Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bilimsel Kanıt

Kapsül Haber Ajansı - Bilimsel Kanıt haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bilimsel Kanıt haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Mide Botoksu Zayıflamada Etkili mi? Haber

Mide Botoksu Zayıflamada Etkili mi?

Obezite ve fazla kilo, günümüzde milyonlarca insanı etkileyen önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Özellikle kilo vermekte zorlanan kişiler, beslenme programları ve egzersizin yanı sıra farklı tıbbi uygulamaları da araştırıyor. Son yıllarda adı sıkça duyulan mide botoksu, endoskopik yöntemle uygulanabilmesi ve cerrahi kesi gerektirmemesi nedeniyle dikkat çekiyor. Ancak mide botoksunun zayıflama üzerindeki etkisi, bilimsel araştırmalarda tartışılmaya devam ediyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, kilo kontrolünde uygulanacak yöntemin hastanın sağlık durumuna göre belirlenmesi ve işlemlerden beklenen sonuçların gerçekçi şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Mide Botoksu Zayıflamaya Nasıl Yardımcı Olmayı Amaçlıyor? Mide botoksu, botulinum toksininin endoskopik yöntemle mide duvarındaki belirli noktalara enjekte edilmesine dayanan bir uygulamadır. Bu işlemle mide kaslarının hareketlerinin etkilenmesi, mide boşalma süresinin uzaması ve tokluk hissinin artırılması amaçlanır. Mide boşalmasının yavaşlaması, teorik olarak kişinin daha uzun süre tok hissetmesine katkı sağlayabilir. Ancak bu mekanizmanın her hastada aynı etkiyi oluşturduğu veya belirgin kilo kaybına yol açtığı bilimsel olarak kesinleştirilmiş değildir. Op. Dr. Ahmet Bekin, kilo verme uygulamalarında yalnızca işlemin nasıl yapıldığına değil, etkinliğini destekleyen bilimsel kanıtlara da dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor. Mide Botoksu Gerçekten Kilo Verdiriyor mu? Mide botoksunun kilo kaybına etkisini araştıran bilimsel çalışmalarda farklı sonuçlar bulunuyor. Bazı araştırmalarda uygulama sonrasında kilo kaybı bildirilirken, kontrollü çalışmaların sonuçlarını değerlendiren analizlerde mide botoksunun plaseboya kıyasla anlamlı bir kilo kaybı üstünlüğü sağlamadığı da gösteriliyor. Bu nedenle mide botoksunun bütün hastalarda etkili olduğu veya belirli miktarda kilo verdirdiği söylenemiyor. Kilo kaybı üzerinde günlük kalori alımı, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, hormonal ve metabolik durum ile kişinin tedaviye uyumu gibi birçok faktör etkili oluyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, hastalara kesin kilo kaybı vaat edilmesinin doğru olmadığını, tedavi seçeneklerinin bireysel sağlık koşulları ve bilimsel veriler doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Mide Botoksunun Etkisi Ne Kadar Sürer? Botulinum toksininin kaslar üzerindeki etkisi geçicidir. Bu nedenle mide botoksunun oluşturabileceği fizyolojik değişikliklerin de zamanla azalması beklenir. Bununla birlikte uygulamanın mide hareketleri ve kilo kaybı üzerindeki etkisinin ne kadar sürdüğü kişiden kişiye farklılık gösterebilir. İşlemin uzun vadede kalıcı zayıflama sağladığına dair yeterli bilimsel kanıt bulunmamaktadır. Özellikle uygulama sonrasında beslenme alışkanlıkları değişmediğinde, kilo kontrolünün sürdürülebilir olması güçleşebilir. Mide Botoksu ile Ne Kadar Kilo Verilebilir? Mide botoksu hakkında en sık sorulan sorulardan biri de uygulama sonrasında kaç kilogram verilebileceğidir. Ancak bu soruya herkes için geçerli tek bir rakamla yanıt vermek mümkün değildir. Bilimsel çalışmalarda bildirilen kilo kaybı miktarları farklılık göstermektedir. Araştırmaların yöntemleri, katılımcı özellikleri ve eş zamanlı uygulanan beslenme programları sonuçları etkileyebilmektedir. Bu nedenle mide botoksunun belirli bir kilogram veya vücut ağırlığı yüzdesi kadar kilo kaybı sağlayacağını garanti etmek bilimsel açıdan doğru değildir. Op. Dr. Ahmet Bekin, zayıflama sürecinde hedefin yalnızca tartıdaki rakamı azaltmak değil, kişinin metabolik sağlığını koruyarak sürdürülebilir kilo kontrolü sağlamak olması gerektiğini vurguluyor. Mide Botoksu Diyet ve Egzersiz Olmadan Etkili Olabilir mi? Sağlıklı kilo kontrolünün temelinde dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve sürdürülebilir yaşam tarzı değişiklikleri bulunuyor. Mide botoksu uygulanmış olsa bile sağlıksız beslenme alışkanlıklarının devam etmesi, yüksek kalorili içeceklerin tüketilmesi ve hareketsiz yaşam tarzı kilo verme sürecini olumsuz etkileyebilir. Kişinin günlük enerji ihtiyacına uygun beslenme planı oluşturulması, protein ve lif bakımından dengeli öğünler tüketilmesi ve fiziksel aktivitenin artırılması uzun vadeli kilo yönetiminde önem taşıyor. Beslenme ve egzersiz programlarının da kişinin yaşına, sağlık durumuna ve fiziksel kapasitesine göre planlanması gerekiyor. Mide Botoksu ile Obezite Cerrahisi Arasındaki Fark Nedir? Mide botoksu ve obezite cerrahisi, uygulama şekilleri ve bilimsel etkinlikleri bakımından birbirinden farklıdır. Mide botoksu, endoskopik olarak yapılan ve mide anatomisinde kalıcı bir değişiklik oluşturmayı amaçlamayan bir işlemdir. Tüp mide ameliyatı ve gastrik bypass gibi obezite cerrahisi yöntemlerinde ise sindirim sistemi anatomisinde değişiklikler yapılır. Obezite cerrahisinin uygun hasta gruplarında kilo kaybı ve obeziteyle ilişkili hastalıklar üzerindeki etkileri geniş kapsamlı bilimsel araştırmalarla gösterilmiştir. Mide botoksunda ise etkinlik ve uzun dönem sonuçlara ilişkin bilimsel kanıtlar daha sınırlıdır. Bu nedenle farklı yöntemlerin birbirinin yerine doğrudan kullanılabilecek eşdeğer tedaviler olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. Mide Botoksunun Riskleri ve Yan Etkileri Nelerdir? Mide botoksu cerrahi kesi gerektirmese de tıbbi riskler taşıyabilen bir uygulamadır. İşlem sonrasında bulantı, karın ağrısı ve sindirim sistemi şikâyetleri görülebilir. Bunun yanı sıra endoskopi ve sedasyona bağlı riskler de söz konusudur. Botulinum toksininin nadir görülen sistemik etkileri ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğinden hasta seçimi ve tıbbi değerlendirme önem taşır. Uygulamanın etkinliği kadar güvenliğinin de dikkate alınması gerektiğini belirten Op. Dr. Ahmet Bekin, her tıbbi işlemin potansiyel yararları ve riskleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Öz Bakım Politikalarında Yeni Perspektif Haber

Türkiye’de Öz Bakım Politikalarında Yeni Perspektif

Kamu, sektör, akademi ve uluslararası kuruluş temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen toplantıda; tüketici sağlığı ürünlerinin toplum sağlığına katkısı ile düzenleyici çerçevenin önemi öne çıkan gündem maddeleri arasında yer aldı. Toplantı, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar, Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber ve TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara’nın açılış konuşmalarıyla başladı. BİLİM TEMELLİ VE GÜVEN ODAKLI DÜZENLEYİCİ YAKLAŞIM Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici süreçlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar; “Kurumumuzun temel sorumluluğu, halkımıza sunulan ürünlerin güvenli, kaliteli ve etkili olmasını sağlamaktır. Bu doğrultuda üretim süreçleri, içerik yapıları ve tesis standartları hem piyasaya arz öncesinde hem de sonrasında bilimsel kriterlerle ve risk esaslı denetim anlayışıyla değerlendirilmektedir. Uluslararası standartlara uyum ve sürekli gözetim mekanizmaları tüketici güvenliğinin temel dayanaklarını oluşturmaktadır. Sağlık alanında güven yalnızca ürün kalitesiyle değil; şeffaflık, bilimsel kanıt ve güçlü denetim kültürüyle inşa edilir. Bununla birlikte ilaç üretim süreçlerinin çevresel etkilerini de göz ardı etmemek gerekir. Sürdürülebilir üretim anlayışı, sağlık sektörünün ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Tüketici sağlığı alanında paydaşların ortak bir çatı altında buluşması, koordinasyon ve iş birliği açısından büyük önem taşımaktadır. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi ise hem bireysel bilinç düzeyini artıracak hem de sağlık sisteminin üzerindeki yükü azaltacaktır. Amacımız; üretici ile tüketici arasında güven temelli, sürdürülebilir ve öngörülebilir bir sistemin devamlılığını sağlamaktır.” dedi. TÜKETİCİ SAĞLIĞINDA DENGE VE KORUMA VURGUSU Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici çerçeveye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber; “Geldiğimiz çağda reklamın önemi her geçen gün artmakta, tanıtım faaliyetlerinin yaklaşık yüzde 75’i dijital mecralarda gerçekleştirilmektedir. Bu dönüşüm, özellikle sağlıkla ilişkili ürünlerde yapılan iletişim faaliyetlerinde daha yüksek bir sorumluluk gerektirmektedir. Reklamların doğru, dürüst ve ispat edilebilir olması; tüketiciyi yanıltmaması ve rakip ürünleri kötülememesi temel ilkeler arasında yer almaktadır. Adil rekabet ortamının korunması hem tüketici güveni hem de sürdürülebilir piyasa yapısı açısından kritik önemdedir. Özellikle OTC grubu ürünlerde hangi ifadelerin kullanılabileceği, hangi beyanların mevzuat kapsamında değerlendirilemeyeceği konusu hassas bir alan olup, bu ince çizginin doğru analiz edilmesi gerekmektedir. Sağlıkla ilgili beyan içeren tanıtımlarda mevzuatın belirlediği sınırların gözetilmesi, hem sektörün sağlıklı gelişimi hem de toplum sağlığının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.” ifadelerini kullandı. KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA ÖZ BAKIM DÖNÜŞÜMÜ Küresel sağlık sistemlerindeki değişime dikkat çeken Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, konuşmasında öz bakımın dünya genelinde sağlık politikalarının merkezine yerleştiğini belirterek; “Öz bakım artık yalnızca bireysel bir tercih değil, sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre öz bakım; bireylerin ve toplumların sağlığı geliştirme ve yönetme kapasitesini güçlendiren bir yaklaşımdır. Kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artması, birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azaltarak sistemde alan açmaktadır. COVID-19 sonrası dönemde artan sağlık farkındalığı ise bu dönüşüm için önemli bir fırsat sunmaktadır. Öz bakımın doğru politikalarla desteklenmesi, daha dirençli ve sürdürülebilir sağlık sistemlerinin inşasına katkı sağlayacaktır.” ifadelerini kullandı. DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜM SÜRECİNDE SAĞLIK OKURYAZARLIĞI STRATEJİK ÖNEMİ Demografik dönüşüm ve sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesine ilişkin açıklamalarda bulunan TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara; “Türkiye’nin içinden geçtiği demografik değişim süreci, bireylerin sağlık süreçlerinde daha bilinçli ve aktif rol üstlenmesini zorunlu kılmaktadır. Nüfusun yaşlanma eğilimi ve kronik risklerin artışı, öz bakım kültürünün güçlendirilmesini daha da kritik hale getirmektedir. Uluslararası veriler, bu yaklaşımın sistem üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymaktadır. 150 ülkeyi kapsayan 2025 tarihli çalışmaya göre öz bakım uygulamaları küresel ölçekte 120 milyar dolarlık tasarruf potansiyeli yaratmakta; 1,8 milyar hekim saatinin serbestleşmesine ve 41 milyar iş günü kazanımına katkı sağlamaktadır. Amerika’da tüketici sağlığına harcanan her 1 doların sağlık sistemi üzerindeki 7 dolarlık yükü azalttığı görülmektedir. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi, hem bireylerin bilinçli karar almasını hem de sağlık kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlayacaktır. TÜKSA olarak bu dönüşümün sorumluluğunu üstlenmeye devam edeceğiz,” ifadelerinde bulundu. TÜKSA Tanıtım Toplantısı kapsamında gerçekleştirilen “Eczanelerle Güçlenen Özbakım Kültürü: Erişilebilirlikten Etkin Danışmanlığa”, “Türkiye’de Tüketici Sağlığında Değer Zinciri”, “Aktif Yaşlanmada Özbakımın Rolü” ve “Sağlık Okuryazarlığının Güçlendirilmesinde Sağlık İletişiminin Rolü” başlıklı panellerde; öz bakım yaklaşımının sağlık sistemindeki yeri çok boyutlu bir çerçevede ele alındı. Eczanelerin danışmanlık rolünden üretim ve düzenleyici yapıya, aktif ve sağlıklı yaşlanma perspektifinden doğru ve bilim temelli sağlık iletişimine kadar uzanan başlıklar; kamu, akademi, sektör ve sivil toplum temsilcilerinin katkılarıyla kapsamlı biçimde değerlendirildi. ÖZ BAKIM VE KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA YENİ DÖNEM Toplantı kapsamında gerçekleştirilen “Tüketici Sağlığı Nedir? – Globalde OTC Mevzuatı”, “Koruyucu Sağlık Modelinde Özbakımın Yeri” ve “Özbakım Eksikliğinin Sosyal Güvenlik Sistemi Üzerindeki Yükü” başlıklı sunumlarda; öz bakımın hem küresel sağlık politikaları hem de Türkiye’deki sistem üzerindeki etkileri farklı boyutlarıyla ele alındı. Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, öz bakımın dünya genelinde sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir alan haline geldiğini vurgularken, kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artmasının birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azalttığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haydar Sur ise koruyucu sağlık yaklaşımının önemine işaret ederek, sağlığın tedavi aşamasına gelmeden korunması gerektiğini belirtti; bireysel yaşam alışkanlıkları, erken müdahale ve doğru zamanlamanın kronik hastalık yükünü azaltmada belirleyici rol oynadığını ifade etti. İş ve Sosyal Güvenlik Uzmanı İsmail Sevinç de öz bakım eksikliğinin sosyal güvenlik sistemi üzerinde artan bir mali yük oluşturduğunu vurgulayarak, koruyucu uygulamaların güçlendirilmesinin hem kamu kaynaklarının etkin kullanımı hem de sistemin sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu dile getirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜKSA Tanıtım Toplantısında Halk Sağlığı Gündemi Masaya Yatırıldı Haber

TÜKSA Tanıtım Toplantısında Halk Sağlığı Gündemi Masaya Yatırıldı

Kamu, sektör, akademi ve uluslararası kuruluş temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen toplantıda; tüketici sağlığı ürünlerinin toplum sağlığına katkısı ile düzenleyici çerçevenin önemi öne çıkan gündem maddeleri arasında yer aldı. Toplantı, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar, Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber ve TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara’nın açılış konuşmalarıyla başladı. BİLİM TEMELLİ VE GÜVEN ODAKLI DÜZENLEYİCİ YAKLAŞIM Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici süreçlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar; “Kurumumuzun temel sorumluluğu, halkımıza sunulan ürünlerin güvenli, kaliteli ve etkili olmasını sağlamaktır. Bu doğrultuda üretim süreçleri, içerik yapıları ve tesis standartları hem piyasaya arz öncesinde hem de sonrasında bilimsel kriterlerle ve risk esaslı denetim anlayışıyla değerlendirilmektedir. Uluslararası standartlara uyum ve sürekli gözetim mekanizmaları tüketici güvenliğinin temel dayanaklarını oluşturmaktadır. Sağlık alanında güven yalnızca ürün kalitesiyle değil; şeffaflık, bilimsel kanıt ve güçlü denetim kültürüyle inşa edilir. Bununla birlikte ilaç üretim süreçlerinin çevresel etkilerini de göz ardı etmemek gerekir. Sürdürülebilir üretim anlayışı, sağlık sektörünün ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Tüketici sağlığı alanında paydaşların ortak bir çatı altında buluşması, koordinasyon ve iş birliği açısından büyük önem taşımaktadır. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi ise hem bireysel bilinç düzeyini artıracak hem de sağlık sisteminin üzerindeki yükü azaltacaktır. Amacımız; üretici ile tüketici arasında güven temelli, sürdürülebilir ve öngörülebilir bir sistemin devamlılığını sağlamaktır.” dedi. TÜKETİCİ SAĞLIĞINDA DENGE VE KORUMA VURGUSU Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici çerçeveye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber; “Geldiğimiz çağda reklamın önemi her geçen gün artmakta, tanıtım faaliyetlerinin yaklaşık yüzde 75’i dijital mecralarda gerçekleştirilmektedir. Bu dönüşüm, özellikle sağlıkla ilişkili ürünlerde yapılan iletişim faaliyetlerinde daha yüksek bir sorumluluk gerektirmektedir. Reklamların doğru, dürüst ve ispat edilebilir olması; tüketiciyi yanıltmaması ve rakip ürünleri kötülememesi temel ilkeler arasında yer almaktadır. Adil rekabet ortamının korunması hem tüketici güveni hem de sürdürülebilir piyasa yapısı açısından kritik önemdedir. Özellikle OTC grubu ürünlerde hangi ifadelerin kullanılabileceği, hangi beyanların mevzuat kapsamında değerlendirilemeyeceği konusu hassas bir alan olup, bu ince çizginin doğru analiz edilmesi gerekmektedir. Sağlıkla ilgili beyan içeren tanıtımlarda mevzuatın belirlediği sınırların gözetilmesi, hem sektörün sağlıklı gelişimi hem de toplum sağlığının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.” ifadelerini kullandı. KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA ÖZ BAKIM DÖNÜŞÜMÜ Küresel sağlık sistemlerindeki değişime dikkat çeken Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, konuşmasında öz bakımın dünya genelinde sağlık politikalarının merkezine yerleştiğini belirterek; “Öz bakım artık yalnızca bireysel bir tercih değil, sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre öz bakım; bireylerin ve toplumların sağlığı geliştirme ve yönetme kapasitesini güçlendiren bir yaklaşımdır. Kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artması, birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azaltarak sistemde alan açmaktadır. COVID-19 sonrası dönemde artan sağlık farkındalığı ise bu dönüşüm için önemli bir fırsat sunmaktadır. Öz bakımın doğru politikalarla desteklenmesi, daha dirençli ve sürdürülebilir sağlık sistemlerinin inşasına katkı sağlayacaktır.” ifadelerini kullandı. DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜM SÜRECİNDE SAĞLIK OKURYAZARLIĞI STRATEJİK ÖNEMİ Demografik dönüşüm ve sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesine ilişkin açıklamalarda bulunan TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara; “Türkiye’nin içinden geçtiği demografik değişim süreci, bireylerin sağlık süreçlerinde daha bilinçli ve aktif rol üstlenmesini zorunlu kılmaktadır. Nüfusun yaşlanma eğilimi ve kronik risklerin artışı, öz bakım kültürünün güçlendirilmesini daha da kritik hale getirmektedir. Uluslararası veriler, bu yaklaşımın sistem üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymaktadır. 150 ülkeyi kapsayan 2025 tarihli çalışmaya göre öz bakım uygulamaları küresel ölçekte 120 milyar dolarlık tasarruf potansiyeli yaratmakta; 1,8 milyar hekim saatinin serbestleşmesine ve 41 milyar iş günü kazanımına katkı sağlamaktadır. Amerika’da tüketici sağlığına harcanan her 1 doların sağlık sistemi üzerindeki 7 dolarlık yükü azalttığı görülmektedir. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi, hem bireylerin bilinçli karar almasını hem de sağlık kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlayacaktır. TÜKSA olarak bu dönüşümün sorumluluğunu üstlenmeye devam edeceğiz,” ifadelerinde bulundu. TÜKSA Tanıtım Toplantısı kapsamında gerçekleştirilen “Eczanelerle Güçlenen Özbakım Kültürü: Erişilebilirlikten Etkin Danışmanlığa”, “Türkiye’de Tüketici Sağlığında Değer Zinciri”, “Aktif Yaşlanmada Özbakımın Rolü” ve “Sağlık Okuryazarlığının Güçlendirilmesinde Sağlık İletişiminin Rolü” başlıklı panellerde; öz bakım yaklaşımının sağlık sistemindeki yeri çok boyutlu bir çerçevede ele alındı. Eczanelerin danışmanlık rolünden üretim ve düzenleyici yapıya, aktif ve sağlıklı yaşlanma perspektifinden doğru ve bilim temelli sağlık iletişimine kadar uzanan başlıklar; kamu, akademi, sektör ve sivil toplum temsilcilerinin katkılarıyla kapsamlı biçimde değerlendirildi. ÖZ BAKIM VE KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA YENİ DÖNEM Toplantı kapsamında gerçekleştirilen “Tüketici Sağlığı Nedir? – Globalde OTC Mevzuatı”, “Koruyucu Sağlık Modelinde Özbakımın Yeri” ve “Özbakım Eksikliğinin Sosyal Güvenlik Sistemi Üzerindeki Yükü” başlıklı sunumlarda; öz bakımın hem küresel sağlık politikaları hem de Türkiye’deki sistem üzerindeki etkileri farklı boyutlarıyla ele alındı. Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, öz bakımın dünya genelinde sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir alan haline geldiğini vurgularken, kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artmasının birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azalttığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haydar Sur ise koruyucu sağlık yaklaşımının önemine işaret ederek, sağlığın tedavi aşamasına gelmeden korunması gerektiğini belirtti; bireysel yaşam alışkanlıkları, erken müdahale ve doğru zamanlamanın kronik hastalık yükünü azaltmada belirleyici rol oynadığını ifade etti. İş ve Sosyal Güvenlik Uzmanı İsmail Sevinç de öz bakım eksikliğinin sosyal güvenlik sistemi üzerinde artan bir mali yük oluşturduğunu vurgulayarak, koruyucu uygulamaların güçlendirilmesinin hem kamu kaynaklarının etkin kullanımı hem de sistemin sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu dile getirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.