Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bilgi Üniversitesi

Kapsül Haber Ajansı - Bilgi Üniversitesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bilgi Üniversitesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Halk Sağlığının Asıl Gücü Hastalıkları Ortaya Çıkmadan Önlemeyi Hedeflemesinden Gelir Haber

Halk Sağlığının Asıl Gücü Hastalıkları Ortaya Çıkmadan Önlemeyi Hedeflemesinden Gelir

3–9 Eylül Halk Sağlığı Haftası kapsamında açıklamalarda bulunan İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’ndan Dr. Funda Yıldız, halk sağlığında hastalıkların ortaya çıkmasını önlemeye yönelik koruyucu yaklaşımın önemine dikkat çekti. Koruyucu sağlık uygulamalarının toplum sağlığı üzerindeki etkisi küresel verilerde çarpıcı biçimde görülüyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) öncülüğünde gerçekleştirilen kapsamlı bir çalışmaya göre, aşılama programları son 50 yılda dünya genelinde en az 154 milyon kişinin hayatını kurtardı. Aşılamanın küresel bebek ölümlerindeki azalmanın yüzde 40’ına katkıda bulunduğu hesaplandı. Hastalıkların ortaya çıkmasına yol açan önlenebilir risklerin azaltılması da halk sağlığının önemli çalışma alanlarından biri. DSÖ ve Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın (IARC) 2026 yılında yayımladığı, 185 ülke ve 36 kanser türünü kapsayan küresel analize göre, incelenen yeni kanser vakalarının yüzde 37’si, yaklaşık 7,1 milyon vaka, önlenebilir nitelikte. Tütün kullanımı, enfeksiyonlar ve alkol tüketimi önlenebilir kanser nedenleri arasında ilk sıralarda yer alırken; yüksek vücut kitle indeksi, fiziksel hareketsizlik ve hava kirliliği de risk faktörleri arasında bulunuyor. Bunun yanı sıra, güvenli su, sanitasyon ve hijyen de hastalıkların önlenmesinde kritik önem taşıyor. DSÖ’ye göre güvenli olmayan su, sanitasyon ve hijyen koşulları dünya genelinde her yıl en az 1,4 milyon önlenebilir ölümle ilişkili. Hastalıklara yönelik koruyucu sağlık önlemlerinin önemine değinen Yıldız, “Halk sağlığının asıl gücü, yalnızca geniş çalışma alanından değil, hastalığı ortaya çıktıktan sonra ele almak yerine mümkün olduğunca ortaya çıkmadan önlemeyi hedeflemesinden gelir. Bu yönüyle halk sağlığı, ‘Nasıl tedavi ederiz?’ sorusundan önce ‘Nasıl koruruz, nasıl önleriz ve nasıl daha sağlıklı bir yaşamı mümkün kılarız?’ sorularını sorar” dedi. ‘Halk sağlığı yaşamın her alanındadır’ Aşılama, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, temiz su ve hijyen gibi birbirinden farklı alanların halk sağlığının kapsamına girdiğini belirten Yıldız, halk sağlığının bireyi yaşamın belirli bir döneminde değil, doğum öncesinden yaşlılığa uzanan yaşam yolculuğunun tamamında ele aldığını söyledi. Yıldız, “Halk sağlığı, anne ve çocuk sağlığından adolesan, erişkin, kadın, erkek ve yaşlı sağlığına; bağışıklamadan bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan hastalıkların kontrolüne; erken tanı ve tarama programlarından sağlıklı beslenme ve fiziksel aktiviteye; ruh ve aile sağlığından çevre, iş ve okul sağlığına; evde sağlık ve bakım hizmetlerinden dezavantajlı grupların sağlık gereksinimlerine ve sağlıkta eşitsizliklerin azaltılmasına kadar çok geniş bir alanda bireyin ve toplumun sağlığını korumayı ve geliştirmeyi amaçlar” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ORKA Banyo, Tasarım Eğitimini Sürdürülebilir Üretim Yaklaşımıyla Destekledi Haber

ORKA Banyo, Tasarım Eğitimini Sürdürülebilir Üretim Yaklaşımıyla Destekledi

Sürdürülebilirlik odağında gerçekleşen çalışma, genç tasarımcı adaylarını gerçek üretim deneyimiyle buluşturmayı amaçlıyor. ORKA Banyo, tasarım odaklı akademik paydaşlıklarını sürdürülebilirlik vizyonuyla geliştirmeye devam ediyor. Bu kapsamda marka, İstanbul Bilgi Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü üçüncü sınıf öğrencileriyle özel bir projeye imza attı. “Endüstriyel Tasarım Stüdyosu IV- Mobilya Tasarımı” dersi kapsamında yürütülen çalışmada öğrenciler, fabrikanın seri üretim süreçlerinden ortaya çıkan atıkları yeniden değerlendirerek yenilikçi ürün tasarımları geliştirdi. Proje kapsamında ORKA Banyo fabrikasında düzenli olarak ortaya çıkan üretim artıkları; tasarım sürecinin temel malzeme girdisi olarak değerlendirildi. Böylece öğrenciler, üretimden çıkan bu malzemeleri yalnızca teknik bir artık olarak değil, yeniden işlenebilecek ve tasarıma değer katabilecek alternatif bir kaynak olarak ele alma fırsatı buldu. Tasarım Eğitimi ile Gerçek Üretim Süreçlerinin Buluşması Bu çalışma, atık malzemelerin yeniden değerlendirilmesinin ötesinde, tasarım eğitiminin gerçek üretim süreçleriyle buluşmasına da önemli bir zemin hazırladı. Proje süresince öğrencilere ORKA Banyo’nun üretim yapısı, seri üretim atıklarının oluşum süreci ve kullanılan malzemelerin özellikleri hakkında kapsamlı bilgi aktarımı yapıldı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Santralİstanbul Kampüsü’nde gerçekleştirilen sunum ve paylaşım süreci; ORKA Banyo Marka ve Tasarım Müdürü Esra Tatlıdil Uşar, Kalite Kontrol Direktörü Yasin Kosova ve Tasarımcı Yusuf Öztürk’ün katılımıyla gerçekleşti. Gerçekleştirilen sunumlarda kurumsal yapı, üretim süreçleri ve malzeme detaylarının yanı sıra, atığın tasarım içindeki potansiyeli de farklı yönleriyle ele alındı. Böylece öğrenciler, yalnızca yeni ürün fikirleri geliştirmekle kalmadı; üretim, malzeme, sürdürülebilirlik ve tasarım arasındaki ilişkiyi de daha yakından deneyimleme imkânı buldu. Proje kapsamında öğrenciler tarafından geliştirilen çalışmalar, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin yıl sonu sergisinde de yer aldı. ORKA Banyo, bu iş birliğiyle genç tasarımcı adaylarının yaratıcı bakış açılarını gerçek sektör deneyimiyle buluştururken, üretim atıklarının yeniden değerlendirilmesine yönelik farkındalığın güçlenmesine de katkı sundu. Üniversite ile sanayi arasında kurulan bu iş birliği tasarım eğitimi, bilgi paylaşımı ve sürdürülebilir üretim yaklaşımı açısından somut ve ilham verici bir örnek ortaya koydu. Marka, önümüzdeki dönemde de üretim süreçlerinden doğan bilgi ve deneyimi akademiyle paylaşmayı, genç yetenekleri destekleyen iş birliklerini artırmayı ve sürdürülebilirlik odağında tasarım kültürünü besleyen projeler geliştirmeyi sürdürmeyi hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2026 Türkiye Ekonomisi Paneli Düzenlendi Haber

2026 Türkiye Ekonomisi Paneli Düzenlendi

Prof. Dr. M. Ege Yazgan, Prof. Dr. Asaf Savaş Akat ve Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu’nun katıldığı panelde artan gıda enflasyonu, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve jeopolitik gelişmelerin ekonomiye yansımaları değerlendirildi. İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesi ile Finansal Uygulama ve Araştırma Merkezi (BİLGİ CEFIS) Türkiye ekonomisindeki güncel gelişmelerin ve 2026 yılına ilişkin görünümün ele alındığı bir panel düzenledi. Panelde 2025 yılında uygulanan dezenflasyon ve dengelenme politikalarının sonuçları değerlendirilirken, 2026 yılına girerken artan gıda enflasyonu, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve jeopolitik gelişmelerin ekonomi üzerindeki etkileri çok boyutlu olarak ele alındı. Kur dinamikleri, cari denge ve para politikasının karşı karşıya olduğu yeni kısıtlar panelin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı. İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Serda Selin Öztürk moderatörlüğünde düzenlenen panelde, İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. M. Ege Yazgan, Prof. Dr. Asaf Savaş Akat ve Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu konuşmacı olarak yer aldı. Panelin moderatörlüğünü üstlenen Prof. Dr. Serda Selin Öztürk, açılış konuşmasında 2025 yılının dezenflasyon süreci ile 2026 yılında öne çıkan yeni risklerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Panelde İran-İsrail gerilimiyle petrol fiyatlarında oluşan yukarı yönlü baskının enflasyon, üretim maliyetleri, kârlılıklar, cari açık ve döviz talebi üzerindeki etkileri ele alındı. Ayrıca gıda fiyatları ve arz yönlü gelişmelerin enflasyon üzerindeki etkisi ile enerji fiyatlarındaki artışın Türkiye ekonomisine yansımaları değerlendirildi. ‘Enflasyon iyileşirken başka dengesizlikler birikiyor’ 2025 yılı Türkiye ekonomisini değerlendiren Prof. Dr. Asaf Savaş Akat, enflasyonda yaşanan kısmi iyileşmeye rağmen ekonomide farklı alanlarda dengesizliklerin biriktiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Akat, “2025 yılında yüzde 3.6 büyümeye rağmen istihdamda bir artış yaşanmadığını görüyoruz. Yumuşak bir dezenflasyon olsa da verimlilik, rekabet gücü, talebin yapısı ve yatırımlar açısından ciddi sorunlarımız var ve bu sorunlar birikiyor. Bu tabloda enflasyon yükselmiyor, ancak düşmüyor da. Bu durum enflasyonun giderek yapışkan hale geldiğini gösteriyor. Böylesine tekrar eden, kronik bir hastalığa dönüşmüş enflasyon klasik mücadele yöntemleriyle çözülemez, daha köklü müdahaleler gerektiren bir operasyon işidir” dedi. ‘Fiyatlama davranışında belirgin bir kırılma yaşıyoruz’ Enflasyonla mücadelede politika alanının sınırlı olduğunu ve çözümün fiyatlama davranışının düzelmesi ile güvenin yeniden inşa edilmesine bağlı olduğunu belirten Prof. Dr. M. Ege Yazgan, “2022’den itibaren Türkiye’de hizmetler sektöründe fiyatlama davranışında çok belirgin bir kırılma yaşıyoruz. Fiyatların değişme sıklığı artarken bu güncellemeler çok daha yüksek oranlarda yapılıyor. Hizmetler sektörü döviz kuru şoklarına cevabını fiyat hareketlerini yukarıya doğru çekerek veriyor. Bu ortamda yeni bir döviz kuru hareketi de benzer şekilde etki edecektir. Krediyi artırırsanız bu sadece fiyatlara yansır. Bu nedenle mevcut koşullarda politika alanı oldukça sınırlı” diye konuştu. Mevcut ekonomik durumu iyileştirmek için üretimin artırılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yazgan, “Üretimi artırıcı yatırımları, gerekirse teşviklerle desteklemek gerekiyor. Kısa sürede sonuç alınabilecek alanlardan biri ise tarım. Arz tarafının güçlendirilmesi kritik önem taşıyor” dedi. ‘Tarımsal arz ve verimlilikte gerileme yaşanıyor’ Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu ise artan gıda enflasyonunun arkasındaki yapısal sorunlara dikkat çekti. Türkiye’nin nüfus dinamikleri, göç ve turizm hareketliliği nedeniyle güçlü bir talep yapısına sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Aslanoğlu, buna karşın tarımsal arz ve verimlilikte gerileme yaşandığını ifade etti. Prof. Dr. Aslanoğlu, “Planlama eksikliği ve günlük politikaların etkisiyle tarımla uğraşanların sayısı azalırken üretim verimliliği düşüyor. Bu durum temel bir yapısal sorun yaratıyor. Türkiye’nin arz kapasitesini artırmadan ve uzun vadeli, kapsamlı bir planlama yapmadan gıda enflasyonunu kalıcı biçimde düşürmek mümkün değil” dedi. ‘Jeopolitik gelişmeler ekonomi politikalarının yönünü belirleyebilir’ Türkiye ekonomisinin mevcut koşullarını ve önümüzdeki döneme ilişkin temel riskleri değerlendiren Prof. Dr. Aslanoğlu, jeopolitik gelişmelerin belirleyici rolüne dikkat çekti: “Bugün en büyük belirsizlik, bölgedeki gerilimlerin ne kadar süreceğidir. Sürecin kısa sürmesi halinde tablo yönetilebilir; ancak uzaması durumunda ekonomi politikası hedeflerinin ve çerçevesinin yeniden değerlendirilmesi gerekebilir. Bu süreçte büyümeden sert şekilde vazgeçmek ya da kurda ani ve sert hareketlere izin vermek ekonomiye zarar verir. Önümüzdeki dönemde iç talebin desteklendiği bir yapı sürerken enflasyonun görece yüksek seyretmesi olasıdır. Uzun vadede ise temel ihtiyaç, doğru fiyatların oluştuğu, beklentilerin çıpalandığı ve dış talebe dayalı büyüme ile desteklenen güçlü bir ekonomik çerçevedir” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

‘20. Türk Ceza Hukuku Günleri’ İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde başladı Haber

‘20. Türk Ceza Hukuku Günleri’ İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde başladı

İstanbul Bilgi Üniversitesi, ceza hukuku alanında hukukçu ve akademisyenleri buluşturan Türk Ceza Hukuku Günleri’ne ev sahipliği yapıyor. 1 Haziran 2005’te yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu’nun 20. yılı vesilesiyle düzenlenen etkinlik, “Türk Ceza Hukuku Reformunun 20. Yılında İçtihatlar Perspektifinden Hukuka Uygunluk Sebepleri” başlığı ile hukuk dünyasının gündemindeki önemli tartışmaları akademik zemine taşıyor. 30 Mayıs – 1 Haziran 2025 tarihleri arasında santralistanbul Kampüsü’nde gerçekleşen etkinlik, yüksek yargı organları, hukuk öğrencileri ve uygulayıcıları bir araya getirerek ceza hukukunun temel ilkelerini içtihatlar ışığında yeniden değerlendirmeyi amaçlıyor. Üç gün sürecek etkinlikte, ceza hukukunun temel taşlarından olan hukuka uygunluk nedenleri; geniş bir yelpazede ele alınıyor. Yargıtay, Anayasa Mahkemesi, Hâkimler ve Savcılar Kurulu ile bölge adliye mahkemelerinden üst düzey temsilcilerin de katıldığı program; akademisyenlerin yanı sıra lisans ve lisansüstü öğrencilerin sunumlarıyla zenginleşiyor. Etkinliğin açılışında konuşan İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adem Sözüer, “20. Türk Ceza Hukuku Günleri, Yargıtay’dan, Anayasa Mahkemesi’nden, HSK’dan ve kırk yedi farklı üniversiteden değerli konuklarımızla üç gün boyunca devam edecek. Meşru savunma, görevin ifası, kolluğun silah kullanma yetkisi, basın özgürlüğü, tıbbi müdahalelerde rıza, dezenformasyonla mücadele ve ifade özgürlüğü gibi konular, yüksek mahkeme kararları ve AİHM içtihatları ışığında ele alınacak.” dedi. İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kerem Can Sanlı ise yaptığı konuşmada, ceza hukukunun temel hak ve özgürlükleri koruyan yönünün altını çizerek şunları dile getirdi: “Ceza hukuku dediğimiz şey, aslında temel hak ve özgürlüklerin korunmasıdır. Bu nedenle bu etkinlikte yapılacak tartışmalar son derece kıymetli. Ceza reformunun yirminci yılında bu buluşmayı İstanbul Bilgi Üniversitesi çatısı altında gerçekleştirmekten ve genç hukukçularımıza alan açmaktan gurur duyuyoruz.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.