Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bipolar Bozukluk

Kapsül Haber Ajansı - Bipolar Bozukluk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bipolar Bozukluk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bipolar Bozukluk Son Yıllarda Artış Eğiliminde! Haber

Bipolar Bozukluk Son Yıllarda Artış Eğiliminde!

Hastalık genellikle anksiyete, madde kullanımı ve metabolik sorunlarla birlikte görüldüğünü ifade eden Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Bipolar bozukluğun toplumda görülme sıklığında son yıllarda bir artma eğilimi söz konusu. Bu artışta, antidepresan ve stimülan (uyarıcı) ilaçların kullanımının büyük bir rolü olduğu düşünülüyor.” dedi. Hastalığın ortaya çıkmasında genetik yükün oldukça etkili olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Kesebir, bozukluğun döngüsel ritimlere karşı da hassas olduğunu aktardı. Prof. Dr. Kesebir ayrıca, tedavinin akut dönem ve koruyucu dönem olarak ikiye ayrıldığını, koruyucu tedavide psikoeğitimin çok önemli olduğunu vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir, 30 Mart Dünya Bipolar Günü kapsamında bipolar bozukluğun belirtileri, eşlik eden rahatsızlıkları, döngüsel hassasiyetleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Bipolar bozukluk, depresyon ve mani dönemlerinden oluşuyor! Bipolar bozukluğun, yineleyen depresyon dönemleri ile bu durumun tam zıttı olan hipomani ve mani dönemlerinin birbirini izlediği iki uçlu bir tablo olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Depresyon sürecinde çökkün bir duygu durum, psikomotor aktivitede azalma; özsaygı, uyku, iştah ve cinsel istekte belirgin değişiklikler ile bilişsel işlevlerde gerileme görülür. Bu durumun bir adım ötesinde değersizlik ve yetersizlik hisleri, daha ileri aşamalarda ise suçluluk duygusu ve intihar düşünceleri tabloya eşlik edebilir.” dedi. Hipomanik veya manik dönemlerin depresyondan farkına değinen Prof. Dr. Kesebir, “Bu dönemler depresyonun tam zıttı özellikler taşır; özgüvende, enerjide ve psikomotor aktivitede ciddi bir artış yaşanır. Uyku ihtiyacının azalmasıyla birlikte seyreden bu ataklar, klasik bir bipolar bozukluk döngüsü içerisinde depresyon dönemlerini takip eder.” şeklinde konuştu. Bipolar bozukluk eş tanı açısından zengin bir hastalıktır! Bipolar bozukluğun toplumda görülme sıklığının yaklaşık yüzde 1 civarında olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Ancak son yıllarda bir artma eğilimi söz konusudur. Bu artışta, antidepresan ve stimülan (uyarıcı) ilaçların kullanımının büyük bir rolü olduğu düşünülmektedir.” dedi. Bu bozukluğa sıklıkla eşlik eden diğer rahatsızlıklardan bahseden Prof. Dr. Kesebir, şunları söyledi: “Bipolar bozukluk eş tanı açısından zengin bir hastalıktır; anksiyete (kaygı) bozuklukları, alkol ve madde kullanım bozuklukları sıklıkla beraber görülür. Son yıllarda daha sıklıkla gördüğümüz bir metabolik sendrom da eşlik ediyor. Başlangıçta ilaç yan etkisi gibi tanımlandıysa da bir eş tanı olarak ele alıyoruz. Glukoz metabolizması bozuklukları, kalp-damar-beyin hastalıkları ve kan yağlarında düzensizlik, ürik asit metabolizmasında düzensizlik ve bir takım kan parametrelerinde düzensizlikle karakterizedir.” Bipolar bozukluk döngüsel ritimlere karşı çok hassas! Hastalığın ortaya çıkmasında genetik yükün oldukça etkili olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Aile öyküsünde genellikle başka bireylerde de bu tanıya rastlanır.” dedi. Bozukluğun ayrıca döngüsel ritimlere karşı çok hassas olduğuna da işaret eden Prof. Dr. Kesebir, “Kendi içinde depresyon ve mani dönemlerinin bir seyri olmakla birlikte mevsim geçişleri, uyku düzenindeki bozulmalar, kadınlarda adet döngüsü değişiklikleri, menarş yaşı, menopoz yaşı, döngüsel ritimlerle ilişkili bir ve hatta iklim/coğrafya değişiklikleri klinik tabloyu doğrudan etkileyebilir.” açıklamasını yaptı. Akut dönemde farklı tedavi yöntemleri uygulanabiliyor! Bipolar bozukluk tedavisinin ikiye ayrılabileceğini aktaran Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Akut dönem (hastalık dönemi) tedavisi ve koruyucu tedavi. Çünkü bipolar hastalarımız hastalık dönemleri dışında sağlıklı bireyler ve pek çoğumuzdan daha yaratıcılar; dolayısıyla iyi bir tedaviyle hayatı işlevsel olarak kotarabiliyorlar.” dedi. Akut dönem tedavisinin hastalık belirtilerinin tedavisi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Kesebir, bu dönemde farmakolojik ajanlar, psikoterapi ve gerekirse somatik tedaviler olduğu; transkranial manyetik uyarı ya da elektrokonvulsif tedavi gibi seçeneklerin uygulanabildiği bilgisini paylaştı. Koruyucu tedavide psikoeğitim olmazsa olmaz! Koruyucu tedavinin ise hastalık dönemlerinin yinelemesini önlemeye yönelik olduğunu ve ömür boyu sürdüğünü vurgulayan Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Farmakolojik tedavide bugün halihazırda dünya çapında altın standart ilacımız lityumdur. Bir diğer koruyucu tedavide kullandığımız ilaç grubu ise antiepileptikler, antikonvülzanlar yani epilepsi ilaçlarıdır; bunlar da lityum kadar tarihsel bir geçmişe sahiptir.” dedi. Koruyucu tedavide psikoterapileri ‘olmazsa olmaz’ diye nitelendiren Prof. Dr. Kesebir, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu psikoterapilerin de başında aslında psikoeğitim geliyor. Psikoeğitim; hastaya hastalığı tanıtmak, hasta yakınlarına o akut hastalık döneminin geldiğini anlamamızı sağlayan ön belirtileri bildirmek ve bu belirtiler görüldüğü zaman ilk olarak ne yapacaklarını öğretmektir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Atipik Depresyonun Gizli İşareti: Reddedilme Hassasiyeti! Haber

Atipik Depresyonun Gizli İşareti: Reddedilme Hassasiyeti!

Enerji düşüklüğü, aşırı uyuma ve ‘kurşun ağırlığı’ hissinin günlük yaşamı zorlaştırabileceğine vurgu yapan Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Artmış iştah ve özellikle karbonhidrat isteği kilo değişimlerine ve beden algısı sorunlarına yol açabilir. Kişilerarası ilişkilerde ise reddedilmeye duyarlılık ön plandadır.” dedi. Kadınlarda daha sık görülen bu tablonun, ergenlik sonu ve erken yetişkinlik döneminde başladığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, ailesinde depresyon veya anksiyete öyküsü olanlarda riskin arttığını ve çevresel streslerin tabloyu etkilediğini aktardı. Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin ayrıca erken müdahalenin kronikleşme riskini azalttığı uyarısını yaptı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, atipik depresyonun belirtileri, risk faktörleri, günlük yaşama etkileri ve tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi. Atipik depresyon, duygudurumun olaylara tepkisel olmasıyla ayırt ediliyor! Atipik depresyonun, depresyonun belirli özgün belirtilerle seyreden bir alt tipi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin “Klasik (majör) depresyondan en önemli farkı, duygudurumun çevresel olaylara tepkisel olmasıdır.” dedi. Kişinin iç dünyasında yoğun bir çökkünlük yaşarken, dışarıdan zaman zaman enerjik ve iyi görünebileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “Olumlu bir gelişme karşısında kısa süreli bir iyilik hali oluşabilir; ancak bu düzelme kalıcı değildir ve yeniden depresif duygu durumuna dönülür. Bu tabloda sıklıkla aşırı uyuma, iştah artışı, kilo alma, kollar ve bacaklarda ‘kurşun ağırlığı’ olarak tarif edilen ağırlaşma hissi ve kişilerarası ilişkilerde reddedilmeye belirgin duyarlılık görülür.” açıklamasını yaptı. Depresyon tanısı alan bireylerin yaklaşık yüzde 15 ila 29’unda atipik özellikler görülebilir! ‘Atipik’ kelimesinin ‘tipik olmayan’ anlamına geldiğini ancak ismine rağmen nadir bir tablo olmadığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Depresyon tanısı alan bireylerin yaklaşık yüzde 15 ila 29’unda atipik özellikler görülebilir.” dedi. Halk arasında ‘kurşun ağırlığı’ ya da ‘kurşun paralizi’ olarak ifade edilen bu belirtinin, kişinin kollarında ve bacaklarında gerçek bir fiziksel ağırlık varmış gibi hissetmesi olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, şunları söyledi: “Bu durum yoğun yorgunluk ve harekete geçmede zorlanma yaratır. Hem biyolojik hem psikolojik boyutu vardır. Beyindeki serotonin, dopamin ve noradrenalin düzeylerindeki değişiklikler ile stres hormonu dengesizlikleri biyolojik zemini oluştururken; motivasyon kaybı, umutsuzluk ve isteksizlik de hareketi zorlaştıran psikolojik faktörlerdir. Bu belirti kişinin iradesizliği ya da ‘numara yapması’ olarak değerlendirilmemelidir.” Atipik depresyonda enerji düşüklüğü ve aşırı uyuma, günlük yaşamı zorlaştırıyor! Atipik depresyonda enerji düşüklüğü ve aşırı uyuma eğiliminin, işe ya da sorumluluklara başlamayı ve sürdürmeyi zorlaştırdığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Zamanla erteleme, kaçınma ve sosyal geri çekilme artabilir.” dedi. Artmış iştah ve özellikle karbonhidrat isteğinin kilo değişimlerine ve beden algısı sorunlarına yol açabileceğine de işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “Kişilerarası ilişkilerde ise reddedilmeye duyarlılık ön plandadır. Küçük bir eleştiri ya da ilgisizlik işareti yoğun değersizlik duygularını tetikleyebilir. Gün içinde duygusal iniş çıkışlar yaşanması da ilişkileri zorlaştırabilir.” şeklinde konuştu. Atipik depresyon kadınlarda daha sık görülüyor! Atipik depresyonun genellikle ergenlik sonu ve erken yetişkinlik döneminde başladığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, kadınlarda daha sık görüldüğünü söyledi. Ergenlerde tablonun çabuk sinirlenme, aileye karşı öfke, alınganlık ve anlaşılmadığını düşünme gibi belirtilerle daha belirgin hale gelebileceğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, reddedilmeye duyarlılığın bu yaş grubunda daha dramatik yaşanabileceğini ifade etti. Atipik depresyonun ortaya çıkışı birçok nedene bağlı! Atipik depresyonun ortaya çıkışının tek bir nedene bağlı olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, şöyle devam etti: “Ailesinde depresyon, bipolar bozukluk ya da anksiyete bozukluğu bulunan kişilerde risk artar. Beyin kimyasındaki değişiklikler ve stres hormonu dengesizlikleri etkili olabilir. Erken dönem ebeveyn ilişkileri, baş etme biçimleri ve güncel stres faktörleri tabloyu şekillendirebilir.” Atipik depresyon tedavisinde temel yaklaşım ilaç, psikoterapi ve yaşam tarzı düzenlemeleri! Atipik depresyon tedavisinde temel yaklaşımın ilaç tedavisi, psikoterapi ve yaşam tarzı düzenlemeleri olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “Ancak belirtilerin yapısı nedeniyle bazı farklılıklar olabilir.” dedi. Aşırı uyuma ve enerji düşüklüğünün ön planda olduğu durumlarda daha aktive edici özellikte antidepresanlar tercih edildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “Psikoterapide ise duygudurumun çevresel olaylara bağlı değişkenliği, ilişkilerde kırılganlık ve reddedilme duyarlılığı üzerinde özellikle durulur. Başvurular çoğunlukla, ilişki sorunları ve terk edilme korkusu, eleştiriye aşırı hassasiyet, özsaygı ve değersizlik duyguları, motivasyon eksikliği ve erteleme ile duygusal yeme davranışları şeklinde olur.” ifadelerini kullandı. Erken müdahale kronikleşme riskini azaltır! Atipik depresyon tedavi edilmediğinde yıllarca sürebilen, dalgalı ancak kalıcı bir seyir gösterebileceğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Erken müdahale kronikleşme riskini azaltır.” dedi. Hangi belirtiler ciddiye alınması gerektiği hakkında bilgi paylaşan Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, sözlerini şöyle tamamladı: “Küçük olaylara karşı aşırı duygusal yıkım, günde 10–12 saatten fazla uyuma ve yataktan çıkmakta zorlanma, belirgin iştah artışı ve kilo değişimi, reddedilmeye aşırı hassasiyet, iki haftadan uzun süren çökkünlük, işlevsellikte belirgin düşüş, sürekli değersizlik, umutsuzluk ya da yaşamın anlamsız olduğu düşünceleri günlük yaşamı ve ilişkileri belirgin biçimde etkiliyorsa bir psikiyatri uzmanına başvurmak önemlidir. Erken destek, iyileşme sürecini kolaylaştırır ve uzun vadeli riskleri azaltır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Psikiyatrik Hastalıklarda Oruç Kararı Hekimle Verilmeli! Haber

Psikiyatrik Hastalıklarda Oruç Kararı Hekimle Verilmeli!

Oruç kararının mutlaka bireysel klinik değerlendirme sonrası verilmesi gerektiğini aktaran Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, “Uzun süreli açlık, susuzluk, uyku düzenindeki değişiklikler ve ilaç saatlerinin kayması bazı hastalarda klinik tabloyu olumsuz etkileyebilir.” dedi. Özellikle bipolar bozukluk, majör depresyon, psikotik bozukluklar ve anksiyete hastalarında biyolojik ritmin bozulmasının tabloyu ağırlaştırabildiğini vurgulayan Dr. Hajiyeva, psikiyatrik ilaçların ani kesilmesinin ise mani, ağır depresyon, psikotik belirtiler ve intihar riskinde artış gibi ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, psikiyatrik rahatsızlığı olanların Ramazan’da oruç tutma kararını nasıl vermesi gerektiği ve ilaçlarının kullanımını nasıl planlaması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu. Oruç kararı hekim değerlendirmesiyle verilmeli! Ramazan ayının, birçok kişi için manevi açıdan son derece kıymetli bir dönem olduğunu ifade eden Dr. Günay Hajiyeva, “Ancak söz konusu sağlık olduğunda niyet tek başına yeterli değildir. Bu nedenle Ramazan’da oruç tutma kararı bireysel, dikkatli ve mutlaka hekim değerlendirmesiyle verilmelidir.” dedi. Tıbbi açıdan riskli durumlarda kişinin kendini korumasının hem dini hem de insani açıdan en doğru yaklaşım olduğunu aktaran Dr. Hajiyeva, “Psikiyatrik rahatsızlığı olanların oruç tutup tutamayacağı konusunda doğru bir yanıt yok. Her hasta kendi klinik durumu, hastalığın şiddeti, kullanılan ilaçlar ve son dönem seyri açısından ayrı ayrı değerlendirilmeli. Uzun süreli açlık, susuzluk, uyku düzenindeki değişiklikler ve ilaç saatlerinin kayması bazı hastalarda klinik tabloyu olumsuz etkileyebilir.” şeklinde konuştu. Oruç, bazı psikiyatrik hastalarda alevlenme riskini artırabilir! Özellikle bazı durumlarda daha dikkatli olunması gerektiğine vurgu yapan Dr. Günay Hajiyeva, “Hastalık aktif dönemdeyse, son 6 ay içinde atak geçirilmişse, ilaç dozları yeni ayarlanmışsa, özellikle son bir yılda hastaneye yatış öyküsü varsa, intihar ve başkalarına zarar verme riski mevcutsa, oruç tutmak hastalığın alevlenme riskini artırabilir.” dedi. Bazı psikiyatrik hastalıklarda düzenli biyolojik ritmin hayati önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Hajiyeva, şunları söyledi: “Beyin ritmi sever; sirkadiyen düzen sık değiştiğinde ise bu biyolojik istikrarsızlık klinik tabloya yansıyabilir. Uyku düzenindeki bozulma ve biyolojik ritmin kayması bipolar bozukluktaki mani ya da depresyon atağını tetikleyebilir. Özellikle geçmişte mevsimsel atak öyküsü olan hastalarda dikkatli olunmalıdır. Majör depresyonda uzun süren açlık, enerji düşüklüğü ve kan şekeri dalgalanmaları bazı hastalarda çökkünlüğü artırabilir. Zaten düşük seyreden bir enerji düzeyine fizyolojik stres eklemek tabloyu ağırlaştırabilir. Psikotik bozukluklarda tedaviye uyumun bozulması veya ilaç saatlerinin kayması belirtilerin tekrar ortaya çıkmasına neden olabilir. Anksiyete bozuklukları ve panik bozukluklarda açlık ve susuzluğa bağlı çarpıntı, titreme gibi bedensel belirtiler anksiyete belirtilerini artırabilir. Beden alarm verdiğinde, zihin bunu genellikle ‘tehlike var’ şeklinde yorumlar. Yeme bozukluklarında oruç süreci, bazı hastalarda yeme davranışı üzerindeki kontrolü olumsuz etkileyebilir.” Oruç tutarken ilaç kesilmemeli ve doz düzeni hekim kontrolünde planlanmalı! Oruç tutarken en kritik konunun, ilacın kesilmemesi ve doz düzeninin hekim kontrolünde planlanması olduğunu kaydeden Dr. Günay Hajiyeva, “İlacın farmakokinetik özellikleri (yarı ömrü, etki süresi, kan düzeyi dengesi) dikkate alınmadan yapılan değişiklikler tedavi etkinliğini azaltabilir.” dedi. Birçok psikiyatrik ilacın günde bir veya iki doz şeklinde kullanıldığını hatırlatan Dr. Hajiyeva, “Günde tek doz kullanılan ilaçlar, uygun görülürse iftar sonrasına kaydırılabilir. Ancak günde üç doz kullanılan, kısa yarı ömürlü veya kan düzeyi izlem gerektiren ilaçlar ise bireysel ve ayrıntılı bir klinik değerlendirme yapılmadan düzenlenmemeli. Örneğin lityum kullanan hastalarda dehidrate kalmak kan düzeyini yükselterek toksisite riskini artırabilir. Benzer şekilde bazı antipsikotikler tansiyon düşüklüğüne yol açabilir; uzun süreli açlık bu etkiyi artırabilir.” uyarısında bulundu. Psikiyatrik ilaçlar ‘iyileşince bırakılan’ ilaçlar değil! Psikiyatrik ilaçların ‘iyileşince bırakılan’ ilaçlar olmadığının altını çizen Dr. Günay Hajiyeva, “Çoğu zaman belirli bir süre stabil iyilik hali sağlandıktan sonra, yine hekim kontrolünde ve kademeli azaltılarak kesilir.” dedi. Ani ilaç kesilmesinin doğurabileceği risklere işaret eden Dr. Hajiyeva, sözlerini şöyle tamamladı: “Hastalığın alevlenmesi, mani veya ağır depresyon atağı, psikotik belirtilerin geri dönmesi, intihar riskinde artış ve yoksunluk sendromu gibi durumlar görülebilir. Klinik pratiğimizde Ramazan ayında ‘oruç tutabilmek için’ ilacını aniden bırakan ve birkaç hafta içinde ağır atakla başvuran hastalarla karşılaşabiliyoruz. Bu durum hem hasta hem ailesi için ciddi bir yüktür.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bipolar bozukluğun gizli belirtileri! Haber

Bipolar bozukluğun gizli belirtileri!

Psikiyatrist Uzm. Dr. Ferah Vedi, 30 Nisan Bipolar Günü kapsamında, bu hastalığa dair farkındalığın artırılması gerektiğine dikkat çekiyor. Toplumun bilinçlendirmek için ise önemli bir fırsat sunuyor. Bipolar bozukluk nedir? Bipolar bozukluk, kişinin aşırı neşeli, enerjik olduğu manik dönemler ile derin üzüntü ve isteksizlik içeren depresif dönemler arasında gidip geldiği kronik bir ruh sağlığı hastalığıdır. Bu iniş çıkışlar, kişinin sosyal hayatını, iş performansını ve hatta fiziksel sağlığını ciddi şekilde etkileyebilir. Ataklar arasında bireyler tamamen sağlıklı görünebilirken, hastalık aniden yeniden ortaya çıkabilir. Kimi zaman bireyler aşırı enerjik, taşkın ve kendine güveni yüksek hissettikleri manik ataklar yaşarken, kimi zaman da derin bir çökkünlük ve isteksizlikle kendini gösteren depresif dönemler ile karşı karşıya kalırlar. Psikiyatrist Uzm. Dr. Ferah Vedi, bipolar bozukluğun bireyin günlük yaşantısını, iş hayatını ve sosyal ilişkilerini doğrudan etkilediğini belirterek, bu hastalığın yönetilebilir olduğunu ancak doğru tedavi yöntemleriyle mümkün kıldığını vurguluyor. Bipolar bozukluğun belirtileri nelerdir? Bipolar bozukluk iki temel dönemden oluşur: manik ve depresif ataklar. Manik ataklar sırasında bireylerde olağandışı enerji artışı, aşırı konuşkanlık, düşünce hızlanması, uyku ihtiyacında azalma, riskli davranışlara yönelme ve abartılı özgüven gözlemlenebilir. Depresif ataklarda ise yorgunluk, enerji kaybı, karamsarlık, umutsuzluk, intihar düşünceleri, uyku ve iştah düzensizlikleri gibi belirtiler ortaya çıkar. Depresyon, her yaş ve sosyoekonomik düzeyden insanda görülebilir. Herhangi bir altı aylık zaman diliminde yaygınlığı yüzde 4 dolayındadır. Yaşam boyu yaygınlık oranı yüzde 15-25 oranındadır. Kadınlarda iki kat daha sık görülür. Yaşam kalitesini düşürür, hastanın ailesi ve çevresi ile olan ilişkileri bozulur, iş veriminde azalma, iş günü kaybı olur. Aynı zamanda tıbbi masraflar artar; aile ve toplumun maddi yükünü arttırır ve bakmak zorunda olanlara maddi/manevi yük getirir.  Uzm. Dr. Ferah Vedi, manik ve depresif dönemlerin kişiden kişiye farklı seyredebildiğini ve bu dalgalanmaların hem bireyin hem de yakın çevresinin hayatını derinden etkilediğini belirtiyor. Bipolar bozukluğun sebepleri ve tedavi süreci Bipolar bozukluğun kesin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, genetik faktörlerin ve beyindeki kimyasal dengenin bozulmasının hastalığın oluşumunda önemli rol oynadığı düşünülüyor. Aile öyküsünde bipolar bozukluk bulunan bireylerde hastalığın ortaya çıkma olasılığı daha yüksek. Bununla birlikte, stres, travmatik yaşam olayları ve madde kullanımı da hastalığın tetikleyici unsurları arasında yer alıyor. Tedavi sürecinde ilaç kullanımı büyük önem taşıyor. Duygudurum dengeleyicileri, antidepresanlar ve antipsikotik ilaçlar, hastaların belirtilerini kontrol altına almak için kullanılıyor. Tedavinin iki temel aşaması bulunuyor: akut dönem tedavisi ve idame tedavisi. Akut tedavide, manik veya depresif belirtilerin hafifletilmesi amaçlanırken; idame tedavisinde ise hastalığın tekrar etmesini önlemek hedefleniyor. Bipolar bozukluğu yönetmenin en etkili yollarından biri de düzenli psikiyatrist kontrolü ve psikoterapi. Ayrıca, bireylerin stres yönetimi konusunda destek alması, düzenli uyku alışkanlığı kazanması ve sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemesi de hastalığın seyrini olumlu yönde etkileyebilir. Bipolar Bozukluğun Toplum Üzerindeki Etkisi Bu hastalık yalnızca bireyleri değil, aynı zamanda onların ailelerini ve sosyal çevrelerini de derinden etkiler. Kişinin iş hayatındaki verimliliği düşebilir, ilişkileri zarar görebilir ve ciddi mali sorunlarla karşılaşabilir. Ayrıca, toplumdaki damgalama ve önyargılar, bipolar bozukluğu olan bireylerin yardım almasını zorlaştıran faktörler arasında yer alıyor. Toplumda farkındalık şart! Bipolar bozukluk hakkında toplumda hala pek çok yanlış inanış mevcut. Güneşli Erdem Hastanesi’nde görev yapan Psikiyatrist Uzm. Dr. Ferah Vedi, bu hastalığın kişinin iradesine bağlı olmadığına ve tamamen biyolojik ve psikiyatrik temellere dayandığına dikkat çekiyor. Hastaların çevrelerinden anlayış ve destek görmelerinin tedavi sürecinde kritik bir rol oynadığını belirtiyor. 30 Nisan Bipolar Günü, toplumda bu konudaki farkındalığı artırmak için önemli bir fırsat sunuyor. Ruh sağlığı uzmanları, bireyleri ve yakınlarını bilgilendirerek, bipolar bozukluğu olan kişilerin yaşamlarını kolaylaştırmayı hedefliyor. Unutulmamalıdır ki, doğru bilgiye ulaşmak ve bilinçlenmek, bu hastalıkla mücadelede en büyük güçtür.

Bipolar bozuklukta doğru tanı ve düzenli tedavi önemli! Haber

Bipolar bozuklukta doğru tanı ve düzenli tedavi önemli!

Erkeklerde daha erken yaşlarda bipolar bozukluk görülme riski olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bipolar bozukluğun tedavisi için ilk olarak doğru teşhis koyulması önemli. Tanı koyulduktan sonra ataktaki kişinin tedavisi ve atağı geçmiş iyileşmiş kişilere yönelik tedaviler olarak süreç başlatılır.” dedi. Tedavide ilaç ve psikoterapinin temel yöntemler olduğunu ve bazı durumlarda hastane yatışı gerekebildiğini vurgulayan Zorbozan, tedavinin doktor kontrolünde düzenli sürdürülmesinin önemine dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, 30 Mart Bipolar Günü kapsamında bipolar bozukluğun belirtileri, teşhis süreci ve atak dönemlerine göre tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi. Erkeklerde bipolar bozukluk gelişme riski daha erken başlayabiliyor! Bipolar bozukluğun halk arasında ‘iki uçlu ruhsal bozukluk’ olarak bilindiğini dile getiren Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Kadınlarda 35’li yaşlardan erkeklerde ise 20’li yaşlardan sonra başlayabilir.” dedi. Bipolar bozukluğun depresif ve manik dönemler olarak ayrıldığını aktaran Zorbozan, “Depresif dönem kişinin normalden daha mutsuz, daha üzgün ve yetersiz hissettiği dönemdir. Manik dönem ise olduğundan daha mutlu, daha kendini yukarıda gördüğü dönemdir.” açıklamasını yaptı. Bipolar bozuklukta tedavi yaklaşımı atak dönemlerine göre belirleniyor! Bipolar bozukluğun tedavisi için ilk olarak doğru teşhis koyulmasının önemine vurgu yapan Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Birey çeşitli testlere tabii tutulmalı. Tanı koyulduktan sonra iki türlü tedavi yöntemi vardır. Bunlar ataktaki kişinin tedavisi bir diğeri ise atağı geçmiş iyileşmiş kişilere yönelik tedavilerdir.” dedi. Hastalara genelde ilaç ve psikoterapi uygulandığını ifade eden Zorbozan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Depresif dönemde intihar gibi düşünceleri olan hastaların, genellikle hastaneye yatmasını uygun görüyoruz. Bu tarz düşünceleri olan kişiler belli aralıklarla muayene edilmeli. Ataklar azaldıkça ilaçların dozu da düşürülür. Depresyon tedavisinde süreç bu şekilde ilerler. Manik epizod dönemde ise kişiler normalden daha mutlu, enerjik hisseder ve coşkulu olur. Ama bu durum her zaman olumlu sonuçlanmaz. Bu dönemde birçok sorunla karşı karşıya gelinebilir. Manik hastalara da genelde hastane yatışı önerilir. Günlük ilaç tedavileri ve psikoterapiler uygulanır. Hipomanik olan hastalarda ise genellikle hastane yatışına gerek duyulmaz.” Tedavinin düzeni ve doktor kontrolünde ilerlemesi önemli! Kişilerin atakları geçtikten sonra ilaçlarını ve doktor muayenelerini ihmal etmemeleri gerektiğinin altını çizen Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Tedavi kişiye özel olarak uygulanır. İyileştikten sonrada ilaçları kesmemek gerekir. Bu tür hastalıklarda zaman içinde ilaç kesme denemeleri yapılır. Bu süreçte aile ile iletişim halinde olunması gerekir.” uyarısını yaptı. Kişi, hastalık evresini geçerek iyileşmeye başlayıp eski haline döndüğünde, kişiye yaşadığı hastalığın iyi bir şekilde anlatılması ve ilaçları hakkında bilgi verilmesi gerektiğine dikkat çeken Zorbozan sözlerini şöyle tamamladı: “Önemli nokta tedavinin düzeni ve doktor kontrolünde ilerlemesidir. Belli bir süre sonra mevcut hastalıkta bir iyileşme olmuyorsa ilk yapılması gereken tanıyı gözden geçirmektir. Tanının doğru konulması, doğru ilacın kullanılması ve kişiye etkin bir doz verilmesine rağmen iyileşme görülmüyorsa ilaç değiştirilmeli veya güçlendirilmeli. Bunlara ek olarak psikoterapiler, sosyal destek ve kişinin kendini rehabilite etmesi gibi birtakım faktörler de değerlendirilmeli.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.