Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bipolar Bozukluk

Kapsül Haber Ajansı - Bipolar Bozukluk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bipolar Bozukluk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Psikiyatrik Hastalıklarda Oruç Kararı Hekimle Verilmeli! Haber

Psikiyatrik Hastalıklarda Oruç Kararı Hekimle Verilmeli!

Oruç kararının mutlaka bireysel klinik değerlendirme sonrası verilmesi gerektiğini aktaran Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, “Uzun süreli açlık, susuzluk, uyku düzenindeki değişiklikler ve ilaç saatlerinin kayması bazı hastalarda klinik tabloyu olumsuz etkileyebilir.” dedi. Özellikle bipolar bozukluk, majör depresyon, psikotik bozukluklar ve anksiyete hastalarında biyolojik ritmin bozulmasının tabloyu ağırlaştırabildiğini vurgulayan Dr. Hajiyeva, psikiyatrik ilaçların ani kesilmesinin ise mani, ağır depresyon, psikotik belirtiler ve intihar riskinde artış gibi ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, psikiyatrik rahatsızlığı olanların Ramazan’da oruç tutma kararını nasıl vermesi gerektiği ve ilaçlarının kullanımını nasıl planlaması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu. Oruç kararı hekim değerlendirmesiyle verilmeli! Ramazan ayının, birçok kişi için manevi açıdan son derece kıymetli bir dönem olduğunu ifade eden Dr. Günay Hajiyeva, “Ancak söz konusu sağlık olduğunda niyet tek başına yeterli değildir. Bu nedenle Ramazan’da oruç tutma kararı bireysel, dikkatli ve mutlaka hekim değerlendirmesiyle verilmelidir.” dedi. Tıbbi açıdan riskli durumlarda kişinin kendini korumasının hem dini hem de insani açıdan en doğru yaklaşım olduğunu aktaran Dr. Hajiyeva, “Psikiyatrik rahatsızlığı olanların oruç tutup tutamayacağı konusunda doğru bir yanıt yok. Her hasta kendi klinik durumu, hastalığın şiddeti, kullanılan ilaçlar ve son dönem seyri açısından ayrı ayrı değerlendirilmeli. Uzun süreli açlık, susuzluk, uyku düzenindeki değişiklikler ve ilaç saatlerinin kayması bazı hastalarda klinik tabloyu olumsuz etkileyebilir.” şeklinde konuştu. Oruç, bazı psikiyatrik hastalarda alevlenme riskini artırabilir! Özellikle bazı durumlarda daha dikkatli olunması gerektiğine vurgu yapan Dr. Günay Hajiyeva, “Hastalık aktif dönemdeyse, son 6 ay içinde atak geçirilmişse, ilaç dozları yeni ayarlanmışsa, özellikle son bir yılda hastaneye yatış öyküsü varsa, intihar ve başkalarına zarar verme riski mevcutsa, oruç tutmak hastalığın alevlenme riskini artırabilir.” dedi. Bazı psikiyatrik hastalıklarda düzenli biyolojik ritmin hayati önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Hajiyeva, şunları söyledi: “Beyin ritmi sever; sirkadiyen düzen sık değiştiğinde ise bu biyolojik istikrarsızlık klinik tabloya yansıyabilir. Uyku düzenindeki bozulma ve biyolojik ritmin kayması bipolar bozukluktaki mani ya da depresyon atağını tetikleyebilir. Özellikle geçmişte mevsimsel atak öyküsü olan hastalarda dikkatli olunmalıdır. Majör depresyonda uzun süren açlık, enerji düşüklüğü ve kan şekeri dalgalanmaları bazı hastalarda çökkünlüğü artırabilir. Zaten düşük seyreden bir enerji düzeyine fizyolojik stres eklemek tabloyu ağırlaştırabilir. Psikotik bozukluklarda tedaviye uyumun bozulması veya ilaç saatlerinin kayması belirtilerin tekrar ortaya çıkmasına neden olabilir. Anksiyete bozuklukları ve panik bozukluklarda açlık ve susuzluğa bağlı çarpıntı, titreme gibi bedensel belirtiler anksiyete belirtilerini artırabilir. Beden alarm verdiğinde, zihin bunu genellikle ‘tehlike var’ şeklinde yorumlar. Yeme bozukluklarında oruç süreci, bazı hastalarda yeme davranışı üzerindeki kontrolü olumsuz etkileyebilir.” Oruç tutarken ilaç kesilmemeli ve doz düzeni hekim kontrolünde planlanmalı! Oruç tutarken en kritik konunun, ilacın kesilmemesi ve doz düzeninin hekim kontrolünde planlanması olduğunu kaydeden Dr. Günay Hajiyeva, “İlacın farmakokinetik özellikleri (yarı ömrü, etki süresi, kan düzeyi dengesi) dikkate alınmadan yapılan değişiklikler tedavi etkinliğini azaltabilir.” dedi. Birçok psikiyatrik ilacın günde bir veya iki doz şeklinde kullanıldığını hatırlatan Dr. Hajiyeva, “Günde tek doz kullanılan ilaçlar, uygun görülürse iftar sonrasına kaydırılabilir. Ancak günde üç doz kullanılan, kısa yarı ömürlü veya kan düzeyi izlem gerektiren ilaçlar ise bireysel ve ayrıntılı bir klinik değerlendirme yapılmadan düzenlenmemeli. Örneğin lityum kullanan hastalarda dehidrate kalmak kan düzeyini yükselterek toksisite riskini artırabilir. Benzer şekilde bazı antipsikotikler tansiyon düşüklüğüne yol açabilir; uzun süreli açlık bu etkiyi artırabilir.” uyarısında bulundu. Psikiyatrik ilaçlar ‘iyileşince bırakılan’ ilaçlar değil! Psikiyatrik ilaçların ‘iyileşince bırakılan’ ilaçlar olmadığının altını çizen Dr. Günay Hajiyeva, “Çoğu zaman belirli bir süre stabil iyilik hali sağlandıktan sonra, yine hekim kontrolünde ve kademeli azaltılarak kesilir.” dedi. Ani ilaç kesilmesinin doğurabileceği risklere işaret eden Dr. Hajiyeva, sözlerini şöyle tamamladı: “Hastalığın alevlenmesi, mani veya ağır depresyon atağı, psikotik belirtilerin geri dönmesi, intihar riskinde artış ve yoksunluk sendromu gibi durumlar görülebilir. Klinik pratiğimizde Ramazan ayında ‘oruç tutabilmek için’ ilacını aniden bırakan ve birkaç hafta içinde ağır atakla başvuran hastalarla karşılaşabiliyoruz. Bu durum hem hasta hem ailesi için ciddi bir yüktür.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bipolar bozukluğun gizli belirtileri! Haber

Bipolar bozukluğun gizli belirtileri!

Psikiyatrist Uzm. Dr. Ferah Vedi, 30 Nisan Bipolar Günü kapsamında, bu hastalığa dair farkındalığın artırılması gerektiğine dikkat çekiyor. Toplumun bilinçlendirmek için ise önemli bir fırsat sunuyor. Bipolar bozukluk nedir? Bipolar bozukluk, kişinin aşırı neşeli, enerjik olduğu manik dönemler ile derin üzüntü ve isteksizlik içeren depresif dönemler arasında gidip geldiği kronik bir ruh sağlığı hastalığıdır. Bu iniş çıkışlar, kişinin sosyal hayatını, iş performansını ve hatta fiziksel sağlığını ciddi şekilde etkileyebilir. Ataklar arasında bireyler tamamen sağlıklı görünebilirken, hastalık aniden yeniden ortaya çıkabilir. Kimi zaman bireyler aşırı enerjik, taşkın ve kendine güveni yüksek hissettikleri manik ataklar yaşarken, kimi zaman da derin bir çökkünlük ve isteksizlikle kendini gösteren depresif dönemler ile karşı karşıya kalırlar. Psikiyatrist Uzm. Dr. Ferah Vedi, bipolar bozukluğun bireyin günlük yaşantısını, iş hayatını ve sosyal ilişkilerini doğrudan etkilediğini belirterek, bu hastalığın yönetilebilir olduğunu ancak doğru tedavi yöntemleriyle mümkün kıldığını vurguluyor. Bipolar bozukluğun belirtileri nelerdir? Bipolar bozukluk iki temel dönemden oluşur: manik ve depresif ataklar. Manik ataklar sırasında bireylerde olağandışı enerji artışı, aşırı konuşkanlık, düşünce hızlanması, uyku ihtiyacında azalma, riskli davranışlara yönelme ve abartılı özgüven gözlemlenebilir. Depresif ataklarda ise yorgunluk, enerji kaybı, karamsarlık, umutsuzluk, intihar düşünceleri, uyku ve iştah düzensizlikleri gibi belirtiler ortaya çıkar. Depresyon, her yaş ve sosyoekonomik düzeyden insanda görülebilir. Herhangi bir altı aylık zaman diliminde yaygınlığı yüzde 4 dolayındadır. Yaşam boyu yaygınlık oranı yüzde 15-25 oranındadır. Kadınlarda iki kat daha sık görülür. Yaşam kalitesini düşürür, hastanın ailesi ve çevresi ile olan ilişkileri bozulur, iş veriminde azalma, iş günü kaybı olur. Aynı zamanda tıbbi masraflar artar; aile ve toplumun maddi yükünü arttırır ve bakmak zorunda olanlara maddi/manevi yük getirir.  Uzm. Dr. Ferah Vedi, manik ve depresif dönemlerin kişiden kişiye farklı seyredebildiğini ve bu dalgalanmaların hem bireyin hem de yakın çevresinin hayatını derinden etkilediğini belirtiyor. Bipolar bozukluğun sebepleri ve tedavi süreci Bipolar bozukluğun kesin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, genetik faktörlerin ve beyindeki kimyasal dengenin bozulmasının hastalığın oluşumunda önemli rol oynadığı düşünülüyor. Aile öyküsünde bipolar bozukluk bulunan bireylerde hastalığın ortaya çıkma olasılığı daha yüksek. Bununla birlikte, stres, travmatik yaşam olayları ve madde kullanımı da hastalığın tetikleyici unsurları arasında yer alıyor. Tedavi sürecinde ilaç kullanımı büyük önem taşıyor. Duygudurum dengeleyicileri, antidepresanlar ve antipsikotik ilaçlar, hastaların belirtilerini kontrol altına almak için kullanılıyor. Tedavinin iki temel aşaması bulunuyor: akut dönem tedavisi ve idame tedavisi. Akut tedavide, manik veya depresif belirtilerin hafifletilmesi amaçlanırken; idame tedavisinde ise hastalığın tekrar etmesini önlemek hedefleniyor. Bipolar bozukluğu yönetmenin en etkili yollarından biri de düzenli psikiyatrist kontrolü ve psikoterapi. Ayrıca, bireylerin stres yönetimi konusunda destek alması, düzenli uyku alışkanlığı kazanması ve sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemesi de hastalığın seyrini olumlu yönde etkileyebilir. Bipolar Bozukluğun Toplum Üzerindeki Etkisi Bu hastalık yalnızca bireyleri değil, aynı zamanda onların ailelerini ve sosyal çevrelerini de derinden etkiler. Kişinin iş hayatındaki verimliliği düşebilir, ilişkileri zarar görebilir ve ciddi mali sorunlarla karşılaşabilir. Ayrıca, toplumdaki damgalama ve önyargılar, bipolar bozukluğu olan bireylerin yardım almasını zorlaştıran faktörler arasında yer alıyor. Toplumda farkındalık şart! Bipolar bozukluk hakkında toplumda hala pek çok yanlış inanış mevcut. Güneşli Erdem Hastanesi’nde görev yapan Psikiyatrist Uzm. Dr. Ferah Vedi, bu hastalığın kişinin iradesine bağlı olmadığına ve tamamen biyolojik ve psikiyatrik temellere dayandığına dikkat çekiyor. Hastaların çevrelerinden anlayış ve destek görmelerinin tedavi sürecinde kritik bir rol oynadığını belirtiyor. 30 Nisan Bipolar Günü, toplumda bu konudaki farkındalığı artırmak için önemli bir fırsat sunuyor. Ruh sağlığı uzmanları, bireyleri ve yakınlarını bilgilendirerek, bipolar bozukluğu olan kişilerin yaşamlarını kolaylaştırmayı hedefliyor. Unutulmamalıdır ki, doğru bilgiye ulaşmak ve bilinçlenmek, bu hastalıkla mücadelede en büyük güçtür.

Bipolar bozuklukta doğru tanı ve düzenli tedavi önemli! Haber

Bipolar bozuklukta doğru tanı ve düzenli tedavi önemli!

Erkeklerde daha erken yaşlarda bipolar bozukluk görülme riski olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bipolar bozukluğun tedavisi için ilk olarak doğru teşhis koyulması önemli. Tanı koyulduktan sonra ataktaki kişinin tedavisi ve atağı geçmiş iyileşmiş kişilere yönelik tedaviler olarak süreç başlatılır.” dedi. Tedavide ilaç ve psikoterapinin temel yöntemler olduğunu ve bazı durumlarda hastane yatışı gerekebildiğini vurgulayan Zorbozan, tedavinin doktor kontrolünde düzenli sürdürülmesinin önemine dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, 30 Mart Bipolar Günü kapsamında bipolar bozukluğun belirtileri, teşhis süreci ve atak dönemlerine göre tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi. Erkeklerde bipolar bozukluk gelişme riski daha erken başlayabiliyor! Bipolar bozukluğun halk arasında ‘iki uçlu ruhsal bozukluk’ olarak bilindiğini dile getiren Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Kadınlarda 35’li yaşlardan erkeklerde ise 20’li yaşlardan sonra başlayabilir.” dedi. Bipolar bozukluğun depresif ve manik dönemler olarak ayrıldığını aktaran Zorbozan, “Depresif dönem kişinin normalden daha mutsuz, daha üzgün ve yetersiz hissettiği dönemdir. Manik dönem ise olduğundan daha mutlu, daha kendini yukarıda gördüğü dönemdir.” açıklamasını yaptı. Bipolar bozuklukta tedavi yaklaşımı atak dönemlerine göre belirleniyor! Bipolar bozukluğun tedavisi için ilk olarak doğru teşhis koyulmasının önemine vurgu yapan Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Birey çeşitli testlere tabii tutulmalı. Tanı koyulduktan sonra iki türlü tedavi yöntemi vardır. Bunlar ataktaki kişinin tedavisi bir diğeri ise atağı geçmiş iyileşmiş kişilere yönelik tedavilerdir.” dedi. Hastalara genelde ilaç ve psikoterapi uygulandığını ifade eden Zorbozan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Depresif dönemde intihar gibi düşünceleri olan hastaların, genellikle hastaneye yatmasını uygun görüyoruz. Bu tarz düşünceleri olan kişiler belli aralıklarla muayene edilmeli. Ataklar azaldıkça ilaçların dozu da düşürülür. Depresyon tedavisinde süreç bu şekilde ilerler. Manik epizod dönemde ise kişiler normalden daha mutlu, enerjik hisseder ve coşkulu olur. Ama bu durum her zaman olumlu sonuçlanmaz. Bu dönemde birçok sorunla karşı karşıya gelinebilir. Manik hastalara da genelde hastane yatışı önerilir. Günlük ilaç tedavileri ve psikoterapiler uygulanır. Hipomanik olan hastalarda ise genellikle hastane yatışına gerek duyulmaz.” Tedavinin düzeni ve doktor kontrolünde ilerlemesi önemli! Kişilerin atakları geçtikten sonra ilaçlarını ve doktor muayenelerini ihmal etmemeleri gerektiğinin altını çizen Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Tedavi kişiye özel olarak uygulanır. İyileştikten sonrada ilaçları kesmemek gerekir. Bu tür hastalıklarda zaman içinde ilaç kesme denemeleri yapılır. Bu süreçte aile ile iletişim halinde olunması gerekir.” uyarısını yaptı. Kişi, hastalık evresini geçerek iyileşmeye başlayıp eski haline döndüğünde, kişiye yaşadığı hastalığın iyi bir şekilde anlatılması ve ilaçları hakkında bilgi verilmesi gerektiğine dikkat çeken Zorbozan sözlerini şöyle tamamladı: “Önemli nokta tedavinin düzeni ve doktor kontrolünde ilerlemesidir. Belli bir süre sonra mevcut hastalıkta bir iyileşme olmuyorsa ilk yapılması gereken tanıyı gözden geçirmektir. Tanının doğru konulması, doğru ilacın kullanılması ve kişiye etkin bir doz verilmesine rağmen iyileşme görülmüyorsa ilaç değiştirilmeli veya güçlendirilmeli. Bunlara ek olarak psikoterapiler, sosyal destek ve kişinin kendini rehabilite etmesi gibi birtakım faktörler de değerlendirilmeli.”

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.