Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Belgesel

Kapsül Haber Ajansı - Belgesel haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Belgesel haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İzmir’in Binlerce Yıllık Şifa Mirası Belgesel Oldu Haber

İzmir’in Binlerce Yıllık Şifa Mirası Belgesel Oldu

Başkan Tugay, “İzmir bir miras ve o mirası anlamak lazım” diyerek kentin binlerce yıllık sağlık geleneğine dikkat çekti. Ercan Kesal’ın seslendirdiği belgesel, İzmir’in kültürel ve sağlık mirasını izleyiciyle buluşturacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan ve antik çağın kutsal sağlık merkezi Bergama Asklepion’dan Eşrefpaşa Hastanesi’ne uzanan sağlık hizmetleri tarihine ışık tutan “Asklepion’un Mirası: Antik Bir İnançtan Eşrefpaşa Hastanesi’ne” belgeselinin galası yapıldı. İzmir Sanat'taki programa, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Gül Ergör, Ege Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Ülkü Bayındır, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram, belgeselin seslendirmesini yapan sanatçı ve hekim Ercan Kesal, belgeselde yer alan hekimler ile akademisyenler, sivil toplum temsilcileri, sanatçılar, öğrenciler ve çok sayıda İzmirli katıldı. Büyük beğeni toplayan belgesel gösterimi alkışlarla sona erdi. “İzmir bir miras ve o mirası anlamak lazım” Gösterimin ardından konuşan Başkan Dr. Cemil Tugay, projeye emek veren herkese teşekkür ederek, hekimliğin hayatında 36 yıl süren bir meslek olduğunu belirtti. İzmir’in kadim kültürüne dikkat çeken Tugay, “Gerçekten çok özel bir şehirde yaşıyoruz. 8 bin 500 yıllık tarihiyle, önemli insanların nefes aldığı, ayak bastığı topraklardayız. İzmir bir miras ve o mirası anlamak lazım. Üzerinde yaşadığımız toprağın ve paylaştığımız kültürün geçmişini bilmek, hayatı anlamlı kılan unsurlardan biridir. Bu kısa ama asil filmin hazırlanmasında gösterilen emek de saygı uyandırıyor” dedi. Hayata ve hekimliğe dair rehber sözler Başkan Tugay, konuşmasını belgeselin seslendirmesini de yapan sanatçı Ercan Kesal’ın “Hekimlik Sanatları” adlı kitabının son bölümünden alıntı yaparak sonlandırdı. Kitapta, “Hekim kardeşim…” diye başlayan bölümde şu ifadeler yer alıyor: "Beden üzerinde hak iddia eden tıp biliminin hevesli polislerinden olma. Yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan ve olan bitene sessiz kaldıklarımızdan da sorumluyuz. Yeryüzü bizden önce vardı ve bizden sonra da var olmaya devam edecek. Biz, büyük bir sofranın tesadüfen bu çağda yerini almış misafirlerinden başka bir şey değiliz. Nasibimize düşeni alıp, sofrayı dağıtmadan edebimizle kalkıp gideceğiz." Kesal: İyi ki İzmir’e aşık olmuşum Ercan Kesal, konuşmasında İzmir’de olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirerek şunları söyledi: "Bu filmin ortaya çıkmasına vesile olan herkese teşekkür ederim. Katkıda bulunabildiysem ne mutlu. Film beni derinden duygulandırdı ve burada olma sebebimi daha iyi anlamamı sağladı. İzmir hayatımda hep çok önemli oldu. Tıp fakültesinden sadece hekim değil, her şey çıkar; yaptıklarımız ve uğraştıklarımız hekimlik mesleğiyle taçlanıyor. Film, iyi ki İzmir’de okumuşum, iyi ki İzmir’e aşık olmuşum, iyi ki Ege Üniversitesi mezunuyum dedirtti. Bu emeğin bir parçası olduğum için çok mutluyum." Prof. Dr. Bayındır: Asklepeion’un izleri, Eşrefpaşa’da devam ediyor” Başkan Tugay’ın Tıp Fakültesi eğitiminde öğretim üyeliği yapmış olan Ege Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Ülkü Bayındır, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay'ın da hocası olan Ege Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Ülkü Bayındır, belgeselin bir parçası olmaktan mutluluk duyduğunu belirterek, “Asklepeion kendi zamanında önemli bir tıp merkezi ve çevresine örnek olmuştu. Eşrefpaşa Hastanesi de benzer şekilde, semtin ortasında, hiç ücret almadan sağlık hizmeti veren özgün bir merkezdir. Türkiye’ye tanıtılması gereken bir sosyal belediyecilik örneğidir. Asklepeion’un bıraktığı izleri, Eşrefpaşa da bize bırakmaktadır” dedi. Prof. Dr. Okyay: Dokunulmayana dokunmaya çalışıyoruz Projenin İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından titizlikle yürütüldüğünü anlatan Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, “Birlikte çalıştığımızda farklı disiplinler bir araya geldiğinde ne güzel işler ortaya çıkıyor. Bu proje, belediyenin kendi personelinin emeğiyle gerçekleşti. Kentler, farklı insanlarla karşılaşmalara olanak sağlar; bu karşılaşmalarda en büyük farklılık ise dezavantajlı kesimlerle ilgilidir. Biz de Eşrefpaşa Hastanesi aracılığıyla en dokunulmayana dokunmaya çalışıyoruz. Bu, halkın kimsesiz olmadığını gösteriyor ve farklı bir yerel yönetim anlayışını ortaya koyuyor” diye konuştu. 6 aylık emeğin ürünü Projenin mimarlarından Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram, belgeselin 6 aylık yoğun bir emeğin ürünü olduğunu belirterek, “Hekimlik, insanın acılarını gören ve hisseden bir meslektir. Her tedavi ve her ölüm, bizde bir iz bırakır. Binalara sadece yapı olarak bakmıyoruz; onlara anlam yüklüyoruz. Hekimlik, insan ayrımı yapmadan çalışılan bir meslek. Bunları size hissettirmek bizim için çok önemliydi” ifadelerini kullandı. Asklepion’dan Eşrefpaşa’ya: İzmir’in Sağlık Mirası İzmir Büyükşehir Belediyesi imzalı belgeselin yönetmenliğini Kültür Sanat Şube Müdürlüğü Sinema Destek Birimi’nden Ahmet Utku Soylu üstlendi. Seslendirmesini ünlü oyuncu, yönetmen, yazar ve hekim Ercan Kesal yaptı. Danışmanlığını Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram ve Dr. Turhan Sofuoğlu’nun yürüttüğü belgeselde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay ile Prof. Dr. Fehmi Akçiçek, Prof. Dr. Ülkü Bayındır, Prof. Dr. Şerafettin Canda, Prof. Dr. Tülay Canda, Doç. Dr. Akın Ersoy, Prof. Dr. Veli Lök, Prof. Dr. Zafer Öztek, Prof. Dr. Felix Pirson, Orhan Beşikçi ve Ayşegül Güngören konuşmacı olarak yer aldı. Televizyonlardan üniversitelere gösterim planlanıyor İlk gösterimini yapan “Asklepion’un Mirası: Antik Bir İnançtan Eşrefpaşa Hastanesi’ne” belgeselinin ilerleyen dönemde ulusal ve yerel televizyonlarda yayınlanması hedefleniyor. Ayrıca, belgeselin üniversitelerde, festival ve film günlerinde, özel gösterimlerde, kongrelerde ve dijital platformlarda da izleyiciyle bluşması planlaıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Başkan Büyükkılıç: "2026'nın Sonunda Kayseri'den HÜRJET Uçacak" Haber

Başkan Büyükkılıç: "2026'nın Sonunda Kayseri'den HÜRJET Uçacak"

Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, TOMTAŞ Havacılık ve Teknoloji A.Ş. ev sahipliğinde düzenlenen programda üniversite ve liselerden 500’ün üzerinde öğrenciyle bir araya geldi. Program kapsamında, merhum Özdemir Bayraktar’ın hayatını konu alan belgesel izlendi. Belgesel gösteriminin ardından gençlere hitap eden Başkan Büyükkılıç, programın yalnızca bir film gösterimi olmadığını belirterek, bunun Türkiye’nin yerli ve milli teknoloji hamlesinin, bağımsızlık ruhunun ve fedakârlıkla yazılmış büyük bir başarının hikâyesi olduğunu ifade etti. Gençlerden beklentilerinin büyük olduğunu vurgulayan Büyükkılıç, TEKNOFEST ruhuyla yetişen gençlerin gelecekte Türkiye’nin teknoloji vizyonuna yön vereceğini kaydederek, “Özdemir Bayraktar büyüğümüze Allah’tan gani gani rahmet diliyorum, kıymetli ailesini tebrik ediyorum. Ülkemiz için bir şans, ay yıldızlı Türk bayrağımızı daha yukarı çekmek için çalışan insanlara Allah fırsat versin, bu güzel aileye hayırlı ömürler versin. Ortaya bir eser çıkıyor, nasıl çıktığı çok önemlidir” dedi. Kayseri’nin havacılık tarihine de dikkat çeken Başkan Büyükkılıç, TOMTAŞ’ın kuruluş sürecindeki fedakârlıkları anlatarak, “Bir şehir düşünün; elektrik yok, tren yolu yok. Bundan tam 100 yıl önce uçak üretmek için yurtdışından gelen parçalar Mersin Limanı’na ulaşıyor, oradan trenle Niğde Ulukışla’ya, ardından develer ve katırlarla Kayseri’ye taşınıyor. İşte böyle bir azim ve inançla TOMTAŞ kuruldu. Bizlere fedakârlığı, mazeret üretmemeyi en güzel örnekleri sergileyen Kayseri’nin güzel insanlarının nesli, evlatları, torunlarısınız” diye konuştu. Kayseri’nin üretim ruhuna vurgu yapan Büyükkılıç, şehrin yeniden havacılık alanında güçlü bir merkez haline geldiğini ifade ederek, “Yiğit düştüğü yerden kalktı. Bizler de üzerimize düşeni yapıyoruz. 2027 Türksoy Türk Dünyası Kültür Başkenti, 2029 Dünya Spor Başkenti olduysak ve nasıl kararlılıkla çalışıyorsak, şimdi de 2026 yılı sonunda Kayseri’den HÜRJET uçacak diyoruz. Durmak yok, koşmaya devam” ifadelerini kullandı. Program sonunda öğrenciler Başkan Büyükkılıç’a yoğun ilgi gösterirken, gençlerle samimi sohbetler gerçekleştiren Büyükkılıç, Türkiye Yüzyılı vizyonunun gençlerin azmi ve üretim gücüyle yükseleceğini söyledi. Milli SİHA'ların öncü ismi, girişimci, yüksek mühendis ve sanayici merhum Özdemir Bayraktar’ı rahmetle anan TOMTAŞ Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekşi ise TOMTAŞ’ın temellerinin 100 yıl önce atıldığını kaydetti. “Memduh Başkanımıza Teşekkür Ediyoruz, Şehre Yön Verdi” Ekşi, 100 yıl önce akamete uğrayan projenin büyük gayretlerle bugün iyi bir noktaya geldiğini dile getirerek, “Bazı insanlar bulundukları kurumun başında dururlar, kimisi ise bulundukları kuruma, şehre yön verirler. Memduh Başkanımıza bir kez daha buradan teşekkür ediyoruz. Şehre yön verdi. Olmaz, yapılamaz, yapılmaması lazım diyenlere rağmen bu inancın arkasında durdu” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yılmaz Akkılıç Bursa Araştırmaları Ödülü 16’ncı kez sahiplerini buldu Haber

Yılmaz Akkılıç Bursa Araştırmaları Ödülü 16’ncı kez sahiplerini buldu

Bursa’nın kültürel, tarihi ve akademik birikimine ışık tutan araştırmacıları teşvik etmek amacıyla bu yıl 16’ncı kez düzenlenen Yılmaz Akkılıç Bursa Araştırmaları Ödülleri sahiplerini buldu. Uğur Mumcu Sahnesi’nde düzenlenen ödül törenine; Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, eski Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, akademisyenler, gazeteciler ve çok sayıda davetli katıldı. Gecede, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Bursa Şubesi Başkanı Tayfun Çavuşoğlu’nun hazırladığı “Bir Şehrin Belgelenen Tarihi… Susmak da Bir Eylemdir!” isimli belgeselin ilk gösterimi de yapıldı. Yılmaz Akkılıç’ın hayatına, mücadelesine ve kente kattığı değerlere odaklanan belgesel izleyicilerden büyük alkış aldı. “KENTE DAİR ÜRETİLEN BİLGİYİ KALICI HALE GETİRİYORUZ” Törenin açılışında konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Yılmaz Akkılıç’ın “Susmak da bir eylemdir” sözünü hatırlatarak, onun doğru bildiğinden asla vazgeçmeyen yapısına vurgu yaptı. Başkan Şadi Özdemir, “Bursa’nın belleğini o yazdı. Altı bin ciltlik kütüphanesini halka bağışlayarak bizlere paha biçilemez bir miras bıraktı. 2010 yılından bu yana aralıksız sürdürdüğümüz bu ödüllerle tek bir hedefimiz var. Bursa’yı çalışan araştırmacıları desteklemek ve kentimize dair üretilen her bilgiyi kalıcı hale getirmek. Akkılıç’ın yolunda yürümeye ve Bursa’ya değer katan her çalışmanın yanında olmaya devam edeceğiz” dedi. Bursa Gazeteciler Cemiyeti (BGC) Başkanı Nuri Kolaylı ise Akkılıç’ı bilgiyi sadece biriktiren değil, çoğaltan bir kültür emekçisi olarak tanımlayarak, “Kültür korunması gereken bir bilinçtir ve paylaşıldıkça büyür. Akkılıç, kendisinden sonrakiler için yaşayanlardandı” ifadelerini kullandı. Belgeselin yönetmeni ÇGD Bursa Şubesi Başkanı Tayfun Çavuşoğlu da 20 farklı ismin tanıklığıyla hazırlanan çalışmanın, Akkılıç’ın kente ve gazeteciliğe bıraktığı izleri geleceğe aktarmak adına önemli bir belge olduğunu belirtti. ÖDÜLLER SAHİPLERİNİ BULDU Konuşmaların ardından Prof. Dr. Feza Karaer başkanlığındaki seçici kurul üyelerine plaket takdim edildi. Seçici kurul başkanı Prof. Dr. Feza Karaer, bu yıl 9 eserin değerlendirmeye alındığını belirterek ödül kazanan çalışmalar hakkında bilgi verdi. Karaer, kurulun değerlendirmelerini yazar ve danışman bilgilerini bilmeden yürüttüğünü, sürecin tamamen objektif ve bilimsel ölçütlerle ilerlediğini söyledi. Karaer’in konuşmasının ardından dereceye giren araştırmacılara ödülleri takdim edildi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda doktora kategorisinde Başarı Ödülü’nü “Kırsal Mirasın Kültürel Peyzaj Yaklaşımı ile Korunması İçin Bir Model Önerisi: İznik Gölü Havzası Örneği” başlıklı teziyle Elif Acar Bilgin aldı. Yüksek lisans dalında ise Egemen Deniz, “Bursa Surları” adlı çalışmasıyla Başarı Ödülü’nün sahibi oldu. Seçici kurul, Ceyda Şahin’in “Bursa’nın Su Mirasının Geleneksel Konutlardaki Mekansal Yansımaların Değerlendirilmesi ve Korunması” isimli çalışmasını doktora dalında Jüri Özel Ödülü’ne layık gördü. Akademi dışı alanda da Ekrem Hayri Peker’e, “Bursa ve İlçelerinde Çekilen Filmler” adlı çalışmasından dolayı Teşvik Ödülü verildi. ESERLER KİTAPLAŞTIRILACAK Prof. Dr. Feza Karaer başkanlığında; Prof. Dr. Tülin Vural Aslan, Prof. Dr. Alpaslan Türkkan, Doç. Dr. Nilüfer Alkan Günay, Doç. Dr. Elifhan Köse Çal, eğitimci Hande Borçbakan ve gazeteci Hacı Tonak’tan oluşan seçici kurul tarafından belirlenen eserler, Nilüfer Belediyesi Akkılıç Kütüphanesi tarafından kitaplaştırılarak okuyucularla buluşturulacak ve Bursa’nın kent hafızasındaki yerini alacak. Ödüllerin takdim edilmesinin ardından Akkılıç Ailesi adına konuşan Akkılıç Kütüphanesi Yönetim Kurulu Başkanı Hande Borçbakan ve Yener Akkılıç, kütüphanenin yaşatılmasına ve araştırmaların desteklenmesine katkı sağlayan tüm kurumlara teşekkür etti. Yener Akkılıç, tarihsel bir perspektif sunduğu konuşmasında Cumhuriyet kazanımlarına ve bir arada yaşama kültürüne dikkat çekti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kundura DocLab 2026 İçin Açık Çağrı Başladı Haber

Kundura DocLab 2026 İçin Açık Çağrı Başladı

Farklı metodolojilerin ve perspektiflerin iç içe geçtiği yaratıcı bir düşünce alanı olarak tasarlanan Kundura DocLab, kurmaca dışı hikâye anlatımını yeniden ele alan, belgesel sanatının sınırlarını sorgulamaya açan uluslararası bir program olarak üçüncü edisyonuna hazırlanıyor. Sinema ve tiyatronun araştırma pratiklerini ortak bir zeminde buluşturan DocLab, anlatının üretim süreçlerini disiplinlerarası bir yaklaşımla yeniden düşünmeye davet ediyor. İlk kez Mayıs 2023’te hayata geçirilen program, her yıl farklı eğitmen ve katılımcı yapısıyla yeniden kurgulanarak, farklı coğrafyalardan gelen yaratıcı zihinler arasında güçlü bir karşılaşma alanı yaratmayı sürdürüyor. Bu karşılaşmalar, yalnızca proje geliştirme süreçlerine değil, aynı zamanda sanatçıların yöntemlerini, bakış açılarını ve üretim pratiklerini derinleştiren kolektif bir düşünme biçimine alan açıyor. Kundura DocLab, belgesel yaratıcılarının eşit bir zeminde buluşarak ortak üretim süreçlerini paylaşabilecekleri bir ekosistem sunuyor. Program, katılımcıların kendi yaratıcı kaynaklarını keşfetmelerini teşvik ederken; dramaturjik bir akış içinde kurgulanmış, estetik araştırmaya yönlendiren sorular aracılığıyla kurgudışı anlatının özünü yeniden tartışmaya açıyor. Bu yönüyle DocLab, yalnızca bir geliştirme programı değil; anlatının bugünü ve geleceği üzerine düşünen dinamik bir araştırma alanı olarak konumlanıyor. Başvurular 20 Nisan’a kadar devam ediyor Kundura DocLab 2026 için başvurular 20 Nisan 2026 tarihine kadar kabul ediliyor. Seçilen projeler 4 Mayıs’ta açıklanacak; katılımcıların programa dahil olabilmesi için 11 Mayıs’ta gerçekleştirilecek çevrimiçi ön hazırlık buluşmasına katılım zorunlu olacak. Programın konaklamalı geliştirme süreci ise 8–12 Haziran 2026 tarihleri arasında Beykoz Kundura’da gerçekleşecek. Disiplinlerarası araştırma ve ortak üretim odağı Programa kabul edilen katılımcılar, beş gün boyunca Beykoz Kundura’da konaklayarak belgesel sinema ve belgesel tiyatro arasında kurulan yaratıcı alanda ortak araştırmalar yürütecek. Program, katılımcıların kendi pratiklerine yenilikçi ve disiplinlerarası yaklaşımlar geliştirmelerini desteklerken, üretim süreçlerinde karşılaşılan yaratıcı dirençleri dönüştürmeyi ve anlatının farklı katmanlarını görünür kılmayı hedefliyor. Kimler başvurabilir? Kundura DocLab; araştırma odaklı çalışan, metodolojilerini geliştirmeyi hedefleyen 30 yaş ve üzeri film ve tiyatro yönetmenlerine açık bir programdır. Başvuru koşulları kapsamında: Sinema alanında başvuran yönetmenlerin uluslararası bir festivalde gösterilmiş en az 1 uzun ya da 2 orta metraj belgesel filme sahip olması,Tiyatro alanında başvuran yönetmenlerin ulusal ve/veya uluslararası festivallerde sergilenmiş en az 1 özgün oyun ya da projeye imza atmış olması bekleniyor. Programın tamamı İngilizce yürütüleceği için katılımcıların ileri seviyede İngilizce bilgisine sahip olmaları gerekiyor. Uluslararası bir düşünme ve üretim ağı Geniş bir coğrafyadan başvurulara açık olan Kundura DocLab, her edisyonuyla büyüyen uluslararası ağıyla belgesel sanatının dönüşen doğasına eşlik ederken; disiplinlerarası düşünme ve birlikte üretim pratiklerini sürdürülebilir bir zemine taşımayı amaçlıyor. 20 Nisan tarihine kadar devam eden Kundura DocLab açık çağrı başvurularının detayları için https://beykozkundura.com/kunduralab/doclab/ adresini ziyaret edebilirsiniz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sony Dünya Fotoğrafçılık Ödülleri 2026 Finalistleri Açıklandı Haber

Sony Dünya Fotoğrafçılık Ödülleri 2026 Finalistleri Açıklandı

Yılın Fotoğrafçısı ödülü, 16 Nisan’da Londra’da düzenlenecek prestijli gala töreninde sahiplerini bulacak. 2026 sergisi ise 17 Nisan – 4 Mayıs tarihleri arasında Londra’daki Somerset House’da sanatseverlerle buluşacak. Sony Dünya Fotoğrafçılık Ödülleri, 2026 Profesyonel Yarışma kapsamında 30 finalisti ve 65’in üzerinde kısa liste adayını bugün açıkladı. Çağdaş fotoğrafçılığın sınırlarını zorlayan güçlü görsel anlatıları bir araya getiren yarışma, görsel hikaye anlatımının en çarpıcı örneklerini uluslararası platformda görünür kılıyor. Yaklaşık yirmi yıllık köklü mirasıyla öne çıkan Profesyonel Yarışma; teknik ustalığı güçlü bir anlatı vizyonuyla buluşturan, cesur ve bütünlüklü projeler üreten fotoğrafçıları desteklemeyi sürdürüyor. Bu yıl 200’ü aşkın ülke ve bölgeden 430 binin üzerinde fotoğraf başvurusu alındı. 10 kategorinin kazananları, 30 finalist arasından seçilerek 16 Nisan’da Londra’da düzenlenecek özel törende açıklanacak. Prestijli Yılın Fotoğrafçısı unvanının sahibi, kategori kazananları arasından seçilerek aynı gece açıklanacak. Kazanan; 25.000 ABD doları para ödülünün yanı sıra çeşitli Sony Digital Imaging ekipmanları ve çalışmalarını gelecek yıl Londra’da düzenlenecek sergide kişisel bir sunumla sergileme fırsatı elde edecek. Kazananlar ve finalistler ayrıca, sektörün önde gelen isimleriyle özel oturumların gerçekleştirileceği ve kariyer gelişimlerine yönelik uzman rehberliği sunan “Insights” programı kapsamında Londra’ya davet edilecek. Finalist ve kısa listeye kalan fotoğrafçıların eserlerinden oluşan seçki ise ilk olarak 17 Nisan – 5 Mayıs 2026 tarihleri arasında Londra’daki Somerset House’ta düzenlenecek Sony Dünya Fotoğrafçılık Ödülleri 2026 Sergisi kapsamında ziyaretçilerle buluşacak; sergi daha sonra farklı lokasyonlarda sanatseverlerle bir araya gelecek. Seçici kurul adına değerlendirmede bulunan Jüri Başkanı Monica Allende, şunları söyledi: “Sony Dünya Fotoğrafçılık Ödülleri 2026 Profesyonel Yarışma kategorisinde finale kalan ve kısa listeye seçilen çalışmalar, fotoğraf pratiğindeki dikkat çekici gelişimi ve fotoğrafın güçlü bir hikaye anlatım aracı olarak benimsenmesine yönelik derin bağlılığı ortaya koyuyor. Değerlendirdiğimiz pek çok seri boyunca; sevginin, nezaketin ve çoğu zaman zorlu gerçekliklere dokunan sessiz direncin kutlanışıyla insan deneyiminin farklı katmanlarından derin biçimde etkilendim. En güçlü karelerin birçoğu, gündelik yaşamın içinde saklı kalan samimi anlara ve küçük kahramanlıklara odaklanarak, sıradan akışın içinde varlığını sürdüren gücü ve ruhu görünür kılıyor.” Sony Dünya Fotoğrafçılık Ödülleri 2026 Profesyonel Yarışma kategorilerinin her birinde finale kalan üç proje ise şöyle sıralanıyor: MİMARLIK VE TASARIM André Tezza’nın (Brezilya) Everyday Structures adlı projesi, Güney Brezilya’daki mahalle bakkallarının mütevazı mimarisine ışık tutuyor. Joy Saha’nın (Bangladeş) Homes of Haor çalışması ise Bangladeş’in Haor bölgesindeki yerel mimariyi belgeliyor; bu bölgede evler, muson döneminde adalara dönüşen yükseltilmiş toprak yığınları üzerine inşa ediliyor. Chen Liang’ın (Çin Ana Karası) serisi ise Çin’in Guangdong Eyaleti’ndeki Jiangmen kentinde bulunan gözetleme kulelerini mercek altına alarak, Çin ve uluslararası mimari etkilerin özgün bir birleşimini ortaya koyuyor. YARATICI Pablo Ramos’un (Meksika) The Black Album adlı projesi, arşiv fotoğraflarından kesilen siluetler aracılığıyla Meksika’daki kayıpları ele alıyor ve görüntüleri yokluğun çarpıcı bir kolektif portresine dönüştürüyor. Ben Brooks (Birleşik Krallık) The Palm, On Piru serisinde Güney Los Angeles’tan rap sanatçılarının ruhani bağlarını ve kolektif kimliklerini yansıtıyor. Citlali Fabian (Meksika) ise Bilha, Stories of My Sisters adlı çalışmasında portreler ile dijital illüstrasyonları bir araya getirerek Güney Meksika’daki ilham verici kadınların hikayelerine hayat veriyor; projede bölgedeki yerli topluluklardan aktivistler ve sanatçılarla iş birliği yapıyor. BELGESEL PROJELERİ Santiago Mesa’nın (Kolombiya) Under the Shadow of Coca adlı projesi, geçimini bu yasa dışı ekonomiye bağlı olarak sürdüren çiftçileri ve Kolombiya’daki kokain ticaretini kontrol eden silahlı grubu takip ediyor. Alexandre Bagdassarian (Fransa), Sixteen and a Half: Eight Months in a Juvenile Prison çalışmasında Fransa’daki bir çocuk cezaevinde tutuklu bulunan gençlerin gündelik yaşamlarını belgeliyor. Colin Delfosse’un (Belçika) Restitution serisi ise Afrika maskelerinin Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DRC) ile Belçika arasındaki yolculuğunu, özgün kullanım amaçlarından müzelerdeki sergilenme süreçlerine kadar izleyerek iade tartışmalarını mercek altına alıyor. ÇEVRE Shane Hynan’ın (İrlanda) Beneath | Beofhód adlı serisi — İrlandaca’da “toprağın altındaki yaşam” anlamına geliyor — Kelt geleneğinde bataklıkların ilkel ve köklü önemini, kültürel ve çevresel gerekliliklerin etkileşimi üzerinden ele alıyor. Matteo Trevisan’ın (İtalya) Jinê Land: Where Women Keep the Earth Alive projesi ise Suriye’nin Rojava bölgesinde, kadınların öncülüğünde yürütülen ekolojik ve toplumsal yeniden inşa sürecini belgeliyor; toplulukların geleceğe dair deneysel bir vizyon etrafında bir araya gelişini yansıtıyor. Isadora Romero’nun (Ekvador) Notes on How to Build a Forest çalışması ise ormanları, zaman içinde insan ve insan dışı pek çok topluluğun birlikte şekillendirdiği kültürel alanlar olarak inceliyor. MANZARA Dafna Talmor’un (Birleşik Krallık) Constructed Landscapes adlı çalışması, sanatçının kişisel arşivinden yola çıkarak elde basılmış ve kolajlanmış renkli negatifleri soyut peyzaj temsillerine dönüştürüyor. Andreas Secci’nin (Almanya) serisi, Fransa’nın Normandiya ve Bretanya kıyılarındaki istiridye çiftliklerinin havadan görünümlerinden oluşan soyut manzaralar sunuyor. Michael Blann (Birleşik Krallık) ise fotopolimer gravür tekniğini kullanarak Avrupa’nın ikonik dağ yollarını tasvir ediyor. PERSPEKTİF Hayate Kurisu’nun (Japonya) Living Photographs adlı çalışması, fotoğrafçının ve eşinin ölü doğumla sonuçlanan bir kaybın ardından yaşadıkları deneyimi ve kremasyon öncesinde aile olarak birlikte geçirdikleri günleri belgeliyor. Fredrik Lerneryd (İsveç), Country Music in Kenya projesinde Nairobi’de düzenlenen Uluslararası Kovboy Günü festivalini görüntüleyerek Kenya’daki country müzik tutkunları için önemli bir etkinliği yansıtıyor. Seungho Kim’in (Kore Cumhuriyeti) Sunny Side Up: A Portrait of the Most Average K-Parenting Today serisi ise fotoğrafçının kendi ailesine odaklanarak ebeveynler, köpek ve bebeğin bir araya geldiği ev yaşamının keyifli kaosunu gözler önüne seriyor. PORTRE FOTOĞRAFÇILIĞI Federico Borella (İtalya), Özbekistan’daki Koryo-saram topluluğunu belgeliyor; ‘K-Wave’in etkisi altındaki yeni kuşak Kore kimliklerini yeniden sahipleniyor. Jean-Marc Caimi ve Valentina Piccinni’nin (İtalya) The Faithful adlı çalışması, bir papanın ölümü ile yenisinin seçilmesi arasındaki süreçte Vatikan’daki Aziz Petrus Meydanı’nda toplanan kalabalıklardan portreler sunuyor; adeta hayranlık kültürüne dönüşen bir hac yolculuğunu yansıtıyor. Marisa Reichert’in (Almanya) be:longing serisi ise Endonezya’nın Java Adası’ndaki Yogyakarta’da yaşayan ileri yaşlardaki Müslüman trans bireylerin yaşamlarını belgeliyor; inanç, kimlik ve toplumsal beklentiler arasında kurmaya çalıştıkları dengeyi gözler önüne seriyor. SPOR Todd Antony’nin (Yeni Zelanda) serisi, Farsça’da kelime anlamıyla ‘Buzkashi’ (keçi çekme) anlamına gelen ve Tacikistan’ın sert ve köklü sporlarından biri olan Buzkashi’ye odaklanıyor. Rob Van Thienen (Belçika), It’s a Dog’s Life çalışmasında tazı eğitim seanslarını izleyerek, pistte yapay bir tavşanı kovalayan köpeklerin hareket halindeki dinamik görüntülerinden oluşan bir seri ortaya koyuyor. Morgan Otagburuagu’nun (Nijerya) Beneath the Bridge projesi ise Nijerya’nın Lagos kentinde, profesyonel ringlerin ışıltısından uzak bir noktada amatör boksörlerin antrenman yaptığı derme çatma bir spor salonunu belgeliyor. NATÜRMORT Daniele Vita’nın (İtalya) The Bronte Pistachio adlı çalışması, Sicilya’nın Antep fıstıklarını uzun soluklu bir araştırma kapsamında ele alıyor; her birini tek tek fotoğraflayarak özgün niteliklerini yakından ortaya koyuyor. Gargi Sharma’nın (Hindistan) Experiments in Stillness serisi, nesne ile izleyici arasındaki diyaloğu keşfederek çoklu yorumlara ve dinginlik anlarına alan açıyor. Vilma Taubo’nun (Norveç) Talking Without Speaking projesi ise gündelik nesnelerin protesto sembollerine dönüşmesini konu alan fotoğraflardan oluşuyor. YABAN HAYATI VE DOĞA Wolfgang Duerr’in (Almanya) WILD adlı serisi, hareket sensörleriyle tetiklenen bir kamera aracılığıyla çekildi; siyah beyaz karelerde farklı yaban hayvanları hareket halinde görüntüleniyor. Anita Pouchard Serra’nın (Arjantin) serisi ise Buenos Aires’teki özel bir yerleşim alanında mahallede yaşayan kapibaralar ile site sakinleri arasındaki çatışmayı ele alıyor. Will Burrard-Lucas’ın (Birleşik Krallık) Crossing Point projesi, Kenya’daki Maasai Mara Ulusal Rezervi’nde yaban hayatını görüntülüyor; nesli tehlike altındaki siyah gergedanları izlemek amacıyla kurulan uzaktan kamera tuzağı, sonunda ormanlık nehir geçidinde toplanan çok sayıda hayvanı ortaya çıkarıyor. 2026 Profesyonel Yarışma jürisi şu isimlerden oluşuyor: Monica Allende, Bağımsız Küratör ve Fotoğraf Danışmanı, Jüri BaşkanıDaniel Brena, Direktör, Centro de las Artes de San Agustín, MeksikaYumi Goto, Bağımsız Küratör, Editör, Araştırmacı ve Yayıncı, JaponyaZack Hatfield, Yönetici Editör, Aperture dergisi, ABDPaul Ninson, Kurucu ve İcra Direktörü, Dikan Center, GanaBindi Vora, Sanatçı ve Kıdemli Küratör, Autograph, Birleşik Krallık Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Anadolu Sigorta’nın Ormanın Gözleri Projesi 5. Yılında 1,2 Milyon Hektarlık Alanı Koruyacak  Haber

Anadolu Sigorta’nın Ormanın Gözleri Projesi 5. Yılında 1,2 Milyon Hektarlık Alanı Koruyacak 

Anadolu Sigorta, iklim kriziyle birlikte sayısı ve etkisi giderek artan orman yangınlarına karşı teknoloji, kamu–özel sektör iş birliği ve toplumsal farkındalığı bir araya getiren “Ormanın Gözleri” projesiyle Türkiye genelinde kalıcı ve ölçeklenebilir bir koruma modeli oluşturuyor. 2022 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü öncülüğünde hayata geçirilen proje; orman yangınlarını erken tespit etmek ve yangın riskine karşı toplumsal bilinç oluşturmak amacıyla tasarlandı. Proje kapsamındaki ilk insansız yangın gözetleme kulesi 2022 yılının sonunda Adana Balcalı’da devreye alındı. 2023 yılında Çanakkale, Muğla, Adana ve Antalya’da; 2024’te ise İstanbul, İzmir, Bursa, Kahramanmaraş ve Mersin’de yeni nesil kuleler tamamlanarak hizmete alındı. 2025 yılında İstanbul, Kastamonu, Muğla, Denizli, Bilecik ve İzmir’de kurulan kulelerle birlikte Ormanın Gözleri, yangın riski yüksek bölgelerde etkin bir erken uyarı ağına dönüştü. 2025 yıl sonu itibarıyla projede toplam 16 yangın gözetleme kulesi aktif olarak görev yapıyor. Bu kuleler aracılığıyla yaklaşık 800 bin hektarlık alan kesintisiz izlenirken, bugüne kadar 241 orman yangını çok erken aşamada tespit edilerek olası büyük felaketlerin önüne geçildi. “Ormanın Gözleri ile toplumsal farkındalığı artıran, ölçeklenebilir ve sürdürülebilir bir etki yaratmayı hedefliyoruz” Anadolu Sigorta Kurumsal İletişim, Sürdürülebilirlik ve Afet Yönetimi Koordinatörü Berna Semiz Ergüntan, Ormanın Gözleri projesine ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “İklim kriziyle birlikte orman yangınları yalnızca çevresel değil, toplumsal ve ekonomik boyutları olan çok katmanlı bir risk alanına dönüştü. Bu sene 5. yılına giren Ormanın Gözleri projesini, bu risklere karşı yalnızca bugünü değil geleceği de koruyan kalıcı bir çözüm modeli olarak kurguladık. Türkiye’de 23,4 milyon hektar orman alanı bulunmaktadır. Bu orman alanlarının yaklaşık %55’i yangına hassas bölge niteliğindedir. 2026’da tamamlanacak kulelerimizle yaklaşık 1.200.000 hektarlık alanı gözetleyeceğiz. Bu alanın yaklaşık 800.000 hektarı da yangına daha hassas orman alanı olarak nitelendiriliyor. Bu sayede devreye alacağımız yeni kulelerimizle yangına hassas bölgelerin yaklaşık %10’u gözlenecek. Orman Genel Müdürlüğü’nün yangın gözetleme sistemine ek olarak hayata geçirdiğimiz destekle, OGM’nin gözetlediği orman alanlarının yaklaşık %5’inin korunmasına katkı sunmuş olacağız. Teknolojiyi kamu–özel sektör iş birliğiyle sahaya indirirken, erken tespitin hayat kurtaran gücünü ve önleyici yaklaşımın önemini merkeze aldık. Yapay zekâ destekli gözetleme sistemleriyle ormanlarımızın gözü kulağı olurken, aynı zamanda toplumsal farkındalığı artıran, ölçeklenebilir ve sürdürülebilir bir etki yaratmayı hedefliyoruz.” 2026 hedefi: Türkiye ve Kıbrıs’ta daha geniş bir koruma ağı Projenin 2026 yol haritasında Balıkesir, Adana, Kastamonu ve Denizli illerine yeni yapay zekâ destekli insansız yangın gözetleme kuleleri kurulması; ayrıca Ankara (ODTÜ Ormanları) ve Kıbrıs’ta gelişmiş gözetleme sistemlerinin devreye alınması yer alıyor. Ormanın Gözleri sadece hayati önemde bir teknolojik yatırım değil; aynı zamanda güçlü bir iletişim ve farkındalık projesi. Proje kapsamında hazırlanan “Ormanın Gözleri” belgesel serisinin ilk bölümü 2023’te, dördüncü bölümü ise 2025’te izleyiciyle buluştu. Belgesel serisi teknik başarının ötesinde doğa ile insan arasındaki ilişkiyi ve yangınlarla mücadeledeki ortak sorumluluğu görünür kılıyor. Belgesel çekimlerinin 2026 yılında da sürdürülmesi planlanıyor. Anadolu Sigorta’nın Ormanın Gözleri Projesi, iklim kriziyle mücadelede özel sektörün kamu kurumlarıyla birlikte hareket ettiğinde nasıl yüksek etki yaratabileceğinin somut bir örneğini oluşturuyor. Proje, orman yangınlarının erken tespiti ve orman koruma işleviyle Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları arasında yer alan “Karasal Yaşam” amacını doğrudan destekliyor. Aynı zamanda “Amaçlar İçin Ortaklıklar” başlığına da güçlü bir katkı sunarak, teknolojinin doğa koruma alanındaki dönüştürücü gücünü ortaya koyuyor. Kuleler yalnızca yangınlara karşı değil; diğer ormancılık faaliyetleri için de etkin bir gözetim sağlıyor. Aynı zamanda doğal yaşamın korunmasına katkı sunan sistemler, nesli tükenme riski altındaki türlerin takibinde de önemli rol üstleniyor. Kulelerin orman haberleşme sistemleri için baz istasyonu işlevi görmesi sayesinde, ormanlık alanlarda iletişim altyapısı güçlenirken, acil müdahale ekiplerinin koordinasyonu da önemli ölçüde kolaylaşıyor. Anadolu Sigorta, kule kurulumlarının yanı sıra Orman Genel Müdürlüğü’nün “Video Analitik Yazılım ve Duman Algılama Sistemi” projesine de destek veriyor. Bu sistem sayesinde, OGM’nin mevcut yangın gözetleme kulelerindeki kameralar tek bir yazılım platformu üzerinden izlenebiliyor. Yapay zekâ destekli analizlerle video görüntüleri üzerinde duman ve alev otomatik olarak algılanarak yangınlar çok erken safhada tespit edilebiliyor. Bu yaklaşım, afet risklerinin azaltılmasında teknolojinin rolünü güçlendirirken, iklim değişikliğine karşı dijitalleşme temelli bir uyum (adaptasyon) modeli de sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ENKA Sanat, Yeni Sezonda Sahnelerini   Yeni Buluşmalara Açıyor Haber

ENKA Sanat, Yeni Sezonda Sahnelerini Yeni Buluşmalara Açıyor

17 Şubat - 28 Nisan tarihleri arasında ENKA Oditoryumu’nda gerçekleşecek etkinliklerde, birbirinden değerli sanatçıları ve özgün prodüksiyonları ağırlamaya hazırlanıyor. ENKA Sanat, yeni sezonunu 17 Şubat Salı akşamı çok özel bir buluşmanın prömiyeriyle açıyor; “Bir Hikâye Bir Türkü”. Yaşamını sanata ve edebiyata adamış yazar Yekta Kopan ile Anadolu’nun sazını, sözünü dünya sahnelerine taşımış müzisyen Coşkun Karademir, Özlem Belkıs'ın kaleme aldığı bu projeyle aynı sahnede bir araya geliyor. Türkülerin, deyişlerin ve ezgilerin izinde ilerleyen bu söyleşi-konser; sanatı, edebiyatı ve müziği aynı potada buluşturarak seyirciyi samimi bir yolculuğa davet ediyor. Güvenç Dağüstün’ü, Eylem Pelit ve Derya Alabora ile bir araya getiren “Mahsus Mahal: Ruhi Su’ya Saygı” isimli projenin 24 Şubat Salı akşamı gerçekleşecek prömiyer gecesinde, Ruhi Su’nun halkın sesiyle yoğrulmuş derin müziği, çağdaş ve özgün bir anlatılı konser formatıyla sahnede yeniden hayat buluyor. 07 Nisan Salı akşamı Emre Elivar ve Başar Can Kıvrak’ın sahne alacağı “Alacakaranlıktan Işığa” başlıklı iki piyano resitali, klasik müzikseverleri Brahms’tan Ravel’e uzanan bir müzik yolculuğuna davet ediyor. Programda ayrıca, Türkiye’de ilk kez seslendirilecek olan Daphnis et Chloé Süit No. 2’nin Vyacheslav Gryaznov imzalı iki piyano düzenlemesi yer alıyor. 14 Nisan Salı akşamı gerçekleşecek “Büyük Buluşma” başlıklı konserde ise klasik müzik dünyasının beş değerli ismi ilk kez aynı sahnede bir araya geliyor. Veriko Tchumburidze, Esen Kıvrak, Öykü Canpolat, Dorukhan Doruk ve Gökhan Aybulus’un sahne alacağı gecede, J. Brahms ve A. Dvořák’ın piyanolu beşlileri, gerek duygusal yoğunlukları gerekse yapısal zenginlikleriyle hem yorumculara hem de dinleyicilere unutulmaz bir müzikal deneyim sunmayı hedefliyor. Genç virtüözlere destek olmak amacıyla sürdürülen ENKA Sahne Gala Konseri, 19 Nisan Pazar günü ENKA Oditoryumu’nda gerçekleşiyor. Sanat yönetmenliğini Cihat Aşkın’ın üstlendiği konserde; Efdal Altun, Cihat Aşkın, Gökhan Aybulus, Mehmet Girgin, Fazıl Say ve Dilbağ Tokay’ın yer aldığı Danışma Kurulu tarafından önerilen genç yetenekler sahne alarak, izleyiciyle buluşuyor. ENKA Sanat’ta Tiyatro ve Belgesel Zamanı ENKA Sanat, yeni sezonunda çok konuşulan yapımlarından bir seçki ile tiyatro severlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. 26 Şubat Perşembe akşamı, yönetmenliğini Hakan Emre Ünal’ın üstlendiği “En Sevdiğinden Başla” sahneleniyor. Barkın Sarp, Elif Aydın, Hakan Emre Ünal, Mert Yılmaz Yıldırım, Nezaket Erden ve Sudem Tiryakigil’in rol aldığı oyun, birlikte olmaya, bir arada kalmaya ve üretmeyi sürdürmeye çalışan iki genç sanatçının ilişkisini, hayata, birbirlerine ve kendilerine karşı verdikleri mücadele üzerinden anlatıyor. 3 Mart Salı akşamı ise Ahmet Sami Özbudak’ın yazdığı, Emrah Eren’in yönettiği “Şebbaz” adlı oyunu sahnesinde ağırlıyor. Oyun, dönemin nüfuzlu isimlerinden Muhterem Bey’in torununun sünnet töreninde, yıllardır küs olan iki şebbazın Turna ile Mehmet’in imzasını taşıyan “Ejderha ve Balık” oyununun sahnelenmesi sonrası olayları konu ediniyor. 10 Mart Salı akşamı, Kerem Kurdoğlu’nun kaleme aldığı “Sesler”, Salih Bademci’nin etkileyici performansı ve Mehmet Birkiye’nin yönetimiyle sahneleniyor. Oyun, izleyiciyi kendi iç dünyasının seslerini keşfetmeye ve duygularını anlamaya davet ediyor. 24 Mart Salı akşamı, Bulgar yazar Stefan Tsanev’in Jeanne d’Arc efsanesinden yola çıkarak kaleme aldığı “Jan Dark’ın Öteki Ölümü”, Tanrı, insan ve iktidar arasındaki ilişkiyi ustalıklı bir kara komedi diliyle sahneye aktarıyor. Hikmet Hükümenoğlu imzası taşıyan “Fora”, Aslı İnandık, Eray Karadeniz, Kubilay Aka, Şenay Gürler, Şerif Erol ve Şükran Ovalı’yı bir araya getiriyor. 30 Mart Pazartesi akşamı sahnelenecek olan oyun, aile bağlarını, kuşak çatışmasını ve bireylerin kendini bulma çabasını mizahi ve dokunaklı bir dille ele alıyor. Şâmil Yılmaz’ın kaleme aldığı, Sezen Keser’in yönettiği ve Oğulcan Arman Uslu’nun tek kişilik performansıyla sahnelenen “9/8’lik Kıyamet” 1 Nisan Çarşamba akşamı izleyiciyle buluşuyor. Yakın gelecekte, iklim krizinin vurduğu bir dünyada geçen oyun, “Dünya elimizden kayıp giderken biz kimin elini tutacak, kimlerle yan yana yürüyeceğiz?” sorusuna yanıt arıyor. ENKA Sanat, Türk Tiyatrosunun Bir Dönemine Işık Tutan Yeni Bir Kitaba Sponsor Oldu ENKA Sanat, akademisyen, eleştirmen ve 20 yıl boyunca festival direktörü olarak Türk tiyatrosuna büyük katkılar sunan Prof. Dr. Dikmen Gürün’ün “Bir Dönem Üstünden Türk Tiyatrosunu Eleştirilerle Okumak” başlıklı son kitabının lansmanına ve aynı adlı panele 26 Mart Perşembe akşamı ev sahipliği yapıyor. Editörlüğünü İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nilgün Firidinoğlu’nun yaptığı, ENKA Sanat’ın sponsorluğunda Doğan Kitap tarafından yayımlanan, tasarımını Bülent Erkmen’in üstlendiği kitap, 1950’li yıllardan 1980’lere uzanan süreçte, tiyatromuzu eleştiriler ışığında okumayı amaçlıyor. Alanında uzman isimleri bir araya getiren panel, Türk tiyatrosunun bu dönemini birlikte düşünmeye ve değerlendirmeye davet ediyor. ENKA Sanat’ın yapım sponsorluğunu, Porte Film’in yapımcılığını, Selçuk Metin’in yönetmenliğini, Zeynep Miraç’ın senaryosunu üstlendiği “Ferhangi Bir Yaşam”, 27 Mart Cuma akşamı bir kez daha perdeye yansıyor. 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne özel gösterimle izleyiciyle buluşan belgesel, bugüne kadar gün ışığına çıkmamış çok değerli bir arşivle Ferhan Şensoy’un tiyatro anlayışına olduğu kadar karakterine, dünya görüşüne ve yazar kimliğine odaklanıyor. Gelenekselleşen Neşeli Pazarlar serisi ise bu kez 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında, 26 Nisan Pazar günü, Ani Haddeler'in tasarlayıp yazdığı kuklalı çocuk gösterisi “Mitolojik Hikâyeler”e ev sahipliği yapıyor. Ortaoyunu ve kukla tiyatrosu geleneğinden yola çıkılarak tasarlanan oyunda, çoğu coğrafyamızda geçen mitolojik hikâyeler, güzelliğin ve aşkın temsilcisi Afrodit'in anlatımıyla ve her hikâyeye bir konuk sanatçının eşlik etmesiyle sunuluyor. Konuk sanatçılar arasında Ezgi Çelik, Gülinler ve Cem Yılmazer bulunuyor. ENKA Sanat sezon finalini, Elma, Labrador, Çimen” ile yapıyor. 28 Nisan akşamı sahnelenecek, Onur Ünsal’ın yönettiği, müzik tasarımında Kenan Doğulu imzası taşıyan oyunda, Engin Hepileri ve Nergis Öztürk rol alıyor. Alzheimer ile mücadele eden bir adamın ve ona hayatı boyunca eşlik eden kadının hikâyesini sahneye taşıyan oyun, hatırlamanın ve unutmanın sınırında, bir ömür boyu süren sevginin gücünü anlatıyor.

Altın Koza Ödüllü “Döngü” Belgeselinin Galası İzmir’de Gerçekleşti Haber

Altın Koza Ödüllü “Döngü” Belgeselinin Galası İzmir’de Gerçekleşti

Filmin Galası, 10 Ocak 2026 tarihinde Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde gerçekleşti. Zeytinliklerin yaşam hakkı mücadelesini ve Anadolu’daki doğayla uyumlu üretim kültürünü sinemanın diliyle ele alan belgesel, 32. Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nde Mansiyon Ödülü’nü aldı. Film, zeytin etrafında şekillenen yaşam ilişkilerini, kuşaklar boyunca aktarılan bilgiyi ve bu bilginin sürekliliğini odağına alıyor. “Döngü”, doğayla kurulan ilişkinin bir üretim pratiği olmasının yanı sıra ortak bir yaşam biçimi olarak nasıl devam ettiğini anlatıyor. Belgesel, zeytinliklerdeki emeği, bakımı ve dayanışma ilişkilerini, sahadaki tanıklıklar üzerinden aktarıyor. “Doğanın haklarını sinema diliyle aktarıyorum.” Filmin yönetmeni Bulut Renas Kaçan, gala akşamı gerçekleştirdiği konuşmada; ‘’Döngü binlerce yıllık birikimin, kültürün vücut bulmuş hali. Filmimiz JES’lere karşı haklarını savunan Orhanlı Köyü’nün hikayesini anlatıyor. Biz bu filmle hak kavramının bütünlüğünü savunuyoruz. Sadece insan değil onun bir parçası olduğu doğanın var olma hakkını sanatın diliyle anlatmaya çalıştık.” dedi. Doğa Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dicle Tuba Kılıç, belgeselle ilgili olarak şunları söyledi: “Döngü, zeytinliklerde kurulan yaşamın bilgisini ve bu bilginin kuşaklar boyunca nasıl aktarıldığını anlatan bir film. Aynı zamanda zeytinliklerin yaşam hakkını savunan bir anlatı. Doğa Derneği bu filmin yapımını, doğayla birlikte var olma biçimlerinin mümkün olduğunu göstermek için üstlendi. Döngü, zeytinlikleri var eden ilişkilerin biyolojik çeşitlilik ve kültürel açıdan korunmasının neden hayati olduğunu sinemanın diliyle paylaşıyor. Anadolu’nun dört bir yanında süren mücadeleleri sanatın pek çok alanında görmek umut verici. Orhanlı’dan İkizköy’e, Artvin’den Siirt’e yaşamı savunmaya devam ediyoruz. ” Altın Koza’nın ardından 12. Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali’nde (BİFED) finalist filmler arasında yer alan “Döngü”, gala gösterimiyle İzmirli izleyicilerle bir araya geldi. Filmin konusu olan zeytinlikler, yüksek biyolojik çeşitliliği olan, iklim değişikliği ve kuraklık koşullarına uyum sağlayabilen üretim biçimleri olarak korunması gereken alanlar arasında yer alıyor. 2025 / 44’ / Renkli Color / Türkiye Turkey Yönetmen/Director: Bulut Renas Kaçan Senaryo/Screenplay: Galip Ener, Bulut Renas Kaçan Müzik / Music : Murat Küçükarslan Görüntü Yönetmeni/Cinematography: Bulut Renas Kaçan Kurgu / Editing : Bulut Renas Kaçan Oyuncular /Cast : Galip Ener, Raziye İçtepe Akyol, Burçin Feran Yaraşlı Yapımcı / Producer : Doğa Derneği

Ozan Ünal’ın “Rüya Hissi Süsler, Hafıza Anıyı” Sergisi Sona Erdi Haber

Ozan Ünal’ın “Rüya Hissi Süsler, Hafıza Anıyı” Sergisi Sona Erdi

Gerçeğin ve hayalin sınırlarını sorgulayan sergi, müzisyen Cenk Erdoğan’ın müzik performansı ve Ozan Ünal’ın eserlerinin hikayesiyle sona erdi. Çelik, paslanmaz çelik, bronz ve beton gibi sağlam malzemelerin insan hafızasının kırılganlığıyla buluştuğu sergide yer alan 35 heykel, izleyiciyi hem duygusal hem de düşünsel bir yolculuğa davet etti. Her bir eser; sanatçının çizimleri, notları ve uzun süren üretim süreçleriyle şekillenerek özgün bir düşüncenin taşıyıcısı olarak öne çıktı. Ünal’ın bu üretim sürecinde tuttuğu notlar ve çizimlerden derlenen 300 edisyonluk eskiz defteri sergide izleyiciyle buluştu. Kapanış günü, “Doküman” isimli video çalışmasının izlenmesiyle başladı. Ardından “Rüya Hissi Süsler, Hafıza Anıyı”sergisinde Ozan Ünal, eserleri arasında gezerek izleyicilere anlatım yaptı. Sergi, müzisyen Cenk Erdoğan’ın canlı gitar performansıyla atmosferin duygusuna eşlik etmesiyle devam etti. Ozan Ünal konuşmasında şunları söyledi: “Farklı disiplinlerde üretmeyi seviyorum; yazarım, çizerim, videoyu da bu sergiyle birlikte ilk kez denedim. Sanatta bir disiplini öğrendiğinizde, diğerine geçmek biraz daha kolaylaşıyor ama doğru motivasyon da gerekiyor. Bu sergide bir belgesel mi, kısa film mi olduğu tam belli olmayan bir video yapmak istedim. Zaten sanatın tanımlanmasını, kategorilere ayrılmasını çok sevmem. Ben kendimce heykel yaparım, çizerim; herkesin üretim biçimi kendine özgüdür.” “Bu sergi, ‘Gerçeğin İnşası’ adını verdiğim üçlemenin son halkası. İlk sergi 2019 yılında ‘Bir Varlık Bir Yokluk’, ardından 2021’de ‘Rüya Anıdan Sayılır mı?’ gelmişti. Bu üçlemede gerçeği, rüyayı ve insanın kendi iç dünyasındaki sınırları sorgulamaya çalıştım. ‘Gerçeği inşa etmek’ kolay değil; çünkü gerçek estetik bir kavram değil, hatta bazen şekil veremediğimiz bir şey. Bu süreçte kendi çocukluğumun elinden tutup yola çıktım; sonunda bu sergi ortaya çıktı.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.