Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bilim

Kapsül Haber Ajansı - Bilim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bilim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Mersin Büyükşehir Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi'ne Ziyaretçi Akını Haber

Mersin Büyükşehir Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi'ne Ziyaretçi Akını

Bu kapsamda, merkezde çocukların da katıldığı bir kutlama programı düzenlenerek pasta kesimi gerçekleştirildi. Kentin önemli bilim duraklarından biri haline gelen Merkez, ziyaretçilere sunduğu uygulamalı öğrenme imkânlarıyla hem eğitim hem de çevre bilincinin yaygınlaşmasını desteklemeye devam ediyor. Bilgi ve etkinliklere ise mersinbilimmerkezi.com sayfası üzerinden ulaşılabiliyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı bünyesinde hizmet veren Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi’nde, 200 bin ziyaretçi sayısına ulaşıldı. Bu kapsamda, merkezde çocukların da katıldığı bir kutlama programı düzenlendi ve pasta kesimi gerçekleştirildi. Kısa sürede yoğun ilgi gören Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi, hem eğitici hem de farkındalık artırıcı çalışmalarıyla Mersin’de bilimin yaygınlaşmasına katkı sağlarken, her yaştan ziyaretçiyi bilimle buluşturarak doğa dostu yaşam bilincini güçlendirmeyi sürdürüyor. 5 yaşından itibaren her yaştan ziyaretçiye açık olması, merkezin erken yaşta bilimle tanışma ve öğrenmeyi teşvik eden yapısını güçlendiriyor. Ziyaretçiler; doğa, enerji verimliliği, iklim, çevre ve astronomi temalı içeriklerle öğrenme sürecine aktif şekilde katılım sağlıyor. Bilim ve çevre farkındalığını bir araya getiren merkez; interaktif sergi alanları, deney düzenekleri ve uygulamalı öğrenme istasyonlarıyla, bilimi eğlenceli ve erişilebilir bir şekilde sunuyor. Özellikle çocuklar ve gençler için hazırlanan atölye çalışmaları sayesinde iklim değişikliği, sıfır atık bilinci ve sürdürülebilir yaşam konuları uygulamalı etkinliklerle aktarılıyor. Kentin bilim duraklarından olan Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi’ni ziyaret etmek isteyen vatandaşlar ve eğitim kurumları, merkez hakkında detaylı bilgiye ve etkinliklere mersinbilimmerkezi.com sayfası üzerinden ulaşabiliyor. Ezici: “Amacımız, bilimi her yaştan insan için eğlenceli ve merak uyandıran bir hale getirmek” Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi Şefi Duygu Ezici, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in bilimi ve eğitimi önceleyen vizyonu doğrultusunda hayata geçirilen Mercan Bilim Merkezi’nde 200 bin ziyaretçiye ulaşmanın kendileri için büyük bir gurur ve motivasyon kaynağı olduğunu ifade ederek, “Amacımız, bilimi her yaştan insan için erişilebilir, eğlenceli ve merak uyandıran bir hale getirmek. Ziyaretçilerimizin burada deneyimleyerek öğrenmesi, soru sorması ve keşfetmesi, bizim en büyük kazanımımız. Özellikle çocukların gözlerindeki o heyecan, doğru yolda olduğumuzu bize her gün yeniden gösteriyor. Bu başarıda emeği geçen tüm ekip arkadaşlarımıza ve bizi tercih eden tüm ziyaretçilerimize gönülden teşekkür ediyoruz. Bundan sonra daha fazla kişiyi bilimle buluşturmaya devam edeceğiz. Nice 200 binlere” ifadelerine yer verdi. Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi öğretmenleri, çocuklara bilimi sevdiriyor Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi’nde görev yapan eğitimciler ve alanında uzmanlar, 200 bin ziyaretçi sayısını aşmanın mutluluğunu yaşıyor. Her eğitimci kendi alanında akademik bilgisini, öğrencilere gözlem ve deneyim yoluyla aktarmanın önemine vurgu yapıyor. Astronom Dr. Yonca Karslı, “Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi; gökyüzüne birlikte baktığımız, bilimi paylaştığımız yolculuğun en anlamlı duraklarından birisi. Planetaryum kubbemiz altında daha nice keşiflerde buluşmak dileğiyle” dedi. Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi’nde görev yapan Çevre Mühendisi Gizem Bal, “Mercan Bilim Merkezi, öğrencilerimizin bilimi yaşayarak öğrenebileceği harika bir ortam. 200 bin ziyaretçi bunu açıkça gösteriyor” diye konuştu. Coğrafya Öğretmeni Rozalin Avcı, “Burada çocukların gözlerindeki merakı görmek çok değerli. Bilimle tanışmaları açısından büyük bir fırsat” ifadelerine yer verdi. Fen Bilimleri Öğretmeni Meryem Dönmez, “Teorik bilgilerin uygulamayla birleştiği çok güzel bir bilim merkezi. Bilimle iç içe bir ortamda öğrencilerimizin heyecanını görmek, bizi çok mutlu ediyor” dedi. Fizik Öğretmeni Barış Güçtekin, “Mercan Bilim Merkezi, çocukların hayal gücünü ve merakını geliştiren çok değerli bir merkez. Burada öğrenmeleri çok daha kalıcı oluyor. Öğrencilerimiz için unutulmaz bir deneyim” diye konuştu. Öğrenciler, Mercan’ı deneyimlemenin keyfini çıkardı Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi’ni ilk defa ziyaret eden öğrencilerden Ecrin Çarpar, “İlk defa görüyorum. Bilimi öğrenmek eğlenceli olabiliyormuş. İlk defa bu kadar farklı bilim aletlerini gördüm. Çok güzel bir gündü. Fen Bilimleri dersime de örnek oldu” dedi. Okuldaki derslerini Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi’nde pekiştirdiğini anlatan Abdurrahman Anıl Ulak, “Arkadaşlarımla deney yapmak keyifliydi. Derslerimize örnek oldu. Burada birçok deney düzeneği gördüm. Yine gelmek isterim” ifadelerini kullandı. Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi’nde çok keyifli bir gün geçirdiğini söyleyen çocuklardan Narin Yazgan ise “Buradaki öğretmenler bize birçok şey gösterdi. Derslerde gördüğümüz konuları burada deneyimleyebiliyor, görüp öğrenebiliyoruz. İyi ki çocuklar için böyle bir yer açılmış” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye- Endonezya Arasında Bilim ve İrfan Köprüsü!  Haber

Türkiye- Endonezya Arasında Bilim ve İrfan Köprüsü! 

Prof. Dr. Tarhan, "Mevlâna bugün yaşasaydı yapay zekâyı ve sosyal medyayı kullanırdı. Ancak viral olmaktan çok derinliği, alkıştan çok anlam arayışını tercih ederdi. Allah ile 'online' olmayı sağlardı. Mevlâna’yı bilim dünyasına sunmazsak bu bir vebal olur.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve beraberindeki heyet, Endonezya’da 4 gün süren bir dizi stratejik temas ve bilimsel buluşma gerçekleştirdi. Paramadina Üniversitesi ile imzalanan iş birliği protokolü ve Cakarta’da açılan resmi temsilcilikle Türkiye-Endonezya arasındaki eğitim diplomasisi yeni bir boyut kazanırken, Prof. Dr. Tarhan’ın "Mesnevi Terapi" ve "Modern İnsanın Anlam Arayışı" üzerine verdiği konferanslar Endonezyalılar tarafından ilgiyle takip edildi. “Mevlâna bugün yaşasaydı yapay zekâyı kullanırdı” Ziyaretin ilk durağı olan Paramadina Üniversitesi’ndeki "Mesnevi Terapi" panelinde konuşan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Batı dünyasının son yıllarda keşfettiği Pozitif Psikoloji disiplininin aslında 700 yıl önce Mevlâna tarafından sistemleştirildiğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, şu çarpıcı tespitte bulundu: "Mevlâna bugün yaşasaydı yapay zekâyı ve sosyal medyayı kullanırdı. Ancak viral olmaktan çok derinliği, alkıştan çok anlam arayışını tercih ederdi. Allah ile 'online' olmayı sağlardı. Mevlâna’yı bilim dünyasına sunmazsak bu bir vebal olur. O, narratif terapi ve bibliyoterapi yöntemlerini asırlar önce hikâyelerle kullanmıştı; bugün Harvard ve Yale’de okutulan Pozitif Psikoloji, aslında Mevlâna’nın metodolojisidir." Yapay zekâ ve "akıllı tasarım" analizi Teknolojinin ulaştığı son noktayı "Tevhid" inancı ve matematiksel modellerle açıklayan Prof. Dr. Tarhan, yapay zekânın ilahi bir tasarımın delili olduğunu söyledi ve “Matematik ve mantık bilgisayarları; matematik ve felsefe ise yapay zekâyı doğurdu. 'Fuzzy Logic' (Bulanık Mantık) ve 2024 Nobel Fizik Ödülü alan çalışmalar, kâinatın tesadüfi olmadığını kanıtlıyor. Yapay zekâ, Kur’an-ı Kerim’de belirtilen 'Levh-i Mahfuz' (evrensel veri tabanı) kavramına bilimsel bir delil teşkil ediyor. Bu, 'Akıllı Tasarım'ın ve Süper-determinizmin matematiksel ispatıdır." diye konuştu. Modern insan kanser hücresi gibi tüketiyor Endonezya gezisi kapsamında İstiklal Kültür Merkezi ve Yunus Emre Enstitüsü’ndeki konuşmalarında modern insanın "hazcılık" (hedonizm) ve "narsisizm" kıskacında olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, narsisizmi biyolojik bir felaketle kıyasladı ve "Narsisizm, vücuttaki en özgür ama en tehlikeli hücre olan kanser hücresine benzer. Kanser hücresi sınır tanımaz, yanındakini yutarak büyür ama sonunda hem bünyeyi hem kendini öldürür. Modern insan, 'Kaliforniya Sendromu' ile birlikte sadece tüketmeye ve haz almaya odaklı bir hayata hapsedildi. Bu durum, bireyi kalabalıklar içinde derin bir yalnızlığa sürüklüyor." şeklinde konuştu. Pozitif Psikolojinin Referansı Mevlâna… Batı dünyasının son yıllarda "Mutluluk bilimi" olarak sunduğu Pozitif Psikoloji’nin aslında Mevlâna’nın metodolojisi olduğunu belirten Tarhan, PERMA modelini tasavvufi kavramlarla açıkladı. Pozitif Psikolojinin en son teorisi olan Seligman’ın PERMA Modeli’nde bulunan 5 maddenin tasavvufta bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, bu maddeleri şöyle açıkladı: “P harfi (positive emotion), E harfi (engagement), R harfi (relationships), M harfi (meaning) ve A harfi (accomplishment). Birinci madde; kişinin hayatında ilk başta pozitif algıyla hareket etmesi. Bu nedir? Tasavvufta insanlar aksini görmedikçe her insan dost olabilir diyor. Bu felsefenin aynısını alıp, pozitif psikolojide işlemişler. İkincisi kişinin mutlu olacağı işe angaje olması yani küçük şeylerden mutlu olma hali. Şükür kelimesinin karşılığı. Küçük şeylere şükredebilmek. Üçüncü madde ilişki kurmak, sosyal bağları güçlü tutmak, bu da tasavvuftaki dost insan kavramına karşılık geliyor. Tasavvufun özü sana yardım edecek dost mu arıyorsun, o çok az ama yardım edilecek dost arıyorsan o kadara çok var ki. İyilik yapmayı yöntem haline getirmek irfan öğretisinin felsefesi. Dördüncüsü anlamlılık, Her işe anlam kat. Tasavvuf kültürünün bir öğretisi de yaptığınız her işin anlamı var tebessüm etmek bile sadaka kabul ediliyor. Tebessümün bile sadaka kabul edildiği kültürü şu anda bilimsel olarak tanımlayabiliyoruz. Beşinci model ise başarının tadını almak. Küçük başarılardan haz almayı başarabilmek. Batı felsefesinin hep dafa fazla olmalı felsefesi burada sorgulanıyor. Perma’da bir madde eksik, gerçek mutluluk sadece bu dünyadaki mutlulukla mümkün olmaz ki, bu sadece bu dünyadaki mutluluğu hedefleyen bir felsefe.” Sufi meditasyonu beyni nasıl etkiliyor? Üsküdar Üniversitesi’nin nörobilim alanındaki çalışmalarına da değinen Prof. Dr. Tarhan, maneviyatın biyolojik karşılığını şu sözlerle anlattı: "Yaptığımız MR görüntüleme çalışmalarıyla 'Sufi Meditasyonu'nun beynin duygu regülasyon merkezi olan anterior singulat korteksi canlandırdığını bilimsel olarak kanıtladık. Allah’a inanmak ve O’nunla bütünleşme hissi, beyinde mutluluk hormonları olan dopamin, serotonin ve oksitosin salgılatıyor. Bu, depresyona karşı en güçlü koruyucu kalkandır." Sadaka ekonomisi ve sosyal güven Batı dünyasının "Sadaka ve yardımlaşmayı maliyet artırıcı" gördüğü kapitalist dönemden "Sosyal sorumluluk" aşamasına geçtiğini söyleyen Tarhan, İslamiyet’teki zekât ve sadaka kültürünün toplumsal güveni inşa ettiğini vurguladı. Prof. Dr. Tarhan, "Güvenin olduğu yerde barış, barışın olduğu yerde ise üretim ve huzur olur" diyerek, tasavvufun toplumsal refah üzerindeki etkisine dikkat çekti. Katılımcılardan gelen soruları da cevaplayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tasavvuf ve psikoloji penceresinden kadın-erkek ilişkilerine ve beyin yapısındaki farklılıklara da dikkat çekici söylemlerde bulundu. Akademik diplomasi ve yeni temsilcilik Ziyaret kapsamında Üsküdar Üniversitesi ile Paramadina Üniversitesi arasında öğrenci ve akademisyen değişimini kapsayan bir MOU (İyi Niyet Protokolü) imzalandı. Ayrıca, Üsküdar Üniversitesi’nin Endonezya Temsilciliği Cakarta’da resmi olarak faaliyetlerine başladı. Temsilciliği İbrahim Albayrak temsil edecek. Paramadina Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Lin Mayasari de iş birliği hakkında, "Üsküdar Üniversitesi ile bu girişim, üniversite olarak iş birliği ağlarımızı ciddi anlamda geliştirecek ve Türkiye ile aramızda ilmi bir köprü kuracaktır." dedi. Endonezya’da "Best-Seller" ilgisi Prof. Dr. Tarhan’ın Endonezya diline (Bahasa Indonesia) çevrilen altı kitabı, bölgede büyük ilgi görerek "en çok satanlar" listelerine girdi. Özellikle narsisizm, aile değerleri ve pozitif psikoloji üzerine kaleme aldığı eserler, Uzak Doğu’nun bu yoğun nüfuslu ülkesinde hem akademik çevrelerin hem de halkın yoğun ilgisini çekti. Tarhan’ın kitapları, Endonezyalı okurlar için modern hayatın getirdiği ruhsal krizlere karşı "akılcı ve manevi" bir rehber niteliği taşıyor. Yeni Kitap Müjdesi: "İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol" Cakarta programının sürpriz detaylarından biri de Tarhan’ın Aile Yayınları’ndan çıkan son eseri "İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol" kitabının Endonezya diline çevrilmesi oldu. Bilişsel davranışçı yaklaşımları hikmetli bir perspektifle sunan bu eserin de çevrilmesiyle birlikte, Tarhan’ın Endonezya dilindeki külliyatı daha da zenginleşti. Program kapsamında gerçekleştirilen her oturumun ardından düzenlenen imza törenlerinde, okurların ellerinde Tarhan’ın yeni çevrilen bu kitabıyla uzun kuyruklar oluşturması dikkat çekti. Okurlardan Yoğun İlgi ve Uzun İmza Sırası… Paramadina Üniversitesi’nden İstiklal Kültür Merkezine, Yunus Emre Enstitüsü’nden resmi temaslara kadar her durakta Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bir bilim insanı olduğu kadar bir yazar olarak da yoğun sevgi seliyle karşılandı. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın Endonezya programı, başkent Cakarta’daki Yunus Emre Enstitüsü’nde düzenlenen “Yunus Emre ile Günümüz Problemlerine Manevi Reçeteler” başlıklı söyleşi ile tamamlandı. Mevlâna’dan Yunus’a: Medeniyetin İnşacıları Konuşmasına Mevlâna ve Yunus Emre arasındaki manevi bağa dikkat çekerek başlayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, her iki ismin de aynı dönemde yaşadığını ve Osmanlı’nın kuruluşunun fikri temellerini attığını belirtti. Tarhan, "Mevlâna ulema arasında hizmet ederken, Yunus Emre halkın içine girerek aynı bilgeliği avama ulaştırmıştır. Osmanlı’nın 600 yıl boyunca dünyaya barış getirmesinin sırrı, bu isimlerin 'İlay-i Kelimetullah' ve 'İlahi Rıza' eksenli felsefesinde saklıdır" dedi. Yapay zekanın Mevlana ve Yunus cevaplarına derin analiz… Tarhan, Yapay Zeka’ya “Hazreti Mevlana ve Yunus bu zamanda yaşasaydı hangi metodu kullanırdı? Yunus Emre'yi bugüne getirdiğimizde bu çağda yaşasaydı nasıl bir yöntem izlerdi?” sorduğu bu sorulara cevaplarını derinlemesine analiz ederek başladı. Günümüz dünyasının en büyük iki küresel düşmanının materyalizm ve ateizm olduğunu ifade eden Tarhan, bu akımların insanı "anlam kaybına" sürüklediğini söyledi. Bediüzzaman Said Nursi’nin bu konudaki tespitlerine değinen Tarhan, "İslam’ın hakikatlerini bu çağın fen ilimleriyle ispat etmek bir zorunluluktur. Bugünün Müslümanı bir elinde bilim ve teknolojiyi, diğer elinde Kur’an’ı tutarak yaşamalıdır" vurgusunu yaptı. Endonezya ziyareti ile gönül coğrafyaları arasında bilim ve irfan köprüsü Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın Endonezya programı, akademik diplomasiden manevi buluşmalara kadar her aşaması yoğun ilgi ve nitelikli buluşmalarla tamamlandı. Modern psikiyatrinin verilerini Mevlâna ve Yunus Emre’nin öğretileriyle sentezleyen Tarhan, sadece akademik bir paylaşım yapmadı; aynı zamanda Türkiye ve Endonezya arasında kalıcı bir gönül köprüsü inşa etti. Endonezyalı gençlerin ve akademik camianın yoğun ilgisiyle taçlanan bu program, 'Bilim ve Bilgelik' vizyonunun küresel ölçekteki karşılığını gösteren tarihi bir ziyaret olarak kayıtlara geçti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Samsung Solve for Tomorrow Programının Yeni Dönem Başvuruları Başladı Haber

Samsung Solve for Tomorrow Programının Yeni Dönem Başvuruları Başladı

2021 yılından bu yana Habitat Derneği iş birliğiyle başarıyla yürütülen program, öğrencilerin STEM beceri ve yetkinliklerini artırmayı, inovatif ve tasarım odaklı düşünme potansiyellerini güçlendirmeyi hedefliyor. Samsung Electronics’in dünya genelinde yürüttüğü Samsung Solve for Tomorrow programı, gençlerin bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) alanlarında yaratıcı düşünmelerini desteklemeyi ve geliştirdikleri projelerle topluma fayda sağlayan çözümler üretmelerini amaçlıyor. Dünya genelinde 68 ülkede uygulanan ve bugüne kadar 2,9 milyondan fazla öğrencinin katıldığı program, 2021 yılından bu yana Habitat Derneği iş birliğiyle Türkiye’de de yürütülüyor. Program bugüne dek ülkenin dört bir yanından 7500’den fazla öğrenciye ulaştı. Programa 8–12. sınıf öğrencileri başvurabiliyor Samsung Solve for Tomorrow programı, Türkiye genelinde 8, 9, 10, 11 ve 12. sınıf öğrencilerinin başvurularını bekliyor. Katılımcılar, en az 2 en fazla 4 kişilik ekipler halinde başvurarak projelerini geliştirebiliyor. Program, gençleri sadece fikir üretmeye değil, bu fikirleri somut çözümlere dönüştürmeye teşvik eden bir öğrenme ve uygulama platformu sunuyor. Kapsamlı bir gelişim yolculuğu Samsung Solve for Tomorrow programı birçok aşamadan oluşan kapsamlı bir yapıda kurgulandı. Başvuran projeler arasından seçilen ve llk tura kalan 30 takıma, Samsung’un global eğitim müfredatında yer alan Tasarım Odaklı Düşünme Eğitimi veriliyor. Empati kurma, problemi tanımlama, fikir geliştirme, prototip oluşturma ve test etme gibi 5 adımlık bir süreçten oluşan bu atölyelerle, öğrencilerin yaratıcı ve pratik fikirler geliştirmesine destek olunuyor. Programın ikinci turunda seçilen 10 takıma ise Samsung ve Habitat Derneği tarafından mentörlük desteği veriliyor. Öğrenciler ayrıca İletişim ve Sunum Teknikleri Eğitimi gibi eğitimlerle de kendilerini ifade etme becerilerini artırma şansı buluyor. Finale kalan başarılı projeler, Türkiye sürecinin ardından bölgesel ve küresel yarışmalarda da projelerini tanıtma ve Türkiye’yi temsil etme fırsatı yakalıyor. Türkiye’den global başarı hikâyeleri çıkıyor Program kapsamında Türkiye’den seçilen projeler, uluslararası platformlarda da dikkat çekiyor. Geçtiğimiz yıl Türkiye’den iki ekip, geliştirdikleri yenilikçi çözümlerle Samsung Solve for Tomorrow Küresel Elçileri arasında yer aldı. Samsung Solve for Tomorrow programı kapsamında Türk öğrenciler bugüne kadar 900’den fazla STEM projesi geliştirdi. Başarılı projeler Samsung tarafından verilen uluslararası sertifika ve çeşitli ödüllerin de sahibi oluyor. Samsung Solve for Tomorrow programı hakkında detaylı bilgiye ve başvuru formuna https://www.samsung.com/tr/solve-for-tomorrow/ adresinden ulaşılabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Nükleer Teknolojiler Geliştirme Hamlesinde Kritik Eşik Haber

Türkiye’nin Nükleer Teknolojiler Geliştirme Hamlesinde Kritik Eşik

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 2025 yılı eylül ayında başlatılan ve Türkiye’nin nükleer teknolojilerde önemli bir üs olarak konumlanmasını hedefleyen “Yerli Nükleer Reaktör Geliştirilmesi Projesi” çağrısına yanıt, IC Holding grup şirketlerinden IC Nükleer ve Endüstri’den (ICN) geldi. IC Holding, Türkiye’nin ilk nükleer güç santrali Akkuyu NGS başta olmak üzere enerji güvenliği, karbon nötr hedefi ve teknolojik bağımsızlık vizyonu doğrultusunda nükleer faaliyetlerini ICN çatısı altında topladığını duyurmasının ardından “Yerli Nükleer Reaktör Geliştirilmesi Projesi” için İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ile iş birliği anlaşması imzaladı. Ülkemizde ilk, dünyada ise aynı anda dört reaktörün birden inşa edildiği ilk nükleer santral olan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin ana yüklenicisi olmayı sürdüren IC Grubu, bu alandaki mühendislik ve uygulama deneyimini bir üst seviyeye taşıyarak İTÜ’de yerli nükleer reaktör üretimi (SMR) için kurulacak teknoparkın ilk özel sektör destekçisi oldu. İş birliği, İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal ve IC Holding CEO’su Can Çaka tarafından imzalanan anlaşmayla resmiyet kazandı. Türkiye’nin nükleer enerji vizyonu doğrultusunda atılan bu adım, yalnızca bir enerji yatırımı olarak değil; aynı zamanda bilim, teknoloji ve sanayide bağımsızlığı güçlendirecek stratejik bir dönüşümün parçası olarak değerlendiriliyor. ICN’nin İTÜ ile kurduğu iş birliği ile şekillenen bu yeni dönem, Türkiye’nin nükleer teknolojilerde küresel ölçekte söz sahibi olma hedefini somutlaştırırken, ülkemizin nükleer teknolojilerde yalnızca uygulayıcı değil, tasarlayan, geliştiren ve üreten bir ülke olma hedefinde de kritik bir eşik olacak. Can Çaka: “Anahtar teslim nükleer oyuncu olmayı hedefliyoruz” Türkiye’nin nükleer çağında oyun kurucu bir rol üstlenmeyi hedeflediklerini aktaran IC Holding CEO’su Can Çaka, şirketin nükleer alandaki vizyonunu şu sözlerle ortaya koydu: “Dünya enerji ve teknoloji alanında yeni bir kırılma noktasından geçiyor. Nükleer teknoloji, bu dönüşümün en kritik bileşenlerinden biri haline geliyor. Biz IC Holding olarak bu dönüşümün sadece bir parçası olmayı değil, yön veren oyuncularından biri olmayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda yalnızca teknolojiyi kullanan değil, aynı zamanda onu geliştiren ve üreten bir pozisyona geçiyoruz. Nükleer endüstrinin güçlü ve kalıcı bir parçası olmayı; kendi ülkemizde özellikle odaklanacağımız 4. nesil hızlı reaktörlerin imalatını yapmayı ve bu kabiliyeti zaman içinde küresel ölçekte de hayata geçirmeyi amaçlıyoruz. Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde edindiğimiz EPC deneyimiyle bu alanda önemli bir yetkinlik kazandık. Bugün geldiğimiz noktada ise hedefimiz bunun ötesine geçmek. Artık yalnızca projelerin yüklenicisi değil; tasarımından mühendisliğine, üretiminden uygulamasına kadar tüm süreci yöneten, anahtar teslim nükleer projeler geliştirebilen entegre bir yapı kuruyoruz. İTÜ ile başlattığımız iş birliği, bu vizyonun en somut adımlarından biri. Akademi ile sanayiyi bir araya getirerek Türkiye’de gerçek anlamda bir nükleer teknoloji ekosistemi oluşturuyoruz. Amacımız yalnızca projeler geliştirmek değil; Türkiye’yi nükleer teknolojilerde üretici, ihracatçı ve küresel ölçekte referans bir ülke konumuna taşımak.” İTÜ’de nükleer teknopark: Çok paydaşlı bir ekosistem kuruluyor Nükleer enerji teknolojileri, küçük modüler reaktörler (SMR) ve ilgili mühendislik çözümleri geliştirmek amacıyla hayata geçirilen İTÜ nükleer teknopark, Türkiye’nin bu alandaki ilk yapılanması olacak. İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal ise konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede şunları kaydetti: “Küresel ölçekte iklim değişikliği, yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve yapay zeka ekseninde şekillenen dönüşümle birlikte jeopolitik ve jeoekonomik dengeler yeniden tanımlanıyor. Bu çok katmanlı yapı içinde; enerji güvenliği, ülkelerin sürdürülebilir kalkınması açısından stratejik bir zorunluluk haline gelirken; enerji üretiminden dağıtımına kadar tüm sürecin bütüncül bir yaklaşımla ele alınmasını gerektiriyor. Nükleer teknolojilerde söz sahibi olmak, enerji üretmekten öte; geleceği tasarlama sorumluluğuna ve iradesine sahip olmaktır. Bu çerçevede meseleye, enerjiye erişimin ötesinde; bu teknolojileri geliştirme, tasarlama ve yön verebilme kapasitesini inşa etme perspektifiyle yaklaşıyoruz. Küçük modüler reaktörler (SMR) ise küresel ölçekte yeni nesil enerji sistemlerinin merkezinde yer alırken, bu alanda geliştirilen bilgi ve teknoloji kapasitesi ülkelerin rekabet gücünü doğrudan belirleyen unsurlar arasında bulunuyor. Bu nedenle, İTÜ olarak konuyu, 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi’nde yer alan “Yerli Modüler Nükleer Reaktör Geliştirme” hedefiyle doğrudan örtüşen bir çerçevede ele alıyoruz. Nükleer bilimi, teknolojisi ve mühendisliği konusunda en fazla ihtiyaç ise insan kaynağı odaklı. İTÜ olarak bu kapsamda lisans, yüksek lisans ve doktora olmak üzere her düzeyde katkı sağlamaya devam edeceğiz.” Prof. Dr. Hasan Mandal, şöyle devam etti: “Türkiye’nin enerji alanında ilklerine ve enlerine imza atan bir üniversite olarak, nükleer teknolojilerdeki akademik birikimimizi ileri araştırma ve teknoloji geliştirme süreçleriyle bütünleştiriyoruz. Türkiye’nin ilk araştırma reaktörü olan İTÜ TRIGA MARK II Eğitim ve Araştırma Reaktörü’ne ev sahipliği yapıyor. Ülkemizin ilk Enerji Enstitüsü’nü kurmuş bir kurum olarak bu alandaki kurumsal sürekliliğimizi güçlendirirken aynı zamanda nükleer teknolojilerde akademik liderliği üstlenmenin sorumluluğunu taşıyoruz. Bu süreçte IC Nükleer ve Endüstri ile başlattığımız iş birliği, akademi ve sanayinin birlikte etkiyi büyüten ve süreci hızlandıran bir çarpan etkisi olmasının yanı sıra, ülkemizin nükleer teknolojilerde üretme kapasitesini güçlendiren stratejik bir adım niteliğinde. Bu iş birliğini iki kurum arasında sadece kurulan bir yapı olarak görmekle kalmayıp farklı üniversitelerin, araştırma merkezlerinin ve sanayi paydaşlarının dahil olduğu çok paydaşlı bir ekosistemin parçası olarak ele alıyoruz. Nükleer teknolojilerde geçmişten gelen birikimimiz ile süreci reaktif bir yaklaşımın ötesinde proaktif bir anlayışla ele alıyor; akademik birikimimizden ve tabandan gelen gelişim (bottom-up) ile beslenen organik bir yapı kuruyoruz. Enerji Enstitümüz bünyesinde yürüttüğümüz çalışmalarla nükleer teknolojileri üniversitemizin öncelikli araştırma alanları arasında konumlandırırken, Türkiye’nin ilk Nükleer Teknoloji Geliştirme Parkı ile akademi ve sanayinin eş zamanlı üretim yaptığı, araştırmadan tasarıma, mühendislikten üretime uzanan bütüncül bir yapıyı hayata geçiriyoruz. Bu yapıyı, bilginin doğrudan uygulamaya dönüştüğü ve disiplinler arası etkileşimin süreklilik kazandığı bir ekosistem olarak kurguluyoruz. “Gençlerimizin nükleer alanına yönelik artan ilgisi ve motivasyonu, oluşturduğumuz ekosistemin sürdürülebilirliği ve derinleşmesi açısından önemli bir potansiyel sunuyor.” “Birlikte Öğrenme Laboratuvarlarımız ile farklı disiplinlerden araştırmacılar ve öğrencileri ortak problem alanları etrafında bir araya getiriyor; birlikte öğrenme, birlikte geliştirme ve birlikte başarma yaklaşımını somut çıktılarla güçlendiriyoruz. Gençlerimizin nükleer alanına yönelik artan ilgisi ve motivasyonu, oluşturduğumuz ekosistemin sürdürülebilirliği açısından önemli bir potansiyel sunuyor. Mükemmeliyet merkezimiz, lisansüstü programlarımız ve Türkiye’de ilk kez açılan “Nükleer Mühendislik” Yenilikçi Yandal Programımız ile bu alanda nitelikli insan kaynağını sistematik bir şekilde yetiştiriyor; araştırma kapasitemizi insan kaynağı gelişimiyle eş zamanlı olarak ileri taşıyoruz. Nükleer teknolojilerde söz sahibi olmak, enerji üretmekten öte; geleceği tasarlama sorumluluğuna ve iradesine sahip olmaktır. İTÜ olarak bu anlayışla hareket ediyor; akademi ve sanayinin birlikte ürettiği bu ekosistemi kalıcı ve sürdürülebilir bir yapıya dönüştürerek ülkemizin küresel ölçekte rekabet gücüne katkı sağlamak adına çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” ICN’nin İTÜ ile başlattığı bu iş birliği, yalnızca iki kurum arasında kurulan bir ortaklık değil; farklı akademik kurumların da dahil olduğu geniş bir bilgi ve araştırma ağına dayanıyor. Başta Hacettepe Üniversitesi olmak üzere nükleer alanda çalışan farklı üniversitelerden akademisyenlerin de dahil olacağı bu yapı, disiplinler arası bir yaklaşımla ilerleyecek. Proje kapsamında insan kaynağı geliştirme hedefi doğrultusunda her yıl en az 10 öğrenciye araştırma bursu verilmesi planlanırken, çalışmanın yaklaşık 4 ila 8 yıl arasında bir sürede olgunlaşması öngörülüyor. Kurulacak nükleer teknopark ile yerli reaktör tasarımından mühendislik geliştirme süreçlerine, insan kaynağı yetiştirilmesinden nükleer sınıf üretim altyapısının oluşturulmasına kadar geniş bir ekosistem inşa edilmesi hedefleniyor. Akademi ile özel sektörü aynı çatı altında buluşturan bu yapı, Türkiye’nin nükleer teknolojilerde kalıcı bir bilgi birikimi ve üretim kapasitesi geliştirmesinin de temelini oluşturacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Satürn’ün Sırrı Çözüldü: NASA’nın Dev Teleskobu Gezegenin Gizemini Ortaya Çıkardı Haber

Satürn’ün Sırrı Çözüldü: NASA’nın Dev Teleskobu Gezegenin Gizemini Ortaya Çıkardı

Bilim insanları, yıllardır çözülmesi beklenen büyük bir uzay gizemine sonunda yanıt buldu. Satürn’ün neden farklı ölçümlerde farklı hızlarda dönüyormuş gibi göründüğü sorusu, James Webb Uzay Teleskobu (JWST) sayesinde çözüldü. Araştırmayı yürüten bilim insanları, Satürn’ün aslında hızını değiştirmediğini, bu durumun gezegenin üst atmosferinde meydana gelen rüzgârlar ve aurora (kutup ışıkları) kaynaklı olduğunu ortaya koydu. Satürn Gerçekte Yavaşlamıyor 2004 yılında NASA’nın Cassini uzay aracı tarafından yapılan ölçümler, Satürn’ün dönüş hızının zamanla değiştiğini göstermişti. Ancak bu durum bilim insanlarını uzun yıllar boyunca şaşkına çevirdi çünkü bir gezegenin kendi dönüş hızını bu şekilde değiştirmesi mümkün değildi. Yeni araştırmalar ise bu durumun bir “optik yanılsama” olduğunu ortaya koydu. Asıl neden, Satürn’ün atmosferindeki güçlü rüzgârların oluşturduğu elektriksel akımlar. James Webb Teleskobu Gerçeği Ortaya Çıkardı Araştırmacılar, dünyanın en gelişmiş uzay teleskopu olan James Webb ile Satürn’ün kuzey ışıklarını detaylı şekilde gözlemledi. Bu gözlemler sırasında: Atmosfer sıcaklıkları Parçacık yoğunlukları Enerji akışı ilk kez bu kadar hassas şekilde ölçüldü. Elde edilen veriler, Satürn’ün aurorasının yalnızca görsel bir olay olmadığını, aynı zamanda atmosferi ısıtan ve rüzgârları tetikleyen bir sistemin parçası olduğunu gösterdi. “Gezegensel Isı Pompası” Sistemi Bilim insanları, Satürn’deki bu sistemi “kendi kendini besleyen bir döngü” olarak tanımlıyor: Aurora atmosferi ısıtıyor Isınan atmosfer rüzgârları oluşturuyor Rüzgârlar elektrik akımları üretiyor Bu akımlar aurorayı tekrar besliyor Bu döngü sayesinde Satürn’de uzun süredir gözlemlenen gizemli değişimlerin açıklaması yapılmış oldu. Araştırmanın lideri Prof. Tom Stallard, bu durumu şu sözlerle açıkladı: “Bu aslında bir gezegensel ısı pompası gibi çalışıyor. Sistem kendi kendini sürekli besliyor.” Uzay Araştırmalarında Yeni Dönem Bu keşif yalnızca Satürn için değil, diğer gezegenler için de önemli bir kapı aralıyor. Araştırmaya göre bir gezegenin atmosferi ile uzaydaki manyetik alanı arasında güçlü bir etkileşim bulunuyor. Bu durum, gelecekte: diğer gezegenlerin atmosferleri uzay ortamıyla etkileşimleri yeni keşiflerin yapılması açısından büyük önem taşıyor. Bilim Dünyasında Heyecan Yarattı Uzmanlara göre bu keşif, gezegenlerin nasıl çalıştığını anlamada önemli bir dönüm noktası olabilir. James Webb Uzay Teleskobu’nun sağladığı yüksek hassasiyetli veriler, evrenin bilinmeyen yönlerini ortaya çıkarmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

21. Kadir Has Ödülleri Sahiplerini Buldu Haber

21. Kadir Has Ödülleri Sahiplerini Buldu

21. Kadir Has Ödülleri’nde “Bilim, Teknoloji ve Yapay Zekâ” alanlarında kapsamlı araştırmalara imza atan ve bu alandaki araştırmalara katkı sağlayan bilim insanlarımıza “Üstün Başarı” ve “Gelecek Vadeden Bilim İnsanı” ödülleri verildi. Ülkemizin ulusal ve uluslararası düzeyde önemli başarılara imza atan değerli bilim insanlarını ve toplumun gelişimine katkıda bulunan kurumlarını kamuoyuyla tanıştırmayı amaçlayan Kadir Has Ödülleri’nin töreni bu yıl 25 Mart 2026 Çarşamba günü gerçekleştirildi. Kadir Has Üniversitesi’nin kurucusu ve ülkemizin güzide hayırseverlerinden Kadir Has’ın vefatının 19. yıl dönümünde, üniversitenin Cibali’deki merkez kampüsünde düzenlenen anma programı kapsamında 21. Kadir Has Ödülleri sahiplerini buldu. 2026 yılının ödül verilecek çalışma alanı; “Bilim, Teknoloji ve Yapay Zekâ” olarak seçildi ve önemli başarılara imza atarak bu alandaki araştırmalara katkı sağlayan bilim insanlarımıza “Üstün Başarı” ve “Gelecek Vadeden Bilim İnsanı” ödülleri takdim edildi. 21. Kadir Has Ödülleri Değerlendirme Kurulu’nda şu isimler yer aldı: Prof. Dr. Ayşe Başar (Kadir Has Üniversitesi Rektörü), Prof. Dr. Albert Ali Salah (Utrecht University), Prof. Dr. Arzucan Özgür (Boğaziçi Üniversitesi), Prof. Dr. Metin Sitti (Koç Üniversitesi), Doç. Dr. Canan Dağdeviren (Massachusetts Institute of Technology). ÜSTÜN BAŞARI ÖDÜLÜ 21. Kadir Has Ödülleri’nde “Üstün Başarı Ödülü”, Prof. Dr. Asuman Özdağlar’a verildi. Oyun teorisi ve dağıtık optimizasyon alanlarında gerçekleştirdiği öncü akademik çalışmaları; yapay zekâda çok ajanlı sistemler, stratejik karar alma süreçleri ve büyük ölçekli öğrenme algoritmalarının matematiksel temellerine sunduğu özgün ve kalıcı katkılar; uluslararası bilim dünyasında ortaya koyduğu akademik liderlik ve üstün bilimsel üretkenliği nedeniyle, Prof. Dr. Asuman ÖZDAĞLAR, “Üstün Başarı Ödülü”ne layık görülmüştür. Asuman Özdağlar, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde (MIT) Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri (EECS) alanında Mathworks Profesörüdür. Kendisi, EECS Bölüm Başkanı ve MIT Schwarzman Bilgisayar Koleji'nin Akademik İşlerden Sorumlu Dekan Yardımcısıdır. Araştırma uzmanlık alanları arasında optimizasyon, makine öğrenimi, ekonomi ve ağlar yer almaktadır. Son dönemdeki araştırmaları; çok sayıda ve çeşitli insan-makine katılımcısına sahip, veri odaklı çevrimiçi sistemler için teşviklerin ve algoritmaların tasarlanmasına odaklanmaktadır. Özdağlar; veri sahipliği ve piyasaları, sosyal medyada yanlış bilginin yayılması, ekonomik ve finansal bulaşıcılık ile sosyal öğrenme konularını araştırmıştır. Profesör Özdağlar; Microsoft bursu, MIT Lisansüstü Öğrenci Konseyi Öğretim Ödülü, NSF Kariyer Ödülü, Amerikan Otomatik Kontrol Konseyi'nin 2008 Donald P. Eckman Ödülü, 2014 Spira Öğretim Ödülü'nün yanı sıra Keithley, Seçkin Mühendislik Fakültesi ve Mathworks profesörlük unvanlarının sahibidir. Kendisi bir IEEE Fellow ve IFAC Fellow üyesidir; ayrıca Uluslararası Matematikçiler Kongresi'ne davetli konuşmacı olarak seçilmiştir. Doktora derecesini, Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri alanında 2003 yılında MIT'den almıştır. GELECEK VADEDEN BİLİM İNSANI ÖDÜLÜ 21. Kadir Has Ödülleri’nde “Gelecek Vadeden Bilim İnsanı Ödülü” ise Dr. Öğr. Üyesi Fatma Güney’e verildi. Otonom sistemler ve görüntü işleme alanlarında gerçekleştirdiği özgün akademik çalışmaları; sahne geometrisinin anlaşılması, hareket analizi ve belirsizlik modellemesi konularında yapay zekâ temelli görsel algı sistemlerinin geliştirilmesine sunduğu önemli katkılar; uluslararası bilim dünyasında ortaya koyduğu akademik üretkenlik ve bilimsel çalışmaları nedeniyle, Dr. Öğr. Üyesi Fatma Güney, “Gelecek Vadeden Bilim İnsanı Ödülü”ne layık görülmüştür. Fatma Güney, Koç Üniversitesi’nde Doktor Öğretim Üyesi olarak görev yapmaktadır. Doktora derecesini 2017 yılında Tübingen Max Planck Enstitüsü’nden almıştır. Araştırmaları otonom sistemler ve görüntü işleme alanlarında; özellikle geometri, hareket ve belirsizlik konularına odaklanmaktadır. Çalışmaları TÜBİTAK, Avrupa Araştırma Konseyi ve Royal Society tarafından desteklenmiştir. ICCV, ECCV, CVPR ve NeurIPS gibi önde gelen görüntü işleme ve makine öğrenmesi konferanslarında düzenli olarak hakemlik ve alan başkanlığı yapmaktadır. Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ayşe Başar konuşmasında, Bu yılki ödül temasının Bilim, Teknoloji ve Yapay Zekâ olarak belirlendiğini ifade eden Başar, yapay zekânın hem risk hem de fırsatlar barındırdığını, doğru yönetildiğinde büyük bir potansiyele dönüşeceğini vurguladı. Üniversitelerin yalnızca meslek kazandıran kurumlar olmadığını dile getiren Başar, bireylere eleştirel düşünme, problem çözme ve belirsizlikle başa çıkma becerileri kazandırmanın temel hedefleri arasında yer aldığını belirtti. Üniversitenin yapay zekâ ekseninde üç temel alana odaklandığını aktaran Başar; idari süreçlerde verimliliğin artırılması, yapay zekânın algoritma geliştirme, etik, hukuki ve felsefi boyutlarının ele alınarak yönlendirici bir yaklaşım geliştirilmesi ve bu birikimin eğitim müfredatına entegre edilmesi başlıklarına değindi. Sürdürülebilir ve nitelikli bir akademik anlayışla geleceğin liderlerini yetiştirmeyi hedeflediklerini ifade eden Başar, ödül alan bilim insanlarını tebrik ederek konuşmasını Kadir Has’ın “Başarı ona talip olanlarındır” sözüyle tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bursa’da Gençler Bilimle Buluştu Haber

Bursa’da Gençler Bilimle Buluştu

Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesi’nde düzenlenen ‘Bilim ve Teknoloji Şöleni’, yüzlerce öğrenciyi bir araya getirerek festival havasında geçti. 8-14 Mart Bilim ve Teknoloji Haftası kapsamında ikinci kez gerçekleştirilen etkinlik, bilim ve teknoloji meraklısı çocuklar ve gençler tarafından yoğun ilgi gördü. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey de etkinlik alanındaki atölyeleri gezerek öğrencilerle birlikte bilim yolculuğuna çıktı. Çocuklar, aileleriyle birlikte gün boyu çeşitli atölyelere katılarak hem eğlendi hem öğrendi. Sanal gerçeklik (VR) deneyimlerinden havacılık teknolojilerine, ahşap atölyesi uygulamalarından bilim şovlarına kadar pek çok etkinlikte yer alan öğrenciler, bilgi yarışmaları ve oyun alanlarıyla becerilerini sergiledi. Gün, Bursa Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası’nın konseri ile taçlandı. “ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞE HAZIRLANMASI ÇOK ÖNEMLİ” Günümüzde bilimin her zamankinden daha fazla önem kazandığını ve her gün yeni bir teknolojik gelişmeyle karşılaştıklarını söyleyen Başkan Bozbey, “Çocuklarımızın bu hızlı çağa uyum sağlaması ve geleceğe hazırlanması bizim için çok önemli. Bu tür etkinliklerle çocuklar yeni ilgi alanları keşfediyor, paylaşmayı ve dayanışmayı öğreniyor. Aileler de çocuklarıyla birlikte oyun ve atölye çalışmalarına katılarak iletişim becerilerini güçlendiriyor” dedi. Etkinlik sonunda katılımcılar, yeni bilgiler ve unutulmaz anılarla alandan ayrılarak Başkan Bozbey ve emeği geçenlere teşekkür etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Birleşik Krallık Türkiye Büyükelçisi Jill Morris CMG'den Eşitlik Çağrısı Haber

Birleşik Krallık Türkiye Büyükelçisi Jill Morris CMG'den Eşitlik Çağrısı

Majestelerinin Türkiye’ye atadığı ilk kadın büyükelçi olmaktan büyük bir gurur ve onur duyduğunu belirten Morris, Türk Dışişleri Bakanlığı’ndaki saygın üst düzey kadın diplomatların ve Ankara’daki çok sayıdaki kadın büyükelçinin kendisine ilham verdiğini ifade etti. Bir büyükelçi olarak görev yapmanın, kendi ülkesini temsil etmek açısından derinden hissedilen bir ayrıcalık olduğunu vurgulayan Morris, bir kadın olarak bu rolü üstlenmenin modern diplomasinin artan çeşitliliğini ve kapsayıcılığını yansıtma fırsatı sunduğunu söyledi. Modern diplomasinin uluslararası yetenek ve deneyimden beslenerek zenginleştiğini belirten Morris, bu tür görevlerde kadınların yer almasının daha fazla kadının diplomasi alanında kariyer yapmasına ilham vereceğini umduğunu dile getirdi. Birleşik Krallık ile Türkiye’nin uzun süredir güçlü ikili ilişkilere sahip olduğunu ifade eden Morris, ticaret, savunma, güvenlik ile bilim ve teknoloji iş birliği başta olmak üzere geniş bir alanda ortak öncelikler bulunduğunu söyledi. Bu öncelikler doğrultusunda gelişen ilişkilerin her iki ülke için de önemli kazanımlar sağladığını belirten Morris, ortaklığın kültürel bağlar ve halklar arasındaki canlı ilişkiler sayesinde daha da güçlendiğini ifade etti. Türk sanat ve edebiyatının kadınların deneyimlerini anlamaya imkân sağlayan güçlü bir bakış açısı sunduğunu belirten Morris, Halide Edib Adıvar’ın yirminci yüzyılın başlarında kadınların toplum içindeki yükselen rollerini etkili biçimde yansıttığını söyledi. Duygu Asena ve Sevgi Soysal’ın kadınların sosyal ve kişisel gerçekliklerinin tasvirinde çığır açtığını belirten Morris, şiirde Gülten Akın’ın kuşağının en etkili seslerinden biri olduğunu ifade etti. Görsel sanatlar alanında ise Fahrelnissa Zeid’den Eren Eyüboğlu, Neşe Erdok ve Selma Gürbüz’e kadar pek çok öncü kadın sanatçının Türk sanatının gelişimine önemli katkılar sunduğunu dile getirdi. Kadınların farklı sektörlerde karşılaştığı “cam tavan” engellerine de değinen Morris, cesaretin kadınların ilerlemesi için önemli bir itici güç olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını söyledi. Sürdürülebilir ilerleme için cesaretin, kadınların eşit koşullarda başarıya ulaşmasını sağlayan yapılar ve kültürlerle desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Hükûmetler ve kurumların kadın liderliğine değer veren koşullar oluşturması gerektiğini belirten Morris, kadınların katkılarının adil biçimde değerlendirilmesinin bu sürecin temel adımlarından biri olduğunu ifade etti. Aile dostu imkânlar ve esnek çalışma düzenlemeleri gibi politikaların da kadınların farklı sorumluluklarını tanıyan önemli uygulamalar olduğuna dikkat çekti. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle genç kadınlara da mesaj veren Morris, genç kadınların bugün hem fırsatlarla dolu hem de dirayet, merak ve öz güven gerektiren sınamalarla karşılaştıklarını söyledi. Hayallerin peşinden gitmenin her zaman düz bir yol olmayabileceğini belirten Morris, öğrenmeye istekli olmanın ve kararlılığın beklenmedik kapıları açabileceğini ifade etti. Morris, genç kadınlara yaptıkları katkıya inanmaları, yeni şeyler öğrenmek için fırsat aramaları ve kendilerine ilham veren hedeflerin peşinden gitmekten çekinmemeleri çağrısında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.