Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Beslenme

Kapsül Haber Ajansı - Beslenme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Beslenme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ChatGPT Diyet Yazabilir Ama Diyetisyenin Yerini Alamaz! Haber

ChatGPT Diyet Yazabilir Ama Diyetisyenin Yerini Alamaz!

6 Haziran Dünya Diyetisyenler Günü kapsamında yapay zekânın beslenme alanındaki etkilerini değerlendiren Beslenme ve Diyetetik Bölümünden Arş. Gör. Ekin Çevik, kişiselleştirilmiş beslenmenin yükselişte olduğunu belirterek, yapay zekânın güçlü bir yardımcı olacağını ancak beslenmede insan faktörü, empati ve klinik deneyimin yerini alamayacağını vurguladı. ChatGPT, Gemini ve benzeri yapay zekâ araçlarının beslenme alanındaki kullanımına değinen Ekin Çevik, “Yapay zeka araçları beslenme okuryazarlığını artırmak, pratik tarif fikirleri almak için keyiflidir ama sağlığınızı emanet edip harfiyen uygulanacak bir diyet merci değildir.” diye konuştu. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümünden Arş. Gör. Ekin Çevik, 6 Haziran Dünya Diyetisyenler Günü kapsamında yapay zekânın beslenme alanındaki etkilerini değerlendirdi. Tek tip diyet anlayışı yerini kişiselleştirilmiş beslenmeye bıraktı Beslenme ve diyetetik alanında son yılların en önemli değişiminin kişiselleştirilmiş beslenme yaklaşımı olduğunu belirten Beslenme Uzm. Çevik, “Son yıllarda beslenme bilimindeki en büyük kırılma noktası, 'herkese tek tip diyet' anlayışından uzaklaşılması oldu. Bugün artık ‘kişiselleştirilmiş beslenme’ ve ‘sağlıklı yaş alma (longevity)’ dönemindeyiz. Araştırmalar artık aynı besinin farklı insanlarda çok farklı metabolik yanıtlar oluşturabildiğini net biçimde ortaya koyuyor. Buna bağlı olarak mikrobiyota araştırmaları patlama yaşadı; bağırsak bakterilerinin yalnızca sindirimle değil, ruh hali, bağışıklık ve kilo yönetimiyle de doğrudan bağlantılı olduğu anlaşıldı. Yalnızca ağırlık kaybını hedefleyen geçici hedef yaklaşımları yerine, geleceğe de dokunan, yaş alırken kronik hastalıklardan uzak, dinç ve kaliteli bir yaşam sürmek üzerine şekillenen koruyucu beslenme modelleri önem kazandı. Bunun yanı sıra dünyamızın ve nesillerimizin sağlığını ve refahını konu edinen çevresel sürdürülebilirlik artık beslenme rehberlerinin ayrılmaz bir parçası haline geldi.” dedi. Yapay zekâ beslenme bilimine yeni bir boyut kazandırdı Yapay zekânın sağlık ve beslenme alanında farklı uygulamalarla kullanılmaya başlandığını dile getiren Çevik, “Yapay zekânın beslenme bilimine girişi birkaç farklı kanaldan oldu. Fotoğraftan besin analizi yapabilen uygulamalar, akıllı saatler aracılığıyla toplanan aktivite ve uyku verilerinin diyetle ilişkilendirilmesi, hastane sistemlerinde risk altındaki hastaların erken tespiti... Akademik dünyada ise büyük veri setlerinden kalıplar çıkarma konusunda devrim sayılabilecek çalışmalar yapılıyor. Artık binlerce kişinin genetik, mikrobiyota ve beslenme verisi bir arada değerlendirilerek bireysel öneriler üretmek mümkün hale geliyor.” diye konuştu. Yapay zekâ liste hazırlayabilir ama insanı tam olarak anlayamaz Yapay zekâ destekli uygulamaların kişiye özel diyet listeleri oluşturabildiğini ancak bunun belirli sınırları olduğunu vurgulayan Çevik, şöyle devam etti: “Bu uygulamalar matematiksel olarak harika listeler çıkarabiliyor; boy, kilo, yaş ve hedef girildiğinde saniyeler içinde bir kalori ve makro hesabı yapabiliyor. Ancak burada kritik bir ayrım var: Gerçek anlamda ‘kişiye özel’ olmak, sadece rakamlardan ibaret değildir. Yapay zeka sizin o günkü stres seviyenizi, duygusal yeme krizinizi, çocukluktan gelen damak tadınızı ya da o yemeği yapacak vaktinizin olup olmadığını tam olarak anlamlandıramaz. Dolayısıyla teknik olarak bir liste oluşturabilir ama bu liste ruhsuz ve sürdürülebilirliği düşük bir liste olur. Bu yüzden, teknoloji ‘veriye dayalı’ kısmı çok iyi yapıyor; ‘insana dayalı’ kısmı için diyetisyeniniz hala vazgeçilmez.” Diyetisyenin yerini almayacak, gücünü artıracak Yapay zekânın diyetisyenlerin yerini alıp alamayacağını da değerlendiren Ekin Çevik, “’Yapay zekâyı kullanan diyetisyen, kullanmayanın yerini alır’ gibi düşünmek daha gerçekçi. Beslenme, sadece tabağa ne koyduğumuzla ilgili değil; tamamen psikoloji, motivasyon, şefkat ve insan ilişkisiyle ilgilidir. Bir danışanın ‘Bugün çok mutsuzdum ve diyeti bozdum’ dediğinde duymak istediği şey bir algoritmanın soğuk uyarısı değil, diyetisyeninin onu anlayan, yargılamayan empati dolu sesidir. Öte yandan bir hastanın anoreksiya gibi bir yeme bozukluğuyla mücadelesi, kronik bir hastalık yönetimi ya da anne sütü dönemindeki beslenme danışmanlığı; bunlar empati, klinik deneyim ve etik sorumluluk gerektiren süreçler. Yapay zekâ bu alanlarda yardımcı olabilir, ancak sorumluluğu üstlenemez. İşin bir diğer kritik boyutu da şu: bir bireyin yapay zekadan doğru ve güvenli bir beslenme önerisi alabilmesi için bile, ona neyi nasıl soracağını bilmesi, yani doğru komutları (prompt) kurgulayabilmesi gerekir. Bunun yolu da belirli bir beslenme okuryazarlığı ve temel bilgi düzeyine sahip olmaktan geçer. Toplumda bu doğru beslenme bilincini ve eğitimini inşa edebilecek tek meslek grubu ise diyetisyenlerdir. Yani yapay zekayı doğru yönlendirmek için bile yine bir diyetisyenin rehberliğine ve eğitimine ihtiyaç vardır.” dedi. Popülist içerikler biyokimyasal gerçeklikle çelişiyor… Sosyal medyada hızla yayılan beslenme önerilerine karşı da uyarılarda bulunan Ekin Çevik, “Sosyal medyada 'beslenme uzmanı' olarak öne çıkan isimlerin önemli bir bölümünün beslenme alanında herhangi bir eğitimi bulunmuyor. Viral olan içerik genellikle bilimsel değil, ilgi çekici olan. ‘Tek bir besin kanseri iyi eder’ ya da ‘3 günde 5 kilo verdim’ gibi iddialar ve popülist içerikler biyokimyasal gerçeklikle çelişmekte. Dolayısı ile güvenilir beslenme bilgisi için Türkiye Diyetisyenler Derneği, Sağlık Bakanlığı kaynaklı içerikler veya diyetisyen unvanlı profesyonellerin paylaşımları tercih edilmeli.” şeklinde konuştu. Geleceğin diyetisyeni veri okuryazarı olacak Beslenme alanında dijital dönüşümün hızlanacağını belirten Ekin Çevik, “Geleceğin diyetisyenlerinin temel bilim eğitiminin yanında veri okuryazarlığına sahip olması gerekecek. Yapay zekâ araçlarının ne söylediğini anlamak kadar ne zaman yanılabileceğini bilmek de kritik. Telebeslenme danışmanlığı, dijital takip araçlarının yorumlanması ve sosyal medya iletişimi de müfredatlara girmesi gereken alanlar. Ama bunların hepsi teknik beceri; üstüne insan anlayışı, etik farkındalık ve bilimsel eleştirel düşünce mutlaka eklenmeli. Teknolojiden korkmayan, aksine teknolojiyi arkasına rüzgâr olarak alan diyetisyenler geleceğe yön verecek.” ifadesinde bulundu. ChatGPT ve benzeri araçlar bilgi verebilir ama tedavi sunamaz ChatGPT, Gemini ve benzeri yapay zekâ araçlarının beslenme alanındaki kullanımına da değinen Beslenme Uzm. Ekin Çevik, “Bu araçlar, internetteki milyarlarca veriyi tarayarak size genel bir ortalama sunar. Dolayısı ile genel beslenme bilgisini aktarmak, diyet kavramlarını açıklamak ve farkındalık oluşturmak için oldukça kullanışlıdır. Ancak bunlar tıbbi müdahale değildir. Kronik bir hastalığınız (örneğin diyabet, böbrek yetmezliği, tansiyon) varsa veya hamileyseniz, bu araçların üreteceği genel geçer bir diyet listesi sağlığınızı ciddi şekilde tehlikeye atabilir. Yapay zeka araçları beslenme okuryazarlığını artırmak, pratik tarif fikirleri almak için keyiflidir ama sağlığınızı emanet edip harfiyen uygulanacak bir diyet merci değildir.” diye konuştu. Gelecekte herkesin bir dijital beslenme asistanı olabilir Gelecekte dijital beslenme asistanlarının günlük yaşamın bir parçası haline gelebileceğini belirten Ekin Çevik, “Teknoloji şu an yüksek gelirli ülkelerde ve refah düzeyi yüksek nüfuslarda yoğunlaşıyor. Oysa beslenme problemleri en çok ekonomik eşitsizliğin olduğu yerlerde görülüyor. İdeal senaryo şu: dijital araçlar diyetisyene ulaşamayan insanlara temel beslenme rehberliği sağlarken, karmaşık vakalar için nitelikli uzman desteği de herkes için erişilebilir olsun. Teknoloji tek başına bu denklemi çözemez; sağlık politikaları ve eğitim yatırımları da eşit ölçüde önemli.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sütün Geleceği Verimlilik ve Sürdürülebilir Çözümlerle Şekilleniyor Haber

Sütün Geleceği Verimlilik ve Sürdürülebilir Çözümlerle Şekilleniyor

Süt, insan vücudunun gelişiminde kilit bir rol oynuyor. Süt ve süt ürünleri, vücudun kalsiyum, magnezyum, selenyum, riboflavin ve B vitamini ihtiyaçlarını karşılamaya önemli bir katkı sağlıyor. Ancak süt tüketimi istenilen seviyeye ulaşmış değil. Dünyada kişi başı süt tüketimi 172 milyar, yıllık kişi başı tüketim 20.7 litre. Türkiye’ye bakıldığında ise kişi başı ortalama 14.6 litre süt tüketiliyor. Pastörize ve UHT bazlı paketli süt tüketimi de yıllık 1.263 milyon litre seviyesinde. 1 Haziran Dünya Süt Günü kapsamında süt tüketiminin toplum sağlığındaki kritik rolüne vurgu yapan dünyanın lider gıda işleme ve paketleme çözümleri şirketi Tetra Pak, kemik gelişimi ve bağışıklık sistemi için süt tüketiminin önemine değiniyor. Ambalajlı Süt ve UHT’nin önemi büyük. Tetra Pak, aseptik işleme ve ambalajlama teknolojisi sayesinde sütün ısıtma süresi çok kısa, besin değerini koruyan bir yöntemle güvenle tüketiciye ulaşmasını sağlıyor. UHT sütle ilgili yaygın yanlış inanışların aksine, bu işlem sütün besin değerini koruyor ve hiçbir koruyucu madde eklenmeden uzun raf ömrü sağlıyor. Tetra Pak inovasyonlarıyla dönüşüme öncülük ediyor Tetra Pak, dünya genelinde yılda 33 milyar litre sütün güvenli şekilde tüketiciye ulaşmasını sağlayan teknolojiler sunuyor. Türkiye’de ise süt kategorisinde şirket, hem üreticilere hem tüketicilere yönelik inovasyonlarıyla sektörün dönüşümüne liderlik ediyor. Süt kategorisinde, aseptik işleme teknolojileri, gıda güvenliği standartlarının yaygınlaştırılması, sürdürülebilir ambalaj çözümleri sunan Tetra Pak, süt israfını azaltan üretim ve dolum sistemleri ile de sektörde öncü bir konumda yer alıyor. Tetra Pak’ın gerçekleştirdiği çalışmalar, mevcut ekipmanların modernize edilmesinin önemli verimlilik artışları sağladığını gösteriyor. Tetra Pak’ın araştırmasına göre, modernizasyon ile sera gazı emisyonlarında ortalama %47, su kullanımında %45 ve ürün kayıplarında %57 azalma sağlanabiliyor.** Dünya Süt Günü’nde toplum sağlığı, gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik için sütün önemine dikkat çeken Tetra Pak Orta Avrasya Genel Müdürü Eliseo Barcas konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Süt, sağlıklı nesillerin yetişmesi ve dengeli beslenmenin temel taşlarından biri. Tetra Pak olarak, güvenli ve besleyici süt için üreticilerden tüketicilere kadar tüm paydaşlarla işbirliği içinde çalışmayı sürdürüyoruz. Amacımız, süt değer zincirinin her halkasında sürdürülebilirliği güçlendirerek toplum sağlığına uzun vadeli katkı sağlamak. Bu kapsamda Tetra Pak olarak yayınladığımız Süt Ürünleri Merkezi El Kitabı ile gıda güvenliği ve beslenme alanlarındaki zorluklara yönelik pratik bir çözüm sunuyoruz. Ayrıca Süt Ürünleri Merkezi projelerimizle küçük çiftçilere uygulamalı pratik eğitim vererek, uygun süt toplama altyapısı ve teknolojisi kurarak, yerel olarak üretilen kaliteli süt tedarikini artırıyor ve gıda israfını azaltıyoruz. Sonuç olarak, süt ürünleri işleyicisi istikrarlı bir süt tedarikine kavuşurken, küçük çiftçiler de resmi pazarlara erişim sağlayıp üretkenliklerini, karlılıklarını ve geçim kaynaklarını iyileştiriyoruz***.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yeni Sahiplendiğiniz Hayvanın Evde Geçireceği İlk 72 Saat Çok Önemli Haber

Yeni Sahiplendiğiniz Hayvanın Evde Geçireceği İlk 72 Saat Çok Önemli

“Uzmana Sor” podcast ve videocast serisi; yavruluk döneminden sağlıklı gelişime kadar en kritik konuları, Royal Canin bünyesinde çalışan veteriner hekimlerin uzman görüşleriyle ele alıyor. Doğru bakım, beslenme ve eğitim konularında güvenilir bilgiler sunan bu seri; YouTube, Spotify, Apple Music ve Podbee platformlarında her an erişilebilir durumda. Royal Canin, hayvan sağlığı ve refahı alanındaki 55 yılı aşkın bilimsel birikimini paylaşmak amacıyla, en çok merak edilen sorulara yanıt veren “Uzmana Sor” serisini geliştirdi. Kedi ve köpek sahiplerinden bakım hizmeti sunan profesyonellere, pet shop çalışanlarından sektördeki diğer paydaşlara kadar geniş bir kitleye hitap eden bu seri; yavruluk döneminden sağlıklı gelişime kadar pek çok kritik konuyu ele alıyor. İçerikler, Royal Canin bünyesinde görev yapan veteriner hekimlerin uzman görüşleriyle hazırlanarak bilimsel ve güvenilir bir kaynak sunuyor. Doğru bakım, beslenme ve günlük yaşam pratiklerine dair rehberlik sağlayan “Uzmana Sor” serisi; YouTube, Spotify, Apple Music ve Podbee platformlarında her an erişilebilir durumda. Seri, hayvan sahipliğini daha bilinçli ve keyifli hale getirmeyi, aynı zamanda hayvanların yaşam kalitesini artırmayı amaçlıyor. “Uzmana Sor” serisi ile güvenilir bilgi Program kapsamında geliştirilen “Uzmana Sor” podcast ve videocast serisi, kedi ve köpek sahiplerinin en çok merak ettiği sorulara, Royal Canin bünyesinde görev yapan veteriner hekimlerin uzmanlığıyla yanıt veriyor. Seri; bakım, beslenme ve eğitim süreçlerine dair konuları bilimsel ve anlaşılır bir dille ele alarak, hayvan sahiplerinin doğru bilgiye kolayca ulaşmasını sağlıyor. Yavruluk dönemi, sağlıklı yaşamın temeli Toplam 8 bölümden oluşan serinin bölümleri Nisan ve Mayıs aylarında izleyicilerle buluşacak. Böylece izleyiciler serinin ilk bölümlerine hemen ulaşabilecek, devam eden içerikleri ise Mayıs ayı boyunca takip edebilecek. Serinin başlangıç fazı, kedi ve köpeklerin yaşamlarının en kritik evrelerinden biri olan “Yavruluk” dönemine odaklanıyor. Yavruluk döneminde doğru beslenme ve bakımın önemi vurgulanırken, hayvan sahiplerinin soru işaretleri uzman görüşleriyle gideriliyor. “İlk Günden Sağlık” yaklaşımı, yavruluk döneminde yapılan doğru yönlendirmelerin hayvanların tüm yaşam kalitesi üzerinde belirleyici olduğuna dikkat çekiyor. Bu süreçte sağlanan doğru bakım ve beslenme, uzun vadede sağlıklı bir yaşamın temelini oluşturuyor. Veteriner hekim odaklı güçlü yapı Royal Canin Avrasya Bölgesi Bilimsel İlişkiler Yöneticisi Veteriner Hekim Murat Altunyuva proje hakkında şunları söyledi: “Royal Canin olarak, bünyemizde görev yapan çok sayıda veteriner hekimle güçlü bir bilimsel altyapıya sahibiz. Veteriner hekimlerimizi ekosistemimizin merkezine konumlandırıyor; bilgi üretiminden saha uygulamalarına kadar her aşamada aktif rol almalarını sağlıyoruz. Bu sayede hem hayvan sahiplerine hem de sektördeki tüm paydaşlara doğru ve güvenilir rehberlik sunabiliyoruz. Özellikle ‘yavruluk’ döneminde veteriner hekimlerin yönlendirmesi, hayvanların sağlıklı bir yaşam sürmesinde kritik bir rol oynuyor.” Çoklu platformda erişim “Uzmana Sor” serisi, YouTube’da video formatında yayınlanırken; aynı zamanda Spotify üzerinden de podcast olarak dinlenebiliyor. Seri, kedi ve köpek sahipleri için güvenilir bir bilgi kaynağı niteliği taşıyor. Ayrıca İyilik Hareketi kapsamında, YouTube kanalına yapılan her yeni abone ve takip, Hepad aracılığıyla bir kedi ve bir köpeğin günlük mama ihtiyacını karşılayacak kadar bağışa dönüşüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yeni Kesilen Et Hemen Tüketilmemeli Haber

Yeni Kesilen Et Hemen Tüketilmemeli

Kurban Bayramı öncesinde dengeli beslenme, porsiyon kontrolü ve sağlıklı tüketim alışkanlıklarına yönelik önemli bilgilendirmelerde bulunan Büyükşehir diyetisyeni Buse Haldız,”Yeni kesilen etin hemen tüketilmesi sindirim problemlerine yol açabilir. Bu sebeple etin buzdolabında 12 ila 24 saat arasında dinlendirilmesi gerekiyor” dedi. BÜYÜKŞEHİR DİYETİSYENİ UYARDI Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Anne Şehir Merkezleri’nde görev yapan diyetisyen Buse Haldız, Kurban Bayramı’nda artan tatlı ve et tüketimi için öğün dengeleme ve tüketim miktarı konularında vatandaşlara önerilerde bulundu. Diyetisyen Haldız, “Yeni kesilen etin hemen tüketilmesi sindirim problemlerine yol açabilir. Kesim sonrası kas yapısının sert olmasından kaynaklı bu durum hazımsızlık, şişkinlik ve mide rahatsızlıklarına neden olabilir. Bunun için en sağlıklı yöntem, etin buzdolabında 12 ila 24 saat dinlendirilmesi. Bu süreçle et daha yumuşak ve sindirilebilir hale gelir” dedi. KAVURMA TÜKETİMİNE DİKKAT Bayram sabahlarının vazgeçilmezi olan kavurmanın kontrollü tüketilmesi gerektiğini belirten Haldız, küçük porsiyonların tercih edilmesini önerdi. Kavurmanın yanında domates, salatalık, roka ve maydanoz gibi sebzelerin tüketilmesinin sindirimi desteklediğini ifade eden Haldız, günün diğer öğünlerinde daha hafif beslenmenin önemli olduğunu da kaydetti. KRONİK HASTALIĞI OLANLARA ÖZEL UYARI Diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalığı bulunan bireylerin bayram boyunca daha dikkatli beslenmesi gerektiğini vurgulayan Haldız, özellikle aşırı et, tuz ve şerbetli tatlı tüketiminden kaçınılması gerektiğini belirtti. Şeker hastalarının öğün atlamaması gerektiğini ifade eden Haldız, hipertansiyon hastaları için az tuzlu pişirme yöntemlerinin tercih edilmesini önerdi. ÇOCUKLAR VE YAŞLILAR HASSAS GRUP Bayram döneminde çocuklar ve yaşlıların beslenme açısından daha hassas olduğunu belirten Haldız, çocuklarda aşırı şeker tüketiminin sınırlandırılması gerektiğini söyledi. Yaşlı bireylerde ise hazımsızlık, tansiyon yükselmesi ve kan şekeri dalgalanmalarının sık görüldüğünü belirten Haldız, ağır ve yağlı yiyeceklerden uzak durulması gerektiğini ifade etti. EN SAĞLIKLI PİŞİRME YÖNTEMLERİNİ AÇIKLADI Et pişirme yöntemleri hakkında da bilgi veren Haldız, “En sağlıklı pişirme yöntemi haşlamadır. Etin kendi suyuyla pişmesi sağlanır. Ekstra yağ gerektirmez, sindirimi kolaydır. Daha sonra fırında pişirme ve ızgara gelir. Kızartma ve aşırı yağda pişirme, yüksek ısıda istemediğimiz pişirme yöntemleridir” diyerek, vatandaşlara daha kolay sindirilebilir önerilerde bulundu. “ET MUTLAKA SEBZE İLE DENGELENMELİ” Kurban Bayramı’nda kırmızı et tüketiminin arttığını hatırlatan Haldız,“Etin yanında sebze ve lifli gıdaların tüketilmesi hem sindirim sistemi hem de genel sağlık açısından oldukça önemlidir. Özellikle Kurban Bayramı gibi kırmızı et tüketiminin arttığı dönemlerde öğünlerin mutlaka sebzelerle dengelenmesi gerekir. Lifli besinler midenin boşalmasını yavaşlatır, daha uzun süre tokluk yapar, kolesterol dengesine ise katkı sağlar” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kurban Bayramı’nda Sağlıklı Beslenmenin Püf Noktaları Haber

Kurban Bayramı’nda Sağlıklı Beslenmenin Püf Noktaları

Kurban Bayramı’nda sofralarda kırmızı et ve tatlı tüketiminin arttığını belirten Nev Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Enes Çağrı Kaleli, bayram sürecinde yasaklarla değil dengeyle hareket edilmesi gerektiğini söyledi. Kaleli, “Amaç kendimizi mahrum bırakmak değil, porsiyon kontrolünü sağlayarak sağlıklı bir bayram geçirmek” dedi. “Kurban eti tüketiminde porsiyon uyarısı” Kırmızı etin yüksek doymuş yağ ve kolesterol içerdiğine dikkat çeken Dyt. Enes Çağrı Kaleli, günlük et tüketiminin 100–150 gramı geçmemesi gerektiğini ifade etti. Özellikle kolesterol, tansiyon ve gut hastalarının daha dikkatli olması gerektiğini belirten Kaleli, “Yaklaşık 3-4 köfte büyüklüğündeki porsiyon ideal kabul ediliyor” diye konuştu. “Et mutlaka dinlendirilerek tüketilmeli” Kurban etinin kesildikten hemen sonra tüketilmesinin sindirim problemlerine yol açabileceğini söyleyen Kaleli, etin en az 24 saat buzdolabında dinlendirilmesi gerektiğini belirtti. Kaleli, “Ette oluşan ölüm sertliği hem pişmesini zorlaştırır hem de sindirimi olumsuz etkiler. Dinlendirilmiş et mide ve bağırsak sağlığı açısından çok daha uygundur” dedi. “Pişirme yöntemine dikkat” Kavurma yapılırken ekstra yağ kullanımından kaçınılması gerektiğini vurgulayan Kaleli, “Et kendi yağıyla pişirilmeli. Izgara, haşlama ve fırınlama yöntemleri tercih edilmeli. Mangal yapılacaksa etin kömürleşmemesine dikkat edilmeli” ifadelerini kullandı. “Etin yanında mutlaka salata tüketin” Et tüketiminin yanında lifli besinlerin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade eden Kaleli, bol limonlu mevsim salatasının sindirimi desteklediğini söyledi. C vitamininin demir emilimini artırdığını belirten Kaleli, “Salataya limon sıkılması veya yanında yeşil biber tüketilmesi oldukça faydalı. Yemekten hemen sonra içilen çay ve kahve ise demir emilimini azaltıyor” dedi. “Tatlı tüketiminde “tadımlık” önerisi” Bayram ziyaretlerinde şerbetli tatlı tüketiminin kontrolsüz şekilde artabildiğini belirten Dyt. Enes Çağrı Kaleli, vatandaşlara porsiyon kontrolü önerdi. Kaleli, “Her ikramı tamamen tüketmek yerine tadımlık miktarlarda yemek ya da porsiyonu paylaşmak daha sağlıklı bir yöntem olacaktır” diye konuştu. “Su tüketimi ve yürüyüş önerisi” Bayram boyunca su tüketiminin artırılması gerektiğini belirten Kaleli, günlük en az 2.5–3 litre su içilmesini tavsiye etti. Çay ve kahvenin su yerine geçmediğini ifade eden Kaleli, akşam yemeklerinden sonra yapılacak yürüyüşlerin sindirimi kolaylaştıracağını söyledi. “Önemli olan dengeyi koruyabilmek” Bayramda bir öğünde fazla kaçırmanın büyük bir sorun olmadığını ifade eden Kaleli, “Önemli olan ertesi gün kendinizi cezalandırmak değil, sağlıklı beslenme düzenine kaldığınız yerden devam etmek. Bayram, sevdiklerimizle geçirilen özel bir zaman dilimi” açıklamalarında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bayramda Et Tüketimi Günde 150-200 Gramı Aşmamalı Haber

Bayramda Et Tüketimi Günde 150-200 Gramı Aşmamalı

Kırmızı et; protein, demir, çinko, selenyum ile B1, B6, B12 ve D vitamini açısından zengin, vücut için değerli bir besin kaynağı. Ancak tüm bu faydalarına rağmen tüketimde ölçünün önemli olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Kolesterol ve doymuş yağ içeriği göz önünde bulundurulduğunda, herhangi bir sağlık problemi olmayan bireylerin günlük kırmızı et tüketimi 150-200 gramı geçmemeli” dedi. Bu noktada etin hazırlanma ve tüketim biçiminin de en az miktarı kadar belirleyici olduğuna dikkat çeken Örnek, “Yeni kesilen etlerin dinlendirilmeden tüketilmesi, özellikle kahvaltıda tüketilmesi sindirim açısından uygun değil. Ayrıca etin sebzelerle birlikte tüketilmesi demir, çinko ve magnezyum emilimini destekler. Dengeli bir öğün için tabağın yarısı sebze veya salata, diğer yarısı et ve tahıl grubundan oluşturulabilir” ifadelerini kullandı. Dinlendirilmeyen et hazımsızlığa sebep olabilir Etin, kesimin hemen ardından pişirilip tüketilmesinin sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini vurgulayan Örnek, “Bu şekilde tüketilen et; hazımsızlık, şişkinlik, ishal ya da kabızlık gibi sorunlara yol açabilir. Etin daha yumuşak, lezzetli ve sindirimi kolay hale gelmesi için güneş ışığı almayan serin bir ortamda (7-15°C) 3-4 saat dinlendirilmesi gerekir. Ardından 4°C’de buzdolabında yaklaşık 24 saat muhafaza edilerek ideal kıvama ulaşması sağlanır. Ek olarak pişirme aşamasında kuyruk yağı gibi ilave yağlar kullanmaktan kaçınılmalı” uyarısında bulundu. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, Kurban Bayramı için sağlıklı iki tarif paylaştı: Kavurma tarifi: Kuşbaşı doğradığınız etleri tencereye aldığınızda başlangıçta tuz ve baharat eklememenizi öneririm. Önce ilave yağ eklemeden, kendi yağında birkaç dakika kavurup ardından kısık ateşte kendi suyuyla yavaş yavaş pişmeye bırakın. Pişmeye yakın az miktarda tuz ekleyip servis öncesinde kekik ilave edebilirsiniz. Tatlı tarifi: Sağlıklı bir tatlı alternatifi olarak, önceden dilimleyip dondurduğunuz olgun muzları rondodan geçirebilirsiniz. Kremsi bir kıvam aldığında doğal bir dondurma elde etmiş olursunuz. Dilerseniz kakao veya fıstık ezmesi ekleyerek lezzetini artırabilirsiniz. Servis ederken üzerine meyve ve ceviz parçaları ilave edebilirsiniz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nutricia Türkiye’den Ebeveynlere Çağrı: Her Belirtinin Bi’ Nedeni Var Haber

Nutricia Türkiye’den Ebeveynlere Çağrı: Her Belirtinin Bi’ Nedeni Var

Nutricia Türkiye, insanı merkeze alan yaklaşımıyla, toplum sağlığına katkı sağlama hedefini sürdürüyor. Bu yaklaşımdan hareketle “Bi’ Nedeni Var” projesi, yaşamın ilk yılında en sık görülen gıda alerjilerinden biri olan İnek Sütü Proteini Alerjisi (İSPA) konusunda farkındalığı artırmayı hedefleyen bütüncül bir girişim olarak öne çıkıyor. İSPA; emzirilen bebeklerde annenin süt ve süt ürünleri tüketimine bağlı olarak anne sütü yoluyla ya da inek sütü bazlı bebek mama ve çocuk devam sütlerinin kullanımıyla gelişebilen, erken dönemde farklı belirtilerle kendini gösterebilen bir alerji tipidir. Belirtiler farklı şiddetlerde ortaya çıkabilir. Beslenme sonrası gelişen cilt döküntüleri, yüzde veya boğazda şişme, kusma, ishal, kabızlık ya da solunum güçlüğü gibi belirtiler görülebileceği gibi; iki haftadan uzun süren gaz, huzursuzluk ve yoğun ağlama gibi daha belirsiz semptomlarla da kendini gösterebilir. Ancak bu belirtilerin çoğu zaman sıradan bebek davranışlarıyla karıştırılması tanıda gecikmelere yol açabilmektedir. Ortalama 4,5 aya kadar uzayabilen tanı gecikmesi, erken farkındalığın önemini daha da artırmaktadır. Nutricia Türkiye, “Bi’ Nedeni Var” projesiyle ebeveynlerin küçük belirtileri yeniden düşünmesini teşvik ederken, sağlık profesyonelleriyle birlikte erken tanı ve doğru yönlendirme konusunda farkındalığı artırmayı, bu alanda bütüncül bir yaklaşımı güçlendirmeyi hedefliyor. Bazen küçük bi’ işaret, büyük bi’ nedeni anlatır Nutricia Türkiye Uzman Beslenme Direktörü Cenk Kurt, projeye ilişkin şunları söyledi: “İnek sütü proteini alerjisinde en önemli zorluklardan biri, belirtilerin çoğu zaman normal bebek davranışlarıyla karıştırılabilmesi. Oysa bazen küçük gibi görünen bir işaretin altında, fark edilmesi gereken önemli bir neden yatabiliyor. ‘Bi’ Nedeni Var’ projesiyle amacımız; ebeveynlerin güvenilir bilgiye erişimini desteklemek, sağlık profesyonelleriyle ortak bir farkındalık zemini oluşturmak ve erken tanının önemini daha görünür kılmak. Çünkü doğru zamanda fark edilen her belirti, bebeğin yaşam kalitesi açısından anlamlı bir fark yaratabiliyor. Bu nedenle, her belirtiye biraz daha dikkatli bakmak için gerçekten bi’ nedeni var.” Bilimsel zeminde ilk buluşma: Çocuk Hekiminin Bir Günü Projenin ilk kez tanıtımının yapıldığı platformlardan biri, Türkiye Milli Pediatri Derneği’nin bilimsel vizyonu doğrultusunda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bu yıl 9.’su düzenlenen Çocuk Hekiminin Bir Günü Eğitim Toplantısı oldu. Pediatri pratiğini teorik çerçevenin ötesine taşıyarak gerçek yaşam senaryoları ve olgu bazlı yaklaşımlarla ele alan bu önemli bilimsel buluşma, çocuk sağlığı alanındaki güncel gelişmelerin tartışıldığı güçlü bir kongre niteliği taşıyor. Kongre kapsamında, çocuk sağlığı alanında erken tanı ve farkındalığı artırmaya yönelik geliştirilen “Bi’ Nedeni Var” projesi de bilimsel gündemin önemli başlıklarından biri olarak ele alındı. Proje ile özellikle inek sütü proteini alerjisinde (İSPA) erken tanı ve doğru yönetim konusundaki farkındalığın artırılması hedefleniyor. Prof. Dr. Mustafa Arga: Erken farkındalık doğru yönetimin ilk adımı 9. Çocuk Hekiminin Bir Günü Eğitim Toplantısı’nda konuşan Türkiye Milli Pediatri Derneği Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Arga sahadaki bu gerçeğe dikkat çekerek şunları söyledi: “İnek sütü proteini alerjisi, özellikle yaşamın ilk döneminde spesifik olmayan belirtilerle kendini gösterebildiği için fark edilmesi her zaman kolay olmayabiliyor. Bu nedenle hem ailelerin belirtileri doğru okumaya yönelik farkındalığı hem de sağlık profesyonellerinin güncel yaklaşımlarla desteklenmesi büyük önem taşıyor. Belirtilerin erken dönemde doğru değerlendirilmesi, tanı ve yönetim sürecinde belirleyici rol oynuyor. Bu tür projeler ise bilimsel bilginin toplumla daha güçlü buluşmasına katkı sağlaması açısından büyük önem taşıyor.” Çocuk Alerji İmmünoloji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Arzu Bakırtaş, bu noktada şu vurguyu yapıyor: “Ailelerin ve hekimlerin bu belirtileri doğru değerlendirmesi çok önemli. Çünkü gerçekten çoğu zaman bi’ nedeni var.” Bazen Küçük Bi’ İşaret, Büyük Bir Fark Yaratır Türkiye Milli Pediatri Derneği’nin bilimsel çatısı altında gerçekleştirilen bu önemli toplantı kapsamında ele alınan “Bi’ Nedeni Var” projesi; inek sütü proteini alerjisinde erken farkındalığı güçlendirmeyi, ebeveynlerle sağlık profesyonelleri arasında bilgi köprüsü kurmayı ve küçük gibi görünen belirtilerin zamanında fark edilmesine katkı sunmayı hedefliyor. Multidisipliner yaklaşımı merkeze alan çalışmalar, bebeklerin ve ailelerinin yaşam kalitesini desteklemeyi amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sağlıklı Beslenmenin Şifreleri Zirvede Konuşuldu Haber

Sağlıklı Beslenmenin Şifreleri Zirvede Konuşuldu

Anadolu’nun köklü mirası zeytinyağını 148 yıldır sofralarla buluşturan Komili’nin ana sponsorluğunda Biruni Üniversitesi Cevizlibağ Kampüsü Kongre Merkezi’nde 3 Mayıs’ta hayata geçen “Sağlıklı Yaşam Zirvesi”, sağlık bilimleri alanında eğitim gören 500’ü aşkın öğrencinin katılımıyla gerçekleşti. 2018 yılından bu yana yüzlerce organizasyonla on binlerce üniversite öğrencisini bir araya getiren Gençlik Durağı ve Tane Medya iş birliğiyle hayata geçirilen zirve, beslenmede önemli unsurlardan mikrobiyotaya, çocuk beslenmesinden onkolojik hastalıklarda beslenmeye kadar geniş bir yelpazede alanında uzman isimleri öğrencilerle buluşturdu. Beslenme Uzmanı Dilara Koçak’ın “İnsan Mikrobiyomu, Toprak ve Ölmez Ağaç” başlıklı konuşması, doğa, toprak ve insan sağlığı arasındaki güçlü bağı vurgulayarak katılımcılara farklı bir bakış açısı kazandırdı. Komili Kalite ve Gıda Güvenliği Direktörü Şenay Avcu ise zeytinyağında kalite parametreleri ve doğru degüstasyon tekniklerine ilişkin sunumuyla, zeytinyağının sadece bir gıda ürünü olmanın ötesinde, duyularla keşfedilen bir deneyim olduğunu ortaya koydu. Zirve kapsamında sağlıklı yaşamın temelini oluşturan doğru beslenme alışkanlıkları bilimsel veriler ışığında ele alınırken, zeytinyağının insan sağlığı üzerindeki çok boyutlu etkileri de farklı başlıklarda değerlendirildi. Prof. Dr. Fatma Çelik, klinik beslenme ürünlerinde yağların ve lipidlerin rolünü aktarırken, Doç. Dr. Yavuz Dizdar onkolojik hastalıklarda beslenmenin önemine dikkat çekti. Dr. Elif Pınar Çakır yaşamın ilk bin gününde beslenmenin kritik etkilerini ele alırken, Uzm. Dyt. Nida Acar uzun yaşamın kodlarını Mediterranean ve Blue Zone beslenme modelleri üzerinden değerlendirdi. Dyt. Ece Sarı ise zeytinyağının bağırsak mikrobiyotası üzerindeki etkilerini ve insülin direnci ile obeziteyle ilişkisini katılımcılarla paylaştı. Zirvenin öne çıkan anlarından olan zeytinyağı tadım deneyiminde ise katılımcılar; doğru tadım tekniklerini öğrenerek farklı çeşitlerde zeytinyağlarının aromatik özelliklerini birebir deneyimleme fırsatı buldu. Komili, uzmanlığını bilimsel bilgiyle buluşturduğu etkinliklerle, sağlıklı yaşam bilincinin genç nesiller arasında yaygınlaşmasına katkı sunmaya devam ediyor. Zeytinyağını yaşamın iyilik halini destekleyen güçlü bir değer olarak konumlandıran Komili, doğadan gelen bu mirası geleceğe taşımayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.