Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Baş Dönmesi

Kapsül Haber Ajansı - Baş Dönmesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Baş Dönmesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Nöralterapi ile Ağrılara Müdahale Edilebiliyor! Haber

Nöralterapi ile Ağrılara Müdahale Edilebiliyor!

Amacın anestezi oluşturmak değil, sinir hücrelerinde bozulan elektriksel uyarı iletimini düzenlemek olduğuna vurgu yapan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Nöralterapinin etkisi sadece lokal değil, sistemik etkisi sayesinde vücut regülasyonunu sağlayan bir tedavi yöntemidir.” dedi. Ağrılar, ameliyat izleri, travmalar ve enfeksiyonlar gibi bozucu alanların nöralterapi ile hedef alınabildiğini aktaran Dr. Kakı, bazı durumlarda ise uygulanamadığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, nöralterapinin ne olduğu, nasıl etki ettiği ve hangi durumlarda kullanıldığı hakkında bilgi verdi. Nöralterapi ile sinir hücrelerinde bozulan elektriksel uyarı iletimi düzenlenebiliyor! Nöralterapinin, vücuttaki sinir sistemi bozukluklarını düzenlemek amacıyla lokal anesteziklerin çok düşük dozlarda belirli noktalara enjeksiyonu ile yapılan tamamlayıcı bir tedavi yöntemi olduğunu dile getiren Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Burada ki amaç anestezi oluşturmak değil, sinir hücrelerinde bozulan elektriksel uyarı iletimini düzenlemektir.” dedi. Nöralterapide kullanılan lokal anesteziklerin düşük dozlarda, iyon kanalları ve membran stabilitesi üzerinde düzenleyici etki sağladığını aktaran Dr. Kakı, “Böylelikle antiinflamatuar, vazodilatör ve nöromodülatör etkileri ortaya çıkar. Bu etki sayesinde Nöralterapi otonom sinir sistemini düzenler, vücuttaki bozulmuş elektriksel alanları (bozucu alanlar) dengelemeye yardımcı olur, kan dolaşımını ve doku beslenmesini destekler, ağrı ve fonksiyon bozukluklarının azalmasına katkı sağlar. Kısaca nöralterapinin etkisi sadece lokal değil, sistemik etkisi sayesinde vücut regülasyonunu sağlayan bir tedavi yöntemidir.” şeklinde konuştu. Nöralterapi, bozucu alanların etkisini azaltmayı hedefliyor! Nöral terapideki bozucu alan tanımına açıklık getiren Dr. Asiye Gülsüm Kakı, şunları söyledi: “Vücutta daha önce geçirilmiş; ameliyat izleri, travmalar, enfeksiyonlar, diş ve çene problemleri gibi durumlar, sinir sistemi üzerinde sürekli uyarı oluşturarak başka bölgelerde şikâyetlere yol açabilir. Nöralterapi, bu bozucu alanların etkisini azaltmayı hedefler. Bozucu alanların oluşturduğu bozulmuş elektriksel iletimi düzenleyerek otonom sinir siteminin regülasyonunu sağlar.” Nöralterapi birçok hastalıkta tercih edilebiliyor! Nöralterapinin hangi durumlarda destekleyici tedavi olarak tercih edilebileceğine değinen Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Baş, boyun ve bel ağrıları, migren ve gerilim tipi baş ağrıları, kas ve eklem ağrıları, fibromiyalji, sinir sıkışmaları, spor yaralanmaları, ameliyat veya travma sonrası ağrılar, sindirim sistemi fonksiyon bozuklukları, adet düzensizlikleri ve bazı jinekolojik şikâyetler, stres ve otonom sinir sistemi dengesizlikleri nöralterapinin kullanılabildiği hastalıklar arasında yer alır.” ifadelerini kullandı. Nöralterapi nasıl uygulanır? Nöralterapi uygulamasında öncelikle hastadan şikayetlerin başlangıcı, tetikleyen sebepler, geçirilmiş enfeksiyonlar ve operasyonlar, beslenme şekli gibi detaylı öykü alındığını kaydeden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Ardından detaylı fizik muayene yapılır.” dedi. Enjeksiyon için tetik noktalar, sinir çıkışları, skarlar (yara dokuları) gibi noktaların belirlendiğini aktaran Dr. Kakı, “Belirlenen noktalara enjeksiyon yapılır. Uygulama genellikle ince uçlu iğnelerle yapılsa da bazı bozucu alan yada organ patolojilerinde, ganglion enjeksiyonlarında (sinir düğümlerine yapılan enjeksiyonlar) derin enjeksiyonlar tercih edilebilir.” açıklamasını yaptı. Nöralterapi bazı durumlarda uygulanamaz! Seans sayısının kişiye ve şikâyete göre değiştiğini vurgulayan Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Enjeksiyon sonrası hastalarda değişik refleks yanıtlar (nöralterapide buna fenomen denir) görülebilir. Bu fenomenler enjeksiyon bölgesi ve sıklığını planlamada yol göstericidir.” dedi. Nöralterapinin kimlere uygulanamayacağı hakkında da bilgi veren Dr. Kakı, sözlerini şöyle tamamladı: “Lokal anestezik alerjisi olanlar, ciddi kalp ritim bozukluğu olanlar, bazı özel durumlarda hamileler ve kanama bozukluğu olanlarda uygulanmaz. Nöralterapi sonrası, enjeksiyon yerinde kızarıklık, kısa süreli baş dönmesi, geçici ağrı artışı olabilir.”

KOAH Hızla Yaygınlaşıyor! Haber

KOAH Hızla Yaygınlaşıyor!

Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim “Son yıllarda hızla yaygınlaşan KOAH, solunum yollarında kalıcı tıkanıklık ve nefes darlığına yol açan, ilerleyici bir hastalıktır. Belirtileri arasında sürekli ve şiddetli öksürük, balgam ve nefes darlığı bulunan KOAH, günümüzde dünya genelinde 40 yaş üstü insanların yaklaşık yüzde 10’unda görülmektedir” diyor. Prof. Dr. Tülin Sevim, 19 Kasım Dünya KOAH Günü kapsamında yaptığı açıklamada, gençler arasında da özellikle sigara ve e-sigara kullanımının artması sonucu, tehlikenin hızla yaygınlaştığı KOAH hastalığını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Tek bir sigaranın dumanında 7 binden fazla kimyasal madde bulunuyor ve 70 tanesi de kanser yapıcı madde sınıfında yer alıyor. Üstelik, yapılan çalışmalar; sigara kullanmayıp, pasif içiciliğe maruz kalmanın da zarara yol açabildiğini ortaya koyuyor. O zararlardan birinin de, dünyada ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH yani Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olduğunu vurgulayan Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim şöyle konuşuyor: “Yapılan birçok çalışmada; aktif sigara içiminin KOAH gelişimi için en önemli risk faktörü olduğu kanıtlanmıştır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda; pasif içiciliğin de KOAH gelişimine neden olduğu gösterilmiştir. 25 bin 592 hastayı kapsayan bir meta-analizde pasif içicilerde KOAH gelişme riskinin, pasif içici olmayan kişilere göre 2,25 kat arttığı saptanmıştır. Pasif içicilik yılda 1,2 milyon insanın ölümüne yol açmaktadır.” Pasif içicilik çocukları da, gençleri de vuruyor! Pasif içicilik, başkalarının içtiği tütün ürününden (sigara, puro, pipo, nargile vb) kaynaklanan dumanın solunması anlamına geliyor. Pasif içiciliğin özellikle çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar verdiğini belirten Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Sigara dumanına maruz kalındığında; gözlerde tahriş, sulanma, yanma, baş ağrısı, burunda rahatsızlık, öksürük, boğaz ağrısı, nefes darlığı ve astım hastalığının alevlenmesi gibi şikayetler hemen ortaya çıkabilmektedir. Ebeveynleri sigara içen veya sigara içilen ortamlarda bulunan bebek ve çocuklar en riskli gruptur. Pasif içicilik çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar vermektedir, ani bebek ölümleri daha sık görülmektedir. Bu çocuklarda akut solunum yolu enfeksiyonları, bronşit, zatürre, orta kulak iltihabı ve astım atağı yaşıtlarına göre daha sıktır. İleri yaşlarda da akciğer hastalığına yakalanma riskleri daha fazladır. Pasif içicilik erişkinlerde de; kalp hastalığı, felç (inme), akciğer kanseri ve KOAH gibi hastalıklar için risk oluşturmaktadır. Sigara içmediği halde sigara dumanına maruz kalan kişilerde koroner arter hastalığı riski yüzde 25–30 artmıştır. Bu kişilerde felç riskinin de yüzde 20-30 arttığı bildirilmektedir.” Elektronik sigaranın yıkıcı tahribatı çok yüksek! Elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin, son 10 yıl içinde tütün endüstrisi tarafından dünya genelinde ‘daha az zararlı’ olarak pazarlandığını ancak yapılan çalışmaların bunun tam tersine işaret ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim şöyle konuşuyor: “Yapılan araştırmalarda; elektronik sigaralarda 16 binden fazla çeşit tatlandırıcı saptanmıştır. Araştırmalarda, elektronik sigarayı denemiş gençlerin ve çocukların, daha sonra sigara içmeye başladığı; daha önce sigara içip bırakan yetişkinlerin ise elektronik sigara kullandıklarında yeniden sigaraya başlama risklerinin 4-6 kat arttığı gösterilmiştir. Elektronik sigara kullanan gençlerin sigara, esrar gibi diğer bağımlılıklara geçiş yaptığı da bildirilmektedir. Bu veriler, elektronik sigaraların, nikotin bağımlılığının sürmesine yol açtığının kanıtıdır. Nikotin, eroin, kokain gibi maddelerle eşdeğer bağımlılık gücüne sahip bir maddedir. Bu ürünlerin, en az geleneksel tütün ürünleri kadar ciddi boyutlarda sağlık zararları vardır.” Akciğerden kalbe, kanserden inmeye! Elektronik sigaralarda bulunan toksik kimyasal maddelerin solunum yollarında inflamasyon, bronşit, astım ve EVALI hastalığına neden olduğunu belirten Prof. Dr. Tülin Sevim “EVALI, elektronik sigara/vaping kullanımına bağlı gelişen akut akciğer hasarıdır ve ölüme neden olabilmektedir. Elektronik sigaranın zararları solunum yolları ile sınırlı kalmamaktadır” diyor. Elektronik sigara kullanımının pıhtılaşma bozuklukları, hipertansiyon, kalp hızının artması, ateroskleroz, mide bulantısı, ağız kuruluğu, kas titremesi, baş dönmesi, baş ağrısı, uyku bozuklukları gibi daha birçok soruna yol açabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Deneysel veriler, uzun süreli elektronik sigara kullanımının karaciğer, kalp ve böbreklerde hasara neden olduğunu göstermektedir. Elektronik sigaralarda yer alan aromatikler, sadece kendi başlarına bile, hücre ölümüne yol açabilmektedir. Ayrıca çalışmalarda elektronik sigara kullananlarda akciğer kanserinin kullanmayanlara göre daha sık görüldüğü gözlenmiştir. Dünya genelinde elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin kullanımı, daha önce sigara içmemiş gençler arasında hızla artmaktadır.”

Gıda Zehirlenmesini Önlemek İçin 7 Etkili Önlem Haber

Gıda Zehirlenmesini Önlemek İçin 7 Etkili Önlem

Özellikle toplu yemek tüketiminin arttığı kış aylarında, gıdaların saklanma koşullarında yapılan hatalar ve yanlış hazırlama davranışlarının riskleri büyüttüğüne dikkat çekiliyor. Çakmak Erdem Hastanesi’nde görev yapan Uzm. Dyt. Ceren Turan, gıda güvenliğinin mevsim fark etmeksizin günlük yaşamda kritik bir öneme sahip olduğunu belirtiyor. Birçok kişi gıda zehirlenmesini yalnızca sıcak yaz aylarıyla ilişkilendirse de uzmanlara göre kışın risk tamamen ortadan kalkmıyor. Soğuk hava “yiyecek daha geç bozulur” algısı yaratsa da gerçek tablo çok daha farklı. “Kışın risk sıfırlanmıyor; sadece kaynağı değişiyor” Uzm. Dyt. Ceren Turan, en büyük hatanın mevsime güvenmek olduğunu belirterek şunları söylüyor, “Evet, yazın sıcaklık bakterilerin çoğalmasını hızlandırıyor. Ancak kışın risk tamamen bitmiyor, yalnızca şekil değiştiriyor. Kapalı alanlarda toplu yemek tüketimi artıyor, büyük tencerelerde pişen yemekler yavaş soğuyor ve yanlış saklama davranışları zehirlenme vakalarını tetikleyebiliyor. Ayrıca norovirüs gibi viral enfeksiyonlar kış aylarında daha yaygın.” Turan’a göre özellikle evlerde ve restoranlarda pişirilen yemeklerin saatlerce tezgâhta bekletilmesi görünmez bir tehlikenin en büyük sebebi. Kışın gizli riskini artıran faktörler Kış aylarında gıda zehirlenmelerini artıran unsurların temelinde insan davranışları bulunuyor: Kapalı alanlarda toplu yemeklerin artmasıBüyük miktarda pişirilen yiyeceklerin yavaş soğumasıOda sıcaklığında bekleyen yemeklerde bakterilerin hızla çoğalmasıHasta kişilerin yiyeceklere temas etme ihtimalinin yükselmesiKışın daha sık görülen norovirüs gibi viral etkenlerElektrik kesintileri veya ulaşımdaki aksaklıklarla soğuk zincirin bozulması Turan, “Bakterilerin en hızlı çoğaldığı tehlikeli sıcaklık aralığı 5–60 °C’dir. Bu aralıkta kalan her yiyecek kısa sürede risk oluşturabilir” diyerek doğru saklama tekniklerinin önemini vurguluyor. Hangi yiyecekler daha riskli? Kışın tüketilen bazı yiyecekler özellikle dikkat gerektiriyor. Uzmanlara göre sütlü tatlılar, krema içeren ürünler, pilav, makarna gibi nişastalı yiyecekler, et ve tavuk yemekleri, mayonezli yiyecekler ve uzun süre açıkta kalan hazır ürünler bu dönemde daha yüksek risk taşıyor. Turan bu konuda şu uyarıyı yapıyor, “Özellikle pirinç ve makarna gibi nişastalı yiyecekler yanlış soğutulduğunda Bacillus Cereus bakterisi hızla çoğalabilir. Bu bakterinin oluşturduğu toksin pişirmeyle yok olmaz.” Restoranda ilk bakışta kontrol edilebilecek kritik noktalar Dışarıda yemek yiyenlerin güvenliği için ilk izlenimler oldukça önemli. Restoranın genel temizliği, personelin hijyen kuralları, sıcak-soğuk ürünlerin doğru koşullarda tutulması gibi unsurlar tüketici açısından karar verici ipuçları sunuyor. Uzm. Dyt. Ceren Turan bu konuda şunları belirtiyor, “Soğuk ürünlerin 5 °C’nin altında, sıcak yemeklerin ise 60 °C’nin üzerinde tutulması gerekir. Uzun süre açıkta bekleyen, ılık hâle gelen her sıcak yemek risklidir. Müşteri yoğunluğu olan yerlerde hızlı tüketim ve taze pişirme olumlu işarettir.” Belirtiler neler ve hangi durumda hastaneye gidilmeli? Gıda zehirlenmeleri çoğunlukla bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı ve ateş ile kendini gösteriyor. Ancak bazı durumlarda gecikmeden tıbbi müdahale gerekiyor. Turan, “Yüksek ateş, kanlı ishal, şiddetli kusma nedeniyle sıvı alamama, baş dönmesi, idrar miktarında azalma gibi belirtiler acil değerlendirme gerektirir” diyor. “Nörolojik belirtiler varsa dakikalar bile önemli olabilir” Uzm. Dyt. Ceren Turan, özellikle toksin kaynaklı bazı zehirlenmelerin ciddi nörolojik bulgular verebildiğini hatırlatarak, “Bulanık görme, çift görme, kas güçsüzlüğü veya nefes darlığı gibi belirtilerde hiç beklemeden acile başvurulmalı” ifadelerini kullanıyor. Kış aylarında güvenli beslenmek için 7 temel kural Turan’a göre birkaç basit önlem, kışın artan riskleri büyük ölçüde azaltıyor: Sıcak yiyecekleri sıcak, soğuk yiyecekleri soğuk tutun.Pilav ve nişastalı yiyecekleri hızla soğutun, 24–48 saat içinde tüketin.Artıkları en az 75 °C’ye ısıtarak tüketin, defalarca ısıtıp soğutmayın.Çiğ ve pişmiş gıdaları ayırın, kesme tahtalarını karıştırmayın.Hazırlık öncesi ve sonrası mutlaka elleri yıkayın.Pastörize olmayan süt ve süt ürünlerinden kaçının.Şüpheli görünen hiçbir yiyeceği tadına bakarak test etmeyin, doğrudan atın. Zehirlenmelerin büyük kısmı doğru adımlarla önlenebilir İçinde bulunduğumuz dönemde artan zehirlenme haberleri kaygı yaratmış olsa da uzmanlara göre doğru saklama, hızlı soğutma ve hijyen kurallarına dikkat edildiğinde riskin büyük bölümü kontrol altına alınabiliyor. Çakmak Erdem Hastanesi’nde görev yapan Uzm. Dyt. Ceren Turan, paylaştığı bilgilerle kış aylarında artan toplu tüketim alışkanlıkları ve saklama hatalarına dikkat çekerek, doğru gıda güvenliği adımlarının zehirlenme vakalarının büyük kısmını önleyebileceğini hatırlatıyor. Turan, basit ama kritik önlemlerin hem evlerde hem de dışarıda güvenli beslenme için temel oluşturduğunu vurguluyor.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.