Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Biyogüvenlik

Kapsül Haber Ajansı - Biyogüvenlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Biyogüvenlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ek Yerleştirmede Sağlık Teknolojileri Gençlere Yeni Kariyer Kapıları Açıyor! Haber

Ek Yerleştirmede Sağlık Teknolojileri Gençlere Yeni Kariyer Kapıları Açıyor!

Patoloji Laboratuvar Teknikleri ve Radyoterapi programları, sağlık alanında teknolojiyle iç içe bir kariyer hedefleyen gençler için seçenekler arasında öne çıkıyor. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri MYO Patoloji Laboratuvar Teknikleri Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Eda Yetimoğlu, patoloji laboratuvarlarının başta kanser olmak üzere çok sayıda hastalığın tanısında kritik bir rol üstlendiğini anlattı. Hastadan alınan biyopsi, cerrahi materyal ve sitolojik materyallerin doğru şekilde hazırlanmasının tanının önemli aşamalarından biri olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Yetimoğlu, şöyle konuştu: “Patoloji laboratuvarları, hastalıkların tanı sürecinin temel yapı taşlarından biridir. Özellikle kanser tanısında, hastadan alınan biyopsi, cerrahi materyal ve sitolojik materyallerin uygun şekilde hazırlanması ve mikroskop altında incelenebilir hale getirilmesi gerekmektedir. Patoloji laboratuvarında gerçekleştirilen bir dizi işlem sonucunda patolog tarafından mikroskobik değerlendirmeye uygun preparatlar hazırlanır ve bu süreç hastanın doğru tanı ve verilen tanıya bağlı olarak tedavi planının oluşturulmasına katkı sağlar.” “Doğru tanının konulabilmesi için laboratuvar sürecinin en önemli profesyonellerindensiniz” Patoloji laboratuvar teknikerinin materyalin laboratuvara ulaşmasından itibaren birçok kritik işlemde görev aldığına işaret eden Yetimoğlu, mesleğin yalnızca teknik cihaz kullanımından ibaret olmadığını vurguladı. Dr. Öğr. Üyesi Yetimoğlu, “Patoloji laboratuvar teknikeri; materyal kabul, makroskobi, doku takibi, doku gömme, mikrotomda kesit alma, boyama, sitolojik materyal hazırlama, özel boya çalışmaları ve immühistokimyasal boyama süreçlerinde görev alır. Ayrıca laboratuvarın kullandığı cihazların doğru ve güvenli şekilde kullanılması, kalite ve biyogüvenlik kurallarına uyulması ve materyallerin uygun şekilde arşivlenmesi de bu mesleğin önemli parçalarıdır.” dedi. Öğrencilerine mesleğin sorumluluğunu anlatırken özellikle bir noktayı hatırlattığını ifade eden Yetimoğlu, “Siz tanıyı koyan kişi değilsiniz; ancak doğru tanının konulabilmesi için gereken laboratuvar sürecinin en önemli profesyonellerinden birisiniz.” ifadelerini kullandı. Yapay zekâ patoloji teknikerini ortadan kaldırmayacak, rolünü dönüştürecek Dijital patoloji ve yapay zekâ teknolojilerinin mesleğin geleceğini de değiştirdiğini kaydeden Yetimoğlu, yapay zekânın görüntü tarama, belirli yapıların işaretlenmesi, hücrelerin sayılması ve şüpheli alanların önceliklendirilmesi gibi işlemlerde destek sağlayabileceğini söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Yetimoğlu, “Bu nedenle teknikerin rolü ortadan kalkmaktan ziyade dönüşecektir. Geleceğin teknikerinin yalnızca mikrotom, boyama cihazı veya doku takip cihazını kullanmayı değil; aynı zamanda dijital görüntüleme sistemlerini, laboratuvar bilgi sistemlerini, kalite kontrol süreçlerini ve yapay zekâ destekli teknolojilerin kullanılma süreçlerinde de aktif rol alması beklenmektedir.” dedi. Patoloji Laboratuvar Teknikleri mezunlarının devlet, üniversite ve özel hastanelerin patoloji ve sitoloji laboratuvarlarından Adli Tıp Kurumu'na, tıp ve veterinerlik fakültelerinin histoloji laboratuvarlarından sektöre malzeme sağlayan firmalara kadar farklı alanlarda çalışabildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Yetimoğlu, gelecekte moleküler tanı, dijital patoloji, görüntü analizi, laboratuvar kalite yönetimi ve ileri patoloji tekniklerinin daha fazla önem kazanmasının beklendiğini ifade etti. Radyoterapide teknoloji arttıkça yetişmiş personele ihtiyaç da önem kazanıyor Üsküdar Üniversitesi SHMYO Radyoterapi Program Başkanı Öğr. Gör. Selen Ener Boran da kanser tedavisindeki teknolojik gelişmelerin radyoterapi teknikerlerinin görevlerini daha hassas ve kapsamlı hale getirdiğini söyledi. Günümüz radyoterapisinin görüntüleme, yazılım, doz hesaplama ve hareket yönetimi sistemlerinin birlikte kullanıldığı ileri teknoloji yoğun bir tedavi yöntemi olduğuna dikkat çeken Öğr. Gör. Selen Ener Boran, şunları söyledi: “Günümüzde radyoterapi; görüntüleme, yazılım, doz hesaplama ve hareket yönetimi sistemlerinin birlikte kullanıldığı, tümörün milimetrik doğrulukla hedeflenmesini, sağlıklı dokuların mümkün olduğunca korunmasını ve hasta pozisyonunun her seansta aynı şekilde yeniden oluşturulmasını gerektiren, yoğun ileri teknoloji kullanan bir tedavi yöntemidir. Bazı tedaviler daha az sayıda seansta tamamlanabilse de her seansın hazırlık, görüntüleme ve doğrulama aşamaları daha kapsamlı hâle gelmiştir.” Kanser hastalarının yaklaşık yüzde 50-70'inin tedavi sürecinin bir aşamasında radyoterapiye ihtiyaç duyduğunu ifade eden Boran, tahminlere göre Türkiye'de yılda yaklaşık 236 bin yeni kanser vakası görülmesinin de yetişmiş sağlık personeline duyulan ihtiyacı ortaya koyduğunu belirtti. “Tekniker yalnızca cihazı kullanan sağlık çalışanı olmaktan çıkıyor” Yeni nesil radyoterapi sistemlerinin hastanın anatomisini tedavi öncesinde ve sırasında görüntüleyebildiğini, solunum hareketlerini takip edebildiğini ve bazı sistemlerde günlük anatomik değişikliklere göre tedavinin uyarlanmasına olanak sağladığını belirten Boran, dönüşümün teknikerlerin görev tanımlarına da yansıdığını ifade etti. Boran, “Görüntü rehberliğinde radyoterapi, stereotaktik tedaviler, solunum kontrollü uygulamalar, yüzey takip sistemleri ve MR eşliğinde adaptif radyoterapi bu dönüşümün başlıca örnekleridir. Bu gelişmeler radyoterapi teknikerini yalnızca cihazı kullanan bir sağlık çalışanı olmaktan çıkararak; görüntüleme, hasta hareketlerinin yönetimi, dijital kayıt sistemleri, tedavi doğrulaması ve güvenlik süreçlerinde daha fazla sorumluluk alan bir meslek mensubu hâline getiriyor.” diye konuştu. Yapay zekâ ve otomasyonun bazı işlemleri hızlandırabileceğini ancak insan faktörünün önemini koruduğunu dile getiren Boran, “Elde edilen sonuçların kontrol edilmesi ve güvenli biçimde klinik sürece aktarılması için yetişmiş personele ihtiyaç devam ediyor.” dedi. Radyoterapide cihaz, yazılım ve mesleki İngilizce avantaj sağlayabilir Radyoterapinin sağlık, fizik, anatomi, görüntüleme ve ileri teknolojiyi bir araya getiren bir meslek olduğunu belirten Boran, dikkat, ekip çalışması, hasta iletişimi ve sürekli öğrenmeye açık olmanın önemli olduğunu kaydetti. İstihdam olanaklarına da değinen Boran, radyoterapinin uzmanlaşmış bir sağlık alanı olduğunu ve mezunların radyasyon onkolojisi merkezi bulunan Sağlık Bakanlığı hastaneleri, üniversite hastaneleri, özel hastaneler ve yetkilendirilmiş onkoloji kuruluşlarında görev yapabildiğini aktardı. Kamu alımlarının KPSS ve açılan kadrolara bağlı olduğuna dikkat çeken Boran, “İyi bir klinik uygulama eğitimi alan, cihaz ve yazılım bilgisi güçlü, mesleki İngilizcesini geliştiren ve farklı şehirlerde çalışma konusunda esnek olan mezunların özel sektörde ve açılacak kamu kadrolarında daha avantajlı olması beklenebilir.” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yem Sektöründe Yükselen Maliyetlerin Çözümü Verimli Kaynak Yönetimi Haber

Yem Sektöründe Yükselen Maliyetlerin Çözümü Verimli Kaynak Yönetimi

Küresel yem ve hayvan besleme sektörü, 2026’da önemli bir dönüşümden geçiyor. Artan hammadde maliyetleri, tedarik zincirlerindeki değişim ve hayvan sağlığı riskleri sektörün gündemini belirliyor. Küresel emtia fiyatlarının 2026’da yüzde 16 artması bekleniyor. Hürmüz Boğazı’ndaki kesintiler ve bölgesel sorunlar da enerji ve lojistik maliyetleri üzerinde ek baskı yaratıyor. Bu tablo, yem sektöründe maliyet yönetimini ve tedarik güvenliğini daha kritik hale getiriyor. Trouw Nutrition Türkiye Kanatlı ve Balık Ticari Direktörü Fevzi Turhan, alternatif hammaddelerin, hassas besleme teknolojilerinin ve sürdürülebilir üretim çözümlerinin sektörün geleceğini şekillendiren başlıklar olarak öne çıktığına dikkat çekiyor. Daha az kaynakla daha yüksek verim sağlayan çözümler ön planda 2026’da yem ve hayvan besleme sektörünün en önemli gündemlerinden biri maliyet baskısı olduğuna dikkat çeken Fevzi Turhan, “Küresel emtia fiyatlarındaki yükseliş, tarımsal üretimin temel girdilerinde maliyetleri artırıyor. Bu durum, önümüzdeki dönemlerde verim kayıplarına yol açabilir. Dünya Bankası projeksiyonları da bu riskin boyutunu ortaya koyuyor. Bu nedenle yem sektöründe verimlilik ve kaynakların etkin kullanımı daha fazla önem kazanıyor. Üreticilerin daha az kaynakla daha yüksek verim elde etmesini sağlayan çözümler öne çıkıyor. Alternatif hammaddelerin değerlendirilmesi de bu dönüşümün önemli bir parçası haline geliyor” diye konuştu. Tedarik zincirinde çeşitlilik ihtiyacı artıyor Hammadde piyasalarında önümüzdeki dönemde yukarı yönlü bir hareket beklendiğine dikkat çeken Turhan, “CBOT buğday fiyatının 2025’in üçüncü çeyreğindeki 521 ABD senti seviyesinden, 2027’nin ilk çeyreğinde 775’e ulaşacağı öngörülüyor. Matif buğday fiyatında da 193 euro/tondan 246 euro/tona yükseliş tahmin ediliyor. Mısır fiyatlarının ise 402 ABD senti seviyesinden, 2027’nin ilk çeyreği için 509 sent seviyesine çıkması öngörülüyor. Bu tablo, yem formülasyonlarında maliyet optimizasyonunu daha önemli hale getiriyor. Tedarik zincirlerinde çeşitlendirme ihtiyacı da artıyor. Avrupa yem sektörü protein yeminin yaklaşık yüzde 70’ini yurt dışından sağlıyor. Amino asitler ve vitaminlerde ise Çin’e yüksek düzeyde bağımlılık bulunuyor. Bu nedenle yerel kaynakların değerlendirilmesi ve alternatif proteinlerin geliştirilmesi önem kazanıyor. Çoklu tedarik modelleri de şirketlerin arz güvenliğini güçlendirmesinde kritik rol oynuyor” ifadelerini kullandı. Hammadde maliyetleri yüzde üreticilerin en büyük sorunu Sektörde rekabetin artık maliyet avantajının ötesine geçtiğini belirten Turhan, “Yem sektöründe verimlilik ve teknoloji yatırımları hız kazanıyor. Küresel kanatlı üreticileri arasında yapılan bir araştırmada hammadde maliyetleri yüzde 74 ile ilk sırada yer alıyor. Katkı maddelerinde istikrarlı tedarik yüzde 57, iş gücü eksikliği ise yüzde 51 oranında en önemli sorunlar arasında gösteriliyor. Yapay zekâ ve hassas besleme teknolojileri bu sorunlara çözüm sunuyor. Bu teknolojiler yem dönüşümünü iyileştiriyor ve israfı azaltıyor. Aynı zamanda üretim maliyetlerinin düşürülmesine katkı sağlıyor. Hayvansal protein talebi de güçlü kalmaya devam ediyor. Ancak tüketicilerin daha uygun fiyatlı protein kaynaklarına yönelmesi, kanatlı eti ve yumurtanın önemini artırıyor. 2026’da küresel sığır eti üretiminin yaklaşık yüzde 2,5 gerilemesi beklenirken, kanatlı ve su ürünleri büyümeyi sürüklüyor. Hayvan sağlığı riskleri de sektörün öncelikleri arasında yer alıyor. 2025’ten bu yana kuş gribi nedeniyle 140 milyondan fazla kanatlının kaybedilmesi, biyogüvenlik ve bağışıklık destekleyici besleme çözümlerinin önemini artırıyor. Önümüzdeki dönemde verimlilik, hayvan sağlığı, sürdürülebilirlik ve teknolojiye dayalı çözümler sektörün rekabet gücünü belirleyecek” şeklinde konuştu. Nutreco Hakkında: 100 yılı aşkın deneyimiyle Nutreco, hayvan besleme konusunda Trouw Nutrition ve akuakültür balıkçılığı yemleri konusunda Skretting markalarıyla global bir lider olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Nutreco’nun dünya çapında 30’dan fazla ülkede yaklaşık 100 üretim tesisi ve sekiz araştırma merkezi bulunuyor. 10 bin yetkin çalışanı yaptıkları her işte sürdürülebilirliğin en öncelikli odak noktası olmasını sağlayacak şekilde ‘Geleceği Besleme’ misyonu çerçevesinde çalışıyor. Çözümlerini beslemenin ötesine ulaştıran Nutreco, müşterilerinin artan nüfus için daha fazla besini sürdürülebilir şekilde üretmelerine yardımcı olmak üzere sınıfının en iyi tavsiye ve teknolojilerini sunuyor. NuFrontiers ekibi değer zinciri üzerinden gelecek nesil çığır açan yeniliklerin tanımlanması, geliştirilmesi ve bu alanda yatırım yapılması için çalışıyor. Nutreco, çok uluslu bir aile kuruluşu olan SHV Holdings N.V’nin bir iştirakidir.    Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

YUM-BİR Başkanı İbrahim Afyon Kimdir? Türkiye Yumurta Sektörünün Deneyimli İsmi Haber

YUM-BİR Başkanı İbrahim Afyon Kimdir? Türkiye Yumurta Sektörünün Deneyimli İsmi

Birliğin Genel Başkanlığı görevini uzun yıllardır sürdüren İbrahim Afyon, hem üretici kimliği hem de sektörel temsil gücüyle Türkiye yumurta sektörünün öne çıkan isimleri arasında yer alıyor. Kayseri merkezli üretim faaliyetlerinden uluslararası sektörel organizasyonlara kadar geniş bir alanda görev üstlenen İbrahim Afyon, ihracatın geliştirilmesi, üreticilerin sorunlarının çözülmesi ve Türk yumurtasının dünya pazarındaki rekabet gücünün artırılması için yürüttüğü çalışmalarla tanınıyor. Peki, YUM-BİR Başkanı İbrahim Afyon kimdir? İşte iş dünyası ve tarım sektörünün yakından takip ettiği ismin kariyeri… İbrahim Afyon kimdir? İbrahim Afyon, 1968 yılında Kayseri'de doğdu. İlk eğitimini TED Kayseri Koleji'nde aldı. Ortaokul eğitimini Aydınlıkevler Ortaokulu'nda, lise eğitimini ise Kayseri Lisesi'nde tamamladı. Eğitim hayatının yanı sıra kuyumculuk alanında da mesleki eğitim aldı. Vatani görevini Ankara Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığı'nda tamamlayan Afyon, askerlik hizmetinin ardından aile şirketinde çalışma hayatına başladı. 1989 yılında kardeşi Mustafa Afyon ile birlikte babaları Zeki Afyon'dan devraldıkları yumurta üretimi ve ticaret faaliyetlerini büyüterek Türkiye'nin önemli üretim organizasyonlarından birine dönüştürdü. Yumurta sektöründe 35 yılı aşan deneyim Yaklaşık otuz beş yılı aşkın süredir yumurta üretim sektöründe faaliyet gösteren İbrahim Afyon, üretimden pazarlamaya, ihracattan sektör temsilciliğine kadar birçok alanda aktif görev aldı. Kayseri merkezli ETAŞ Afyon Tavukçuluk Ltd. Şti. ortağı olan Afyon, modern üretim anlayışı, gıda güvenliği ve sürdürülebilir üretim ilkeleri doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor. Üretimin yalnızca iç pazara yönelik değil, uluslararası rekabet gücünü artıracak şekilde planlanması gerektiğini savunan Afyon, ihracat odaklı büyümenin sektör açısından stratejik önem taşıdığını vurguluyor. YUM-BİR Başkanı olarak görev yapıyor İbrahim Afyon, 2018 yılından bu yana Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (YUM-BİR) Genel Başkanlığı görevini yürütüyor. Türkiye genelindeki yumurta üreticilerini temsil eden YUM-BİR; üreticilerin haklarının korunması, sektörün sürdürülebilir büyümesi, biyogüvenlik uygulamalarının yaygınlaştırılması, ihracatın geliştirilmesi ve tüketicilerin güvenilir gıdaya erişiminin sağlanması amacıyla faaliyet gösteriyor. Başkanlık görevinde bulunan Afyon, sektörün karşı karşıya kaldığı maliyet artışları, üretim planlaması, hastalık riskleri ve uluslararası rekabet gibi konularda kamu kurumları ile sektör arasında koordinasyon sağlayan isimlerden biri olarak öne çıkıyor. Uluslararası platformlarda Türkiye'yi temsil ediyor İbrahim Afyon, yalnızca Türkiye'de değil uluslararası platformlarda da aktif görev üstleniyor. Dünya yumurta sektörünün en önemli organizasyonlarından biri olan World Egg Organization (WEO) bünyesinde YUM-BİR'i ülke temsilcisi olarak temsil eden Afyon, Türk yumurta sektörünün küresel pazarlardaki görünürlüğünün artırılması için çalışmalar yürütüyor. Daha önce üç dönem Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyeliği yapan Afyon, yine üç dönem Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Sektör Kurulu Meclis Üyesi olarak görev aldı. Ayrıca Türkiye Kanatlı Tanıtım Grubu Meclis Başkan Yardımcılığı görevini üstlenerek "Turkish Poultry" markasının uluslararası fuarlarda tanıtılmasına katkı sundu. Kayseri iş dünyasında da önemli görevler üstleniyor Sektörel temsil görevlerinin yanında Kayseri iş dünyasında da aktif rol alan İbrahim Afyon, Kayseri Ticaret Odası Hayvancılık Komite Başkanlığı ve Kayseri Ticaret Odası Meclis Üyeliği görevlerinde bulundu. Halen Kayseri Ticaret Odası Yüksek İstişare Kurulu Üyesi olarak çalışmalarını sürdüren Afyon, aynı zamanda Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Sektör Meclisi Üyesi olarak da görev yapıyor. Akademik dünyayla da iş birliği içinde çalışmalar yürüten Afyon, Erciyes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Birim Danışma Kurulu Üyesi olarak sektöre yönelik bilimsel çalışmalara katkı sağlıyor. YUM-BİR'in öncelikleri neler? İbrahim Afyon'un başkanlığındaki YUM-BİR, son yıllarda özellikle sürdürülebilir üretim, biyogüvenlik, ihracatın artırılması ve tüketici bilincinin geliştirilmesine odaklanıyor. Afyon, sektörün temel öncelikleri arasında üretimde verimliliğin artırılması, kaliteli ve güvenilir yumurta üretiminin desteklenmesi, üreticilerin rekabet gücünün korunması ve uluslararası pazarlarda Türkiye'nin payının büyütülmesinin yer aldığını belirtiyor. Ayrıca iklim değişikliği, yem maliyetleri ve üretim süreçlerinde yaşanan küresel gelişmeler karşısında sektörün dayanıklılığını artıracak politikaların önemine dikkat çekiyor. Aile yaşamı İbrahim Afyon, 1991 yılında evlendi. Bir erkek ve iki kız çocuğu babası olan Afyon, aile yaşamını sürdürürken üretim ve sektör temsilciliği görevlerini birlikte yürütüyor. Türkiye yumurta sektörünün öne çıkan isimlerinden biri Uzun yıllara dayanan üretim tecrübesi, ihracat odaklı yaklaşımı ve sektör temsilciliği görevleriyle İbrahim Afyon, Türkiye yumurta sektörünün öne çıkan isimleri arasında yer alıyor. YUM-BİR Genel Başkanı olarak üreticilerin sorunlarının çözümü, sektörün uluslararası rekabet gücünün artırılması ve güvenilir gıda üretiminin yaygınlaştırılması amacıyla çalışmalarını sürdüren Afyon, hem ulusal hem de uluslararası platformlarda Türk yumurta sektörünü temsil etmeye devam ediyor.

Konya Büyükşehir’in Hayvan Yetiştiriciliği Eğitimleri Üreticiye Güç Katıyor Haber

Konya Büyükşehir’in Hayvan Yetiştiriciliği Eğitimleri Üreticiye Güç Katıyor

Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, “Hayvancılıkta Türkiye’nin lider şehirlerinden olan Konya’mızın 31 ilçesinde, hayvancılığın gelişmesine yönelik çalışmaları eğitim faaliyetleriyle destekliyoruz. Amacımız hayvancılığı güçlendirirken üreticimizin emeğini korumak, bunun için köy köy, mahalle mahalle dolaşarak şehrimizin her köşesindeki çiftçimize ulaşmaya gayret ediyoruz. Üreticimizin emeğinin berekete dönüşmesi için desteklerimizi sürdüreceğiz” dedi. Konya Büyükşehir Belediyesi, kırsal kalkınmayı destekleyen eğitim, ekipman ve proje destekleriyle şehir ekonomisine, Türkiye’nin hayvancılığına ve tarımına katkı vermeyi sürdürüyor. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, hayvancılıkta verimliliğin artırılması, üreticilerin desteklenmesi ve kırsal kalkınmanın güçlendirilmesi noktasında ücretsiz olarak sağladıkları hayvan yetiştiriciliği hizmetlerinin büyük önem taşıdığını belirtti. “31 İLÇEMİZDEKİ ÇİFTÇİMİZE ULAŞIYORUZ” "Konya Modeli Belediyecilik" anlayışıyla her alanda olduğu gibi bu alandaki çalışmaların da titizlikle yürütüldüğünü vurgulayan Başkan Altay “Hayvancılıkta Türkiye’nin lider şehirlerinden olan Konya’mızın 31 ilçesinde, hayvancılığın gelişmesine yönelik çalışmaları eğitim faaliyetleriyle destekliyoruz. Amacımız hayvancılığı güçlendirmek, üreticimizin emeğini korumak, bunun için köy köy, mahalle mahalle dolaşarak şehrimizin her köşesindeki çiftçimize ulaşmaya gayret ediyoruz. Veteriner hekimlerimiz işletmelerde bakım, besleme, aşılama, hastalıklarla mücadele ve biyogüvenlik konularında üreticilerimize de yerinde destek veriyor. Ayrıca başta kadın çiftçilerimiz ve genç üreticilerimiz olmak üzere, danışmanlık ihtiyacı duyan tüm üreticilerimize eğitim ve teknik destek imkanı da sunuyoruz. Büyükşehir Belediyesi olarak üreticimizin emeğinin berekete dönüşmesi için desteklerimizi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı. BÜYÜKŞEHİR, ÜRETİCİLERLE SÜREKLİ İRTİBAT HALİNDE Konya Büyükşehir Belediyesi İlçe Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Tarımsal Eğitim Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, Selçuklu Tömek Mahallesi'nde hayvansal üretim yapan Muzaffer Fındık’a teknik destekte bulundu. Sağlanan destek hakkında bilgi veren Uzman Veteriner Hekim Ekrem Yılmaz, her ihtiyaçlarında üreticilerin yanında olmaya çalıştıklarını vurgulayarak “Üreticilerle zaten sürekli irtibat halindeyiz. Bir sorun yaşandığında sahadaki veteriner hekimlerimiz ilk anda müdahale ediyor. Biz de analiz, test yapılması gerekiyorsa her türlü desteği veriyoruz. Asıl hedefimiz koruyucu hekimlik yaparak hastalıkların önüne geçmek. Bir anlamda sürü sağlığını koruyoruz. Elimizden geldiğince yetişmeye çalışıyoruz" dedi. “BÜYÜKŞEHİR AYAĞIMIZA KADAR GELİYOR” Üretici Muzaffer Fındık da hayvancılıkta veteriner harcamalarının önemli bir yer tuttuğunu belirterek, “Büyükşehir Belediyesi veteriner hekimleri her sorunumuzda yanımızda oluyor, ayağımıza kadar geliyor. Kan tahlili yapıyorlar, bakıyorlar, inceliyorlar varsa hastalık tespit ediyorlar ve tedavi ile ilaç öneriyorlar, ne para ne pul alıyorlar. Hastalık yayılmadan önlüyorlar. Bu işlemleri dışarıda yapsak dünya para veririz, bir de sürüyü düşünün, altından kalkamayız. Büyükşehir Belediyemize teşekkür ediyoruz” diye konuştu KONYA, HAYVANSAL ÜRETİMDE DE LİDER Konya, 2025 yılı verilerine göre 966 bin 37 baş ile büyükbaş hayvan sayısında Türkiye birincisi, 3 milyon 318 bin 481 baş ile küçükbaş hayvan sayısında ise Türkiye ikincisi konumunda bulunuyor. Konya Büyükşehir Belediyesi, hayvancılıkta öncü şehirlerden biri olan Konya'da hayvan yetiştiriciliği eğitimlerinin yanı sıra; yem bitkileri tohumu desteğinden süt toplama merkezlerine, tırnak kesim hizmetinden koç desteğine kadar birçok alanda sağladığı desteklerle hayvansal üretime katkı sunuyor. Proje kapsamında büyükbaş, küçükbaş, kanatlı hayvan yetiştiricileri ile arıcılık faaliyetinde bulunan üreticilere yönelik birçok analiz ve test ücretsiz olarak gerçekleştirilirken, veteriner hekimler tarafından koruyucu hayvan sağlığı, bakım, besleme, aşılama ve biyogüvenlik konularında da yerinde teknik destek sunuluyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Keskinoğlu,  Bandırma’da Damızlık Yetiştiricileri ile Bir Araya Geldi Haber

Keskinoğlu, Bandırma’da Damızlık Yetiştiricileri ile Bir Araya Geldi

Sektör paydaşlarını bir araya getiren toplantıda biyogüvenlik uygulamaları, sürdürülebilir üretim ve sektörün geleceğine ilişkin değerlendirmeler paylaşılırken, canlı üretim zincirinin tüm halkalarında verimliliği artırarak Türkiye'nin hayvansal protein üretimindeki gücünü daha da ileri taşımaya yönelik hedefler ele alındı ve bu doğrultuda hayata geçirilmesi gereken uygulamalar ve ortak çalışma alanları masaya yatırıldı. Toplantı, Keskinoğlu Canlı Faaliyetler Genel Müdür Yardımcısı Güven Atlı’nın açılış konuşmasıyla başladı. Damızlık faaliyetlerinde kısa sürede elde edilen başarıların temelinde karşılıklı güven ve güçlü iş birliğinin yer aldığını vurgulayan Atlı, yetiştiricilerle kurulan ilişkinin sadece ticari değil, aynı zamanda ortak hedeflere dayanan bir çalışma kültürünün sonucu olduğunu ifade etti. “Biz sizlere inanıyoruz ve sizleri Keskinoğlu ekibinin bir parçası olarak görüyoruz” diyen Atlı, sahada elde edilen başarıların en önemli nedeninin bu güven ortamı olduğunu belirtti. Matlı çatısı altında üretim faaliyetlerinin kesintisiz şekilde sürdüğünü kaydeden Atlı, “Damızlık üretimi, ülkemizin sürdürülebilir hayvancılık altyapısının güçlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu stratejik önemin bilinciyle, damızlık üretim kapasitemizi artırmaya ve sektörümüzün gelişimine katkı sağlayacak yatırımlarımızı sürdürmeye; ülkemiz için üretmeye, değer oluşturmaya ve bunu sizlerle birlikte gerçekleştirmeye kararlılıkla devam edeceğiz” dedi. Açılış konuşmasının ardından Matlı Şirketler Grubu’nun faaliyet alanları ve gelecek vizyonuna ilişkin bilgi paylaşımının yapıldığı programın devamında, H&N firmasından Teknik Veteriner Hekim Fernando Carrasquer Puyal, “Yumurtacı Damızlıkta Biyogüvenlik” başlıklı sunumuyla katılımcılarla bir araya geldi. Puyal, biyogüvenliğin kanatlı sektöründeki kritik rolüne dikkat çekerek işletmelerde uygulanması gereken temel kurallar ve hastalık risklerinin azaltılmasına yönelik önlemler hakkında bilgi verdi. Toplantının bir sonraki bölümünde ise Aviagen Teknik Müdürü Kifag Abutumeh, “Etlik Damızlık Yetiştiriciliğinde Biyogüvenlik” konulu bir sunum gerçekleştirdi. Abutumeh, biyogüvenlik uygulamalarının sürü sağlığının korunması, üretim verimliliğinin artırılması ve sürdürülebilir yetiştiricilik açısından taşıdığı önemi katılımcılarla paylaştı. Yetiştiricilerin görüş ve önerilerinin de ele alınarak karşılıklı değerlendirmelerin yapıldığı toplantı, konuşmacılara plaket takdimi ve katılımcılara hediyelerinin verilmesinin ardından sona erdi. Keskinoğlu, canlı üretim alanındaki büyümesini yeni yatırımlarla desteklemeye devam ederken, damızlık faaliyetlerinin geliştirilmesi, biyogüvenlik standartlarının yükseltilmesi ve üretim verimliliğinin artırılması yönünde çalışmalarını kararlılıkla sürdürüyor. Üretim altyapısından yetiştirici destek programlarına kadar birçok alanda yatırımlarını sürdüren şirket, sektörün gelişimine katkı sağlamayı hedefliyor. Üreticileriyle ve sektör paydaşlarıyla güçlü iş birlikleri kurarak sürdürülebilir ve rekabetçi bir üretim modeli oluştururken, canlı üretimde verimliliği artıracak uygulamaları ve bilgi paylaşımını destekleyen organizasyonları da hayat geçiriyor ve Türkiye'nin hayvansal protein üretimindeki gücüne katkı sağlamaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hantavirüsün Pandemiye Dönüşme Riski Var Mı? Haber

Hantavirüsün Pandemiye Dönüşme Riski Var Mı?

Yeditepe Üniversitesi Hastanelerinden Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Hantavirüsler, kemirgenler ve bazı böcekçil hayvanlar aracılığıyla taşınan, zarflı RNA yapısına sahip virüslerdir. Bunyaviridae ailesi içerisinde yer alan bu virüs grubu, farklı türleriyle insanlarda çeşitli hastalıklara yol açabilmektedir. Bugüne kadar en az 40 hantavirüs türü tanımlanmış olup bunların en az 22'sinin insanlarda hastalık yapabildiği biliniyor. Her hantavirüs tipi genellikle belirli bir kemirici türü ile ilişkilidir ve virüs doğada bu hayvanlar arasında dolaşımını sürdürür” diye konuştu. Prof. Dr. Sönmnezoğlu, "Virüs adını, ilk kez izole edildiği Hantaan Nehri'nden alıyor. 1978 yılında Ho Wang Lee tarafından Kore'de bu nehir çevresinde yaşayan bir kemiriciden izole edilerek bilim dünyasına kazandırılmıştır. Bu keşif, hastalığın nedeninin anlaşılmasında önemli bir dönüm noktası olmuştur. Hantavirüs yeni bir virüs değil. Hastalık ilk olarak Kore Savaşı sırasında dikkat çekiyor. O dönemde Amerikan askerleri arasında yüksek ateş, şiddetli kanamalar ve böbrek yetmezliği ile seyreden vakalar görülüyor ve hastalık 'Kore Kanamalı Ateşi' olarak adlandırılıyor. Amerikan ordusu 1951-1952 yılları arasında 3500'den fazla vaka ve yaklaşık 400 ölüm kaydetmiş. Savaş sonrası asker hareketliliği ve lojistik faaliyetler nedeniyle hastalığın belirtileri dünyanın farklı bölgelerinde de görülmeye başlanmış" dedi. ‘BÖBREK YETMEZLİĞİ GÖRÜLEBİLİR’ Prof. Dr. Sönmnezoğlu,"Hantavirüsler, coğrafi dağılımına ve virüs tipine bağlı olarak iki ana klinik tabloya neden olur; Hantavirüs Kardiyopulmoner Sendromu (HCPS). Daha çok Amerika kıtasında görülür. Akciğer tutulumu ön plandadır. Hastalık ani başlangıçlı olup hızla ağırlaşabilir. Öksürük, nefes darlığı, akciğerlerde sıvı birikimi ve dolaşım yetmezliği gelişebilir. Bu formun ölüm oranı oldukça yüksektir. Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş (HFRS) ise Avrupa ve Asya'da yaygındır. Böbrek tutulumu ile karakterizedir. Hastalarda düşük tansiyon, kanama eğilimi ve böbrek yetmezliği görülebilir. Türkiye'de bildirilen vakalar genellikle bu klinik tablo ile uyumludur" diye konuştu. ‘ÇİFTÇİLİK VE ORMANCILIK GİBİ FAALİYETLER BULAŞ RİSKİNİ ARTIRIR’ Hantavirüslerin çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaştığını söyleyen Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, "Enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya tükürüğü ile çevreye yayılan virüs, kuruyarak havaya karışabilir ve solunum yoluyla insanlara geçebilir. Kontamine partiküllerin solunması, kemirgen atıklarıyla temas, nadiren kemirgen ısırıkları ile bulaşabilir. Kapalı ve yetersiz havalandırılan alanların temizlenmesi, kemirgen istilasına uğramış ortamlarda bulunmak, çiftçilik ve ormancılık gibi faaliyetler bulaş riskini artırır. Genel olarak hantavirüsler insanlar arasında bulaşmaz. Ancak Amerika kıtasında görülen Andes virüsü için nadir de olsa insandan insana bulaş bildirilmiştir. Bu bulaşın genellikle aynı evde yaşayan kişiler veya yakın temaslılar arasında, uzun süreli temas sonucu gerçekleştiği belirtilmektedir" ifadelerini kullandı. 'BELİRTİLER 1 İLA 8 HAFTA İÇİNDE ORTAYA ÇIKAR' Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Belirtiler genellikle virüse maruz kalındıktan sonra 1 ila 8 hafta içinde ortaya çıkar. Erken dönem belirtileri; ateş, baş ağrısı, kas ağrıları, karın ağrısı, bulantı ve kusma. İleri dönem belirtileri; HCPS'de: öksürük, nefes darlığı, akciğer ödemi. HFRS'de: düşük tansiyon, kanama bozuklukları, böbrek yetmezliği. Hastalık bazı hastalarda hızla ağırlaşarak hayati risk oluşturabilir. Hantavirüs enfeksiyonunun erken tanısı, belirtilerin diğer birçok hastalıkla benzerlik göstermesi nedeniyle zor olabilir. Bu nedenle hastanın öyküsü büyük önem taşır. Özellikle kemirgen teması, mesleki riskler ve seyahat geçmişi sorgulanmalıdır. Tanı yöntemleri olarak serolojik testler (IgM ve IgG antikorlarının tespiti), PCR ile viral RNA'nın gösterilmesi kullanılır. Laboratuvar çalışmaları yüksek biyogüvenlik önlemleri gerektirir" dedi. 'DÜNYA GENELİNDE HER YIL BİNLERCE VAKAYA NEDEN OLUR' Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Hantavirüs enfeksiyonu için onaylanmış spesifik bir antiviral tedavi veya aşı bulunmuyor. Tedavi tamamen destekleyicidir. Solunum desteği, sıvı ve elektrolit dengesi, böbrek fonksiyonlarının izlenmesi, gerekli durumlarda yoğun bakım desteği yapılır. Erken dönemde uygun tıbbi müdahale, özellikle ağır vakalarda hayatta kalma şansını artırır. Hantavirüs enfeksiyonları nadir görülmekle birlikte dünya genelinde her yıl binlerce vakaya neden olur. Yıllık tahmini vaka sayısı; 10.000 - 100.000 civarındadır. Vakaların büyük çoğunluğu Asya ve Avrupa'da görülür. Amerika kıtasında daha az vaka olmasına rağmen hastalık daha ağır seyreder. Ölüm oranları Avrupa ve Asya'da yüzde 1 - yüzde 15, Amerika kıtasında yüzde 20 - yüzde 50 arasındadır" diye konuştu. Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Hantavirüs enfeksiyonları dünya genelinde farklı bölgelerde görülüyor. Çin en yüksek vaka sayısına sahip ülke. Güney Kore düzenli olarak vaka bildiriliyor. Kuzey ve Orta Avrupa'da her yıl binlerce vaka görülüyor. Güney Amerika daha az vaka ancak daha yüksek ölüm oranına sahip. Türkiye'de hantavirüs vakaları 2009 yılından bu yana bildiriliyor. 2009-2025 yılları arasında yıllık vaka sayıları 4 ile 58 arasında değişmiş. Türkiye'de görülen vakalar genellikle böbrek tutulumu ile seyreden HFRS formundadır. Hantavirüs enfeksiyonu açısından risk altında olan gruplar; çiftçiler, orman işçileri, depo, ahır ve kapalı alan çalışanları, kemirgenlerle temas riski olanlardır. Ayrıca uzun süre kapalı kalmış alanları temizleyen kişiler de risk grubunda yer alır" ifadelerini kullandı. 'KORUNMANIN EN ETKİLİ YOLU KEMİRGENLERLE TEMASI AZALTMAKTIR' Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Yaşam alanlarının temiz tutulmalıdır. Kemirgen girişleri engellenmelidir. Gıdalar güvenli şekilde saklanmalıdır. Temizlik sırasında toz oluşumu önlenmelidir. Kirli alanlar temizlenmeden önce nemlendirilmelidir. El hijyenine dikkat edilmelidir" dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

YUM-BİR, Varşova’da Küresel Temaslarını Güçlendirdi Haber

YUM-BİR, Varşova’da Küresel Temaslarını Güçlendirdi

YUM-BİR Başkanı İbrahim Afyon öncülüğündeki yaklaşık 20 kişilik heyet, üç gün boyunca küresel sektör temsilcileriyle temaslarda bulunarak Türkiye’nin üretim gücünü ve sektörel önceliklerini uluslararası platformda doğrudan paylaştı. Afyon, konferans kapsamında küresel üretim ve ticaret dengelerine dikkat çekerek, Türkiye’nin uluslararası platformlarda daha aktif rol üstlenme hedefini vurguladı. KÜRESEL TEMASLAR ANTALYA’DA ZİRVEYE TAŞINIYOR Konferans kapsamında YUM-BİR heyeti, WEO Başkanı Juan Felipe Montoya Muñoz, Başkan Yardımcısı Roger Pelissero ve Genel Sekreteri Julian Madeley ile bir araya geldi. Görüşmelerde, Kasım 2026’da Antalya’da düzenlenecek 7. Yumurta Zirvesi’ne WEO yönetimi davet edilirken, Pelissero’nun Eylül ayında WEO Başkanlığı’nı devralmasının ardından zirveye başkan sıfatıyla katılması öngörülüyor. Ayrıca, küresel ölçekte bir WEO toplantısının İstanbul’da gerçekleştirilmesi yönündeki öneri de paylaşılırken, bu yaklaşımın prensipte olumlu karşılandığı ve sürece yönelik çalışmaların başlatılabileceği ifade edildi. Bu temaslar, Türkiye’nin uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapma kapasitesini güçlendiren somut bir adım olarak öne çıktı. AFYON: “TÜRKİYE KÜRESEL MASADA DAHA GÜÇLÜ” Varşova temaslarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan YUM-BİR Başkanı İbrahim Afyon, “Bu yıl WEO’ya Türkiye’den güçlü bir katılım sağladık. Yaklaşık 20 kişilik delegasyonumuzla hem sektörü yerinde takip ettik hem de aktif temaslarda bulunduk. Küresel ölçekte üretimin güçlü seyrettiği, ancak ticaret akışlarının aynı paralellikte ilerlemediği bir dönemden geçiyoruz. Bu durum birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de iç piyasa dengelerini doğrudan etkiliyor. Bu çerçevede gerçekleştirdiğimiz görüşmeler, Türkiye’nin uluslararası platformlarda daha etkin bir rol üstlenme iradesini ortaya koydu. Antalya’da düzenlenecek 7. Yumurta Zirvesi ile bu temasları daha ileri taşıyarak somut iş birliklerine dönüştürmeyi hedefliyoruz.” dedi. KÜRESEL GÜNDEM: SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE ARZ GÜVENLİĞİ ÖN PLANDA Konferansta üretim, kanatlı sağlığı ve biyogüvenlik başlıkları detaylı şekilde ele alınırken, özellikle sürdürülebilirlik ve arz güvenliği konularının önümüzdeki dönemde belirleyici olacağı vurgulandı. Afyon, Türkiye’nin güçlü üretim kapasitesiyle bu sürecin önemli aktörlerinden biri olduğunu belirterek, yumurtanın erişilebilirliği ve yüksek besin değeriyle stratejik bir protein kaynağı olma özelliğini koruduğunu ifade etti. Ülkeler arası iş birliklerinin güçlendirilmesinin sektörün sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu belirten Afyon, Varşova’da kurulan temasların Antalya’da somut çıktılara dönüşmesinin hedeflendiğini dile getirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şenpiliç, Türkiye 15. Gıda Kongresi’nde Gıda Güvenliği Vizyonunu Paylaştı Haber

Şenpiliç, Türkiye 15. Gıda Kongresi’nde Gıda Güvenliği Vizyonunu Paylaştı

Gıda sektöründe kalite, güvenlik ve sürdürülebilirliği temel alan üretim anlayışıyla öne çıkan Şenpiliç, akademi ve sanayi iş birliğini güçlendiren bu önemli organizasyonda yer aldı. Kalite ve Güvence Direktörü Savaş Ceylanlı, kongrede gerçekleştirdiği konuşmada piliç eti üretiminde patojen kontrolü, biyogüvenlik ve gıda güvenliği uygulamalarına ilişkin güncel yaklaşımları paylaşarak, Şenpiliç’in kalite ve güvenlik standartları konusundaki çalışmalarını anlattı. Bilim ve gıda sektörü Sakarya’da buluştu Sakarya Üniversitesi Turgut Özal Kültür ve Kongre Merkezi ev sahipliğinde gerçekleştirilen 15. Türkiye Gıda Kongresi, gıda biliminin farklı alanlarında çalışan akademisyenleri, kamu temsilcilerini, sektör profesyonellerini ve öğrencileri bir araya getirdi. Kongre, gıdayı yalnızca üretim süreçleriyle değil; bilimsel, teknolojik, kültürel ve toplumsal boyutlarıyla ele alan multidisipliner bir yaklaşımla gerçekleştirildi. Oturumlarda; gıda güvenliği, gıda egemenliği, sürdürülebilir üretim, inovasyon, kalite yönetimi, gıda ve sanat, ayrıca gıdaya ilişkin yanlış bilgilerin yayılımı gibi çok sayıda konu bilimsel bir bakış açısıyla ele alındı. ‘Güvenli, sağlıklı ve yüksek kaliteli ürünler sunuyoruz’ Kongrede konuşmacı olarak yer alan Şenpiliç Kalite ve Güvence Direktörü Savaş Ceylanlı, “Piliç Eti Üretiminde Gıda Patojenleri Kontrolü” konusunda sektördeki güncel yaklaşımları değerlendirerek, Şenpiliç’in üretim süreçlerinde uyguladığı gıda güvenliği standartlarını anlattı: “Şenpiliç olarak, piliç eti üretiminde gıda güvenliğini her zaman en öncelikli sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Üretim zincirimizin her aşamasında patojen risklerini kontrol altına almak için titizlikle çalışıyoruz. Çiftliklerden kesim ve işleme tesislerine uzanan süreçte biyogüvenlik ve hijyen uygulamalarını eksiksiz yürütüyor; süreçlerimizi izlenebilirlik sistemleri ve laboratuvarlarımızda düzenli olarak yapılan binlerce test ile sürekli doğruluyoruz. Bu bütüncül yaklaşım, gerektiğinde hızlı aksiyon almamızı sağlayarak tüketicilerimize güvenli, sağlıklı ve yüksek kaliteli ürünler sunmamızın temelini oluşturuyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.