtığı Kendiliğinden Kapanabilir mi? Erişkinlerde kasık fıtığının kendiliğinden iyileşmesi beklenmez. Bunun temel nedeni, hastalığın karın duvarındaki anatomik bir açıklık veya zayıflıktan kaynaklanmasıdır. Fıtık kesesi içerisindeki dokular zaman zaman karın boşluğuna geri dönebilir. Özellikle hasta sırtüstü yattığında veya karın içi basıncı azaldığında şişliğin küçülmesi mümkündür. Ancak şişliğin kaybolması, karın duvarındaki zayıf alanın onarıldığı anlamına gelmez. Hasta ayağa kalktığında, öksürdüğünde veya ıkındığında şişlik yeniden ortaya çıkabilir. Bu nedenle kasık fıtığının masaj, egzersiz, bitkisel uygulamalar veya çeşitli destek ürünleriyle kalıcı biçimde kapatılması mümkün değildir. Bazı kişiler fıtık korsesi kullanarak şişliğin dışarı çıkmasını sınırlamaya çalışabilir. Bu ürünler seçilmiş durumlarda geçici rahatlama sağlayabilse de fıtığı ortadan kaldırmaz ve cerrahi tedavinin yerini tutmaz. Çocuklarda görülen kasık fıtıkları da kendiliğinden kapanması beklenen göbek fıtıklarından farklı değerlendirilir. Çocukluk çağındaki kasık fıtıkları, sıkışma riski nedeniyle çocuk cerrahisi tarafından değerlendirilmelidir. Kasık Fıtığı Tedavi Edilmezse Ne Olur? Kasık fıtığı bulunan her hastada kısa süre içerisinde ciddi bir komplikasyon gelişeceği söylenemez. Bazı fıtıklar uzun süre küçük boyutlarda kalabilir ve hafif belirtilerle seyredebilir. Ancak fıtığın zaman içerisinde büyümesi veya daha fazla rahatsızlık oluşturması mümkündür. Özellikle ayakta uzun süre kalmak, ağır kaldırmak veya yoğun fiziksel aktivite yapmak, bazı hastalarda kasık bölgesindeki baskı hissini artırabilir. Fıtığın büyümesi, günlük hareketlerin kısıtlanmasına ve çalışma yaşamında zorluklara neden olabilir. Bazı hastalarda yürürken veya eğilirken rahatsızlık hissedilebilir. Tedavi edilmeyen kasık fıtıklarında en önemli komplikasyonlardan biri, fıtık içeriğinin sıkışmasıdır. Bu durumda karın içinden dışarı çıkan doku tekrar karın boşluğuna dönemeyebilir. Sıkışmaya bağırsak tıkanıklığı eşlik edebilir. Daha ciddi durumlarda sıkışan dokunun kan dolaşımı bozulabilir ve boğulmuş fıtık olarak adlandırılan tablo gelişebilir. Bu durum acil cerrahi değerlendirme gerektirir. Zamanında müdahale edilmemesi bağırsak dokusunda hasara ve ciddi enfeksiyonlara neden olabilir. Bununla birlikte komplikasyon riski her hastada aynı değildir. Fıtığın türü, hastanın cinsiyeti ve eşlik eden sağlık sorunları bu riskin değerlendirilmesinde önem taşır. Kasık Fıtığında Hangi Belirtiler Tehlikelidir? Kasık fıtığı bulunan hastaların özellikle ani başlayan ve giderek şiddetlenen ağrılara dikkat etmesi gerekir. Önceden yumuşak olan ve uzanmakla küçülen bir fıtık şişliğinin aniden sertleşmesi veya geri dönmemesi, sıkışma açısından uyarıcı olabilir. Şiddetli kasık ağrısına bulantı, kusma, karında şişlik ve gaz ya da dışkı çıkaramama eşlik etmesi bağırsak tıkanıklığıyla ilişkili olabilir. Fıtık üzerindeki ciltte renk değişikliği, belirgin hassasiyet ve genel durum bozukluğu da önemsenmesi gereken belirtilerdir. Doç. Dr. Aydıncan Akdur, bu tür şikâyetlerin ortaya çıkması durumunda hastanın fıtığı zorlayarak içeri itmeye çalışmaması ve acil sağlık değerlendirmesi alması gerektiğine dikkat çekiyor. Özellikle ağrılı ve sertleşmiş bir fıtığın evde çeşitli yöntemlerle düzeltilmeye çalışılması, gerekli müdahalenin gecikmesine neden olabilir. Bu belirtiler bulunmadığında bile giderek büyüyen veya sık rahatsızlık oluşturan fıtıkların genel cerrahi tarafından değerlendirilmesi önemlidir. Her Kasık Fıtığı Hemen Ameliyat Edilmeli mi? Kasık fıtıklarının kalıcı tedavisi cerrahi onarımdır. Ancak bu durum, her hastanın tanı konulduğu gün ameliyat edilmesi gerektiği anlamına gelmez. Belirti vermeyen veya çok az belirti oluşturan bazı erkek hastalarda, risklerin değerlendirilmesi ve hastanın bilgilendirilmesi koşuluyla dikkatli izlem tercih edilebilir. Bu yaklaşımda hastanın fıtık belirtilerini tanıması, komplikasyon işaretleri hakkında bilgi sahibi olması ve şikâyetler arttığında yeniden değerlendirilmesi önemlidir. Bununla birlikte ağrıya neden olan, büyüyen veya günlük yaşamı etkileyen fıtıklarda cerrahi tedavi daha fazla gündeme gelir. Kadınlarda kasık fıtıklarının değerlendirilmesi farklılık gösterebilir. Femoral fıtık olasılığı ve sıkışma riski nedeniyle cerrahi tedavi daha erken önerilebilir. Ameliyat kararında hastanın yaşı, kalp ve akciğer hastalıkları, kullanılan ilaçlar ve anestezi riskleri de değerlendirilmelidir. Doç. Dr. Aydıncan Akdur, fıtık tedavisinde kararın yalnızca şişliğin büyüklüğüne dayanmadığını, belirtilerin ve hastaya özgü risklerin birlikte ele alınması gerektiğini vurguluyor. Kasık Fıtığı Ameliyatında Hangi Yöntemler Kullanılır? Kasık fıtığı ameliyatları açık veya kapalı cerrahi yöntemlerle gerçekleştirilebilir. Her iki yaklaşımın da uygun hastalarda etkili sonuçlar sağlayabildiği bilinmektedir. Açık cerrahide kasık bölgesinden yapılan kesi aracılığıyla fıtık onarılır. Kapalı cerrahide ise kamera ve özel cerrahi aletlerden yararlanılarak karın duvarındaki zayıf alan güçlendirilir. Erişkin kasık fıtığı ameliyatlarında tekrar riskini azaltmak amacıyla sıklıkla cerrahi yama kullanılır. Ancak yama kullanımı ve cerrahi tekniğin seçimi hastanın durumuna göre belirlenir. Kapalı yöntemler, deneyimli ekipler tarafından uygulandığında bazı hastalarda daha hızlı iyileşme ve daha az kronik ağrı riski gibi avantajlar sağlayabilir. Bununla birlikte daha önce geçirilmiş ameliyatlar, fıtığın özellikleri ve hastanın genel sağlık durumu nedeniyle açık cerrahi daha uygun olabilir. Cerrahi yaklaşımın belirlenmesinde en önemli hedef, fıtığın güvenli şekilde onarılması ve uzun dönemde tekrar olasılığının azaltılmasıdır. Kasık Fıtığı Bulunan Hastalar Nelere Dikkat Etmeli? Kasık fıtığı tanısı alan hastaların günlük yaşamlarında bazı noktalara dikkat etmesi şikâyetlerin kontrol edilmesine yardımcı olabilir. Özellikle kabızlıktan kaçınmak, uzun süre ıkınmamak ve kronik öksürüğe neden olan hastalıkların tedavisini sağlamak önemlidir. Ağır kaldırma sırasında zorlanmanın azaltılması da bazı hastalarda yakınmaları hafifletebilir. Ancak fiziksel aktivitelerin tamamen bırakılması veya sürekli yatak istirahati önerilmez. Hastaların hangi aktiviteleri güvenle yapabilecekleri, fıtığın özelliklerine ve yaşadıkları belirtilere göre değerlendirilmelidir. Fıtığın zamanla küçüldüğünü düşünerek kontrolü bırakmak doğru değildir. Şişlikteki değişiklikler, fıtığın karın duvarındaki açıklığının kapandığını göstermeyebilir. Sonuç olarak erişkinlerde kasık fıtığı kendiliğinden iyileşen bir hastalık değildir. Bununla birlikte her hastanın acil ameliyata ihtiyacı bulunmaz. Doğru tanı, komplikasyon belirtilerinin bilinmesi ve kişiye özel cerrahi değerlendirme, hastalığın güvenli şekilde yönetilmesinde belirleyici rol oynar. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Geçmeyen Selülitlerin Nedeni Lipödem Olabilir Haber

Geçmeyen Selülitlerin Nedeni Lipödem Olabilir

Kadınların en sık karşılaştığı sorunlardan biri olarak görülen selülit, bazen çok daha karmaşık bir tablonun habercisi olabiliyor. Özellikle bacaklarda belirginleşen ve zamanla daha da kötüleşen doku değişikliklerinin altında farklı bir neden yatabileceğini belirten Prof. Dr. Ahmet Karacalar, selülit ile lipödem arasındaki kritik farkları tıbbi verilerle açıkladı: "Lipödem, özellikle kadınlarda görülen, deri altı yağ dokusunun anormal ve orantısız dağılımıyla karakterize kronik bir hastalıktır. Genellikle kalça, uyluk ve bacaklarda, bazen de kollarda simetrik yağ dokusu artışıyla kendini gösterir. Hastalığa sıklıkla dokunmakla ağrı, hassasiyet, ağırlık hissi ve kolay morarma eşlik eder." Her Selülit Lipödem Değildir, Ancak İkisi Bir Arada Bulunabilir Selülitin deri altındaki yağ dokusu ile bağ dokusu septalarının etkileşimi sonucunda cilt yüzeyinde çukurlaşma (portakal kabuğu görünümü) yaratması olduğunu belirten Prof. Dr. Karacalar, hastalığın sınırlarını şu sözlerle çizdi: "Lipödem ise yalnızca cilt yüzeyini ilgilendiren bir problem değil, deri altı yağ dokusunu etkileyen kronik bir hastalıktır. Bu iki durum birbirine benzeyen görünümler oluşturabilse de aynı şey değildir. Üstelik bazı kadınlarda ikisi bir arada bulunabilir. Selülit tedavisi amacıyla uygulanan yöntemlerden beklenen sonucun alınamaması tek başına lipödem anlamına gelmez. Ancak doku görünümüne başka belirtiler de eşlik ediyorsa lipödem açısından değerlendirme yapılması önemlidir." Hangi Belirtiler Lipödem Şüphesi Uyandırmalı? Prof. Dr. Ahmet Karacalar, hastaların kendi bedenlerindeki şu belirtiler bir arada görülüyorsa lipödem olasılığının değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı: Orantısız yağ dağılımı: Bacakların vücudun üst bölümüne kıyasla belirgin şekilde kalın olması. Simetrik görünüm: Her iki bacağın benzer şekilde etkilenmesi. Ağrı ve hassasiyet: Bacaklara dokunulduğunda veya basınç uygulandığında ağrı hissedilmesi. Kolay morarma: Belirgin bir travma olmadan morlukların oluşması. Ağırlık hissi: Bacaklarda dolgunluk, gerginlik ve ağırlık hissedilmesi. Ayakların genellikle korunması: Yağ dokusu artışının ayakları çoğunlukla etkilememesi ve ayak bileği seviyesinde belirgin bir geçiş oluşturması. (Bkz. https://ahmetkaracalar.com/lipodem/ ) "Yalnızca Estetik Bir Kusur Olarak Değerlendirmek Doğru Olmayabilir" Lipödemin erken fark edilmesinin, kişiye uygun bir tedavi ve takip planının oluşturulmasına yardımcı olacağını belirten Prof. Dr. Karacalar, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Lipödem yalnızca estetik görünümü etkileyen bir durum değildir. Ağrı, hareket kısıtlılığı ve günlük aktivitelerde zorlanma gibi sorunlara neden olarak yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Egzersiz, uygun beslenme, kompresyon uygulamaları ve gerektiğinde cerrahi seçenekler değerlendirme kapsamına alınabilir. Özellikle dirençli doku değişikliklerine ağrı, hassasiyet, kolay morarma ve vücutla orantısız yağ birikimi eşlik ediyorsa lipödem konusunda deneyimli bir hekim tarafından değerlendirme yapılmalıdır. Selülit olarak değerlendirilen her doku değişikliği yalnızca selülit olmayabilir." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Estetik Gülüş Sağlıklı Diş Etiyle Başlıyor!  Haber

Estetik Gülüş Sağlıklı Diş Etiyle Başlıyor! 

Pembe estetiğin, diş etlerinin rengi, şekli, uzunluğu ve dişlerle uyumunun yanı sıra dudaklarla olan bütünlüğünü de kapsadığını ifade eden Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Gülümsediğimizde yaklaşık 2-3 milimetrelik diş eti görünümü doğal ve estetik bir görünüm sağlayabilir. Bunun üzerinde, yani diş etinin belirgin şekilde fazla görünmesi durumunda ise ‘gummy smile’ olarak adlandırılan diş eti gülüşü ortaya çıkabilir.” dedi. Diş eti çekilmesi, köklerin açığa çıkması ve iltihaplanmaların pembe estetiği olumsuz etkileyebildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Bahar, ihtiyaç halinde diş eti greftleri, gingivektomi ve dudak konumlandırma gibi farklı uygulamalardan yararlanılabildiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, pembe estetiğin sağlıklı ve estetik bir gülüş için diş eti, diş ve dudak arasındaki uyumu sağlamadaki önemi ile diş eti sorunlarının tedavi seçenekleri hakkında açıklamalarda bulundu. Yalnızca beyaz ve düzgün dişlere sahip olmak, estetik bir gülüş için yeterli değil! Gülüş estetiği denildiğinde yalnızca dişlerin rengi, şekli veya diziliminin düşünülmemesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Güzel ve doğal bir gülüş için dişlerin, diş etlerinin ve dudakların birbiriyle uyum içinde olması gerekir.” dedi. Diş etlerinin rengi ve sağlıklı görünümünün de estetik açıdan oldukça önemli olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Bahar, “Pembe estetik dediğimiz kavram da temel olarak diş etlerini ve dişi çevreleyen dokuların estetik görünümünü ifade eder. Diş etlerinin şekli, rengi, uzunluğu, kalınlığı ve dişlerle olan uyumu, başarılı bir gülüş estetiğinin önemli unsurlarıdır. Dolayısıyla yalnızca beyaz ve düzgün dişlere sahip olmak, tek başına estetik bir gülüş için yeterli değil. Sağlıklı diş eti dokusu ve diş-diş eti uyumu da mutlaka değerlendirilmeli.” diye konuştu. Gülümsediğimizde yaklaşık 2-3 milimetrelik diş eti görünümü doğal ve estetik kabul edilir! Gülüş estetiğini değerlendirirken diş etlerinin görünürlüğünün de önemli olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Bahar, şöyle devam etti: “Gülümsediğimizde yaklaşık 2-3 milimetrelik diş eti görünümü doğal ve estetik bir görünüm sağlayabilir. Bunun üzerinde, yani diş etinin belirgin şekilde fazla görünmesi durumunda ise ‘gummy smile’ olarak adlandırılan diş eti gülüşü ortaya çıkabilir. Bu durum bazı kişilerde estetik bir rahatsızlık oluşturabilir. Hastanın ihtiyacına göre kuron boyu uzatma, gingivektomi veya dudak konumlandırma yani ‘lip repositioning’ gibi farklı uygulamalar değerlendirilebilir. Buradaki amaç yalnızca fazla diş eti dokusunu azaltmak değil, dudak, diş ve diş eti arasındaki doğal dengeyi sağlamaktır.” Sağlıklı diş etleri, gülüş estetiğinin temelini oluşturur! Pembe estetiği olumsuz etkileyen birçok farklı durum bulunabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Diş eti çekilmeleri, diş köklerinin açığa çıkması, dişlerin arasındaki papil adı verilen pembe üçgen dokuların kaybolması ve diş etlerinde oluşan iltihaplanmalar bunların başında gelir.” dedi. Sağlıklı bir diş etinin genellikle pembe renkte ve dokusu açısından dengeli bir görünüme sahip olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Bahar, “Diş eti iltihaplandığında ise kızarıklık, şişlik ve ödem ortaya çıkabilir. Bu durum hem ağız sağlığı açısından önemlidir hem de diş etlerinin estetik görünümünü olumsuz etkiler. Bu nedenle sağlıklı diş etleri, gülüş estetiğinin de temelini oluşturur. Diş etleri sağlıklı olduğunda estetik açıdan başarılı ve doğal bir gülüş elde etmek de çok daha kolaydır.” şeklinde konuştu. Amaç, kök yüzeylerini koruyup diş etini sağlıklı hale getirmek! Diş eti çekilmesi nedeniyle diş köklerinin açığa çıktığı durumlarda, hastanın ihtiyaçlarına göre farklı periodontal tedaviler uygulanabileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Bazı vakalarda serbest diş eti grefti veya bağ dokusu grefti gibi uygulamalarla eksilen diş eti dokusunun yeniden oluşturulması hedeflenebilir.” dedi. Amacın yalnızca estetik bir görüntü elde etmek olmadığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Bahar, “Açığa çıkan kök yüzeylerinin korunması, diş eti dokusunun sağlıklı hale getirilmesi ve diş çevresindeki dokuların doğal yapısının desteklenmesi de önem taşır.” açıklamasını yaptı. Pembe estetik, diş eti sağlığı, rengi ve formuyla birlikte diş, diş eti ve dudak uyumunu kapsar! Pembe estetikte yalnızca diş etinin şeklinin önemli olmadığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Pembe estetik aslında birkaç farklı unsuru bir arada değerlendirdiğimiz bir kavramdır. Bazen fazla dokunun uzaklaştırılması, bazen eksik dokunun yerine konulması, bazen de diş etinin sağlıklı renginin yeniden kazandırılması gerekebilir.” dedi. Bazı kişilerde sigara kullanımı veya genetik ve bireysel özelliklere bağlı olarak diş etlerinde mor-koyu renklenmeler görülebileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Bahar, sözlerini şöyle tamamladı: “Uygun hastalarda gerçekleştirilen bazı periodontal işlemlerle bu renklenmelerin azaltılması ve diş etinin daha sağlıklı, pembe bir görünüme kavuşturulması mümkün olabilir. Dolayısıyla pembe estetik; sağlıklı diş eti dokusunun oluşturulması, renk ve form bozukluklarının giderilmesi, gerekli durumlarda eksik dokunun tamamlanması ve diş, diş eti ve dudak arasındaki doğal dengenin sağlanmasını kapsar.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Prof. Dr. Ahmet Karacalar, Yağ Dokusunun Hücresel Yenilenmedeki Hayati Rolünü Anlattı Haber

Prof. Dr. Ahmet Karacalar, Yağ Dokusunun Hücresel Yenilenmedeki Hayati Rolünü Anlattı

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Ahmet Karacalar, yağ dokusunun yalnızca estetik veya kilo yönetimi perspektif inden değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizerek, bu dokunun sağlığımız ve geleceğin tıbbi tedavi yaklaşımları için taşıdığı devasa potansiyeli vurguladı. Tıpta Yeni Dönem: Doğal Yenilenme Rezervi Olarak Yağ Dokusu Yağ dokusunda bulunan adipoz kaynaklı mezenkimal kök hücreler, kendilerini yenileyebilme ve farklı hücre tiplerine dönüşebilme özellikleri sayesinde modern tıbbın odak noktası haline gelmiş durumda. Uygun koşullar altında bu hücreler; kemik, kıkırdak, kas, tendon ve bağ dokusu hücrelerine dönüşerek vücudun kendi kendini onarmasına olanak tanıyor. Prof. Dr. Ahmet Karacalar, bilimsel verilerin ışığında yağ dokusunun tıp dünyasına sunduğu başlıca avantajları şu şekilde özetliyor: Zengin Kök Hücre Kaynağı: Yapılan araştırmalar, sadece 1 gram yağ dokusu içerisinde yaklaşık 100.000 ile 1.000.000 arasında stromal vasküler fraksiyon hücresi bulunabildiğini ve bunların önemli bir bölümünün adipoz kaynaklı kök hücrelerden oluştuğunu gösteriyor. Kolay ve Konforlu Erişim: Bu kök hücreleri n vücuttan elde edilmesi, kemik iliği gibi geleneksel kök hücre kaynaklarına kıyasla çok daha kolay ve daha az invaziv (minimum cerrahi müdahale gerektiren) yöntemlerle gerçekleştirilebiliyor. Çok Yönlü Tedavi İmkanı: Günümüzde bu hücreler; ortopedik yaralanmaların tedavisi, doku onarımı, yara iyileşmesi, plastik ve rekonstrüktif cerrahi uygulamaları ile yaşlanmaya bağlı doku kayıplarının giderilmesinde aktif olarak inceleniyor ve kullanılıyor. "Yağ Dokusu Pasif Bir Depo Değil, Yüksek Biyolojik Değere Sahip Bir Kaynaktır" Vücut yağına yönelik önyargıların yıkılması gerektiğini belirten Prof . Dr. Ahmet Karacalar, açıklamalarını şu sözlerle tamamladı: "Bilimsel gelişmeler, yağ dokusunun insan vücudunda yalnızca depolama görevi gören pasif bir yapı olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Aksine, yüksek biyolojik değere sahip bir kök hücre kaynağıdır. Vücudumuzdaki yağ dokusu aynı zamanda doğal bir hücresel yenilenme rezervi olup, geleceğin tedavi yaklaşımlarında çok daha kilit bir rol üstlenme potansiyeline sahiptir." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.