Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Beyin Sinyalleri

Kapsül Haber Ajansı - Beyin Sinyalleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Beyin Sinyalleri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Beyin Çiplerinin Gerçek Amacı Açıklandı!  Haber

Beyin Çiplerinin Gerçek Amacı Açıklandı! 

Neuralink'in aslında yeni bir teknoloji icat etmediğini ifade eden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Beyin ile bilgisayar arasında iletişim kurma fikri onlarca yıldır bilim insanlarının üzerinde çalıştığı bir alan.” dedi. Teknolojinin temel amacının felç, ALS ve omurilik yaralanması gibi nedenlerle hareket edemeyen hastaların düşünceleriyle cihazları kontrol edebilmesini sağlamak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarlacı, çiple yabancı dil öğrenmenin ya da insan beynini uzaktan kontrol etmenin bugünkü bilimsel bilgilerle mümkün olmadığına dikkat çekti. Yapay zekânın insan beynini kopyalayamayacağını da dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, bu alandaki yanlış algılara karşı bilimsel gerçeklere değindi. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Neuralink projesiyle birlikte akıllara gelen sorular hakkında açıklamalarda bulundu. Beyin sinyalleri yaklaşık 100 yıldır kaydediliyor! Elon Musk'ın Neuralink projesiyle birlikte beyin-bilgisayar arayüzlerinin yeniden dünyanın gündemine oturduğunu ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Sosyal medyada sanki bu teknoloji ilk kez Neuralink ile ortaya çıkmış gibi bir algı oluştu. Oysa beyin ile bilgisayar arasında iletişim kurma fikri onlarca yıldır bilim insanlarının üzerinde çalıştığı bir alan.” dedi. Beynin, düşündüğümüz, hareket ettiğimiz, hissettiğimiz ya da karar verdiğimiz her an elektriksel sinyaller ürettiğini hatırlatan Prof. Dr. Tarlacı, “Bu sinyaller 1920'li yıllardan beri EEG yöntemiyle kaydedilebiliyor. Ancak uzun yıllar boyunca bu karmaşık elektriksel aktivitenin içinden belirli bir hareketi veya niyeti temsil eden sinyalleri ayırt etmek mümkün değildi. 1970'li ve 1980'li yıllarda yapılan çalışmalarla birlikte, beynin belirli bölgelerindeki bazı sinir hücrelerinin belirli hareketlerle ilişkili olduğu ortaya kondu. Örneğin sağa bakma, sola bakma ya da kolu kaldırma isteği oluştuğunda beynin belirli bölgelerinde tekrar eden elektriksel desenler oluştuğu gösterildi. Böylece ilk kez ‘niyet’ ile ‘hareket’ arasındaki bağlantı bilimsel olarak çözümlenmeye başlandı.” şeklinde konuştu. Beyin-bilgisayar arayüzü, felçli hastaların düşünceleriyle cihazları kontrol etmesini amaçlıyor! Beyin-bilgisayar arayüzünün, beynin ürettiği elektriksel sinyallerin bilgisayar tarafından analiz edilerek bir cihaza komut vermesini sağlayan sistem olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Bu teknoloji özellikle, ALS hastaları, omurilik felci geçiren kişiler ile ‘locked-in sendromu’ gibi ağır felç tabloları yaşayan hastalar için geliştiriliyor.” dedi. Amacın, kişinin hareket edemese bile yalnızca düşüncesini kullanarak dış dünyayla iletişim kurabilmesini sağlamak olduğunu aktaran Prof. Dr. Tarlacı, “Örneğin hasta kolunu hareket ettiremese bile ‘bardağa uzanma’ niyeti beyninde oluşur. Bilgisayar bu sinyali tanır ve bir robot kolu hareket ettirerek bardağı hastanın ağzına götürebilir. Burada hareketi yapan robot olsa da komutu veren yine hastanın kendi beynidir.” ifadelerini kullandı. Neuralink, beyin-bilgisayar arayüzü teknolojisini daha ileri taşıdı! Beyin-bilgisayar arayüzü teknolojisi hayvan deneylerinin 1970'li ve 1980'li yıllarda başladığını, 1990'lı yıllarda ise felçli hastalarda klinik uygulamalar yapılmaya başlandığını hatırlatan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “2004 yılında felçli bir hastanın yalnızca düşüncesiyle robot kol kullanarak bardaktan su içebilmesi bu alandaki önemli kilometre taşlarından biri oldu.” dedi. Yaklaşık 20 yıl önce araştırmacıların, beyin sinyalleriyle bilgisayar fare imlecini hareket ettirmeyi başardığına değinen Prof. Dr. Tarlacı, şöyle devam etti: “Bu yöntem daha sonra geliştirilerek insanların yalnızca düşünceleriyle bilgisayar ekranında yazı yazmaları ve e-posta göndermeleri mümkün hale geldi. Neuralink'in yaptığı en önemli katkı, tamamen yeni bir teknoloji geliştirmekten çok mevcut sistemi daha gelişmiş ve günlük kullanıma uygun hale getirmek oldu. Eski sistemlerde beynin üzerine yerleştirilen elektrotlar kalın kablolarla dışarıdaki bilgisayarlara bağlanıyordu. Bu nedenle çalışmalar çoğunlukla laboratuvar ortamında yapılabiliyordu. Neuralink ise bu sistemi üç önemli noktada geliştirdi. Beyindeki veriler artık dışarıya kablo yerine kablosuz olarak aktarılabiliyor. Daha önce kullanılan sert elektrotlar yerine saç telinden bile ince ve esnek elektrotlar kullanılıyor. Bu yapı beynin doğal hareketlerine daha kolay uyum sağlıyor. Eski sistemlerde yüzlerce sinyal kaydedilebilirken, Neuralink binin üzerinde elektrottan aynı anda veri toplayabiliyor. Böylece beynin elektriksel faaliyetleri daha ayrıntılı analiz edilebiliyor. Bunlara ek olarak çipin yerleştirilmesi de özel geliştirilen cerrahi bir robot tarafından yüksek hassasiyetle gerçekleştiriliyor.” Öğrenme, çiple aktarılabilecek kadar basit bir süreç değil! Toplumda en çok merak edilen konulardan birinin de ‘Bir gün beynimize çip takılarak yabancı dil öğrenebilecek miyiz?’ sorusu olduğuna işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bugünkü bilimsel bilgiler bunun mümkün olmadığını gösteriyor. Çünkü beynimiz bir bilgisayar gibi tek merkezden çalışan bir sistem değil.” dedi. Bu konuyu örneklendiren Prof. Dr. Tarlacı, “Bir gülü düşündüğümüzde, rengi beynin görme merkezlerinde, kokusu farklı bölgelerde, dokusu başka alanlarda, o güle ilişkin anılar ise hafızadan sorumlu bölgelerde işlenir. Yani tek bir düşünce bile beynin çok sayıda bölgesinin aynı anda çalışmasını gerektirir. Öğrenme de benzer şekilde beynin tamamına yayılan, geçmiş deneyimler, duygular ve yeni bilgilerle sürekli değişen dinamik bir süreçtir. Bu nedenle bugün sahip olduğumuz teknolojiyle bir bilgiyi doğrudan çiple beyne yüklemek mümkün görünmemektedir.” açıklamasını yaptı. İnsan beynini tamamen kopyalamak günümüz teknolojisinin çok ötesinde! Beyin-bilgisayar arayüzleri konuşulurken yapay zekânın da sıkça gündeme geldiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarlacı, bu iki kavram birbirinden farklı olduğunu söyledi. Prof. Dr. Tarlacı, “Günümüzde ChatGPT, Gemini veya benzeri sistemler çoğunlukla büyük dil modelleri olarak çalışır. Çok büyük miktarda veriyi analiz ederek dil kalıplarını öğrenir ve buna uygun yanıt üretir. Ancak bunların insan beyni gibi bilinçleri, öznel deneyimleri ya da duyguları yoktur. Bilgisayarlar beynin yalnızca belirli hesaplama özelliklerini taklit edebilir. İnsan beyninin karmaşık çalışma biçimini bütünüyle kopyalamaları ise günümüz teknolojisinin çok ötesindedir.” diye konuştu. Beyin çiplerinin amacı zihin kontrolü değil, felçli hastalara bağımsızlık kazandırmak! Beyin-bilgisayar arayüzlerinin temel amacının insanların düşüncelerini kontrol etmek ya da beyne bilgi yüklemek olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Asıl hedef felç, ALS, omurilik yaralanması veya benzeri nedenlerle hareket edemeyen kişilerin günlük yaşamlarını daha bağımsız sürdürebilmelerini sağlamaktır.” dedi. Gelecekte bu teknoloji sayesinde hastaların yalnızca düşünceleriyle bilgisayar kullanabilmesi, yazı yazabilmesi, tekerlekli sandalyesini kontrol edebilmesi veya robotik yardımcı cihazları yönetebilmesinin mümkün olabileceğini aktaran Prof. Dr. Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı: “Ancak ‘çiple yabancı dil öğrenmek’, ‘insanların düşüncelerini değiştirmek’ ya da ‘beyni uzaktan kontrol etmek’ gibi iddialar bugünkü bilimsel bilgilerle desteklenmiyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sabancı Üniversitesi Girişimcilik Ekosisteminden İki Kadın Girişimci Haber

Sabancı Üniversitesi Girişimcilik Ekosisteminden İki Kadın Girişimci

Malzeme teknolojileri alanındaki çalışmalarını Euronova girişimiyle sanayi uygulamalarına taşıyan Prof. Dr. Burcu Saner Okan ve beyin sinyalleri ile öğrenme teknolojileri üzerine yürüttüğü akademik araştırmaları Auto Train Brain girişimiyle hayata geçiren Dr. Günet Eroğlu, akademide üretilen bilginin gerçek dünya ile buluşabileceğini gösteren örnek çalışmalar yürütüyor. Akademik araştırmalar girişimlere dönüşüyor Prof. Dr. Burcu Saner Okan, akademik çalışmalarını bir girişime dönüştürme fikrinin arkasında, laboratuvar ortamında geliştirilen teknolojilerin gerçek hayatta uygulanabilir çözümlere dönüşmesi isteğinin bulunduğunu belirtiyor. Saner Okan’a göre bilimsel bilginin yalnızca akademik yayınlarla sınırlı kalmaması, sanayi ile buluşarak toplumsal ve ekonomik değer üretmesi büyük önem taşıyor. Bu motivasyonla yürüttüğü çalışmalar zamanla geliştirilen teknolojilerin ölçeklendirilmesine ve endüstriyel uygulamalara taşınmasına olanak sağlayan girişimlere dönüştü. Girişimcilik sürecinde teknolojinin endüstriyel ölçekte uygulanabilir hale gelmesi ve yatırımcıların projeye güven duyması önemli dönüm noktalarından biri oldu. Saner Okan, girişimcilikte yalnızca teknoloji geliştirmenin değil, doğru iş modeli ve güçlü bir iş planı oluşturmanın da kritik rol oynadığını vurguluyor. Bilimsel bilgi toplumsal faydaya dönüşüyor Dr. Günet Eroğlu’nun girişimcilik yolculuğu ise beyin sinyalleri, EEG analizi ve öğrenme güçlükleri üzerine yürüttüğü akademik çalışmalar sırasında şekillendi. Eroğlu, akademide üretilen bilginin çoğu zaman laboratuvarlarla sınırlı kaldığını fark ettikten sonra bu bilgiyi öğrenme güçlüğü yaşayan bireylerin hayatına dokunabilecek teknolojilere dönüştürme fikriyle girişimcilik yoluna adım attı. Bu süreçte geliştirdiği Auto Train Brain ve NeuroSphere projeleri, yapay zekâ destekli nörofeedback teknolojileriyle kişiselleştirilmiş öğrenme çözümleri sunan bir platforma dönüştü. Eroğlu’na göre akademi ve girişimcilik birbirinden ayrı iki alan değil; aksine birbirini besleyen iki güçlü ekosistem. Akademik araştırmalar yeni teknolojilerin geliştirilmesini sağlarken, girişimcilik bu teknolojilerin gerçek dünyada karşılık bulmasına olanak tanıyor. Genç kadın girişimcilere: “Hayallerinizden vazgeçmeyin” Her iki akademisyen de girişimcilik yolculuğunun sabır, kararlılık ve öğrenmeye açıklık gerektiren uzun bir süreç olduğuna dikkat çekiyor. Prof. Dr. Burcu Saner Okan, bir girişimi büyütmenin emek ve süreklilik gerektirdiğini belirterek genç kadınlara hayallerinden vazgeçmemeleri ve karşılaştıkları zorluklara rağmen hedeflerine odaklanmaları tavsiyesinde bulunuyor. Dr. Günet Eroğlu ise girişimcilikte en zor adımın çoğu zaman başlamak olduğunu vurguluyor. Ona göre mükemmel bir planı beklemek yerine harekete geçmek ve süreç içinde öğrenmek girişimciliğin en önemli dinamiklerinden biri. Sabancı Üniversitesi’nde SUCool ekosistemi kapsamında yürütülen çalışmalar, akademisyenlerin geliştirdiği bilimsel bilgiyi yenilikçi girişimlere dönüştürerek girişimcilik kültürünün güçlenmesine katkı sunmayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

"Yapay Zeka Disleksi Tanısında Yüzde 99'luk Doğruluk Sağladı" Haber

"Yapay Zeka Disleksi Tanısında Yüzde 99'luk Doğruluk Sağladı"

Tanısı genellikle uzun süren klinik gözlemlere ve testlere dayanan bu sorunun teşhisi için aile umut olan çalışma bilimsel hakemli bir yayın olan Dyslexia Dergisi'nde yayınlandı. Bu kapsamda Bahçeşehir Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Günet Eroğlu ve Raja Abou Harb tarafından hazırlanan çalışma, disleksinin beyin dalgaları üzerinden yapay zekâ ile yüzde 99,6 doğrulukla tespit edilebildiğini ortaya koydu. Toplumun yaklaşık yüzde 10'unu etkileyen en yaygın öğrenme güçlükleri arasında yer alan disleksi, beynin bilgiyi işleme merkezinden kaynaklanan nörogelişimsel bir farklılık olarak ortaya çıkıyor. Bu durum bireyin dil ile ilgili sesleri ayrıştırmasını, kelimeleri tanımasını ve okuma-yazma becerileri edinmesini de zorlaştırıyor. Okul ve sosyal yaşamda bu sorunu yaşayan kişiler 'tembel', 'yaramaz' veya 'ilgisiz' gibi ifadelerle haksız yere etiketlemelere maruz kalabiliyor. Oysa doğru tanı ve destekle bu farklılığı potansiyele çevirebiliyor. Bu kapsamda, son yıllarda kullanım alanı hızla artan yapay zeka teknolojileri, disleksinin erken teşhisinde ve kişiselleştirilmiş iyileştirme süreçlerinde umut oluyor. Bahçeşehir Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Günet Eroğlu ve Raja Abou Harb tarafından Dyslexia Dergisi'nde yayınlanan çalışma disleksinin beyin dalgaları üzerinden yapay zekâ algoritmalarıyla yüzde 99,6 doğruluk oranıyla tespit edilebildiğini ortaya çıkarıyor. Araştırma kapsamında 200 çocuktan alınan QEEG (Kantitatif Elektroensefalografi) verileri incelendi. Elde edilen sonuçlara göre, disleksili çocukların beyinlerinde "Theta" dalgalarının daha yüksek, "Beta-1" dalgalarının ise daha düşük olduğu saptandı. Ayrıca makalede bu sorunun çözümü için nöro geribildirim (neurofeedback) teknolojisine de değiniliyor. Bu teknolojik yöntem ile 100 seans sonunda disleksili çocukların yüzde 48'inin beyin dalgaları yapay zekâ tarafından "normal" seviyede sınıflandırılmaya başlandığı gözlemlendi. Bu sonuçlar, erken teşhis ve doğru teknolojiyle disleksinin bir engel olmaktan çıkıp başarıya giden bir yola dönüşebileceğini gösteriyor. "Disleksi Sabit Bir Durum Değil" Yapay zekanın insan gözünün kaçırabileceği karmaşık yapıları çok kısa sürede analiz edebildiğine değinen Auto Train Brain CEO'su Günet Eroğlu, "QEEG verileri üzerinden yaptığımız değerlendirmelerde ulaşılan yüksek doğruluk oranı, bu teknolojinin öğrenme güçlükleri alanında ne kadar güçlü bir araç olabileceğini gösteriyor. Bu sadece disleksi için değil, gelecekte farklı nörogelişimsel durumların anlaşılması açısından da önemli bir adımı oluşturuyor. Çalışmada ele aldığımız nöro geribildirim uygulamaları, beynin kendi işleyişini yeniden düzenleyebilme kapasitesine işaret ediyor. Seanslar ilerledikçe, beyin aktivitelerinde gözlemlenen olumlu değişimler, kişiye özel müdahalelerin ne kadar etkili olabileceğini gösteriyor. Bu bulgular, disleksinin sabit ve değişmez bir durum olmadığına, doğru yöntemlerle gelişimin desteklenebileceğine dair güçlü bir bilimsel çerçeve sunuyor" dedi. Beyin Sinyalleri, Dislekside Tedavi Kararlarını Daha Bilinçli Hale Getiriyor Bu çalışmanın en önemli katkılarından birinin disleksinin beyin sinyalleri üzerinden daha erken ve net şekilde anlaşılmasını sağladığını vurgulayan Eroğlu sözlerini şöyle sürdürdü: "Makine öğrenimi sayesinde, nöro geribildirim terapisine başlamadan önce hangi çocukların bu yöntemden daha fazla fayda görebileceği öngörülebiliyor. Böylece aileler, her yerde uygulanabilen ve daha ulaşılabilir maliyete sahip bu yönteme bilinçli bir şekilde karar verebiliyor"

Beyin Kendini İyileştirebiliyor mu? Haber

Beyin Kendini İyileştirebiliyor mu?

Yapay zekâ destekli teşhislerden giyilebilir cihazlara kadar birçok yenilik, hastalıkların çözümünde ve sorunların giderilmesinde etkili çözümler sunuyor. Bu bağlamda beyin dalgalarını analiz ederek insan-makine etkileşimini mümkün kılan nöroteknoloji; ilaçsız, kişiselleştirilmiş ve maliyet olarak daha uygun bir seçenek sunarak her 10 kişiden yaklaşık 1'inde görülen disleksi gibi öğrenme güçlüğü sorunları yaşayan bireylere yeni bir umut ışığı oluyor. Teknolojik gelişmeler, hayatımızın her alanında bize kolaylık ve konfor sunmaya devam ediyor. Sabahları uyandığımızda ilk iş olarak elimize aldığımız telefonlarımızdan temassız ödeme sistemlerine kadar her yerde teknoloji ile iç içe yaşıyoruz. Yeni teknolojiler, daha önce imkânsız görülen kapıları aralayarak dünya çapında birçok sektörü kökten değiştiriyor. Sağlık sektörü ise teknolojinin en hızlı dönüştürdüğü alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Yapay zekâ destekli teşhis sistemleri, hastalıkların erken teşhisini mümkün kılarken, giyilebilir cihazlar sayesinde hastaların sağlık durumları anlık olarak takip edilebiliyor. Robotik cerrahi sistemleri, daha hassas ve minimal invaziv ameliyatların yapılmasına olanak sağlarken, tele-tıp uygulamaları sayesinde hastalar evlerinden çıkmadan uzman doktorlara ulaşabiliyor. Son yapılan araştırmalara göre sağlık bilişim teknolojileri pazarının2024 yılında yaklaşık 360 milyar dolar olduğu tahmin edilirken bu rakamın 2029'a kadar yüzde 15'lik yıllık büyüme oranıyla 730 milyar doların üzerine çıkması bekleniyor. "Kızlara Göre Erkeklerde 5 Kat Daha Fazla Görülüyor" Sağlık teknolojilerinin yeni çözümler sunduğu alanlardan birini de öğrenme güçlüğü oluşturuyor. Geleneksel öğretim yöntemleri, özellikle öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar için çoğu zaman yetersiz kaldığını belirten Auto Train Brain CEO'su Dr. Günet Eroğlu, "Nöroteknoloji uygulamaları öğrenme güçlüğü yaşayan bireylere umut oluyor. Kızlara göre erkeklerde 5 kat daha fazla görülen öğrenme güçlüğü olan disleksi, toplumumuzda hastalık olarak biliniyor fakat bir hastalık değil, nörogelişimsel bir farklılıktır. Kişilerde sanılanın aksine zekâ geriliği yok. Bu bireyler üstün zekaya sahip olabiliyor. Bu nedenle, tüm vücudu kontrol eden bir sistem olan beynin işleyişini anlayıp, beyin dalgalarını analiz ederek nöro geri bildirim teknikleriyle ilgili bölgeleri iyileştirilebiliyor" dedi. "Beyin Sinyallerini Anlamak Yaklaşık 800 Milyon Disleksili Bireye Umut Oluyor" Öğrenme güçlüğünün nöronlar arasındaki sinyal sisteminin farklı işleyişinden kaynaklandığını belirten Dr. Eroğlu, sözlerine şöyle devam etti: "Ancak nöroplastisite sayesinde, beyin bu farklılığa rağmen yeni bağlantılar kurarak öğrenme sürecini iyileştirebilir. Beyinden gelen sinyallerin güçlü ve zayıf yönleri analiz ediliyor. Bunun neticesinde farklı öğrenme stillerine uygun kişiye özel eğitim içerikleri sunuluyor ve böylece beynin sinyal işleyişi normalleştiriliyor. Bu uygulama dünya nüfusunun yüzde 10'unu etkileyen yaklaşık 800 milyon disleksik bireye umut oluyor. Çünkü hem ilaçsız bir tedavi sunuyor hem de kişilere istediği zaman ve mekânda kendini geliştirme olanağı sunuyor."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.