Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Biyoçeşitlilik

Kapsül Haber Ajansı - Biyoçeşitlilik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Biyoçeşitlilik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Borusan EnBW Enerji'den Doğa Dostu Proje: Kıyıköy RES'te "Arı Otelleri" Dönemi Haber

Borusan EnBW Enerji'den Doğa Dostu Proje: Kıyıköy RES'te "Arı Otelleri" Dönemi

Borusan Grubu ve Energie Baden-Württemberg AG’nin (EnBW) ortak girişimi Borusan EnBW Enerji, yenilenebilir enerji üretimini ekosistemi koruyan uygulamalarla birleştiriyor. Borusan EnBW Enerji çalışanlarının gönüllülük esasıyla geliştirdiği Arı Otelleri projesi, yerel türlerin korunmasına ve bölge halkının bilinçlendirilmesine odaklanıyor. Kıyıköy Rüzgâr Enerji Santrali (RES) sahasında özellikle yaz aylarında türbin girişlerinde yuvalanan Avrupa eşek arısı (Vespa crabro) nedeniyle oluşan insan-yaban hayatı etkileşimi, saha operasyonları ve bakım faaliyetleri açısından iş sağlığı ve güvenliği riski yaratıyor. Borusan EnBW Enerji, bu sorunu kimyasal yöntemlere başvurmadan, ekosistem dostu ve sürdürülebilir bir yaklaşımla yönetmek üzere “Arı Otelleri” projesini devreye aldı. Borusan Grubu’nun iklim, insan ve inovasyon (i3) sürdürülebilirlik odağını sahaya taşıyan proje; doğayı korurken operasyonel sürekliliği destekleyen, döngüsel ekonomi ve toplumsal etkiyi bir araya getiren bütüncül bir model olarak öne çıkıyor. Amasyalı, “Yeşil dönüşüm, yalnızca enerji üretmekten ibaret değil” Borusan EnBW Enerji Genel Müdürü Enis Amasyalı, projeye ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Yenilenebilir enerji üretimi yaparken tesis sahalarımızda biyoçeşitliliği korumak, insan-yaban hayatı etkileşimini doğa temelli çözümlerle yönetmek ve bunu çalışan gönüllülüğü ile yerel kalkınmayı destekleyen bir yaklaşımla hayata geçirmek sürdürülebilirlik vizyonumuzun tam merkezinde yer alıyor. Arı Otelleri projesi, doğaya saygılı operasyon anlayışımızın, toplumsal faydayı önceleyen sürdürülebilirlik yaklaşımımızın ve sahadaki ortak aklın güçlü bir örneği.” Doğal koku bariyerleriyle arılar atık malzemelerle yapılan yaşam alanlarına yönlendiriyor Arı Otelleri projesi kapsamında türbin girişlerine dikilen yabani nane, biberiye, kekik, fesleğen, adaçayı, limon otu, sarımsak, okaliptüs ve defne yaprağı gibi aromatik bitkilerle doğal koku bariyerleri oluşturuldu. Böylece Avrupa eşek arılarının zarar görmeden alternatif alanlara yönlendirilmesi sağlandı. Bununla birlikte, Kıyıköy Ortaokulu’ndan 68 öğrenci ve Borusan EnBW Enerji gönüllüleri bir araya gelerek atık malzemelerden Arı Otelleri üretti. Sahaya yerleştirilen bu oteller, arılar için güvenli yuvalama alanları oluştururken, türbin gövdelerinden toplanan yağmur sularıyla yaban hayatı için su yalakları da kuruldu. Proje, bulunduğu ekosistemin bütününü desteklemeyi amaçlıyor. Kurulan arı otelleri ve su yalaklarının etkinliği ise fotokapan sistemleri ve düzenli saha gözlemleriyle aktif olarak izleniyor. Biyoçeşitlilik, eğitim ve döngüsel ekonomi aynı projede buluştu Arı Otelleri projesi, çevresel faydanın yanı sıra sosyal etki de üretti. Kıyıköy Ortaokulu ile gerçekleştirilen gönüllülük iş birliği sayesinde genç nesillerin biyoçeşitlilik, ekosistem dengesi ve doğa temelli çözümler konusunda farkındalığı artırıldı. Atık malzemelerin yeniden değerlendirilerek arı otellerine dönüştürülmesi ise projeyi döngüsel ekonomi açısından da örnek bir uygulama haline getirdi. Kimyasal müdahale yerine doğal yönlendirme, kaynak verimliliği ve yerel paydaş katılımı, projenin en ayırt edici unsurları arasında yer aldı. “Geleceğe İlham Ödülleri”nde biyoçeşitlilik kategorisinde ödül “Arı Otelleri” projesi, Borusan Holding tarafından düzenlenen “Geleceğe İlham Ödülleri” kapsamında biyoçeşitlilik kategorisinde ödüle layık görüldü. Bu ödül, projenin yalnızca saha özelinde bir çözüm üretmekle kalmadığını; aynı zamanda ölçeklenebilir, tekrarlanabilir ve sektöre örnek teşkil eden bir model sunduğunu da ortaya koydu. Borusan EnBW Enerji, Kıyıköy RES’te geliştirilen bu uygulamayı şirketin diğer sahalarında da yaygınlaştırılmayı planlanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nestlé Türkiye, Tarımın Geleceğine Yön Verecek  Genç Fikirleri Arıyor Haber

Nestlé Türkiye, Tarımın Geleceğine Yön Verecek Genç Fikirleri Arıyor

Programın yeni etabı olan Genç İşi Tarım Fikir Maratonu için başvurular 3-24 Ağustos tarihleri arasında alınacak. Türkiye genelinde ikamet eden 18–30 yaş arasındaki gençler, en az iki kişilik ekipler oluşturarak programa başvurabilecek. Ekipler, “Tarım ve gıda sistemlerini daha sürdürülebilir, verimli, kapsayıcı ve iklim dirençli hale getirecek hangi yenilikçi çözümleri geliştirebiliriz?” sorusundan hareketle fikirlerini geliştirecek. Programın dokuz odak alanı da bu ana soru etrafında şekilleniyor. Çok katmanlı bir program olarak tasarlanan Genç İşi Tarım, tarım alanında kendi girişimini geliştirmek isteyen gençleri uçtan uca destekliyor. Kampüs buluşmalarından çevrim içi eğitimlere, topluluk çalışmalarından mentorluklara uzanan kapsamlı yapısıyla gençlerin tarım ve gıda ekosisteminin geleceğinde aktif rol almalarına katkı sunan program, dijital eğitim sürecinin tamamlanmasının ardından fikir geliştirme aşamasına geçiyor. Bu kapsamda başvuruları açılan Fikir Maratonu’na, Türkiye genelinde ikamet eden 18–30 yaş arasındaki gençler 24 Ağustos’a kadar başvurabilecek. Programa, belirlenen odak alanlarından birine fikir geliştirmek isteyen en az iki kişilik ekipler kabul edilecek. Katılım koşullarına, süreç detaylarına ve başvuru formuna Nestlé Türkiye’nin internet sitesi üzerinden ulaşılabilecek. Fikirler uzman desteğiyle çözüme dönüşecek 17–19 Eylül 2026 tarihleri arasında çevrim içi gerçekleştirilecek 2,5 günlük Fikir Maratonu boyunca katılımcılar; problem tanımlamadan değer önerisi geliştirmeye, çözüm ve iş modeli tasarımından etkili sunum hazırlığına uzanan yoğun bir girişimcilik deneyimi yaşayacak. Ekipler, alanında uzman isimlerin eğitimlerinin yanı sıra sektör profesyonellerinin mentorluk ve geri bildirimleriyle fikirlerini test etme, geliştirme ve uygulanabilir çözümlere dönüştürme fırsatı bulacak. Problem tanımı, çözümün yenilikçiliği ve değer önerisi, etki potansiyeli, ekip yetkinliği ve motivasyon kriterleri doğrultusunda belirlenecek 10 finalist ekip, projelerini Nestlé ekipleri ve uzmanlardan oluşan değerlendirme kuruluna sunacak. Birinci ekip Genç İşi Tarım Kuluçka Programı’na doğrudan katılma hakkı kazanırken, ikinci ve üçüncü ekipler üç ay boyunca toplam altı saatlik özel koçluk desteğinden ve program kapsamında sunulacak ödüllerden yararlanacak. Tarım ve gıdanın geleceği için dokuz odak alanında çözüm geliştirecekler Fikir Maratonu’na katılan ekipler, tarım ve gıda sistemlerini daha sürdürülebilir, verimli, kapsayıcı ve iklim dirençli hâle getirecek çözümler geliştirmek üzere dokuz temel odak alanından birine odaklanacak. Bu alanlar; Akıllı Tarım Teknolojileri, Su Yönetimi, Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Koruma, Onarıcı Tarım Uygulamaları, Döngüsel Gıda Sistemleri, Güçlendirme ve Kapsayıcılık, Tedarik Zinciri ve Lojistik, İklim Dirençli Tarım ve Adaptasyon ile Tarımsal Finansman başlıklarından oluşuyor. Ekipler, seçtikleri alanda yenilikçi, uygulanabilir ve etki potansiyeli taşıyan fikirler geliştirecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

WWF-Türkiye'den Yeşil Enerji Dönüşümü Çağrısı Haber

WWF-Türkiye'den Yeşil Enerji Dönüşümü Çağrısı

Global Footprint Network tarafından hesaplanan Küresel Limit Aşımı Günü, insanlığın doğanın bir yıl içinde yenileyebileceği doğal kaynakları tükettiği tarihi ifade ediyor. 2026 için bu tarih 30 Temmuz olarak belirlendi. Küresel Limit Aşımı Günü'nün hesaplanmaya başlandığı 1970'lerden bu yana insanlık, Dünya'nın yıllık yenilenme kapasitesini her yıl aşmaya devam ediyor. Bugün insanlık, doğanın kendini yenileme kapasitesinden %73 daha fazla kaynak tüketiyor. Başka bir ifadeyle, mevcut üretim ve tüketim biçimimizi sürdürebilmek için yaklaşık 1,73 Dünya'nın kaynaklarına ihtiyaç duyuyoruz. Bu aşırı tüketimin sonuçları; ormansızlaşma, toprak kaybı, biyolojik çeşitlilikteki azalma ve atmosferde biriken karbondioksit emisyonlarıyla giderek daha görünür hale geliyor. İklim krizinin derinleşen etkileri ve giderek sıklaşan aşırı hava olayları, doğal kaynakları doğanın sınırları içinde kullanmanın artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunu gösteriyor. Ekolojik Açığı Kapatmak İçin Sistemsel Dönüşüm Küresel Limit Aşımı Günü'nün her yıl yaz ortasında gerçekleşmesi, enerji, ulaşım, kentleşme, üretim ve kaynak yönetimi politikalarında doğa ile uyumlu köklü dönüşümlere ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyuyor. Küresel gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) %55 dolayında doğaya ve ekosistem hizmetlerine doğrudan bağımlı olduğu göz önünde bulundurulduğunda, fosil yakıtların başat sebeplerinden biri olduğu iklim ve biyoçeşitlilik krizleri neticesinde yaşanan ekolojik bozulmalar, ekonomide şiddeti ve kalıcılığı gittikçe artan arz problemlerine sebep oluyor. Hesaplamalara göre fosil yakıtlardan kaynaklanan karbondioksit emisyonlarının %50 azaltılması, Küresel Limit Aşımı Günü'nü yaklaşık üç ay ileri taşıyabilir. Türkiye’nin ülke Limit Aşımı Günü ise bu yıl 6 Haziran olarak hesaplandı. Bu tarih, dünya ortalamasından yaklaşık iki ay önce gerçekleşti ve Türkiye'nin doğal kaynakları küresel ortalamadan daha hızlı tükettiğini ortaya koyuyor. WWF-Türkiye Genel Müdürü Ömür Kula, konuyla ilgili açıklamasında "Küresel Limit Aşımı Günü, doğanın sınırlarını aşan üretim ve tüketim biçimlerinin artık sürdürülemez olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Ekolojik açığın kapatılması, küresel politikaların doğanın kendini yenileme kapasitesiyle uyumlu hale getirilmesini ve sürdürülebilir seçeneklerin toplumun tamamı için erişilebilir kılınmasını gerektiriyor. Bu kapsamda kömür başta olmak üzere fosil yakıtlardan adil, düzenli ve eşitlikçi bir çıkışın hızlandırılması; yenilenebilir enerji sistemlerine öncelik verilmesi ve bozulan Kasım ayında COP31 İklim Zirvesi'ne başkanlık ve ev sahipliği yapacak Türkiye'nin önemli bir sorumluluğu bulunduğunu vurgulayan Kula, “Türkiye'nin kömürden çıkış için açık ve uygulanabilir bir yol haritası ortaya koyması güçlü bir liderlik mesajı olacaktır. Fosil yakıtlardan çıkış yalnızca iklim krizine karşı atılmış bir adım değil; aynı zamanda enerji güvenliğini güçlendiren, insan ve doğa için daha sağlıklı ve dayanıklı bir geleceğin de temelidir” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çimsa, Mannok tesisine İrlanda’nın  en büyük çatı tipi GES’ini kuruyor Haber

Çimsa, Mannok tesisine İrlanda’nın en büyük çatı tipi GES’ini kuruyor

Son yıllarda gerçekleştirdiği yenilenebilir enerji yatırımlarıyla, Türk çimento ve yapı malzemeleri sektörüne öncülük eden Sabancı Holding iştiraklerinden Çimsa, Türkiye’deki tecrübesini yurt dışına taşımaya devam ediyor. Bu kapsamda Çimsa, 2024 yılının son çeyreğinde bünyesine kattığı, Birleşik Krallık ve İrlanda coğrafyasının en önemli yapı malzemeleri tesisleri arasında gösterilen Mannok’ta çatı tipi güneş enerji santralinin (GES) kurulum çalışmalarına başladı. KURULUM YAPILACAK ÇATI, 5,5 FUTBOL SAHASINA EŞ DEĞER BÜYÜKLÜKTE Yaklaşık 5,5 futbol sahasına eş değer olan 38,8 dönümlük bir alana yayılacak santralde yaklaşık 10 bin güneş paneli yer alacak. 6 MW’lık bir kurulu güce sahip olacak santral, güneş enerjisinden üreteceği yıllık yaklaşık 4,86 milyon kWh’lık elektrikle yılda yaklaşık 792 tonluk karbon emisyonun da önüne geçecek. Sadece İrlanda yapı malzemeleri sektörünün değil, tüm ülkenin en önemli yenilenebilir enerji yatırımlarından biri olacak tesis, tamamlandığında İrlanda Cumhuriyeti’nin en büyük çatı tipi GES’i unvanının da sahibi olacak. TAMAMLANDIĞINDA, ÇİMSA’NIN TOPLAM KURULU GÜCÜ 30 MW’I AŞACAK Son yıllarda Türkiye’deki ve yurt dışındaki tesislerinde önemli GES yatırımlarına imza atan Çimsa, son 3,5 yılda Afyon, Bunol ve Eskişehir tesislerinde 45 bine yakın güneş paneli kurulumu gerçekleştirdi. Hali hazırda bu üç tesisinde 24,7 MW’lık kurulu güneş enerjisi gücüne sahip olan Çimsa, Mannok tesisindeki yatırımın da hayata geçmesiyle birlikte güneşteki toplam kurulu gücünü 30 MW’ın üzerine taşımış olacak. Hali hazırda operasyonel durumda bulunan Mersin ve Eskişehir’deki atık ısıdan elektrik üretim tesisleriyle (WHR) birlikte ise Çimsa’nın toplam kurulu gücü 41 MW’ı aşacak. Çimsa, tüm bu yatırımlarıyla birlikte yılda 50 bin tonluk karbon emisyonun da önüne geçmiş olacak. “HEM ÜRÜNLERİMİZİ HEM DE ÜRETİM TEKNOLOJİLERİMİZİ DÖNÜŞTÜRÜYORUZ” Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Çimsa Yönetim Kurulu Başkanı Umut Zenar, “Bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz tüm yenilenebilir enerji yatırımlarımızla bir yandan sürdürülebilirlik hedeflerimizin izinde ilerlerken bir yandan da tesislerimizin ihtiyaç duyduğu enerjinin karşılanmasında kaynak çeşitlendirmesini sağlamaya çalışıyoruz. Bu sayede hem Çimsa’nın yeşil dönüşümünü güçlendiriyor hem de enerji tedariğimizi kendi kaynaklarımızdan sağlama yetkinliğimizi artırarak tesislerimizin ihtiyaç duyduğu enerjiye daha sürdürülebilir, daha güvenli, daha rekabetçi bir şekilde ulaşabiliyoruz. Çimsa’da uzun zamandır en büyük önceliğimiz çimento şirketinden, sürdürülebilirliği odağına alan küresel bir yapı malzemeleri şirketine dönüşmek. Bu süreçte, hem ürettiğimiz ürünleri hem de üretim teknolojilerimizi sürdürülebilirlikle daha uyumlu hale getiriyoruz. Bu yatırım da bu anlayışın bir göstergesi” dedi. Mannok’un Birleşik Krallık ve İrlanda Cumhuriyeti coğrafyasında çok önemli bir konuma sahip olduğunu sözlerine ekleyen Umut Zenar, “Bir yapı malzemeleri kampüsü olarak tanımlayabileceğimiz Mannok, çimento, çimento bazlı ürünler ve yalıtım malzemelerinin yanı sıra geri dönüştürülmüş plastik ambalaj üretimi alanlarında çok büyük bir tecrübeye sahip. Bununla birlikte sürdürülebilirlik ve biyoçeşitlilik çalışmalarıyla da kendi coğrafyasında yapı malzemeleri sektörüne yön veren bir konumda. Çimsa ve Mannok ekiplerinin koordinasyon ve sinerjisinde hayata geçirdiğimiz bu yatırım, Mannok’un bölgesindeki öncü rolünü daha da kuvvetlendirecektir” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Caretta Caretta’ların Göç Rotalarına Uydu Takibiyle Işık Tutuluyor Haber

Caretta Caretta’ların Göç Rotalarına Uydu Takibiyle Işık Tutuluyor

TÜPRAG, Ekolojik Araştırmalar Derneği (EKAD) ve Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü iş birliğiyle 2024 yılında hayata geçirilen Miner Turtle Projesi kapsamında, uydu takip cihazı takılan iki yeni Caretta caretta denize uğurlandı. Kızılot Ulualan Halk Plajı’nda düzenlenen etkinlikte, deniz kaplumbağalarının korunmasına yönelik bilimsel izleme çalışmaları, proje kapsamında elde edilen bulgular ve Akdeniz ekosistemi açısından taşıdığı önem paylaşıldı. Miner Turtle Projesi, Türkiye’nin Caretta caretta için birinci derece yuvalama alanlarından biri olan Antalya-Kızılot kumsalında, deniz kaplumbağası popülasyonlarının araştırılması ve korunması amacıyla yürütülüyor. Proje kapsamında 16 kilometrelik kumsal bandında yuva tespiti ve izleme, risk altındaki yuvaların korunması, yavru çıkışlarının yönetilmesi, canlı kurtarma çalışmaları, uydu izleme, gönüllülük programları, eğitimler ve turizm farkındalık çalışmaları gerçekleştiriliyor. 2024–2025 döneminde proje kapsamında 4.497 Caretta caretta yuvası ve 314.867 yumurta kayıt altına alındı. Aynı dönemde 110.019 yavrunun denize ulaşması sağlanırken, yuva içi ve yuva ağzı kontrollerinde 10.569 yavru canlı olarak kurtarıldı. 450 yuva koruma altına alındı. Ayrıca 2024 ve 2025 yıllarında toplam dört ergin dişi Caretta caretta’ya uydu vericisi takılarak göç yolları, beslenme ve kışlama alanlarına ilişkin bilimsel veri üretildi. Bilimsel izleme, koruma ve toplumsal farkındalık bir arada Miner Turtle Projesi, yalnızca yuvalama alanlarının fiziksel olarak korunmasına değil, deniz kaplumbağalarının yaşam döngüsünün daha iyi anlaşılmasına da katkı sağlıyor. Uydu takip çalışmaları sayesinde Caretta caretta’ların Akdeniz’deki göç rotaları izleniyor; elde edilen veriler, türlerin korunmasına yönelik bilimsel çalışmalar ve gelecek dönem planlamaları için temel oluşturuyor. Projenin sosyal etki boyutunda ise öğrenciler, turizm çalışanları, turistler, yerel topluluklar ve gönüllüler yer alıyor. 2024–2025 döneminde yaklaşık 3.100 öğrenciye, 1.450 turizm çalışanına ve 1.900 yerli/yabancı turiste biyoçeşitlilik eğitimleri ve farkındalık çalışmalarıyla ulaşıldı. Aynı dönemde 212 ulusal ve uluslararası gönüllü saha çalışmalarına katıldı. “Kızılot, Akdeniz’de deniz kaplumbağaları açısından kritik bir yuvalama alanı” Etkinlikte konuşan EKAD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Onur Candan, Kızılot kumsalının Akdeniz’deki deniz kaplumbağası popülasyonları açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek şunları söyledi: “Deniz kaplumbağaları, yalnızca tek bir türün korunması açısından değil, bağlı oldukları kıyı ve deniz ekosistemlerinin bütünlüğü açısından da büyük önem taşıyor. Kızılot kumsalı, Caretta caretta için Türkiye’nin en önemli yuvalama alanlarından biri. Miner Turtle Projesi kapsamında yürüttüğümüz düzenli saha çalışmaları, yuva tespiti, yavru çıkış kontrolleri, kurtarma çalışmaları ve uydu takip uygulamalarıyla hem bu alanın korunmasına hem de Akdeniz ölçeğinde bilimsel veri üretilmesine katkı sağlıyoruz. Bugün denize uğurladığımız uydu takip cihazı takılı Caretta caretta da bize göç rotaları, beslenme ve kışlama alanları hakkında çok değerli bilgiler sunacak.” “Doğal sermayeye uzun vadeli yatırım yapıyoruz” Etkinlikte konuşan TÜPRAG Sürdürülebilirlik Direktörü Jale Şakıyan Ateş ise Miner Turtle Projesi’nin TÜPRAG’ın sürdürülebilirlik yaklaşımı içinde önemli bir yere sahip olduğunu belirterek şöyle konuştu: “TÜPRAG olarak ‘Önce insan ve çevre, sonra madencilik’ prensibiyle hareket ediyoruz. Sürdürülebilir ve sorumlu madencilik anlayışımızı yalnızca operasyon sahalarımızla sınırlı görmüyor; faaliyet alanlarımızın ötesinde de doğal sermayeye uzun vadeli katkı sunmayı önemsiyoruz. EKAD ve Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü iş birliğiyle yürüttüğümüz Miner Turtle Projesi de bu yaklaşımın en somut örneklerinden biri. Kızılot kumsalında yürütülen bilim temelli izleme ve koruma çalışmaları sayesinde iki yılda 110 binden fazla yavrunun denize ulaşmasına destek olduk. Uydu izleme çalışmalarıyla da Caretta caretta’ların Akdeniz’deki yolculuklarını takip ederek bilimsel veri üretimine katkı sağlıyoruz. Bu proje, bizim için bir destek çalışmasının ötesinde; biyoçeşitliliği koruma, toplumsal farkındalığı artırma ve gelecek nesillere daha sağlıklı ekosistemler bırakma sorumluluğumuzun bir parçası.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

AXA Türkiye, İyilik Haftası’nı 38 Etkinlik ve 4.361 Saat Gönüllülükle Tamamladı Haber

AXA Türkiye, İyilik Haftası’nı 38 Etkinlik ve 4.361 Saat Gönüllülükle Tamamladı

AXA Grubu'nun dünya genelinde faaliyet gösterdiği tüm ülkelerde her yıl düzenlediği AXA İyilik Haftası’nda AXA Türkiye çalışanları; kapsayıcı koruma, iklim ve biyoçeşitlilik ile acil ve insani yardım konuları başta olmak üzere toplamda 38 etkinlikte bir araya geldi. AXA Türkiye çalışanlarının %62’sinin en az bir etkinliğe katıldığı hafta boyunca toplam 4.361 saat gönüllülük çalışması gerçekleştirildi. AXA Türkiye, toplumsal fayda ve gönüllülük kültürünü güçlendirmek amacıyla AXA Grubu tarafından 8-12 Haziran tarihleri arasında hayata geçirilen İyilik Haftası’nı başarıyla tamamladı. Hafta kapsamında toplam 38 etkinlik gerçekleştirildi. Çalışanların %62’sinin en az bir etkinliğe dahil olduğu çalışmalarda toplam 4.361 saat gönüllülük katkısı sağlandı. Kapsayıcı koruma alanında 12, iklim ve biyoçeşitlilik alanında 7, acil ve insani yardım alanında ise 5 farklı etkinlik hayata geçirildi. Çalışanlar hafta boyunca deprem bölgesindeki ilkokul öğrencileri için karne hediyeleri hazırlanması, Bengisu Avcı’nın katılımıyla kıyı temizliği, orman temizliği, kent bahçeciliği, hayvan barınağı ziyaretleri, AFAD deprem simülasyon eğitimi, evsiz bireylere yönelik hijyen kitlerinin hazırlanması ve dağıtımı, huzurevi ziyaretleri, tekerlekli sandalye montajı, özel gereksinimli çocuklarla yaratıcı atölyeler gibi farklı gönüllülük çalışmalarına katıldı. Program, çalışan gönüllülüğünü tek seferlik desteklerle sınırlamadan; çeşitli alanlarda kalıcı farkındalık yaratmayı hedefledi. İyilik Haftası’nda Anlamlı Dayanışma: Depremde Kaybettiğimiz Voleybolcular Hatay’da Yaşatılıyor İyilik Haftası’nın dayanışma ruhuyla kesişen değer ortaklıkları kapsamında, AXA Türkiye ve Voleybolun Unutulmazları Derneği’nin özel bir projesi öne çıktı. 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybeden 56 voleybol emekçisinin anısını yaşatmak amacıyla inşa edilen “Depremle Unutmadıklarımız: Voleybolun Unutulmaz Evlatları” Anıt Parkı, Hatay Samandağ’da açıldı. Park, anıt duvarı, voleybol sahaları, sosyal alanları ve çocuk parkıyla yalnızca bir anma mekânı değil, bölge halkı için sporun, umudun yeniden yeşerdiği bir yaşam alanı olarak konumlanıyor. AXA Türkiye, önümüzdeki dönemde de çalışan gönüllülüğünü, değer ortaklıklarını ve toplumsal fayda odaklı çalışmalarını güçlendirerek; daha kapsayıcı, dayanıklı ve sürdürülebilir bir geleceğe katkı sunmaya devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

IV. Hasat Hibe Programı'nda Hibe Desteği Alan Projeler Açıklandı Haber

IV. Hasat Hibe Programı'nda Hibe Desteği Alan Projeler Açıklandı

İnci Vakfı, bu yıl dördüncüsünü düzenlediği "Hasat Hibe Programı" ile lisansüstü öğrencilerin hava, su ve toprak odağında; doğaya verilen zararı teknolojik çözümlerle onarmayı amaçlayan sürdürülebilirlik projelerini desteklemeyi sürdürüyor. Bu kapsamda Hasat Hibe Programı'nın dördüncü döneminde desteklenecek projeler, İzmir Büyükşehir Belediyesi Sürdürülebilirlik ve Kent Stratejileri Şube Müdürlüğü'nün sürdürülebilirlik sponsorluğunda Tarihi Havagazı Fabrikası'nda gerçekleştirilen "Hasat Zamanı" etkinliğinde açıklandı. Kamu, sivil toplum, üniversite ve özel sektörün önemli aktörlerinin bir araya geldiği etkinlikte; Forvis Mazars Türkiye CEO'su ve Kurumsal Sürdürülebilirlik Elçisi Dr. İzel Levi Coşkun, "Hasat'ın (B)Ağları" başlıklı konuşmasıyla katılımcılarla bir araya geldi. Sürdürülebilirlik Alanında Etki Yaratan Bir Ekosistem Paydaşlarının desteğiyle, sürdürülebilirlik alanında kalıcı etki yaratmayı hedefleyen bir ekosistemi de güçlendirmeye devam eden Hasat Hibe Programı'nda verilen destekler ile proje sahipleri, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları arasında yer alan 12. Sorumlu Üretim ve Tüketim ile 13. İklim Eylemi başlıkları doğrultusunda geliştirdikleri projeleri bir ileri seviyeye taşıyabilecek. Vakıf, nakdi hibe desteği almaya hak kazanan projelerden her birine ilk etapta 135.000 TL verecek, ardından projelerin gelişim süreçlerine göre Aralık ayında nakdi hibe desteği vermeye devam edecek. Bununla birlikte; Art Brand Atelier tarafından bir projeye Girişim Markası Danışmanlığı, Bermuda Medya Ajansı tarafından bir projeye Sosyal Medya Danışmanlığı, Erdem Kaya Patent tarafından bir projeye Patent Desteği ve Memnune markası tarafından bir projeye özel ödül verilecek. İzmir Büyükşehir Belediyesi Sürdürülebilirlik ve Kent Stratejileri Şube Müdürlüğü tarafından ise 1 projeye Sürdürülebilir1İzmir ödülü, 1 projeye jüri özel ödülü verilecek. Ayrıca finale kalan projeler, ihtiyaç alanları doğrultusunda mentorluk, eğitim, yatırımcı ve paydaş yönlendirmeleri fırsatından yararlanabilecekler. Bu sayede İnci Vakfı mentor ve eğitmenlerin de katkısıyla, jüri üyeleri tarafından titizlikle incelenerek finale kalan projelere gelişim fırsatı sunmayı sürdürecek. Hasat'ın (B)Ağları "Hasadın (B)Ağları" temalı konuşmasında Dr. İzel Levi Coşkun, sürdürülebilirlik, iklim değişikliği ve iş dünyasının dönüşümünü bütüncül bir bakış açısıyla ele aldı. İklim krizinin yalnızca çevresel değil; ekonomik, sosyal ve kurumsal yapıları da etkileyen küresel bir dönüşüm süreci olduğu vurgulanırken, su krizi, biyoçeşitlilik kaybı, toprak tahribatı, plastik kirliliği ve sosyal eşitsizlikler gibi temel sorunların ancak ortak sorumluluk ve iş birliğiyle aşılabileceğinin altı çizildi. Konuşmada, bireyin kendisiyle, toplumla ve çevreyle kurduğu bağın sürdürülebilir bir geleceğin temelini oluşturduğu ifade edildi. "Hasat" kavramı ise emek, bilinç, sorumluluk ve doğru kararlarla şekillenen uzun soluklu bir dönüşümün simgesi olarak ele alındı. ESG yaklaşımı ve teknolojinin bu dönüşümdeki rolüne de değinilen konuşmada, gelecek kuşaklara daha yaşanabilir bir dünya bırakmanın bugünden atılacak bilinçli adımlarla mümkün olduğu mesajıyla katılımcılara ilham verdi. "Sürdürülebilirlik Yolculuğunda Gençlerin Cesaretini Destekliyoruz" İnci Vakfı Güç Kaynağı Ece Elbirlik Ürkmez ödül takdimi sırasında "Hasat Hibe Programı'nı tasarlarken amacımız yalnızca projelere destek vermek değildi. Gençlerin bilgi, merak ve cesaretlerini toplumsal faydaya dönüştürebilecekleri bir öğrenme ve gelişim alanı oluşturmayı hayal ettik. Dört yıl önce attığımız bir adımın bugün güçlü bir ekosisteme dönüşmesini görmek bizlere umut veriyor. İklim krizi ve sürdürülebilirlik alanındaki zorluklar, tek başına çözülmesi mümkün olmayan konular. Bu nedenle programımızın en büyük gücü; öğrencileri, akademiyi, sivil toplumu, yerel yönetimleri ve iş dünyasını aynı masa etrafında buluşturabilmesi. Bu ekosistemi daha da güçlendirmek ve tüm paydaşlarımızın geri bildirimleriyle sürekli geliştirebilmek amacıyla hazırladığımız Hasat Hibe Programı Değerlendirme Raporumuzu da bugün paylaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Programa ilgi duyan herkes raporumuza, www.incivakfi.org adresimizden ulaşabilir. Bugün desteklediğimiz her fikir, daha yaşanabilir bir geleceğe dair büyüyen bir umudu da simgeliyor. Gençlerin dönüşüm yaratma gücüne inanıyor, onların yanında yürümeye ve bu ekosistemi birlikte büyütmeye devam ediyoruz." diye konuştu. İnci Holding Yönetim Kurulu Üyesi & İnci Vakfı Daimi Mütevelli Heyet Üyesi Perihan İnci, "Hasat Hibe Programı ile en çok önemsediğimiz şey, sürdürülebilirlik odağında çalışan kişileri ve bu alanda yapılan çalışmaları destekleyecek bir zemin ve topluluk oluşturabilmek. Gençlerin bilgi birikimini, merakını ve çözüm üretme isteğini gerçek hayatla buluşturduğumuzda ortaya çok değerli sonuçlar çıkıyor. Bugün burada gördüğümüz projelerin, yalnızca bugüne değil, geleceğe de katkı sunacağına inanıyoruz. Bu yolculuğun bir parçası olan tüm ekipleri içtenlikle tebrik ediyorum." İfadelerini kullandı. İnci Holding Yönetim Kurulu Üyesi Neşe Gök ise, "Memnune Özel Ödülü, toprağa emek veren ve onu güçlendiren çalışmaları görünür kılmak için bizim için çok özel bir yere sahip. Bu ödülle; toprak sağlığını iyileştiren, biyoçeşitliliği artıran ve sahada uygulanabilir çözümler üreten projeleri desteklemek istiyoruz. Bilimsel bilginin gerçek arazi koşullarında karşılık bulması ve çiftçi ölçeğinde sürdürülebilir çözümlere dönüşmesi bu yaklaşımın en kıymetli tarafı. Bugün ödüllendirdiğimiz çalışmanın da bu çizgide güçlü bir katkı sunduğunu görüyoruz. Emeği geçen tüm ekibi içtenlikle tebrik ediyorum." ifadelerine yer verdi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Cemil Tugay, "İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak Hasat Hibe Programı gibi faaliyetlerin destekçisi olmayı çok önemsiyoruz. Bizim sürdürülebilirlik konusuna verdiğimiz özel bir önem var. Bu anlamda, sürdürülebilir bir İzmir hedefiyle çalışan bir ekibimiz var. İş birliklerimizi herhangi bir maddi beklentiyle değil; bu kente karşı sorumluluk hisseden ve bu sorumluluğun gereğini yerine getirmeye çalışarak kuruyoruz. Bu anlayışla, Hasat Hibe Programı ve benzeri programların yanında olmaya, onları desteklemeye devam ediyoruz. Ben İnci Vakfı'nı gerçekten yürekten kutluyorum. Bugün burada ulaşılmış olan seviye her türlü takdiri hak ediyor. Gönülden inanarak eğitime çok uzun yıllardır verdiğiniz desteği bence bu çok özel Hasat Hibe Programı ile adeta taçlandırmış durumdasınız." dedi. Fikir aşaması tamamlanmış, uygulamaya geçmiş / geçme aşamasında olan projelerin kabul edildiği Hasat Hibe Programı'na başvuruda bulunan 45 proje için öncelikle ön jüri tarafından tematik alan uygunluğu değerlendirildi. Ardından finalistler, çevrim içi olarak jüriye sunum yaptılar. Projeler sağladığı ekolojik, ekonomik ve toplumsal fayda, bu faydanın sürdürülebilirliği, ölçülebilirliği, ne kadar yenilikçi olduğu, etki alanı, geliştirme potansiyeli gibi temel kriterler çerçevesinde değerlendirildi. Yapılan jüri değerlendirmesi sonrasında nakdi hibe desteği alan projelerin listesi ise şöyle: Akıllı Batarya ve Enerji Yönetim PlatformuBeaver NexusBio-RetardFire-StopperSuPublic Art Brand Atelier tarafından Girişim Markası Danışmanlığı kazanan proje: ToyMatch Bermuda Medya Ajansı Sosyal Medya Danışmanlığı kazanan proje: ZeroPonics Erdem Kaya Patent tarafından Patent Desteği kazanan proje: BioRHub – Mikrobiyal Smart Biochar Memnune tarafından özel ödül verilen proje: BioRHub – Mikrobiyal Smart Biochar İzmir Büyükşehir Belediyesi Sürdürülebilirlik ve Kent Stratejileri Şube Müdürlüğü tarafından Sürdürülebilir1İzmir Ödülleri kazanan projeler: GreenCheckZeroPonics Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şirketlerin Sürdürülebilirlik Yolculuğu Verilerle Ortaya Kondu Haber

Şirketlerin Sürdürülebilirlik Yolculuğu Verilerle Ortaya Kondu

UN Global Compact Türkiye tarafından 17 Haziran’da Hilton İstanbul Bosphorus’ta düzenlenen etkinlik; iş dünyası, kamu, akademi, sivil toplum ve Birleşmiş Milletler temsilcilerini bir araya getirdi. Etkinlikte, Türkiye’den 250 şirket dahil olmak üzere küresel ölçekte 153 ülkeden 11.435 şirketin sürdürülebilirlik verilerine dayanan UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin sonuçları paylaşıldı. Analiz; dünya, Avrupa ve Türkiye ortalamalarının yanı sıra Türkiye’deki büyük şirketler ve KOBİ’lerin sürdürülebilirlik performanslarına ilişkin karşılaştırmalı bir görünüm ortaya koydu. UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Güliz Öztürk’ün açılış konuşmasıyla başlayan etkinlikte, UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ve UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da video mesajlarıyla katılımcılara seslendi. Ardından Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Direktörü Ozan Duygulu tarafından raporun bulguları paylaşıldı. Türkiye İş Dünyası Sürdürülebilirlikte Önemli Bir Gelişim İvmesi Yakaladı Açılış konuşmasında sürdürülebilirliğin günümüzde şirketler için stratejik bir yönetim alanına dönüştüğünü vurgulayan Güliz Öztürk, şunları söyledi: “Türkiye iş dünyası sürdürülebilirliği artık isteğe bağlı bir sosyal sorumluluk faaliyeti olarak değil, stratejik bir risk ve fırsat yönetimi alanı olarak konumlandırıyor. Yönetişimden çevreye, insan haklarından yolsuzlukla mücadeleye kadar birçok göstergede küresel ve Avrupa ortalamalarına yaklaşan, hatta bazı alanlarda öne geçen bir performans görüyoruz.” Öztürk, raporun ortaya koyduğu bulguların Türkiye iş dünyasının önemli bir gelişim ivmesi yakaladığını gösterdiğini belirtirken, uygulama ve değer zinciri odaklı dönüşümün önemine de dikkat çekti: “Veriler bize politika sahipliğinde güçlü olduğumuzu ancak uygulama derinliği ve değer zinciri genelinde hesap verebilirlik alanlarında gelişim fırsatları bulunduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde başarıyı belirleyecek unsur, bu yapıların operasyonel süreçlere ve değer zincirlerine ne ölçüde yansıtılacağı olacak.” Raporda KOBİ'lerin sürdürülebilirlik dönüşümündeki rolüne de dikkat çeken Öztürk, şunları kaydetti: “Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturan KOBİ'lerimiz veri olgunluğu, bütçe ve uzman insan kaynağı gibi alanlarda yapısal zorluklarla karşı karşıya. Ancak KOBİ'lerimizin dönüşüm konusundaki isteği ve uyum hazırlıkları geleceğe dair önemli bir potansiyeli ortaya koyuyor. Bu dönüşümün başarısı, büyük şirketlerin değer zincirlerindeki işletmeleri desteklemesine de bağlı.” COP31’e Giden Yolda İş Dünyasının Rolü COP31’e giden süreçte iş dünyasının rolüne de değinen Öztürk, şöyle konuştu: “COP31’e yalnızca birkaç ay kalmışken, iş dünyasının iklim eylemindeki rolü her zamankinden daha kritik. Üretim kararları, yatırım tercihleri, teknoloji geliştirme kapasitesi ve tedarik zincirleri üzerindeki etkisiyle özel sektör dönüşümün merkezinde yer alıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ise video mesajında, UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin Türkiye’deki şirketlerin insan hakları, adil çalışma standartları, iklim eylemi ve yolsuzlukla mücadele alanlarında kaydettikleri ilerlemeyi ortaya koyduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu verilerin stratejilere yön vermek, dayanıklılığı güçlendirmek ve uygulamayı hızlandırmak için kullanılması gerekiyor. COP31’e yaklaşırken kaybedecek zamanımız yok. COP31; uygulamanın, cesur ve yenilikçi iş dünyası liderliğinin ve somut sonuçların COP’u olmalıdır.” UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da COP31’in Türkiye ve Avustralya arasında güçlü bir iş birliği zemini sunduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “COP31; Türkiye ve Avustralya arasında iş dünyasını, hükümetleri ve sivil toplumu ortak hedefler etrafında buluşturacak önemli bir iş birliği platformu sunuyor. İhtiyacımız olan şey, şirketlerin tek başlarına değil, COP taahhütlerinin hayata geçirilmesini destekleyen güvenilir bir ağın parçası olarak birlikte hareket etmesidir.” Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen ilk oturumda, raporun ortaya koyduğu veri temelli içgörüler doğrultusunda şirketlerin sürdürülebilirlik stratejileri, düzenleyici uyum süreçleri ve rekabet avantajı yaratma alanları ele alındı. HBR Türkiye Yazı İşleri Müdürü Beliz Kudat’ın moderatörlüğündeki oturuma TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanı Onur Ünlü, İklim Değişikliği Başkanlığı İklim Finansmanı ve Teşvikler Dairesi Başkanı Mürsel Akbulut, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Başkanlık Müşaviri Sevgi Kılıç Er ve UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele katıldı. Günün ikinci oturumunda ise CNBC-e’den Gazeteci ve Televizyon Sunucusu Şafak Tükle moderatörlüğünde Anadolu Efes CEO’su Onur Altürk, Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Nursel Ölmez Ateş ve Vanelli Tekstil Strateji Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Sadi Cem Türkün, COP31’e giden süreçte iş dünyasının iklim yol haritasını değerlendirdi. UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi; yönetişim, insan hakları ve çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında Türkiye’deki şirketlerin sürdürülebilirlik alanındaki ilerlemelerini ortaya koyarken önümüzdeki dönemde odaklanılması gereken alanlara ilişkin önemli içgörüler sundu. RAPORUN ORTAYA KOYDUĞU 8 ÖNCELİKLİ EYLEM ALANI Analiz, Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirlik performansını daha ileri taşımak amacıyla sekiz öncelikli eylem alanı öneriyor: 1. Ölçülebilir hedefler ve yıllık ilerleme göstergeleri belirlemek Sürdürülebilirlik alanlarında politika ve taahhütlerinin olması önemli bir başlangıç olmakla birlikte, taahhütlerin zamana bağlı, sorumluları tanımlanmış ve performans göstergeleriyle ilişkilendirilmiş biçimde kurgulanması gerekmektedir. Çevre, insan hakları, çalışma standartları, yolsuzlukla mücadele ve yönetişim alanlarındaki taahhütlerin kamuya açık paylaşılması ve yıllık ilerlemenin raporlanması hesap verebilirlik kültürünü güçlendirecektir. 2. Sürdürülebilirlik yönetişimini operasyonel karar alma süreçlerine derinleştirmek Üst yönetim düzeyindeki sahiplik; sürdürülebilirlik performansının iş stratejisi, yatırım kararları, risk yönetimi, tedarikçi seçim kriterleri, insan kaynakları ve ücretlendirme sistemleriyle ilişkilendirilmesiyle güçlendirilmelidir. Sürdürülebilirlik hedeflerinin üst düzey yöneticilerin performans göstergelerine entegre edilmesi bu alanın kurumsal öncelik olarak kalıcı olmasını ve gelişmesini sağlayacaktır. 3. Değer zinciri yaklaşımını güçlendirmek Şirketlerin kendi operasyonlarındaki uygulama kapasitesi görece güçlüdür; ancak tedarikçiler ve iş ortakları düzeyinde izleme, eğitim, denetim ve düzeltici eylem mekanizmaları sınırlı kalmaktadır. Yönetişim çerçevesi içinde insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında tedarikçi davranış kuralları, risk bazlı ön değerlendirme süreçleri, sürdürülebilir satın alma kriterleri ve izleme-denetim mekanizmaları yaygınlaştırılmalıdır. Şirketler değer zincirindeki dönüşümü uyum beklentileriyle değil; kapasite geliştirme, finansal destek ve ortak öğrenme mekanizmalarıyla desteklemelidir. 4. İnsan hakları ve çalışma standartlarında durum tespiti süreçlerini kurumsallaştırmak Çocuk işçiliği, zorla çalıştırma, örgütlenme özgürlüğü, cinsiyet eşitliği, ayrımcılıkla mücadele, iş sağlığı ve güvenliği başlıklarında politika beyanlarıyla yetinilmemeli; riskleri proaktif biçimde tespit eden, önleyen, azaltan ve telafi eden mekanizmalar kurulmalıdır. Şikâyet mekanizmaları, erişilebilir, misilleme riskini önleyen ve etkili önleme ve telafi sağlayan yapılar olarak tasarlanmalıdır. 5. Çevre alanında taahhütlerden sistematik uygulamaya geçmek Enerji, atık, iklim ve su başlıklarındaki güçlü politika zemini; bilim temelli hedefler, net sıfır geçiş planları, fiziksel iklim riski ve senaryo analizleri, su stresi ve havza bazlı risk değerlendirmeleri, biyoçeşitlilik etkilerinin ölçülmesi ve döngüsel ekonomi uygulamalarıyla güçlendirilmelidir. 6. İklim eyleminden dayanıklı dönüşüme geçmek İklim eylemi yalnızca emisyon azaltımıyla sınırlı şekilde değil; uyum, dayanıklılık, doğa ve değer zinciri dönüşümüyle birlikte ele alınmalıdır. Bu yaklaşım, şirketlerin artan iklim ve doğa kaynaklı risklere karşı uzun vadeli rekabetçiliklerini korumalarını ve değişen piyasa beklentilerine daha etkin uyum sağlamalarını destekleyecektir. 7. Yolsuzlukla mücadelede iç mekanizmaları dış denetimle desteklemek İş etiği, şirket içi uyum konusu olmanın ötesinde; adil rekabet ve sürdürülebilir değer zincirleri için kolektif bir sorumluluk alanı olarak ele alınmalıdır. 8. Veri kalitesi, doğrulama ve şeffaflığı güçlendirmek Veri toplama altyapılarının geliştirilmesi, ölçülen verilerin tutarlı biçimde raporlanması ve mümkün olan alanlarda bağımsız doğrulama süreçlerinin devreye alınması gerekmektedir. Toplumsal cinsiyete dayalı ücret farkı, iş kazaları, değer zinciri insan hakları riskleri, su ve biyoçeşitlilik göstergeleri, sera gazı emisyonları gibi alanlardaki veri eksikliklerinin giderilmesi hesap verebilirliği artıracaktır. Verinin mevcudiyeti ve kalitesi artık sürdürülebilir finansmana erişimin de ön koşullarından biri haline gelmektedir.

İş Dünyasının Sürdürülebilirlik Yolculuğu Değerlendirildi Haber

İş Dünyasının Sürdürülebilirlik Yolculuğu Değerlendirildi

Türkiye’de sürdürülebilirlik verisi alanında bir ilk olma niteliği taşıyan analiz, UN Global Compact katılımcısı şirketlerin sürdürülebilirlik alanındaki ilerlemelerini Avrupa ve küresel verilerle karşılaştırmalı olarak ortaya koydu. UN Global Compact Türkiye tarafından 17 Haziran’da Hilton İstanbul Bosphorus’ta düzenlenen etkinlik; iş dünyası, kamu, akademi, sivil toplum ve Birleşmiş Milletler temsilcilerini bir araya getirdi. Etkinlikte, Türkiye’den 250 şirket dahil olmak üzere küresel ölçekte 153 ülkeden 11.435 şirketin sürdürülebilirlik verilerine dayanan UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin sonuçları paylaşıldı. Analiz; dünya, Avrupa ve Türkiye ortalamalarının yanı sıra Türkiye’deki büyük şirketler ve KOBİ’lerin sürdürülebilirlik performanslarına ilişkin karşılaştırmalı bir görünüm ortaya koydu. UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Güliz Öztürk’ün açılış konuşmasıyla başlayan etkinlikte, UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ve UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da video mesajlarıyla katılımcılara seslendi. Ardından Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Direktörü Ozan Duygulu tarafından raporun bulguları paylaşıldı. Türkiye İş Dünyası Sürdürülebilirlikte Önemli Bir Gelişim İvmesi Yakaladı Açılış konuşmasında sürdürülebilirliğin günümüzde şirketler için stratejik bir yönetim alanına dönüştüğünü vurgulayan Güliz Öztürk, şunları söyledi: “Türkiye iş dünyası sürdürülebilirliği artık isteğe bağlı bir sosyal sorumluluk faaliyeti olarak değil, stratejik bir risk ve fırsat yönetimi alanı olarak konumlandırıyor. Yönetişimden çevreye, insan haklarından yolsuzlukla mücadeleye kadar birçok göstergede küresel ve Avrupa ortalamalarına yaklaşan, hatta bazı alanlarda öne geçen bir performans görüyoruz.” Öztürk, raporun ortaya koyduğu bulguların Türkiye iş dünyasının önemli bir gelişim ivmesi yakaladığını gösterdiğini belirtirken, uygulama ve değer zinciri odaklı dönüşümün önemine de dikkat çekti: “Veriler bize politika sahipliğinde güçlü olduğumuzu ancak uygulama derinliği ve değer zinciri genelinde hesap verebilirlik alanlarında gelişim fırsatları bulunduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde başarıyı belirleyecek unsur, bu yapıların operasyonel süreçlere ve değer zincirlerine ne ölçüde yansıtılacağı olacak.” Raporda KOBİ'lerin sürdürülebilirlik dönüşümündeki rolüne de dikkat çeken Öztürk, şunları kaydetti: “Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturan KOBİ'lerimiz veri olgunluğu, bütçe ve uzman insan kaynağı gibi alanlarda yapısal zorluklarla karşı karşıya. Ancak KOBİ'lerimizin dönüşüm konusundaki isteği ve uyum hazırlıkları geleceğe dair önemli bir potansiyeli ortaya koyuyor. Bu dönüşümün başarısı, büyük şirketlerin değer zincirlerindeki işletmeleri desteklemesine de bağlı.” COP31’e Giden Yolda İş Dünyasının Rolü COP31’e giden süreçte iş dünyasının rolüne de değinen Öztürk, şöyle konuştu: “COP31’e yalnızca birkaç ay kalmışken, iş dünyasının iklim eylemindeki rolü her zamankinden daha kritik. Üretim kararları, yatırım tercihleri, teknoloji geliştirme kapasitesi ve tedarik zincirleri üzerindeki etkisiyle özel sektör dönüşümün merkezinde yer alıyor.” UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ise video mesajında, UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin Türkiye’deki şirketlerin insan hakları, adil çalışma standartları, iklim eylemi ve yolsuzlukla mücadele alanlarında kaydettikleri ilerlemeyi ortaya koyduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu verilerin stratejilere yön vermek, dayanıklılığı güçlendirmek ve uygulamayı hızlandırmak için kullanılması gerekiyor. COP31’e yaklaşırken kaybedecek zamanımız yok. COP31; uygulamanın, cesur ve yenilikçi iş dünyası liderliğinin ve somut sonuçların COP’u olmalıdır.” UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da COP31’in Türkiye ve Avustralya arasında güçlü bir iş birliği zemini sunduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “COP31; Türkiye ve Avustralya arasında iş dünyasını, hükümetleri ve sivil toplumu ortak hedefler etrafında buluşturacak önemli bir iş birliği platformu sunuyor. İhtiyacımız olan şey, şirketlerin tek başlarına değil, COP taahhütlerinin hayata geçirilmesini destekleyen güvenilir bir ağın parçası olarak birlikte hareket etmesidir.” Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen ilk oturumda, raporun ortaya koyduğu veri temelli içgörüler doğrultusunda şirketlerin sürdürülebilirlik stratejileri, düzenleyici uyum süreçleri ve rekabet avantajı yaratma alanları ele alındı. HBR Türkiye Yazı İşleri Müdürü Beliz Kudat’ın moderatörlüğündeki oturuma TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanı Onur Ünlü, İklim Değişikliği Başkanlığı İklim Finansmanı ve Teşvikler Dairesi Başkanı Mürsel Akbulut, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Başkanlık Müşaviri Sevgi Kılıç Er ve UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele katıldı. Günün ikinci oturumunda ise CNBC-e’den Gazeteci ve Televizyon Sunucusu Şafak Tükle moderatörlüğünde Anadolu Efes CEO’su Onur Altürk, Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Nursel Ölmez Ateş ve Vanelli Tekstil Strateji Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Sadi Cem Türkün, COP31’e giden süreçte iş dünyasının iklim yol haritasını değerlendirdi. UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi; yönetişim, insan hakları ve çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında Türkiye’deki şirketlerin sürdürülebilirlik alanındaki ilerlemelerini ortaya koyarken önümüzdeki dönemde odaklanılması gereken alanlara ilişkin önemli içgörüler sundu. RAPORUN ORTAYA KOYDUĞU 8 ÖNCELİKLİ EYLEM ALANI Analiz, Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirlik performansını daha ileri taşımak amacıyla sekiz öncelikli eylem alanı öneriyor: 1. Ölçülebilir hedefler ve yıllık ilerleme göstergeleri belirlemek Sürdürülebilirlik alanlarında politika ve taahhütlerinin olması önemli bir başlangıç olmakla birlikte, taahhütlerin zamana bağlı, sorumluları tanımlanmış ve performans göstergeleriyle ilişkilendirilmiş biçimde kurgulanması gerekmektedir. Çevre, insan hakları, çalışma standartları, yolsuzlukla mücadele ve yönetişim alanlarındaki taahhütlerin kamuya açık paylaşılması ve yıllık ilerlemenin raporlanması hesap verebilirlik kültürünü güçlendirecektir. 2. Sürdürülebilirlik yönetişimini operasyonel karar alma süreçlerine derinleştirmek Üst yönetim düzeyindeki sahiplik; sürdürülebilirlik performansının iş stratejisi, yatırım kararları, risk yönetimi, tedarikçi seçim kriterleri, insan kaynakları ve ücretlendirme sistemleriyle ilişkilendirilmesiyle güçlendirilmelidir. Sürdürülebilirlik hedeflerinin üst düzey yöneticilerin performans göstergelerine entegre edilmesi bu alanın kurumsal öncelik olarak kalıcı olmasını ve gelişmesini sağlayacaktır. 3. Değer zinciri yaklaşımını güçlendirmek Şirketlerin kendi operasyonlarındaki uygulama kapasitesi görece güçlüdür; ancak tedarikçiler ve iş ortakları düzeyinde izleme, eğitim, denetim ve düzeltici eylem mekanizmaları sınırlı kalmaktadır. Yönetişim çerçevesi içinde insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında tedarikçi davranış kuralları, risk bazlı ön değerlendirme süreçleri, sürdürülebilir satın alma kriterleri ve izleme-denetim mekanizmaları yaygınlaştırılmalıdır. Şirketler değer zincirindeki dönüşümü uyum beklentileriyle değil; kapasite geliştirme, finansal destek ve ortak öğrenme mekanizmalarıyla desteklemelidir. 4. İnsan hakları ve çalışma standartlarında durum tespiti süreçlerini kurumsallaştırmak Çocuk işçiliği, zorla çalıştırma, örgütlenme özgürlüğü, cinsiyet eşitliği, ayrımcılıkla mücadele, iş sağlığı ve güvenliği başlıklarında politika beyanlarıyla yetinilmemeli; riskleri proaktif biçimde tespit eden, önleyen, azaltan ve telafi eden mekanizmalar kurulmalıdır. Şikâyet mekanizmaları, erişilebilir, misilleme riskini önleyen ve etkili önleme ve telafi sağlayan yapılar olarak tasarlanmalıdır. 5. Çevre alanında taahhütlerden sistematik uygulamaya geçmek Enerji, atık, iklim ve su başlıklarındaki güçlü politika zemini; bilim temelli hedefler, net sıfır geçiş planları, fiziksel iklim riski ve senaryo analizleri, su stresi ve havza bazlı risk değerlendirmeleri, biyoçeşitlilik etkilerinin ölçülmesi ve döngüsel ekonomi uygulamalarıyla güçlendirilmelidir. 6. İklim eyleminden dayanıklı dönüşüme geçmek İklim eylemi yalnızca emisyon azaltımıyla sınırlı şekilde değil; uyum, dayanıklılık, doğa ve değer zinciri dönüşümüyle birlikte ele alınmalıdır. Bu yaklaşım, şirketlerin artan iklim ve doğa kaynaklı risklere karşı uzun vadeli rekabetçiliklerini korumalarını ve değişen piyasa beklentilerine daha etkin uyum sağlamalarını destekleyecektir. 7. Yolsuzlukla mücadelede iç mekanizmaları dış denetimle desteklemek İş etiği, şirket içi uyum konusu olmanın ötesinde; adil rekabet ve sürdürülebilir değer zincirleri için kolektif bir sorumluluk alanı olarak ele alınmalıdır. 8. Veri kalitesi, doğrulama ve şeffaflığı güçlendirmek Veri toplama altyapılarının geliştirilmesi, ölçülen verilerin tutarlı biçimde raporlanması ve mümkün olan alanlarda bağımsız doğrulama süreçlerinin devreye alınması gerekmektedir. Toplumsal cinsiyete dayalı ücret farkı, iş kazaları, değer zinciri insan hakları riskleri, su ve biyoçeşitlilik göstergeleri, sera gazı emisyonları gibi alanlardaki veri eksikliklerinin giderilmesi hesap verebilirliği artıracaktır. Verinin mevcudiyeti ve kalitesi artık sürdürülebilir finansmana erişimin de ön koşullarından biri haline gelmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.