Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bağışıklık Sistemi

Kapsül Haber Ajansı - Bağışıklık Sistemi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bağışıklık Sistemi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Her Hastaya Aynı İlaç Devri Bitti Haber

Her Hastaya Aynı İlaç Devri Bitti

Dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası tanı alırken, 10 milyona yakın insan da kanser yüzünden yaşamını kaybediyor. Türkiye’de ise yılda 240 bini aşkın yeni vaka bildiriliyor. Bu tabloya rağmen umut veren gelişmeler hız kazanıyor. Özellikle bağışıklık sisteminin en etkili savaşçıları arasında yer alan NK (Natural Killer - Doğal Öldürücü) hücrelerine dayalı hücresel immünoterapiler, kanser tedavisinde ezberleri bozuyor. Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Tolga Sütlü, bu alandaki çalışmalarıyla, “kanseri kendi hücrelerimizle yok etme” fikrini bilimsel gerçekliğe dönüştürmeyi amaçlıyor. NK hücreleri, bağışıklık sisteminin doğuştan gelen ve hızlı tepki veren hücreleri olarak tanımlanıyor. NK hücrelerinin kanserle savaşta önemli rol oynadıklarını vurgulayan Dr. Tolga Sütlü, “NK hücreleri, vücutta anormalleşmiş ya da kanserleşmiş hücreleri önceden eğitilmeye gerek duymadan tanıyabilen ‘katil hücrelerdir’. Bu özellikleri sayesinde NK hücreleri, özellikle kanserin erken yayılımını ve nüksleri önlemede büyük potansiyel taşıyor” diyor. Kanserde “Her Hastaya Aynı İlaç” Dönemi Kapandı Geleneksel kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerinin yerini giderek daha fazla immünoterapiler alıyor. İmmünoterapi, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanıma ve yok etme kapasitesini güçlendirmeyi amaçlayan tedavilerin genel adı olarak tanımlanıyor. Bu yöntemde, doğrudan kanser hücresini hedefleyecek ilaçlar kullanmak yerine, vücudun kendi savunma mekanizmaları yeniden devreye sokuluyor. Bağışıklık sisteminin hedefe yönelik tepki verebilme özelliği sayesinde sağlıklı hücreler mümkün olduğunca korunurken, kanser hücreleri hedef alınabiliyor. Günümüzde en sıklıkla kullanılan klinik uygulamalar, bağışıklık sistemini harekete geçirecek antikor veya sitokin gibi moleküllerin hastaya verilmesine dayansa da, immünoterapi alanındaki en çarpıcı gelişmeler, bağışıklık hücrelerinin bizzat tedavinin kendisi haline geldiği hücresel immünoterapiler olarak öne çıkıyor. Bu yaklaşımın, kanser tedavisini tamamen kişiye özel hale getirebildiğine de dikkat çeken Dr. Tolga Sütlü, “Artık bağışıklık sistemini sadece uyarmıyoruz, onu doğrudan yönlendiriyoruz. Hastanın kendi NK hücrelerini veya T hücrelerini alıyoruz, genetik olarak kanseri hedefleyebilecek şekilde yeniden programlıyoruz ve tekrar hastaya veriyoruz. Bu hücreler de doğrudan kanser hücrelerini hedef alarak onları yok ediyorlar. Bu, her hasta için özel olarak tasarlanabilen bir tedavi” şeklinde konuşuyor. NK hücre temelli tedavilerde süreç, hastanın kendi bağışıklık hücreleriyle başlıyor. Bu hücreler özel GMP laboratuvarlarında çoğaltılıyor ve kanser hücrelerini daha etkili tanıyacak şekilde yeniden programlanıyor. Bu yönüyle hücresel immünoterapiler, ‘her hastaya aynı ilaç’ döneminin kapandığının en somut göstergesi olarak kabul ediliyor. NK Hücreleri Uzun Yıllar Vücutta Kansere Karşı Savaşıyor Antikor bazlı tedaviler belirli bir süre sonra vücuttan temizlenirken, hücresel tedaviler çok daha kalıcı etkiler gösterebiliyor. “Antikorlar birkaç hafta içinde etkisini kaybeder ve tekrar tekrar uygulanması gerekir. Ancak bağışıklık sistemi hücreleri, vücutta uzun süre kalabilir ve kanser hücrelerini aktif olarak aramaya devam eder. Bu hücreler, kansere karşı ömür boyu savaşacak şekilde programlanıyor. Bugün dünyada, 10–20 yıl önce hücresel immünoterapi almış ve hastalığı kontrol altında olan hastalar var” diyen Dr. Tolga Sütlü, hücresel tedavilerin uzun vadeli koruma potansiyeline dikkat çekiyor. Peki NK hücre temelli hücresel immünoterapiler özellikle hangi kanserlerde etkili? Bu tedavinin özellikle lösemi, lenfoma, multiple miyelom gibi hematolojik kanserlerde yüksek başarı oranları gösterdiğini söyleyen Dr. Tolga Sütlü, “Ancak gelişmeler bununla sınırlı değil. Meme, akciğer ve kolon kanseri gibi solid tümörlerde de NK hücreleriyle ilgili yüzlerce klinik çalışma yürütülüyor. Önümüzdeki yıllarda bu alanda da onaylı tedavileri göreceğiz” şeklinde solid tümörler için de umutlu konuşuyor. Yapay Zeka ile NK Hücreleri Daha Akıllı Hale Geliyor Türkiye’de CAR-T hücreleri ve NK hücreleriyle hücresel immünoterapi alanında çalışma yapan, sınırlı sayıda merkez bulunuyor. Acıbadem Üniversitesi’nin bu alanda yürüttüğü çalışmalarla öne çıktığını vurgulayan Dr. Tolga Sütlü, malign melanom (deri kanseri), lösemi, lenfoma başta olmak üzere birçok kanser türünde NK hücrelerini merkeze alan yenilikçi tedaviler üzerinde çalıştıklarına dikkat çekiyor. Ayrıca gelişmiş DNA analizleri ve yapay zeka destekli veri işleme yöntemleri sayesinde, NK hücrelerinin hangi hastada daha etkili olacağı artık daha doğru öngörülebiliyor. “Yapay zeka, kişiye özel hücresel tedavilerin geliştirilmesini hızlandırıyor. Artık kanser olan herkese aynı yaklaşımı uygulamıyoruz” diyen Dr. Tolga Sütlü, geleceğin onkolojisinin kişiselleştirilmiş hücresel tedaviler üzerine kurulacağını vurguluyor. Dr. Tolga Sütlü’ye göre NK hücreleriyle yürütülen çalışmalar, kanseri vücudun kendi gücüyle durdurmanın mümkün olabileceğini gösteriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Erişkinlerde Bu 6 Aşıya Dikkat! Haber

Erişkinlerde Bu 6 Aşıya Dikkat!

Acıbadem Fulya Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hülya Kuşoğlu “Oysa erişkin aşılamada en güncel yaklaşımlar; erişkin aşılamanın sağlıklı bir toplum için vazgeçilmez olduğunu göstermektedir. Çocukluk döneminin devamı olarak düzenli şekilde yapılacak erişkin yaş grubuna özgü aşılamalarla, önemli birçok hastalık önlenebilmekte, enfeksiyonlara karşı koruma sağlanarak, kişinin sağlıklı yaş alması mümkün olabilmektedir” diyor. Özellikle yaşlılıkta kronik hastalıkların da etkisiyle bağışıklık sisteminin zayıfladığını ve bulaşıcı hastalık riskinin arttığını vurgulayan Dr. Kuşoğlu “Bunun neticesinde erişkinler özellikle yaşlılıkta enfeksiyon hastalıklarını daha ağır geçirmekte hatta hayati riskleri artmaktadır. Aşılamada en güncel yaklaşımlar; bu nedenle özellikle de ileri yaştaki kişilerin aşıyla korunması gerektiğini göstermektedir” diye konuşuyor. Dr. Hülya Kuşoğlu, en güncel yaklaşımlara göre erişkinlerde mutlaka yapılması gereken aşıları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Grip aşısı Son dönemde yaygın görülen ve yüksek ateş, kas eklem ağrısı, kuru öksürükle seyreden grip (influenza) akciğer ve kalp hastalıklarına yol açabilmektedir. Grip aşısı hastalanmadan yapıldığında enfeksiyonu tamamen önleyebilirken, pek çok kişide de sürecin hafif geçirilmesini sağlar. Dr. Öğretim Üyesi Kuşoğlu “Gripten korunmanın bilinen en etkin yolu aşıdır. Özellikle yüksek risk grubuna (65 yaş üzeri, hamileler, kronik hastalığı olanlar, 5 yaş altı, sağlık çalışanları vb) mutlaka yaptırılması gereken grip aşısı; hastane yatışı ve ölüm riskini azaltmaktadır” diyor. Zatürre aşıları Pnömokok olarak bilinen (Streptococcus pneumoniae) zatürre, akut menenjit ve sinüzitin en sık bakteriyel etkenidir. Pnömokok aşısı; kronik hastalığı olanlarla bakımevinde kalanlar başta olmak üzere risk grubundaki kişilere mutlaka yapılmalıdır. Dr. Öğretim Üyesi Hülya Kuşoğlu şöyle diyor: “Ülkemizde konjuge 20 valanlı aşının kullanıma girmesi yani pnömokok bakterisinin 20 alt tipini içeren aşının bir defa uygulanması güncel tıp bilgisine göre bir ömür etkili olmaktadır. Önceden 5 yılda bir tekrarlanan aşı artık gerekli olmadığından uygulanmamaktadır. Daha önce hiç pnömokok aşısı yapılmamış kişilere tek doz 20 valanlı aşı yapılması yeterli olacaktır. Solunum yollarını saran RSV virüsünün neden olduğu zatüre hastalığı için de ülkemizde 60 yaş sonrası RSV aşıları uygulanmaktadır. RSV aşısı iki farklı özellikte aşı olarak üretilmektedir. İçinde adjuvan olmayan aşı gebelere de uygulanabilmektedir. Doktor önerisiyle gebelikte de yapılan aşı sayesinde yenidoğan bebek ilk altı ayında RSV virüsüne karşı anneden geçen koruyucu antikorlarla korunmuş olmaktadır. Bu aşı tek doz uygulanmaktadır.” Tetanoz-Difteri aşısı Çocukluk döneminde yapılmış olan bu aşı yıllar içerisinde antikorların azalması nedeniyle erişkinlerde tekrarlanmalıdır. Sağlıklı erişkinler her 10 yılda bir tetanoz-difteri aşısı olmalıdır. Gebelikte 27. ve 36. hafta arasında yapılması gereken bu aşı sayesinde yenidoğan tetanozu önlenmiş olur. Dr. Öğretim Üyesi Hülya Kuşoğlu “Tetanoz bakterisi doğada çok yaygın halde olduğundan bahçede bile olan basit yaralanma, örneğin gül dikeni batmasıyla dahi tetanoz enfeksiyonu gelişebillir” diyor. Hepatit aşıları (Sarılık aşıları) Ülkemizde hepatit aşılarının çocukluk aşı takvimine girmesiyle birlikte Hepatit B ve Hepatit A hastalığı daha az görülmektedir. Ancak 1998’den önce doğmuş olan kişilerde aşı olmadığından erişkinler de Hepatit B ve Hepatit A için aşılanmalıdır. Hepatit B aşısı 6 ay içinde 3 doz, Hepatit A aşısı 6 ay içinde 2 doz olarak uygulanmaktadır. Hepatit A aşısı kirli su ve gıdalarla bulaşan, karaciğerde iltihap yapan bulaşıcı hastalıkları önlerken, Hepatit B aşısı ise siroz ve karaciğer kanserinden de korumaktadır. Zona aşısı Türkiye’de canlı olmayan Zona aşısı 2024’ten bu yana uygulanmaktadır. Ciltte içi sulu yaralara ve haftalarca hatta aylarca sürebilen şiddetli yaygın ağrılara neden olan zona virüsü, görme ve işitme kaybına da yol açabilmektedir. Zona aşısı 6 ay içinde toplam iki doz yapılmaktadır. Özellikle 50 yaş üzeri sağlıklı kişiler ya da 50 yaş altında bağışıklık sistemi zayıf olan veya kronik hastalığı olan kişilere uygulanabilmektedir. HPV aşısı İnsanların yüzde 85’i hayatlarının bir döneminde HPV virüsü ile enfekte olmaktadır. HPV insanda genital siğil, serviks kanseri, vajinal, vulvar, anal kanserler, baş boyun kanserleri vb yol açabilmektedir. Dr. Öğretim Üyesi Hülya Kuşoğlu “Önceden 4 HPV virüsünü içeren aşı uygulanırken artık 9 HPV türünü içeren aşı uygulanmaktadır. Tercihen cinsel aktif olmadan önce tamamlanması istenen bu aşının cinsel aktivite başlaması sonrası da uygulanması önerilmektedir. Altı ay içinde 3 doz uygulanan bu aşı kadınlarda özellikle rahim ağzı kanserini önlemesi açısından kanseri engelleyen iki aşıdan biridir” diyor.

Kış Aylarında Bağışıklık için Dengeyi Korumak Önemli Haber

Kış Aylarında Bağışıklık için Dengeyi Korumak Önemli

Uzmanlara göre bunun nedeni yalnızca soğuk hava değil; aynı zamanda güneş ışığından daha az faydalanmamız, kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirmemiz ve günlük yaşam temposunun bağışıklık sistemi üzerinde yarattığı ek yük (1). Orzax Medikal Grup Müdürü Dr. Göktuğ Göktaş, kış aylarında bağışıklık sisteminin daha hassas hale gelmesinin birçok çevresel faktörün aynı anda devreye girmesinden kaynaklandığını belirtiyor. Soğuk hava koşulları, güneş ışığına daha az maruz kalınmasına bağlı olarak D vitamini düzeylerinde yaşanan düşüş ve kapalı alanlarda artan temasın, bağışıklık yanıtı üzerinde doğal bir baskı oluşturduğunu ifade eden Göktaş; bu dönemde bağışıklığı aşırı uyarmaya çalışmak yerine, onu dengede tutacak doğru günlük yaşam alışkanlıkları odaklanılmasının daha sağlıklı bir yaklaşım olacağını vurguluyor. Bilimsel araştırmalar, kış aylarında bağışıklık sisteminin hem çevresel koşullar hem de kişisel alışkanlıklar nedeniyle daha hassas hâle gelebildiğini gösteriyor. Soğuk ve kuru hava, üst solunum yollarının doğal savunma mekanizmalarını zayıflatabiliyor; bazı virüslerin bu koşullarda daha uzun süre canlı kalabilmesi ise enfeksiyon riskini artırıyor (2,3). Güneş ışığının azalmasıyla birlikte düşen D vitamini seviyeleri de bağışıklık dengesini etkileyen önemli faktörler arasında yer alıyor (4). Kışın beslenme alışkanlıkları da değişiyor Bağışıklık sisteminin güçlü kalabilmesi; yeterli uyku, dengeli beslenme ve genel yaşam dengesinin korunmasıyla yakından ilişkili. Ancak kış aylarında besin çeşitliliğinin azalması, C vitamini, D vitamini, çinko ve selenyum gibi bağışıklık için önemli mikro besinlerin yeterince alınamamasına yol açabiliyor (5,6). Araştırmalar, bu mikro besinlerin bağışıklık hücrelerinin sağlıklı çalışmasında önemli rol oynadığını; eksiklik durumunda vücudun enfeksiyonlarla mücadelesinin zorlaşabildiğini ortaya koyuyor (5,7). Özellikle C vitamini ve çinkonun, bağışıklık sisteminin doğal savunma mekanizmalarını desteklediğine dair bilimsel veriler bulunuyor (8,9). Ekinezya ve beta glukan gibi doğal bileşenlerin de bağışıklık sisteminin ilk savunma hattını destekleyebildiği; D vitamininin ise bağışıklık yanıtının dengelenmesinde özel bir role sahip olduğu belirtiliyor (10,11). “Bağışıklığı uyarmak değil, dengelemek gerekiyor” Dr. Göktuğ Göktaş, bağışıklık konusuna yaklaşırken ölçünün önemine de dikkat çekerek: “Bağışıklık söz konusu olduğunda amaç, sistemi sürekli uyarmak değil; vücudun ihtiyaç duyduğu mikro besinleri doğru şekilde destekleyerek bağışıklık yanıtını dengede tutmak olmalı. Dengeli beslenme, yeterli D vitamini ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları, kış aylarını daha rahat geçirmek için güçlü bir zemin oluşturur.” dedi Dünya Sağlık Örgütü de bağışıklık fonksiyonlarının korunmasında mikro besin yeterliliğinin halk sağlığı açısından önemine dikkat çekiyor (12). Uzmanlar, özellikle yaşlılar ve kronik rahatsızlığı bulunan bireylerin kış aylarında beslenme düzenlerine ve mikro besin alımlarına daha fazla özen göstermesi gerektiğini vurguluyor (13). Kış aylarında bağışıklığı tek bir yöntemle “güçlendirmeye” çalışmak yerine; beslenme, yaşam alışkanlıkları ve bilimsel temelli desteklerin birlikte ele alındığı dengeli bir yaklaşım hem bağışıklık sisteminin hem de günlük yaşamın ritmini korumaya yardımcı oluyor (5,6,13).

Kış Aylarında Bağışıklığı Güçlendirmek ve Kilo Vermek Mümkün mü? Haber

Kış Aylarında Bağışıklığı Güçlendirmek ve Kilo Vermek Mümkün mü?

Bağışıklık ve Kilo Arasında Gerçekten Bir İlişki Var mı? Diyetisyen Çağla Koç, fazla yağ dokusunun vücutta kronik bir inflamasyon oluşturduğunu belirterek, bu durumun bağışıklık sistemini meşgul ettiğini ve virüslerle çalışma kapasitesini düşürdüğünü ifade etti. Bilimsel çalışmaların, bu sebeple obez bireylerin grip ve solunum yolu enfeksiyonlarını daha ağır geçirdiğini gösterdiğini söyledi. Kışın Kilo Vermek Bağışıklığı Zayıflatır mı? Kilo verme sürecinde uygulanan diyetin belirleyici olduğuna dikkat çeken Koç, yanlış yapılan diyetlerin bağışıklığı zayıflattığını ancak doğru planlanan beslenme programlarının bağışıklığı güçlendirdiğini vurguladı. Koç, aşırı düşük kalorili ve proteinden fakir diyetlerin bağışıklık hücrelerinin üretimini baskıladığını, yeterli protein, vitamin ve mineral içeren diyetlerle gerçekleşen dengeli kilo kaybının ise tam aksine bağışıklığı desteklediğini söyledi. Kışın Tatlı ve Hamur İşine Olan Eğilim Neden Artıyor? Kış aylarında serotonin ve D vitamini seviyelerinin düştüğünü belirten Diyetisyen Çağla Koç, vücudun hızlı mutluluk sağlayan karbonhidratlara yöneldiğini ifade etti. Ayrıca vücudun ısı dengesini koruyabilmek için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. Ancak rafine şekerin bağışıklığı baskıladığını, insülin dalgalanmasına neden olduğunu ve yağ depolanmasını artırdığını belirten Koç, şeker alımının beyaz kan hücrelerinin bakterilerle savaşma kapasitesini azalttığını söyledi. Geç Saatlerde Yenilen Yemek Bağışıklığı Etkiler mi? Geç saatlerde yemek yemenin melatonin salgısını bozduğunu, bağırsak ritmini etkilediğini ve inflamasyonu artırdığını ifade eden Koç, bu durumun bağışıklık sistemi ve kilo kontrolünü zorlaştırdığını söyledi. Ayrıca geç saatte yemek yiyip uyumanın reflüye yatkınlık ve uyku kalitesinde düşüşe neden olduğunu belirtti. Koç, gece yemek yemektense yatmadan 2,5–3 saat önce hafif bir ara öğün eklenebileceğini ifade etti. Detoks İçecekleri Bağışıklığı Güçlendirir mi? Vücudun detoks organlarının karaciğer ve böbrekler olduğunu hatırlatan Diyetisyen Çağla Koç, detoks içeceklerinin bağışıklığı güçlendirdiğine dair bilimsel bir veri bulunmadığını söyledi. Kontrolsüz şekilde içerisine eklenen malzemelerle hazırlanan detoks içeceklerinin aşırı sıvı ve şeker yükü nedeniyle metabolik stresi artırabileceğini belirtti. Bağırsaklar ve Bağışıklık Arasında Nasıl Bir Bağlantı Var? Bağırsakların bağışıklık sistemi üzerinde büyük bir etkisi olduğunu vurgulayan Koç, bağışıklık sisteminin büyük çoğunluğunun bağırsaklarda yer aldığını ifade etti. Bazı bağırsak bakterilerinin, bağışıklık sistemi tarafından üretilen IgA antikorlarının seviyelerini düzenlediğini ve enfeksiyonlara karşı savunma sağladığını söyledi. Probiyotik ve liften fakir beslenmenin bağışıklık yanıtını zayıflattığını belirten Koç; kefir, fermente ürünler, boza, tarhana, ekşi mayalı ekmekler, kombucha, şalgam ve sebzelerin kış aylarında bu açıdan çok değerli olduğunu ifade etti. Market turşularının çoğunun probiyotik olmadığını da ekledi. Çorba Tüketimi Bağışıklığı Nasıl Etkiliyor? Kültürümüzde çorbanın önemli bir yere sahip olduğunu belirten Diyetisyen Çağla Koç, kışın akşam yemeklerine genellikle çorbayla başlandığını söyledi. Sebze, ilikli kemik suyu ve baklagil çorbalarının bağışıklık üzerinde olumlu etkileri olduğunu ifade eden Koç, unlu, kremalı ve yağlı çorbalar için aynı etkiyi söylemenin mümkün olmadığını dile getirdi. Bağışıklık İçin En Kritik Vitamin ve Mineraller Hangileri? Diyetisyen Çağla Koç, D vitamininin bağışıklık hücrelerini aktive ettiğini, C vitamininin enfeksiyon süresini kısalttığını, A vitamininin IgA üretiminde rol aldığını, E vitamininin T hücre aktivasyonu ve antioksidan savunmada önemli olduğunu söyledi. Çinkonun virüslerin çoğalmasını baskıladığını, proteinin ise antikor üretiminin temeli olduğunu belirtti. Koç, bu besin öğelerinin öncelikle tabakla alınması gerektiğini vurguladı. Bağışıklığı Güçlendiren ve Kilo Aldırmayan Beslenmenin Temel Kuralları Her öğünde protein, lif ve sağlıklı yağın birlikte tüketilmesi gerektiğini ifade eden Diyetisyen Çağla Koç, proteinden yoksun bir beslenmenin bağışıklık sistemini zayıflattığını söyledi. Antikorların, savunma hücrelerinin ve enzimlerin proteinlerden yapıldığını hatırlattı. Hem kilo vermek hem de bağışıklığı korumak için renkli ve dengeli tabakların önemine dikkat çeken Koç, gün içinde alınan kalorinin yanı sıra kalorinin hangi saatlerde alındığının da hormon yanıtı üzerinde etkili olduğunu belirtti. Bu durumun hem kilo verme sürecini hem de bağışıklık sistemini etkilediğini sözlerine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dikkat! Bu hata anne adayını ve bebeği tehdit ediyor! Haber

Dikkat! Bu hata anne adayını ve bebeği tehdit ediyor!

Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meriç Kabakcı, gebelikte bağışıklık sisteminin influenza ve diğer enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale geldiğini belirterek “Son günlerde hamilelerde özellikle influenza ile çok sık karşılaşıyoruz. Bu nedenle anne adayları olası bir burun akıntısı ya da baş ağrısı gibi enfeksiyon belirtilerini hafife alıp 'nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle ilaç kullanarak zaman kaybetmemeli, mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanına ya da ilgili hekime başvurmalıdır. Aksi taktirde gebelikte bilinçsiz ilaç kullanımı anne ve bebek sağlığı açısından hayati riske yol açabilmektedir” diyor. Alınacak basit ama düzenli önlemlerle enfeksiyon riskini büyük ölçüde azaltmanın mümkün olduğunu vurgulayan Dr. Meriç Kabakcı kış hamileliğinde enfeksiyonlara karşı 7 etkili önerisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Hijyene dikkat edin Hijyen, kış enfeksiyonlarından korunmanın en etkili yollarından biridir. Eller gün içinde sık sık, en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalıdır. Özellikle dışarıdan eve gelindiğinde, toplu taşıma kullanıldıktan sonra ve yemeklerden önce el hijyenine özen gösterilmelidir. El yıkama imkanı olmayan durumlarda alkol bazlı el antiseptikleri kullanılabilir. Kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak durun Kalabalık ve kapalı ortamlardan mümkün olduğunca uzak durmak, hamileler için önemli bir diğer korunma yöntemidir. Alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları ve havalandırması yetersiz kapalı alanlarda virüsler çok kolay ve çok hızlı bulaşırken, hamilelikte bağışıklık sistemi daha hassas olduğu için bu ortamlarda enfeksiyon kapma riski çok daha fazladır. Mecbur kalınan durumlarda maske kullanımı ve mesafenin korunması faydalı olacaktır. Beslenmenize dikkat edin Kış aylarında beslenme düzeni bağışıklık sistemini desteklemede kilit rol oynar. C vitamini, çinko ve protein açısından zengin besinler bağışıklığın güçlenmesine yardımcı olur. Mevsim sebze ve meyveleri, yeterli süt ve süt ürünleri, iyi pişmiş et ve baklagiller ile yeterli su tüketimi vücudun enfeksiyonlarla savaşma kapasitesini artırır. Herhangi bir vitamin veya takviye kullanımı mutlaka doktor önerisiyle yapılmalıdır. Uyku düzeninize özen gösterin Dr. Meriç Kabakcı “Yapılan araştırmalar; yetersiz uykunun bağışıklık sistemini zayıflattığını göstermektedir. Hamilelikte hormonal değişimler uyku düzenini zorlaştırsa da, mümkün olduğunca düzenli ve kaliteli uyumaya çalışmak, vücudun kendini yenilemesini sağlar ve enfeksiyonlara karşı direnci artırır. Günde ortalama 7–9 saat uyumaya özen göstermek, mümkünse aynı saatlerde yatıp kalkmak, aşırı yorgunluktan kaçınmak ve stresi yönetmeyi öğrenmek bağışıklık sistemi açısından büyük fayda sağlayacaktır” diyor. Ortamı sık sık havalandırın Ortamın havalandırılması da çoğu zaman göz ardı edilen ancak oldukça etkili bir önlemdir. Kapalı alanlarda biriken mikroplar, havalandırma yapılmadığında daha kolay yayılır. Ev ve iş ortamları günde birkaç kez, kısa süreli de olsa mutlaka havalandırılmalıdır. Soğuk havadan çekinerek camları hiç açmamak, virüslerin kapalı alanda daha kolay yayılmasına neden olabilir. Aşı olun Dr. Meriç Kabakcı “Influenza (grip) aşısı hamilelikte güvenle uygulanabilen ve hem anne hem de bebeği koruyan önemli bir önlemdir. Grip aşısı, gebeliğin uygun dönemlerinde doktor kontrolünde güvenle yapılabilir. Kış aylarında sık görülen grip ve benzeri enfeksiyonlar gebelerde daha ağır seyredebildiği için, aşı ile korunmak ciddi komplikasyonların önüne geçebilir. Ancak aşı kararı mutlaka doktorla değerlendirilmelidir” diyor. Doktora başvurmadan ilaç almayın Boğaz ağrısı, halsizlik, burun akıntısı ve ateş gibi şikayetler ortaya çıktığında ‘nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle doktora danışmadan, rastgele ilaç kullanmak hem anneye hem bebeğe zarar verir. Hamilelikte her ilaç güvenli değildir. Bu nedenle en küçük belirtide bile mutlaka doktora başvurulmalı ve tedavi uzman kontrolünde yapılmalıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hasta Olunca C Vitamini Takviyesi Almak Doğru mu? Haber

Hasta Olunca C Vitamini Takviyesi Almak Doğru mu?

Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Füsun Topçugil, C vitamininin bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerinin doğru zamanlama ile değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. C Vitamini Bağışıklık Sistemini Destekler C vitamini, bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışmasında rol oynayan temel vitaminlerden biridir. Antioksidan özellikleri sayesinde hücreleri oksidatif stresten korur, bağışıklık hücrelerinin normal fonksiyonlarını sürdürmesine katkı sağlar. Ancak bu etki, düzenli ve yeterli alım sonucunda ortaya çıkabilir. Hastalık başladıktan sonra alınan C vitamini takviyesi, enfeksiyonu ortadan kaldıran ya da süreci doğrudan sonlandıran bir etkisi yoktur. Bu nedenle C vitaminini bir ilaç gibi değerlendirmek doğru değildir. Hastalık Başladıktan Sonra Yüksek Doz C Vitamini Almak İyileşmeyi Hızlandırmaz Toplumda sık karşılaşılan bir diğer yanlış inanış, hastalık döneminde yüksek doz C vitamini almanın süreci kısalttığı yönündedir. Güncel bilimsel veriler, C vitamininin soğuk algınlığı ve grip gibi viral enfeksiyonların süresini anlamlı ölçüde azaltmadığını göstermektedir. Bu noktada C vitamini, bağışıklık sistemini önceden destekleyen bir unsurdur; hastalık ortaya çıktıktan sonra tek başına tedavi edici bir rol üstlenmez. C Vitamini Ne Zaman Alınmalı? C vitamini suyla eriyen bir vitamindir ve vücudumuzda depolanmaz. Bu yüzden "bir defada çok almak" yerine "her gün yeteri kadar almak" asıl stratejimiz olmalıdır. Koruyucu Kalkan Olarak: C vitamini, düzenli kullanıldığında bağışıklık sistemini zinde tutabilir. Düzenli alan kişilerde soğuk algınlığı süresinin kısalabildiği gözlemlenmiştir. Stres ve Yorgunluk Dönemlerinde: Vücudun fiziksel ve mental stres altında olduğu dönemlerde C vitamini ihtiyacı artabilir. Demir Eksikliği Varsa: C vitamini, bitkisel kaynaklı demirin emilimini artırır. Bu nedenle demir eksikliği olan hastaların öğünlerinde C vitaminine yer vermesi önemlidir. Günlük C Vitamini İhtiyacı Öncelikle Besinlerle Karşılanmalıdır Sağlıklı bireylerde C vitamini ihtiyacının büyük bir bölümü dengeli ve sağlıklı beslenme ile karşılanabilir. Taze sebze ve meyveler, C vitamini açısından zengin doğal kaynaklardır. Takviye kullanımı ise herkes için rutin bir gereklilik değildir. Emilim sorunları olanlar, yetersiz beslenen kişiler ya da doktor tarafından ihtiyaç saptanan durumlarda takviyeler gündeme gelebilir. Uzm. Dr. Füsun Topçugil’den 3 Altın Öneri Güne Yayarak Tüketin: Tek seferde 1000 mg almak yerine, gün içinde taze sebze ve meyvelerle doğal yoldan karşılayın. Sigara Kullanıyorsanız Dikkat: Sigara içenlerin vücudundaki C vitamini seviyesi daha hızlı düşer; bu bireylerin ihtiyacı daha fazladır. Doktorunuza Danışın: Kronik bir hastalığınız veya böbrek probleminiz varsa, "nasıl olsa vitamin" diyerek takviyeye başlamayın. Sonuç olarak; C vitamini bir acil yardım butonu değil, bir yaşam biçimi olmalıdır. Bağışıklığınızı hastalık gelmeden önce inşa edin. Uzm. Dr. Füsun Topçugil kapanışta şu vurguyu yapıyor: “Bağışıklık sistemi, son anda alınan takviyelerle değil; günlük yaşamda sürdürülen dengeli beslenme ve sağlıklı alışkanlıklarla güçlenir. C vitamini bu sürecin destekleyici bir parçasıdır, tek başına bir tedavi yöntemi değildir.”

Rahim Ağzı Kanseri Nedir? Erken Tanı Hayat Kurtarıyor Haber

Rahim Ağzı Kanseri Nedir? Erken Tanı Hayat Kurtarıyor

“HPV ile yakından ilişkili olan rahim ağzı kanseri, erken tanı ve düzenli tarama ile kontrol altına alınabiliyor” diyen Nev Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Neşe Solak, rahim ağzı kanserinde erken tanının önemi ve HPV aşısına ilişkin açıklamalarda bulundu. Op. Dr. Neşe Solak, “Rahim ağzı (serviks) kanseri, rahmin alt kısmında yer alan serviks dokusundan gelişen ve çoğunlukla HPV (Human Papilloma Virüsü) ile ilişkili bir kanser türüdür. En önemli özelliği, düzenli tarama programları sayesinde önlenebilir ve erken evrede yakalanabilir olmasıdır. En sık tanı alan yaş grubu ise 35-44 yaş aralığıdır” dedi. Kimler Risk Altında? Solak, “Yüksek riskli HPV tipleri, özellikle HPV 16 ve 18 ile enfekte olan kişilerde rahim ağzı kanseri riski artmaktadır. Bunun yanı sıra erken yaşta cinsel ilişkiye başlayanlar, çoklu cinsel partner öyküsü bulunanlar, sigara kullananlar ve uzun süre tarama yaptırmayan kadınlar risk grubunda yer almaktadır” dedi. Belirtiler Nelerdir? “Rahim ağzı kanseri erken evrede genellikle belirti vermez” diyen Solak, “Hastalık ilerledikçe ilişki sonrası kanama, ara kanamalar, menopoz sonrası kanama, kötü kokulu vajinal akıntı ile kasık veya bel ağrısı gibi şikâyetler ortaya çıkabilir” ifadelerinde bulundu. Tedavisi Nasıl Yapılır? Op. Dr. Neşe Solak, “Erken evrede yakalanan rahim ağzı kanserinde konizasyon (rahim ağzının bir kısmının alınması) ya da rahmin alınması gibi cerrahi yöntemler uygulanabilir. İleri evrelerde ise tedavi radyoterapi ve kemoterapi ile sürdürülmektedir” dedi. Tarama Nasıl Yapılır? Smear Testi Nedir? “Rahim ağzı kanseri taraması, kanser gelişmeden önce ortaya çıkan hücresel değişiklikleri saptamayı amaçlar” diyen Solak, “Bu tarama smear testi ve HPV DNA testi ile yapılır. Smear testi, jinekolojik muayene sırasında rahim ağzından küçük bir fırça veya spatula yardımıyla hücre örneği alınarak gerçekleştirilir. İşlem 1-2 dakika sürer ve anestezi gerektirmez. Smear testi öncesinde adetli olunmaması, son 48 saat içinde cinsel ilişkiye girilmemesi ve vajinal duş, fitil ya da krem kullanılmaması önerilmektedir” ifadelerinde bulundu. Tanı Nasıl Konur? Solak, “Smear veya HPV DNA testinde anormal sonuç elde edilmesi durumunda kolposkopi ve biyopsi ile kesin tanı konur. Kolposkopi, rahim ağzı, vajen ve vulvanın mikroskop benzeri özel bir cihazla ayrıntılı olarak incelendiği tanısal bir işlemdir. İşlem sırasında rahim ağzına asetik asit uygulanır ve şüpheli görülen alanlardan küçük biyopsiler alınır. Genellikle 5-10 dakika sürer ve çoğu zaman anestezi gerektirmez” dedi. Rahim Ağzı Kanserinden Korunmak Mümkün mü? Op. Dr. Neşe Solak, “Rahim ağzı kanserinden korunmada en etkili yöntem HPV aşısıdır. Çünkü rahim ağzı kanserlerinin yaklaşık yüzde 90’ı HPV ile ilişkilidir. Aşı yapılmış olsa bile tarama programlarının aksatılmaması gerekir. Düzenli tarama yaptırmak, sigara kullanmamak, kondom kullanmak, çoklu partnerden kaçınmak, bağışıklık sistemini destekleyen bir yaşam tarzı benimsemek ve HPV pozitifliği durumunda kontrolleri ihmal etmemek korunmada önemli rol oynar” dedi. HPV Enfeksiyonu Nedir? Tehlikeli midir? Op. Dr. Neşe Solak, “HPV, oldukça yaygın görülen ve çoğunlukla cinsel yolla bulaşan bir virüstür. Çoğu kişide belirti vermeden vücuttan kendiliğinden temizlenir ve enfeksiyonların büyük bir kısmı zararsızdır. Ancak yüksek riskli HPV tipleri, özellikle 16 ve 18, rahim ağzı kanserine yol açabilir. Bu nedenle düzenli tarama büyük önem taşır. Prezervatif kullanımı riski azaltmakla birlikte yüzde 100 koruma sağlamaz” dedi. HPV Taşıyıcılığı Nasıl Anlaşılır? “HPV taşıyıcılığı çoğu zaman hiçbir belirti vermez” diyen Op. Dr. Neşe Solak, “Bu nedenle HPV varlığı yalnızca smear ve HPV DNA testleri ile tespit edilebilir” ifadelerinde bulundu. HPV Ne Kadar Sürede Temizlenir? Solak, “HPV enfeksiyonlarının yüzde 70-90’ı bağışıklık sistemi sayesinde 1-2 yıl içinde vücuttan temizlenir. Sigara kullanımı, yoğun stres ve bağışıklık sisteminin zayıflaması bu süreci uzatabilir” dedi. HPV Pozitifliğinde Partnere Bulaş Olur mu? Op. Dr. Neşe Solak, “HPV cinsel yolla bulaşabildiği için partnere geçme riski bulunmaktadır. Erkeklerde çoğu zaman belirti görülmez ve erkekler için rutin bir HPV tarama testi bulunmamaktadır” dedi. HPV’nin Tedavisi Var mı? “HPV’yi tamamen yok eden bir ilaç bulunmamaktadır” diyen Op. Dr. Neşe Solak, “Tedavide amaç, vücudun virüsü temizlemesini desteklemek ve oluşan lezyonları tedavi etmektir. HPV enfeksiyonu olan kişilere de HPV aşısı yapılması önerilmektedir. Sigara kullanmamak ve düzenli kontrolleri aksatmamak sürecin sağlıklı yönetilmesi açısından önemlidir” dedi. HPV Aşısı Nedir? Op. Dr. Neşe Solak, “HPV aşısı; HPV tip 6, 11, 16, 18, 31, 33, 45, 52 ve 58’e karşı koruma sağlar. Kadınlarda rahim ağzı, vulva ve vajina kanserleri ile bu kanserlerin öncül lezyonlarına; kadın ve erkeklerde ise anüs kanseri ve genital siğillere karşı koruyucudur. Dokuz yaşından büyük adolesanlar ve yetişkinler için uygundur. Aşı, vücudun bu HPV tiplerine karşı antikor üretmesini sağlayarak hastalıklara karşı bağışıklık oluşturur” dedi. Kimlere Yapılır, Uygulama Şekli Nasıldır? Op. Dr. Neşe Solak, “HPV aşısı, 9-26 yaş arası erkeklere ve 9-45 yaş arası kadınlara uygulanabilmektedir. 9-15 yaş grubunda aşı iki doz şeklinde yapılır ve ikinci doz 5-13 ay arasında uygulanır. 15 yaş üzerindeki kişilerde ise üç doz uygulanır ve bu dozların bir yıl içinde tamamlanması gerekir” ifadelerinde bulundu. Yan Etkisi Var mı? Op. Dr. Neşe Solak, “HPV aşısı sonrası en sık görülen yan etkiler, aşının yapıldığı bölgede ağrı, şişlik ve kızarıklık ile baş ağrısıdır. Ciddi alerjik reaksiyonlar ise oldukça nadirdir” şeklinde açıklamalarda bulundu.

 Rahim Ağzı Kanserine Karşı Hayat Kurtaran 4 Kritik Önlem! Haber

 Rahim Ağzı Kanserine Karşı Hayat Kurtaran 4 Kritik Önlem!

Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Murat Yassa, Türkiye’de de her yıl yaklaşık 2 bin 400 yeni rahim ağzı kanseri vakası görülürken, yaklaşık bin 200 kadının bu hastalık sebebiyle yaşamını yitirdiğine dikkat çekerek, “Bu kayıpların en önemli nedenlerinden biri, ülkemizde uzun yıllardır uygulanmakta olan tarama programlarına katılımın yetersiz olmasıdır. Ayrıca, hastalığın erken dönemde belirti vermemesi ve hastalarımızın anormal vajinal kanama ile kasık ağrısı gibi yakınmalarında hekime geç başvurmaları diğer önemli sebepleri oluşturmaktadır” diyor. Oysa rahim ağzı kanserinin erken tanı konulduğunda başarıyla tedavi edilebilen, hatta önlenebilen bir kanser türü olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Murat Yassa, “Hiçbir yakınması olmasa bile her kadının düzenli olarak jinekolojik muayenelerini yaptırması, gerekli testlerden geçmesi ve rahim ağzı kanseri aşısını olması son derece değerlidir. Zira, tarama testlerinde tespit edilen kanser öncüsü lezyonlar LEEP (Loop elektrocerrahi eksizyonu prosedörü) veya konizasyon gibi günübirlik cerrahi işlemlerle kansere dönüşmeden ortadan kaldırılmaktadır. Rahim ağzı kanseri aşısı da kanser oluşumunu büyük oranda önleyebilmektedir” diye konuşuyor. En yaygın sebebi HPV enfeksiyonu Rahim ağzı kanserinin yaklaşık yüzde 99’u Human Papilloma Virüsü (HPV) ile ilişkili oluyor. Çalışmalar, her 10 kadından 8’inin yaşamları boyunca en az bir kez Human Papilloma Virüsü ile enfekte olduğunu gösteriyor. Cinsel temas yoluyla bulaşan ve son derece yaygın bir virüs olan Human Papilloma Virüsü, herhangi bir belirti vermeden vücutta uzun yıllar kalabiliyor. Bağışıklık sistemi gerilediğinde virüs kendini yeniden gösterebiliyor. Bazı yüksek riskli HPV tipleri ise rahim ağzındaki hücrelerde zamanla kanser öncüsü değişikliklere ve tedavi edilmediğinde rahim ağzı kanserine yol açabiliyor. Rahim ağzı kanseri genellikle ileri evreye kadar sessiz seyrettiği için düzenli yapılan muayene ve taramalar hayati önem taşıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Murat Yassa, rahim ağzı kanserine karşı hayat kurtaran 4 önlemi anlattı; önemli uyarılarda bulundu! Jinekolojik muayene Düzenli jinekolojik muayeneler, rahim ağzı kanserinin erken tanısında ilk ve en önemli adımı oluşturuyor. Kadınların hiçbir yakınmaları olmasa bile 21 yaşından itibaren yılda en az bir kez jinekolojik muayene olmaları öneriliyor. Muayene sırasında hekimin gerekli gördüğü tarama testleri planlanıyor ve detaylı bilgilendirme yapılıyor. Pap Smear testi Pap smear testi, rahim ağzından yumuşak bir fırça ile alınan hücre örneklerinin patoloji doktoru tarafından incelenmesiyle yapılıyor. Bu test, kanser öncesi hücresel değişiklikleri erken dönemde saptayarak hastalığın gelişmesini önlemek için doktora ve hastaya zaman tanıyor. Kadınların hiçbir yakınmaları olmasa bile, 21 yaşından itibaren smear testine başlamaları ve testi 3 yılda bir düzenli olarak yaptırmaları öneriliyor. HPV tarama testleri HPV tarama testleri; rahim ağzı kanserine yol açabilen yüksek riskli Human Papilloma Virüs tiplerini saptıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Murat Yassa, özellikle 30 yaşından itibaren önerilen bu testlerin kanser riskini belirlemede son derece etkili olduklarını anlatarak, “Bazı HPV tipleri düşük riskli olup genital siğiller ile sınırlı kalırken, yüksek riskli olan bazı tipleri ise rahim ağzı kanserine neden olabilmektedir. HPV taraması sayesinde, risk altındaki kadınlar erken dönemde belirlenerek, yakın takibe alınmaktadır” diyor. Doç. Dr. Murat Yassa, smear veya HPV testlerinde virüsün tespit edilmiş olmasının kadınlarda kansere yakalanma kaygısına neden olabildiğini ifade ederek, “Bu durum hastalarımızın cinsel yaşamlarını ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebilmektedir. Aslında, anormal smear sonucu ve HPV pozitifliği hastanın kanser olduğu anlamına gelmemektedir. Bunlar potansiyol kanser öncüsü lezyonlardır ve çoğu durumda erken müdahale ile kontrol altına alınmaktadır” bilgisini veriyor. Human Papilloma Virüsü aşısı Dünyadaki tek kanser aşısı olan HPV (Human Papilloma Virüsü) aşısı, rahim ağzı kanserine neden olan yüksek riskli HPV tiplerine karşı koruma sağlıyor. Günümüzde 9’lu HPV aşısının ülkemizde de uygulandığını belirten Doç. Dr. Murat Yassa, bu aşının rahim ağzı kanseriyle ilişkili en yaygın ve en riskli HPV tiplerine karşı geniş koruma sağladığını vurguluyor. HPV aşısının ideal olarak 9-14 yaş arasında uygulanmakla birlikte, 15 yaş ve sonrasında da tüm kadınlara ve erkeklere yapılabildiğini ifade eden Doç. Dr. Murat Yassa, sözlerine şöyle devam ediyor: “Rahim ağzı kanseri aşısı HPV ile daha önce karşılaşmamış bireylerde en yüksek koruyuculuğu sağlamaktadır. Ancak, HPV enfeksiyonu pozitif olan kadınlarda da fayda sağlayabilir; diğer HPV tipleriyle oluşan enfeksiyonu engelleyebilir ve hastalığın ilerlemesini önlemeye katkıda bulunabilir. Bu nedenle aşı kararı, yaş ve bireysel riskler göz önünde bulundurularak, kadın hastalıkları ve doğum hekimiyle birlikte değerlendirilmelidir.”

Serviks Kanserinde Erken Tanı Hayat Kurtarıyor Haber

Serviks Kanserinde Erken Tanı Hayat Kurtarıyor

Serviks kanseriyle mücadelede en etkili yaklaşımın düzenli jinekolojik kontroller olduğuna dikkat çekiliyor. Belirlenen aralıklarla yapılan taramalar sayesinde hastalık gelişmeden önce riskli hücresel değişiklikler saptanabiliyor ve süreç çok daha kontrollü şekilde yönetilebiliyor. Düzenli Tarama Neden Önemli? Serviks kanserinin büyük ölçüde tarama testleriyle saptanabildiğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Parısa Ebrahımzadeh Khıavı, bu testlerin yalnızca tanı koymak için değil, hastalık gelişimini önlemek açısından da kritik rol oynadığını vurguluyor. Op. Dr. Khıavı, “Pap smear ve HPV testleri, serviks kanserine yol açabilecek hücresel değişiklikleri henüz kansere dönüşmeden yakalamamızı sağlıyor. Bu nedenle düzenli tarama, serviks kanseriyle mücadelede en etkili basamaklardan biridir” diyor. HPV Türkiye’de Sanılandan Çok Daha Yaygın Serviks kanserinin en önemli nedenlerinden birinin HPV enfeksiyonu olduğunu belirten Op. Dr. Parısa Ebrahımzadeh Khıavı, toplumda sık görülen bir virüs olduğuna dikkat çekiyor. “Türkiye’de özellikle genç kadınlar, evlilik sonrası kontroller sırasında HPV pozitifliği ile karşılaşabiliyor. Ancak bu durum her zaman kansere işaret etmez” diyen Op. Dr. Khıavı, düzenli takip ve taramanın belirleyici rol oynadığını vurguluyor. HPV’den Korunmak Mümkün HPV enfeksiyonundan korunmada bazı temel adımlar önemli rol oynuyor. HPV aşısının virüse karşı en etkili koruyucu yöntemlerden biri olduğunu ifade eden Op. Dr. Khıavı, düzenli jinekolojik muayene, tarama testlerinin aksatılmaması ve cinsel sağlık konusunda bilinçli davranmanın riski azalttığını vurguluyor. “HPV çok yaygın olduğu için ‘bana olmaz’ düşüncesi en büyük yanılgılardan biridir” diyen Op. Dr. Khıavı, korunmada sürekliliğin önemine işaret ediyor. HPV Bulaştığında Ne Yapılmalı? HPV pozitifliği saptandığında panik yapılmaması gerektiğini söyleyen Op. Dr. Parısa Ebrahımzadeh Khıavı, izlenecek yolun kişiye özel olarak planlandığını belirtiyor. “HPV saptandığında ilk yapılması gereken doğru değerlendirme ve düzenli takip. Pek çok HPV tipi bağışıklık sistemi tarafından zamanla temizlenebiliyor” diyen Op. Dr. Khıavı, bu süreçte Smear ve HPV testleriyle düzenli izlem yapılmasının büyük önem taşıdığını belirtiyor. Geç Tanı Tedavi Sürecini Zorlaştırıyor Serviks kanserinin geç evrede tanı alması, tedavi sürecini daha uzun ve zor hale getirebiliyor. Op. Dr. Khıavı, “Erken evrede tanı alan hastalarda tedavi süreci çok daha kontrollü ilerliyor. Bu nedenle düzenli tarama bir tercih değil, kadın sağlığının temel bir parçası olarak görülmeli” diyor. Çakmak Erdem Hastanesi’nde görev yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Parısa Ebrahımzadeh Khıavı, düzenli taramanın hastalıkla mücadelede belirleyici rol oynadığını ve kontrollerin aksatılmaması gerektiğini vurguluyor.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.