Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bilimsel Veriler

Kapsül Haber Ajansı - Bilimsel Veriler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bilimsel Veriler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

16 Ekim Dünya Gıda Günü’nde Uzmanından Tüketicilere Uyarı Haber

16 Ekim Dünya Gıda Günü’nde Uzmanından Tüketicilere Uyarı

Her yıl 16 Ekim’de kutlanan Dünya Gıda Günü, güvenli ve yeterli gıdaya erişimin, sağlıklı beslenmenin ve sürdürülebilir gıda sistemlerinin önemine dikkat çekiyor. Küresel tedarik zincirleri ve değişen tüketim alışkanlıkları, gıda güvenliğinin üretimden tüketime kadar tüm aşamalarda ele alınmasını gerektiriyor. Bu konuda üreticilerin sorumluluklarını yerine getirmesi, etkin denetim sistemleri, tüketici örgütlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının şeffaf, bilimsel temelli bilgilendirmeleri belirleyici rol oynuyor. Ancak elbette gıda güvenliği söz konusu olduğunda, tüketicilerin bilinçli olması, doğru bilgiye ulaşması ve karar süreçlerinde yanıltıcı iddiaları bilimsel verilerden ayırt edebilmesi de büyük önem taşıyor. Ege Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nde uzun yıllar akademik çalışmalar yürüten, gıda teknolojileri ve yağ işleme alanındaki araştırma ve sektörel iş birlikleriyle tanınan Dr. Fahri Yemişçioğlu, gıda güvenilirliğini değerlendirirken gıdanın bileşiminin ve üretim teknolojisinin birlikte ele alınması gereken unsurlar olduğuna dikkat çekiyor. Yemişçioğlu, “Gıda teknolojileri; ürünlerin güvenliğinin korunmasına ve kalitesinin sürdürülmesine katkı sağlıyor. Soğuk zincir, kurutma, dondurarak kurutma (liyofilizasyon), rafinasyon, uygun ambalajlama ve kalite kontrol uygulamaları gıda zincirinin önemli bileşenleri arasında yer alıyor. Bu nedenle bir gıdanın güvenilirliğini değerlendirirken yalnızca içeriğine veya üretim yöntemine değil; üretim, işleme, saklama, ambalajlama ve kalite kontrol süreçlerinin tamamına bakmak gerekiyor. Tek bir bileşen, üretim yöntemi veya ambalaj özelliği üzerinden genelleme yapmak yerine, bilimsel veriler ışığında bütüncül bir yaklaşım benimsemek gerekiyor. Ayrıca değerlendirmeler algılara değil, bilimsel verilere dayanmalı” diyor. Dr. Fahri Yemişçoğlu’nun tüketicilerle gıda güvenliği için paylaştığı 5 temel ipucu şöyle: Gıdaları tek bir bileşene göre değerlendirmeyin: Bir ürünün güvenliği yalnızca içerdiği bileşene bakılarak belirlenemez. Üretim ve işleme koşullarını, kalite kontrol uygulamalarını ve saklama sürecini de dikkate alın. Tek bir unsurdan hareketle bütün bir gıda grubunu güvenli veya güvensiz ilan etmek yanıltıcı olabilir. Etiketleri dikkatle okuyun: Bir ürünü satın alırken yalnızca ambalajın ön yüzüne veya reklam mesajlarına bakmayın. İçindekiler listesini, alerjen bildirimlerini, son tüketim veya tavsiye edilen tüketim tarihini ve saklama koşullarını kontrol edin. Gıda teknolojileri ve ambalaj hakkında bilimsel bilgiye başvurun: Ambalajlama ve işleme teknolojileri, gıdaların korunmasında önemli rol oynar. Bir ürünün ambalajlı olması veya belirli bir teknolojiyle üretilmesi tek başına olumsuz bir değerlendirme gerekçesi değildir. Örneğin rafinasyon, palm yağı dâhil birçok bitkisel yağın üretiminde uygulanan bir işlemdir; yalnızca palm yağına özgü değildir ve tek başına ultra işleme göstergesi olarak değerlendirilmemelidir. Sosyal medyadaki iddiaları sorgulayın: Gıda ve beslenme alanında yayılan her bilgi bilimsel temele dayanmayabilir. Korku yaratan paylaşımlar yerine bilimsel araştırmaları, uzman görüşlerini ve güvenilir kurumların açıklamalarını esas alın. Özellikle tek bir bileşeni veya teknolojiyi hedef alan kesin yargıları sorgulamadan benimsemeyin. Saklama koşullarına uyun, beslenmenizde çeşitliliği gözetin: Ürünlerin etiketlerinde belirtilen saklama koşullarına uyun ve soğukta tutulması gereken gıdaları uygun sıcaklıklarda muhafaza edin. Sağlıklı bir yaşam için gıda güvenliğinin yanı sıra dengeli ve çeşitli beslenmeye ve fiziksel aktiviteye de önem verin. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TMMOB Peyzaj Mimarları Odası Genel Başkanı Özay Yerlikaya’dan Doğayla Uyumlu Kentleşme Çağrısı Haber

TMMOB Peyzaj Mimarları Odası Genel Başkanı Özay Yerlikaya’dan Doğayla Uyumlu Kentleşme Çağrısı

İklim krizinin kentleri hem rekor sıcaklıklarla hem de şiddetli yağışlarla karşı karşıya bıraktığını ifade eden Yerlikaya, afet riskinin azaltılmasında arazi kullanım ve yapılaşma kararlarının belirleyici olduğunu söyledi: “Yaşadığımız acı tabloları yalnızca yağışın şiddetiyle açıklayamayız. Dere yataklarının yapılaşmaya açılması, taşkın alanlarının daraltılması ve kentin betonla kaplanması, suyun toprakla buluşmasını engelliyor. Yağmur suyunun doğal akış yollarını ve tutulabileceği alanları ortadan kaldıran kararlar, kentlerin kırılganlığını artırıyor. İklim krizine hazırlanmak için bu kararları bilimsel veriler ışığında yeniden ele almalıyız.” YAĞMUR SUYUNU KAYNAĞINDA TUTAN SİSTEMLER YAYGINLAŞTIRILMALI Beton ve asfalt gibi geçirimsiz yüzeylerin yüzey akışını hızlandırdığına dikkat çeken Yerlikaya, su yollarını, açık alanları ve bitkisel sistemleri birlikte ele alan mavi-yeşil altyapı yaklaşımının önemini anlattı: “Yağmur bahçeleri, bitkilendirilmiş su toplama ve iletim hendekleri, geçirimli yüzeyler ve sulak alanlar; suyun kaynağında tutulmasına, akışının yavaşlatılmasına ve uygun koşullarda yeraltı sularının beslenmesine katkı sağlar. Bu uygulamalar, birbirinden kopuk çevre düzenlemeleri olarak ele alınmamalı. Havza ölçeğinden mahalle ve sokak ölçeğine uzanan bütüncül bir sistem kurulmalı; mavi-yeşil altyapı kent planlamasının zorunlu bir bileşeni hâline gelmeli.” DERE YATAKLARI VE TAŞKIN SAHALARI DOĞAL İŞLEVLERİNE KAVUŞTURULMALI Parkların, kent ormanlarının, sulak alanların ve ekolojik koridorların taşkınların etkisini azaltan, kent mikroklimasını düzenleyen ve ekolojik işleyişi destekleyen kritik altyapı unsurları olduğunu belirten Yerlikaya: “Peyzaj altyapısı kentin can damarıdır. Açık ve yeşil alanların işlevini yalnızca dinlenme ve rekreasyonla sınırlandıramayız. Bu alanların su tutma kapasitesini, konumunu ve birbirleriyle bağlantısını gözetmeliyiz. Dere yatakları, vadiler ve taşkın sahaları yapılaşmadan arındırılarak doğal işlevlerine kavuşturulmalı; imar planlarında birbirine bağlı ekolojik koridorlar oluşturulmalı” açıklamalarında bulundu. DOĞA TEMELLİ ÇÖZÜMLER PLANLAMA VE YATIRIM KARARLARINA YANSIMALI Geleneksel mühendislik çözümlerinin iklim krizinin şiddetlendirdiği aşırı hava olayları karşısında tek başına yeterli kalamayabileceğini ifade eden Yerlikaya, ekosistemlerin suyu tutma, süzme ve kendini yenileme kapasitesinden yararlanan doğa temelli çözümlerin altyapı yatırımlarıyla birlikte geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Afetlere hazırlığın farklı disiplinlerin ortak çalışmasını gerektirdiğini belirten Yerlikaya: “Gelecekte daha büyük can ve mal kayıpları yaşamamak için kısa vadeli rantı önceleyen politikalardan vazgeçmeli, kentleri tüm canlıların güvenle yaşayabileceği ekosistemler olarak planlamalıyız. İklim krizine uyum politikalarında, eylem planlarında ve uygulama süreçlerinde peyzaj mimarları etkin rol almalı. Bilimin, tekniğin ve doğanın rehberliğinde geliştirilen kararların hayata geçirilmesi için mesleki bilgi ve birikimimizle sorumluluk almaya hazırız” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Solaklık Ne Hastalık Ne Üstünlük! Haber

Solaklık Ne Hastalık Ne Üstünlük!

Solaklığın, genetik ve gelişimsel süreçlerin etkisiyle ortaya çıkan doğal bir özellik olduğunu aktaran Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Solaklık bir hastalık ya da düzeltilmesi gereken bir durum değil, beynin doğal çeşitliliğinin bir parçası.” dedi. Solak bireylerde bazı beyin işlevlerinin dağılımının farklılık gösterebilse de yalnızca el tercihine bakarak bilişsel performans hakkında değerlendirme yapmanın mümkün olmadığını vurgulayan Alp, çocuklarda baskın el tercihini değiştirmeye çalışmanın ise motor becerileri ve yazı yazma sürecini olumsuz etkileyebildiğine dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, solaklık ve beyin ilişkisi hakkında açıklamalarda bulundu. Solak olmak daha zeki veya yaratıcı olmak anlamına gelmiyor! ‘Solakların sağ beyni daha aktif çalıştığı için daha yaratıcı veya zeki olurlar’ algısının toplumda oldukça yaygın bir inanış olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Ancak günümüzde elde edilen bilimsel veriler, zekâ ya da özgün düşünme becerisinin yalnızca hangi elin kullanıldığıyla açıklanamayacağını gösteriyor.” dedi. Solak bireylerde bazı beyin işlevlerinin yarım küreler arasındaki dağılımının sağ elini kullanan kişilere göre daha farklı olabileceğini aktaran Alp, “Yine de bu durum tek başına bilişsel üstünlük anlamına gelmez. İnsan beyni, karmaşık zihinsel süreçleri her iki yarım kürenin koordineli çalışmasıyla yürütür. Dolayısıyla bir kişinin yeteneklerini veya zihinsel performansını yalnızca el tercihine bakarak değerlendirmek doğru değildir.” şeklinde konuştu. Solaklık bir hastalık değil, beynin doğal çeşitliliğinin bir parçası! Solaklık hem genetik hem de gelişimsel süreçlerin birlikte etkili olduğu doğal bir özellik olduğuna işaret eden Alp, “Tek başına solaklıktan sorumlu bir gen bulunmamakla birlikte, birçok genin küçük etkileri ve anne karnındaki beyin gelişimi el tercihinin şekillenmesinde rol oynar.” dedi. Çocuklarda baskın el tercihinin erken yaşlarda ortaya çıkmaya başladığını ve zaman içinde belirginleştiğini kaydeden Alp, bu nedenle solaklığın bir hastalık ya da düzeltilmesi gereken bir durum değil, beynin doğal çeşitliliğinin bir parçası olduğunu vurguladı. Solak olmak, bilişsel becerilerin daha iyi ya da kötü olduğu anlamına gelmiyor! Solak bireylerin beyin yapısının, dil, motor beceriler ve mekânsal algı gibi nörolojik işlevler açısından sağ elini kullananlara göre farklılık gösterip göstermediğine değinen Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, şunları söyledi: “Bazı farklılıklar görülebilir ancak bunlar her solak birey için geçerli değildir. Sağ elini kullanan kişilerin büyük çoğunluğunda dil işlevleri beynin sol yarım küresinde baskın olarak temsil edilir. Solak bireylerde ise dil işlevlerinin sağ yarım kürede veya her iki yarım küreye daha dengeli dağılması biraz daha sık görülebilir. Bunun yanında motor kontrol açısından da bazı farklılıklar bulunabilir. Ancak hafıza, dikkat, dil becerileri veya mekânsal algı gibi alanlarda yalnızca el tercihine bakarak kişinin performansı hakkında kesin bir yargıya varmak mümkün değildir. Solak bireyler de kendi içinde oldukça heterojen bir gruptur.” Çocuğun baskın elini değiştirmek değil, motor becerilerini desteklemek hedeflenmeli! Çocuğun yazı yazarken, resim yaparken veya ince motor beceri gerektiren günlük etkinliklerde baskın olarak kullandığı eli zorla değiştirmeye çalışmanın önerilmediğine dikkat çeken Alp, “Çünkü bu durum bazı çocuklarda motor becerilerin gelişimini olumsuz etkileyebilir, yazı yazmayı güçleştirebilir ve performans kaygısına yol açabilir.” dedi. Bununla birlikte günlük yaşamda her iki elin de işlevsel olarak kullanılabilmesinin önemli bir beceri olduğunu dile getiren Alp, “Eğitim sürecinde amaç çocuğun baskın elini değiştirmek değil, motor becerilerini desteklemek ve ihtiyaç duyduğu durumlarda her iki elini de etkili şekilde kullanabilmesini sağlamaktır.” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sürdürülebilir Gıda Üretiminde Bitkisel Yağların Önemi Haber

Sürdürülebilir Gıda Üretiminde Bitkisel Yağların Önemi

Palm yağı, doğal bileşimi ve fiziksel fraksiyonlara ayrılabilme özelliği sayesinde formülasyon esnekliği, stabilite, tekstür ve maliyet verimliliği sunuyor. Bilimsel veriler de palm yağının uygun rafinasyon, kalite kontrol ve sürdürülebilir tedarik süreçleriyle güvenle değerlendirilebileceğini gösteriyor. Palm yağı, doğal bileşimi sayesinde tamamen fiziksel yöntemlerle farklı fraksiyonlara ayrılabiliyor ve gıda endüstrisinde geniş kullanım alanına sahip önemli bitkisel yağlardan biri olarak kabul ediliyor. Palm orta fraksiyonları, palm olein ve palm süper olein gibi türevler; formülasyon esnekliği, stabilite, tekstür ve maliyet etkinliği nedeniyle birçok gıda uygulamasında tercih ediliyor. Palm çekirdeği yağı ise hindistan cevizi yağına benzer şekilde fonksiyonel özellikleriyle öne çıkıyor. Gıda üreticilerine yapı, ağızda bıraktığı doku ve his, erime profili ve ürün performansı açısından önemli avantajlar sağlıyor. Bununla birlikte, palm yağına ilişkin kamuoyu algısı zaman zaman “toksik maddeler içerir” ya da “sürdürülebilir değildir” gibi bilimsel gerçeklerle örtüşmeyen genelleştirilmiş iddialarla şekillenebiliyor. Bilimsel çerçeveden uzaklaşan bu tür algılar, gıda sektörünün önemli bir bileşene temkinli yaklaşmasına neden olabiliyor. Palm yağının fonksiyonel özellikleri, onu birçok gıda kategorisinde yerleşik bir bileşen hâline getirirken; uygun maliyeti ve çok yönlülüğü, dünya nüfusunun önemli bir bölümü için beslenmeye erişimi desteklemede güçlü bir rol oynuyor. Nitekim uygun rafinasyon yöntemleri, kalite kontrol uygulamaları ve sürdürülebilir tedarik süreçleriyle palm yağları, diğer rafine bitkisel tohum yağlarında olduğu gibi bitkisel yağ formülasyonlarında güvenle kullanılabilecek hammaddeler arasında değerlendirilebiliyor. Bilimsel çalışmalar, ürün geliştirme süreçleri ve Ar-Ge uygulamaları; palm yağının uygun kullanım alanları çerçevesinde ele alınmasının hem sektörün inovasyon kapasitesine hem de tüketicilerin kaliteli ve erişilebilir fiyatlı gıda ürünlerine ulaşmasına katkı sağlayabileceğini gösteriyor. Dr. Fahri Yemişçioğlu: “Gıda Endüstrisinde Palm Yağına Bilimsel ve Objektif Bir Bakış Önemli” Gıda Mühendisi Dr. Fahri Yemişçioğlu, palm yağına ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Palm yağı, teknik özellikleri ve fonksiyonel yapısı nedeniyle gıda endüstrisinde önemli bir hammaddedir. Burada kritik nokta, bu yağın bilimsel veriler ışığında, doğru kalite standartları ve sürdürülebilir tedarik yaklaşımıyla değerlendirilmesidir. Sektörümüz açısından palm yağlarının da diğer rafine bitkisel yağlar gibi Ar-Ge ve üretim süreçlerinde objektif biçimde ele alınması büyük önem taşımaktadır. Palm yağı, gıda uygulamalarında tekstür, yapı ve kıvam açısından önemli fonksiyonel faydalar sunarken, tutarlı ürün kalitesinin desteklenmesine de katkı sağlamaktadır.” Palm yağının yanlış bilgiler yerine bilimsel veriler temelinde değerlendirilmesinin önemini vurgulayan Yemişçioğlu, palm yağlarının gıda endüstrisinin ürün performansı, istikrarlı kalite ve ekonomik erişilebilirlik hedefleri doğrultusunda fonksiyonel ve değerli bitkisel yağ seçenekleri arasında yer almaya devam ettiğini ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bilim İnsanları Foça’da Körfezin Geleceğini Konuştu Haber

Bilim İnsanları Foça’da Körfezin Geleceğini Konuştu

Foça Belediyesi ile Foça Tarih ve Doğa Talanına Hayır Platformu iş birliğinde düzenlenen “Gediz, Deniz ve Dip Çamuru” Paneli, çevre bilimcileri, akademisyenler ve vatandaşları Foça’da bir araya getirdi. Beşkapılar Kalesi Amfi Tiyatrosu’nda gerçekleştirilen panelde, Gediz Nehri’nin İzmir Körfezi üzerindeki etkileri, deniz ekosisteminin korunması ve dip çamuru konusu bilimsel veriler ışığında değerlendirildi. Panelin moderatörlüğünü Dr. Işıkhan Güler üstlenirken, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebru Yeşim Özkan, Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Levent Yurga ve Prof. Dr. Yusuf Kurucu bilgi ve deneyimlerini katılımcılarla paylaştı. Program kapsamında sualtı görüntüleme çalışmalarıyla tanınan Murat Kaptan da Gediz Nehri ve İzmir Körfezi'nde çektiği güncel görüntülerle deniz ekosisteminin mevcut durumuna ilişkin önemli gözlemlerini aktardı. Panelde, Gediz Havzası'ndan taşınan kirlilik yükünün deniz yaşamı üzerindeki etkileri, körfez ekosisteminde yaşanan değişimler, biyolojik çeşitliliğin korunması ve çevresel sürdürülebilirlik konuları farklı disiplinlerden uzmanların değerlendirmeleriyle ele alındı. Bilimsel veriler eşliğinde gerçekleştirilen sunumlar, katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi. Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı, çevrenin korunmasının yalnızca kurumların değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğu olduğuna dikkat çekerek, bilimsel bilgiye dayalı çalışmaların ve farkındalık etkinliklerinin önemine vurgu yaptı. Başkan Fıçı, Foça Belediyesi olarak doğal değerlerin korunmasına yönelik çalışmaları desteklemeye ve bu konuda kamuoyunu bilinçlendiren etkinlikleri sürdürmeye devam edeceklerini ifade etti. Yoğun katılımla gerçekleştirilen panel, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ege Üniversitesi’nde Gıda Sektöründe Bilim Temelli Yaklaşımlar Ele Alındı Haber

Ege Üniversitesi’nde Gıda Sektöründe Bilim Temelli Yaklaşımlar Ele Alındı

Tekstil, gıda ve yağ sektörleri dahil olmak üzere farklı alanlardan konuşmacıların yer aldığı etkinlikte, özellikle palm yağı ve bitkisel yağlar hakkında kamuoyunda yaygın olan yanlış algılar bilimsel veriler ışığında değerlendirildi. Gıda üretimi ve içeriklerine yönelik tartışmaların bilimsel kanıtlarla desteklenmesi, sektörün gelişimi açısından belirleyici rol oynuyor. Bu bilginin önemine dikkat çekmek amacıyla 29 Nisan’da Ege Üniversitesi’nde, öğrenciler ve sektör profesyonelleri bir araya gelerek, özellikle palm yağı ve bitkisel yağlar hakkında kamuoyunda yaygın olan yanlış algıyı bilimsel veriler ışığında değerlendirdi. Farklı disiplinlerden alanlarında uzman, konuşmacılar; konuları, üretim süreçlerinden inovasyona uzanan geniş bir perspektifle ele aldı. Dr. Fahri Yemişçioğlu: “Palm yağı, gıda sistemleri için işlevsel ve sürdürülebilir bir kaynaktır.” Etkinlikte konuşan Gıda Mühendisi Dr. Fahri Yemişçioğlu, gıda üretiminde yağların çok yönlü işlevlerine dikkat çekerek şunları söyledi: “Gıda üretimi, “tarladan sofraya” yaklaşımıyla farklı disiplinleri ve meslek gruplarını bir araya getiren çok boyutlu bir süreç. Günümüzde tüketici beklentilerindeki değişimle birlikte gıda sektörü, teknoloji ve inovasyona en açık alanlardan biri haline geldi. Bitkisel yağların gıdalardaki kullanım alanı ve işlevselliği dikkate alındığında, palm yağı ve fraksiyonlarının önemi açıkça ortaya çıkıyor. Tropikal bir meyve olan palmiye ağacından ve çekirdeğinden elde edilen palm yağı ve palm çekirdeği yağı, artan dünya nüfusunun beslenmesi açısından önemli ve sürdürülebilir bir kaynak niteliği taşıyor.” “Bilimsel verilerle desteklenmeyen algılar, gıda üretim zincirini doğrudan etkileyebiliyor.” Dr. Fahri Yemişçioğlu bitkisel yağlara ilişkin sözlerine ayrıca şu bilgileri de ekledi: “Palm yağı fraksiyonları, sahip oldukları yağ asidi ve trigliserit yapıları sayesinde gıda endüstrisinde geniş bir kullanım alanına sahip. Dondurmadan şekerlemeye, krem çikolatadan fırıncılık ürünlerine kadar pek çok üründe, ürünün gerektirdiği fonksiyonel özelliklerin sağlanmasına katkıda bulunuyor ve inovatif ürün geliştirme süreçlerini destekliyor. Ayrıca palm yağı ve türevleri, dengeli yağ asidi bileşimleri sayesinde oksidatif bozulmaya karşı direnç göstererek ürünlerin raf ömrü boyunca tazeliğini ve güvenliğini korumaya yardımcı oluyor. Duygu Polat: “Önemli olan yağın türü değil, üretim kalitesi ve teknoloji düzeyidir.” Etkinlikte konuşan Kalite Kontrol Uzmanı Duygu Polat ise şunları söyledi: Bir yağ üretim tesisi açısından palm yağı ve fraksiyonları, diğer bitkisel tohum yağlarında olduğu gibi, nihai ürün formülasyonunun temel bileşenlerinden biri. Bu doğrultuda üretimden çıkan ürünler, kullanılacakları gıdanın özelliklerine bağlı olarak farklı yağ bileşimlerinden oluşturuluyor.Palm yağı ve türevleri, hem kullanım miktarı hem de sağladığı fonksiyonel katkılar açısından üretim süreçlerinde kritik bir rol üstleniyor. Bu yoğun kullanım, içerdiği bazı bileşenler nedeniyle son yıllarda hem akademinin hem de sektörün daha fazla dikkatini çekiyor. “Gıda Güvenliğinde Netleşen Standartlar” Sektörde son yıllarda geliştirilen üretim teknolojileri sayesinde, risk oluşturabilecek bileşenler büyük ölçüde kontrol altına alınıyor ve güvenli üretim standartları daha sistematik bir şekilde sağlanıyor. Türkiye’de de Avrupa Birliği ile uyumlu yasal düzenlemelerin yürürlüğe girmesiyle birlikte, bu alandaki tartışmaların daha çok bilimsel ve yasal çerçevede ele alındığı görülüyor. Gıda ve kalite yönetimi perspektifinden bakıldığında, yağları “iyi” ya da “kötü” olarak sınıflandırmak yerine hammadde kalitesi ve üretim teknolojisine odaklanmak daha sağlıklı bir yaklaşım sunuyor. Nitekim kaliteli hammadde ve gelişmiş üretim süreçleri, güvenli ve yüksek kaliteli ürünlerin temelini oluşturuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hamilelikte Ağrı Kesici Kullanımı Otizme Neden Olur Mu? Haber

Hamilelikte Ağrı Kesici Kullanımı Otizme Neden Olur Mu?

Özellikle sosyal medya ve çeşitli açıklamalar, bilimsel gerçeklikten uzak yorumlarla kafa karışıklığına neden olabiliyor. Uzmanlar, doğru bilgiye ulaşmanın ve tedavi kararlarını hekimle birlikte vermenin önemine dikkat çekiyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü’nden Uzm. Dr. Burcu Ece Kök Özyürek, gebelikte ağrı kesici kullanımı ve otizmle ilişkisine dair bilgiler verdi. Tedaviden kaçınmak daha büyük risk oluşturabilir Gebelikte kullanılan ağrı kesicilerin otizme yol açabileceğine dair iddialar her zaman gündeme gelmektedir. Bu tür söylemler, özellikle anne adaylarında her zaman ciddi bir kaygı oluşturur. Gebelik zaten başlı başına hassas bir süreçtir ve yanlış ya da eksik bilgiler bu dönemi gereksiz yere daha zor hale getirebilir. Burada önemli bir denge var. Sadece endişe nedeniyle tedaviden kaçınmak, bazen ilacın kendisinden daha fazla risk yaratabilir. Gebelikte ateşin kontrol altına alınmaması ya da şiddetli ağrının tedavi edilmemesi hem anne hem de bebek açısından olumsuz sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle “hiç kullanmamak daha güvenlidir” yaklaşımı her zaman doğru değildir. Bilimsel veriler endişeyi desteklemiyor Burada en önemli soru şu: Bilimsel veriler bu iddiaları destekliyor mu? The Lancet Obstetrics, Gynaecology & Women’s Health dergisinde yayımlanan geniş kapsamlı bir analiz, bu konuyu detaylı şekilde ele aldı. Çok sayıda çalışmanın birlikte değerlendirildiği bu araştırmada, gebelikte parasetamol kullanımının çocuklarda otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) veya zihinsel gelişim sorunlarıyla anlamlı bir ilişkisi gösterilmedi. Bu sonuçlar, mevcut tıbbi kılavuzlarla da uyumlu. Parasetamol, gebelikte ateş ve ağrı tedavisinde güvenli kabul edilen ve sıklıkla ilk tercih edilen ilaçlardan biri olmaya devam etmektedir. Her gebelik özeldir kararı doktorunuzla verin Her anne adayının sağlık durumu farklıdır. Bu yüzden ilaç kullanımıyla ilgili kararlar genel bilgilerle değil, kişiye özel değerlendirmelerle verilmelidir. Bir ilacı kullanıp kullanmama kararını sosyal medyaya göre değil, sizi takip eden hekiminizle birlikte verin. Çünkü doğru karar, risk ve faydanın birlikte değerlendirilmesiyle ortaya çıkar. Stres ve kaygı da sağlığı etkiler Gebelik yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda duygusal olarak da hassas bir dönemdir. Artan stres ve kaygının, hem anne hem de bebek üzerinde olumsuz etkileri olduğu bilimsel olarak biliniyor. Yanlış bilgilerle oluşan gereksiz korkular, anne adaylarının ihtiyaç duydukları tedaviden uzaklaşmasına neden olabilir. Otizmin tek bir nedeni yok Otizm spektrum bozukluğu, tek bir nedene bağlı gelişen bir durum değildir. Genetik ve çevresel birçok faktörün birlikte rol oynadığı karmaşık bir süreçtir ve hala araştırılmaktadır. Bu nedenle tek bir ilacı sorumlu göstermek bilimsel gerçeklerle örtüşmez. Gebelikte karşılaştığınız her sağlık durumunda en doğru yaklaşım; güvenilir bilgiye dayanmak ve hekiminizle birlikte hareket etmektir. Doğru bilgi sizi gereksiz kaygıdan korur; doğru tedavi ise hem sizi hem bebeğinizi korur. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TAB İlaç, 15’inci Yılında Yeni Nesil Vitamin Markası TABVITAMINS’i Tanıttı Haber

TAB İlaç, 15’inci Yılında Yeni Nesil Vitamin Markası TABVITAMINS’i Tanıttı

Günlük yaşamın hızına uyum sağlayan ürünlerden oluşan seri, bireylerin daha dengeli ve iyi hissetmelerine katkı sağlamayı hedefliyor. 13 bin metrekarelik üretim tesisi ve yaklaşık 350 çalışanıyla faaliyetlerini sürdüren TAB İlaç, 15 yıllık üretim deneyimini yeni ürün grubuna taşıyor. Patentli ve yüksek kaliteli ham maddelerle geliştirilen TABVITAMINS ürünleri, şirketin ileri teknolojiyle donatılmış üretim altyapısında, el değmeden üretim ve paketleme süreçlerinden geçerek tüketiciyle buluşuyor. Etkinlikte konuşan TAB İlaç Genel Müdürü Aytekin Pahsa, iyi yaşamı destekleyen çözümler geliştirirken insanı yalnızca fiziksel değil, bütünsel olarak ele aldıklarını belirterek şunları söyledi: “Sağlık Bakanlığı ve uluslararası otoritelerin standartlarına göre tasarlanmış, son teknolojiyle donatılmış üretim altyapımız ile 15’inci yılımıza ulaştık. Patentli ve yüksek kaliteli ham maddelerle geliştirilen güvenli ürünlere yatırım yapmayı sürdüreceğiz. Bu yolda yürüyecek çok yolumuz, hevesimiz ve azmimiz var.” TABVITAMINS ile modern yaşamın temposuna uyum sağlayan ve farklı ihtiyaçlara yönelik çözümler sunmayı hedeflediklerini belirten TAB İlaç Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Elif Pahsa, “200’den fazla üründen oluşan portföyümüzü 15. yılımızda daha da genişletiyoruz. Yakın zamanda portföyümüze katılacak yeni ürünlerle takviye edici gıda sektöründeki konumumuzu güçlendirmeyi sürdüreceğiz.” dedi. İyi Yaşamın Farklı Boyutları Ele Alındı Lansman kapsamında düzenlenen oturumlarda sağlıklı ve dengeli yaşamın temel dinamikleri konuşuldu. Alanında uzman isimlerin katıldığı panellerde, sağlıklı yaşam alışkanlıkları, uzun ve kaliteli yaşamın temel unsurları ile ruhsal ve fiziksel denge arasındaki ilişki değerlendirildi. Bilimsel veriler ışığında gerçekleştirilen paylaşımlar, katılımcılara günlük yaşama kolayca adapte edilebilecek öneriler sunarken iyi yaşamın sürdürülebilirliği konusunda da ilham verdi. Etkinlik, söyleşi ve sahne performanslarıyla tamamlandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.