Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bi̇der

Kapsül Haber Ajansı - Bi̇der haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bi̇der haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

COP31’de İklim Hedeflerini Teknoloji ve Yatırıma Dönüştürme Dönemi Haber

COP31’de İklim Hedeflerini Teknoloji ve Yatırıma Dönüştürme Dönemi

Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31’inci Taraflar Konferansı’nın (COP31) 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya EXPO Center’da Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olmasını ve konferansın teknoloji, sanayi, finansman ve uygulama boyutlarını değerlendirdi. Türkiye’nin ev sahibi ülke olarak konferans başkanlığını üstleneceği COP31’de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum COP31 Başkanı, Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen ise müzakerelerden sorumlu başkan olarak görev yapacak. Dünya Liderler Zirvesi de 11–12 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek. Vatansever, COP31’in yalnız Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı büyük bir uluslararası organizasyon değil, enerji, sanayi, teknoloji ve finans politikalarının kesiştiği küresel bir platform olduğunu söyledi. “COP31’in anahtar kelimesi uygulama” COP31 Türkiye Başkanlığı ile müzakerelerden sorumlu Avustralya’nın hazırlık sürecinde konferansı bir “Uygulama COP’u” olarak tanımlamasını önemli bulduklarını belirten Vatansever, iklim diplomasisinde ölçülebilir sonuçların giderek daha belirleyici hâle geldiğini ifade etti. Vatansever şöyle konuştu: “Dünyanın yalnız iklim hedefi sıkıntısı yok, uygulama sıkıntısı da var. Emisyon azaltımını, enerji dönüşümünü, iklim finansmanını ve uyumu uzun süredir konuşuyoruz. Bundan sonraki kritik soru, verilen taahhütlerin ne kadarının sahada çalışan projelere ve gerçek yatırıma dönüştüğü olacak.” COP31 Eylem Gündemi’nin de yeni başlıklar üretmekten çok daha önce alınmış kararların hayata geçirilmesine, başarılı uygulamaların ölçeklenmesine ve finansmanın sahaya ulaşmasına odaklanmasını değerli bulduklarını kaydetti. 2035 için somut ve ölçülebilir hedefler COP31 Türkiye Başkanlığı, Eylem Gündemi kapsamında 2035 perspektifinde bir dizi ölçülebilir küresel hedef ortaya koydu. Bu hedefler arasında nihai enerji talebinin elektrikle karşılanan bölümünün bugün yüzde 20’nin biraz üzerindeki seviyesinden 2035’te yüzde 35’e çıkarılması, küresel atık miktarındaki artışın yarıya indirilmesi ve binalarda enerji tüketim yoğunluğunun en az yüzde 25 azaltılması bulunuyor. Üretim ve imalat sektöründe ise küresel döngüsel malzeme kullanım oranının en az yüzde 15’e çıkarılması hedefleniyor. Vatansever, hedeflerin ölçülebilir şekilde tanımlanmasını önemli bulduklarını belirterek şunları söyledi: “Yüzde 35 elektrifikasyon hedefi, enerji dönüşümünün ne kadar büyük bir teknoloji ve altyapı ihtiyacı yaratacağını gösteriyor. Sanayiden ulaşıma, binalardan ısıtmaya kadar çok sayıda süreç daha fazla elektrik kullanacak. Bunun arkasında yenilenebilir enerji, güçlü şebekeler, enerji depolama sistemleri, yazılım ve çok büyük yatırım ihtiyacı bulunuyor.” “İklim dönüşümü aynı zamanda teknoloji dönüşümüdür” COP31 Küresel İklim Eylem Gündemi’nin altı ana ekseninden birinin finansman, teknoloji ve kapasite geliştirme gibi hızlandırıcıları kapsamasına dikkat çeken Vatansever, iklim politikalarının teknoloji dünyasından bağımsız düşünülemeyeceğini söyledi. “Net sıfır dönüşümü yalnız daha fazla güneş paneli ve rüzgâr türbini kurmak değildir. Akıllı şebekeler, batarya ve enerji depolama sistemleri, güç elektroniği, yapay zekâ, sensörler, nesnelerin interneti, dijital ikizler, veri analitiği ve yazılım bu dönüşümün tamamlayıcı teknolojileridir” dedi. Vatansever, yenilenebilir enerji üretiminin değişken yapısı nedeniyle dijitalleşmenin elektrik sistemlerinde giderek daha kritik hâle geldiğini, üretim ve talebin doğru tahmin edilmesinin enerji sistemlerinin verimliliğini artırabileceğini ifade etti. COP31’de yapay zekâ ve dijital teknolojilere özel gündem COP31 kapsamında 16 Kasım’ın Bilim, Sanayi ve Teknoloji tematik günü olarak planlanmasını BİDER açısından özellikle önemli bulduklarını belirten Vatansever, aynı gün yapay zekâ, dijital kamu altyapısı ve dijital teknolojilerin iklim eylemindeki rolünün ayrı bir oturumda tartışılacağına dikkat çekti. Aynı programda iklim inovasyonu ve girişimcilik, küçük ve mikro işletmeler, biyoteknoloji, yeşil sanayileşme ve iklim hedeflerini dikkate alan kamu alımları da gündemde olacak. Vatansever şu değerlendirmede bulundu: “Yapay zekâ enerji talebini tahmin etmekten elektrik şebekelerini yönetmeye, fabrikalarda enerji kullanımını optimize etmekten binaların tüketimini azaltmaya, tarımsal sulamadan afet risk analizine kadar çok geniş bir alanda iklim çözümünün parçası olabilir.” Ancak dijital dönüşümün kendi enerji tüketiminin de yönetilmesi gerektiğini belirten Vatansever, yapay zekâ ve veri merkezlerinin hızla artan enerji ihtiyacının bilişim sektöründe verimlilik ve düşük karbonlu enerji kullanımını daha önemli hâle getireceğini söyledi. “Teknolojiyi iklim çözümünün parçası yaparken teknolojinin kendi enerji ayak izini de yönetmek zorundayız. Yeşil veri merkezleri, daha verimli işlem altyapıları ve temiz enerji kullanımı bilişim sektörünün rekabet kriterlerinden biri hâline gelecek.” “İklim hedeflerini yatırım yapılabilir projelere dönüştürmek gerekiyor” COP31 Türkiye Başkanlığı tarafından açıklanan İklim Uygulama Köprüsü yaklaşımının, ülkelerin Ulusal Katkı Beyanlarında yer alan hedefleri yatırım yapılabilir proje portföylerine dönüştürmelerine yardımcı olmayı amaçladığını hatırlatan Vatansever, iklim finansmanında temel sorunlardan birinin hedef ile yatırım arasındaki boşluk olduğunu söyledi. “Bir ülkenin NDC belgesinde enerji dönüşümü hedefinin bulunması tek başına yatırım oluşturmuyor. Projenin teknik fizibilitesi, finansman modeli, izinleri, gelir modeli ve uygulayacak kapasitesi bulunmalı. Hedefleri bankaların ve yatırımcıların finansman sağlayabileceği projelere dönüştürmek iklim eyleminin en kritik aşamalarından biri” dedi. Vatansever, bu yaklaşımın COP31’in “uygulama” karakterini en iyi anlatan başlıklardan biri olduğunu ifade etti. İklim finansmanında 300 milyar ve 1,3 trilyon dolarlık çerçeve COP31’in iklim finansmanı tartışmalarını sıfırdan başlatmadığını, önceki konferanslarda alınan kararların uygulanmasının Antalya gündeminin önemli bir bölümünü oluşturacağını belirten Vatansever, özellikle COP29’da kabul edilen yeni küresel finansman hedefini hatırlattı. COP29 kararında gelişmekte olan ülkelere yönelik iklim finansmanının gelişmiş ülkelerin öncülüğünde 2035’e kadar yıllık en az 300 milyar dolara çıkarılması kararlaştırılmıştı. Aynı karar bütün kamu ve özel kaynaklardan gelişmekte olan ülkeler için iklim finansmanının 2035’e kadar yıllık en az 1,3 trilyon dolara ölçeklenmesi için tüm aktörlerin birlikte çalışmasını öngörüyor. Vatansever, bu rakamların COP31’in yeni hedefleri gibi sunulmaması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Antalya’da önemli mesele yeni bir finansman rakamı açıklamaktan çok, daha önce üzerinde uzlaşılan finansman hedeflerine nasıl ulaşılacağını ve paranın uygulanabilir projelerle nasıl buluşturulacağını tartışmak olacak.” “Finansman ile teknoloji transferi birlikte ilerlemeli” İklim dönüşümünde gelişmekte olan ülkelerin yalnız sermayeye değil teknoloji ve uygulama kapasitesine de ihtiyaç duyduğunu belirten Vatansever, teknoloji transferinin uluslararası iklim rejiminin önemli unsurlarından biri olduğunu söyledi. “Bir ülkeye temiz enerji tesisi finansmanı sağlamak önemli, ancak teknolojiyi kullanacak mühendisin, işletme kabiliyetinin, bakım altyapısının ve yerel tedarik zincirinin de gelişmesi gerekiyor. Kalıcı dönüşüm, yalnız ekipmanın ithal edildiği değil bilginin ve yetkinliğin de ekonomide oluştuğu modeldir” dedi. “Yeşil sanayileşme yeni rekabet alanı” COP31’in 16 Kasım programında yeşil sanayileşmenin öncelikli başlıklar arasında yer almasını değerlendiren Vatansever, iklim politikasının sanayi ve dış ticaret politikalarından giderek daha az ayrılabildiğini söyledi. “Bir ürünün fiyatı ve kalitesinin yanında üretim sürecindeki enerji tüketimi ve karbon yoğunluğu da rekabet kriterine dönüşüyor. Bu nedenle yeşil dönüşüm artık yalnız çevre yatırımı değil, sanayi rekabetçiliği yatırımıdır” dedi. Firmaların enerji ve karbon verilerini güvenilir şekilde ölçebilmesinin de yeni dönemde önemli bir dijital altyapı ihtiyacı oluşturacağını belirten Vatansever, teknoloji şirketleri açısından yeni bir pazar doğduğunu söyledi. “Karbon yönetimi veri yönetimidir. Ölçemediğiniz emisyonu azaltamaz, doğrulayamadığınız veriyi de piyasa mekanizmasının içine güvenilir biçimde sokamazsınız.” Türkiye’nin 2035 iklim hedefi Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’e sunduğu ikinci Ulusal Katkı Beyanı kapsamında 2035 yılında sera gazı emisyonlarını referans senaryoya göre 466 milyon ton karbondioksit eşdeğeri azaltarak 643 milyon ton CO₂e seviyesinde sınırlandırmayı hedeflediğini hatırlatan Vatansever, COP31 ev sahipliğinin Türkiye’nin kendi dönüşüm politikalarının uluslararası görünürlüğünü de artıracağını söyledi. “Türkiye Antalya’da yalnız konferansın ev sahibi olmayacak. Kendi enerji, sanayi, şehircilik ve iklim dönüşümü de uluslararası paydaşların yakından izleyeceği başlıklardan biri olacak” dedi. Vatansever, bu nedenle ev sahipliğinin Türkiye açısından teknoloji ortaklıklarını, proje geliştirme kapasitesini ve uluslararası finansmana erişimi güçlendirmek için değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. İklim Kanunu ve Türkiye’de Emisyon Ticaret Sistemi Türkiye’de 2025 yılında yürürlüğe giren 7552 sayılı İklim Kanunu’nun, yeşil büyüme ve net sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda ulusal iklim politikasına yasal zemin oluşturduğunu belirten Vatansever, kanunun Emisyon Ticaret Sistemi’nin kurulmasını açıkça düzenlediğine dikkat çekti. Kanuna göre İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından ETS kurulacak, ulusal tahsisat planlaması hazırlanacak ve tahsisatların dağıtımı yapılacak. Tam uygulama öncesinde ise bir pilot dönem gerçekleştirilecek. Vatansever şu ifadeleri kullandı: “Emisyon Ticaret Sistemi’nin sağlıklı çalışması için şirketlerin emisyonlarını doğru ölçmesi, raporlaması ve doğrulaması gerekiyor. Bunun arkasında sensörlerden kurumsal yazılımlara, veri güvenliğinden denetim sistemlerine kadar ciddi bir dijital altyapı var.” Karbon piyasasının güvenilirliğinin büyük ölçüde veri kalitesine bağlı olacağını ifade etti. “KOBİ’ler yeşil ve dijital dönüşümü birlikte yönetmeli” İklim dönüşümünün yalnız büyük sanayi şirketlerini ilgilendirmediğini belirten Vatansever, tedarik zincirleri üzerinden küçük ve orta ölçekli işletmelerin de giderek daha fazla enerji, emisyon ve sürdürülebilirlik verisiyle çalışmak zorunda kalacağını söyledi. “Bir KOBİ doğrudan bir karbon düzenlemesine tabi olmasa bile ürün verdiği büyük şirket kendisinden enerji tüketimi veya ürün karbon ayak izi bilgisi isteyebilir. Yeşil dönüşüm tedarik zincirinin tamamına yayılacak” dedi. Vatansever, KOBİ’lerin enerji verimliliği, karbon ölçümü, dijitalleşme ve finansmana erişim konusunda desteklenmesinin Türkiye’nin sanayi ve ihracat rekabetçiliği açısından önemli olduğunu ifade etti. İklim teknolojileri girişimcilik için yeni pazarlar oluşturuyor COP31’in Bilim, Sanayi ve Teknoloji gününde iklim inovasyonu, girişimcilik ve küçük işletmelere ayrı oturum ayrılmasını da değerlendiren Vatansever, “climate-tech” ekosisteminin çok daha geniş bir alanı kapsadığını söyledi. “İklim teknolojileri yalnız güneş paneli ve rüzgâr türbini değildir. Enerji depolama, batarya yazılımları, enerji yönetimi, karbon ölçümü, akıllı tarım, su teknolojileri, atık yönetimi, döngüsel ekonomi, yeşil lojistik, yeni malzemeler ve yapay zekâ çok büyük bir inovasyon alanı oluşturuyor” dedi. Türkiye’nin mühendislik, üretim ve yazılım gücünü bu alanlarda küresel ürünlere dönüştürmesinin yeni ihracat fırsatları yaratabileceğini ifade etti. Döngüsel ekonomi teknolojiyle ölçeklenecek COP31 Başkanlığı’nın küresel atık artışını 2035’e kadar yarıya indirme ve üretimde küresel döngüsel malzeme kullanım oranını en az yüzde 15’e çıkarma hedeflerini değerlendiren Vatansever, döngüsel ekonominin de güçlü bir teknoloji ve veri altyapısına ihtiyaç duyduğunu söyledi. “Akıllı toplama sistemleri, sensörler, görüntü işleme ile atık ayrıştırma, malzeme izlenebilirliği ve dijital ürün bilgileri döngüsel ekonominin ölçeklenmesini sağlayabilecek teknolojiler arasında. Atığı azaltmanın yanında kullanılan malzemeyi sistem içinde tekrar dolaşıma sokabilmek gerekiyor” dedi. Binalarda yüzde 25 hedefi yeni teknoloji pazarı yaratabilir COP31’in 2035’e kadar binalarda enerji tüketim yoğunluğunu en az yüzde 25 azaltma hedefini değerlendiren Vatansever, bunun bina otomasyonu, sensörler, enerji yönetim sistemleri, yalıtım ve akıllı şebeke teknolojileri açısından önemli bir dönüşüm alanı oluşturduğunu söyledi. “Bir binayı daha verimli hâle getirmek yalnız fiziksel yalıtım yatırımı değildir. Isıtma, soğutma ve aydınlatmanın sensörler ve yazılımla ihtiyaca göre yönetilmesi de önemli tasarruf sağlayabilir. Bina teknolojileri ile bilişim sektörü giderek daha fazla iç içe geçiyor” dedi. “COP31 Türkiye için teknoloji diplomasisi fırsatıdır” COP31’in Türkiye’de düzenlenmesini yalnız diplomatik ve organizasyonel bir başarı olarak değerlendirmemek gerektiğini belirten Vatansever, Antalya’nın teknoloji, finansman ve yatırım ortaklıkları açısından da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. COP31 Green Zone’un ev sahibi Türkiye tarafından yönetileceğini ve iklim çözümleri ile inovasyonun sergileneceği halka açık bir alan olacağını hatırlatan Vatansever, Türk teknoloji ve sanayi şirketlerinin küresel aktörlere erişimi açısından bunun önemli bir vitrin oluşturabileceğini ifade etti. Vatansever değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “COP31’de dünyanın hükümetleri, enerji şirketleri, teknoloji sağlayıcıları, finans kuruluşları, yatırımcıları, şehirleri, girişimcileri ve sivil toplumu Antalya’da bir araya gelecek. Türkiye’nin burada yalnız iyi bir ev sahibi olarak değil, teknoloji geliştiren, üretim yapan, yatırım yapılabilir projeler ortaya koyan ve çözüm ihraç edebilen bir ülke olarak görünmesi çok daha değerli. COP31’in en önemli mesajı hedefleri çoğaltmak değil, mevcut hedefleri uygulamaya dönüştürmek. Biz de bu dönüşümü yalnız bir çevre yükümlülüğü olarak değil; teknoloji, sanayi, enerji, finansman ve rekabet gücü dönüşümü olarak okumalıyız. İklim politikalarını teknolojiye, yatırıma, istihdama, ihracata ve ölçülebilir sonuçlara dönüştürebildiğimiz ölçüde COP31 Türkiye açısından kalıcı ekonomik ve teknolojik değer oluşturabilir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Vatansever: Otomobil İle Uzay Teknolojisi Arasındaki Sınır Kalkıyor Haber

Vatansever: Otomobil İle Uzay Teknolojisi Arasındaki Sınır Kalkıyor

Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, Tesla’nın 15 Ekim 2026’da Teksas’ta gerçekleştirdiği etkinlikte tanıttığı yeni nesil Roadster’ı ve otomotiv teknolojilerindeki dönüşümü değerlendirdi. Tesla ile SpaceX mühendisliğini aynı projede buluşturan yeni Roadster’ın yalnızca elektrikli bir süper otomobil olarak değerlendirilmesinin eksik kalacağını belirten Vatansever, aracın farklı sektörlerde geliştirilen teknolojilerin birbirine aktarılmasının dikkat çekici bir örneği olduğunu söyledi. “Roadster’ın asıl önemi hızından daha büyük” Tesla, yeni nesil Roadster için Performance, Thrust ve davetle sunulması planlanan Rocket olmak üzere farklı konfigürasyonlar tanıttı. Şirketin tanıtımında Roadster için 0’dan 60 mile, yaklaşık 97 kilometre/saat hıza bir saniyenin altında ulaşan hızlanma, 230 milin, yaklaşık 370 kilometrenin üzerinde azami hız ve 300 milin, yaklaşık 480 kilometrenin üzerinde menzil bilgileri paylaşıldı. Tesla üretime 2028 yılında başlamayı hedefliyor. Vatansever, bu rakamların henüz seri üretim ve homologasyon süreci tamamlanmış nihai teknik değerler olmadığını hatırlatarak şu değerlendirmede bulundu: “Bir otomobilin bir saniyenin altında hızlanması doğal olarak büyük ilgi çekiyor. Ancak Roadster’ın gösterdiği asıl değişim daha büyük. Otomobil artık mekanik bir üründen çok yazılımın, elektronik sistemlerin, enerji teknolojilerinin, ileri malzemelerin ve farklı mühendislik disiplinlerinin birleştiği teknoloji platformuna dönüşüyor.” SpaceX teknolojisi otomobile taşındı Yeni Roadster’ın en dikkat çekici taraflarından biri Tesla ile SpaceX arasındaki mühendislik iş birliği oldu. Tanıtımda SpaceX kökenli soğuk gaz iticileri ile fan tabanlı bir emiş sisteminin birlikte kullanıldığı deneysel araç gösterildi. Araç kısa süreli olarak yerden yükseldi, havada yön değiştirdi ve tekrar yere indi. Tanıtım aracında ayrıca yüksek basınçlı hava tankları, elektronik direksiyon kontrolü ve aktif aerodinamik gibi deneysel teknolojiler de gösterildi. Vatansever, teknoloji transferinin aracın performans rakamlarından daha önemli bir mesaj taşıdığını belirterek şunları söyledi: “Uzay teknolojisinde geliştirilen bir mühendislik yaklaşımının otomobile taşınması son derece dikkat çekici. Bugün uzayda geliştirilen bir sistem yarın otomotivde, savunmada geliştirilen bir teknoloji sağlıkta veya yapay zekâ için geliştirilen bir altyapı üretim sanayisinde kullanılabiliyor. İnovasyonun en güçlü kaynaklarından biri sektörler arasındaki bu bilgi transferidir.” “Uçan otomobil” tanımı için henüz erken Roadster’ın tanıtım sırasında yerden yükselmesi ve havada manevra yapması küresel ölçekte büyük ilgi uyandırırken Vatansever, aracın klasik anlamda bir “uçan otomobil” olarak tanımlanmasının şu aşamada yanıltıcı olacağını söyledi. “Bir uçak gibi sürekli uçuş yapan bir otomobilden söz etmiyoruz. Tesla’nın gösterdiği sistem kısa süreli havalanma ve hava manevraları yapabilen deneysel bir teknoloji. Ancak bu bile otomobil mühendisliğinde alışılmış sınırların ne kadar zorlandığını gösteriyor” dedi. Deneysel gösteride kullanılan Rocket konfigürasyonunun normal karayolu kullanımı için standartlaştırılmış bir seri üretim aracı olmadığını belirten Vatansever, tanıtım prototiplerinin kabiliyetleri ile gelecekte müşteriye teslim edilecek araçların kesin özelliklerinin birbirinden ayrılması gerektiğini ifade etti. “Bazı ürünlerin değeri kaç adet sattığıyla ölçülmez” Yeni Roadster’ın Tesla açısından yüksek adetli bir satış modelinden çok teknoloji vitrini niteliği taşıdığına dikkat çeken Vatansever, otomotiv sektöründeki “halo car” yaklaşımının teknoloji dünyasındaki demonstratörlerle benzer işlev gördüğünü söyledi. Vatansever şu ifadeleri kullandı: “Bazı ürünlerin değerini kaç adet sattığıyla ölçmek doğru değildir. Böyle bir araçta geliştirilen batarya yönetimi, yazılım, aerodinamik, malzeme veya kontrol teknolojisi daha sonra milyonlarca adet üretilen başka ürünlere aktarılabilir. Başlangıçta sınırlı sayıda üretilen bir ürünün geliştirdiği teknoloji çok daha geniş bir ekonomik değer yaratabilir.” Tesla CEO’su Elon Musk’ın da Roadster’ın şirketin finansal sonuçlarına büyük bir katkı yapmasının beklenmediğini, aracın daha çok sembolik ve teknolojik bir öneme sahip olduğunu belirtmesi bu yaklaşımı destekliyor. 2017’de verilen sözlerle 2026 aracı aynı değil Yeni nesil Roadster ilk kez 2017’de tanıtıldı ve üretimin 2020 yılında başlaması planlanmıştı. Proje daha sonra birçok kez ertelendi. Tesla’nın hâlen yayında bulunan Türkiye Roadster sayfasında önceki tanıtıma ait 2,1 saniyelik 0–100 km/s hızlanma, 400 km/s üzerinde azami hız ve 1.000 kilometre menzil bilgileri yer alıyor. 15 Ekim 2026’daki yeni tanıtımda ise 300 milin üzerinde, yani yaklaşık 480 kilometreyi aşan menzil bilgisi paylaşıldı ve aracın teknoloji mimarisi önemli ölçüde değişti. Vatansever, “Tesla Türkiye’nin mevcut internet sayfasındaki eski teknik bilgiler ile 2026’da gösterilen yeni aracın verilerini birbirine karıştırmamak gerekiyor. Seri üretim aracının kesin menzil, performans ve donanım değerleri ancak Tesla’nın güncellenmiş teknik açıklamaları ve homologasyon süreci tamamlandığında netleşecek” dedi. Türkiye açısından asıl mesaj: Otomobil artık bir teknoloji ekosistemi Roadster’ın Türkiye açısından asıl öneminin süper otomobil pazarından çok otomotiv endüstrisinin geçirdiği dönüşüm olduğunu belirten Vatansever, Türkiye’nin güçlü otomotiv üretim altyapısını yeni teknoloji katmanlarıyla desteklemesinin önemine dikkat çekti. Vatansever şu değerlendirmeyi paylaştı: “Bugünün otomobili yalnız motor, şasi ve kaportadan oluşmuyor. Batarya teknolojisi, güç elektroniği, araç yazılımı, sensörler, yarı iletkenler, yapay zekâ, haberleşme, siber güvenlik ve ileri malzemeler aracın oluşturduğu değerin giderek daha büyük bölümünü belirliyor. Roadster örneği buna havacılık ve uzay mühendisliğini de ekliyor.” Türkiye’nin uzun yıllara dayanan otomotiv üretim tecrübesinin bu yeni teknoloji alanlarında geliştirilecek mühendislik ve fikrî mülkiyet kapasitesiyle desteklenmesinin önemine işaret eden Vatansever, otomotivde katma değerin giderek daha büyük bölümünün yazılım ve elektronik sistemlerden geldiğini söyledi. “Otomotivde rekabet artık teknoloji ekosistemi yarışı” Elektrikli araç dönüşümünün yalnız içten yanmalı motorun elektrik motoruyla değiştirilmesinden ibaret olmadığını vurgulayan Vatansever, sektörün rekabet kriterlerinin değiştiğini söyledi. “Rekabet artık yalnız beygir gücü, motor hacmi veya kaç adet araç üretildiği üzerinden yürümüyor. Hangi ülkenin daha güçlü batarya teknolojisine sahip olduğu, otomobil yazılımında ne kadar yetkin olduğu, yarı iletken ve sensör altyapısında ne kadar söz sahibi olduğu ve yapay zekâyı araç platformuna nasıl entegre ettiği giderek daha belirleyici hâle geliyor” dedi. Türkiye’nin mevcut otomotiv sanayisinin ve tedarik zincirinin bu dönüşümde önemli bir başlangıç avantajına sahip olduğunu ifade eden Vatansever, yeni dönemde araç başına oluşturulan teknoloji ve fikrî mülkiyet değerinin artırılmasının kritik olduğunu belirtti. Savunma ve uzay teknolojisinin sivil ekonomiye aktarılması fırsat Roadster’daki SpaceX bağlantısının Türkiye açısından başka bir önemli mesaj taşıdığını ifade eden Vatansever, savunma, havacılık ve uzay alanlarında geliştirilen teknolojilerin sivil ekonomiye aktarılmasının yüksek katma değer yaratabileceğini söyledi. “Türkiye savunma, havacılık ve uzay alanlarında son yıllarda önemli mühendislik yetkinlikleri geliştirdi. İleri malzemeler, sensörler, haberleşme sistemleri, yapay zekâ ve kontrol teknolojileri gibi alanlarda oluşan bilginin otomotivden enerjiye, sağlıktan üretime kadar sivil sektörlere taşınması ciddi bir ekonomik fırsat oluşturabilir” dedi. Vatansever, teknolojik gelişmenin yalnız yeni bir ürün ortaya çıkarmak değil, bir sektörde oluşan bilgi ve yeteneği başka sektörlerde yeniden kullanabilmek anlamına da geldiğini belirtti. Türkiye satış tarihi ve fiyatı açıklanmadı Tesla, yeni nesil Roadster’ın Türkiye satış tarihi veya Türkiye fiyatına ilişkin henüz güncel bir açıklama yapmadı. Tesla Türkiye’nin ürün güncellemeleri sayfasında Roadster hâlen ilgi alanları arasında yer alıyor; ancak yeni nesil aracın Türkiye sipariş tarihi veya güncel fiyatlandırması açıklanmış değil. Tesla Türkiye’nin mevcut Roadster sayfasındaki teknik veriler de 2017’de tanıtılan önceki versiyona ait olduğu için yeni aracın Türkiye’ye sunulacak nihai özellikleri olarak değerlendirilmemeli. Yeni Roadster’ın hangi versiyonlarının seri üretime geçeceği, hangilerinin farklı pazarlarda karayolu kullanım onayı alacağı ve Türkiye’de satışa sunulup sunulmayacağı Tesla’nın sonraki açıklamalarıyla netleşecek. “Asıl soru kaç saniyede hızlandığı değil, hangi teknolojileri doğuracağı” Vatansever değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “Yeni Roadster’a yalnız ‘kaç saniyede 100 kilometreye çıkıyor?’ diye bakarsak asıl dönüşümü kaçırırız. Daha önemli soru, SpaceX’te geliştirilen bir kabiliyetin otomobile aktarılmasının bundan sonra hangi yeni teknolojilere kapı açacağıdır. Dün otomobil şirketleri ağırlıklı olarak mekanik mühendislik şirketleriydi. Bugün yazılım geliştiricilere, elektronik mühendislerine, yapay zekâ uzmanlarına, batarya kimyacılarına ve malzeme bilimcilerine aynı anda ihtiyaç duyuyorlar. Yarın uzay ve havacılık mühendisliği de bu zincirin daha doğal bir parçası hâline gelebilir. Türkiye açısından hedefimiz yalnız yeni nesil araçları tüketmek değil; otomotivdeki bu dönüşümün içinde mümkün olduğunca fazla yazılım, elektronik, batarya teknolojisi, yapay zekâ, ileri malzeme ve fikrî mülkiyet üretebilmek olmalı. Küresel otomotiv rekabetindeki yerimizi giderek daha fazla bu yetkinlikler belirleyecek.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Vatansever: Türkiye’nin büyüme kalitesini teknoloji yoğunluğu belirleyecek Haber

Vatansever: Türkiye’nin büyüme kalitesini teknoloji yoğunluğu belirleyecek

Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından 6 Eylül 2026 tarihinde duyurulan ve aynı gün Resmî Gazete’de yayımlanan 2027–2029 Orta Vadeli Programı (OVP) hakkında görüşlerini paylaştı. OVP kapsamında makroekonomik istikrarın pekiştirilmesi, kalıcı fiyat istikrarının tesisi ve mali disiplinin korunmasının yanı sıra; verimliliğin artırılması, Ar-Ge ve inovasyon kapasitesinin geliştirilmesi, dijital ve yeşil dönüşüm, yüksek katma değerli üretim ile ekonomik direncin artırılmasının temel politikalar arasında yer almasını kıymetli bulduklarını belirten Vatansever, teknoloji stratejilerinin büyüme ve küresel rekabet gücüyle her geçen gün daha entegre hale geldiğini vurguladı. “Büyümenin niteliğini teknoloji yoğunluğu belirleyecek” OVP projeksiyonlarına göre Türkiye ekonomisinin 2027 yılında yüzde 4,2, 2028’de yüzde 4,6 ve 2029’da yüzde 5 oranında büyümesi; program dönemi sonunda toplam millî gelirin 2,2 trilyon doların üzerine, kişi başı gelirin 25 bin dolara ve mal ile hizmet ihracatının ise 450 milyar dolara ulaşması öngörülüyor. Söz konusu dönemde yaklaşık 2,1 milyon yeni istihdam yaratılması ve işsizlik oranının 2029 itibarıyla yüzde 7,6’ya çekilmesi planlanırken; enflasyonun 2027’de yüzde 21, 2028’de yüzde 13,5 ve 2029’da yüzde 9 seviyelerine indirilmesi hedefleniyor. Vatansever, makroekonomik hedeflerin yanı sıra ekonominin üretim yapısında gerçekleştirilecek dönüşümün kritik olduğuna değinerek şu değerlendirmeleri yaptı: “Ekonomik büyüklükte 2,2 trilyon dolar eşiğini aşmak büyük önem taşıyor. Bununla beraber, bu ekonominin ne kadarının yazılım, bilgi, teknoloji, mühendislik ve yüksek katma değerli işlerden meydana geldiği, uzun vadeli rekabet gücümüzü tayin edecektir. Türkiye’nin büyüme kalitesi, teknoloji yoğunluğumuzu ne ölçüde artırabildiğimizle ortaya çıkacaktır.” “Üretimdeki bilgi ve teknoloji payını yükseltmeliyiz” Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda, büyümenin niteliğinin dönüştürülmesi amacıyla sanayi üretim kapasitesi ile teknoloji yoğunluğunun artırılması, hizmet sektöründe ise bilgi ve teknoloji odaklı yüksek katma değerli faaliyetlerin ön plana çıkarılmasına yönelik vizyonunu değerlendiren Vatansever, üretim yapısındaki teknolojik içeriğin artırılmasının önemine işaret etti. Yılmaz’ın aynı sunumda imalat sanayisine 250 milyar TL ek kredi desteği sağlanacağını ve orta-yüksek ile yüksek teknoloji odaklı yatırımlar için tahsis edilen 750 milyar TL’lik yatırım kredilerinin kullandırılmaya devam edileceğini açıklamasını da yerinde bulan Vatansever şunları ekledi: “Türkiye’nin gayesi sadece niceliksel olarak daha fazla üretmek olmamalıdır. Ürettiğimiz mal ve hizmetlerin içerisine daha fazla tasarım, yazılım, mühendislik, veri, Ar-Ge ve fikrî mülkiyet entegre edebilmeliyiz. Bir ürünün fiziksel değerinin ötesinde, barındırdığı bilgi ve teknoloji ihracat değerimizi belirleyen temel unsurdur.” Yapay zekâ destekli üretim verimliliği artıracak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda; yapay zekâ destekli ve otonom üretim sistemleri aracılığıyla enerji, hammadde, iş gücü ve makine kullanımında verimliliğin artırılmasına yönelik yaklaşımını değerlendiren Vatansever, bu adımın yapay zekânın reel ekonomiyle olan bağını somutlaştırdığını ifade etti. Vatansever şu ifadeleri kullandı: “Yapay zekânın yarattığı ekonomik değer, sadece yapay zekâ şirketlerinin piyasa büyüklüğü ile ölçülmez. Eğer bir fabrika enerji tüketimini düşürüyor, üretim planlamasını optimize ediyor, makine parkurunu daha verimli işletiyor veya hata payını azaltıyorsa, doğrudan ekonomik değer üretmiş olur. Yapay zekâyı reel sektöre ne kadar yayabilirsek, toplam verimlilik artışını o denli güçlü hissederiz.” “Dijital dönüşüm artık bir verimlilik politikasıdır” OVP’de sanayinin yeşil ve dijital dönüşümünün hızlandırılması, üretim süreçlerinde verimliliğin artırılması ve teknoloji yoğunluğunun yükseltilmesine dair politikaları yorumlayan Vatansever, dijitalleşmenin yalnızca teknoloji firmaları için değil, tüm ekonomi için bir verimlilik kaldıracı haline geldiğini belirtti. “Bir işletmenin mevcut kaynaklarla daha fazla üretim yapması, hammadde ve enerjiyi daha etkin kullanması, süreçlerini hızlandırıp hataları minimize etmesi doğrudan ekonomik verimlilik demektir. Bu sebeple dijital dönüşümü artık sadece bir bilişim yatırımı değil, temel bir verimlilik politikası olarak görmeliyiz” dedi. KOBİ’lerin dijitalleşmesi dönüşümü tabana yayacak Teknolojik dönüşümün sadece büyük ölçekli işletmelerle sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Vatansever, Türkiye’nin güçlü KOBİ ekosisteminin dijitalleşmesinin toplam ekonomik verimlilik açısından kritik olduğunu ifade etti. “Büyük ölçekli firmaların ileri teknoloji yatırımları değerlidir; ancak binlerce KOBİ’nin stok yönetiminden üretime, finanstan satışa kadar tüm süreçlerini dijital araçlarla optimize etmesi, ekonomik dönüşümün tabana yayılmasını sağlar. Teknolojinin gerçek ekonomik etkisi, yaygınlaştığı noktada ortaya çıkar” şeklinde değerlendirmede bulundu. “Ekonomik güvenliğin yeni boyutlarından biri teknoloji” Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda ekonomik güvenlik ve dayanıklılığı müstakil bir politika alanı olarak tanımlaması ve stratejik alanlarda dışa bağımlılığı azaltarak ekonominin şoklara karşı direncini artırma yönündeki yaklaşımını değerlendiren Vatansever, teknolojik kapasitenin ekonomik dayanıklılık için stratejik bir önem kazandığını söyledi. Yılmaz’ın özellikle savunma, sağlık, yarı iletkenler ve yapay zekâ gibi kritik alanlarda Ar-Ge, üretim ve yerlilik oranlarının artırılmasına dair açıklamalarına değinen Vatansever, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ekonomik güvenlik günümüzde sadece enerji veya finansman güvenliğiyle sınırlı değildir. Yarı iletkenlerden yapay zekâya, siber güvenlikten haberleşme altyapılarına kadar kritik teknolojilere erişim sağlayabilmek ve bu alanlarda yerli mühendislik kapasitesi geliştirmek, ekonomik dayanıklılığın ayrılmaz bir parçası olmuştur.” “Yatırım artık yalnız fabrika yatırımı değildir” Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda uluslararası doğrudan yatırımların artırılması, küresel yeteneklerin ve girişimcilerin Türkiye’ye çekilmesi ile teknoloji şirketlerinin merkez operasyonlarına yönelik yatırım stratejilerini vurgulamasını değerlendiren Vatansever, dijital ekonomiyle beraber yatırım kavramının evrildiğini belirtti. Vatansever şöyle konuştu: “Günümüzde bir ülkeye yatırım gelmesi sadece fabrika binası kurulması demek değildir. Küresel bir teknoloji şirketinin yazılım ekibini, Ar-Ge merkezini, veri altyapısını veya bölgesel yönetimini Türkiye’ye taşıması da yüksek değerli bir doğrudan yatırımdır. Bu tür yatırımlar beraberinde güncel bilgi, nitelikli insan kaynağı ve uluslararası teknoloji ağlarını da getirir.” 450 milyar dolarlık ihracat hedefinde teknoloji yoğunluğu OVP’de program dönemi sonunda mal ve hizmet ihracatının 450 milyar dolara çıkarılması hedeflenirken, yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun ürünlerin ihracat payının artırılmasına yönelik yaklaşım, Türkiye’nin rekabet gücü açısından kritik rol oynuyor. Vatansever şu değerlendirmeyi paylaştı: “450 milyar dolarlık ihracat hedefi içerisinde dijital hizmetlerin ve yüksek teknoloji ürünlerinin payını yükseltmek, uzun vadeli rekabet gücümüz için hayatidir. Siber güvenlik, yapay zekâ çözümleri, veri hizmetleri, oyun, finansal teknolojiler ve yazılım, Türkiye’nin yeni nesil ihracat kapasitesinin temel taşları olabilir.” Dijital Türk Lirası ve finansal teknoloji ekosistemi Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda Dijital Türk Lirası’nın kullanıma sunulması ve yaygınlaştırılmasına dair çalışmaların süreceğini belirtmesini değerlendiren Vatansever, finansal teknolojiler ve ödeme sistemlerinin dijital ekonominin temel taşı olduğunu söyledi. “Ödeme sistemlerinin yenilikçi, güvenli ve esnek olması dijital ekonominin büyümesini doğrudan tetikler. Dijital Türk Lirası çalışmalarını, bu kapsamlı finansal teknoloji dönüşümünün en önemli halkalarından biri olarak görmekteyiz” dedi. “Teknolojik kapasite ekonomik değere dönüştüğünde büyümenin niteliği güçlenir” Vatansever değerlendirmelerini şu sözlerle noktaladı: “2027–2029 Orta Vadeli Program’ın; mali disiplin, fiyat istikrarı ve sürdürülebilir büyüme hedeflerinin yanına teknolojik dönüşüm, verimlilik, yüksek katma değerli üretim ve ekonomik dayanıklılık başlıklarını eklemesini çok değerli buluyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği ve Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz’ın koordinasyonuyla hazırlanan bu yaklaşımın, Türkiye’nin sadece ekonomik hacmini değil, aynı zamanda ekonomimizin niteliğini ve küresel rekabet gücünü artıracak bir çerçeve sunduğuna inanıyoruz. Teknolojik kapasitemizi verimlilik artışına, ihracata ve üretime dönüştürebildiğimiz ölçüde; daha dayanıklı, daha rekabetçi ve yüksek katma değer üreten bir ekonomik yapı inşa edebiliriz.”

3 Yılda 3 Milyon Gencin İstihdama Kazandırılması Hedefleniyor Haber

3 Yılda 3 Milyon Gencin İstihdama Kazandırılması Hedefleniyor

Vatansever, programda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ortaya konulan çerçevenin, genç istihdamını yalnızca sayısal hedefler üzerinden değil, eğitim, beceri kazanımı ve üretim süreçleriyle birlikte ele alan bir yaklaşımı yansıttığını belirtti. Açıklanan verilerin birlikte değerlendirildiğinde, programın temel amacının gençlerin mezuniyet sonrası iş gücü piyasasına uyum sürecini kısaltmak ve bu süreci daha öngörülebilir hale getirmek olduğunu ifade etti. Program kapsamında önümüzdeki üç yıl içinde 3 milyondan fazla gencin istihdama kazandırılmasının hedeflendiğini ve bu amaçla 445 milyar liralık kaynağın tahsis edildiğini aktaran Vatansever, söz konusu kapsamın genç istihdamına yönelik bugüne kadar ortaya konulan en geniş ölçekli adımlar arasında yer aldığını kaydetti. Staj destekleri, mesleki yönlendirme ve bire bir danışmanlık uygulamalarının birlikte ele alındığını belirten Vatansever, 27 milyar liralık staj bütçesiyle 800 bin ilave gencin staj süreçlerine dahil edilmesinin, eğitim ile iş gücü piyasası arasındaki bağın güçlendirilmesine yönelik bir düzenleme olduğunu söyledi. İşveren ve genç arasındaki eşiklerin azaltılması hedefleniyor İlk Adım Programı ile İşgücü Uyum Programı’nın birlikte değerlendirildiğinde, gençlerin işe alım sürecinde karşılaştıkları maliyet ve tecrübe kaynaklı engellere yönelik düzenlemeler içerdiğini ifade eden Vatansever, ilk işe girişte maaş ve sigorta primlerinin belirli bir süre kamu tarafından karşılanmasının, işverenler açısından sürecin daha öngörülebilir hale gelmesini amaçladığını belirtti. Bu kapsamda, İşgücü Uyum Programı çerçevesinde günlük 1.375 lira destek sağlanması, sigorta güvencesi sunulması ve üç yıl içinde 450 bin gence eğitim ile uygulamalı deneyim kazandırılmasının öngörüldüğünü aktardı. İŞKUR Gençlik Programı’na ilişkin düzenlemelere de değinen Vatansever, üniversite öğrencilerinin eğitim sürecinde çalışma ihtiyacının daha düzenli ve kayıtlı bir zemine taşındığını söyledi. Günlük destek tutarının artırılmasıyla birlikte haftada üç gün çalışan öğrencilerin aylık gelirinin 19 bin liraya yükseltilmesinin planlandığını ifade etti. Programın yalnızca ücretli istihdamı değil, teknoloji temelli ve yenilikçi üretim alanlarını da dolaylı olarak destekleyen bir çerçeve sunduğunu ifade eden Vatansever, gençlerin eğitim sürecinde edindikleri dijital ve teknik becerilerin, girişimcilik temelli iş modelleriyle buluşmasının istihdamın niteliğini artırabileceğini belirtti. Bu yaklaşımın, gençlerin üretim süreçlerine daha esnek ve katma değeri yüksek alanlardan dahil olmasına imkan tanıyabileceğini kaydetti. Bu süreçlerin izlenmesi ve değerlendirilmesinde sivil toplumun katkı sunabileceği yapılar da önem taşıyor. Vatansever Platformu gibi katkı ve değerlendirme zeminlerinin, genç istihdamına yönelik politika ve uygulamaların sahadaki yansımalarının izlenmesine ve geri bildirim mekanizmalarının güçlendirilmesine destek sunabileceği ifade edildi. Programın uygulama başarısının yalnızca ayrılan kaynak büyüklüğüyle değil, uygulama kalitesiyle ölçülmesi gerektiğini vurgulayan Vatansever, danışmanlık mekanizmalarının etkinliği, sektör–genç eşleşmelerinin niteliği ve izleme süreçlerinin bu çerçevede belirleyici olacağını dile getirdi. Vatansever, uluslararası uygulamalarda benzer genç istihdamı modellerinin uzun süredir uygulandığını belirterek, eğitim sürecinde kazanılan becerilerin girişimcilik ve yenilikçi iş alanlarıyla desteklenmesinin, gençlerin istihdam sürecine uyumunu tamamlayıcı bir unsur olarak değerlendirilebileceğini ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

MKK Verilerine Göre Kayıtlı Yatırımcı Sayısı 37,47 Milyona Ulaştı Haber

MKK Verilerine Göre Kayıtlı Yatırımcı Sayısı 37,47 Milyona Ulaştı

Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından yayımlanan 2025 3. çeyrek verilerine göre Türkiye’de kayıtlı yatırımcı sayısı 37,47 milyona yükseldi. Aynı raporda bakiyeli yatırımcı sayısı 10,52 milyon olarak kaydedildi. Uzmanlar yatırımcı tabanının genişlemesinin olumlu olmakla birlikte portföy tercihlerindeki yoğunlaşmanın risk dağılımı ve sürdürülebilir yatırım davranışı açısından dikkatle ele alınması gerektiğini ifade ediyor. Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, yatırımcı sayısındaki artışın heyecan verici olduğunu; ancak finansal istikrar açısından yatırım davranışlarının aynı hızda gelişmesi gerektiğini belirtti. Vatansever, “Yatırımcı artışı tek başına başarı değildir. Nicel büyüme yaşanırken nitel büyüme aynı hızda ilerlemiyor. Portföy dağılımının sağlıklı gelişmemesi, uzun vadeli yatırımcı davranışı ve piyasa güveni açısından risk oluşturuyor.” dedi. Vatansever, özellikle yeni yatırımcı kitlesinde beklenti–ürün uyumsuzluğunun dikkat çektiğini vurguladı: “Yatırımcıların önemli bir kısmı kısa vadeli yüksek getiri beklentisiyle piyasaya giriş yapıyor ancak portföyler uzun vadeli disiplin gerektiren varlıklara ağırlık veriyor. Beklenti–ürün uyumsuzluğu kalıcılığı azaltıyor.” “İşlem hacmi büyüyor, aynı hızda büyümeyen şey insan kaynağı” Vatansever, finans ve kripto ekosisteminde dijitalleşmenin işlem hacmini artırdığını; buna karşın süreçleri yöneten kadroların aynı hızda genişlemediğini belirtti: “Hem finans hem kripto tarafında işlem hacmi büyüyor ancak bunu yöneten insan kaynağı aynı ölçüde genişlemiyor. Bu nedenle portföy yönetimi, risk yönetimi, yatırım danışmanlığı, operasyon ve uyum pozisyonları giderek daha kritik hâle geliyor.” SPL lisansları ve insan kaynağı standardı SPL–SPK ilişkisine değinen Vatansever, lisanslı kadroların finansal piyasaların kurumsallaşmasında rol oynadığını ifade etti: “Düzey 1, Düzey 3, Türev Araçlar ve Kurumsal Yönetim Derecelendirme lisansları, piyasada en sık talep edilen SPL lisansları arasında yer alıyor. SPL, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından yetkilendirilen lisanslama ve sicil sistemi olarak sermaye piyasasında standart oluşturuyor. Finans kuruluşlarında SPL lisansları mevzuat gereği önem taşırken, kripto varlık hizmet sağlayıcılarında da uyum ve risk yönetimi alanlarında bu tip yetkinliklere yönelik talebin arttığını gözlemliyoruz.” “Ekosistemin tamamında bilgi kapasitesi güçlenirse yatırımcı güveni ve ülke ekonomisi kazanır” Bu çerçevede Vatansever, finansal piyasaların sağlıklı gelişiminin yalnızca şirketlerde değil, ekosistemin tamamında bilgi ve uzmanlık kapasitesinin artmasıyla mümkün olabileceğini belirtti: “Yalnızca finans ve teknoloji şirketlerinde değil; ekosistemde inceleme, değerlendirme, gözetim ve yorum yetkisi taşıyan tüm profesyonellerde bilgi kapasitesinin güçlenmesi önemli. Kripto varlıklar gibi hızlı gelişen alanların daha doğru, daha objektif ve daha isabetli analiz edilmesi; yatırımcı güveni ve piyasa istikrarı için değer üretir.” Vatansever, sektör STK’larının bu sürece katkı sunma potansiyeli bulunduğunu da vurguladı: “Sektörde faaliyet gösteren STK’lar olarak bilgi paylaşımı, eğitim ve paydaşlar arası iletişimde köprü rolü üstlenmeye gönüllüyüz. Ortak aklın güçlenmesi, sektörün tamamının sağlığına hizmet ettiği gibi; yatırımcı güveninin artması ve piyasa istikrarının güçlenmesi yoluyla ülke ekonomisine de olumlu katkı sağlar.” “Kalıcı yatırımcıyı belirleyen şey dijital erişim değil, bilgi ve güven” Vatansever, yatırımcıların piyasadaki kalıcılığının doğru ve zamanında bilgiye erişimle ilişkili olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Dijitalleşme piyasaya giriş hızını artırıyor ancak uzun süre piyasada var olmayı belirleyen şey dijital erişim değil; bilgi, risk farkındalığı ve güven. Bilgi akışı kesildiğinde yatırımcıların piyasalardaki ömrü kısalıyor.” Uzmanlar, ürün çeşitliliğinin artırılması, risk dağılımının dengelenmesi ve finans ile kripto varlık ekosistemlerinde lisanslı insan kaynağı kapasitesinin güçlendirilmesinin yatırımcı güveni ve piyasa istikrarı açısından önem taşıdığını ifade ediyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.