Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Baş Dönmesi

Kapsül Haber Ajansı - Baş Dönmesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Baş Dönmesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Vertigo Nedir? Belirtileri Nelerdir? Haber

Vertigo Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Odyoloji alanında çalışmalarını sürdüren Dr. Ody. Emel Uğur, vertigo şikâyetlerinin doğru değerlendirilmesinde denge sisteminin ayrıntılı incelenmesinin önemine dikkat çekmektedir. Özellikle tekrarlayan baş dönmesi ataklarının nedeninin belirlenmesi, uygun tedavi ve rehabilitasyon sürecinin planlanmasında önemli rol oynamaktadır. Vertigo Neden Ortaya Çıkar? İnsan vücudunun denge sistemi; iç kulak, gözler, kaslar, eklemler ve merkezi sinir sisteminin koordineli çalışmasıyla işlevini sürdürür. Bu yapılardan gelen bilgilerin birbiriyle uyumsuz olması, kişinin hareket etmediği hâlde dönüyormuş gibi hissetmesine yol açabilir. Vertigonun yaygın nedenlerinden biri, iç kulakta bulunan kalsiyum karbonat kristallerinin normal konumlarından ayrılarak yarım daire kanallarına geçmesidir. Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV) olarak adlandırılan bu durum, özellikle baş hareketleri sırasında kısa süreli ve yoğun dönme hissine neden olabilir. Vestibüler migren, Ménière hastalığı, vestibüler nörit ve bazı merkezi sinir sistemi hastalıkları da vertigo şikâyetlerinin ortaya çıkmasında etkili olabilir. Vertigonun En Yaygın Belirtileri Nelerdir? Vertigo belirtileri, altta yatan nedene ve denge sistemindeki etkilenmenin derecesine göre değişiklik gösterebilir. En sık karşılaşılan belirtiler şunlardır: Kişinin kendisinin veya çevresinin döndüğünü hissetmesi Ani hareketlerde baş dönmesinin şiddetlenmesi Yürürken dengesizlik ve savrulma hissi Mide bulantısı ve kusma Baş hareketleri sırasında görme netliğinin bozulması Düşme korkusu ve hareket etmekten kaçınma Bazı iç kulak hastalıklarında kulak çınlaması ve işitme değişiklikleri Belirtilerin süresi de tanı açısından önemli ipuçları verir. Bazı hastalarda vertigo atakları birkaç saniye sürerken diğerlerinde dakikalar, saatler veya daha uzun süre devam edebilir. Vertigo ile Birlikte Görülen Belirtiler Neden Önemlidir? Her baş dönmesi iç kulaktan kaynaklanmaz. Özellikle ani gelişen şiddetli baş dönmesine konuşma bozukluğu, çift görme, kol veya bacakta güçsüzlük, belirgin yürüme güçlüğü ya da ani ve alışılmadık şiddette baş ağrısı eşlik ediyorsa acil tıbbi değerlendirme gerekir. Bunun yanında vertigoyla birlikte ortaya çıkan ani işitme kaybı da gecikmeden değerlendirilmesi gereken önemli bir belirtidir. Şikâyetlerin ne zaman başladığı, ne kadar sürdüğü ve hangi hareketlerle ortaya çıktığı, doğru tanıya ulaşılmasını kolaylaştırır. Vertigo Tanısı Nasıl Konulur? Vertigo tanısında ayrıntılı hasta öyküsü ve klinik değerlendirme temel basamakları oluşturur. Gerekli durumlarda odyolojik incelemeler ve vestibüler sistem testlerinden yararlanılır. Videonistagmografi (VNG), video head impulse test (vHIT) ve vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller (VEMP), uygun hastalarda denge sisteminin farklı bölümleri hakkında bilgi sağlayabilir. Pozisyonel vertigodan şüphelenildiğinde ise Dix-Hallpike gibi özel pozisyon testleri uygulanabilir. Vertigo Tedavi Edilebilir mi? Vertigo tedavisi, şikâyetin nedenine göre belirlenir. Kristal kaymasına bağlı vertigoda uygun yeniden konumlandırma manevraları etkili olabilirken vestibüler sistemde fonksiyon kaybı bulunan hastalarda vestibüler rehabilitasyon programlarından yararlanılabilir. Bazı hastalarda ilaç tedavisi veya altta yatan hastalığa yönelik farklı tıbbi yaklaşımlar gerekebilir. Vertigo belirtilerinin hafife alınmaması, özellikle tekrarlayan ataklarda ayrıntılı değerlendirme yapılması önemlidir. Erken dönemde gerçekleştirilen uygun incelemeler, hastaların günlük yaşamlarını etkileyen denge sorunlarının kontrol altına alınmasına ve yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağlayabilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Demant’in Küresel Ve Yerel Uzmanları İstanbul’da Buluştu Haber

Demant’in Küresel Ve Yerel Uzmanları İstanbul’da Buluştu

Dünyanın farklı ülkelerinden kulak burun boğaz ve baş-boyun cerrahisi uzmanlarını İstanbul’da buluşturan XXIII. Dünya Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Kongresi (IFOS 2026), işitme sağlığı ve vestibüler tanı alanındaki bilimsel gelişmeler ile teknolojik yeniliklerin paylaşılmasına ev sahipliği yaptı. 7.000’in üzerinde katılımcının yer aldığı kongrede Demant, Türkiye ekibi ve küresel organizasyonundaki uzmanlarla işitme, baş dönmesi ve denge bozukluklarının değerlendirilmesinde kullanılan tanı teknolojilerini sağlık profesyonelleriyle buluşturdu. Görüşmelerde tanı ürünleri ve testleri, güncel yöntemlerin klinik uygulamalardaki rolü ve farklı ülkelerden deneyimler ele alındı. Demant’in küresel ve yerel uzmanları İstanbul’da buluştu Demant, IFOS 2026 kapsamında Türkiye ekibinin yanı sıra küresel organizasyonunda yer alan GSI, Inventis ve Maico markalarının temsilcileriyle sağlık profesyonellerini bir araya getirdi. Kongrede düzenlenen sempozyumlarda bilimsel gelişmeler ve klinik uygulamalar paylaşıldı. Demant Diagnostik bünyesindeki Grason-Stadler markasının Klinik Eğitim Müdürü Laura Prigge, “Geniş Bant Timpanometride (WBT) Etkin Uygulama Yaklaşımları” başlıklı sunumunda WBT’nin orta kulak fonksiyonlarının kapsamlı değerlendirilmesindeki yerini aktardı. Maico Ürün Müdürü Ecem Savaş ise “Çocukluk Çağı İşitme Taramaları” başlıklı sunumunda erken ve güvenilir işitme taramasının önemini ve güncel yaklaşımları ele aldı. Küresel ekiplerin katılımıyla işitme ve vestibüler sağlık alanındaki güncel gelişmeler, tanısal yaklaşımlar ve teknolojinin klinik uygulamalardaki rolü üzerine bilgi ve deneyim paylaşımı gerçekleştirildi. IFOS 2026’da vestibüler tanıda kapsamlı değerlendirmenin önemi vurgulandı Baş dönmesi ve denge bozuklukları, günlük yaşamı etkileyen ancak nedenleri her zaman kolaylıkla belirlenemeyen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Farklı belirtilerle ortaya çıkabilen vestibüler bozuklukların doğru değerlendirilmesi, uygun tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinin planlanması açısından önem taşıyor. Baş dönmesinin iç kulak kaynaklı sorunların yanı sıra nörolojik, sistemik veya psikolojik etkenlerle ilişkili olabileceğini belirten Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülce Kirazlı, değerlendirme sürecinde farklı uzmanlık alanlarının birlikte çalışmasının önemine dikkat çekti: “Baş dönmesi yaşayan bir kişide öncelikle hayati risk oluşturabilecek durumların dışlanması gerekiyor. Özellikle ani başlayan baş dönmesine konuşma bozukluğu, kol veya bacakta güçsüzlük ya da çift görme gibi belirtiler eşlik ediyorsa vakit kaybetmeden acil servise başvurulmalı. Ardından baş dönmesinin altında yatan nedenin belirlenmesi büyük önem taşıyor. Bu süreçte kulak burun boğaz ve nöroloji hekimleri ile odyologların iş birliği, doğru değerlendirme ve tedavi yaklaşımının belirlenmesinde önemli rol oynuyor. Günümüzde gelişmiş vestibüler testler sayesinde denge sisteminin farklı bileşenlerini ayrıntılı biçimde değerlendirebiliyor, elde ettiğimiz bulgular doğrultusunda kişiye özgü tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinin planlanmasına katkı sağlayabiliyoruz. Özellikle uygun hastalarda uygulanan vestibüler rehabilitasyon, baş dönmesi ve dengesizlik şikâyetlerinin azaltılmasına, denge becerilerinin geliştirilmesine ve bireylerin günlük yaşamlarına daha güvenli ve bağımsız şekilde devam etmelerine yardımcı oluyor. Temel hedefimiz yalnızca belirtileri azaltmak değil, sorunun altında yatan nedeni doğru belirleyerek hastanın yaşam kalitesini artırmak.” Yeni nesil cihazlar daha kapsamlı değerlendirme olanağı sunuyor İşitme ve denge bozukluklarının değerlendirilmesinde kullanılan teknolojiler, tanı süreçlerinin kapsamlı ve sistematik yürütülmesini destekliyor. Vestibüler sistemin farklı bileşenlerinin incelenmesine olanak tanıyan yeni nesil cihazlar, sağlık profesyonellerinin klinik değerlendirme ve karar süreçlerine katkı sağlıyor. Bu alandaki teknolojik gelişmelerin önemine dikkat çeken Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Türkiye Odyologlar ve Konuşma Bozuklukları Uzmanları Derneği (OKSUD) Başkanı Prof. Dr. Meral Didem Türkyılmaz, şunları söyledi: “Gelişmiş tanı cihazları sayesinde geçmişe göre çok daha kapsamlı ve sistematik değerlendirmeler yapabiliyoruz. Gelişmiş tanı sistemleri ile hata riskinin azaltılmasına ve klinik karar süreçlerinin desteklenmesine katkı sağlayabiliyor. Özellikle vestibüler bozukluklarda uygun cihazların kullanılması, hastaların daha ayrıntılı değerlendirilmesi açısından büyük önem taşıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Vertigo ile Baş Dönmesi Aynı Şey mi? Haber

Vertigo ile Baş Dönmesi Aynı Şey mi?

Vertigo ve baş dönmesi günlük yaşamda sıklıkla birbirinin yerine kullanılan kavramlar olsa da tıbbi açıdan aynı anlama gelmez. Baş dönmesi, kişinin sersemlik, bayılacak gibi olma, dengesizlik veya hareket hissi yaşamasını kapsayan geniş bir tanımdır. Vertigo ise kişinin kendisinin veya çevresinin hareket ettiğini hissetmesiyle karakterize, daha özgül bir baş dönmesi türüdür. Dr. Ody. Emel Uğur, baş dönmesi şikâyetlerinin doğru tanımlanmasının denge sistemi değerlendirmesinde önemli bir yere sahip olduğunu vurgulamaktadır. Hastaların yaşadıkları hissi ayrıntılı biçimde anlatmaları, şikâyetin kaynağının belirlenmesine ve uygun incelemelerin seçilmesine yardımcı olur. Baş Dönmesi Nedir? Baş dönmesi, farklı sağlık sorunlarının sonucunda ortaya çıkabilen genel bir belirtidir. Bazı kişiler başlarının hafiflediğini veya bayılacakmış gibi olduklarını ifade ederken bazıları yürürken dengesizlik hissettiklerini belirtir. Baş dönmesinin olası nedenleri arasında tansiyon değişiklikleri, sıvı kaybı, bazı ilaçların yan etkileri, kalp ritim bozuklukları ve nörolojik hastalıklar bulunabilir. Bu nedenle her baş dönmesi şikâyetini doğrudan iç kulak hastalıkları ile ilişkilendirmek doğru değildir.Mutlaka ayırıcı tanısal değerlendirmelerin yapılması gereklidir. Vertigonun Baş Dönmesinden Farkı Nedir? Vertigonun ayırt edici özelliği, gerçekte bulunmayan bir hareketin hissedilmesidir. Hasta, çevresindeki nesnelerin döndüğünü veya kendi bedeninin hareket ettiğini düşünebilir. Özellikle yatakta sağa veya sola dönerken, başı yukarı kaldırırken ya da öne eğilirken meydana gelen kısa süreli dönme atakları pozisyonel vertigoyu düşündürebilir. Buna karşılık ayağa kalkınca göz kararması ve bayılacak gibi olma hissi, tansiyon veya dolaşım sistemiyle ilişkili bir soruna işaret edebilir. Ancak belirtilerin niteliği tek başına kesin tanı koymak için yeterli değildir. Baş Dönmesinin Süresi Tanıda Neden Önemlidir? Baş dönmesinin süresi, altta yatan neden hakkında önemli bilgiler sağlayabilir. Birkaç saniye süren ve belirli baş pozisyonlarıyla tetiklenen ataklar BPPV ile ilişkili olabilir. Dakikalar veya saatler boyunca devam eden vertigo atakları ise vestibüler migren ya da Ménière hastalığı gibi farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Günler boyunca süren şiddetli vertigo, vestibüler nörit gibi periferik vestibüler hastalıklarda görülebileceği gibi merkezi sinir sistemi kaynaklı sorunlarda da ortaya çıkabilir. Bu nedenle atakların süresi, sıklığı ve eşlik eden diğer şikâyetler birlikte değerlendirilmelidir. İç Kulak Kaynaklı Baş Dönmesi Nasıl Anlaşılır? İç kulakta bulunan vestibüler sistem, baş hareketlerinin algılanmasından ve dengenin korunmasından sorumludur. Bu sistemin etkilenmesi, vertigo ve dengesizlik şikâyetlerine neden olabilir. İç kulak kaynaklı sorunlardan şüphelenildiğinde işitme testleri, denge değerlendirmeleri ve vestibüler fonksiyon testleri uygulanabilir. Ancak her vestibüler hastalıkta işitme kaybı görülmez. Örneğin vestibüler nörit genellikle belirgin işitme kaybı olmadan ortaya çıkarken Ménière hastalığında işitme belirtileri eşlik edebilir. Baş Dönmesi Ne Zaman Ciddiye Alınmalıdır? Tekrarlayan, günlük aktiviteleri engelleyen veya düşmeye neden olan baş dönmeleri mutlaka değerlendirilmelidir. Özellikle ani başlayan baş dönmesine yüz veya uzuvlarda güçsüzlük, konuşma güçlüğü, çift görme, bilinç değişikliği ya da yürüyememe eşlik ediyorsa acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır. Baş dönmesi ve vertigo arasındaki farkın doğru anlaşılması, hastaların uygun sağlık birimine yönlendirilmesine yardımcı olur. Belirtilerin ayrıntılı değerlendirilmesi sayesinde gereksiz tedavi uygulamalarından kaçınılabilir ve sorunun kaynağına yönelik daha etkili bir yaklaşım benimsenebilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Vertigo Hastaları Nelere Dikkat Etmeli? Haber

Vertigo Hastaları Nelere Dikkat Etmeli?

Dr. Ody. Emel Uğur, vertigo şikâyeti bulunan bireylerin öncelikle baş dönmesinin nedenini öğrenmesi ve günlük yaşamlarını bu doğrultuda düzenlemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Her vertigo türünün farklı özellikler taşıması, alınacak önlemlerin de kişiye özel olmasını gerektirir. Ani Hareketler Sırasında Dikkatli Olunmalı Özellikle pozisyonel vertigo hastalarında ani baş hareketleri kısa süreli dönme ataklarını tetikleyebilir. Yataktan kalkarken önce oturur pozisyona geçmek, baş dönmesi hissinin geçmesini beklemek ve ardından ayağa kalkmak düşme riskinin azaltılmasına yardımcı olabilir. Baş dönmesinin aktif olduğu dönemlerde yüksek yerlere uzanmak, merdiven kullanmak veya dengesiz zeminlerde yürümek riskli olabilir. Bununla birlikte hareketlerden sürekli kaçınmak doğru bir yaklaşım değildir. Uygun hastalarda kontrollü hareket ve vestibüler rehabilitasyon, denge sisteminin yeniden uyum sağlamasına yardımcı olur. Düzenli Uyku ve Yeterli Sıvı Tüketimi Önemlidir Yetersiz uyku ve düzensiz yaşam alışkanlıkları, bazı vertigo türlerinde belirtilerin şiddetlenmesine katkıda bulunabilir. Özellikle vestibüler migren hastalarında düzenli uyku saatlerinin korunması ve uzun süre aç kalınmaması faydalı olabilir. Yetersiz sıvı tüketimi ise tansiyon düşüklüğü ve sersemlik gibi farklı baş dönmesi şikâyetlerini artırabilir. Bu nedenle günlük sıvı ihtiyacının karşılanması ve dengeli beslenme alışkanlıklarının sürdürülmesi genel sağlık açısından önem taşır. Vertigo Hastaları Beslenmelerine Dikkat Etmeli mi? Beslenmeye yönelik öneriler, vertigonun nedenine göre farklılık gösterebilir. Ménière hastalığı bulunan kişilerde hekim tarafından tuz tüketiminin düzenlenmesi önerilebilir. Vestibüler migren hastalarında ise kişisel olarak belirlenen beslenme tetikleyicilerinden kaçınmak, atak yönetimine katkı sağlayabilir. Kafein veya belirli yiyeceklerin bütün vertigo hastalarında aynı etkiyi oluşturmadığı unutulmamalıdır. Hastaların gereksiz ve aşırı beslenme kısıtlamaları yerine kendi sağlık durumlarına uygun önerileri takip etmeleri daha doğru bir yaklaşımdır. Vertigo Hastaları Araç Kullanabilir mi? Aktif vertigo atağı sırasında araç kullanmak, hem hasta hem de diğer kişiler açısından ciddi güvenlik riski oluşturabilir. Ani dönme hissi, göz hareketlerinde bozulma ve denge kaybı sürüş güvenliğini olumsuz etkileyebilir. Tekrarlayan veya öngörülemeyen vertigo atakları bulunan bireylerin araç kullanma uygunluğunu takiplerini yapan hekimle değerlendirmeleri önemlidir. Aynı şekilde yüksek yerlerde çalışmak, ağır makine kullanmak veya dikkat gerektiren tehlikeli işlerde bulunmak da özel önlem gerektirebilir. Ev Ortamında Düşme Riski Nasıl Azaltılır? Vertigo hastalarında güvenli yaşam alanlarının oluşturulması önemlidir. Özellikle ileri yaşta bulunan veya yürüyüş sırasında dengesizlik yaşayan kişilerde ev içi düşme riskini azaltacak düzenlemeler yapılabilir. Kaygan zeminlerin önlenmesi, gece aydınlatmasının sağlanması, sabit tutunma noktalarının oluşturulması ve yerde takılmaya neden olabilecek eşyaların kaldırılması güvenliği artırabilir. Denge problemi belirgin olan bireylerde uygun yürüme yardımcılarının kullanımı da değerlendirilebilir. Vertigo Egzersizleri Her Hasta İçin Uygun mudur? Vestibüler rehabilitasyon egzersizleri bazı vertigo ve denge bozukluklarında faydalı olabilir. Ancak her egzersiz her hastaya uygun değildir. Örneğin kristal kaymasına bağlı vertigoda kanal yeniden konumlandırma manevraları ön plandayken vestibüler fonksiyon kaybında farklı egzersiz programları uygulanabilir. Bu nedenle internet üzerinden edinilen egzersizlerin tanı olmadan uygulanması yerine uzman değerlendirmesiyle planlanan programların tercih edilmesi gerekir. Vertigo Hastaları Ne Zaman Sağlık Kuruluşuna Başvurmalı? Şiddetlenen, tekrarlayan veya günlük yaşamı önemli ölçüde engelleyen vertigo atakları değerlendirilmelidir. Özellikle baş dönmesine yeni gelişen konuşma bozukluğu, kol veya bacakta güçsüzlük, çift görme, şiddetli baş ağrısı ya da yürüyememe eşlik ediyorsa acil tıbbi yardım alınmalıdır. Vertigo ile birlikte ani işitme kaybı yaşanması da gecikmeden değerlendirme gerektirir. Vertigo hastalarının günlük yaşamda dikkatli olması kadar doğru tanı ve tedavi sürecini takip etmesi de önemlidir. Kişiye özel önlemler, uygun rehabilitasyon uygulamaları ve düzenli takip sayesinde denge sorunlarının günlük yaşam üzerindeki etkisi azaltılabilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Panik Atak Nedir? Belirtileri Nelerdir, Panik Atak Nasıl Geçer? Haber

Panik Atak Nedir? Belirtileri Nelerdir, Panik Atak Nasıl Geçer?

Panik atak, belirgin bir tehlike bulunmadığı durumlarda bile aniden başlayan yoğun korku veya rahatsızlık hissiyle ortaya çıkabilen bir durum olarak tanımlanıyor. Atak sırasında yaşanan fiziksel belirtiler oldukça güçlü olabildiğinden kişi kalp krizi geçirdiğini, bayılacağını veya kontrolünü kaybedeceğini düşünebiliyor. Panik atak tek başına bir kez yaşanabileceği gibi bazı kişilerde tekrarlayan ataklar şeklinde de görülebiliyor. Tekrarlayan beklenmedik panik ataklara, yeni bir atak yaşama konusunda sürekli kaygının veya buna bağlı davranış değişikliklerinin eşlik etmesi ise panik bozukluk açısından değerlendirme gerektirebiliyor. Panik Atak Belirtileri Nelerdir? Panik atak belirtileri kişiden kişiye değişiklik gösterebiliyor. Belirtiler çoğunlukla kısa sürede yoğunlaşıyor ve hem fiziksel hem de psikolojik yakınmalar bir arada görülebiliyor. Panik atak sırasında kalp çarpıntısı, kalp hızında artış, terleme, titreme, nefes darlığı veya boğuluyor gibi hissetme, göğüs ağrısı ya da sıkışması, mide bulantısı, baş dönmesi, uyuşma ve karıncalanma gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Bunlara çevrenin gerçek dışı gelmesi, kişinin kendisine yabancılaşmış gibi hissetmesi, kontrolünü kaybetme korkusu ve ölüm korkusu da eşlik edebiliyor. Özellikle ilk kez yaşandığında bu belirtiler başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabildiği için tıbbi değerlendirme önem taşıyor. Panik Atak Neden Olur? Panik atağın ortaya çıkmasında tek bir nedenden söz etmek her zaman mümkün değil. Genetik yatkınlık, stresli yaşam olayları ve beynin korku ve stres tepkileriyle ilişkili mekanizmaları gibi birçok faktörün etkili olabileceği düşünülüyor. Yoğun stres dönemleri ve önemli yaşam değişiklikleri bazı kişilerde atakların ortaya çıkmasıyla ilişkili olabiliyor. Bunun yanında yüksek miktarda kafein gibi uyarıcıların bazı kişilerde çarpıntı ve kaygı belirtilerini artırabileceği unutulmamalı. Benzer belirtilerin tiroit hastalıkları, kalp-damar sorunları veya farklı sağlık problemleriyle ilişkili olabilmesi nedeniyle kişinin kendi kendine “panik atak” tanısı koyması yerine bir sağlık uzmanına başvurması gerekiyor. Panik Atak Ne Kadar Sürer? Panik atak belirtileri genellikle aniden başlıyor ve kısa süre içerisinde en yoğun seviyesine ulaşabiliyor. Atağın süresi ve belirtilerin şiddeti kişiden kişiye farklılık gösterebiliyor. Atak sona erdikten sonra ise bazı kişilerde yorgunluk, huzursuzluk veya tekrar atak geçirme korkusu devam edebiliyor. Panik Atak Sırasında Ne Yapılmalı? Panik atak sırasında mümkün olduğunca güvenli ve sakin bir ortamda kalmak, nefesi hızlı ve yüzeysel hale getirmemeye çalışmak ve yavaş, kontrollü nefes almaya odaklanmak rahatlamaya yardımcı olabilir. Kişinin daha önce doktor tarafından panik atak açısından değerlendirilmiş olması durumunda, kendisine önerilen başa çıkma yöntemlerini uygulaması faydalı olabilir. Ancak göğüs ağrısı, ciddi nefes darlığı, bayılma veya kişinin daha önce yaşamadığı şiddetli belirtiler söz konusuysa bunların yalnızca panik atağa bağlı olduğu varsayılmamalı. Özellikle ilk kez ortaya çıkan veya alışılmıştan farklı belirtilerde acil tıbbi değerlendirme gerekebilir. Panik Atak Nasıl Geçer? Tekrarlayan panik atakların tedavisinde kişinin durumuna göre psikoterapi ve gerektiğinde ilaç tedavisinden yararlanılabiliyor. Özellikle bilişsel davranışçı terapi, panik bozukluğun tedavisinde kullanılan temel psikoterapi yaklaşımları arasında bulunuyor. Tedavinin kişiye özel planlanması gerekiyor. Bu nedenle sık sık panik atak yaşayan, yeni bir atak geçirme korkusuyla günlük yaşamını kısıtlayan veya iş, okul ve sosyal hayatı olumsuz etkilenen kişilerin psikiyatri hekimi ya da uygun bir sağlık profesyoneline başvurması önem taşıyor. Panik Atak ile Kalp Krizi Nasıl Ayırt Edilir? Panik atak ile kalp krizi sırasında göğüs ağrısı, çarpıntı, terleme ve nefes darlığı gibi bazı ortak belirtiler görülebilir. Bu nedenle yalnızca belirtilere bakarak kişinin kendi kendine kesin ayrım yapması güvenli değildir. Yeni başlayan, şiddetli veya geçmeyen göğüs ağrısı; belirgin nefes darlığı, bayılma ya da ciddi bir sağlık sorununu düşündüren belirtilerde acil tıbbi yardım alınmalıdır. Panik Atak Tedavi Edilebilir mi? Panik atak ve panik bozukluk uygun değerlendirme ve tedaviyle yönetilebilen durumlardır. Erken dönemde profesyonel destek almak, kişinin belirtilerini anlamasına, ataklarla baş etme becerileri geliştirmesine ve atak korkusu nedeniyle yaşamını kısıtlamasının önüne geçilmesine yardımcı olabilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

35 Yaşından Sonra Yürüyüşe Başlayacaklar Dikkat! Haber

35 Yaşından Sonra Yürüyüşe Başlayacaklar Dikkat!

Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinlere haftada 150-300 dakika orta şiddette fiziksel aktivite öneriyor. Ancak özellikle 35 yaşından sonra ve uzun süredir hareketsiz olanlarda, yürüyüşün süresi kadar, temposu ve hangi koşullarda yapıldığı da önem taşıyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan, yürüyüşte doğru tempoyu anlamanın en kolay yollarından birinin ‘konuşma testi’ olduğunu belirterek, “Orta tempolu bir yürüyüşte konuşabilir, ancak uzun cümleleri rahatça söylemekte zorlanırsınız. Konuşamayacak kadar nefes nefese kalıyorsanız temponuz fazla yüksek olabilir” diyor. Prof. Dr. Murat Turfan, 4 Ekim Dünya Yürüyüş Günü kapsamında yaptığı açıklamada, kalp sağlığı için yürüyüşte dikkat edilmesi gereken 6 temel kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. Yürüyüşe başlamadan önce kendi risklerinizi öğrenin Prof. Dr. Murat Turfan, “35 yaşından sonra değişen şey yürüyüşün kuralları değil, kişinin kendi risklerini daha iyi tanımasının önemidir” diyerek sözlerine şöyle devam ediyor: “Uzun süredir egzersiz yapmıyorsanız, sigara kullanıyorsanız, hipertansiyon, diyabet veya kolesterol yüksekliğiniz varsa ya da ailenizde erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunuyorsa yürüyüş programına başlamadan önce sağlık durumunuzun değerlendirilmesi önemlidir. Gerekli görülen kişilerde hekim muayenesi ve ek testlerle egzersizin güvenli sınırları belirlenebilir. Bilinen kalp-damar hastalığı bulunan kişilerin ise yürüyüşün süresi ve şiddeti konusunda mutlaka hekimlerinin önerisine göre hareket etmeleri gerekir. İlk ve son 5-10 dakikayı hafife almayın Yürüyüşe başlar başlamaz yüksek tempoya çıkmak kalp ve dolaşım sistemi üzerindeki yükü aniden artırabilir. Bu nedenle ilk 5-10 dakikayı daha rahat bir tempoda geçirerek vücudun ısınmasını sağlamak, ardından yürüyüş hızını kademeli olarak yükseltmek faydalıdır. Yürüyüşü bitirirken de birden durmak yerine son birkaç dakikada tempoyu yavaşlatmak gerekir. Isınma ve soğuma bölümleri özellikle yüksek tempoda yürüyenler ve kalp-damar hastalığı bulunanlar için daha önemlidir. Temponuzu ‘konuşma testi’ ile ayarlayın Prof. Dr. Murat Turfan, “Yürüyüş sırasında nabzınızı sürekli takip etmek zorunda değilsiniz. Bunun için oldukça basit bir yöntem var; konuşma testi. Orta şiddette bir yürüyüş sırasında konuşabilirsiniz, ancak uzun cümleleri rahatlıkla söylemekte zorlanmaya başlarsınız. Buna karşılık konuşamayacak kadar nefes nefese kalıyorsanız tempo sizin için fazla yüksek olabilir. Elbette bu sınır kişiden kişiye değişir. Düzenli egzersiz yapan bir kişinin ‘orta şiddeti’, uzun süredir hareketsiz bir kişinin temposundan oldukça farklı olabilir. Bir günde çok değil, haftaya yayarak yürüyün Kalp sağlığı için haftada bir gün birkaç saat yürümek yerine, hareketi haftanın geneline yaymak daha doğru bir yaklaşım. Haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite hedefleyin. Örneğin, haftanın 5 günü 30’ar dakikalık tempolu yürüyüş iyi bir başlangıç olabilir. Üstelik bu süreyi tek seferde tamamlamanız gerekmiyor; gün içinde yapacağınız 10-15 dakikalık yürüyüşleri bir araya getirerek de toplam süreye ulaşabilirsiniz. Burada önemli olan kusursuz bir program değil, hareketsiz geçen günlerin sayısını azaltmak ve sürdürülebilir bir düzen oluşturmak. Yemek saatine ve hava koşullarına dikkat edin Özellikle ağır bir öğünün hemen ardından tempolu yürüyüş yapmak hazımsızlık, şişkinlik ve rahatsızlık hissine yol açabilir. Büyük öğünlerden sonra bir süre beklemek ve yürüyüşe daha hafif tempoda başlamak daha uygun olacaktır. Sıcak ve nemli havalarda vücudun ısı düzenlemesi zorlaşırken, çok soğuk havalarda damarların büzüşmesi ve tansiyonun yükselmesi gibi etkiler görülebilir. Kalp hastalığı olan kişilerin özellikle aşırı sıcak veya soğuk havalarda egzersiz koşullarına daha fazla dikkat etmesi gerekir. Bu belirtilerde yürüyüşe devam etmeyin! Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan, yürüyüş sırasında bazı belirtilerin hafife alınmaması gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Yürüyüş sırasında göğüste baskı veya sıkışma; kola, sırta ya da çeneye yayılan ağrı, alışılmadık nefes darlığı; belirgin çarpıntı; baş dönmesi; soğuk terleme veya bayılacak gibi olma hissi gelişirse yürümeye devam edilmemelidir. Belirtiler kısa sürede geçse bile tekrarlıyorsa hekim değerlendirmesi gerekir. Belirgin ya da devam eden göğüs ağrısı, ciddi nefes darlığı veya bayılma gibi durumlarda ise acil tıbbi yardım alınmalıdır. Unutmayın, yürüyüşün amacı sınırlarınızı zorlamak değil, sağlığınızı güvenli ve düzenli hareketle desteklemektir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Halı Saha Maçlarında Gizli Risk:Hazırlıksız Yüksek Efor Haber

Halı Saha Maçlarında Gizli Risk:Hazırlıksız Yüksek Efor

Sosyal medyanın yaygınlaşması ve saha kameralarının artmasıyla bu tür olayların daha görünür hale geldiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, “Bu vakalar, özellikle hareketsiz yaşam süren kişilerin hazırlıksız şekilde yüksek tempolu sporlara başlamasının ciddi riskler doğurabileceğini bir kez daha hatırlatıyor” dedi. Modern yaşamın getirdiği hareketsizlik nedeniyle birçok kişinin günün büyük bölümünü masa başında geçirdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, “Uzun süre hareketsiz kalan bireylerin hazırlıksız şekilde yüksek efor gerektiren aktivitelere başlaması kalp üzerinde ciddi yük oluşturabilir. Özellikle halı saha gibi kısa sürede yüksek tempo gerektiren sporlarda kalp hızının ve tansiyonun ani yükselmesi, altta yatan kalp-damar hastalıklarını tetikleyebilir ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir” şeklinde konuştu. Bu belirtiler varsa fiziksel aktivite sonlandırılmalı Kalp krizinin en tipik belirtisinin göğsün orta kısmında hissedilen baskı, sıkışma, ağırlık veya yanma hissi olduğunu vurgulayan Özen, “Özellikle egzersiz sırasında ortaya çıkan ve kişiyi durup dinlenmeye zorlayan göğüs ağrıları mutlaka ciddiye alınmalı. Ani nefes darlığı, baş dönmesi, göz kararması, baygınlık hissi ve soğuk terleme gibi belirtiler de önemli uyarı işaretleri arasında. Bu şikâyetlerden herhangi biri görüldüğünde fiziksel aktivite derhal sonlandırılmalı ve vakit kaybetmeden tıbbi değerlendirme alınmalı” dedi. İlk dakikalar hayat kurtarıyor Olası bir kalp krizi veya ani kalp durması durumunda ilk yapılması gerekenin 112'yi aramak olduğunu hatırlatan Özen, “Bu tür durumlarda kişinin bilinci ve solunumu hızla değerlendirilmeli. Bilinç kaybı ve nabız yokluğu varsa vakit kaybetmeden kalp masajına başlanması hayati önem taşır. Ani kalp durmalarının önemli bir kısmında ölümcül ritim bozuklukları rol oynar ve otomatik eksternal defibrilatör (AED) cihazlarının erken dönemde kullanılması hayatta kalma şansını belirgin şekilde artırabilir. Bu nedenle spor ve egzersiz yapılan alanlarda AED cihazlarının yaygınlaştırılması önemli bir halk sağlığı yaklaşımıdır. Ani kalp durmalarında ilk birkaç dakika içinde yapılan doğru müdahale hem yaşam kurtarır hem de kalıcı beyin hasarı riskini azaltabilir” dedi. Risk yaşa göre değişiyor Spor sırasında ortaya çıkan kalp problemlerinin nedenlerinin yaşa göre farklılık gösterebileceğini dile getiren Özen, “Özellikle 35 yaş altındaki bireylerde; yapısal kalp hastalıkları, genetik ve doğumsal anomaliler, hipertrofik kardiyomiyopati gibi kalp kası hastalıkları, doğumsal ritim bozuklukları ve koroner damar anomalileri ön plana çıkar. Daha ileri yaş gruplarında ise vakaların büyük çoğunluğundan koroner arter hastalığı ve damar sertliği sorumludur. Sigara kullanımı, yüksek kolesterol, hipertansiyon, ailede erken yaşta kalp krizi öyküsü ve diğer kronik hastalıklar da riski artıran önemli faktörler arasındadır. Bu nedenle özellikle düzenli egzersiz alışkanlığı bulunmayan kişilerin yoğun fiziksel aktiviteye başlamadan önce sağlık kontrollerini ihmal etmemesi büyük önem taşır” uyarısında bulundu. Her kalp krizi ölümle sonuçlanmaz Ani kalp krizinin, kalbi besleyen koroner damarlardan birinin ya da birkaçının aniden tıkanması sonucu kalp kasının yeterli oksijen alamaması ve hasar görmesiyle ortaya çıktığını açıklayan Özen, “Ani kardiyak ölüm ise kalbin elektrik sisteminde gelişen ciddi ritim bozuklukları nedeniyle kan dolaşımının aniden durması sonucu meydana gelir. Ani kardiyak ölümlerin en önemli nedenlerinden biri kalp krizi olsa da her kalp krizi ani kardiyak ölüme yol açmaz. Bu nedenle iki tablonun farklı mekanizmalarla geliştiğini bilmek önemli” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nöralterapi ile Ağrılara Müdahale Edilebiliyor! Haber

Nöralterapi ile Ağrılara Müdahale Edilebiliyor!

Amacın anestezi oluşturmak değil, sinir hücrelerinde bozulan elektriksel uyarı iletimini düzenlemek olduğuna vurgu yapan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Nöralterapinin etkisi sadece lokal değil, sistemik etkisi sayesinde vücut regülasyonunu sağlayan bir tedavi yöntemidir.” dedi. Ağrılar, ameliyat izleri, travmalar ve enfeksiyonlar gibi bozucu alanların nöralterapi ile hedef alınabildiğini aktaran Dr. Kakı, bazı durumlarda ise uygulanamadığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, nöralterapinin ne olduğu, nasıl etki ettiği ve hangi durumlarda kullanıldığı hakkında bilgi verdi. Nöralterapi ile sinir hücrelerinde bozulan elektriksel uyarı iletimi düzenlenebiliyor! Nöralterapinin, vücuttaki sinir sistemi bozukluklarını düzenlemek amacıyla lokal anesteziklerin çok düşük dozlarda belirli noktalara enjeksiyonu ile yapılan tamamlayıcı bir tedavi yöntemi olduğunu dile getiren Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Burada ki amaç anestezi oluşturmak değil, sinir hücrelerinde bozulan elektriksel uyarı iletimini düzenlemektir.” dedi. Nöralterapide kullanılan lokal anesteziklerin düşük dozlarda, iyon kanalları ve membran stabilitesi üzerinde düzenleyici etki sağladığını aktaran Dr. Kakı, “Böylelikle antiinflamatuar, vazodilatör ve nöromodülatör etkileri ortaya çıkar. Bu etki sayesinde Nöralterapi otonom sinir sistemini düzenler, vücuttaki bozulmuş elektriksel alanları (bozucu alanlar) dengelemeye yardımcı olur, kan dolaşımını ve doku beslenmesini destekler, ağrı ve fonksiyon bozukluklarının azalmasına katkı sağlar. Kısaca nöralterapinin etkisi sadece lokal değil, sistemik etkisi sayesinde vücut regülasyonunu sağlayan bir tedavi yöntemidir.” şeklinde konuştu. Nöralterapi, bozucu alanların etkisini azaltmayı hedefliyor! Nöral terapideki bozucu alan tanımına açıklık getiren Dr. Asiye Gülsüm Kakı, şunları söyledi: “Vücutta daha önce geçirilmiş; ameliyat izleri, travmalar, enfeksiyonlar, diş ve çene problemleri gibi durumlar, sinir sistemi üzerinde sürekli uyarı oluşturarak başka bölgelerde şikâyetlere yol açabilir. Nöralterapi, bu bozucu alanların etkisini azaltmayı hedefler. Bozucu alanların oluşturduğu bozulmuş elektriksel iletimi düzenleyerek otonom sinir siteminin regülasyonunu sağlar.” Nöralterapi birçok hastalıkta tercih edilebiliyor! Nöralterapinin hangi durumlarda destekleyici tedavi olarak tercih edilebileceğine değinen Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Baş, boyun ve bel ağrıları, migren ve gerilim tipi baş ağrıları, kas ve eklem ağrıları, fibromiyalji, sinir sıkışmaları, spor yaralanmaları, ameliyat veya travma sonrası ağrılar, sindirim sistemi fonksiyon bozuklukları, adet düzensizlikleri ve bazı jinekolojik şikâyetler, stres ve otonom sinir sistemi dengesizlikleri nöralterapinin kullanılabildiği hastalıklar arasında yer alır.” ifadelerini kullandı. Nöralterapi nasıl uygulanır? Nöralterapi uygulamasında öncelikle hastadan şikayetlerin başlangıcı, tetikleyen sebepler, geçirilmiş enfeksiyonlar ve operasyonlar, beslenme şekli gibi detaylı öykü alındığını kaydeden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Ardından detaylı fizik muayene yapılır.” dedi. Enjeksiyon için tetik noktalar, sinir çıkışları, skarlar (yara dokuları) gibi noktaların belirlendiğini aktaran Dr. Kakı, “Belirlenen noktalara enjeksiyon yapılır. Uygulama genellikle ince uçlu iğnelerle yapılsa da bazı bozucu alan yada organ patolojilerinde, ganglion enjeksiyonlarında (sinir düğümlerine yapılan enjeksiyonlar) derin enjeksiyonlar tercih edilebilir.” açıklamasını yaptı. Nöralterapi bazı durumlarda uygulanamaz! Seans sayısının kişiye ve şikâyete göre değiştiğini vurgulayan Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Enjeksiyon sonrası hastalarda değişik refleks yanıtlar (nöralterapide buna fenomen denir) görülebilir. Bu fenomenler enjeksiyon bölgesi ve sıklığını planlamada yol göstericidir.” dedi. Nöralterapinin kimlere uygulanamayacağı hakkında da bilgi veren Dr. Kakı, sözlerini şöyle tamamladı: “Lokal anestezik alerjisi olanlar, ciddi kalp ritim bozukluğu olanlar, bazı özel durumlarda hamileler ve kanama bozukluğu olanlarda uygulanmaz. Nöralterapi sonrası, enjeksiyon yerinde kızarıklık, kısa süreli baş dönmesi, geçici ağrı artışı olabilir.”

KOAH Hızla Yaygınlaşıyor! Haber

KOAH Hızla Yaygınlaşıyor!

Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim “Son yıllarda hızla yaygınlaşan KOAH, solunum yollarında kalıcı tıkanıklık ve nefes darlığına yol açan, ilerleyici bir hastalıktır. Belirtileri arasında sürekli ve şiddetli öksürük, balgam ve nefes darlığı bulunan KOAH, günümüzde dünya genelinde 40 yaş üstü insanların yaklaşık yüzde 10’unda görülmektedir” diyor. Prof. Dr. Tülin Sevim, 19 Kasım Dünya KOAH Günü kapsamında yaptığı açıklamada, gençler arasında da özellikle sigara ve e-sigara kullanımının artması sonucu, tehlikenin hızla yaygınlaştığı KOAH hastalığını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Tek bir sigaranın dumanında 7 binden fazla kimyasal madde bulunuyor ve 70 tanesi de kanser yapıcı madde sınıfında yer alıyor. Üstelik, yapılan çalışmalar; sigara kullanmayıp, pasif içiciliğe maruz kalmanın da zarara yol açabildiğini ortaya koyuyor. O zararlardan birinin de, dünyada ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH yani Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olduğunu vurgulayan Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim şöyle konuşuyor: “Yapılan birçok çalışmada; aktif sigara içiminin KOAH gelişimi için en önemli risk faktörü olduğu kanıtlanmıştır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda; pasif içiciliğin de KOAH gelişimine neden olduğu gösterilmiştir. 25 bin 592 hastayı kapsayan bir meta-analizde pasif içicilerde KOAH gelişme riskinin, pasif içici olmayan kişilere göre 2,25 kat arttığı saptanmıştır. Pasif içicilik yılda 1,2 milyon insanın ölümüne yol açmaktadır.” Pasif içicilik çocukları da, gençleri de vuruyor! Pasif içicilik, başkalarının içtiği tütün ürününden (sigara, puro, pipo, nargile vb) kaynaklanan dumanın solunması anlamına geliyor. Pasif içiciliğin özellikle çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar verdiğini belirten Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Sigara dumanına maruz kalındığında; gözlerde tahriş, sulanma, yanma, baş ağrısı, burunda rahatsızlık, öksürük, boğaz ağrısı, nefes darlığı ve astım hastalığının alevlenmesi gibi şikayetler hemen ortaya çıkabilmektedir. Ebeveynleri sigara içen veya sigara içilen ortamlarda bulunan bebek ve çocuklar en riskli gruptur. Pasif içicilik çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar vermektedir, ani bebek ölümleri daha sık görülmektedir. Bu çocuklarda akut solunum yolu enfeksiyonları, bronşit, zatürre, orta kulak iltihabı ve astım atağı yaşıtlarına göre daha sıktır. İleri yaşlarda da akciğer hastalığına yakalanma riskleri daha fazladır. Pasif içicilik erişkinlerde de; kalp hastalığı, felç (inme), akciğer kanseri ve KOAH gibi hastalıklar için risk oluşturmaktadır. Sigara içmediği halde sigara dumanına maruz kalan kişilerde koroner arter hastalığı riski yüzde 25–30 artmıştır. Bu kişilerde felç riskinin de yüzde 20-30 arttığı bildirilmektedir.” Elektronik sigaranın yıkıcı tahribatı çok yüksek! Elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin, son 10 yıl içinde tütün endüstrisi tarafından dünya genelinde ‘daha az zararlı’ olarak pazarlandığını ancak yapılan çalışmaların bunun tam tersine işaret ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim şöyle konuşuyor: “Yapılan araştırmalarda; elektronik sigaralarda 16 binden fazla çeşit tatlandırıcı saptanmıştır. Araştırmalarda, elektronik sigarayı denemiş gençlerin ve çocukların, daha sonra sigara içmeye başladığı; daha önce sigara içip bırakan yetişkinlerin ise elektronik sigara kullandıklarında yeniden sigaraya başlama risklerinin 4-6 kat arttığı gösterilmiştir. Elektronik sigara kullanan gençlerin sigara, esrar gibi diğer bağımlılıklara geçiş yaptığı da bildirilmektedir. Bu veriler, elektronik sigaraların, nikotin bağımlılığının sürmesine yol açtığının kanıtıdır. Nikotin, eroin, kokain gibi maddelerle eşdeğer bağımlılık gücüne sahip bir maddedir. Bu ürünlerin, en az geleneksel tütün ürünleri kadar ciddi boyutlarda sağlık zararları vardır.” Akciğerden kalbe, kanserden inmeye! Elektronik sigaralarda bulunan toksik kimyasal maddelerin solunum yollarında inflamasyon, bronşit, astım ve EVALI hastalığına neden olduğunu belirten Prof. Dr. Tülin Sevim “EVALI, elektronik sigara/vaping kullanımına bağlı gelişen akut akciğer hasarıdır ve ölüme neden olabilmektedir. Elektronik sigaranın zararları solunum yolları ile sınırlı kalmamaktadır” diyor. Elektronik sigara kullanımının pıhtılaşma bozuklukları, hipertansiyon, kalp hızının artması, ateroskleroz, mide bulantısı, ağız kuruluğu, kas titremesi, baş dönmesi, baş ağrısı, uyku bozuklukları gibi daha birçok soruna yol açabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Deneysel veriler, uzun süreli elektronik sigara kullanımının karaciğer, kalp ve böbreklerde hasara neden olduğunu göstermektedir. Elektronik sigaralarda yer alan aromatikler, sadece kendi başlarına bile, hücre ölümüne yol açabilmektedir. Ayrıca çalışmalarda elektronik sigara kullananlarda akciğer kanserinin kullanmayanlara göre daha sık görüldüğü gözlenmiştir. Dünya genelinde elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin kullanımı, daha önce sigara içmemiş gençler arasında hızla artmaktadır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.