Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Beslenme Alışkanlıkları

Kapsül Haber Ajansı - Beslenme Alışkanlıkları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Beslenme Alışkanlıkları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kış Aylarında Bağışıklık için Dengeyi Korumak Önemli Haber

Kış Aylarında Bağışıklık için Dengeyi Korumak Önemli

Uzmanlara göre bunun nedeni yalnızca soğuk hava değil; aynı zamanda güneş ışığından daha az faydalanmamız, kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirmemiz ve günlük yaşam temposunun bağışıklık sistemi üzerinde yarattığı ek yük (1). Orzax Medikal Grup Müdürü Dr. Göktuğ Göktaş, kış aylarında bağışıklık sisteminin daha hassas hale gelmesinin birçok çevresel faktörün aynı anda devreye girmesinden kaynaklandığını belirtiyor. Soğuk hava koşulları, güneş ışığına daha az maruz kalınmasına bağlı olarak D vitamini düzeylerinde yaşanan düşüş ve kapalı alanlarda artan temasın, bağışıklık yanıtı üzerinde doğal bir baskı oluşturduğunu ifade eden Göktaş; bu dönemde bağışıklığı aşırı uyarmaya çalışmak yerine, onu dengede tutacak doğru günlük yaşam alışkanlıkları odaklanılmasının daha sağlıklı bir yaklaşım olacağını vurguluyor. Bilimsel araştırmalar, kış aylarında bağışıklık sisteminin hem çevresel koşullar hem de kişisel alışkanlıklar nedeniyle daha hassas hâle gelebildiğini gösteriyor. Soğuk ve kuru hava, üst solunum yollarının doğal savunma mekanizmalarını zayıflatabiliyor; bazı virüslerin bu koşullarda daha uzun süre canlı kalabilmesi ise enfeksiyon riskini artırıyor (2,3). Güneş ışığının azalmasıyla birlikte düşen D vitamini seviyeleri de bağışıklık dengesini etkileyen önemli faktörler arasında yer alıyor (4). Kışın beslenme alışkanlıkları da değişiyor Bağışıklık sisteminin güçlü kalabilmesi; yeterli uyku, dengeli beslenme ve genel yaşam dengesinin korunmasıyla yakından ilişkili. Ancak kış aylarında besin çeşitliliğinin azalması, C vitamini, D vitamini, çinko ve selenyum gibi bağışıklık için önemli mikro besinlerin yeterince alınamamasına yol açabiliyor (5,6). Araştırmalar, bu mikro besinlerin bağışıklık hücrelerinin sağlıklı çalışmasında önemli rol oynadığını; eksiklik durumunda vücudun enfeksiyonlarla mücadelesinin zorlaşabildiğini ortaya koyuyor (5,7). Özellikle C vitamini ve çinkonun, bağışıklık sisteminin doğal savunma mekanizmalarını desteklediğine dair bilimsel veriler bulunuyor (8,9). Ekinezya ve beta glukan gibi doğal bileşenlerin de bağışıklık sisteminin ilk savunma hattını destekleyebildiği; D vitamininin ise bağışıklık yanıtının dengelenmesinde özel bir role sahip olduğu belirtiliyor (10,11). “Bağışıklığı uyarmak değil, dengelemek gerekiyor” Dr. Göktuğ Göktaş, bağışıklık konusuna yaklaşırken ölçünün önemine de dikkat çekerek: “Bağışıklık söz konusu olduğunda amaç, sistemi sürekli uyarmak değil; vücudun ihtiyaç duyduğu mikro besinleri doğru şekilde destekleyerek bağışıklık yanıtını dengede tutmak olmalı. Dengeli beslenme, yeterli D vitamini ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları, kış aylarını daha rahat geçirmek için güçlü bir zemin oluşturur.” dedi Dünya Sağlık Örgütü de bağışıklık fonksiyonlarının korunmasında mikro besin yeterliliğinin halk sağlığı açısından önemine dikkat çekiyor (12). Uzmanlar, özellikle yaşlılar ve kronik rahatsızlığı bulunan bireylerin kış aylarında beslenme düzenlerine ve mikro besin alımlarına daha fazla özen göstermesi gerektiğini vurguluyor (13). Kış aylarında bağışıklığı tek bir yöntemle “güçlendirmeye” çalışmak yerine; beslenme, yaşam alışkanlıkları ve bilimsel temelli desteklerin birlikte ele alındığı dengeli bir yaklaşım hem bağışıklık sisteminin hem de günlük yaşamın ritmini korumaya yardımcı oluyor (5,6,13).

45 Yaş Üzerine Kolonoskopi Uyarısı! Haber

45 Yaş Üzerine Kolonoskopi Uyarısı!

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, kolon kanserinde erken tanının önemi, kolonoskopinin hayati rolü ve yaşam tarzı faktörleriyle korunmanın mümkün olduğu hakkında açıklamalarda bulundu. Kolon kanseri tedavisi mümkün olan ancak düzenli takip gerektiren bir hastalık! Kolon kanserinin günümüzde en çok karşılaşılan üçüncü kanser çeşidi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Yaygın olarak görülmesi nedeniyle takip edilmesi gerekir.” dedi. Kolon kanserinin tedavisi mümkün olan bir hastalık olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Atamer, “45 yaşın üzerindeki herkesin mutlaka kolonoskopi yaptırması gerekir. Ancak ailesinde özellikle birinci derece akrabalarında kolon kanseri olan kişiler, akrabalarının kolon kanserine yakalandığı yaşın on yıl gerisinden başlayarak düzenli olarak kolonoskopi yaptırmaları önerilir.” şeklinde konuştu. Kolon kanserleri genellikle belirti vermeden ilerliyor! Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Kolonoskopi yapılarak düzenli takip edilen kişilerde hastalığı erken yakalamak mümkündür.” dedi. Kolon kanserinin genellikle belirti vermediğini hatırlatan Prof. Dr. Atamer, “Kanserler polip olarak başlar. Bu nedenle kolonoskopi yapıldığında polip aşamasındayken yakalanırsa polibi çıkartmak suretiyle hastalığı önlemek mümkün. Çünkü kolon kanserleri genellikle sinsi seyreder. Sol kolon tarafını tutan kanserler kanamayla erken belirti verdiğinde doktora gelinir. Ancak sağ tarafı tutan kolon kanserleri geç belirti verir.” açıklamasını yaptı. Kolonoskopi, kolon kanserinin ortaya çıkarılmasında altın standart! Kolon kanserinin sadece genetik faktörlere bağlı olarak oluşmadığının altını çizen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Beslenme alışkanlıkları, özellikle sigara ve alkol tüketimi de riski artırır.” dedi. Kırmızı et tüketimi, şarküteri ürünleri, yağlı gıda tüketimi, aşırı kilo ve hareketsizliğin kolon kanserinin gelişmesinde rol oynadığını aktaran Prof. Dr. Atamer, sözlerini şöyle tamamladı: “Özellikle yanmış et ürünleri kolon kanserleri oluşma riskini artırır. Bu nedenle yanmış gıdalardan uzak durmakta fayda var. Kolon kanserinden korunmak için özellikle düzenli egzersiz, kilo kontrolü, sigara ve alkolden uzak durmak ve yanmış gıdalardan kaçınmak önemlidir. Ayrıca Akdeniz diyeti dediğimiz bol lifli gıdalar ile sebze tüketilmesinde fayda vardır. Bu nedenle hiçbir şikâyeti olmasa dahi 45 yaşını geçen her bireyin kolonoskopi yaptırmasında fayda vardır ve hâlâ günümüzde kolonoskopi kolon kanserinin ortaya çıkarılmasında altın standart olarak rol oynar. Kolonoskopiyi erteleyen ya da yaptırmaktan çekinen bireylere özellikle belirtmek gerekir ki kolonoskopi genellikle anestezi altında, tam uyutarak yapıldığı için hasta hiçbir şey hissetmez.”

Kötü Kolesterol Kalp Krizine Neden Olabilir!  Haber

Kötü Kolesterol Kalp Krizine Neden Olabilir! 

Vücudumuzun temel yapı taşları olan yağlar iyi kolesterol (HDL) ve kötü kolesterol (LDL) olmak üzere ikiye ayrılıyor. Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya, kolesterolde yüksek olması istenilen tek değerin iyi kolesterol (HDL) olduğunu hatırlatarak, “İyi kolesterolde ideal olan, değerin 50-55’in üzerinde olmasıdır. Kötü kolesterol (LDL) ise kanda ihtiyaç duyulandan daha fazla olursa, atar damar duvarlarında birikerek; kalbe giden kan akışını engelleyen koroner arter hastalığı, kollara ve bacaklara giden kan akışının bozulmasıyla ortaya çıkan periferik damar hastalığı ve beyne giden kan akımını bozan karotid arter hastalığına yol açabilmektedir. Bu hastalıklar da kalp krizi ve felç ile sonuçlanabilmektedir. Dolayısıyla, kötü kolesterolün kandaki seviyesi 130'un altında olmalı ve 190'ın üzerine çıkmasına kesinlikle izin verilmemelidir” uyarısında bulunuyor. Erken tanı için 20 yaşından itibaren… Kötü kolesterol (LDL) çoğu zaman hiçbir belirti vermeden damarlarda birikebiliyor. Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya, bu nedenle kolesterol seviyelerinin düzenli aralıklarla kontrol edilmesinin hayati önem taşıdığına vurgu yapıyor. Kolesterolde yaş ve cinsiyet, takip sıklığının önemli etkenlerini oluşturuyor. Erken tanı için kolesterole erkeklerde 20-44 yaş arasında 5 yılda bir, 45-60 arasında yılda bir veya 2 yılda bir, 65 yaş sonrasında her yıl bakılması öneriliyor. Kadınlarda ise menopoz dönemine kadar 5 yılda bir, menopoz sonrasında östrojenin damar sağlığını koruyucu etkisi kaybolduğundan yılda bir bakılması tavsiye ediliyor. Yaş ve cinsiyetin dışında diğer risk faktörlerinin de takip sıklığını belirlemede önem taşıdığını söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya, “Ailede kalp, inme veya felç gibi damar hastalığı öyküsü ya da diyabet gibi damar sağlığını tehdit eden bir başka hastalık varsa, hasta obeziteli bir bireyse veya sigara içiyorsa, hekim daha sıkı takip isteyebilmektedir” diye konuşuyor. Beslenme alışkanlıkları ve egzersiz önemli! Kolesterol değerlerinizi bilmek kalp hastalığı riskinizi anlamanıza yardımcı olsa da bu rakamlar tablonun sadece bir parçasını oluşturuyor. Dolayısıyla hekimler, kolesterol dışında genel sağlık durumunuzu da değerlendirerek risk analizi yapıyorlar. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya, kötü kolesterolün tedavisinde, yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesinin yanı sıra ilaç tedavisine de başvurulabildiğini belirterek, “Vücutta oluşan kötü kolesterol miktarını azaltmak için hatalı beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi ve yakılan kolesterol miktarını artırmak için daha fazla egzersiz yapılması gerekmektedir. İhtiyaç halinde önerilen ilaçlar da karaciğerde üretilen kolesterol miktarını azaltmaktadır. Bu ilaçlar çok etkili ve kalp-damar hastalıklarının taşıdıkları risklerle karşılaştırıldığında son derece güvenlidir” bilgisini veriyor.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.