Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Beslenme

Kapsül Haber Ajansı - Beslenme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Beslenme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Rehber Köpeklerin Gücü Daha Fazla Kişiye Ulaşacak Haber

Rehber Köpeklerin Gücü Daha Fazla Kişiye Ulaşacak

Royal Canin Türkiye ve Rehber Köpekler Derneği, görme engelli bireylerin bağımsız yaşamlarını destekleyecek yeni rehber köpek adaylarının yetiştirilmesine katkı sunmak amacıyla anlamlı bir iş birliğine imza attı. İnsan ve hayvan arasındaki güçlü bağdan ilham alan iş birliği kapsamında, rehber köpek adaylarının sağlıklı gelişimlerini destekleyecek beslenme, sağlık ve eğitim alanlarında çok yönlü bir destek modeli hayata geçiriliyor. Rehber Köpekler Derneği’nin yeni rehber köpek adaylarının “Beslenme-Sağlık ve Eğitim Sponsoru” olan Royal Canin Türkiye, yeni rehber köpek adaylarının yetişme yolculuğuna uzun soluklu katkı sunarken, iş birliğiyle görme engelli bireylerin bağımsız yaşamlarına ve toplumsal hayata katılımlarına destek olunması hedefleniyor. İş birliği, ilk etapta iki yavru aday köpeğin temininden beslenmelerine, sağlık sigortalarından eğitim süreçlerinin finansmanına kadar uzanan çok yönlü bir destek modelini içeriyor. Taraflar ayrıca rehber köpekler konusunda toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla sosyal sorumluluk projeleri, eğitim çalışmaları ve iletişim faaliyetleri gerçekleştirecek. Bu kapsamda hayata geçirilecek çalışmalarla, rehber köpeklerin toplumdaki görünürlüğünün artırılması ve bağımsız yaşam konusunda farkındalık yaratılması amaçlanıyor. Rehber köpek adaylarının koruyucu aile yanındaki ilk günlerinden başlayarak eğitim süreçleri, rehberlik edecekleri bireylerle buluşmaları ve uyum dönemleri de kayıt altına alınacak. Böylece rehber köpeklerin hayatlara dokunan yolculuğunun daha geniş kitlelere ulaştırılması hedefleniyor. “Her bir rehber köpek adayı görme engelli bireyler için daha fazla özgürlük demek” Royal Canin Avrasya Bölgesi Kurumsal İlişkiler Direktörü Tuba Güven Saraçoğlu, iş birliğine ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "Royal Canin olarak amacımız, Hayvanlar İçin Daha İyi Bir Dünya. Çünkü biliyoruz ki hayvanların yaşamındaki her olumlu değişim, insanların hayatına da dokunuyor. İnsan ve hayvan arasındaki güvene, sevgiye ve karşılıklı bağa dayanan ilişkinin yaşamları dönüştürme gücüne yürekten inanıyoruz. Rehber Köpekler Derneği ile hayata geçirdiğimiz bu iş birliği de bu inancımızın en anlamlı yansımalarından biri. Bugün desteklediğimiz her rehber köpek adayı, yarın bir görme engelli bireyin yalnızca yol arkadaşı değil; bağımsızlığının, özgüveninin ve hayata daha güvenle katılmasının da en güçlü destekçisi olacak. Her biri görme engelli bireyler için daha fazla özgürlük demek. Bu yolculuğun bir parçası olmaktan büyük bir gurur ve mutluluk duyuyor, bilim temelli uzmanlığımız ve doğru iş birlikleriyle hem hayvanların hem de insanların yaşamında kalıcı bir fark yaratmaya devam ediyoruz." “Rehber köpekler konusunda farkındalık her geçen gün artıyor” Rehber Köpekler Derneği Başkanı Av. Nurdeniz Tunçer, iş birliğinin önemine ilişkin yaptığı değerlendirmede, rehber köpeklerin görme engelli bireyler için yalnızca güvenli bir şekilde yol gösteren yardımcılar olmadığını, aynı zamanda özgürlüğün, bağımsızlığın ve toplumsal yaşama güvenle katılabilmenin en önemli destekçilerinden biri olduğunu vurguladı. Tunçer, Türkiye'de rehber köpeklerin yaygınlaşması ve bu alandaki toplumsal farkındalığın güçlenmesi adına önemli adımlar atıldığını belirterek, hayata geçirilen iş birliklerinin görme engelli bireylerin rehber köpeğe erişimini desteklediğini ve toplumun bu konudaki bilinç düzeyini artırdığını ifade etti. Royal Canin Türkiye ile gerçekleştirilen iş birliğinin, rehber köpek adaylarının sağlıklı gelişimine katkı sağlamanın yanı sıra daha fazla kişinin rehber köpeklerin yaşam değiştiren rolünü yakından tanımasına da vesile olacağını belirten Tunçer, "Her yeni rehber köpek, bir bireyin daha özgür adımlar atmasına, hayata daha güvenle karışmasına ve yaşamını daha bağımsız sürdürebilmesine vesile olacak. Aynı değerleri paylaşan kurumların desteğiyle daha fazla rehber köpeğin daha fazla hayatı değiştireceğine yürekten inanıyoruz. Birlikte attığımız her adım, rehber köpekler konusunda farkındalık her geçen gün artırıyor ve böylelikle daha erişilebilir ve kapsayıcı bir gelecek için önemli bir katkı sağlıyor." ifadelerini kullandı. İlk rehber köpek adayları, geçici aileleri yanında geçirecekleri yaklaşık 15 aylık bir eğitim döneminden sonra rehberlik edecekleri görme engelli bireyler ile yaşamlarını birleştirecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Açıkta Bekleyen Limonata Sağlık Riski Taşıyor!  Haber

Açıkta Bekleyen Limonata Sağlık Riski Taşıyor! 

Limonatanın oda sıcaklığında en fazla 1–2 saat güvenle kalabileceğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Süre uzadıkça özellikle yaz sıcaklarında mikroorganizma üreme riski artar. Dışarıda satılan limonatalarda en sık hijyen riski kullanılan su ve buzdan kaynaklanır.” dedi. Yüksek şeker içeriğinin de kan şekeri dalgalanmalarına ve uzun vadede kilo artışına zemin hazırlayabileceğini aktaran İspiroğlu, diyabetli bireylerin limonata tüketiminde daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, yaz aylarında sık tüketilen limonatanın hangi durumlarda riskli hangi durumlarda güvenli olduğu hakkında açıklamalarda bulundu. Açıkta bekleyen limon suyu sağlık açısından risk oluşturabilir! Limonun C vitamini açısından zengin, potasyum ve antioksidan bileşenler içeren bir meyve olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Yaz aylarında serinletici etkisiyle limonata sık tercih edilir. Doğru hazırlandığında ve kontrollü tüketildiğinde sağlıklı bir seçenek olabilir; ancak hijyen ve şeker içeriği uygun değilse risk oluşturur.” dedi. Limonatanın oda sıcaklığında en fazla 1–2 saat güvenle kalabileceğine dikkat çeken İspiroğlu, “Sıcak yaz koşullarında bu süre 1 saate kadar düşebilir. Bu süre uzadıkça özellikle yaz sıcaklarında mikroorganizma üreme riski artar. Açıkta bekleyen limon suyu veya hazır karışımlar bu nedenle sağlık açısından risk oluşturabilir.” uyarısını yaptı. Limonatadaki en büyük hijyen riski: Buz ve kullanılan su! Dışarıda satılan limonatalarda en sık hijyen riskinin kullanılan su ve buzdan kaynaklandığını vurgulayan Hülya Yiğit İspiroğlu, “İçme suyu kalitesinde olmayan buzlar tüm içeceği riskli hale getirebilir.” dedi. Ayrıca yıkanmadan kullanılan veya kesildikten sonra bekletilen limonların mikroorganizma yükünün arttığını kaydeden İspiroğlu, şunları söyledi: “Kesilmiş limonların uzun süre bekletilmesi güvenli değildir. Taze sıkılmış limonata besin değeri açısından daha avantajlıdır. Hazır karışımlar ise genellikle daha fazla şeker içerir ve besin değeri daha düşüktür ayrıca gıda katkı maddeleri içerebilir.” Diyabetik bireyler limonata tüketiminde dikkatli olmalı! İyi bir limonatanın üç temel şartı olduğuna değinen İspiroğlu, “Hijyenik hazırlanmış olması, uzun süre bekletilmemiş olması ve şeker içeriğinin kontrollü olması gerekir. Bu üç koşul sağlanmadığında limonata masum bir içecek olmaktan çıkar ve sağlık açısından risk oluşturabilir.” dedi. Limonatanın çoğu zaman zararsız görülse de yüksek şeker içeriğinin kan şekeri dalgalanmalarına yol açabileceğine işaret eden İspiroğlu, “Daha çabuk acıktırabilir ve uzun vadede karın çevresi yağlanmasını artırabilir. Bu nedenle az şekerli hazırlanması önemlidir. Bal veya meyve dilimleri ile de tatlandırılabilir. Diyabetik bireylerde limonata şekersiz hazırlanmış olsa bile kontrollü tüketilmesi gerekir; çünkü içeriğine eklenen doğal veya ilave şeker kaynakları fark edilmeden karbonhidrat alımını artırabilir ve porsiyon kontrolü kolayca aşılabilir.” açıklamasını yaptı. Ev yapımı limonata hijyenik hazırlanır ve fazla şeker içermezse güvenli bir seçenek! Ev yapımı limonatanın genelde daha güvenli olduğunu dile getiren Hülya Yiğit İspiroğlu, “Ancak fazla şeker kullanılırsa veya hijyen kurallarına dikkat edilmezse bu avantaj ortadan kalkar.” dedi. Dışarıda limonata tercih edilecekse taze hazırlanmış olması, açıkta uzun süre beklememiş olması ve kullanılan buzun güvenilir olmasının önemli kriterler olduğunu yineleyen İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Yaz aylarında serinlemek için en güvenli ve sağlıklı seçenekler su, ayran, sade maden suyu ve evde hazırlanmış şekersiz bitki çaylarıdır. Taze nane, limon dilimi veya meyve ile aromalandırılmış sular ise şeker eklemeden lezzet artırmak için iyi bir alternatiftir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yazın Serinleten 10 Sağlıklı İçecek Haber

Yazın Serinleten 10 Sağlıklı İçecek

Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevihan Akbulut Azal “Yazın her serinletici içecek sağlıklı bir seçenek olmayabiliyor. Özellikle sıkça tercih edilen gazlı içecekler, enerji içecekleri, aşırı şekerli hazır meyve suları ve yüksek kafein içeren içecekler sağlık açısından bazı riskler taşıyabiliyor. Bu ürünler kilo artışına, kan şekeri dalgalanmalarına ve susuzluk hissinin artmasına yol açabilirken, enerji içecekleri de kalp ritmi bozuklukları, çarpıntı ve tansiyon problemlerini tetikleyebiliyor. Bu nedenle mutlaka sağlıklı içecekler tercih edilmeli ancak tüketimlerinde aşırıya kaçılmamalıdır. Kronik hastalığı olan bireyler ise içecek seçiminde daha dikkatli davranmalıdır” diyor. En sağlıklı içeceklerin başında suyun geldiğini vurgulayan Azal, suyu sade tüketemeyenlerin, içerisine çeşitli aromatik besinler ekleyerek içimini kolaylaştırabileceklerini belirtiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Azal, yaz aylarında hem serinleten hem de sağlıklı yaşamı destekleyen 10 içeceği sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Aromalı Su Yaz aylarında kaybedilen sıvının yerine konulmasında en sağlıklı yöntem günde 2 buçuk litre su içmektir. Ancak sade su içmekte zorlanan kişiler, sularına taze nane yaprakları, limon dilimleri, salatalık dilimleri, yeşil elma dilimleri ya da tarçın kabuğu gibi besinler katarak hem daha ferahlatıcı hem de daha keyifli bir içecek hazırlayabilirler. Bu yöntem, ilave şeker kullanmadan su tüketimini artırmaya yardımcı olur. Ayran Ayran, yaz aylarında sıvı ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurken içerdiği protein, kalsiyum ve elektrolitlerle de öne çıkıyor. Özellikle terlemeyle kaybedilen sodyumun yerine konmasına katkı sağlayan ayran, öğünlerle birlikte tüketildiğinde tokluk hissini destekliyor. Ferahlatıcı bir lezzet için içerisine taze nane veya fesleğen ekleyebilirsiniz. Kefir Probiyotik içeriğiyle bağırsak sağlığını destekleyen kefir, yaz aylarında besleyici bir içecek alternatifi sunuyor. Protein ve kalsiyum açısından da zengin olan kefir, sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlayabiliyor. Ancak marketlerde satılan bazı meyveli kefirlerin ilave şeker içeriği yüksek olabildiğinden sade çeşitler tercih edilmelidir. Kefirin tüketimini kolaylaştırmak için içerisine tarçın eklenebilir veya taze meyvelerle birlikte hazırlanabilir. Soğuk Yeşil Çay Antioksidan açısından oldukça zengin olan yeşil çay, metabolizmayı destekleyen doğal içeceklerden biridir. Özellikle kateşin adı verilen bileşikler hücrelerin oksidatif stresten korunmasına yardımcı olur. Şekersiz olarak hazırlandığında kalori içermez ve sıcak havalarda ferahlatıcı bir alternatif sunar. Kafein içerdiği için hamileler, tansiyon hastaları ve kafeine duyarlı kişiler tüketim miktarına dikkat etmelidir. Günde en fazla iki fncan tüketilmelidir. Yeşil Smoothie Salatalık, yeşil elma, kivi ve maydanoz gibi yeşil sebze ve meyvelerle hazırlayabileceğiniz yeşil smoothie, yaz aylarında hem ferahlatıcı hem de besleyici bir alternatiftir. İçeriğindeki sebze ve meyveler; C vitamini, K vitamini, folik asit, potasyum ve çeşitli antioksidan bileşikler açısından zengindir. Yüksek su içeriği günlük sıvı alımını desteklerken, ara öğünlerde tüketildiğinde zengin lif yapısıyla tokluk hissi sağlar. Ancak kronik böbrek hastalığı veya potasyum kısıtlaması gereken bireyler tüketim miktarı konusunda bir hekime veya diyetisyene danışmalıdır. Taze Naneli Limonata Limonun içerdiği C vitamini ve nanenin ferahlatıcı etkisi sayesinde yazın en çok tercih edilen içeceklerden biridir. Bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı olurken aynı zamanda serinlik hissi sağlar. İçeriğinde potasyum ve antioksidan bileşikler bulunur. Ancak fazla şeker eklenmesinin içeceğin sağlık değerini azaltacağı unutulmamalıdır. Mide hassasiyeti veya reflü sorunu yaşayan kişiler aşırı tüketimden kaçınmalıdır. Ice Latte Ice latte, özellikle kahve severler için yaz aylarında serinletici bir seçenek olabilir. Espresso ve süt ile hazırlanan bu içecek, ilave şeker içermediğinden gereksiz kalori alımını önlerken protein ve kalsiyum gibi besin öğelerinin alınmasına da katkı sağlar. İçeriğindeki kafein sayesinde gün içerisinde enerji hissini artırabilir. Ancak aşırı kafein tüketimi çarpıntı, uykusuzluk ve huzursuzluk gibi yan etkilere yol açabileceğinden günlük tüketim miktarına dikkat edilmelidir. Laktoz intoleransı olan bireyler laktozsuz süt veya bitkisel süt alternatiflerini tercih edebilir. Hindistan Cevizi Suyu Doğal elektrolit kaynağı olarak bilinen Hindistan cevizi suyu, sıcak havalarda kaybedilen potasyum ve minerallerin yerine konmasına yardımcı olur. Düşük kalorili olması nedeniyle spor yapan kişiler tarafından da tercih edilir. Özellikle yoğun terleme sonrasında sıvı dengesinin korunmasına katkı sağlar. Böbrek hastalığı olan bireylerin yüksek potasyum içeriği nedeniyle dikkatli tüketmesi gerekir. Karpuz Smoothie Yüzde 90'dan fazlası sudan oluşan karpuz, yazın en sevilen meyvelerinden biridir. Karpuzla hazırlanan smoothie; A vitamini, C vitamini, potasyum ve likopen gibi değerli besin öğeleri içerir. Özellikle sıcak günlerde sıvı desteği sağlarken tatlı isteğini de doğal yoldan karşılayabilir. Günde 1 küçük bardak tüketim yeterlidir. Diyabet hastaları ve kan şekeri kontrolü gereken bireyler porsiyon miktarına dikkat etmelidir. Aynı zamanda içerisine süt veya yoğurt gibi bir protein kaynağı eklenerek kan şekerinin hızlı bir şekilde yükselmesi önlenebilir. Maden Suyu Maden suyu, içerdiği kalsiyum, magnezyum ve bikarbonat gibi mineraller sayesinde özellikle yaz aylarında terlemeyle kaybedilen bazı minerallerin yerine konmasına katkı sağlayabiliyor. Ancak tüketiminde aşırıya kaçılmaması, günde bir-iki şişenin üzerine çıkılmaması gerekir. Aşırı tüketim bazı kişilerde mide şişkinliği, gaz ve gereğinden fazla mineral alımına bağlı sorunlara yol açabilir. Aromalı ve katkı maddesi içeren ürünler yerine sade maden suları tercih edilmelidir. Yüksek tansiyonu, böbrek hastalığı veya sodyum kısıtlaması gerektiren sağlık sorunları bulunan bireylerin tüketim miktarını hekimlerine danışmaları gerekir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaz Aylarında Kanser Tedavisi Görenler İçin Hayati Uyarılar! Haber

Yaz Aylarında Kanser Tedavisi Görenler İçin Hayati Uyarılar!

Yaz aylarında artan sıcaklıklar ve yoğun güneş maruziyeti kanser tedavisinde bazı yan etkilerin daha belirgin hissedilmesine yol açabiliyor. Özellikle kemoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedaviler alan hastalarda sıvı kaybı, güneş hassasiyeti, enfeksiyonlar ve sıcak havaya bağlı bazı sağlık sorunları daha sık görülebiliyor. Ancak doğru önlemler alındığında tedavi sürecini yaz döneminde de güvenli şekilde sürdürmenin mümkün olduğunu belirten Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Engin Erdemoğlu “Kanser tedavisi gören hastalar için güvenli bir yaz mevsiminin temelinde bilinçli davranmak ve hekim önerilerine uyum göstermek yatmaktadır. Yeterli sıvı tüketimi, güneşten korunma, güvenli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve enfeksiyonlardan korunma gibi basit önlemler hem tedavi sürecinin daha rahat geçmesini sağlar hem de yaşam kalitesini önemli ölçüde artırır” diyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Erdemoğlu, yazın kanser tedavisi gören görenlerin dikkat etmesi gereken 10 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Güneşten korunun Tedavi gören hastaların yaz aylarında yaptığı en önemli hatalardan biri uzun süre güneş altında kalmaktır. Bazı kemoterapi ilaçları ve hedefe yönelik tedaviler çok hızlı güneş yanığı gelişmesine, cilt lekelerine ve tahrişe yol açabilir. Güneşten korunmanın yalnızca krem kullanmak anlamına gelmediği unutulmamalıdır. Gölge alanların tercih edilmesi, uygun kıyafet, geniş kenarlı şapka ve güneş gözlüğü kullanılması, güneşin en yoğun olduğu saatlerden kaçınılması da en az güneş kremi kadar önemlidir. Özellikle saat 11.00 ile 16.00 arasında doğrudan güneşe maruz kalınmamalı, en az SPF 50 koruma sağlayan, geniş spektrumlu (UVA ve UVB korumalı) güneş kremleri tercih edilmelidir. Sıvı tüketimini artırın Yaz döneminde onkoloji kliniklerinde en sık karşılaşılan sorunlardan biri yetersiz sıvı tüketimidir. Hastaların önemli bir kısmı su içmek için, susama hissinin yeterli olduğunu düşünse de özellikle ileri yaş hastalarda susama mekanizması her zaman güvenilir değildir. Sıvı kaybı sadece halsizlik ve baş dönmesine değil, aynı zamanda böbrek fonksiyonlarında bozulmaya ve bazı kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinin artmasına da neden olabilir. Ayrıca bazı kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinin daha belirgin hale gelmesine neden olabilir. Bu nedenle gün boyunca susamayı beklemeden, düzenli aralıklarla su içilmelidir. Böbrek, kalp hastalığı vb özel bir durum yoksa günde 2–2,5 litre sıvı tüketimi hedeflenmelidir. Ancak bu miktar kişinin kilosuna, aldığı tedaviye ve mevcut sağlık durumuna göre değişebilir. SPF 50’yi tercih edin Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Engin Erdemoğlu “Son yıllarda güneş kremlerinin içeriğiyle ilgili çeşitli tartışmalar gündeme gelmektedir. Hastaların bu konuda sosyal medyadaki bilgi kirliliğinden ziyade bilimsel verilere güvenmeleri önemlidir. Günümüzde onaylı güneş kremlerinin kanser tedavileriyle veya hormon tedavileriyle klinik açıdan anlamlı bir etkileşim gösterdiğine dair güçlü bir kanıt bulunmamaktadır. Özellikle mineral filtre içeren, çinko oksit veya titanyum dioksit bazlı ürünler hassas cilde sahip hastalarda iyi bir seçenek olabilir” diyor. Beslenmenize özen gösterin Tedavi sürecinde yeterli ve dengeli beslenmek bağışıklık sisteminin desteklenmesine katkı sağlar. Hafif, dengeli ve güvenilir gıdaların tercih edilmesi gerekir. Mevsim sebze ve meyveleri, yeterli protein içeren öğünler ve düzenli sıvı alımı tedavi sürecini destekler. Açıkta olan gıdalardan kaçının Ancak açıkta satılan yiyecekler, iyi yıkanmamış sebzeler, çiğ et ve çiğ deniz ürünleri enfeksiyon riski nedeniyle dikkatle değerlendirilmelidir. Özellikle beyaz küre sayısı düşük olan hastalarda basit bir gıda kaynaklı enfeksiyon bile ciddi sonuçlar doğurabilir. Yaz aylarında uzun süre dışarıda beklemiş süt ürünleri, mayonezli yiyecekler ve açık büfe ürünleri de risk oluşturabilir. Sıcak çarpmasına dikkat edin Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Erdemoğlu “Kanser tedavisi gören hastaların çoğunun farkında olmadığı önemli bir risk de sıcak çarpmasıdır. Sıcak çarpması ile kemoterapi yan etkileri bazen birbirine karışabilir. Ancak yüksek ateş, bilinç bulanıklığı, aşırı terleme veya tam tersine terleyememe, ciddi baş dönmesi, çarpıntı ve bayılma hissi gibi belirtiler ortaya çıkıyorsa sıcak çarpması mutlaka akılda tutulmalıdır. Özellikle ileri yaş hastalar, eşlik eden kalp-damar hastalığı bulunanlar, böbrek fonksiyonları sınırlı olanlar ve performans durumu düşük hastalar sıcak havalardan daha fazla etkilenmektedir” diyor. Enfeksiyonlardan korunun Kemoterapi bağışıklık sistemini baskılayabildiği için enfeksiyonlara karşı daha dikkatli olunmalıdır. Kalabalık ve kapalı ortamlardan kaçınılmalı, el hijyenine özen gösterilmeli, hasta kişilerle yakın temasta bulunulmamalı ve ateş gelişmesi halinde mutlaka hekime başvurulmalıdır. Aktif kalmaya çalışın Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Erdemoğlu “Fiziksel aktivite tedavi sürecinin önemli bir parçasıdır. Günümüzde mümkün olduğu kadar aktif kalmanın hem yaşam kalitesini hem de fiziksel dayanıklılığı artırdığı bilinmektedir. Yaz aylarında yürüyüş, hafif tempolu bisiklet, yüzme ve esneme egzersizleri uygun seçenekler arasında yer alır. Ancak egzersizlerin günün serin saatlerinde yapılması, yeterli sıvı alınması ve aşırı efordan kaçınılması gerekir. Hastaların kendilerini zorlamadan, vücutlarının verdiği sinyalleri dikkate alarak hareket etmeleri önemlidir” diyor. Tatili tedavi programına göre planlayın Tedavi alan hastaların yaz tatiline çıkmasında çoğu zaman bir sakınca yoktur. Ancak seyahat planları tedavi takvimine göre yapılmalı, gidilecek bölgede sağlık hizmetlerine erişim imkanı araştırılmalı ve kullanılan ilaçlar düzenli şekilde taşınmalıdır. Deniz genellikle uygun koşullarda tercih edilebilirken, hijyeninden emin olunmayan havuzlarda enfeksiyon riski göz önünde bulundurulmalıdır. Yakın zamanda cerrahi geçirmiş, kateter taşıyan veya ciddi bağışıklık baskılanması olan hastalarda daha dikkatli olunmalıdır. Estetik işlemleri erteleyin Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Engin Erdemoğlu “Estetik uygulamalar konusunda kemoterapi sürecinde dikkatli olunmalıdır. Botoks, dolgu, mezoterapi ve benzeri işlemler bazı hastalarda uygun olsa da aktif tedavi sırasında enfeksiyon, gecikmiş yara iyileşmesi ve beklenmeyen cilt reaksiyonları açısından risk oluşturabilir. Bu nedenle estetik girişimler mutlaka hastayı takip eden onkoloji uzmanı ile görüşülerek planlanmalıdır. Özellikle beyaz küre veya trombosit değerlerinin düşük olduğu dönemlerde bu tür işlemlerden kaçınılmalıdır” diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Zayıf Görünen Çocuklar da Obezite Riski Taşıyabilir Haber

Zayıf Görünen Çocuklar da Obezite Riski Taşıyabilir

İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi’nden Diyetisyen Beste Mum, son yıllarda çocuklarda giderek daha sık görülen ancak çoğu zaman fark edilmeyen “gizli obezite” konusunda aileleri uyardı. Çocuğun kilosunun normal hatta zayıf görünmesinin her zaman sağlıklı olduğu anlamına gelmediğini belirten Diyetisyen Mum, vücut yağ oranının yüksek, kas kütlesinin ise düşük olmasının ciddi sağlık riskleri oluşturabileceğini söyledi. Gizli obezitenin, bireyin dış görünüşte normal kilolu olmasına rağmen metabolik açıdan obeziteye benzer riskler taşıdığı bir durum olduğunu ifade eden Dyt. Mum, “Çocuklarda yalnızca kilo ve boy takibi yapmak yeterli değildir. Vücut kompozisyonunun da değerlendirilmesi gerekir. Tartıda normal görünen bir çocukta yağ oranı yüksek, kas oranı düşük olabilir. Bu durum ilerleyen yıllarda birçok sağlık sorununa zemin hazırlayabilir” diye konuştu. “TABLET BAŞINDA GEÇEN SÜRE ENERJİ HARCAMASINI AZALTIYOR” Teknolojinin günlük yaşamın merkezine yerleşmesiyle çocukların hareket düzeyinin belirgin şekilde azaldığını vurgulayan Dyt. Mum, “Tablet, telefon ve bilgisayar başında geçirilen süre arttıkça çocukların günlük enerji harcaması düşüyor. Hareketsiz yaşam kas gelişimini azaltırken yağ depolanmasını artırıyor. Bunun sonucunda metabolizma yavaşlayabiliyor, insülin direnci gelişebiliyor ve kemik sağlığı olumsuz etkilenebiliyor” şeklinde konuştu. Gizli obezitenin dış görünüşle kolay fark edilmediğini belirten Dyt. Mum, bazı belirtilerin aileler için önemli ipuçları oluşturabileceğini söyledi. Dyt. Mum, “Çabuk yorulma, fiziksel aktivitelerde isteksizlik, kas gücünde azalma, duruş bozuklukları, karın çevresinde yağlanma, sık acıkma, sürekli atıştırma isteği, uyku düzensizlikleri ve konsantrasyon problemleri gizli obezitenin işaretleri arasında yer alabiliyor” ifadelerini kullandı. “PAKETLİ GIDALAR YAĞLANMAYI ARTIRABİLİYOR” İşlenmiş ve paketli gıdaların gizli obezite riskini artıran en önemli faktörlerden biri olduğunu dile getiren Dyt. Mum, “Cips, gazlı içecekler, hazır tatlılar, paketli atıştırmalıklar ve fast food ürünleri yüksek kalori içerirken yeterli protein, vitamin ve lif sağlamıyor. Bu durum çocuklarda yağ oranının artmasına, kas gelişiminin yetersiz kalmasına ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının yerleşmesine neden olabiliyor” dedi. Özellikle paketli ürünlerin ödül olarak verilmesinin çocukların damak tadını olumsuz etkileyebileceğini belirten Dyt. Mum, ailelerin bu konuda daha bilinçli davranması gerektiğini vurguladı. “SADECE KİLO TAKİBİ YETERLİ DEĞİL” Çocukların sağlık değerlendirmesinde yalnızca tartıdaki rakamlara odaklanılmaması gerektiğini ifade eden Dyt. Mum, “Uzman kontrolünde yağ oranı, kas kütlesi, bel çevresi, büyüme eğrileri ve fiziksel performans düzeyi birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle spor yapmayan, düzensiz beslenen veya hızlı büyüme dönemindeki çocuklarda kas kaybı fark edilmeden ilerleyebilir” diye konuştu. “AİLELERİN ROLÜ BÜYÜK” Sağlıklı büyümenin temelinde dengeli beslenme alışkanlıklarının yer aldığını belirten Mum, ailelere önemli önerilerde bulundu. Dyt. Mum, “Amaç çocuğu zayıflatmak değil, sağlıklı büyümesini desteklemektir. Kahvaltı mutlaka yapılmalı, her öğünde kaliteli protein kaynaklarına yer verilmeli, sebze ve meyve tüketimi artırılmalı, paketli atıştırmalıklar sınırlandırılmalı ve şekerli içecekler yerine su tercih edilmelidir. Ayrıca çocuk yemek konusunda baskılanmamalı, aileler de doğru beslenme konusunda rol model olmalıdır” dedi. Çocukların söylenenden çok gördüğünü uyguladığına dikkat çeken Dyt. Mum, aile içindeki beslenme alışkanlıklarının çocukların gelecekteki sağlık durumunu doğrudan etkilediğini belirtti. “GÜNDE EN AZ 60 DAKİKA HAREKET EDİLMELİ” Fiziksel aktivitenin gizli obeziteyle mücadelede önemli bir yere sahip olduğuna değinen Dyt. Mum, “Çocukların her gün en az 60 dakika orta veya yüksek yoğunluklu fiziksel aktivite yapması önerilmektedir. Bu mutlaka profesyonel spor olmak zorunda değildir. Yürüyüş, bisiklet sürme, yüzme, dans etme, ip atlama veya açık havada oyun oynamak da oldukça faydalıdır. Önemli olan düzenli hareket etmeleri ve ekran sürelerinin sınırlandırılmasıdır” diye konuştu. “İLERİDE CİDDİ HASTALIKLARA YOL AÇABİLİR” Gizli obezitenin erken dönemde fark edilmediğinde ilerleyen yaşlarda önemli sağlık sorunlarına neden olabileceğini kaydeden Dyt. Mum, “İnsülin direnci, tip 2 diyabet, karaciğer yağlanması, yüksek kolesterol, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, hormonal bozukluklar ve kas-iskelet sistemi problemleri gizli obeziteyle ilişkili olarak gelişebilmektedir. Çocukluk döneminde kazanılan yanlış yaşam alışkanlıkları erişkinlikte de devam etme eğilimindedir” dedi. “ZAYIF GÖRÜNMEK HER ZAMAN SAĞLIKLI OLMAK ANLAMINA GELMEZ” Ailelere çocukların kilosundan çok yaşam alışkanlıklarına odaklanmaları gerektiğini hatırlatan Dyt. Mum, “Sağlıklı büyüme yalnızca kilo kontrolü değildir. Güçlü kas yapısı, yeterli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, kaliteli uyku ve doğru yaşam alışkanlıklarının birlikte desteklenmesi gerekir. Zayıf görünmek her zaman sağlıklı olmak anlamına gelmez” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

El, Ayak ve Ağız Hastalığı Vakaları Artıyor Haber

El, Ayak ve Ağız Hastalığı Vakaları Artıyor

Son günlerde çocuk sağlığı polikliniklerine yapılan başvurularda El, Ayak ve Ağız Hastalığı (EAAH) vakalarında belirgin bir artış yaşandığını belirten Nev Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Konur, hastalığın özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda sık görüldüğünü söyledi. Ebeveynlerin paniğe kapılmaması gerektiğini ifade eden Konur, doğru bilgi ve uygun yaklaşımla hastalığın kolaylıkla yönetilebildiğini vurguladı. "Çocukluk çağının sık görülen viral enfeksiyonlarından biri" El, Ayak ve Ağız Hastalığının genellikle Enterovirüs ailesinden, en sık da Coxsackievirus A16'nın neden olduğu viral bir enfeksiyon olduğunu belirten Uzm. Dr. Mustafa Konur, "Her yaş grubunda görülebilmekle birlikte vakaların büyük çoğunluğunu 5 yaşın altındaki çocuklar oluşturuyor. Virüs, özellikle yaz sonu ve sonbahar aylarında salgın yapma eğiliminde olsa da yılın her döneminde karşımıza çıkabiliyor" dedi. “İlk belirti ateş, ardından ağız yaraları ve döküntüler geliyor” Hastalığın başlangıçta hafif bir soğuk algınlığı gibi seyrettiğini söyleyen Konur, birkaç gün içerisinde karakteristik belirtilerin ortaya çıktığını belirterek şu bilgileri paylaştı: "Genellikle ilk olarak ateş, halsizlik, huzursuzluk ve iştahsızlık görülür. Ardından ağız içinde, dilde, diş etlerinde ve yanak içlerinde ağrılı kırmızı lezyonlar oluşur. Bu yaralar çocukların yutkunmasını zorlaştırdığı için beslenme ve sıvı alımını ciddi şekilde etkileyebilir." Konur, ateşin başlamasından bir ya da iki gün sonra ise avuç içlerinde, ayak tabanlarında, bazen de kalça ve diz bölgelerinde kırmızı, içi sıvı dolu küçük kabarcıklar şeklinde döküntüler görüldüğünü belirterek, "Bu döküntüler genellikle kaşıntı yapmaz ancak ağrılı olabilir" ifadelerini kullandı. “Toplu yaşam alanlarında hızla yayılıyor” El, Ayak ve Ağız Hastalığının oldukça bulaşıcı olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Mustafa Konur, özellikle kreşler, anaokulları ve oyun alanlarının virüsün yayılması açısından risk oluşturduğunu söyledi. Konur, hastalığın; enfekte kişinin tükürük, balgam ve burun akıntısı yoluyla, kabarcıklardaki sıvıya doğrudan temas edilmesiyle, dışkı yoluyla özellikle bez değişimi sonrası yetersiz el hijyeni nedeniyle ve virüs bulaşmış oyuncak, kapı kolu gibi yüzeylere temas edilmesi sonucu bulaşabildiğini ifade etti. "Antibiyotiklerin hiçbir faydası yok" Hastalığın viral kaynaklı olması nedeniyle antibiyotiklerin etkisiz olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Mustafa Konur, "El, Ayak ve Ağız Hastalığının spesifik bir ilacı ya da aşısı bulunmuyor. Tedavide amaç çocuğun şikâyetlerini hafifletmek ve konforunu sağlamaktır" dedi. “Sıvı tüketimi hayati önem taşıyor” Ağız içindeki yaralar nedeniyle çocukların su içmek istemeyebileceğini belirten Konur, bunun vücudun susuz kalmasına neden olabileceğini söyledi. "Bu nedenle bol sıvı tüketimi sağlanmalı, yoğurt, soğuk çorba ve püre gibi ılık ya da soğuk gıdalar tercih edilmelidir. Asitli, acı ve baharatlı yiyeceklerden ise kesinlikle kaçınılmalıdır." diyen Konur, hekim önerisiyle çocuklara uygun ateş düşürücü ve ağrı kesicilerin kullanılabileceğini, ağız içi yaralar için ise ağrı hafifletici sprey veya jellerin reçete edilebildiğini kaydetti. “İyileşene kadar okula gönderilmemeli” Hastalık belirtileri tamamen düzelene kadar çocukların kreş ya da okula gönderilmemesi gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Mustafa Konur, "Evde istirahat edilmesi hem çocuğun iyileşmesini hızlandırır hem de salgının yayılmasını önler. Hastalık çoğu zaman 7 ila 10 gün içerisinde kendiliğinden iyileşmektedir" dedi. “En etkili korunma yöntemi hijyen” Hastalığa karşı en güçlü korunma yönteminin hijyen kurallarına uymak olduğunu belirten Konur, ebeveynlere şu tavsiyelerde bulundu: "Eller en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla sık sık yıkanmalıdır. Ortak kullanılan oyuncaklar ve yüzeyler düzenli olarak dezenfekte edilmeli, hasta kişilerle öpüşme, sarılma ve ortak eşya kullanımı gibi yakın temaslardan kaçınılmalıdır." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sabri Ülker Vakfı, “Bilim Elçileri”yle Küresel Bilim Ekosistemine İlham Verecek Haber

Sabri Ülker Vakfı, “Bilim Elçileri”yle Küresel Bilim Ekosistemine İlham Verecek

Sabri Ülker Vakfı, bilimsel ilerlemenin yeni araştırmalar kadar bilim liderlerinin de yetiştirilmesiyle mümkün olduğu inancıyla Sabri Ülker Geleceğin Bilim Lideri Ödülü’nü sahipleriyle buluşturuyor. Kuruluşundan bu yana kararlılıkla sürdürdüğü bilimsel destek yaklaşımını 2026 Bilim Ödülü başvuru sürecinde küresele taşıyan Vakıf, bu vizyonunu yeni bir adımla güçlendiriyor. 25 Haziran 2026’da açılacak başvurular, 25 Nisan 2027’ye kadar scienceaward.sabriulkerfoundation.org adresinden yapılabilecek. Gıda, beslenme ve halk sağlığı alanlarında topluma fayda sağlayacak araştırmaları destekleyen Geleceğin Bilim Lideri Ödülü, yeni dönemde ‘’Bilim Elçileri Ağı’’ altında genç araştırmacılara rehberlik edecek. Bilim Elçileri, geçmiş yıllarda ödül kazanan araştırmacılardan oluşacak ve bu ağ, uluslararası iş birliklerini destekleyerek ödül programının toplumsal etkisini büyütecek. Vakfın küresel vizyonunun önemli adımlarından birini oluşturan “Bilim Elçileri”, 2026 Geleceğin Bilim Lideri Ödülü başvuru sürecinin de başlatıldığı lansmanla tanıtıldı. Etkinlikte, geçmiş yılların ödül sahipleri Vakfın "Bilim Elçileri" olarak sahneye çıktı. Doç. Dr. Elif Nur Fırat Karalar, Dr. Maria Elsa Pando San Martin ve Doç. Dr. Cesarettin Alaşalvar, ödül sonrasındaki başarılarını, araştırmalarının toplumsal etkilerini ve uluslararası iş birliklerini paylaşarak genç araştırmacılara ilham verdi. Lansman kapsamında oluşturulan bilim galerisinde ise geçmiş yıllarda ödül sahiplerinin araştırmaları, yayınları, patentleri ve uluslararası iş birlikleri katılımcılarla buluşturuldu. Yahya Ülker: "Bilimin dönüştürücü gücüne ‘Bilim Elçileri’yle tanıklık ediyoruz” Etkinlikte konuşan Sabri Ülker Vakfı Başkanı Yahya Ülker, 15 yılı aşkın süredir oluşturdukları bilimsel birikimi, Geleceğin Bilim Lideri Ödülü'nü küresel başvurulara açarak uluslararası arenaya taşıdıklarını ifade etti. Yahya Ülker şunları kaydetti: “Sabri Ülker Vakfı olarak 2009’dan bu yana güvenilir bilimsel bilginin yaygınlaşmasına katkı sağlarken, insan sağlığına fayda sağlayacak araştırmaları desteklemeyi önceliklerimiz arasında görüyoruz. On yıl önce başlattığımız Geleceğin Bilim Lideri Ödülü programının bugün ulaştığı nokta hepimiz için gurur verici. Bugüne kadar ödülü kazanan bilim insanımızın ortaya koyduğu 1.500’den fazla bilimsel yayın, 25'ten fazla patent ve patent başvurusu, 300’den fazla araştırma projesi ve 150’den fazla uluslararası iş birliği, Geleceğin Bilim Lideri Ödülü'nün yalnızca bireysel başarıları değil, küresel ölçekte bilimsel etkiyi de desteklediğini gösteriyor. Bu başarı hikâyelerinin daha fazla araştırmacıya ulaşması ve yeni bilim liderlerine ilham vermesi amacıyla bugün Bilim Elçileri ağını hayata geçiriyoruz. Artık Geleceğin Bilim Lideri Ödülü, bir ödül programının ötesinde; bilim insanlarını bir araya getiren, iş birliklerini güçlendiren ve bilimin toplumsal etkisini büyüten bir platform olarak yoluna devam ediyor. Önümüzdeki dönemde de genç araştırmacıları desteklemeye, uluslararası bilim ağlarını güçlendirmeye ve sürdürülebilir bir bilim ekosisteminin gelişimine katkı sağlamaya kararlılıkla devam edeceğiz.” Bilim Elçisi Doç. Dr. Karalar: “Ödül, araştırmalarımızı daha görünür bir noktaya taşımamıza katkı sağladı” 2021 Sabri Ülker Geleceğin Bilim Lideri Ödülü’nü kazanan Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Elif Nur Fırat Karalar, ödülün kendisi için yalnızca bireysel bir başarı değil, aynı zamanda araştırma ekibi ve yürüttükleri bilimsel çalışmalar için de önemli bir destek ve görünürlük sağladığını belirtti. Fırat Karalar şöyle devam etti: “Bilim uzun soluklu, emek ve kararlılık gerektiren bir yolculuk. Bu yolculukta doğru zamanda gelen destekler, özellikle genç araştırmacılar için çok değerli. Sabri Ülker Geleceğin Bilim Lideri Ödülü, bizim için araştırmalarımızı daha görünür kılan, yeni projeler geliştirme motivasyonumuzu artıran ve uluslararası hedeflerimize daha güçlü şekilde ilerlememize katkı sağlayan önemli bir destek oldu. Bugün genç araştırmacılara en önemli mesajım, meraklarından vazgeçmemeleri, bilimsel hedeflerinin peşinden cesaretle gitmeleri ve kendi potansiyellerine güvenmeleri. Türkiye’den yetişen bilim insanlarının dünya bilimine önemli katkılar sunabileceğine yürekten inanıyorum.” Başvuru Süreci Sabri Ülker Geleceğin Bilim Lideri Ödülü için başvuracak adayların 45 yaşından gün almamış, Ph.D., M.D. veya eşdeğer doktora derecesine sahip olması gerekecek. Özgün, bilimsel titizliği yüksek ve somut ya da potansiyel etki yaratma kapasitesine sahip araştırmalarla yapılacak başvurularda dosyanın İngilizce hazırlanma şartı bulunacak. Adaylar doğrudan başvuru yapabilecek. 25 Haziran 2026’da açılacak başvurular, 25 Nisan 2027’ye kadar scienceaward.sabriulkerfoundation.org adresinden yapılabilecek. Geleceğin Bilim Lideri seçilen araştırmacı 100 bin dolarla ödüllendirilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sıcak Havalarda Beslenme Hatalarına Dikkat! Haber

Sıcak Havalarda Beslenme Hatalarına Dikkat!

Uzman Diyetisyen Samet Yağlı, sıcak havalarda beslenmenin yalnızca “az yemek” ya da “soğuk içecek tüketmek” anlamına gelmediğini belirterek, doğru sıvı alımı ve hafif öğün planlamasının kritik olduğunu vurguluyor. “Sıcak havalarda susuzluk hissini beklemek doğru bir strateji değildir. Özellikle çocuklar, yaşlılar, hamileler, kronik hastalığı olanlar ve dışarıda çalışan kişiler gün içinde düzenli olarak su içmelidir. Çay, kahve, gazlı içecekler ya da şekerli içecekler suyun yerine geçmez. Vücudun temel ihtiyacı sudur.” diyen Uzm. Dyt. Samet Yağlı, yaz aylarında ağır, yağlı ve kızartma ağırlıklı öğünlerin sindirimi zorlaştırabileceğine dikkat çekiyor. Yağlı ve büyük porsiyonlu yemeklerin sıcak havalarda vücut yükünü artırabileceğini belirten Yağlı, özellikle öğle saatlerinde daha hafif tabakların tercih edilmesi gerektiğini söylüyor: “Yaz aylarında sebze ağırlıklı öğünler, yoğurt, ayran, ayran aşı çorbası, cacık, salata, zeytinyağlılar, meyve ve su oranı yüksek besinler daha doğru tercihlerdir. Karpuz, salatalık, domates, çilek, şeftali gibi su içeriği yüksek besinler destekleyici olabilir; ancak bunlar suyun yerine geçmez.” Sıcak havalarda yapılan bir diğer hatanın da maden suyu, sporcu içeceği veya şekerli soğuk içeceklerin kontrolsüz tüketilmesi olduğunu belirten Yağlı, özellikle tansiyon, böbrek hastalığı veya kalp-damar rahatsızlığı olan kişilerin mineral içerikli içecekleri bilinçsiz tüketmemesi gerektiğini ifade ediyor. Uzm. Dyt. Samet Yağlı, sıcak havalar için şu önerilerde bulunuyor: Gün içinde suyu düzenli tüketin. Susamayı beklemeyin, su tüketimini güne yayın. Ağır ve yağlı öğünlerden kaçının. Kızartmalar, ağır soslar ve büyük porsiyonlar yerine hafif tabaklar tercih edin. Şekerli ve gazlı içecekleri sınırlandırın. Bu içecekler kısa süreli serinlik hissi verse de vücudun sıvı ihtiyacını karşılamaz. Tansiyon sorunu yoksa 2 şişe limon dilimi eklenmiş maden suyu için. Kafein ve alkol tüketimine dikkat edin. Fazla tüketim sıvı kaybını artırabilir. Sebze, meyve ve yoğurtlu seçeneklere yer verin. Cacık, ayran, yoğurt, salata ve zeytinyağlılar sıcak günler için daha dengeli tercihlerdir. Çocuklar ve yaşlılar daha yakından takip edilmeli. Bu gruplar susuzluğu her zaman doğru ifade edemeyebilir. İdrar renginizi takip edin. Koyu renk idrar, yetersiz sıvı alımının işareti olabilir. Sıcak havalarda doğru beslenmenin sadece kilo kontrolü için değil, günlük enerji, konsantrasyon ve genel sağlık için de önemli olduğunu belirten Uzm. Dyt. Samet Yağlı, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Yaz aylarında vücudu yormayan, su ve mineral dengesini destekleyen, hafif ama besleyici bir düzen oluşturmak gerekir. Serinlemek için yalnızca soğuk içeceklere yönelmek yerine, günün tamamına yayılan bilinçli bir beslenme ve sıvı planı yapılmalıdır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Araştırmaya Göre Hayvan Sahipleri Yaşlanmayı Konuşmaktan Kaçınıyor Haber

Araştırmaya Göre Hayvan Sahipleri Yaşlanmayı Konuşmaktan Kaçınıyor

Royal Canin tarafından yürütülen yeni küresel araştırma, bu orta yaş dönemine geçişle birlikte hayvan sahiplerinin yaşlanmaya bakışı ile bilimsel gerçekler arasında önemli bir fark bulunduğunu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre hayvan sahiplerinin üçte birinden fazlası (yüzde 38), yaşlanma sürecinde etkili müdahalenin mümkün olmadığına inanıyor ve üçte ikisi (yüzde 66) bu konuyu duygusal nedenlerle erteliyor ve (yüzde 44) yaşlanmayı ancak sağlık sorunları ortaya çıktıktan sonra gündeme alıyor. Bu yaklaşım, kedi ve köpeklerde sağlıklı yaşam süresini uzatabilecek erken önlem fırsatlarının kaçırılmasına işaret ediyor.¹ Kedi ve köpeklerin yaşam süreleri uzadıkça, sağlıklı yaş alma ve yaşam kalitesini koruma konusu hayvan sahipleri için her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. Bilimsel temellere dayanan yüksek kaliteli beslenmeye yönelik ilginin artmasıyla birlikte, kedi ve köpek sağlığı alanında odak noktası da belirli sağlık sorunlarına yönelik tekil çözümlerden, canlılığı destekleyen ve sağlıklı yaşlanmayı teşvik eden bütüncül yaklaşımlara kayıyor. Özellikle pandemi döneminde sahiplenilen kedi ve köpeklerin bugün orta yaş dönemine ulaşması, bu dönüşümü daha da önemli hale getiriyor. Veteriner hekimler, bu dönemi sağlık açısından kritik bir eşik olarak tanımlıyor. Ancak yeni araştırma, birçok hayvan sahibinin bu dönemin önemini kavramakta zorlandığını veya bilinçli olarak görmezden geldiğini ortaya koyuyor. Hayvan sahipleri yaşlanmayı konuşmaktan kaçınıyor ROYAL CANIN® tarafından gerçekleştirilen küresel araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 38’i hayvanlarının yaşlanması konusunda yapılabilecek hiçbir şey olmadığını düşünürken*, üçte ikisi (yüzde 66) hayvanlarının yaşlandığını düşünmenin kendilerini üzdüğünü ve yarısından fazlası (yüzde 55) bu nedenle konu hakkında konuşmaktan kaçındığını belirtiyor. ¹ Uzmanlar uyarıyor: Orta yaş dönemi sağlıklı yaşlanma için kritik bir fırsat Kedi ve köpekleriyle güçlü bir duygusal bağ kurduklarını ifade eden katılımcılar, hayvanlarının uzun vadeli sağlığını desteklemek açısından kritik öneme sahip bir dönemi farkında olmadan gözden kaçırabiliyor. Araştırmaya katılanların yüzde 44’ü, hayvanlarının yaşlanmasını ancak sağlık sorunları ortaya çıktığında düşünmeye başladığını belirtiyor. Bu durum, aslında daha erken dönemde alınabilecek önlemler açısından önemli bir fırsatın kaçırılması anlamına gelebileceğine işaret ediyor. Veteriner hekimler, özellikle pandemi döneminde sahiplenilen bir kedi ve köpek kuşağının bugün orta yaş evresine ulaşması nedeniyle bu durumun önemine dikkat çekiyor. Kedi ve köpeklerde genellikle 6-7 yaş civarında başlayan bu dönemde, yaşlanmaya bağlı biyolojik değişiklikler hücresel düzeyde ortaya çıkmaya başlıyor ve çoğu zaman görünür belirtiler ortaya çıkmadan ilerliyor. Bu nedenle uzmanlar, hayvanlar hâlâ sağlıklı ve aktif görünürken atılacak küçük ve proaktif adımların, ilerleyen yaşlarda sağlık, canlılık ve yaşam kalitesinin korunmasında önemli rol oynayabileceğini vurguluyor. Orta yaşa ulaşan pandemi kuşağı kedi ve köpeklerde sağlıklı yaşlanma doğru yaklaşım ile mümkün Pandemi döneminde dünya genelinde hayvan sahipliğinde yaşanan büyük artışın ardından, bu nesil şimdi orta yaş dönemine girmeye başladı. Bu da bir neslin sağlıklı yaşam süresini iyileştirmek için önemli bir fırsat yaratıyor. Bu değişim kültürel olarak da kendini gösteriyor; TikTok’ta milyonlarca görüntülenme alan paylaşımlarda altı yaşına giren “pandemi hayvanları” kutlanıyor. Orta yaş dönemindeki hayvanlar genellikle sağlıklı ve enerjik görünse de, Royal Canin Veterinary Symposium 2026’da sunulan yeni bilimsel araştırmalar yaşlanmanın birçok kişinin düşündüğünden daha erken başlayan kademeli bir biyolojik süreç olduğunu ortaya koyuyor. Kedilerde enerji seviyelerindeki değişimler veya köpeklerde hareket kabiliyetindeki azalma gibi küçük fizyolojik değişimler, gözle görülür belirtilerden çok önce ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle söz konusu dönem, uzun vadeli sağlık ve yaşam kalitesini desteklemek için önemli bir fırsat sunuyor. Ancak bu erken dönem kolaylıkla gözden kaçabiliyor. Araştırmaya katılan hayvan sahiplerinin yaklaşık üçte biri (yüzde 31), kedi ve köpekleri “iyi göründüğü” için erken önlem almayı ertelediğini söylüyor. Dr. Tanya Schoeman: “Hayvanlarımızın yaşlanma süreci, düşündüğümüzden çok daha erken başlıyor” Yaşlanmanın kendisi kaçınılmaz olsa da hayvanların nasıl yaşlandığı; beslenme, ideal vücut ağırlığının korunması, düzenli egzersiz, sağlık takibi ve erken müdahale gibi faktörlerden önemli ölçüde etkileniyor. Royal Canin Veterinary Symposium 2026’da paylaşılan bilimsel veriler, “sağlıklı yaşam süresi” kavramına dikkat çekiyor. Bu kavram, yaşa bağlı kronik hastalıklar ve fonksiyon kayıpları ortaya çıkmadan önce, hayvanın sağlıklı olarak geçirdiği yaşam dönemini ifade ediyor. Orta yaş döneminde verilen destek, ilerleyen yıllarda sağlık, canlılık ve genel yaşam kalitesinin korunmasında önemli rol oynayabiliyor. Buna rağmen yanlış inanışlar devam ediyor. Araştırmaya katılan hayvan sahiplerinin yüzde 25 diyabet gibi bazı sağlık risklerinin yaş ilerledikçe artabileceğinin farkında olmadığını belirtiyor. Royal Canin Kedi Sağlığı ve Veteriner İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Tanya Schoeman, yaşlanma süreci ile ilgili olarak, “Artık biliyoruz ki hayvanlarımızın yaşlanma süreci, düşündüğümüzden çok daha erken başlıyor. Genellikle kedi ve köpekler hâlâ sağlıklı ve enerjik görünürken, orta yaş döneminde bu süreç başlamış oluyor. Bu dönem, uzun vadeli sağlıklarını desteklemek için basit ama etkili adımlar atmak adına değerli bir fırsat sunuyor. Hem bir veteriner hekim hem de bir hayvan sahibi olarak, dostlarımız sağlıklı görünürken bugüne odaklanmanın ve yaşlanma düşüncesinin rahatsız edici olmasının ne kadar doğal olduğunu görüyorum. Ancak sağlık kontrollerine ve yaş alma konusundaki konuşmalara daha erken başlamak, küçük değişikliklere dikkat etmek; yalnızca daha uzun değil, aynı zamanda daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmelerine yardımcı olabilir. Düzenli veteriner hekim kontrolleri, sağlıklı yaş alma konusunu veteriner hekiminizle proaktif şekilde değerlendirmek ve davranış, hareket kabiliyeti veya enerji seviyelerindeki küçük değişikliklere dikkat etmek gibi temel adımlar büyük fark yaratabilir”, dedi. Pandemi döneminde sahiplenilen hayvanlar orta yaş dönemine girerken, bu bulgular yaş almanın korkulacak bir süreç olmadığını gösteriyor. Aksine, hayvan sahipleri için küçük ama etkili adımlarla dostlarının daha uzun süre sağlıklı, aktif ve yaşam dolu kalmalarını desteklemek adına önemli bir fırsat sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.