Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bilgi Eksikliği

Kapsül Haber Ajansı - Bilgi Eksikliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bilgi Eksikliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ekonomi Gündemini Takip Etmenin Doğru Yolu Haber

Ekonomi Gündemini Takip Etmenin Doğru Yolu

Piyasada aynı gün içinde hem kur hareketi, hem faiz beklentisi, hem de bir sektör düzenlemesi konuşuluyorsa sorun bilgi eksikliği değildir. Sorun, hangi bilginin gerçekten karar değeri taşıdığını ayırt edememektir. Bu yüzden ekonomi gündemi nereden takip edilir sorusu, sadece haber kaynağı seçmekle ilgili değildir. Asıl mesele, hızlı akan veri ve yorum trafiği içinde güvenilir, zamanında ve iş sonuçlarına dokunan bilgiyi filtreleyebilmektir. Ekonomi gündemi nereden takip edilir? Bu sorunun tek cümlelik bir cevabı yok. Çünkü ekonomi gündemi tek merkezden oluşmaz. Merkez bankası kararları, enflasyon verileri, borsa hareketleri, şirket bilançoları, sektörel üretim verileri, dış ticaret gelişmeleri ve regülasyon adımları aynı bütünün parçalarıdır. Sadece birine bakarak resmin tamamını görmek mümkün değildir. Profesyonel takip için en sağlıklı yaklaşım, üç katmanlı bir izleme düzeni kurmaktır. İlk katmanda resmi veri ve kurum açıklamaları yer alır. İkinci katmanda uzmanlık odaklı ekonomi haberciliği bulunur. Üçüncü katmanda ise sektör bazlı gelişmeler, şirket duyuruları ve sahadan gelen sinyaller vardır. Bu yapı, gündemi sadece öğrenmek için değil, yorumlamak için de gereklidir. İlk durak resmi kurumlar olmalı Ekonomi takibinde en güvenilir başlangıç noktası resmi kurumlardır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, TÜİK, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, BDDK, SPK ve gerektiğinde ilgili düzenleyici kurumlar temel referans alanını oluşturur. Faiz kararı, enflasyon, rezervler, sanayi üretimi, bütçe dengesi, dış ticaret verisi veya finansal düzenleme gibi başlıklar önce kaynağından okunmalıdır. Bunun nedeni basittir. İkincil kaynaklar çoğu zaman aynı veriyi farklı çerçevelerle sunar. Başlıklar hız kazandırır ama bağlamı daraltabilir. Örneğin enflasyon verisinde aylık artış ile yıllık oran aynı etkiyi yaratmaz. Bir sektör teşvikinde de metnin ayrıntıları, haber başlığından daha belirleyici olabilir. Bu nedenle profesyonel okuma alışkanlığında ilk adım, verinin kendisini görmek olmalıdır. Ancak burada da bir sınır var. Resmi kurumlar veriyi açıklar, her zaman yorum sunmaz. Bu yüzden kurum verisini tek başına takip etmek yeterli değildir. Verinin piyasa, sektör ve yatırım davranışı üzerindeki etkisini anlamak için ikinci katmana geçmek gerekir. Ekonomi haberciliğinde hız kadar uzmanlık da gerekir Ekonomi haberi ile ekonomi içeriği aynı şey değildir. Her gün çok sayıda başlık üretilir ama bunların önemli bir bölümü ya yüzeyseldir ya da sadece anlık dikkat çeker. Karar vericiler için değerli olan ise veriyle bağlantı kuran, neden-sonuç ilişkisini açık biçimde gösteren ve sektörel etkileri görünür hale getiren haberciliktir. Bu noktada ekonomi gündemi nereden takip edilir sorusunun ikinci cevabı, uzmanlık odaklı dijital yayınlardır. Özellikle iş dünyası, sanayi, teknoloji, savunma, enerji, lojistik, tarım ve yapay zeka gibi başlıklarda çalışan mecralar, klasik ekonomi haberinin ötesine geçer. Çünkü ekonomik dönüşüm artık sadece para politikasıyla açıklanmıyor. Üretim zinciri, yatırım iştahı, ihracat kapasitesi, teknoloji adaptasyonu ve regülasyon temposu da gündemin asli parçaları haline gelmiş durumda. Kurumsal bakış açısıyla yayın yapan mecraların avantajı burada ortaya çıkar. Haber sadece ne oldu sorusuna cevap vermez. Kim etkilenir, hangi sektör için anlamlıdır, şirketler bunu nasıl okumalıdır ve orta vadede ne izlenmelidir gibi sorulara da alan açar. Kapsül Haber Ajansı gibi sektör odaklı ve yeniden kullanıma uygun içerik üreten platformlar bu yüzden özellikle editörler, iletişim ekipleri ve profesyonel okurlar için pratik bir işlev taşır. Tek bir ana ekrana bakmak çoğu zaman yanıltır Birçok kişi ekonomi gündemini yalnızca sosyal medya akışı, televizyon alt bandı ya da finans uygulaması üzerinden takip ediyor. Bu kanallar hız sağlar ama çerçeve sunmaz. Hızlı bilgi, doğru bilgiyle aynı şey değildir. Hele ekonomi gibi beklenti yönetiminin güçlü olduğu bir alanda, eksik bağlamla alınan bilgi yanlış kanaate çok hızlı dönüşebilir. Sosyal medya özellikle erken sinyal üretme açısından yararlı olabilir. Piyasadaki ilk tepki, kulis bilgisi, şirket çevrelerinden gelen kısa açıklamalar ya da uzman yorumları burada hızla yayılır. Fakat teyit edilmemiş bilgi, manipülatif yorum ve bağlamından kopuk veri paylaşımı da aynı hızla dolaşıma girer. Bu nedenle sosyal medya ana kaynak değil, yardımcı radar gibi kullanılmalıdır. Televizyon ve canlı yayınlar ise özellikle karar günlerinde tempoyu takip etmek için işe yarar. Merkez bankası toplantısı, enflasyon açıklaması, bütçe verisi veya küresel piyasa kırılması gibi anlarda hızlı çerçeve sunar. Ancak günlük kullanımda sürekli ekrana bakmak, bilgiyi çoğaltırken berraklığı azaltabilir. Gündemi takip etmek ile gündemin içine sıkışmak arasında ince bir fark vardır. Sektörel ekonomi takibi artık zorunlu Bugünün ekonomisi, genel başlıklarla sınırlı okunamaz. Enerjideki bir maliyet değişimi sanayiyi, lojistikteki bir aksama perakendeyi, savunma sanayiindeki bir yatırım kararı ihracat görünümünü etkileyebilir. Tarım üretimindeki oynaklık ise hem gıda fiyatlarını hem de enflasyon beklentilerini yeniden şekillendirebilir. Bu nedenle ekonomi takibi yapan profesyonellerin kendi sektörlerinin dışında kalan stratejik alanları da izlemeleri gerekir. Özellikle B2B karar süreçlerinde sektör haberleri, makro verilerden daha erken sinyal üretebilir. Bir üretim tesisi yatırımı, kapasite artışı, yeni ihracat anlaşması, düzenleyici değişiklik ya da teknoloji ortaklığı bazen resmi verilerde henüz görünmeyen bir eğilimi işaret eder. Bu yüzden iyi bir ekonomi takibi, şirket haberlerini magazin gibi değil, öncü gösterge gibi okur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, her şirket duyurusunu aynı ağırlıkta değerlendirmemektir. Bazı açıklamalar itibar iletişimi amacı taşır, bazıları ise gerçekten piyasa ve sektör etkisi yaratır. Ayrımı yapabilmek için haberi sektörel veriyle birlikte okumak gerekir. Gündemi takip ederken hangi sorular sorulmalı? Kaynak ne kadar güçlü olursa olsun, okurun soruları net değilse takip dağılır. Profesyonel kullanım için her habere şu merceklerle bakmak gerekir: Bu gelişme hangi veriye dayanıyor, etkisi kısa vadeli mi kalıcı mı, hangi sektörleri doğrudan etkiliyor ve kurumlar açısından hangi aksiyonu tetikleyebilir? Örneğin bir faiz indirimi haberi sadece kredi maliyeti üzerinden okunmamalıdır. Talep, kur, şirket finansmanı, yatırım planları ve bilanço yönetimi üzerindeki etkisi birlikte düşünülmelidir. Benzer şekilde dış ticaret verisi açıklandığında yalnızca toplam rakama değil, hangi sektörlerin ayrıştığına, pazar kompozisyonuna ve süreklilik ihtimaline bakılmalıdır. Bu yaklaşım, haber tüketimini pasif izleme alışkanlığından çıkarır. Özellikle yöneticiler, yatırımcılar, editörler ve kurumsal iletişim ekipleri için mesele sadece bilgi edinmek değil, sinyali doğru okumaktır. Veriyi, haberi ve yorumu ayrı tutmak gerekir Ekonomi takibinde sık yapılan hata, veri ile yorumun birbirine karıştırılmasıdır. Veri, ölçülebilir ve kaynağı belli olandır. Haber, veriyi veya gelişmeyi bağlama yerleştirir. Yorum ise olası etkileri tartışır. Bu üç katman birbirini tamamlar ama aynı şey değildir. Sağlıklı takip düzeninde önce veri okunur, sonra güvenilir haber çerçevesi incelenir, en son yorum süzülür. Ters sıralama yapıldığında kanaatler hızla sertleşir ve teyit arama eğilimi artar. Bu da özellikle dalgalı dönemlerde yanlış pozisyon alma riskini büyütür. Ekonomi gündemini verimli takip eden profesyonellerin ortak özelliği, her başlığa aynı tepkiyi vermemeleridir. Bazı haberler anlıktır ve etkisi birkaç saat sürer. Bazıları ise haftalar, hatta çeyrekler boyunca sonuç üretir. Ayıklama yeteneği, kaynak seçiminden bile değerlidir. Kendinize bir takip ritmi kurun Ekonomi gündemi 24 saat aktığı için onu kesintisiz izlemek gerçekçi değildir. Daha doğru yöntem, güne ve haftaya yayılmış bir ritim kurmaktır. Sabah ana veri ve manşet akışına bakmak, gün içinde sektör ve şirket gelişmelerini izlemek, akşam ise resmin nasıl şekillendiğini değerlendirmek daha işlevsel bir modeldir. Haftalık planda ise veri takvimi, kurum açıklamaları, sektör toplantıları ve şirket bilanço dönemleri önceden işaretlenmelidir. Böylece gündem sizi sürüklemez, siz gündemi çerçevelersiniz. Özellikle yoğun çalışan profesyoneller için bu fark kritik önemdedir. Ekonomi gündemi nereden takip edilir sorusunun en doğru cevabı şudur: Kaynağı sağlam, odağı net ve sektör bağlantısı güçlü bir sistemden. Tek bir mecra mucize yaratmaz. Ama resmi veriyi, uzman haberciliği ve sektörel sinyalleri birlikte okuyabilirseniz, gündemi sadece izlemekle kalmaz, daha isabetli kararlar için kullanmaya başlarsınız. Sonuçta iyi takip, daha fazla haber tüketmek değil, doğru bilgiyi doğru ağırlıkla okuyabilmektir.

Türkiye’de RSV Alarmı: Bebekler Risk Altında Haber

Türkiye’de RSV Alarmı: Bebekler Risk Altında

Bebeklerin neredeyse tamamının 2 yaşına kadar karşılaştığı RSV, her yıl dünya genelinde yaklaşık 33 milyon bebekte alt solunum yolu enfeksiyonuna ve 3,6 milyon bebekte hastane yatışına yol açıyor. Virüs ayrıca ilerleyen dönemde astım gelişme riskini 3 kat artırıyor. Prof. Dr. Simten Malhan, halk sağlığı açısından gizli bir tehlike olan RSV hakkında bilgilendirme seferberliğine ihtiyaç olduğunu, farkındalığın yükselmesiyle hastalıktan önce önlem alınabileceğini ve böylece kamusal bağışıklığın arttırılabileceğini vurguluyor. Her yıl dünyada milyonlarca bebeği etkileyen ve küçük çocuklarda ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilen RSV (Respiratuar Sinsityal Virüs), Türkiye’de hâlâ “görünmez” bir tehdit olmaya devam ediyor. Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Simten Malhan ve Doç Dr Rukiye Numanoğlu Tekin tarafından gerçekleştirilen kapsamlı araştırma, RSV’nin ne olduğu, kimleri etkilediği ve nasıl önlenebileceği konusunda toplumda büyük bir bilgi eksikliği bulunduğunu gözler önüne serdi. Kadın ve erkeklerin dengeli temsil edildiği, genç yetişkinlerin ağırlıkta olduğu, eğitim profili çoğunlukla lise ve üniversite mezunlarından oluşan 2.825 kişiyle gerçekleştirilen araştırmaya göre, katılımcıların %67,4’ü RSV’yi hiç duymadığını belirtirken, yalnızca %11,8’i “RSV’yi biliyorum” dedi. Hastane yatışlarına ve kalıcı etkilere neden oluyor Bebeklerin solunumunu zorlaştırabilen ve hastane yatışlarına kadar ilerleyebilen bu önemli enfeksiyonla ilgili toplumsal farkındalığın düşük olması, korunma yaklaşımlarında da gecikmelere ve kalıcı etkilerin oluşmasına neden oluyor. Yaşamın ilk aylarında basit bir soğuk algınlığı gibi başlayıp kısa sürede hayati risk yaratabilecek bir enfeksiyona dahi dönüşebilen RSV, bazı bebeklerde ilerleyen dönemlerde tekrarlayan hırıltı, astım benzeri solunum sorunları ve akciğer hassasiyeti gibi kalıcı etkiler bırakabiliyor. Prof. Dr. Simten Malhan, bu tabloyu halk sağlığı açısından gecikmeden ele alınması gereken önemli bir uyarı olarak değerlendiriyor. “Bu veriler, acil bir bilgilendirme seferberliği ihtiyacını gösteriyor” Araştırma sonuçlarının yalnızca toplumsal farkındalığı ölçen bir tablo olmadığını, aileleri ve bebekleri doğrudan etkileyen önemli bir bilgi eksikliğini ortaya koyduğunu vurgulayan Prof. Dr. Simten Malhan, elde edilen bulguları şu sözlerle değerlendirdi: “Bu araştırma bize çok net bir gerçeği gösteriyor: RSV, toplumun büyük bir kesimi için hâlâ ‘bilinmeyen’ gizli bir tehlike ve halk sağlığı açısından önemli bir risk. Katılımcıların üçte ikisinden fazlası virüsü hiç duymamış durumda. Korunma yöntemlerine karşı yine bilgi eksikliğinden kaynaklanan kararsızlık oldukça yaygın. Bu tablo, sorunun doğru, güvenilir ve anlaşılır bilgiye erişim meselesi olduğunu açıkça söylüyor. Sağlık okuryazarlığını güçlendiren, kanıta dayalı ve hedef gruplara göre tasarlanmış bir bilgilendirme seferberliğine ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Sistemli bir bilgilendirme süreci hayata geçirilmeden, RSV gibi risklerin etkin şekilde yönetilmesi mümkün değil. Özellikle bebekler, küçük çocuklar ve kırılgan gruplar için doğru bilgiye zamanında erişim, koruyucu sağlık yaklaşımının en kritik basamağıdır.” RSV’nin bebekler için bir tehdit olduğu bilinmiyor Araştırma, RSV’nin en çok kimi etkilediği konusunda da net bir algı bulunmadığını ortaya koyuyor. Katılımcıların sadece %34,1’i RSV’nin en çok bebekleri ve küçük çocukları etkilediğini düşünürken, %35,7’si virüsün her yaş grubunu eşit etkilediğini belirtiyor. Bu sonuçlar, RSV’nin özellikle bebekler ve kırılgan gruplar üzerindeki etkisine dair toplumsal bilginin parçalı kaldığına işaret ediyor. Bu algı dağınıklığı, özellikle ebeveynler açısından dikkat çekici bir risk oluşturuyor. RSV’nin hastaneye yatışlara yol açabileceğini düşünenlerin oranı %45,7. Ancak “emin değilim” diyenlerin oranı da %43,4 ile neredeyse aynı seviyede. Kadınlarda “RSV hastane yatışlara yol açabilir” diyenlerin oranı %49,6 iken erkeklerde %40,7. Erkeklerde hiç duymadım diyenlerin oranı ise %71,7. Bu farklar, cinsiyete göre de algının değiştiğini gösteriyor. Eğitim farkındalığı artırıyor ama “bilgi açığı” her grupta devam ediyor Araştırmaya göre eğitim düzeyi yükseldikçe RSV farkındalığı artıyor, ancak sorun yalnızca düşük eğitim düzeyiyle sınırlı değil. Lisansüstü grupta RSV’yi bildiğini söyleyenlerin oranı %58,6 iken, lise mezunlarında bu oran %7,7. Buna rağmen farklı eğitim gruplarında da aşıya yönelik kararsızlık dikkat çekiyor. Ebeveyn olmak da farkındalığı artırmıyor Araştırmanın bir diğer çarpıcı sonucu, çocuk sahibi olmanın RSV farkındalığını otomatik olarak yükseltmemesi. Çocuk sahibi olanlarda “RSV’yi hiç duymadım” diyenlerin oranı %69, çocuk sahibi olmayanlarda %65,6. Bu tablo, RSV’nin özellikle bebekleri ilgilendiren bir konu olmasına rağmen, ebeveynlerde dahi bilgi boşluğunun sürdüğünü ortaya koyuyor. Prof. Dr. Simten Malhan: “Bilgi boşluğu kapanmadan risk yönetilemez” Araştırma bulguları, RSV’nin toplumda yeterince bilinmemesi nedeniyle riskin görünmez kaldığını, buna bağlı olarak da korunma kararlarının belirsizlikle şekillendiğini gösteriyor. Prof. Dr. Simten Malhan, özellikle bebekler ve risk gruplarında RSV’ye yönelik farkındalık çalışmalarının ve doğru bilgilendirme içeriklerinin yaygınlaştırılmasının hem ailelerin hem de sağlık sisteminin yükünü azaltmada kritik olduğunu vurguluyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye İklim Krizine Dair Daha Bilinçli Ama Hâlâ Hareketsiz! Haber

Türkiye İklim Krizine Dair Daha Bilinçli Ama Hâlâ Hareketsiz!

Yuvam Dünya Derneği, KONDA Araştırma aracılığıyla üst üste dördüncü kez gerçekleştirdiği Türkiye İklim Krizi Algısı Araştırması’nın 2025 sonuçlarını paylaştı. Araştırma, toplumun iklim krizine dair farkındalığının arttığını ancak bu bilincin eyleme dönüşmesinde hâlâ yetersiz kalındığını ortaya koyuyor. Bilinç Artıyor, Bilgi Eksikliği Sürüyor Araştırmaya göre toplumun %45’i iklim krizi hakkında bilgisiz olduğunu ifade ediyor. İklim eğitimi alanların oranı yalnızca %8. Katılımcılar, en güvenilir bilgi kaynakları olarak okulları (%81), medyayı (%78) ve sivil toplum kuruluşlarını (%54) gösteriyor. Toplum Farkında Ama Öncelikler Değişiyor Toplumun %70’i iklim krizini kendi hayatı içinde tehlikeli olarak görse de, ekonomik ve sosyal sorunların bu aciliyeti gölgelediğini belirtiyor. %76’sı bireysel mücadelede enerji tüketimini azaltmanın ortak payda olduğunun farkında. Ayrıca çevreye duyarlı markaların tercih edilme oranı geçen yıla göre artış gösteriyor. Kağıt, cam ve plastik gibi atıklarda geri dönüşüm eğiliminin de güçlendiği görülüyor. Toplum Devletin Öncülük Etmesini Bekliyor Katılımcıların %93’ü devlet ve hükümetleri iklim kriziyle mücadelede sorumlu görüyor. Toplumun %73’ü ise özel sektörü iklim kriziyle mücadelede aktif bir rolde görmek istiyor. Gençler bireysel eylemlere daha fazla sorumluluk yüklüyor. Bu durum, Türkiye’de çözümün ancak ortak bir irade ile mümkün olabileceğine dair güçlü bir algıyı yansıtıyor. Duyguların Dengesi: Endişe Yüksek, Umut Direniyor Katılımcıların %77’si endişe, %53’ü çaresizlik, %45’i umut, %33’ü suçluluk hissediyor. Endişe hâlâ baskın duygu; ancak geçen yıla göre düşüşte. Bu düşüş, “duyarsızlaşma” değil, eylem için yeni bir duygusal denge arayışı olarak yorumlanıyor. Buna karşın suçluluk hissi, önceki yıla kıyasla artış gösteriyor. Kadınlar ve Gençler İleri Dönüşümde Öncü “İleri dönüşüm” kavramı henüz tam olarak yerleşmemiş olsa da, toplumun %48’i artık ileri dönüşüm yaptığını söylüyor. Kadınlar ve genç sosyal medya kullanıcıları bu dönüşümün öncüleri konumunda. Katılımcıların üçte ikisi, ileri dönüşümün iklim kriziyle mücadelede etkili olduğuna inanıyor. Yuvam Dünya Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Kıvılcım Pınar Kocabıyık: “Yuvam Dünya olarak 2022’den bu yana Türkiye’ye aynı soruyu soruyoruz: “İklim krizini nasıl görüyorsunuz?” Bu sorunun yanıtı, yalnızca bugünü değil, geleceği de anlamamıza yardımcı oluyor. Çünkü toplumsal algı, değişimin hem barometresi hem de pusulası. Bu yılın sonuçları hem düşündürücü hem de yol gösterici. Toplumun neredeyse yarısı hâlâ kendini bilgisiz hissediyor. Endişe yüksek; çaresizlik ve suçluluk duyguları artıyor. Ama aynı zamanda umut veren gelişmeler de var: Gençlerin bilgiye daha hızlı erişmesi,eğitimin ve sosyal medyanın farkındalığı güçlendirmesi,ileri dönüşüm ve enerji tasarrufunun yaygınlaşması… Ve en önemlisi, Türkiye toplumunun büyük çoğunluğunun iklim krizinin çözümünde devletin, özel sektörün ve bireylerin birlikte sorumluluk alması gerektiğini düşünmesi. Bu yaklaşım, sürdürülebilir dönüşüm için çok değerli bir eşik.” KONDA Araştırma ve Danışmanlık Genel Müdürü Aydın Erdem: “Yuvam Dünya için gerçekleştirdiğimiz bu araştırma serisinin önemi büyük. KONDA gibi toplumsal algıları uzun yıllar boyunca aynı yöntemle ölçen bir kurum olarak, başlangıçta az kişinin sahiplendiği birçok meselenin zamanla ülke genelinde önem kazandığını gözlemledik. İklim krizinin de bu yönde ilerlediğini görüyoruz. Bu durum hem toplumsal bir kazanım hem de araştırmacılar olarak bizim için gurur kaynağı. Bugün iklim krizi, toplumun hayatında artık görmezden gelinemeyecek kadar büyük. Ancak konuya yaklaşım hâlâ parçalı: kimisi konuyu iyi bildiğini söylüyor, kimisi yüzeysel geçiyor, kimisi ise hâlâ bilgisiz. Eğitim, gençlik ve dijital dünyaya yakınlık bilgiyi artırıyor; yaş ilerledikçe ve gündelik hayattan kopuldukça farkındalık zayıflıyor. Tehlike algısında iki katman öne çıkıyor: İnsanların büyük bölümü iklim krizini kendi hayatı için de tehdit olarak görüyor, ancak neredeyse herkes gelecek nesillerin daha büyük risk altında kalacağına inanıyor. Yani bugünün kaygısı var, fakat yarının yükü daha ağır hissediliyor.” Yuvam Dünya Derneği Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Levent Kurnaz: “İklim değişikliğinin hayatımızı giderek daha fazla etkilediği bir dönemde yaşıyoruz. Artık bu meseleyi yalnızca bilim insanlarının raporlarında ya da uzak coğrafyalardaki felaketlerde değil; kuruyan göllerimizde, yaz ortasında yaşadığımız su kesintilerinde, orman yangınlarında, beklenmedik fırtınalarda doğrudan hissediyoruz. Ancak hepimiz biliyoruz ki iklim değişikliğinin etkileri kadar önemli olan bir diğer boyut da toplumların bu krizi nasıl algıladığıdır. Bu araştırma, Türkiye toplumunun iklim değişikliğine bakışını tüm açıklığıyla ortaya koyuyor.” Sonuç İklim krizi artık herkesin gündeminde. Ancak farkındalık, eyleme dönüşmedikçe tükenen gezegen değil, zamandır. Yuvam Dünya olarak bu dönüşüm zincirini tamamlamaya kararlıyız; çünkü biliyoruz ki iklim krizi ile mücadele için bir gün, artık bugün. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.