Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Beslenme

Kapsül Haber Ajansı - Beslenme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Beslenme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Mide Botoksu Zayıflamada Etkili mi? Haber

Mide Botoksu Zayıflamada Etkili mi?

Obezite ve fazla kilo, günümüzde milyonlarca insanı etkileyen önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Özellikle kilo vermekte zorlanan kişiler, beslenme programları ve egzersizin yanı sıra farklı tıbbi uygulamaları da araştırıyor. Son yıllarda adı sıkça duyulan mide botoksu, endoskopik yöntemle uygulanabilmesi ve cerrahi kesi gerektirmemesi nedeniyle dikkat çekiyor. Ancak mide botoksunun zayıflama üzerindeki etkisi, bilimsel araştırmalarda tartışılmaya devam ediyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, kilo kontrolünde uygulanacak yöntemin hastanın sağlık durumuna göre belirlenmesi ve işlemlerden beklenen sonuçların gerçekçi şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Mide Botoksu Zayıflamaya Nasıl Yardımcı Olmayı Amaçlıyor? Mide botoksu, botulinum toksininin endoskopik yöntemle mide duvarındaki belirli noktalara enjekte edilmesine dayanan bir uygulamadır. Bu işlemle mide kaslarının hareketlerinin etkilenmesi, mide boşalma süresinin uzaması ve tokluk hissinin artırılması amaçlanır. Mide boşalmasının yavaşlaması, teorik olarak kişinin daha uzun süre tok hissetmesine katkı sağlayabilir. Ancak bu mekanizmanın her hastada aynı etkiyi oluşturduğu veya belirgin kilo kaybına yol açtığı bilimsel olarak kesinleştirilmiş değildir. Op. Dr. Ahmet Bekin, kilo verme uygulamalarında yalnızca işlemin nasıl yapıldığına değil, etkinliğini destekleyen bilimsel kanıtlara da dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor. Mide Botoksu Gerçekten Kilo Verdiriyor mu? Mide botoksunun kilo kaybına etkisini araştıran bilimsel çalışmalarda farklı sonuçlar bulunuyor. Bazı araştırmalarda uygulama sonrasında kilo kaybı bildirilirken, kontrollü çalışmaların sonuçlarını değerlendiren analizlerde mide botoksunun plaseboya kıyasla anlamlı bir kilo kaybı üstünlüğü sağlamadığı da gösteriliyor. Bu nedenle mide botoksunun bütün hastalarda etkili olduğu veya belirli miktarda kilo verdirdiği söylenemiyor. Kilo kaybı üzerinde günlük kalori alımı, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, hormonal ve metabolik durum ile kişinin tedaviye uyumu gibi birçok faktör etkili oluyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, hastalara kesin kilo kaybı vaat edilmesinin doğru olmadığını, tedavi seçeneklerinin bireysel sağlık koşulları ve bilimsel veriler doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Mide Botoksunun Etkisi Ne Kadar Sürer? Botulinum toksininin kaslar üzerindeki etkisi geçicidir. Bu nedenle mide botoksunun oluşturabileceği fizyolojik değişikliklerin de zamanla azalması beklenir. Bununla birlikte uygulamanın mide hareketleri ve kilo kaybı üzerindeki etkisinin ne kadar sürdüğü kişiden kişiye farklılık gösterebilir. İşlemin uzun vadede kalıcı zayıflama sağladığına dair yeterli bilimsel kanıt bulunmamaktadır. Özellikle uygulama sonrasında beslenme alışkanlıkları değişmediğinde, kilo kontrolünün sürdürülebilir olması güçleşebilir. Mide Botoksu ile Ne Kadar Kilo Verilebilir? Mide botoksu hakkında en sık sorulan sorulardan biri de uygulama sonrasında kaç kilogram verilebileceğidir. Ancak bu soruya herkes için geçerli tek bir rakamla yanıt vermek mümkün değildir. Bilimsel çalışmalarda bildirilen kilo kaybı miktarları farklılık göstermektedir. Araştırmaların yöntemleri, katılımcı özellikleri ve eş zamanlı uygulanan beslenme programları sonuçları etkileyebilmektedir. Bu nedenle mide botoksunun belirli bir kilogram veya vücut ağırlığı yüzdesi kadar kilo kaybı sağlayacağını garanti etmek bilimsel açıdan doğru değildir. Op. Dr. Ahmet Bekin, zayıflama sürecinde hedefin yalnızca tartıdaki rakamı azaltmak değil, kişinin metabolik sağlığını koruyarak sürdürülebilir kilo kontrolü sağlamak olması gerektiğini vurguluyor. Mide Botoksu Diyet ve Egzersiz Olmadan Etkili Olabilir mi? Sağlıklı kilo kontrolünün temelinde dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve sürdürülebilir yaşam tarzı değişiklikleri bulunuyor. Mide botoksu uygulanmış olsa bile sağlıksız beslenme alışkanlıklarının devam etmesi, yüksek kalorili içeceklerin tüketilmesi ve hareketsiz yaşam tarzı kilo verme sürecini olumsuz etkileyebilir. Kişinin günlük enerji ihtiyacına uygun beslenme planı oluşturulması, protein ve lif bakımından dengeli öğünler tüketilmesi ve fiziksel aktivitenin artırılması uzun vadeli kilo yönetiminde önem taşıyor. Beslenme ve egzersiz programlarının da kişinin yaşına, sağlık durumuna ve fiziksel kapasitesine göre planlanması gerekiyor. Mide Botoksu ile Obezite Cerrahisi Arasındaki Fark Nedir? Mide botoksu ve obezite cerrahisi, uygulama şekilleri ve bilimsel etkinlikleri bakımından birbirinden farklıdır. Mide botoksu, endoskopik olarak yapılan ve mide anatomisinde kalıcı bir değişiklik oluşturmayı amaçlamayan bir işlemdir. Tüp mide ameliyatı ve gastrik bypass gibi obezite cerrahisi yöntemlerinde ise sindirim sistemi anatomisinde değişiklikler yapılır. Obezite cerrahisinin uygun hasta gruplarında kilo kaybı ve obeziteyle ilişkili hastalıklar üzerindeki etkileri geniş kapsamlı bilimsel araştırmalarla gösterilmiştir. Mide botoksunda ise etkinlik ve uzun dönem sonuçlara ilişkin bilimsel kanıtlar daha sınırlıdır. Bu nedenle farklı yöntemlerin birbirinin yerine doğrudan kullanılabilecek eşdeğer tedaviler olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. Mide Botoksunun Riskleri ve Yan Etkileri Nelerdir? Mide botoksu cerrahi kesi gerektirmese de tıbbi riskler taşıyabilen bir uygulamadır. İşlem sonrasında bulantı, karın ağrısı ve sindirim sistemi şikâyetleri görülebilir. Bunun yanı sıra endoskopi ve sedasyona bağlı riskler de söz konusudur. Botulinum toksininin nadir görülen sistemik etkileri ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğinden hasta seçimi ve tıbbi değerlendirme önem taşır. Uygulamanın etkinliği kadar güvenliğinin de dikkate alınması gerektiğini belirten Op. Dr. Ahmet Bekin, her tıbbi işlemin potansiyel yararları ve riskleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SUDER’den “Sağlıklı Hidrasyon” Vurgusu Haber

SUDER’den “Sağlıklı Hidrasyon” Vurgusu

Sağlıklı yaşam anlayışının gün geçtikçe hayatımızda daha fazla yerleşmesiyle; dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve kaliteli uyku kadar, günlük sıvı tüketimini merkeze alan sağlıklı hidrasyon kavramı da sıkça gündeme gelmeye başladı. Bu küresel trend; yeterli su tüketimi ile beraber günlük su ihtiyacının, doğal minerallerini koruyan ve doğal yollarla elde edilen fonksiyonel içeceklerle karşılanmasını destekliyor. Güncel araştırmalar, suya günlük yaşamın her anında kolayca ulaşılabilmesinin, yeterli su tüketim alışkanlığı kazanılmasında önemli unsurlardan biri olduğuna dikkat çekiyor. “Güvenli içme suyuna kolay erişebilmek sağlıklı hidrasyonu destekliyor” Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) güncel içme suyu kalitesi yaklaşımı da su güvenliğini yalnızca tüketim anıyla sınırlamıyor, kaynaktan tüketiciye kadar uzanan süreçte risklerin yönetilmesini, sağlık temelli hedefleri ve gözetimi birlikte ele alıyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı, güvenli içme suyunun sürekliliğinin sağlanmasında tüm tedarik zincirinin kritik rol oynadığına dikkat çekerek “Günlük yaşamın yoğunluğu içerisinde tüketicilerin ihtiyaç duydukları suya güvenilir ve hijyenik koşullarda, kolayca ulaşabilmesi büyük önem taşıyor. Ambalajlı sular, kaynağından tüketiciye ulaşana kadar üretim, dolum, ambalajlama, depolama ve denetim süreçlerinden geçerek günlük yaşamın farklı alanlarında kaliteli ve güvenilir bir hidrasyon seçeneği sunuyor” dedi. Farklı ambalaj seçenekleri her ortamda tüketimi pratikleştiriyor Gün içerisinde su tüketimi evde, iş yerinde, okulda, spor yaparken, seyahat ederken veya açık havada geçirilen zamanlarda farklı ihtiyaçlara göre şekilleniyor. Bu nedenle suyun günlük yaşamda kolayca ulaşılabilir olması önem taşıyor. Sağlıklı hidrasyon konusunda yayımlanan güncel araştırmalar, su tüketiminin artırılmasında sağlıklı suya erişim, doğru alışkanlıklar, toplumsal bilinçlenme, fiyat, kolaylık ve tüketim ortamı gibi faktörlerin de etkili olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle içme suyunun günlük yaşamda görünür, erişilebilir ve pratik bir seçenek olması, yeterli sıvı tüketiminin desteklenmesine doğrudan katkı sağlıyor. Ambalajlı sular da farklı ambalaj seçenekleri sayesinde evden iş yerine, seyahatten açık hava aktivitelerine kadar pek çok farklı kullanım alanında tüketicilerin erişimini sağlıklı suya erişimini kolaylaştırıyor. Ambalajlı sular çok sıkı denetim süreçleriyle tüketiciye ulaşıyor SUDER, sağlıklı hidrasyon yaklaşımının önemli unsurlarından biri olan kaliteli ve güvenilir suya ulaşabilmesi için çalışıyor. Türkiye’de ambalajlı suların şişelenmesi, ambalajlanması, etiketlenmesi ve piyasaya arzı Sağlık Bakanlığı’nın ilgili mevzuat çerçevesinde titizlikle gerçekleştiriliyor. Su türlerine göre farklı teknik ve kalite kriterleri uygulanırken, ambalajlı sular su kaynaklarından başlayarak, üretim tesislerine ve raflara kadar uzanan içildiği ana kadarki tüm süreçlerde Sağlık Bakanlığı’nın çok sıkı denetimlerine tabi tutuluyor. Mikrobiyolojik kontrolleri ve hijyen gerekliliklerini üretimin her aşamasında en üst düzeyde tutan ambalajlı su sektörü, kalite ve güvenliği gözeten uygulamalarla suyu en uygun koşullarda tüketiciye ulaştırılmasını sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği ve Boehringer Ingelheim Türkiye, İnmede Erken Müdahalenin Önemine Dikkat Çekiyor Haber

Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği ve Boehringer Ingelheim Türkiye, İnmede Erken Müdahalenin Önemine Dikkat Çekiyor

Dünya genelinde ölüm ve kalıcı engellilik nedenleri arasında ilk sıralarda yer alan inme, erken müdahalenin hayati önem taşıdığı ciddi bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor. Dünya İnme Örgütü verilerine göre, 25 yaş üzerindeki her dört kişiden biri yaşamı boyunca inme geçirme riskiyle karşı karşıya kalırken, dünyada her yıl yaklaşık 12 milyon yeni inme vakası meydana geliyor.[1] Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği, “İnmede Çare Erken Müdahale” mesajıyla, 29 Ekim Dünya İnme Günü’nde inme belirtilerinin zamanında fark edilmesi ve hızlı müdahalenin önemi konusunda toplumsal bilinci artırmayı amaçlıyor. İnmede Her Dakika Hayati Önem Taşıyor Halk arasında beyin felci olarak da bilinen inme, beyne giden kan akışının bir damar tıkanıklığı veya kanama nedeniyle bozulması sonucu meydana geliyor. Beynin yeterli oksijen ve besine ulaşamaması, kısa sürede beyin dokusunda hasara yol açabiliyor. Yüzde ani kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, konuşmada bozulma, ani görme kaybı ve denge sorunları inmenin başlıca belirtileri arasında yer alıyor. Bu belirtilerin aniden ortaya çıkması durumunda vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi'nin aranması, hastanın doğru tedaviye zamanında ulaşabilmesi açısından kritik önem taşıyor. İnme belirtilerini bilmenin yanı sıra bu belirtiler karşısında hızlı hareket etmenin de büyük önem taşıdığını vurgulayan Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Semih Giray, “İnme söz konusu olduğunda zaman, tedavinin başarısını belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Beyne giden kan akışının bozulduğu her dakika, beyin dokusunda geri dönüşü olmayan hasarlar meydana gelebilir. Ancak uygun hastalarda zamanında gerçekleştirilen tıbbi müdahaleler sayesinde kalıcı hasar riskini azaltmak mümkün olabiliyor. Bu nedenle toplumda yalnızca inme belirtilerinin bilinmesini değil, bu belirtiler karşısında nasıl hareket edilmesi gerektiğinin de öğrenilmesini önemsiyoruz. Yüzde kayma, kol veya bacakta güç kaybı ya da konuşmada ani bozulma gibi belirtiler fark edildiğinde geçmesini beklemeden 112 aranmalı. Çünkü inmede kaybedilen zaman, sağlıklı bir geleceği de etkileyebilir” dedi. İnme Her Yaşta Görülebiliyor Toplumda sıklıkla ileri yaşlarla ilişkilendirilen inme, genç ve orta yaş grubundaki bireyleri de etkileyebiliyor. Dünya İnme Örgütü verilerine göre, her yıl meydana gelen inmelerin yaklaşık %63’ü 70 yaşın altındaki kişilerde görülüyor.[2] Türkiye'de yapılan epidemiyolojik çalışmalar da inmenin yalnızca ileri yaş gruplarıyla sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. 2019 yılı verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 125 bin yeni inme vakası meydana gelirken, inme geçiren kişilerin %17,4’ünü 50 yaşın altındaki bireyler oluşturuyor.[3] Yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol, kalp ritim bozuklukları, sigara kullanımı, sağlıksız beslenme ve fiziksel hareketsizlik, inme riskini artıran başlıca faktörler arasında bulunuyor. Düzenli sağlık kontrolleri, mevcut hastalıkların kontrol altında tutulması, dengeli beslenme ve fiziksel aktivite gibi sağlıklı yaşam alışkanlıkları ise inme riskinin azaltılmasında önemli rol oynuyor. İnme riskinin azaltılmasında sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Semih Giray, “İnme riskini artıran faktörlerin önemli bir bölümü, yaşam tarzında yapılacak değişiklikler ve düzenli sağlık kontrolleriyle kontrol altına alınabilir. Yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve kalp ritim bozuklukları inme riskini artıran başlıca sağlık sorunları arasında yer alırken; sigara kullanımı, sağlıksız beslenme ve fiziksel hareketsizlik de bu riski artırabiliyor. Bu nedenle dengeli beslenmek, düzenli fiziksel aktivite yapmak, sigaradan uzak durmak ve mevcut hastalıkları hekim kontrolünde takip etmek büyük önem taşıyor. İnme konusunda farkındalığın yalnızca belirtileri tanımakla sınırlı kalmaması, hastalık ortaya çıkmadan önce alınabilecek önlemleri de kapsaması gerektiğine inanıyoruz. Unutmamalıyız ki inme riskini azaltmak için bugün atacağımız adımlar, gelecekte sağlığımızı korumamızda önemli bir fark yaratabilir” dedi. İnme Farkındalığını Güçlendirmek İçin Anlamlı İş Birliği İnmenin yalnızca bireylerin sağlığını değil, ailelerini ve sosyal yaşamlarını da derinden etkileyebilen bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çeken Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği ve Boehringer Ingelheim Türkiye, “İnmede Çare Erken Müdahale” kampanyasıyla erken müdahale bilincinin toplumun her kesimine yayılmasını hedefliyor. Boehringer Ingelheim Türkiye Genel Müdürü & İnsan Sağlığı Direktörü Okan Güner, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Boehringer Ingelheim Türkiye olarak, insanların yaşamlarını olumlu yönde değiştirme hedefimiz doğrultusunda, yenilikçi tedavilerin geliştirilmesine katkı sunmanın yanı sıra toplumsal sağlık bilincinin güçlendirilmesini de önemli bir sorumluluk olarak görüyoruz. İnme gibi erken müdahalenin hayati önem taşıdığı sağlık sorunlarında, doğru bilginin insanlara ulaşmasının büyük bir fark yaratabileceğine inanıyoruz. Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği ile yürüttüğümüz bu değerli iş birliği kapsamında, inme belirtilerine yönelik farkındalığı artırmayı ve toplumda hızlı müdahale bilincini güçlendirmeyi amaçlıyoruz. ‘İnmede Çare Erken Müdahale’ mesajımızla, herkesin hem kendisi hem de sevdikleri için belirtileri tanımasının ve doğru zamanda harekete geçmesinin önemini vurguluyoruz. Toplum sağlığına katkı sunan farkındalık çalışmalarını desteklemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. İnmede Çare Erken Müdahale İnme konusunda doğru bilginin yaygınlaştırılması ve erken müdahale bilincinin güçlendirilmesi amacıyla sürdürülen “İnmede Çare Erken Müdahale” kampanyası, Dünya İnme Günü kapsamında farkındalık mesajlarını daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor. Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği, Boehringer Ingelheim Türkiye’nin koşulsuz desteğiyle inme belirtilerinin tanınması, risk faktörlerine yönelik bilinç oluşturulması ve erken müdahalenin öneminin anlatılması için çalışmalarını sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Gıda Sektörü 12. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde Buluşacak Haber

Gıda Sektörü 12. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde Buluşacak

İklim değişikliği, su kaynakları üzerindeki baskı ve tedarik zincirlerindeki belirsizlikler, gıda sektöründe üretimin sürekliliğini ve kaynakların verimli kullanımını giderek daha önemli hale getiriyor. TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası) ile Sürdürülebilirlik Akademisi’nin bu yıl 12’ncisini düzenlediği Sürdürülebilir Gıda Zirvesi, bu sorunlara yönelik çözüm önerilerini sektörün ortak gündemine taşıyacak. Zirve; iklim, su ve doğanın korunmasından rejeneratif tarıma, dayanıklı tedarik zincirlerinden döngüsel üretime, sağlıklı ve erişilebilir beslenmeden inovasyon ve teknolojiye uzanan kapsamıyla sektörel dönüşüme odaklanacak. İş dünyası liderleri, akademisyenler ve uzmanların katkılarıyla küresel gelişmeleri Türkiye gıda sektörünün ihtiyaçlarıyla buluşturmayı hedefleyen Sürdürülebilir Gıda Zirvesi; uygulanabilir çözümlerin paylaşılmasına, yeni iş birliklerinin geliştirilmesine ve daha dayanıklı, adil ve sürdürülebilir bir gıda sistemi için ortak adımların güçlendirilmesine zemin oluşturacak. “Bugünün kararları gelecek kuşakların beslenme koşullarını belirliyor” Zirveye ilişkin değerlendirmelerde bulunan TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, gıda sektörünün geleceğini güvence altına almak için üretim, teknoloji ve kamu politikaları arasında güçlü bir bağ kurulması gerektiğini belirtti. Sidar, “Gıdada sürdürülebilirliği konuşurken üretimin hangi koşullarda devam edeceğini, suyumuzu ve toprağımızı nasıl koruyacağımızı, toplumun güvenilir gıdaya erişimini nasıl sağlayacağımızı birlikte ele almamız gerekiyor. Bugün aldığımız kararlar, gelecek kuşakların üretim imkanlarını ve beslenme koşullarını da belirliyor. Üzerimizdeki bu sorumluluk, kısa vadeli ihtiyaçlarla uzun vadeli hedefler arasında tutarlı bir ilişki kurmayı gerektiriyor. Bir üreticinin karşılaştığı güçlüğü, sanayinin ya da tüketicinin gündeminden ayrı düşünemeyiz. Bu nedenle sektörün her halkasının birbirini dinlemesine, anlamasına ve birlikte çalışmasına ihtiyaç duyuyoruz. Bilimsel bilginin üretimde karşılık bulması, teknolojinin yaygınlaşması ve kamu politikalarının bu dönüşümü desteklemesi, aramızdaki iş birliğinin niteliğine bağlı” dedi. “COP31’in çıktılarını gıda sektörü açısından değerlendireceğiz” 12. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nin ülkemizin ev sahipliği yapacağı COP31’in çıktılarını gıda sektörü açısından değerlendirmek için önemli bir zemin sunacağını kaydeden Sidar, “Küresel iklim gündeminde alınan kararların tarım ve gıda üretimine nasıl yansıyacağını, sektörümüzün bu süreçte atması gereken adımları ve önündeki fırsatları birlikte ele alacağız. Gıdanın geleceği için sorumluluk üstlenen tüm paydaşlarımızı 24 Aralık’ta Swissôtel The Bosphorus İstanbul’daki bu buluşmaya davet ediyoruz” ifadelerini kullandı. “Kalıcı dönüşüm için tüm paydaşlar birlikte hareket etmeli” Sürdürülebilirlik Akademisi Yönetim Kurulu Üyesi ve Sürdürülebilir Gıda Platformu Başkanı Semra Sevinç ise zirveye ilişkin olarak şunları söyledi: “Gıdanın geleceğini güvence altına almak, bu sektörde nasıl değer yarattığımızı yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Sürdürülebilirlik; tarımsal üretimin devamlılığından gıda sanayinin rekabet gücüne, tedarik zincirlerinin dayanıklılığından tüketicinin güvenilir ve erişilebilir gıdaya ulaşmasına kadar sektörün geleceğini belirleyen stratejik bir konu. Bu dönüşümün kalıcı olması için üreticiden sanayiciye, perakendeden ev dışı tüketime kadar tüm paydaşların birlikte hareket etmesi gerekiyor. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde, tarımdan sanayiye, perakendeden ev dışı tüketime kadar tüm paydaşları buluşturarak dönüşümü hızlandıracak çözümleri ve somut adımları gündeme taşıyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TIENS Türkiye, Ankara'da 5 Bin Kişilik Buluşmaya İmza Attı Haber

TIENS Türkiye, Ankara'da 5 Bin Kişilik Buluşmaya İmza Attı

Sağlık ve iyi yaşam alanında faaliyet gösteren küresel marka TIENS, Ankara'daki Büyük Ankara Kongre Merkezi'nde düzenlediği “BBS Konferansı 2026” ile uluslararası iş ortaklarını ve yöneticilerini bir araya getirdi. Yaklaşık 5.000 kişinin katıldığı organizasyonda şirketin gelecek dönem büyüme hedefleri, ürün inovasyonu, dijital dönüşüm ve uluslararası iş birlikleri ele alındı. Türkiye'nin dört bir yanından ve farklı ülkelerden distribütörlerin, üst düzey liderlerin ve şirket yöneticilerinin katılımıyla gerçekleştirilen etkinlik, Türkiye ve Çin arasındaki iş birliğini simgeleyen özel bir sahne gösterisiyle başladı. TIENS Türkiye Ülke Müdürü Ömer Barış Turan ve TIENS Grup Avrupa ve Avrasya Bölge Direktörü Aijun Li'nin de yer aldığı açılış seremonisinin ardından şirketin yeni dönem stratejileri katılımcılarla paylaşıldı. TIENS, 2027 yılına yönelik altı stratejik önceliğini açıkladı Konferansta konuşan TIENS Grup Avrupa ve Avrasya Bölge Direktörü Aijun Li, şirketin 2027 yılına yönelik büyüme yaklaşımını ve küresel pazarlardaki stratejik önceliklerini değerlendirdi. TIENS'in gelecek dönem yol haritasının ürün inovasyonu, marka gelişimi, iş modelinin dönüşümü, dijital teknolojiler, iş ortaklarının gelişimi ve Türkiye pazarında nitelikli büyüme olmak üzere altı temel alana odaklandığını belirtti. Aijun Li, “2027 yılına yönelik stratejimizin merkezinde ürünlerimizle değer yaratmak, markamızla küresel güven inşa etmek, tüketicilere güçlü deneyimler sunmak, dijital teknolojilerle verimliliği artırmak ve iş ortaklarımızın gelişimini desteklemek bulunuyor. Bilim temelli güzellik, kişiye özel beslenme ve akıllı sağlık alanlarında ürün portföyümüzü geliştirirken, Türkiye'deki büyümemizi de bu dönüşümün önemli bir parçası olarak görüyoruz. Avrupa ile Asya'yı birbirine bağlayan Türkiye, küresel stratejimizde önemli bir konuma sahip. Önümüzdeki dönemde uluslararası kaynaklarımızı Türkiye'deki ekiplerimizin deneyimiyle bir araya getirerek sürdürülebilir büyümemizi güçlendirmeyi hedefliyoruz.” dedi. Li, konuşmasında şirketin dijital dönüşüm hedeflerine de değinerek ürün eğitiminden müşteri iletişimine, ekip yönetiminden iş ortaklarının gelişimine kadar farklı süreçlerde teknolojinin daha etkin kullanılmasının planlandığını aktardı. Ayrıca sağlık ve iyi yaşam alanındaki deneyim merkezlerinin geliştirilmesi ve uluslararası eğitim fırsatlarının artırılmasının gelecek dönem öncelikleri arasında bulunduğunu ifade etti. TIENS Türkiye Ülke Müdürü Ömer Barış Turan, konferansta distribütörlerin başarılarını kutlayarak şunları söyledi: “Bugün burada birlikte neler başarabileceğimizi bir kez daha gördük. TIENS Türkiye'nin büyümesinin arkasında distribütörlerimizin emeği, azmi ve kararlılığı var. Her bir başarı hikâyesi bizim için büyük bir gurur ve motivasyon kaynağı. Bugüne kadar birlikte çok güzel başarılara imza attık. Şimdi önümüzde yeni hedefler, yeni fırsatlar ve birlikte yazacağımız çok daha büyük başarı hikâyeleri var.” Yeni JIRI ürün grubu katılımcılara tanıtıldı Konferansın öne çıkan başlıklarından biri, TIENS'in güzellik ve kişisel bakım alanındaki yeni ürün grubu JIRI oldu. TIENS Group Başkan Yardımcısı Wendy Li, gerçekleştirdiği özel sunumda yeni cilt bakım serisi JIRI’yi katılımcılarla buluşturarak şirketin Kore cilt bakım ürünleri pazarına yönelik yaklaşımını paylaştı. TIENS'in bilim temelli güzellik alanındaki stratejisinin bir parçası olarak konumlandırılan JIRI ürün grubu, modern cilt bakım teknolojilerini ve bitkisel içeriklere yönelik araştırmaları bir araya getiriyor. Şirketin özellikle genç tüketicilere ulaşma ve güzellik ile iyi yaşam alanındaki varlığını güçlendirme yaklaşımı açısından önem taşıyor. Konferansa ayrıca Güney Kore'nin Namwon kentinde düzenlenen Chunhyang Festivali kapsamındaki Miss Chunhyang yarışmasının 2026 yılı güzellik unvanı sahibi özel konuk olarak katıldı. Bu katılım, etkinliğin uluslararası niteliğini güçlendirirken Güney Kore cilt bakım sektörüne yönelik yaklaşımın da öne çıkmasını sağladı. Başarılı distribütörler 5 bin kişinin katıldığı törende ödüllendirildi BBS Konferansı 2026 kapsamında TIENS Türkiye distribütörlerinin yıl boyunca elde ettikleri kariyer başarıları da kutlandı. Yeni kariyer seviyelerine ulaşan distribütörler sahneye davet edilerek kendilerine kariyer rozetleri takdim edildi. Konferansta ayrıca iş ortaklarına yönelik uluslararası gelişim fırsatları ve yeni teşvik programları gündeme geldi. Çin'deki TIENS Uluslararası Sağlık Endüstri Parkı ve Güney Kore'deki JIRI araştırma geliştirme ve üretim tesislerine yönelik eğitim ve deneyim programları, şirketin iş ortaklarının gelişimini desteklemeyi hedeflediği alanlar arasında paylaşıldı. Türkiye ve Çin arasındaki iş birliğini simgeleyen özel dans gösterileriyle renklenen konferansta, TIENS'in uluslararası birliktelik ve ortak büyüme yaklaşımı da vurgulandı. Türkiye’den Cenk Doğar ve Çin’den bir sunucunun birlikte üstlendiği sunumuyla uluslararası kimliğini sahneye de taşıyan organizasyon, stratejik konuşmalar ve ödül törenlerinin yanı sıra dans ve müzik performansları, DJ gösterileri ve hediye çekilişleriyle renkli anlara sahne oldu. BBS Konferansı 2026, farklı ülkelerden katılımcıları aynı çatı altında buluşturarak TIENS'in gelecek dönem hedeflerinin, yeni ürün stratejilerinin ve iş ortaklarına yönelik gelişim yaklaşımının paylaşıldığı uluslararası bir organizasyon olarak tamamlandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Enstitüsü Vakfı, Sağlıklı Nesiller İçin Bilimsel İş Birliklerine Öncülük Ediyor Haber

Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Enstitüsü Vakfı, Sağlıklı Nesiller İçin Bilimsel İş Birliklerine Öncülük Ediyor

Çocukların sağlıklı gelişimine ilişkin küresel bilgi ve deneyimin paylaşıldığı zirvenin açılışında konuşan Vakıf Başkanı Yahya Ülker, “Bilimsel birikimimizi uluslararası iş birlikleriyle geliştirerek çocukların sağlıklı gelişimine katkı sunmayı ve bilimin toplumsal faydaya dönüşmesini desteklemeyi hedefliyoruz.” dedi. Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Enstitüsü Vakfı, gıda, beslenme ve sağlık alanlarında 20 yıla yaklaşan bilimsel bilgi birikimini uluslararası iş birlikleriyle buluşturma vizyonuyla önemli bir adım attı. The Nutrition Society (Beslenme Derneği) iş birliğiyle düzenlenen İstanbul Science Summit 2026, çocukların sağlıklı gelişimine ilişkin uluslararası bilimsel bilgi ve deneyimin paylaşıldığı bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Aralarında Türkiye, İngiltere, ABD, Japonya, Norveç ve Pakistan’ın bulunduğu farklı ülkelerden halk sağlığı uzmanları, beslenme araştırmacıları ve uluslararası kuruluşların temsilcileri İstanbul Science Summit 2026’da çocukların sağlıklı gelişimini etkileyen konuları uluslararası araştırmalar ve farklı ülke deneyimleri ışığında ele aldı. Türkiye Cumhuriyeti’nin son Başbakanı, 28. TBMM Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Binali Yıldırım, Sağlık Bakan Yardımcısı Şuayip Birinci ve Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan ve Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker’in de katılımcılara hitap ettiği zirveye, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İsrafil Kışla ve Türkiye Sağlık Enstitüleri (TÜSEB) Başkan Yardımcısı Murat Sargın da katıldı. Yahya Ülker: “Bilimsel bilginin gerçek değeri, çocukların yaşamına sunduğu katkıyla ortaya çıkıyor” Zirvenin açılış konuşmasını yapan Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Enstitüsü Vakfı Başkanı Yahya Ülker, çocukların sağlıklı geleceği için bilimsel kanıtların yol göstericiliğine ve bu bilgilerin günlük yaşamda karşılık bulmasının önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Enstitüsü Vakfı olarak global vizyonumuz doğrultusunda, çocukların beslenme hakkı ve sağlıklı gelişimi gibi tüm dünyayı ilgilendiren konularda uluslararası bilimsel diyaloğun parçası olmayı ve gelişmesine katkı sunmayı önemsiyoruz. Dünyanın farklı noktalarında üretilen bilgi ve deneyimi ortak bir zeminde buluşturmak amacıyla düzenlediğimiz İstanbul Science Summit 2026’da çocukların sağlıklı gelişimi için uluslararası uzmanların bir araya gelmesini ve ortak mesajlar verilmesini değerli buluyoruz. Bilimsel bilginin gerçek değeri, çocukların yaşamına sunduğu katkıyla ortaya çıkıyor. Bu nedenle bilimsel birikimin çocukların, ailelerin ve toplumların yararına kullanılmasını desteklemeli, bilginin somut çözümlere dönüşmesine hep birlikte katkı sunmalıyız.” Vakfın uluslararası vizyonunda yeni bir adım Çocukların yeterli ve dengeli beslenmeye, sağlıklı gelişimlerini destekleyen bir çevreye ve güvenilir bilgiye erişiminin önemini vurgulayan Yahya Ülker, Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Enstitüsü Vakfı olarak bu anlayışı global iş birlikleriyle uluslararası arenaya taşımayı hedeflediklerini belirtti. Yahya Ülker şöyle devam etti: “Çocukların sağlıklı beslenmesi, dünyanın ortak sorumluluğudur ve bu sorumluluk hepimize birlikte hareket etme görevi yüklüyor. Bunun için bilim insanlarını, uluslararası kuruluşları, eğitimcileri ve karar vericileri aynı hedef etrafında buluşturmalı, dünyanın farklı noktalarında üretilen bilimsel bilgiyi paylaşmalı, araştırmaların sonuçlarını uygulamaya taşımalı ve her çocuğun sağlıklı gelişimini destekleyecek çözümler için birlikte çalışmalıyız. Bilimin sınırları aşan gücüne olan inancımızla İstanbul Science Summit 2026’dan dünyaya bir çağrı yapıyoruz: Çocukların sağlıklı geleceği için bilimsel bilgimizi ve deneyimimizi ortak adımlara dönüştürelim. İstanbul’dan yükselen bu çağrının uluslararası iş birliklerini güçlendirmesini ve bilginin somut çözümlere dönüşmesine katkı sunmasını diliyoruz.” Zirve, çocukların sağlıklı geleceği için bilimsel perspektif İngiltere, ABD, Japonya, Norveç, Pakistan ve Türkiye başta olmak üzere farklı ülkelerden akademisyenleri, halk sağlığı uzmanlarını ve beslenme araştırmacılarını bir araya getiren İstanbul Science Summit 2026 iki gün sürecek. Zirvede; yaşamın ilk 1000 günü, emzirme, anne-çocuk sağlığı, okul yemekleri, beslenme eğitimi, gıda güvencesizliği, obeziteyle mücadele ve acil durumlarda beslenme gibi çocukların sağlıklı gelişimine yönelik kritik başlıklar; üniversitelerden ve uluslararası kuruluşlardan uzmanların katılımıyla, farklı bilimsel perspektiflerle ele alınıyor. Genel oturumlar, tematik sempozyumlar, paneller ve sözlü araştırma sunumlarının yapıldığı zirve 20 Ekim’deki etkinliklerle sona erecek. Yurt içinden ve yurt dışından çok sayıda bilim insanının katıldığı zirveyi gazeteciler ve Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Tütüncü ve Yönetim Kurulu Üyeleri İbrahim Taşkın ve Uğur Demirel de takip etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Satsuma Mandalinanın İhracat Yolculuğu Başladı Haber

Satsuma Mandalinanın İhracat Yolculuğu Başladı

Sonbahar ve Kış mevsimlerinde C vitamini deposu olan, soğuk algınlığına karşı kalkan görevi gören, aroması, ince kabuğu ve çekirdeksiz yapısıyla en çok tercih edilen mandalina türü satsumada ihracat zamanı. Satsuma mandalinada ihracat sezonu 19 Ekim 2026 tarihinde başladı. Satsuma mandalinada ihracat sezonunun başlaması nedeniyle satsuma mandalinasıyla uluslararası üne sahip olan İzmir’in Gümüldür beldesinde “Satsuma Mandalina Hasat Töreni” düzenlendi. Balık: “Rekoltede yüzde 10-20 artış bekliyoruz” Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Balık, mandalina ihracatından Türkiye’nin 2025 yılında 912 milyon dolar döviz kazandığını, mandalinanın yaş meyve sebze ihracatında lider ürün olduğunu, 2026 yılı mandalina rekoltesinin katma değerli bir şekilde ihraç edilmesi için çaba göstereceklerini dile getirdi. 2026 sezonunda mandalina rekoltesinde yüzde 10-20 artış beklediklerinin altını çizen Balık, “Ege’nin satsuma mandalinası yeni sezonda ihracat yolculuğuna bugün başlıyor. Üreticilerimize ve ihracatçılarımıza hayırlı bir sezon diliyoruz” şeklinde konuştu. Mandalina ihracatından 912 milyon dolar döviz kazanmanın yanında mandalinanın üreticiden paketleme tesislerine, lojistik sektöründen ihracatçı firmalara kadar geniş bir ekonomik zinciri oluşturduğunu kaydeden Balık şöyle devam etti: “Mandalina ihracatında 2025 yılında Irak, 360 milyon dolarlık ihracatla ilk sırada yer alırken, Rusya Federasyonu 313 milyon dolarla ikinci oldu. Ukrayna 72 milyon dolar, Polonya 23 milyon dolar ve Sırbistan 19 milyon dolarlık mandalina ihracatıyla öne çıkan diğer pazarlar arasında yer aldı. Yeni sezonda önceliklerimiz kalıntı mevzuatına tam uyum, iyi tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması, gümrük süreçlerinin kesintisiz yürütülmesi ve ürünlerin uluslararası alıcılara zamanında ve güvenilir biçimde ulaştırılması olacak. Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği olarak ihracatçıların rekabet gücünü artırmak için çalıştıklarını belirten Balık, uluslararası fuarlar, ticaret heyetleri ve tanıtım faaliyetleri aracılığıyla Avrupa, Körfez ve Uzak Doğu pazarlarında yeni fırsatlar oluşturmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi. Uçak: “Mandalina ihracatında pazar çeşitliliği ve katma değer önemli” Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, satsuma mandalinanın Ege Bölgesi için yalnızca bir tarım ürünü olmadığını; üreticilerin geçim kaynağı, kıyı ilçelerinin ekonomik hayatının önemli bir unsuru ve bölgenin uluslararası pazarlardaki simgelerinden biri olduğunu ifade etti. Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği’nin 2025 yılı mandalina ihracatında Ukrayna ve Rusya Federasyonu’nun yaklaşık yüzde 64 paya sahip olduğunu aktaran Uçak, aynı yıl Sırbistan, Kuzey Makedonya, Romanya, Kosova, Karadağ, Bosna-Hersek ve Bulgaristan başta olmak üzere Balkan ülkelerine yaklaşık 5 milyon dolarlık mandalina ihraç edildiğini belirtti. Sonbahar ve kış aylarında bağışıklığınızı mandalinayla güçlendirin Mandalinadan meyve suyu, konserve, kurutulmuş meyve, reçel ve marmelat üretilebildiğini; kabuğundan ise esans ve aroma ürünleri elde edilebildiğini hatırlatan Uçak, “Hasat kayıplarının azaltılması ve ürünün farklı biçimlerde değerlendirilmesi hem taze hem de işlenmiş ürün ihracatına katkı sağlıyor. C vitamini ve lif açısından zengin mandalina, sonbahar ve kış aylarında bağışıklığın en doğal destekçilerinden biridir. Günde 2-3 adet mandalina tüketilmesini, okul çağındaki çocuklarımızın beslenme çantalarına mutlaka mandalina konulmasını öneriyoruz. Emeğini toprağa veren üreticilerimize, ürünümüzü dünyaya taşıyan ihracatçılarımıza bereketli ve kazançlı bir sezon diliyorum” diyerek sözlerine son verdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kayseri’de ‘Küçük Dostlar Kedi Kasabası’ Ziyaretçi Akınına Uğruyor Haber

Kayseri’de ‘Küçük Dostlar Kedi Kasabası’ Ziyaretçi Akınına Uğruyor

Sıra dışı farklı projelere imza attıklarını belirten Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar, "Hem Kayseri’de hem de Türkiye genelinde belediyecilik faaliyetlerinin her alanında en iyisini yapmaya gayret ediyoruz" dedi. Başkan Çolakbayrakdar, bu proje sayesinde çocukların hayvanlarla daha yakın ilişkiler kurarak onları daha iyi tanımalarının ve sevmelerinin sağlandığını vurguladı. Başkan Çolakbayrakdar, ayrıca hayvan fobisi olan bireylerin de bu mekân sayesinde korkularını yenip hayvan sevgisi geliştirebildiklerine dikkat çekerek, "Hemşehrilerimizin hizmetlerimize gösterdiği yoğun ilgiden dolayı teşekkür ediyorum" dedi. Tüm canlıların Kocasinan’da değerli ve önemli olduğuna dikkat çeken Başkan Çolakbayrakdar, “Kocasinan Belediyesi olarak sıra dışı farklı projeler yapıyoruz. Belediyelik faaliyetlerinin her alanında en iyisini yapıyor ve gayret ediyoruz. Her bir mahallemizde örnek işler gerçekleştiriyoruz. Yakut Mahalle’mize kazandırdığımız 10 bin metrekare yaşam alanı içerisinde yer alan ‘Küçük Dostlar Kedi Kasabası’nda 19 farklı çeşit kedi burada. Çocuklar ve gençler, buraya geldiği zaman kedilerle vakit geçirecekleri ortam bulunuyor. Özellikle yaratılmışın en şereflisi ‘Eşref-ı Mahlûk’ olan insana hizmet ediyoruz ama bununla birlikte çevremizi paylaştığımız Allah’ın can vermiş olduğu bütün mahlûkatı, Allah’ın şefkat nazarıyla onlara bakabilmenin yaklaşımı içerisindeyiz. Hz. Peygamberimizin (S.A.V) sahiplenmiş olduğu ‘Müezza’ isimli kedisi var. Peygamberimizin ümmeti olarak bu yaptığımız hizmet, şefkat göstermek adına örnek bir çalışmadır.” ifadelerini kullandı. Öte yandan Kocasinan Belediyesi Veteriner Müdürlüğü, yaklaşık 500 metrekarelik alana kurulan 'Küçük Dostlar Kedi Kasabası'nda kedilere 7 gün 24 saat kesintisiz hizmet sunuyor. Kedilerin tedavi, beslenme ve barınma ihtiyaçlarının karşılandığı bu merkezde, alanında uzman veteriner hekimler gözetiminde tüm bakım hizmetleri sağlanıyor. Kasaba içerisinde steril kum havuzu, kedi oyun alanı, bungalov evler, kedi köprüsü, yapay çim, tünel, tırmanma parkuru, tırmalama ağacı, beslenme üniteleri ve toplu yaşam alanları gibi birçok donatı bulunuyor. Ayrıca, 'Küçük Dostlar Mahallesi' ve 'Tekir Parkı' gibi renkli mekânlar da yer alıyor. Kedi Kasabasında british shorthair, exotic shorthair, scottish fold, Ankara ve Van kedisi, tekir, bombay, Norveç orman kedisi, mavi Rus kedisi, İran kedisi, siyam, chinchilla ve bengal kedisi gibi 19 farklı tur kediye ev sahipliği yapıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İzmir Büyükşehir Sahipsiz Canlar İçin Kendi Mamasını Üretiyor: Hedef Günde 1 Ton Haber

İzmir Büyükşehir Sahipsiz Canlar İçin Kendi Mamasını Üretiyor: Hedef Günde 1 Ton

Kalite kontrollerinden geçirilen mamalar, hayvanların ihtiyaçlarına göre hazırlanırken üretimin ilçe belediyelerine de destek verecek seviyeye ulaştırılması amaçlanıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, bakım evlerinde bulunan sahipsiz hayvanların sağlıklı ve dengeli beslenmesi için kendi mamasını üretiyor. Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde 2024 yılında PAKO Sahipsiz Hayvan Sosyal Yaşam Kampüsü’nde kurulan ruhsatlı tesiste daha önce yılda yaklaşık 100 ton mama üretilirken, yeni makineler ve kapasite geliştirme çalışmalarıyla üretimin günlük 1 tona çıkarılması hedefleniyor. Üretim kapasitesinin kademeli olarak artırılmasıyla öncelikle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bakım evlerindeki hayvanların mama ihtiyacının karşılanması, ardından ilçe belediyelerinin sahipsiz hayvanlara yönelik çalışmalarına da destek verilmesi planlanıyor. Mama üretiminin her aşaması kontrol altında İzmir Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı Hayvan Sağlığı Şube Müdürü Murat Aras, tesiste üretilen mamaların ham madde aşamasından son ürüne kadar kontrol edildiğini belirtti. Aras, “Hayvanlarımızın ihtiyacına uygun rasyonu belirleyip bunu mama haline getiriyoruz. Son ürünlerin laboratuvar değerlendirmelerini düzenli olarak yapıyoruz. Şu ana kadar verilerimiz oldukça iyi. Hayvanların mamayı tüketmesi ve sindirmesi konusunda olumlu sonuçlar alıyoruz” dedi. Hedef önce Büyükşehir’in tesislerine yetmek 2024 yılında faaliyete geçen tesiste üretim kapasitesini artırmaya yönelik çalışmaların sürdüğünü belirten Aras, günlük 1 ton üretim hedefiyle ilgili şu bilgileri verdi: “Kapasitemizi kademeli olarak artırarak Büyükşehir Belediyesi olarak sahipsiz hayvanların gıda ihtiyacını kendimiz karşılamak istiyoruz. İlk aşamada PAKO, ardından Işıkkent tesisimizdeki hayvanlarımızın beslenmesini bu üretim hattından sağlamayı hedefliyoruz. Sonrasında diğer bakım evlerine ve ilçe belediyelerine de destek olmak istiyoruz.” Mamalar hayvanların ihtiyaçlarına göre hazırlanıyor Bakım evlerinde bulunan hayvanların beslenme ihtiyaçlarının bireysel olarak değerlendirildiğini belirten Aras, mikroçip kayıtları üzerinden hayvanların kilosu, ırkı ve büyüklüğü gibi özelliklerinin dikkate alındığını söyledi. Üretilen mamaların da bu ihtiyaçlara göre kullanıldığını ifade eden Aras, düzenli laboratuvar kontrolleriyle mamanın hayvanların sağlığı açısından uygunluğunun takip edildiğini belirtti. Aras, “Bizim amacımız sahipsiz hayvanlara refah içinde, uygun koşullarda bakmak. Bunun için her aşaması düşünülmüş şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Vatandaşlarımızın gönlü rahat olsun” dedi. “Onlara sevgi dolu bir yuva da gerekiyor” Bakım evlerinde hayvanların beslenme ve sağlık ihtiyaçlarının karşılandığını belirten Aras, sahipsiz hayvanların yaşam koşullarının iyileştirilmesinde sahiplendirmenin önemine de dikkat çekti. Yurttaşlara sahiplendirme çağrısı yapan Aras, “Bu hayvanların sahiplendirilmeye ihtiyacı var. Yurttaşlarımız gelip bizden hayvan sahiplenebilir. Onlara yalnızca mama değil, sevgi dolu bir yuva da gerekiyor” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.