Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bilimsel Araştırma

Kapsül Haber Ajansı - Bilimsel Araştırma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bilimsel Araştırma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

  Çocukluk Çağı Aşıları Kalıcı Hastalıklardan Koruyor!  Haber

  Çocukluk Çağı Aşıları Kalıcı Hastalıklardan Koruyor! 

Aşılar, belirli bir mikrobun zayıflatılmış ya da etkisizleştirilmiş kısımlarını içererek, bağışıklık sisteminin bu mikrobu önceden tanımasını ve ona karşı savunma geliştirmesini sağlıyor. Böylece kişi gelecekte aynı mikroba maruz kaldığında, bağışıklık sistemi daha hızlı ve etkili şekilde harekete geçerek hastalığın ortaya çıkmasını engelleyebiliyor ya da hastalığın daha hafif geçirilmesini sağlıyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Meltem Güneş Aslan, “1-31 Ağustos Ulusal Aşı Farkındalık Ayı” kapsamında çocukluk çağı aşılarının önemi, aşılama takvimi ve ailelerin merak ettikleri konular hakkında bilgi verdi. Aşılar, bağışıklık sistemini uyararak belirli bir enfeksiyon etkenine karşı koruma sağlayan biyolojik ürünlerdir. Virüs, bakteri, parazit veya mantar gibi mikropların vücuda girerek çoğalması hastalığa neden olur. Bağışıklık sistemi ise bu mikropları yok ederek hastalıkla mücadele etmeye çalışır. Bebekler enfeksiyonlara karşı daha savunmasız Bebeklik ve çocukluk döneminde aşılama büyük önem taşır. Yenidoğan bebekler, dış dünyadaki mikroplara karşı henüz tamamen gelişmemiş bir bağışıklık sistemine sahiptir. Anneden plasenta aracılığıyla bebeğe geçen koruyucu antikorlar da yaşamın ilk aylarında giderek azalır. Bu nedenle doğumdan sonraki ilk günler ve aylarda başlayan aşılama, bağışıklık sistemi henüz gelişmekte olan bebek ve çocukların ölümcül olabilen veya kalıcı hasara yol açabilen bulaşıcı hastalıklardan korunmasına yardımcı olur. Aşılama yalnızca aşılanan çocuğun sağlığı açısından değil, toplum sağlığı açısından da önem taşır. Bir enfeksiyon etkenine karşı toplumun büyük bölümünün aşılanması, hastalığın yayılma zincirinin kırılmasına katkı sağlar. Sürü bağışıklığı olarak ifade edilen bu durum sayesinde, henüz aşılaması tamamlanmamış küçük bebekler ile kanser hastaları gibi bağışıklık sistemi düşük bireylerin de enfeksiyonlardan dolaylı olarak korunması mümkün olur. Ulusal aşı takviminde hangi aşılar bulunuyor? Çocukluk dönemi ulusal aşı takvimi; DifteriBoğmaca Tetanoz Çocuk felci Tüberküloz Kızamık Kızamıkçık Kabakulak SuçiçeğiHepatit AHepatit BHemofilus influenza tip b Streptococcus pneumonia Bunların yanı sıra influenza (grip) aşısı, rotavirüs aşısı, meningokok aşısı, RSV aşısı ve HPV aşısı da doktorun tavsiyesi doğrultusunda farklı yaş gruplarında uygulanabilecek aşılar arasında yer alır. Aşılama doğumdan hemen sonra başlıyor Bebek ve çocuklarda aşılama, doğumdan hemen sonra uygulanan Hepatit B aşısı ile başlamaktadır. Hayatın ilk 1-2 yılı içerisinde birincil koruma serisi tamamlanırken, ilerleyen yaşlarda farklı dönemlerde uygulanan pekiştirme dozlarıyla bağışıklığın devamlılığı sağlanmaktadır. Prematüre bebeklerde de aşılama süreci özel bir önem taşımaktadır. Prematüre bebeklere aşılar, gebelik haftasından bağımsız olarak takvim yaşına göre uygulanmaktadır. Aşılar tam doz olarak ve uygun aralıklarla yapılmaktadır. Hepatit B aşısının ilk dozunda ise bebeğin vücut ağırlığı dikkate alınarak ilk doz bebeğin vücut ağırlığı 2000 grama ulaştıktan sonra uygulanmaktadır. Aşı takibinde ailelerin rolü büyük Ailelerin çocuklarının aşılarını zamanında yaptırmaları ve aşı takvimini düzenli şekilde takip etmeleri da büyük önem taşır. Düzenli hekim kontrolleri sırasında çocukların aşı durumları değerlendirilerek takip edilmektedir. Herhangi bir nedenle aşı takviminde gecikme yaşanması veya bazı aşıların zamanında yapılamaması durumunda ise aşılama için süreç tamamen kaybedilmez. Kaçırılan aşıların, doktor tarafından belirlenen yeni bir takvim doğrultusunda tamamlanabilmektedir. Aşıların yan etkileri çoğunlukla hafif ve geçici Aşı uygulamalarından sonra genellikle herhangi bir yan etki görülmezken, bazı kişilerde geçici ve hafif yan etkiler ortaya çıkabilir. Aşıya bağlı en sık görülen yan etkiler arasında aşının uygulandığı bölgede kızarıklık ve şişlik, hafif ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve döküntü olabilir. Nadiren alerjik reaksiyonlar gibi daha ciddi yan etkiler de görülebilir. Aşıların güvenilirliğine ilişkin değerlendirmeler ise uzun ve titiz bilimsel süreçlerden geçer. Aşılar, etkinlikleri ve yan etki gelişimi açısından klinik çalışmaları tamamlandıktan sonra ruhsatlandırılır. Üretim ve dağıtım aşamalarında da çok sıkı kontrollerden geçirilir. Türkiye’de kullanılan aşılar; Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Avrupa İlaç Ajansı (EMA), ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) veya T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) tarafından ruhsatlandırılmış aşılardan oluşur. Bilimsel araştırmalar aşılar ile otizm arasında ilişki olmadığını gösteriyor Aşılarla ilgili toplumda zaman zaman çeşitli yanlış inanışlar da gündeme gelebilir. Bunlardan biri, aşıların otizm spektrum bozukluğuna neden olduğu yönündeki iddialardır. Bu iddialar üzerine çok sayıda bilimsel araştırma yapılmış ve aşılar ile otizm arasında bir ilişki olmadığı ortaya konulmuştur. Aşılama sonrasında ortaya çıkabilen hafif ateş ve kırgınlık gibi belirtiler, hastalık geliştiği anlamına gelmez. Bu belirtiler, bağışıklık sisteminin aşıya verdiği yanıtın bir sonucu olarak görülür. Aşılar çocuk ve toplum sağlığı açısından hayati önem taşıyor Çocukların aşılarının düzenli olarak yaptırılması ve aşı takviminin sağlık çalışanlarıyla iş birliği içerisinde takip edilmesi gerekmektedir. Bağışıklama programları, bulaşıcı hastalıkların azaltılması ya da tamamen ortadan kaldırılmasında en etkin ve en ekonomik müdahale yöntemlerinden biridir. Bağışıklama sayesinde her yıl milyonlarca çocuğun hayatının korunmasına katkı sağlanmaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Garanti BBVA ve TURMEPA’dan Denizlere Mavi Nefes Haber

Garanti BBVA ve TURMEPA’dan Denizlere Mavi Nefes

Garanti BBVA’nın DenizTemiz Derneği/ TURMEPA iş birliğiyle, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda Eylül 2021’de başlattığı Mavi Nefes Projesi, deniz ve kıyı ekosistemlerinin korunmasına yönelik çalışmalarını genişletiyor. Marmara Denizi’ndeki müsilaj krizine yanıt olarak başlayan ve ardından Adrasan ve Van Gölü’ne uzanan proje bugün İstanbul Boğazı, Antalya, Göcek, Saros Körfezi ve Marmara Denizi’ndeki Prens Adaları’nda atık toplama, habitat restorasyonu, bilimsel izleme ve eğitim çalışmalarını bir arada yürütüyor. Temmuz 2026 itibarıyla proje kapsamında ulaşılan sonuçlar, Mavi Nefes’in acil temizlik ihtiyacına yanıt veren bir çalışmadan deniz ekosistemlerinin korunmasını, onarılmasını ve bilimsel verilerle izlenmesini odağına alan çok boyutlu bir programa dönüştüğünü ortaya koyuyor. Deniz süpürgeleri ve sıvı atık alım tekneleriyle yürütülen temizlik çalışmalarına deniz çayırı transplantasyonu, mercan ve gorgon kolonilerinin korunması, biyoçeşitlilik araştırmaları ve farklı yaş gruplarına yönelik eğitim programları eşlik ediyor. Mahmut Akten: “Denizleri korumak, uzun soluklu ve ölçülebilir bir dönüşüm gerektiriyor” Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, projenin ulaştığı noktaya ilişkin şunları söyledi: “Mavi Nefes’i bir temizlik çalışmasının ötesinde bilimsel veriye dayalı, etkisi ölçülebilen ve farklı paydaşların katkısıyla büyüyen uzun soluklu bir dönüşüm programı olarak ele alıyoruz. Bugün ulaştığımız sonuçlar, denizleri korumak için sahadaki müdahaleyi bilimsel araştırma ve eğitimle birlikte yürütmenin önemini ortaya koyuyor. Garanti BBVA olarak sürdürülebilirliği iş stratejimizin merkezinde konumlandırıyor; deniz ekosistemlerinin kendini yenileme kapasitesini destekleyen, toplumsal farkındalığı güçlendiren çalışmalara TURMEPA ile devam ediyoruz. BBVA ile birlikte ‘Küresel Bankacılık Partneri’ olarak yer aldığımız COP31, Mavi Nefes kapsamında yıllar içinde oluşan bilimsel birikimi, saha deneyimini ve ekosistemlerin korunmasına yönelik yaklaşımımızı uluslararası ölçekte görünür kılmak için önemli bir fırsat sunuyor. Mavi Nefes’in beş yıllık yolculuğunu Antalya’da dünya kamuoyuyla buluştururken, ‘Denizlerimiz için birlikte çalışır, birlikte yaparız’ mesajını bir kez daha vurgulayacağız.” Şadan Kaptanoğlu: “Bilimsel veriyi sahadaki deneyimle buluşturuyoruz” TURMEPA Yönetim Kurulu Başkanı Şadan Kaptanoğlu ise, “Denizler ve okyanuslar korunması gereken eşsiz yaşam kaynaklarımızdır. TURMEPA olarak ‘Deniz Varsa, Hayat Var’ diyerek kirliliği kaynağında önlemek, deniz çayırları ve mercanlar gibi hassas habitatları bilimsel yöntemlerle korumak ve çocuk ve gençlerimizde deniz koruma bilincini güçlendirmek için çalışıyoruz. Mavi Nefes’le atık toplama faaliyetlerini bilimsel araştırmalar, ekosistem restorasyonu, kesintisiz eğitim ve izleme çalışmalarıyla bir araya getirerek bütüncül bir koruma modeli oluşturduk. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda, Garanti BBVA’nın uzun soluklu desteğiyle farklı bölgelerde edindiğimiz bilgi ve saha deneyimizi kalıcı çözümlere dönüştürüyoruz. Ülkemizin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek COP31’de de Mavi Nefes’in ortaya koyduğu bu birikimi dünya ile paylaşarak denizlerin ve okyanusların sesi olacağız. Denizleri korumak geleceği korumaktır ve bunu ancak tıpkı Mavi Nefes’teki gibi el ele vererek başarabiliriz” diye konuştu. 335 bin tonu aşan katı atık, 6,4 milyon litre sıvı atık Mavi Nefes deniz süpürgeleri aracılığıyla İstanbul Boğazı’nda proje başlangıcından Temmuz 2026’ya kadar 311 bin 820 kilogram katı atık toplandı. TÜİK’in belediyelerde kişi başı günlük ortalama atık miktarını 1,03 kilogram olarak hesapladığı 2022 verisi esas alındığında, bu miktar 302 bin 737 kişinin bir günde ürettiği atığa karşılık geliyor. Mayıs 2023-Aralık 2025 döneminde Van Gölü’nde çalışan Ahtapot 6 deniz süpürgesi ise 23 bin 368 kilogram atık topladı. Bu miktar da 22 bin 687 kişinin günlük atık üretimine eşdeğer. Garanti BBVA desteğiyle Mayıs 2024’ten bu yana Göcek’te hizmet veren TURMEPA 3 sıvı atık alım teknesi, üç yaz sezonunda 4 bin 133 tekneden 1 milyon 912 bin 982 litre atık teslim aldı. Böylece 15 milyon 303 bin 856 litre deniz suyunun temiz kalmasına katkı sağlandı. Projenin 2022 ve 2023 yaz sezonlarında Adrasan-Kemer hattında yürütülen çalışmalarında da 4 milyon 500 bin litre siyah ve gri su teknelerden alındı. İki sahadaki çalışmalarla teslim alınan sıvı atık miktarı toplam 6 milyon 412 bin 982 litreye ulaştı. Eğitimlerle 150 bini aşkın kişiye ulaşıldı Mavi Nefes’in çevrim içi eğitimleri, Eğitim Otobüsü ve Mavi Dedektifler programıyla bugüne kadar 143 bin 408 öğrenci ve 7 bin 446 öğretmen olmak üzere toplam 150 bini aşkın kişiye ulaşıldı. İklim Değişikliği Eylem Planı ile Çevre Eğitimi ve İklim Değişikliği Dersi Öğretim Programı esas alınarak hazırlanan çevrim içi eğitimlerden 143 bin 759 kişi yararlandı. İçeriklerde iklim değişikliğinin etkileri ve yol açabileceği afetlerin yanı sıra enerji ve su verimliliği, hava, su ve toprak kirliliği, geri dönüşüm, sıfır atık ve halk sağlığı konuları ele alındı. Beş yıldır ekim aylarında yola çıkan Mavi Nefes Eğitim Otobüsü, 5 bin 956 öğrenci ve 406 öğretmen olmak üzere 6 bin 362 kişiyi robotik kodlama ve üretim becerileri atölyeleriyle buluşturdu. Öğrenciler blok tabanlı kodlamayı çevre sorunlarının çözümünde kullanmayı öğrenirken, ahşap tasarımı atölyesinde çevre bilincini destekleyen el yapımı yelkenliler üretti. Lise çağındaki gençlerin gönüllü olarak katıldığı Mavi Dedektifler programına ise 689 öğrenci ve 44 mentor öğretmen dahil oldu. Üç interaktif buluşmadan oluşan programda gençler, Sıfır Atık Mavi eğitimini geliştirmeye yönelik proje fikirleri hazırladı. Göcek’te üç “Oksijen Üretim Noktası” Fethiye-Göcek Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde yürütülen deniz çayırı izleme, koruma ve transplantasyon çalışmaları kapsamında Tersane Adası, Darboğaz ve Kille Koyu’nda yapılan restorasyon ile ekilen fide sayısı 14 bin 800’e ulaştı. Bilimsel takiplerde fidelerin canlılık oranının yüzde 70’in üzerinde olduğu teyit edildi. Bu sonuç üzerine üç istasyon özel işaret şamandıralarıyla koruma altına alınarak “Oksijen Üretim Noktası” ilan edildi. İzleme ve deniz suyu analizlerinin yanı sıra deniz çayırları üzerindeki baskılar, yabancı türler ve karbon tutma kapasitesi de bilimsel olarak değerlendirildi. Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen yaş tayini çalışmasında yaklaşık 2 bin yaşında olduğu belirlenen deniz çayırı da araştırma raporunda yer aldı. Saros’ta 44 bin çevresel ölçüm kaydı oluşturuldu Saros’ta 5 farklı derinlikte sıcaklık ölçümleri yapıldı ve bir sene boyunca 44 bin ölçüm kaydı toplandı. Saros Körfezi’ndeki çalışmalar kapsamında yapılan görüşmelerle 150’ye yakın balıkçıyla birebir temas kuruldu; Gelibolu çevresinde düzenlenen iki paydaş toplantısıyla bölgedeki dalıcı kulüpleri, balıkçılar, yerel yönetimler ve ilgili kamu kurumları proje hakkında bilgilendirildi. 2024 yılında 20 günü aşan saha programında 14 uzman dalıcıyla 52 dalış gerçekleştirildi ve ekip toplam 60 saatin üzerinde su altında kaldı. Mecidiye bölgesine yerleştirilen sekiz sualtı sıcaklık ölçer ile bir pH ölçerden, saatlik aralıklarla toplam 44 bin ölçüm kaydı elde edildi. Biyoçeşitlilik çalışmalarında bine yakın canlı gözlenip kayda alınırken, 700 mercan ve gorgon kolonisi temizlendi. Proje çıktıları ayrıca bir belgesel ve tür fotoğraflarından oluşan rehber kitapla görünür kılındı. Prens Adaları’nda 112 bin 627 metrekarelik deniz çayırı alanı kayda alındı Mavi Nefes Marmara Denizi İyileştirme Projesi kapsamında Nisan 2026’da başlayan saha çalışmalarında bugüne kadar 18 dalış gerçekleştirildi. Dalışlarda Cymodocea nodosa, Zostera marina ve Nanozostera noltii olmak üzere üç deniz çayırı türü kaydedildi. Büyükada, Heybeliada, Kaşıkadası ve Burgazada’da toplam 112 bin 627 metrekarelik alanda deniz çayırı varlığı belirlendi. Büyükada’daki alanların neredeyse yarısının sağlığını kaybettiği, Heybeliada’daki yatağın ise yaklaşık üçte ikisinin sağlıklı olduğu ölçüldü. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin İlk TWAS Mükemmeliyet Merkezi Üsküdar Üniversitesi, Bilime Yön Vermeyi Sürdürüyor Haber

Türkiye’nin İlk TWAS Mükemmeliyet Merkezi Üsküdar Üniversitesi, Bilime Yön Vermeyi Sürdürüyor

Üsküdar Üniversitesi, UNESCO bünyesinde faaliyet gösteren Dünya Bilimler Akademisi (TWAS) tarafından 2018 yılında Türkiye’nin ilk “Mükemmeliyet Merkezi” (Center of Excellence) olarak, aradan geçen 8 yılda gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere dünyanın dört bir yanından genç araştırmacıları bilimsel çalışmaları için ağırlamaya devam ediyor. Nörobiyoloji, bilişsel tıp ve beyin araştırmaları alanındaki çalışmalarıyla bu prestijli unvana layık görülen Üsküdar Üniversitesi, sahip olduğu ileri araştırma altyapısı ve uluslararası iş birlikleriyle Türkiye’nin önemli bilim merkezlerinden biri haline geldi. Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Prof. Dr. Muhsin Konuk, TWAS Mükemmeliyet Merkezi unvanına uzanan süreci, bu başarının Türkiye bilim ekosistemine katkılarını ve merkezin bugün ulaştığı uluslararası konumu değerlendirdi. Türkiye’nin ilk TWAS Mükemmeliyet Merkezi Üsküdar Üniversitesi’nin 2018 yılında UNESCO bünyesinde faaliyet gösteren Dünya Bilimler Akademisi (TWAS) tarafından Türkiye’nin ilk “Mükemmeliyet Merkezi” (Center of Excellence) olarak seçilmesinin yalnızca üniversite adına değil, Türkiye’nin bilimsel araştırma altyapısı açısından da önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten Prof. Dr. Muhsin Konuk, bu unvanın uluslararası araştırmacılar için Türkiye’yi daha görünür hale getirdiğini ifade etti. Uluslararası iş birliğiyle başlayan süreç Prof. Dr. Muhsin Konuk, sürecin başlangıcına ilişkin yaptığı değerlendirmede, o dönemde TWAS Türkiye üyesi olan ve bugün İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Rektörü olarak görev yapan Prof. Dr. Yusuf Baran’ın girişimiyle, TWAS Güney Kanadı Koordinatörü Dr. Max Paoli’nin Üsküdar Üniversitesi’ni ziyaret ettiğini ve bu ziyaret sırasında üniversitenin ileri araştırma altyapısı ile laboratuvar olanaklarının uluslararası düzeyde dikkat çektiğini söyledi. Dr. Max Paoli’nin biyokimya ve protein mühendisliği alanındaki uzmanlığı doğrultusunda laboratuvarları ayrıntılı olarak incelediğini belirten Prof. Dr. Konuk, deney hayvanları ünitesi ile farmakogenetik, moleküler biyoloji, genetik, nörobilim ve nöroteknoloji laboratuvarlarının büyük ilgi gördüğünü ifade etti. Konuk, “Üsküdar Üniversitesi’nin yalnızca davranış bilimlerinden ibaret olmadığını; sağlık, davranış ve mühendislik bilimlerini bir araya getiren Türkiye’nin ilk tematik üniversitesi olduğunu aktardık. Güçlü araştırma altyapımız ve multidisipliner yaklaşımımız, TWAS tarafından Türkiye’nin ilk Mükemmeliyet Merkezi olarak seçilmemizde önemli rol oynadı.” dedi. Türkiye’de önemli bir destek mekanizmasının oluşmasına katkı sağladı Prof. Dr. Muhsin Konuk, TWAS sürecinin ardından araştırmacıların uzun süreli Türkiye’de çalışabilmesini sağlayacak finansman modelinin oluşturulması için TÜBİTAK ile önemli bir çalışma yürütüldüğünü belirterek, “TWAS kuralları gereği ülkemize gelecek araştırmacıların üç aydan üç yıla kadar olan barınma ve iaşe giderlerinin desteklenmesi gerekiyordu. Bu ihtiyaç doğrultusunda TÜBİTAK Bilim İnsanı Destek Programları Başkanlığı (BİDEB) bünyesindeki destek programlarında gerekli düzenlemeler yapıldı ve destek süresi 36 aya kadar çıkarıldı. Böylece yalnızca Üsküdar Üniversitesi değil, Türkiye’deki tüm üniversiteler uluslararası araştırmacıları daha güçlü şekilde destekleyebilecek bir yapıya kavuştu.” dedi. Diğer üniversitelere de örnek oldu Üsküdar Üniversitesi’nin öncülüğünde başlayan bu sürecin kısa sürede diğer üniversitelere de örnek olduğunu ifade eden Prof. Dr. Konuk, şunları söyledi: “Bu girişimin ardından farklı üniversitelerimiz de TWAS Mükemmeliyet Merkezi statüsü almaya başladı. Aynı zamanda TÜBİTAK ile TWAS arasında ortak uluslararası burs ve araştırma çağrıları açıldı. Bu gelişmeler, ülkemizin bilimsel görünürlüğünü ve uluslararası araştırma kapasitesini artıran önemli adımlar oldu.” Dünyanın genç bilim insanları Üsküdar Üniversitesi’nde araştırma yapıyor TWAS Mükemmeliyet Merkezi unvanıyla Üsküdar Üniversitesi’nin bugün dünyanın farklı ülkelerinden gelen genç araştırmacılar için önemli bir araştırma üssüne dönüştüğünü belirten Prof. Dr. Muhsin Konuk, TÜBİTAK desteğiyle üniversiteye gelen doktora öğrencileri ve araştırmacıların akademisyenlerin danışmanlığında ileri düzey laboratuvar altyapısından yararlanarak çalışmalarını yürüttüklerini söyledi. Konuk, “Üsküdar Üniversitesi bugün tam anlamıyla Türkiye’nin beyin üssü konumundadır. Gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere dünyanın dört bir yanından araştırmacılar, TWAS programı ve TÜBİTAK destekleriyle üniversitemize gelerek özellikle nörobilim alanındaki çalışmalarını laboratuvarlarımızda yürütüyor. Burada kazandıkları araştırma deneyimini, bilimsel yaklaşımı ve metodolojiyi kendi ülkelerine taşıyarak yeni araştırma merkezlerinin kurulmasına ve yeni bilim insanlarının yetişmesine katkı sağlıyorlar.” diye konuştu. Türkiye’nin ilk ve tek Moleküler Nörobilim Doktora Programı Üniversitenin lisansüstü eğitim altyapısına da dikkat çeken Prof. Dr. Muhsin Konuk, Üsküdar Üniversitesi’nde Türkçe ve İngilizce Nörobilim Yüksek Lisans programları, Nörobilim Doktora Programı ile Türkiye’nin ilk ve tek Moleküler Nörobilim Doktora Programı’nın eğitim verdiğini belirtti. Konuk, “Güçlü akademik kadromuz, ileri teknoloji laboratuvarlarımız ve uluslararası araştırma ağlarımızla dünyanın farklı ülkelerinden bilim insanlarını ağırlamaya, ortak araştırmalar geliştirmeye ve onların kendi ülkelerinde yeni araştırma merkezleri kurmalarına katkı sunmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı. TWAS Nedir? TWAS (The World Academy of Sciences / Dünya Bilimler Akademisi), UNESCO’nun desteğiyle 1983 yılında gelişmekte olan ülkelerde bilimsel kapasiteyi güçlendirmek amacıyla kurulmuş uluslararası bir bilim akademisidir. Merkezi İtalya’nın Trieste kentinde bulunan TWAS; bilimsel araştırmaları desteklemek, genç araştırmacıları teşvik etmek, uluslararası bilimsel iş birliklerini geliştirmek ve gelişmekte olan ülkelerde sürdürülebilir bilim ekosistemlerinin oluşmasına katkı sağlamak amacıyla faaliyet göstermektedir. TWAS tarafından verilen “Center of Excellence (Mükemmeliyet Merkezi)” unvanı ise belirli bilim alanlarında uluslararası düzeyde araştırma altyapısına, nitelikli akademik kadroya ve bilimsel üretim kapasitesine sahip seçkin araştırma kurumlarına verilmektedir. Bu merkezler, özellikle gelişmekte olan ülkelerden gelen genç bilim insanlarının ileri düzey araştırmalar yapmalarına olanak sağlayan uluslararası araştırma üsleri olarak görev üstlenmektedir. Üsküdar Üniversitesi, 2018 yılında nörobiyoloji, bilişsel tıp ve beyin araştırmaları alanındaki çalışmalarıyla Türkiye’de bu unvana layık görülen ilk üniversite olmuş ve o tarihten bu yana dünyanın farklı ülkelerinden genç araştırmacıları laboratuvarlarında ağırlamayı sürdürmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TEKNOFEST Şampiyonu Liseliler Projelerini Arktik'te Test Etti Haber

TEKNOFEST Şampiyonu Liseliler Projelerini Arktik'te Test Etti

T.C. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı sorumluluğunda ve TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü (KARE) yürütücülüğünde gerçekleştirilen 6. Ulusal Arktik Bilimsel Araştırma Seferi’nde, T3 Vakfı’nın ana yürütücülüğünü yaptığı TEKNOFEST’in kapsamında yer alan “TÜBİTAK 2204-D Lise Öğrencileri İklim Değişikliği Araştırma Projeleri Yarışması”nda alan birincisi olan projeler arasından seçilen üç lise öğrencisi de yer aldı. Muhammed Emin Bozkurt, Kadir Asrın Sarı ve Barkın Özsoy, iklim değişikliği üzerine geliştirdikleri projelerini Arktik'in zorlu koşullarında test ederek bilimsel araştırmalara katkı sundu. 6. Ulusal Arktik Bilimsel Araştırma Seferi ile küresel iklim değişikliğinin etkisiyle deniz buzlarının hızla azaldığı, canlı türlerinin göç rotalarının değiştiği ve yeni deniz ticareti koridorlarının şekillendiği Arktik bölgesi, dünyanın geleceğine yön verecek kritik bilimsel araştırmalara ev sahipliği yaparken TEKNOFEST kuşağı da geliştirdikleri projelerle Milli Teknoloji Hamlesi vizyonunu kutuplara taşıyor. TEKNOFEST Gençleri Bilimi Sahaya Taşıyor! 6. Ulusal Arktik Bilimsel Araştırma Seferi kapsamında bilim insanlarıyla birlikte görev alan TEKNOFEST yarışmacıları, 81 derece Kuzey enlemindeki deniz buzu hattında yürütülen araştırmalara doğrudan katıldı. Deniz suyu ve deniz buzu örneklerinin toplandığı, sıcaklık ve tuzluluk ölçümlerinin gerçekleştirildiği seferde; atmosfer ve okyanus etkileşimi birlikte değerlendirilirken, kutup ekosistemleri, iklim değişikliğinin etkileri ve çevresel dönüşüm uluslararası araştırmacılarla birlikte yerinde incelendi. Genç araştırmacılar, bu çalışmalar sayesinde geliştirdikleri projeleri gerçek araştırma ortamında test ederek Türkiye'nin kutup bilimine katkı sunan yeni nesil bilim insanları arasında yer aldı. TEKNOFEST'ten Kutuplara: 4 Yılda 10 Bilimsel Proje TEKNOFEST kapsamında düzenlenen Lise Öğrencileri Kutup Araştırma Projeleri Yarışması ve İklim Değişikliği Araştırma Projeleri Yarışması, gençlerin bilimsel çalışmalarını uluslararası araştırma ortamına taşıyan önemli bir köprü görevi görüyor. TEKNOFEST kapsamında düzenlenen bu yarışmalar sayesinde, 2023-2026 yılları arasında toplam 19 lise öğrencisi, ekipler halinde geliştirdikleri 10 farklı projeyle Ulusal Arktik ve Ulusal Antarktika Bilimsel Araştırma Seferleri'ne katılarak kutup araştırmalarına doğrudan katkı sundu. TEKNOFEST, her yıl düzenlediği teknoloji yarışmalarıyla gençleri araştırmaya, geliştirmeye ve üretmeye teşvik ederken; kazanan projelerin laboratuvarlardan çıkarak gerçek yaşamda uygulanmasına da imkan tanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ABB'den Arıcılığa Bilimsel Destek Haber

ABB'den Arıcılığa Bilimsel Destek

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) üretimin devamlılığını ve biyolojik çeşitliliğin korunmasını esas alan çalışmalarını sürdürüyor. Türkiye’nin en büyük tarım kampüsü ve rekreasyon alanı ATA Çiftliği’nde (BAKAP) faaliyet gösteren Arıcılık Araştırma, Üretim ve Eğitim Merkezi’nde 2026 yılının ilk bal hasadı gerçekleştirildi. Bal üretiminin yanı sıra bilimsel araştırma, uygulamalı eğitim ve teknik rehberlik çalışmalarıyla Ankara’da arıcılığın gelişimine katkı sunan merkezde gerçekleştirilen bal hasadının en önemli özelliği ise balın saf Anadolu ırkı arısı tarafından üretilmesi ve tek bir bitkiden alınmış olması olarak öne çıkıyor. Böylelikle hem bal üretimi sağlanıyor hem de saf Anadolu arısının gen kaynakları korunuyor. “ARI, TARIMSAL ÜRETİMİN VE BİYOÇEŞİTLİLİĞİNİN KORUNMASI İÇİN ÇOK ÖNEMLİ” Hasadı yapılan ballardan bir tanesinin monoflora yani tek bir bitkiden alınan özel bir bal çeşidi olduğunu belirten ABB Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Mekin Tüzün, 2026 yılının ilk bal hasadını yapmanın mutluluğu yaşadıklarını vurgulayarak şunları söyledi: “Burada, 50 kovanla başladığımız yolculuğumuz şu an 150 koliniye kadar çıktı. Kullandığımız arı, saf Anadolu ırkı arısıdır. Burada yaptığımız çalışmalardan bir tanesi mevcut kullanmış olduğumuz Anadolu ırkının genetik özelliklerini korumak. Çıkarttığımız ve larva transferi yaptığımız kovanda elimizdeki mevcut arılardan genetik olarak ilerlemeyi sağlayacak en iyi şartlara sahip ana arıları seçip tekrar kolonimizin içerisinde kullanıyoruz. Böylece elimizdeki kolonilerin genetik olarak ilerlemesini, verimini ve gen kaynaklarının korunmasını en iyi şekilde sağlamaya çalışıyoruz. Yani hem bal üretirken gen kaynaklarını koruyoruz. Ayrıca merkezde, balın yanı sıra yan ürünler denilen apiterapi ürünleri denilen propolis, perga, arı zehri gibi ürünleri de üreterek ve bunları da uygulamalı eğitimlerle çiftçiye anlatıyoruz.” İklim değişikliğinin arıcılık üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Tüzün, saf Anadolu bal arısının bulunduğu coğrafyaya yüksek uyum kabiliyeti sayesinde sürdürülebilir üretimin en önemli unsurlarından biri olduğunu söyleyerek “Özellikle yaşadığımız bu iklimdeki anomali değişiklikte arıcıların mutlak surette aktif olarak bulunması lazım. Arı, tarımsal üretimin ve biyoçeşitliliğin korunması için çok önemli. Bu iklim değişikliğinde mevcut Anadolu ırkıyla biz uyum sağlamış durumdayız ve biyolojik gen kaynaklarımızı korumak için de en önemli enstrüman olarak kullanıyoruz” dedi. UYSAL: “ANKARA’DA İLK DEFA YAPILAN BİR ÇALIŞMA” ABB Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanı Hüseyin Şemsi Uysal, Merkez’de yalnızca bal üretiminin yapılmadığını, elde edilen sonuçların arıcılık dergisiyle, üniversitelerle ve üreticilerle paylaşılacağına değinerek şunları ifade etti: “2026 yılının ilk bal hasadını gerçekleştirdik. 2025 yılı sonbahar koloni yönetimi ve 2026 yılı bahar koloni yönetiminden sonra uyguladığımız teknikler sonucunda ne kadar bal elde ettiğimizi ortaya koyacağız. Bu bizim yaptığımız uygulamaların doğruluğunun ne kadar yerinde olduğunu gösteren bir üretim sezonu olacak. Esas amaç burada doğru tekniklerle, üretilen balda, polenlerde üniversitelerle iş birliği yapılarak analizlerin gerçekleştirilmesi ve saf Anadolu ırkının Ankara şartlarında hangi derecede bal ürettiğini kanıtlamak. Aynı zamanda bu üretim merkezimizin amacı yerinde uygulamaları çiftçilere eğitimler vererek onların da bizlerin yaşadığı tecrübeleri yerinde görerek, arıcılıkta daha üst seviyelere gitmelerini sağlamak olacaktır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜGİS ve Marmara Üniversitesi’nden Gıda Sanayisinde Ar-Ge İş Birliği Haber

TÜGİS ve Marmara Üniversitesi’nden Gıda Sanayisinde Ar-Ge İş Birliği

Yeni nesil aktif işveren sendikacılığının ülkemizdeki temsilcisi TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası), üniversite-sanayi iş birliğini geliştirme hedefi doğrultusunda Marmara Üniversitesi ile protokol imzaladı. TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar ve Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Emin Okur tarafından imzalanan protokol, gıda sanayisinin bilimsel araştırma altyapısı ve nitelikli insan kaynağıyla ilişkisini güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu kapsamda TÜGİS ve Marmara Üniversitesi; Ar-Ge çalışmalarının yürütülmesi, eğitim programlarının geliştirilmesi ve gıda sektörünün akademiyle temasının artırılması için birlikte çalışacak. İş birliğiyle Marmara Üniversitesi akademisyenleri ile TÜGİS üyeleri arasında doğrudan iletişimin teşvik edilmesi, gıda sanayisinin ihtiyaç duyduğu araştırma başlıklarında eş güdümlü projelerin geliştirilmesi ve ulusal ya da uluslararası destek fonlarıyla hayata geçirilmesi hedefleniyor. Ortak çalışma zemini kurulacak Protokolün ana başlıkları arasında Ar-Ge faaliyetleri, öğrenciler için staj olanakları, iş dünyası gezileri ve TÜGİS üyelerine yönelik eğitimlerin yanı sıra ortak konferans ve seminer programlarının düzenlenmesi yer alıyor. Taraflar ayrıca gıda ve benzeri sektörlere katma değer sağlayacak analiz, ürün geliştirme ve veri paylaşımı süreçlerinde de iş birliği yapacak. Marmara Üniversitesi ile TÜGİS üyesi sanayi kuruluşları arasında laboratuvar ve ekipman kullanımına ilişkin detaylar da protokolün kapsamı içinde bulunuyor. Bu çerçevede proje, makale, patent ve ticari ürün geliştirilmesine yönelik çalışmaların desteklenmesi planlanıyor. TÜGİS üyeleriyle akademi arasında doğrudan temas güçlenecek Protokol doğrultusunda TÜGİS ve Marmara Üniversitesi temsilcilerinden oluşacak Ortak Bilim Komisyonu, yılda en az iki kez bir araya gelerek uygulanabilecek proje başlıklarını değerlendirecek. Üniversite bünyesinde açılan tezsiz yüksek lisans programlarında, başvuru koşullarını sağlayan TÜGİS üyeleri için kontenjan ayrılması da protokol başlıkları arasında yer alıyor. TÜGİS ise Marmara Üniversitesi bünyesindeki ders programlarının eğitim ve uygulama çalışmalarına eğitmen ve altyapı desteği sağlayabilecek. Akademik düzeyde eğitim verme yetkinliğine sahip TÜGİS üyeleri de ihtiyaç duyulması halinde ilgili alanlarda üniversite bünyesinde ders verebilecek. “Gıda sanayisinin geleceği bilimle kurulan güçlü bağdan geçiyor” Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, gıda sanayisinin dönüşümünde üniversite-sanayi iş birliklerinin stratejik önem taşıdığını belirtti. Sidar, “Sanayimiz, üretim kabiliyeti kadar bilgiye erişim, araştırma kapasitesi ve nitelikli insan kaynağıyla da güç kazanıyor. Marmara Üniversitesi ile imzaladığımız bu protokolü, sektörümüzün bilimsel altyapıyla daha yakın temas kurması bakımından değerli bir adım olarak görüyoruz. Ortak Ar-Ge çalışmaları, eğitim programları, staj olanakları ve uygulama alanlarında kurulacak iş birlikleriyle hem öğrencilerimizin sektörü daha yakından tanımasına hem de sanayicilerimizin akademik bilgi birikiminden daha etkin yararlanmasına katkı sunmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı. Protokol beş yıl süreyle geçerli olacak TÜGİS ve Marmara Üniversitesi arasında imzalanan protokol, imza tarihinden itibaren beş yıl süreyle geçerli olacak. Tarafların mutabakatı halinde birer yıllık sürelerle uzatılması mümkün olacak. Protokol kapsamında yürütülecek alt projeler, eğitimler ve uygulama çalışmaları ise ilgili sözleşmeler ve tarafların ortak kararları doğrultusunda hayata geçirilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İnsan Davranışlarının Bilişsel ve Fizyolojik Temelleri İleri Teknolojiyle İncelenecek Haber

İnsan Davranışlarının Bilişsel ve Fizyolojik Temelleri İleri Teknolojiyle İncelenecek

Üsküdar Üniversitesi, bilimsel araştırma altyapısına Türkiye’de bir ilki daha kazandırdı. Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı bünyesinde kurulan Türkiye’nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı, düzenlenen törenle hizmete açıldı. İleri teknoloji cihazlarla donatılan laboratuvar, insan davranışlarını bilişsel ve fizyolojik boyutlarıyla inceleyen araştırmalara ev sahipliği yaparak psikoloji, nörobilim, nöropazarlama, sağlık bilimleri, mühendislik ve davranış bilimleri alanlarında yürütülecek disiplinlerarası çalışmalara önemli katkılar sunacak. Laboratuvarın açılış törenine Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör, Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı Başkanı ve Laboratuvar Sorumlusu Dr. Öğr. Üyesi Selami Varol Ülker ile akademisyenler katıldı. Kurdele kesimiyle açıldı Açılışta laboratuvarın kuruluş amacı, araştırma altyapısı ve bilimsel hedefleri hakkında katılımcılara bilgi verildi. Konuşmaların ardından laboratuvarın açılışı kurdele kesimiyle gerçekleştirildi. Kurdele kesiminin ardından katılımcılar laboratuvarı gezerek araştırma altyapısını yerinde inceledi. Laboratuvarda bulunan ileri teknoloji cihazlar tanıtılırken yürütülecek araştırmalar, uygulama alanları ve eğitim süreçlerine sağlayacağı katkılar hakkında bilgi paylaşıldı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bilimsel araştırma altyapımız güçlenmeye devam ediyor” Açılışta konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, güçlü araştırma laboratuvarlarının üniversitelerin bilimsel üretim kapasitesini artıran en önemli unsurlardan biri olduğunu belirtti. Tarhan; “Bilimsel araştırma altyapımız güçlenmeye devam ediyor.” dedi. Tarhan, Türkiye'nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarının öğrenciler, akademisyenler ve araştırmacılar için önemli bir araştırma ortamı sunacağını ifade ederek laboratuvarın insan davranışını bilimsel yöntemlerle inceleyen çalışmalara değerli katkılar sağlamasını temenni etti. Tarhan, laboratuvarın kurulmasında emeği geçenlere teşekkür etti. Prof. Dr. Nazife Güngör: “Bilgi üreten üniversite anlayışını güçlendirecek” Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör ise Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarının farklı disiplinlerden araştırmacıları aynı çatı altında buluşturacak güçlü bir araştırma altyapısı sunduğunu ifade etti. Güngör; “Bu laboratuvar sayesinde bilgi üreten üniversite anlayışımız güçlenecek.” şeklinde konuştu. Güngör, laboratuvarda yürütülecek bilimsel çalışmaların ulusal ve uluslararası araştırmalara önemli katkılar sağlamasını diledi. Dr. Öğr. Üyesi Selami Varol Ülker: “Uygulamalı araştırmalar güçlenecek” Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı Başkanı ve Laboratuvar Sorumlusu Dr. Öğr. Üyesi Selami Varol Ülker ise Türkiye'de ilk ve tek olma özelliği taşıyan Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarının bilimsel araştırmalara önemli katkılar sunacağını belirterek, laboratuvarın özellikle lisans ve lisansüstü eğitim süreçlerinde uygulamalı araştırmaları güçlendireceğini, farklı disiplinlerden araştırmacıları ortak projelerde buluşturarak ulusal ve uluslararası bilimsel çalışmalara değer katacağını ifade etti. Bilişsel ve davranışsal süreçler ileri teknolojiyle analiz edilecek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı, bireylerin bilişsel, duygusal ve davranışsal süreçlerini objektif fizyolojik ölçümlerle incelemek amacıyla kuruldu. Laboratuvarda katılımcıların farklı uyaranlara verdikleri bilişsel ve fizyolojik tepkiler; Eye Tracking (Göz İzleme Sistemi), Elektroensefalografi (EEG), Shimmer Biyofizyolojik Ölçüm Sistemi ve Sanal Gerçeklik (VR) teknolojileri kullanılarak değerlendirilecek. Bu sistemler sayesinde göz hareketleri, beyin aktivitesi, kalp atım hızı, deri iletkenliği ve diğer fizyolojik veriler yüksek doğrulukla kaydedilecek, elde edilen veriler gelişmiş analiz yöntemleriyle bilimsel araştırmalarda kullanılacak. Türkiye’nin ilk ve tek laboratuvarı araştırmalara yön verecek Laboratuvar altyapısında iki adet EEG sistemi (Epoc Emotiv), iki adet Sanal Gerçeklik (VR) sistemi, bir adet Eye Tracking sistemi ve bir adet Shimmer biyofizyolojik veri toplama sistemi bulunuyor. Bu cihazlar tek başına veya eş zamanlı olarak kullanılabiliyor. Böylece dikkat, algı, duygu, karar verme, öğrenme, stres, insan-bilgisayar etkileşimi, nöropazarlama ve klinik araştırmalar başta olmak üzere birçok alanda disiplinlerarası bilimsel çalışmalar yürütülebiliyor. Türkiye’nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı olma özelliğini taşıyan merkez, sahip olduğu entegre araştırma altyapısıyla bilişsel süreçlerin fizyolojik ölçümlerle değerlendirilebildiği özgün bir araştırma ortamı sunuyor. Laboratuvarın, disiplinlerarası bilimsel çalışmaları destekleyerek başta nöropazarlama olmak üzere birçok alanda yenilikçi araştırmaların yürütülmesine katkı sağlaması hedefleniyor. Eğitimden uluslararası projelere geniş katkı Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı, lisans ve lisansüstü eğitim süreçlerine uygulamalı destek sunmanın yanı sıra ulusal ve uluslararası araştırma projelerine de ev sahipliği yapacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da Nükleer Araştırmalara Yeni Ortaklık Haber

Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da Nükleer Araştırmalara Yeni Ortaklık

Anlaşmanın imzalanması, iki kuruluş arasındaki diyaloğun devamı anlamına geliyor. Anlaşma, taraflar arasında bilimsel araştırma, personel eğitimi, altyapı geliştirme alanlarında iş birliğini öngörmesinin yanı sıra nükleer enerjinin barışçıl kullanımı alanında belirli ortak projelerin uygulanmasını da amaçlıyor. AAEA Genel Müdürü Dr. Salim Hamdi, anlaşmanın imzalanmasıyla ilgili olarak şunları söyledi: “Bu, Nükleer Enerjinin Barışçıl Kullanımında Arap Stratejisi'nin uygulanması açısından önemli bir adım. İş birliği anlaşmasının imzalanması, kilit projelerimizin geliştirilmesinde somut bir araç sağlıyor. Sadece uygulamalı veya temel bilimden değil, aynı zamanda Arap ülkelerinde ekonomiye ve yaşam kalitesine doğrudan katkıdan da bahsediyoruz. Örneğin, IRC MBIR ile iş birliğimiz, çevresel güvenlik için hayati önem taşıyan bölgesel radyoaktif atık yönetim sisteminin düzenlenmesi projesindeki çalışmaları hızlandırmaya yardımcı olacak. MBIR’nin kullanımı ortak araştırma, kamu sağlığı alanında onkolojik hastalıkların teşhis ve tedavisinde radyofarmasötiklerin geliştirilmesi ve üretimi konusunda yeni fırsatlar sağlayacak. Ayrıca, bu araştırma altyapısına erişim, gelecekteki Arap Uzmanlık Eğitim Merkezimiz için uzmanların yetiştirilmesinde mesleki yetkinlikler ve ilk nükleer güç santrali inşaat projelerini uygulayan ülkelere teknolojik destek anlamına geliyor.” IRC MBIR Limited Şirketi Genel Müdürü Vasily Konstantinov da, “AAEA’nın bize duyduğu güveni son derece takdir ediyoruz ve bu anlaşmayı MBIR Projesi’ne yabancı katılımcıların kapsamının genişletilmesinde önemli bir aşama olarak görüyoruz. MBIR, dünyada ve kendi sınıfında en güçlü araştırma reaktörüdür. Bu reaktörün eşsiz yeteneklerine erişim, Arap ülkelerine enerji mühendisliği, nükleer tıp ve endüstriyel teknolojilerde çığır açan projelerde ortak çalışma fırsatları sunuyor. Ayrıca, Arap ülkelerinin sürdürülebilir kalkınma sorunları üzerinde çalışan mühendis ve bilim insanlarının yetiştirilmesi için eğitim ortamının oluşturulmasına yardımcı olacak” dedi. AAEA ve IRC MBIR Limited Şirketi arasındaki iş birliği anlaşması, temel araştırma yetkinliklerinin geliştirilmesi, düzenleyici çerçevenin güçlendirilmesi ve sonuç olarak AAEA üye ülkelerinin vatandaşları için enerji mühendisliği, gıda güvenliği ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesi alanlarındaki stratejik hedeflere ulaşılması için temel oluşturuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bilim, Teknoloji ve Empatiyle Yeni Nesil Doktorlar Sahneye Çıkıyor Haber

Bilim, Teknoloji ve Empatiyle Yeni Nesil Doktorlar Sahneye Çıkıyor

Tıp eğitiminin ulaştığı bu yeni aşama; alanında dünyaca ünlü otoritelerin katılımıyla, Acıbadem Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen XV. Ulusal ve I. Uluslararası Tıp Eğitimi Kongresi’nde tüm boyutlarıyla değerlendirildi. Tıp Eğitimini Geliştirme Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kemal Alimoğlu ve Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nadi Bakırcı eş başkanlığında gerçekleştirilen kongre; Türkiye’den ve dünyadan çok sayıda tıp eğitimi uzmanı ve yöneticisi ile geleceğin hekimleri olan öğrencileri bir araya getirdi. Kongrede, tıp eğitiminin bugünü ve geleceği; uluslararası saygınlığa sahip isimlerin değerli katkılarıyla tartışmaya açıldı… Dr. Dara O’Keeffe, İrlanda Royal College of Surgeons’ta Cerrahi Eğitimde Simülasyon Programları Başkanı olarak, cerrahide simülasyonun eğitim süreçlerine nasıl yön verdiğini ve bu alandaki öncü yaklaşımları paylaştı. Lizbon Üniversitesi öğretim üyesi ve BEME (The Best Evidence Medical Education) eski Başkanı Prof. Dr. Madalena Patricio, kanıta dayalı tıp eğitiminin dünya genelinde kabul gören standartlarını aktarırken; Maastricht Üniversitesi öğretim üyesi ve Perspectives on Medical Education dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Prof. Dr. Erik Driessen ise tıp eğitiminde bilimsel araştırmaların taşıdığı kritik öneme dikkat çekti. Duayen akademisyenlerin deneyimleriyle zenginleşen bu platformda; Türkiye’nin tıp eğitimindeki güçlü konumu, dünyada kabul gören yenilikçi eğitim modelleri ve geleceğin hekimlerinde bulunması gereken nitelikler kapsamlı bir şekilde analiz edildi. Türkiye, Tıp Eğitiminde Güçlü ve Kabul Gören Bir Merkez Acıbadem Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Levent Altıntaş, Türkiye’nin tıp eğitimindeki konumuna dikkat çekerek, uluslararası katılımlı bu kongrenin önemini şu sözlerle değerlendiriyor: “Kongremizi TEGED (Tıp Eğitimini Geliştirme Derneği), TEPDAD (Tıp Eğitimi Programları ve Akreditasyon Derneği) ve TTED’in (Türk Tıp Eğitimi Derneği) katkılarıyla gerçekleştirdik. Bu toplantı uzun yıllardır düzenleniyor ancak ilk kez uluslararası düzeyde gerçekleşiyor. Tıp eğitimi akademisyenlerini üniversitemizde ağırlamak bizim için son derece değerli. Kongreye, Türkiye Tıp Dekanlar Konseyi adına 70’in üzerinde dekan ve dekan yardımcısı başta olmak üzere 300’ün üzerinde katılım oldu.” Türkiye’nin tıp eğitimi alanında güçlü bir altyapıya sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Levent Altıntaş, Türk hekimlerinin dünya genelinde kabul gördüklerine dikkat çekerek, “Türkiye’de verilen tıp eğitimi, mezunlarımızın dünyanın pek çok ülkesinde çalışabilmesine olanak tanıyor. Uluslararası denklik sınavlarında elde edilen başarılar da bunun somut bir göstergesi” şeklinde konuşuyor. Prof. Dr. Levent Altıntaş’a göre tıp eğitimi, dünyada en hızlı değişen eğitim alanlarından biri. “Tıp eğitimi artık öğrenci merkezli, aktif öğrenmeyi teşvik eden ve bireyselleştirilmiş bir yapıya doğru evriliyor. Kendi kendine öğrenebilen, eleştirel düşünebilen, etik değerleri güçlü ve topluma duyarlı hekimler yetiştirmeyi hedefliyoruz” diyen Prof. Dr. Levent Altıntaş, eğitimde, insan odaklı yaklaşımın altını çiziyor. Simülasyon Merkezleri Tıp Eğitiminde Oyunu Değiştiriyor Kongrenin dikkat çeken konuşmacılarından biri olan Dr. Dara O’Keeffe, cerrahi tıp eğitiminde simülasyonun önemini çarpıcı örneklerle anlatıyor. İrlanda Royal College of Surgeons’ta simülasyon eğitiminin lider isimlerinden olan Dr. Dara O’Keeffe, simülasyon merkezlerinin güvenli öğrenme ortamı sunduğunu vurguluyor: “Yirmi yıl önce simülasyon tek bir odadaydı. Bugün üç katlı, ileri teknolojilerle donatılmış sanal hastanelerden söz ediyoruz”… Dr. Dara O’Keeffe’ye göre klinik ortamda vaka sayısının sınırlı olması, simülasyonu vazgeçilmez kılıyor. “Öğrenciler ve asistanlar her şeyi hasta üzerinde öğrenemez. Hata yapma lüksleri yoktur. Oysa simülasyon merkezleri, tekrar tekrar deneme yapma ve hata yaparak öğrenme imkânı sunuyor. Acıbadem Üniversitesi bünyesinde bulunan, dünyanın önde gelen merkezlerinden CASE – İleri Düzey Medikal Simülasyon ve Eğitim Merkezi ise çok kıymetli” diyen Dr. Dara O’Keeffe, yeni nesil cerrahların özgüven eksikliği yaşadığına yönelik eleştirilere de katılmadığını belirtiyor: “Yeni jenerasyon daha temkinli. Odak noktası artık cerrah değil, hasta. Daha az risk almak, daha güvenli kararlar vermek hasta güvenliği açısından çok daha doğru”… Peki “geleceğin hekimleri” nasıl olacak? Teknolojinin, tıp eğitiminin artık çok önemli bir parçası olduğuna dikkat çeken Dr. Dara O’Keeffe, “Geleceğin hekimleri, teknolojiden bağımsız düşünülemez; ileri görüntüleme sistemleri ve robotik cerrahi gibi hızla gelişen uygulamalara hâkim, bu dönüşüme hazır ve teknolojiyi mesleğinin doğal bir parçası olarak kullanan profesyoneller olmak zorunda. Tıp eğitimi, uzun ve yıpratıcı süreçlerden uzaklaşarak zamanı verimli kullanan, öğrenciyi hastayla karşılaştırmadan önce simülasyon merkezlerinde neredeyse her açıdan hazırlayan, hızlı öğrenmeyi ve özgüveni önceleyen bir yapıya doğru evriliyor. Artık tıp eğitimi yıllarca sürmeyecek. Haftada 120 saat çalışamayız, 20 yıl eğitim de veremeyiz. Zamanı verimli kullanmalıyız” şeklinde konuşuyor. Kanıta Dayalı Tıp Eğitimi ve İnsan Odaklı Yaklaşım Kanıta dayalı tıp eğitiminin dünya çapındaki duayenlerinden Prof. Dr. Madalena Patricio, insan odaklı ve kanıta dayalı eğitimin önemini vurguluyor. Tıp eğitiminde 40 yılı aşkın deneyime sahip olan Prof. Dr. Madalena Patricio, iyi bir hekimin sadece bilgiyle değil, değerlerle de donanmış olması gerektiğini söylüyor: “İyi bir doktor öncelikle şefkatli olmalı. Hastayı sadece bir klinik vaka olarak değil, bir insan olarak görmeli”… Tıp öğrencilerinin toplumdan kopuk yetişmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Madalena Patricio, “Öğrencileri tıp eğitimi kapsamında hapishanelere, huzurevlerine, mülteci kamplarına gönderiyoruz. Sadece dinlemeyi, empati kurmayı öğrensinler diye. İyi bir doktor toplumdan izole olamaz” diyor. Alternatif tıbba yönelimin artmasının nedenlerinden birinin iletişim eksikliği olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Madalena Patricio, “Hastalar dinlenmediklerini hissettiklerinde alternatif yollar arıyor” diyerek iletişimin tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguluyor. Bilimsel Araştırma, Ekip Çalışması ve Eleştirel Düşünce Maastricht Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erik Driessen, tıp eğitiminde bilimsel araştırmaların ve ekip çalışmasının vazgeçilmez olduğunu belirtiyor: “İyi bir doktor, işini iyi bilen ve iyi iletişim kurabilen kişidir. Hekimlik ayrıca bireysel değil, ekip işidir. Ekip ruhu ve takım çalışmasına yatkınlık ise çocuklukta, özellikle basketbol, futbol gibi takım sporlarıyla gelişir; sonradan öğrenilebilir olsa da iyi bir hekimlik için bu becerilerin erken yaşta kazanılması büyük avantaj sağlar” diyor. Prof. Dr. Erik Driessen, modern tıp eğitiminin ezbere dayalı olmaktan uzaklaştığını vurgulayarak, öğrencilerin aktif rol aldığı, araştıran ve sorgulayan bir eğitim modelinin önemine dikkat çekiyor. Yapay zekanın tıp dünyasında giderek daha fazla yer aldığını belirten Prof. Dr. Erik Driessen, “Ancak empati ve iletişimin yerini hiçbir teknoloji alamaz” şeklinde konuşuyor. Kanıta dayalı tıbbın çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Erik Driessen “Kanıta dayalı tıp, bilimsel olarak etkinliği gösterilmiş yöntemlerin kullanılmasını güvence altına alıyor. Alternatif tıp veya bilimselliği kanıtlanmamış uygulamalara yönelimi azaltmanın yolu ise, bilim insanlarının yalnızca akademide değil, basın ve halkla doğrudan iletişim kurarak bilgiyi herkesin anlayabileceği bir dille anlatmasından geçiyor” diyor. Öğrencinin başarılı olması için yalnızca ders anlatan bir hocaya değil, yol gösteren bir mentöre ve soru sorup uygulayarak aktif biçimde öğrenebileceği bir eğitim ortamına ihtiyacı olduğunu da belirten Prof. Dr. Erik Driessen, “Araştırmalar mentörleri olan öğrencilerin daha başarılı olduğunu ve daha fazla iş imkanlarına sahip olduklarını gösteriyor” şeklinde sözlerini tamamlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.