Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bilişsel Esneklik

Kapsül Haber Ajansı - Bilişsel Esneklik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bilişsel Esneklik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İletişim Mezunlarının Çalışma Alanları Genişliyor! Haber

İletişim Mezunlarının Çalışma Alanları Genişliyor!

Gelecekte iletişim mezunlarının yalnızca içerik üreten değil; yapay zekâyı yöneten, veriyi hikâyeye dönüştüren, dezenformasyonu tespit eden ve dijital güveni yöneten profesyoneller olarak öne çıkacağını belirten Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Geleceğin iletişim mezunları algoritmaları yöneten, yapay zekâyı anlamlandıran ve dijital güven inşa eden profesyoneller olacak. Meslekler değişiyor ama iyi iletişim kurabilme becerisi her zamankinden daha değerli hâle geliyor.” dedi. Yapay zekâ içerik stratejistliği, dijital itibar yöneticiliği, dezenformasyon analistliği, veri hikâyeleştiriciliği ve insan-yapay zekâ etkileşimi tasarımcılığı gibi yeni çalışma alanlarına dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, “Öğrencilerimizi teknolojiden korkan değil, teknolojiyi yöneten ve ona entelektüel derinlik katan profesyoneller olarak yetiştiriyoruz.” diye konuştu. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, yapay zekâ çağında iletişim sektörünün değişen istihdam yapısını, geleceğin iletişim mesleklerini ve öğrencilerin yeni çalışma hayatına hangi yetkinliklerle hazırlanması gerektiğini değerlendirdi. İletişim mezunlarının çalışma alanları genişliyor Teknolojik gelişmelerin iletişime duyulan ihtiyacı azaltmak yerine artırdığına işaret eden Prof. Dr. Gül Esra Atalay, dijitalleşmeyle birlikte iletişim profesyonellerinin rolünün de değiştiğini söyledi. “Bugün tam anlamıyla bir iletişim çağında yaşıyoruz.” Diyen Prof. Dr. Atalay, “İletişim elbette her zaman önemliydi ancak bugün akıllı telefonlar, sosyal ağlar ve dijital platformlar sayesinde herkesin her an ulaşılabilir olduğu hiper bağlantılı bir dünyadayız. Teknoloji iletişim kurmayı kolaylaştırırken anlam yaratmayı, güven oluşturmayı ve ortak bir zeminde buluşmayı zorlaştırıyor. Bu nedenle iletişim becerileri konusunda eğitimli olmak profesyonel yaşamda giderek daha büyük bir fark yaratıyor.” dedi. İletişimcinin işi içerik üretmekten ibaret olmayacak Yapay zekânın özellikle rutin içerik üretim süreçlerini hızla otomatikleştirdiğini ifade eden Atalay, bunun iletişim mesleklerinin ortadan kalkacağı anlamına gelmediğini, aksine iletişimcinin rolünün daha stratejik bir noktaya taşınacağını vurguladı. Prof. Dr. Atalay, “Eskiden iyi bir reklam fikri bulmak, o fikri görsele dökmek ve metnini yazmak günler, hatta haftalar alabiliyordu. Bugün yapay zekâ araçlarına doğru komutlar verdiğinizde saniyeler içinde çok sayıda alternatif elde edebiliyorsunuz. Ancak o alternatiflerden hangisinin insanın kalbine dokunacağını, hangisinin toplumsal bir karşılığı olduğunu veya hangisinin insanı gerçekten güldüreceğini algoritmalar tek başına belirleyemiyor. Yapay zekâ insan davranışını analiz edebilir ama insan gibi hissedemez.” diye konuştu. Bu nedenle gelecekte iletişim mezunlarının değerini yalnızca “üretme” becerisinin değil; seçme, doğrulama, anlamlandırma, yorumlama ve strateji geliştirme yetkinliklerinin belirleyeceğini kaydeden Prof. Dr. Atalay, insan yaratıcılığı ile yapay zekâ yeteneklerini birlikte kullanabilen profesyonellerin iş dünyasında avantaj sağlayacağını dile getirdi. Gazeteci yazandan çok doğrulayan ve anlamlandıran kişi olacak Gazeteciliğin yapay zekâdan en fazla etkilenen alanlardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Atalay, rutin haberlerin otomatik olarak üretilebildiği bir dönemde gazetecinin mesleki değerinin araştırmacılık, doğrulama ve yorumlama kapasitesinde yoğunlaşacağını söyledi. Prof. Dr. Atalay, “Haber yazan gazeteciden doğrulayan ve anlamlandıran gazeteciye doğru bir dönüşüm gerçekleşiyor. Rutin ajans haberlerini artık yapay zekâ yazabiliyor. Gazetecinin yeni rolü dezenformasyonu filtrelemek, derinlemesine araştırma yapmak, veri gazeteciliği yapmak ve ham verinin arkasındaki insan hikâyesini yakalamak olacak.” ifadelerini kullandı. Reklamcının yeni işi yapay zekâyı yaratıcı stratejiyle yönetmek Reklamcılıkta da benzer bir dönüşüm yaşandığını ifade eden Atalay, yapay zekânın saniyeler içinde çok sayıda reklam metni, görseli ve kampanya alternatifi üretebildiğine dikkat çekti. “Reklamcının işi artık yalnızca sıfırdan üretmek olmayacak.” diyen Atalay, “Yapay zekânın oluşturduğu alternatifler arasından markanın ruhuna, hedef kitlenin psikolojisine ve toplumsal bağlama en uygun olanı seçmek; doğru promptları oluşturmak ve yaratıcı stratejiyi kurmak daha önemli hâle gelecek.” dedi. Halkla ilişkilerde yeni istihdam alanı; dijital güven Deepfake, dezenformasyon ve yapay zekâ destekli manipülasyonların yaygınlaşmasının halkla ilişkiler ve kurumsal iletişim alanında da yeni uzmanlıklara ihtiyaç doğurduğunu kaydeden Prof. Dr. Atalay, geleceğin en önemli iletişim alanlarından birinin dijital güven ve itibar yönetimi olacağını söyledi. Atalay, “Bülten dağıtımı ve medya takibi gibi geleneksel görevler giderek otomatikleşirken, bilişsel kriz yönetimi ve güven mimarlığı daha fazla önem kazanıyor. Deepfake ve manipülasyonun bu kadar kolaylaştığı bir çağda PR profesyonelleri yapay zekâ hızında yayılan itibar krizlerini yönetmek ve toplumla kurumlar arasında sahici bağlar kurmak zorunda.” şeklinde konuştu. Deepfake çağının iletişimcisi doğrulama uzmanı da olacak Geleceğin iletişim profesyonellerinin veri ve algoritma okuryazarlığına sahip olması gerektiğini vurgulayan Atalay, deepfake ve dezenformasyonla mücadele becerilerinin istihdam açısından giderek daha önemli hâle geleceğini belirtti. İletişim öğrencileri yapay zekâyla birlikte çalışmayı öğreniyor Bu dönüşüm nedeniyle iletişim eğitiminin de yeniden tasarlanması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesinde yapay zekâyı iletişim eğitiminin farklı alanlarına entegre ettiklerini söyledi. “Öğrencilerimize her şeyden önce ‘Yapay zekâ iletişimcinin rakibi değil, onun akıllı asistanıdır.’ diyoruz.” ifadesini kullanan Atalay, şöyle devam etti: “İyi bir iletişimci olmak artık yalnızca güçlü yazma becerisine veya iyi bir görsel bakış açısına sahip olmakla sınırlı değil. Bunlara bilişsel esneklik ve yapay zekâyla doğru iletişim kurabilme becerisi de eklendi. Öğrenci yalnızca teoriyi öğrenmiyor; uygulamalı derslerde bir yapay zekâ modeline nasıl doğru komut vereceğini, çıkan sonucu nasıl değerlendireceğini ve filtreleyeceğini deneyimliyor. Yapay zekânın ürettiği bilginin doğruluğunu teyit etmek, bilişsel önyargıları fark etmek ve algoritmik manipülasyonları deşifre etmek eğitimimizin merkezinde. Sahicilik ve etik ise ana omurgamızı oluşturuyor.” Her bölümde yapay zekâ odaklı zorunlu dersler bulunuyor Fakültenin farklı bölümlerinde öğrencilerin kendi meslek alanlarıyla yapay zekâyı buluşturan zorunlu dersler aldığını belirten Prof. Dr. Atalay, “Çizgi Film ve Animasyon bölümümüzde Yapay Zekâ Destekli Konsept Geliştirme, Görsel İletişim Tasarımı bölümümüzde Görsel İletişim Tasarımında Üretken Yapay Zekâ, Gazetecilik bölümümüzde Gazetecilikte Yapay Zekâ, Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümümüzde Halkla İlişkiler ve Yapay Zekâ Uygulamaları, Radyo Televizyon ve Sinema bölümümüzde Yapay Zekâ Destekli Film Yapım ve Yönetimi, Reklamcılık bölümümüzde Dijital Reklamcılık ve Yapay Zekâ Uygulamaları, Yeni Medya ve İletişim bölümümüzde ise Yapay Zekâ derslerimiz zorunlu. Ayrıca seçmeli ders havuzumuzda da yapay zekâ temelli dersler bulunuyor.” dedi. 2-4 yıl sonra iletişim mezunlarını nasıl bir istihdam tablosu bekliyor? İletişim alanında önümüzdeki birkaç yıl içinde özellikle dijital içerik, veri, yapay zekâ, doğrulama, itibar ve kriz yönetiminin kesiştiği işlerin daha görünür hâle geleceğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, mezunların medya kuruluşlarından reklam ajanslarına, kurumsal iletişim departmanlarından dijital platformlara, yapım şirketlerinden sosyal medya ve içerik ajanslarına kadar geniş bir alanda çalışabileceğine dikkat çekti. İletişim mezunlarının klasik mesleklerin yanı sıra teknolojiyle birlikte doğan yeni uzmanlık alanlarına da yönelebileceğini kaydeden Atalay, “Önümüzdeki 10-15 yılda en hızlı büyümesi beklenen alanların önemli bir kısmı teknik bilgi ile iletişim becerisini birlikte gerektirecek.” dedi. Yeni meslekler iletişim mezunlarını bekliyor Yapay zekânın iletişim fakültesi mezunlarının önüne yepyeni kariyer seçenekleri çıkaracağını dile getiren Atalay, geleceğin çalışma alanlarını şöyle sıraladı: “Yapay zekâ içerik stratejistliği, dijital itibar yöneticiliği, dezenformasyon analistliği, veri hikâyeleştiriciliği, insan-yapay zekâ etkileşimi tasarımcılığı, dijital doğrulama uzmanlığı, yapay zekâ destekli yaratıcı strateji, algoritmik içerik yönetimi ve dijital kriz iletişimi.” “Geleceğin iletişim mezunları algoritmaları yönetecek” İletişim alanını tercih edecek gençlerin yapay zekâ nedeniyle mesleklerin ortadan kalkacağı düşüncesiyle hareket etmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Gül Esra Atalay, sözlerini şöyle tamamladı: “Geleceğin iletişim mezunları algoritmaları yöneten, yapay zekâyı anlamlandıran ve dijital güven inşa eden profesyoneller olacak. Meslekler değişiyor ama iyi iletişim kurabilme becerisi her zamankinden daha değerli hâle geliyor. Yapay zekâyı doğru ve dozunda kullanabilen, eleştirel düşünebilen, insan psikolojisini anlayan, etik sınırları gözeten ve özgün fikir üretebilen iletişimciler iş dünyasında öne çıkacak. Aklını ve yaratıcılığını tamamen yapay zekâya devredenler değil, yapay zekâyı kendi yaratıcılığını güçlendiren bir araç olarak kullananlar geleceğin iletişim dünyasında yerlerini alacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hayal Panosu ve Manifest Etmek Bilimsel mi, Efsane mi? Haber

Hayal Panosu ve Manifest Etmek Bilimsel mi, Efsane mi?

Hayal panolarının hedefleri görselleştirerek davranışları harekete geçirebildiğini aktaran Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Araştırmalar, hedeflerini görselleştiren kişilerin motivasyonunda ve hedefe götüren davranışlarında artış olduğunu gösteriyor.” dedi. Ancak bu yöntemlerin tek başına mucizevi sonuçlar doğurmadığını vurgulayan Aytop, hayal panosu ve manifest çalışmalarının, gerçekçi hedefler ve somut adımlarla desteklendiğinde işlevsel olabileceği, aksi durumda ise beklenti ve hayal kırıklığının artabileceği uyarısında bulundu. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, vision board (hayal panosu) ve manifest uygulamalarının psikolojik etkileri, faydaları ve sınırları hakkında bilimsel bir bakış açısıyla değerlendirmelerde bulundu. Hayal panosu hedefleri görselleştirmeyi sağlıyor! Son günlerde özellikle sosyal medyada ‘vision board’ yani hayal panosu ritüeli ile sıkça karşılaşıldığını aktaran Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Hayal panosu özellikle yılın son aylarında hazırlanıyor. Kişi, yeni yılda gerçekleşmesini istediği dilek, beklenti ve hedeflerini temsil eden çeşitli görselleri, sembolleri ve motive edici sözleri kullanarak bir pano oluşturuyor.” dedi. Hayal panolarının zihni ve motivasyonu nasıl etkilediğine değinen Aytop, “Bu panolar hedefleri sadece düşünmekle kalmayıp, onları görselleştirmemizi sağlıyor. Araştırmalar, hedeflerini görselleştiren kişilerin motivasyonunda ve hedefe götüren davranışlarında artış olduğunu gösteriyor.” şeklinde konuştu. Hayal panosunu sık görmek, hedeflere yönelik davranışı motive edebilir! Görselleştirmenin, beynin motor korteksinde gerçek davranışa benzer bir aktivasyon yaratabileceğini dile getiren Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Panoyu sık sık görmek, beynimizi bu hedeflere ‘hazır hâle’ getirebilir ve bizi adım atmaya motive ederek hedeflerimizle daha uyumlu davranışlar sergilememize yardımcı olabilir.” dedi. Buna ek olarak, hayal panolarının pozitif duyguların deneyimlenmesine, geleceğe umutla bakabilmeye ve hedeflere ulaşmada yeterlilik inançlarının güçlenmesine katkıda bulunabileceğini ifade eden Aytop, “Ayrıca, bu aktivite tek başına ya da sevdiklerinizle birlikte yapılabilecek, yeni yıl öncesi keyifli ve yaratıcı bir etkinlik olarak da düşünülebilir.” açıklamasını yaptı. Manifestin tek başına mucizevi bir uygulama olduğu iddia edilemez! ‘Manifest’ kavramının, kişinin ulaşmak istediği hedefleri ya da hayatında görmek istediği değişimleri zihinsel ve duygusal olarak desteklemeyi amaçlayan bir uygulama olarak tanımlandığını kaydeden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu yaklaşımda, kişinin düşüncelerini ve dikkatini belirli bir hedefe yöneltmesinin, o hedefe ulaşma sürecini destekleyebileceği düşünülmektedir.” dedi. Manifest etmenin gerçekten etkili mi, yoksa kişinin etkili olduğuna tam inanç göstermesiyle ortaya çıkan bir plasebo etkisi mi olduğu konusunda değerlendirme yapan Aytop, şunları söyledi: “Zamanla kişi, farkında olarak ya da olmadan davranışlarını, tutumlarını ve kararlarını manifestlediği hedeflerle uyumlu hâle getirebilir. Bu açıdan manifest, kişinin bilişsel ve duygusal kaynaklarını belirlediği hedefe odaklaması yoluyla, kararlı ve motive bir şekilde o yolda ilerlemesini destekleyen bir araç olarak düşünülebilir. Ancak tek başına mucizevi bir uygulama olduğu iddia edilemez. Bir hayalin ya da hedefin aksiyon almadan gerçekleşmesi gerçekçi değildir. Kişi manifestlediği şeyi bir hedef olarak ele alıp onu gerçekçi bir zemine oturtur, somut ve ulaşılabilir parçalara ayırır; zamanını, enerjisini, dikkatini ve özverisini bu yola verir; engellerle karşılaştığında sebatkâr bir tutumla ilerlemeye devam ederse hedeflenen şey daha ulaşılabilir hâle gelebilir. Çünkü bu durumda manifest, yalnızca zihinsel bir çaba olmaktan çıkar ve fiziksel bir boyut kazanır.” Yalnızca olumlu düşünmeye çalışmak sağlıklı değil! İnsanın olumlu düşünebilmesinin çok değerli bir yetenek olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu yetenek öğrenilebilir, geliştirilebilir bir kapasitedir. Olumlu düşünen kişinin kendisiyle, başkalarıyla ve dünyayla daha pozitif bir ilişkisi olur. İçsel ve dışsal kaynaklarını, güçlü yanlarını daha verimli şekilde amaçları ve hedefleri doğrultusunda kullanabilir. Geleceğe umutla bakabilir ve zorlukların üstesinden daha kararlı bir şekilde gelebilir. Hem kendi hayatında hem de çevresinde pozitif dokunuşlarda bulunabilir.” dedi. Ancak hayatın içinde zorlu deneyimler, düşünceler ve duygular da olduğunun unutulmaması gerektiğine işaret eden Aytop, “Kişinin yaşadığı olumsuzlukları görmezden gelmesi, onları yok sayarak yalnızca olumlu düşünmeye çalışması sağlıklı bir yaklaşım değildir. Çünkü bastırılan ya da görmezden gelinen duygular zamanla büyüyerek kişiyi içten içe yıpratır; bireyin hem kendisiyle hem de ilişkileriyle olan bağlarına zarar verebilir. Bu noktada kişinin yaşananlara dair farkındalık geliştirmesi, olan biteni kabul etmesi, deneyimlerinden ders çıkararak onları dönüştürmesi son derece önemlidir. Hayatımızdaki zorlu olayların, onlara yüklediğimiz anlamların ve bu anlamlarla ortaya çıkan zorlayıcı duyguların, yapılması gereken değişiklikler konusunda bizi motive ettiğini ve güç verdiğini unutmamak gerekir. Düşüncelerimize denge ve esneklik kazandırmak, onlara eşlik eden duygularımızı fark edebilmek; duygusal farkındalık ve duygusal regülasyon becerilerinin gelişmesi açısından büyük önem taşır.” ifadelerini kullandı. Vision board ve manifest çalışmaları, destekleyici bir motivasyon aracı! Hayatta kontrol sahibi olduğumuz, kontrolümüzün sınırlı olduğu ya da hiç olmadığı alanların varlığını hatırlatan Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Kişinin bu farkındalıkla yola çıkması, hayal ettiği ya da hedeflediği değişimleri gerçekleştirebilmesi açısından kritiktir.” dedi. Beklentilerin kontrol alanıyla uyumlu olmasının, kişinin içsel ve dışsal kaynaklarının farkında olması ve bunları etkin şekilde kullanabilmesinin, sebatkâr davranması, zaman ve emek harcaması, gerektiğinde bazı fedakârlıklar yapabilmesinin ve süreci denge içinde sürdürebilmesinin önemli olduğunun altını çizen Aytop, sözlerini söyle tamamladı: “Vision board ya da manifest çalışmalarını, destekleyici bir motivasyon aracı olarak görmek, onlara gereğinden fazla anlam ve beklenti yüklememek daha işlevsel bir yaklaşım sunar. Ancak gerekli farkındalık, duygusal düzenleme, davranışsal çaba ve bilişsel esneklik olmadığında; gerçekleşmesi mümkün olmayan hedeflere takıntılı biçimde odaklanıldığında; vision board ya da manifest çalışmaları zihinde sihirli bir araç gibi büyütüldüğünde ve kişi er ya da geç gerçeklerle yüzleştiğinde yoğun bir hayal kırıklığı yaşayabilir. Bu durum üzüntü, stres ve öfke gibi duyguların artmasına yol açabilir. Böyle bir süreçte kişi fiziksel, psikolojik ve sosyal sorunlar yaşayabilir ya da mevcut sorunların şiddeti artabilir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.