Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Biyolojik Çeşitlilik

Kapsül Haber Ajansı - Biyolojik Çeşitlilik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Biyolojik Çeşitlilik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hyundai 2026 Sürdürülebilirlik Raporu’nu Yayımladı Haber

Hyundai 2026 Sürdürülebilirlik Raporu’nu Yayımladı

Hyundai, sürdürülebilirlik alanındaki çalışmaları, elde ettiği başarıları, hedefleri ve gelecek planlarını kapsayan 2026 Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. Hyundai, 2003 yılından bu yana her yıl yayımladığı sürdürülebilirlik raporuyla finansal ve finansal olmayan performansını yatırımcılar, müşteriler ve diğer küresel paydaşlarıyla şeffaf bir şekilde paylaşmayı sürdürüyor. Hyundai Motor Company Başkanı ve CEO’su José Muñoz, rapora ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Hyundai olarak ilerlemenin kendiliğinden gerçekleşeceğini hiçbir zaman varsaymıyoruz. İlerleme, her yıl kararlı ve istikrarlı adımlarla elde edilir. Sürdürülebilirlik, yüksek teknoloji odaklı mobilite şirketine dönüşümümüzün temel yapı taşlarından biridir. Bu rapor, 2025 yılı boyunca ekiplerimizin ortaya koyduğu çalışmaları, kaydettiğimiz ilerlemeyi ve önümüzde duran hedefleri ortaya koyuyor. Bugüne kadar kat ettiğimiz yoldan gurur duyarken, ulaşmamız gereken hedeflerin de farkındayız. Bu yıl ve sonrasında da daha fazlasını başarmaya devam edeceğiz”. 2026 Sürdürülebilirlik Raporu, Çevre (Environment), Sosyallik (Social) ve Yönetim (Governance) olmak üzere üç ana bölümden oluşuyor. Çevre alanındaki çalışmalar hız kesmeden devam ediyor. Raporun çevre bölümünde, Hyundai’nin yenilenebilir enerjiye geçiş sürecinde kaydettiği önemli ilerlemelere yer veriliyor. Öne çıkan gelişmeler arasında: Avrupa, Kuzey Amerika ve Hindistan’daki tüm operasyonlarda kullanılan elektriğin yüzde 100’ünün yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanmasını ifade eden RE100 hedefinin gerçekleştirilmesi,ABD’nin Georgia eyaletinde kurulan Hyundai Motor Group Metaplant America (HMGMA) tesisinde 147 MW kapasiteli güneş enerjisi elektrik satın alma anlaşmasının (PPA) imzalanması,Döngüsel ekonomiyi desteklemek amacıyla kullanım ömrünü tamamlamış bataryaların geri dönüşümüne yönelik gelişmiş bir sistemin kurulması yer alıyor. Raporda ayrıca Hyundai Motor Grubu’nun entegre hidrojen değer zincirini genişletmeye yönelik çalışmaları ile yeni nesil elektrifikasyon stratejileri de detaylı şekilde aktarılıyor. Şirket, biyolojik çeşitlilik risklerini daha etkin yönetebilmek amacıyla Doğa ile İlgili Finansal Beyanlar Görev Gücü (TNFD) çerçevesini de süreçlerine entegre ederek faaliyetlerinin çevresel etkisini en aza indirmeyi hedefliyor. Sosyal sorumluluk ve tedarik zinciri yönetiminde önemli adımlar Raporda sosyal sorumluluk başlığı altında ürün güvenliği, çalışan gelişimi ve iş sağlığı-güvenliği alanındaki çalışmalar öne çıkıyor. Başlıca gelişmeler şunlar: ABD’deki Insurance Institute for Highway Safety (IIHS) tarafından 16 Hyundai modeline Top Safety Pick (TSP) ve Top Safety Pick+ (TSP+) güvenlik derecelendirmelerinin verilmesi İş sağlığı ve güvenliği standartlarını daha da ileri taşımak amacıyla 2030 İş Güvenliği Yönetim Stratejisi (Together for BAROZERO) programının hayata geçirilmesi ve bu alandaki yatırımların artırılması. Şirket ayrıca, otomotiv sektörünün elektrifikasyon ve yapay zekâ odaklı dönüşüm sürecine çalışanların uyumunu desteklemek amacıyla “Just Transition” programını hayata geçirdi. Program kapsamında çalışanlara eğitim ve gelişim fırsatları sunuluyor. Kurumsal yönetim yapısı güçleniyor Raporda, Hyundai yönetim kurulunun çeşitliliğini ve bağımsızlığını artırmaya yönelik çalışmaları da yer alıyor. Öne çıkan uygulamalar arasında: Yönetim Kurulu karar alma süreçlerinde şeffaflığı artırmak amacıyla Baş Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi (Lead Independent Director) sisteminin uygulanmaya başlanması,Toplam 12 kişilik yönetim kurulunda dört kadın ve üç uluslararası üyenin görev almasıyla çeşitlilik ve kapsayıcı liderlik anlayışının güçlendirilmesi bulunuyor. Raporda ayrıca hissedar değerini artırmaya yönelik sorumlu yönetim anlayışı ile proaktif risk yönetimi uygulamaları da detaylandırılıyor. Bu kapsamda: 2025-2027 döneminde en az yüzde 35 Toplam Hissedar Getirisi (TSR) hedefleyen Value-up Programı,Yapay zekâ teknolojilerinin etik ve sorumlu kullanımını yönlendirmek amacıyla geliştirilen AI Governance Framework (Yapay Zekâ Yönetim Çerçevesi) öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Not: Hyundai’nin yurt dışı operasyonlarında yenilenebilir enerji kullanım oranı, Yenilenebilir Enerji Sertifikaları (REC) ve Elektrik Satın Alma Anlaşmaları (PPA) gibi uygulamalar sayesinde 2025 yılı itibarıyla yüzde 76 seviyesine ulaştı. Sürdürülebilirlik raporuna erişim artık daha kolay Hyundai Motor, sürdürülebilirlik çalışmalarının daha geniş kitleler tarafından kolayca takip edilebilmesi amacıyla bu yıl ana raporun yanında ayrı bir Özet Rapor da yayımladı. Özet raporda iklim değişikliğiyle mücadele, sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimi ve şirketin temel sürdürülebilirlik performans göstergeleri sade ve anlaşılır bir şekilde sunuluyor. 2026 Hyundai Motor Sürdürülebilirlik Raporu ve Özet Rapor, Hyundai resmi internet sitesindeki sürdürülebilirlik sayfasından incelenebiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Meralarının Yarısından Fazlasını Kaybetti Haber

Türkiye Meralarının Yarısından Fazlasını Kaybetti

Kuraklık, çölleşme ve arazi tahribatının hızla arttığı bir dönemde 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü, doğal varlıkların korunmasının kritik önemini yeniden gündeme taşıyor. Birleşmiş Milletler’in 2026 yılını "Uluslararası Meralar ve Çobanlık Yılı" ilan etmesiyle birlikte, bu yılın odağı kurak ve yarı kurak ekosistemlerin korunmasında kritik rol oynayan meralar oldu. "Fark Et, Koru, İyileştir!" çağrısı, mera alanlarının ekolojik, ekonomik ve sosyal değerine dikkat çekerken; gıda güvenliği, su döngüsü ve kırsal yaşam için yaşamsal rolünü de ortaya koyuyor. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, meraların yalnızca hayvancılıkla sınırlı görülmemesi gerektiğini belirterek, "Doğal meralar; toprağı koruyan, suyun toprağa süzülmesini sağlayan, karbon depolayan ve çok sayıda canlıya yaşam alanı sunan ekosistemlerdir. İklim krizinin etkilerinin arttığı günümüzde meralar, çölleşme ve kuraklığa karşı en güçlü doğal kalkanlarımızdan biridir." dedi. Türkiye'nin kaybettiği mera alanı, Marmara’nın iki katı büyüklüğünde Doğal meraların çölleşme ve erozyonla mücadelede kritik rol oynadığını vurgulayan Ataç, "Toprağı örterek yağışın yüzeyde oluşturduğu tahribatı azaltır, suyun toprağa sızmasını sağlar ve su döngüsüne katkı sunar. Meraların tahrip edilmesi ise erozyonu artırır, toprak kaybını hızlandırır ve kuraklığın etkilerini derinleştirir." dedi. Türkiye’nin mera varlığının son 65 yılda yüzde 54 azaldığını vurgulayan Deniz Ataç, 1960’ta yaklaşık 29 milyon hektar olan çayır ve mera alanlarının bugün 13 milyon hektar seviyesine gerilediğini hatırlattı. Kaybedilen mera alanı, Marmara Bölgesi’nin iki katını aşan büyüklükte. "Doğal meralar azalırken, mevcut alanlar üzerinde baskı da artıyor. Bu durum hem ekosistem bütünlüğü hem de gıda güvenliği açısından ciddi riskler oluşturuyor." şeklinde konuşan Ataç, tarım arazisine dönüştürme, kentleşme, madencilik faaliyetleri ve arazi kullanım değişikliklerinin bu kaybın temel nedenleri olduğunu ifade etti. Gıda üretiminin ve kırsal yaşamın güvencesi Meralar ekonomik açıdan da önemli işlevler üstleniyor; küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık önemli ölçüde mera alanlarına bağlı olarak sürdürülüyor. Hayvancılıkta en büyük maliyet kalemlerinden birinin yem giderleri olduğuna işaret eden Ataç, “Ülkemizde meraların yüzde 70’i düşük verimli, yeterli bitki örtüsünden yoksun ve bozulmuş halde. Bu durum verim düşüklüğüne, hayvanlarda beslenme yetersizliklerine ve kaba yem açığının büyümesine yol açıyor. Oysa meraların iyileştirilmesi, kaba yem açığının azaltılmasına katkı sağlayarak üreticileri destekler. Ayrıca kırsal yaşamın sürdürülmesi ve dünya genelinde hayvancılıkla geçimini sağlayan 500 milyon insanın ekonomik olarak güçlenmesi açısından da önemli bir fırsat sunar." dedi. Biyolojik çeşitliliğin göz ardı edilen yaşam alanları Meraların aynı zamanda biyolojik çeşitlilik açısından zengin doğal ekosistemler olduğuna da dikkat çeken TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı, birkaç metrekarelik bir mera alanında onlarca farklı bitki türünün bir arada bulunabildiğini belirtti. Meraların yalnızca bitkiler için değil, böcek, kuş ve memeli türleri için de yaşam alanı sağladığının altını çizerek "Dünya üzerindeki biyolojik çeşitlilik açısından önemli bölgelerin büyük bölümü doğal mera ekosistemleriyle ilişkilidir. Buna rağmen meralar, çoğu zaman ormanlar kadar dikkat çekmemekte ve yeterince korunmamaktadır. Oysa biyolojik çeşitliliğin korunması için meraların da güçlü koruma politikalarıyla desteklenmesi gerekiyor." uyarısında bulundu. Meraları korumak geleceği korumaktır Türkiye’de 4342 Sayılı Mera Kanunu’nun mera alanlarının korunması açısından önemli bir yasal çerçeve sunduğunu belirten Ataç, buna rağmen enerji, madencilik, turizm ve çeşitli arazi kullanım taleplerinin mera alanlarını tehdit ettiğini ifade etti. Deniz Ataç, özellikle Temmuz 2025’te kabul edilen Torba Yasa gibi son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerin de doğal alanlar üzerindeki baskıyı artırdığına dikkat çekerek, "Zeytinliklerden ormanlara, tarım alanlarından mera ekosistemlerine kadar birçok doğal varlık kısa vadeli kullanım baskılarıyla karşı karşıya bırakılıyor. Oysa çölleşme ve kuraklık riskinin giderek arttığı bir dönemde doğal alanları korumak, ülkemizin geleceğini korumaktır." dedi. TEMA Vakfı'nın Kurucu Onursal Başkanları merhum Hayrettin Karaca ve merhum A. Nihat Gökyiğit’in Mera Kanunu’nun yasalaşması için büyük emek verdiğini hatırlatan Ataç, sözlerini şöyle tamamladı: "Vakfımızın ilk projelerinden biri mera ıslah çalışmalarıydı. Bugün çölleşme ve kuraklıkla mücadelede başarının yolu; mera alanlarının korunmasından, tahrip olmuş alanların iyileştirilmesinden ve sürdürülebilir mera yönetiminin yaygınlaştırılmasından geçiyor. Meraları korumak yalnızca bugünün üretimini değil; su varlığımızı, gıda güvenliğimizi ve biyolojik çeşitliliğimizi de korumaktır. Bu nedenle tüm karar vericileri, yerel yönetimleri ve toplumun tüm kesimlerini doğal meraların korunması ve iyileştirilmesi için birlikte hareket etmeye davet ediyoruz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

COP31’e Doğru Brüksel’den Antalya’ya İklim Diplomasisi Haber

COP31’e Doğru Brüksel’den Antalya’ya İklim Diplomasisi

Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde uluslararası diyaloğu güçlendirmeyi hedefleyen etkinlik; politika yapıcıları, bilim insanlarını, sivil toplum temsilcilerini ve iş dünyasının liderlerini bir araya getirerek iklim gündeminin öncelikli başlıklarını ele aldı. “Köprüler Kurmak: İklim Diplomasisi, Bilim ve Küresel Yönetişim” temasıyla gerçekleştirilen etkinlikte, bilimsel verilerin politika yapım süreçlerine etkisi, küresel iklim diplomasisinin geleceği, ekolojik dayanıklılık, biyolojik çeşitliliğin korunması ve döngüsel ekonomi uygulamaları gibi kritik konular masaya yatırıldı. Etkinliğin açılışında Sürdürülebilir Gelecek Platformu Kurucusu Doğan Başaran açılış konuşmasını gerçekleştirirken, Climate Risk Assessment Center (CERAC) Direktörü Luc Bas değerlendirmelerini paylaştı. Avrupa İklim Paktı Elçisi, görsel hikâye anlatıcısı ve SEA Kurucusu Christian Clauwers ise “The Fragile Frontlines of a Warming World” başlıklı özel sunumuyla iklim değişikliğinin dünya üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Program kapsamında düzenlenen ilk panelde, iklim diplomasisi, bilim ve küresel yönetişim ekseninde COP31’e giden süreç değerlendirildi. Press Club Başkanı Antonino Buscardini moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda; Antwerp Üniversitesi Çevresel Yönetişim Profesörü ve eski Avrupa Çevre Ajansı İcra Direktörü Prof. Dr. Hans Bruyninckx, Resolve Global CEO’su Daniel Cervenka, Belçika IPCC Ulusal Odak Noktası Bart Rymen ve Belçika UNFCCC Delegasyon Başkanı Peter Wittoeck görüşlerini paylaştı. Etkinliğin ikinci panelinde ise doğa temelli çözümler, biyolojik çeşitlilik ve döngüsel ekonomi uygulamalarının yaygınlaştırılması ele alındı. SEA Genel Sekreteri Kris Broos moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda; Antwerp Üniversitesi ECOSPHERE Araştırma Grubu Başkanı Prof. Dr. Gudrun de Boeck, WWF Türkiye Önceki Dönem CEO’su ve İyi Gelecek Sürdürülebilirlik Danışmanlık Kurucusu Aslı Pasinli, Guy Carpenter Başkan Yardımcısı Enrique Flores ve ETTIC Genel Sekreteri Veronique Van Haften konuşmacı olarak yer aldı. Etkinlik kapsamında ayrıca Christian Clauwers’ın fotoğraflarından oluşan ve İpek Tekdemir küratörlüğünde hazırlanan “The Fragile Frontlines of a Warming World” sergisinin açılışı gerçekleştirildi. Üç hafta boyunca ziyaretçilere açık olacak sergi, iklim değişikliğinin dünyanın farklı bölgelerinde yarattığı etkileri görsel bir anlatımla katılımcılara sundu. COP31’e giden süreçte Avrupa ile Türkiye arasında yeni iş birliklerinin geliştirilmesine katkı sağlamayı amaçlayan etkinlik, iklim diplomasisi, bilimsel bilgi ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri arasında güçlü köprüler kurarak ortak çözümlerin geliştirilmesine zemin hazırladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

55 Milyon Yıllık Tür Yok Olma Riskiyle Karşı Karşıya Haber

55 Milyon Yıllık Tür Yok Olma Riskiyle Karşı Karşıya

Filmde 55 milyon yıldır varlığını sürdüren ve Meksika Körfezi’nden Türkiye’ye 7.000 kilometrelik göç gerçekleştiren türün gizemli yaşam döngüsü ve karşı karşıya olduğu tehditler ele alınıyor. Film, yılan balığının etkileyici hikâyesi üzerinden tatlı su ekosistemleri üzerindeki baskıları da görünür kılıyor. WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), Dünya Balık Göçü Günü kapsamında Avrupa yılan balığının (Anguilla anguilla) gizemli yaşamına ve karşı karşıya olduğu tehditlere dikkat çekmek amacıyla yeni bir animasyon filmi hazırladı. WWF-Türkiye Doğa Elçisi, ünlü oyuncu Kaan Urgancıoğlu tarafından seslendirilen video; yaklaşık 55 milyon yıldır varola gelen türün benzersiz yaşam döngüsünü ve tatlı su ekosistemlerindeki baskıyı görünür kılmayı hedefliyor. Avrupa yılan balığının yaşam döngüsünün bugün hâlâ nerede, ne zaman ve hangi derinlikte başladığı gizemini koruyor. İlk ipucu, Meksika Körfezi açıklarındaki Sargasso Denizi’nde izine rastlanan saydam larvalarla ortaya çıkıyor. Avrupa yılan balığı, Atlantik akıntılarıyla taşınarak yaklaşık 7.000 kilometrelik bilinen en uzun göç yolculuklarından birini gerçekleştiriyor. Yolculuk, değişimi beraberinde getiriyor ve önce cam yılan balığı evresine geçiyor. Deniz suyuna alışkın bünyeleri zamanla tatlı suya uyum sağlıyor; şeffaflık kayboluyor, renkleniyor ve solungaçları yeniden düzenleniyor. Tatlı sularda önce elver, ardından sarı yılan balığına dönüşüyor. Büyük Menderes Deltası ve Bafa Gölü Türkiye’deki önemli yaşam alanları arasında yer alıyor ve bu tatlı sular yılan balıklarını 15-20 yıla kadar misafir ediyor. Misafirliğin ardından döngüyü tamamlamak üzere yönünü yeniden Sargasso Denizi’ne çeviriyor; bu uzun dönüş yolculuğunda gümüş yılan balığı evresine geçiyor ve vardığında yalnızca bir kez ürüyor. Bu eşsiz döngü artık her zamankinden daha kırılgan. Yılan balıkları bugün yalnızca doğaya değil, insan eliyle şekillenmiş bir dünyaya karşı yüzüyor. Lagün, haliç ve nehir ağızlarında habitat kaybı; akarsular üzerine kurulan barajlar, açılan su kanalları ve örülen bariyerlerle nehir akışının kesintiye uğraması; kirlilik ve aşırı avlanma baskısı bu zorlu yolculuğu daha da güçleştiriyor. Son yirmi yılda tatlı su türlerinin %84’ü azalırken, Avrupa yılan balığı bu düşüşün en çarpıcı örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. WWF-Türkiye, bu kırılgan döngünün devamı için nehirlerin serbest akmasının sağlanması, yaşam alanlarının korunması ve yasa dışı avcılığın önlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Tatlı su ekosistemlerinde kayıp derinleşiyor Tatlı su türleri, biyolojik çeşitlilik kaybının en yüksek olduğu gruplar arasında yer alıyor. WWF-Türkiye’nin hazırladığı video, bu tabloyu bütüncül bir perspektifle ele alıyor. Türden yola çıkarak tatlı su habitatlarındaki kaybın nedenlerine ve çözüm yollarına odaklanıyor. Sulak alanlar yalnızca biyolojik çeşitlilik açısından değil, aynı zamanda su güvenliği, tarım, balıkçılık ve yerel ekonomi için de kritik öneme sahip. Su rejimini düzenleyen, taşkınları azaltan ve yeraltı sularını besleyen bu alanlar, insan yaşamının sürdürülebilirliği açısından vazgeçilmez ekosistemler arasında yer alıyor. “Avrupa Yılan Balığı’nın geleceği için somut adımlar atma zamanı” WWF-Türkiye Tatlı Su ve Orman Programları Müdürü Eren Atak, Avrupa yılan balığının barajlar, kirlilik, aşırı avcılık ve yaşam alanı kaybı nedeniyle yok olma eşiğine geldiğini bir kez daha vurguladı. WWF-Türkiye'nin tür koruma amaçlı yaptığı çalışmalara değinen Atak "Aydın’da kurulan Avrupa Yılan Balığı Teknik Çalışma Grubu ile türün göç yollarını ve yaşam alanlarını korumak için çalışıyoruz. Ortak yol haritası tamamlandı şimdi sıra somut adımlarda" dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Zorlu Enerji’nin Sürdürülebilirlik ve Dijital Deneyim Alanındaki Başarılarına 6 Ödül Birden Haber

Zorlu Enerji’nin Sürdürülebilirlik ve Dijital Deneyim Alanındaki Başarılarına 6 Ödül Birden

Sürdürülebilirlik stratejisi, finans ve dijital iletişim alanındaki yenilikçi projeleriyle uluslararası arenada başarılarını sürdüren Zorlu Enerji, altı önemli ödüle layık görüldü. Şirket, Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesinde inovatif projeleri desteklemeyi amaçlayan Stevie Awards kapsamında Net Zero Roadmap stratejisiyle “Yılın Sürdürülebilir Ürünü/Hizmeti (Sustainable Product / Service of the Year)” kategorisinde Altın ödül kazandı. Zorlu Enerji, ABD merkezli Uluslararası Pazarlama ve İletişim Profesyonelleri Derneği (AMCP) tarafından düzenlenen Hermes Creative Awards’ta da iki ayrı ödülün sahibi oldu. Şirket, “3D Interaktif Sürdürülebilirlik Haritası (3D Interactive Sustainability Map)” projesiyle “Etkileşimli Web Özelliği (Interactive Web Feature)” kategorisinde Platinum, “Yatırımcı İlişkileri Web Sitesi (Investor Relations Website)” projesiyle ise “Kullanıcı Deneyimi / Kullanıcı Arayüzü Tasarımı (UX / UI Design)” kategorisinde Altın ödüle layık görüldü. Ayrıca Zorlu Enerji, International Finance Awards 2025 kapsamında “Türkiye’nin En İyi Sürdürülebilir Tahvil İhracı (Best Sustainable Bond Issuance – Türkiye)” ve “Türkiye’nin En Yenilikçi Entegre Enerji Şirketi (Most Innovative Integrated Energy Company – Türkiye)” kategorilerinde iki ödül kazandı. “Sürdürülebilirlik ve dijitalleşme stratejimiz uluslararası ölçekte karşılık buluyor” Alınan ödüllerin Zorlu Enerji’nin uzun soluklu sürdürülebilirlik ve dijitalleşme stratejisinin bir yansıması olduğunu ifade eden Zorlu Enerji CEO’su Elif Yener, “Zorlu Enerji olarak sürdürülebilirliği uçtan uca bir iş yapış biçimi olarak ele alıyor, tüm faaliyetlerimizi bu doğrultuda gerçekleştiriyoruz. Enerji üretiminden satış ve pazarlamaya, inovasyondan finansmana kadar tüm süreçlerimizi sürdürülebilirlik prensiplerine uygun şekilde yönetiyoruz. Ekonomik, çevresel, sosyal ve yönetişim boyutlarını bütünsel değerlendirerek sürdürülebilir değer yaratmak için çalışıyoruz. Dijitalleşmeyi bu yaklaşımın ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırıyor, değişen ve dönüşen dünyanın ihtiyaçlarına yanıt veren çözümler geliştirirken kullanıcı deneyimini ve operasyonel verimliliğimizi güçlendiriyoruz. Bu yaklaşımımızın yansıması olan projelerimizin farklı platformlarda ödüllendirilmesi bizim için önemli bir motivasyon kaynağı oldu. Sürdürülebilirlik stratejimiz çerçevesinde geliştirdiğimiz çalışmalarla yarattığımız etkiyi büyütmeye devam edeceğiz” dedi Net Zero Roadmap’e Yılın Sürdürülebilir Ürünü Ödülü Zorlu Enerji’nin değer zinciri genelinde karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik kapsamlı dönüşüm yaklaşımını ortaya koyan Net Zero Roadmap stratejisi, Stevie MENA Awards kapsamında “Yılın Sürdürülebilir Ürünü/Hizmeti (Sustainable Product / Service of the Year)” kategorisinde Altın ödüle layık görüldü. Zorlu Enerji bu yol haritası kapsamında Scope 1 (doğrudan emisyonlar), Scope 2 (dolaylı enerji kaynaklı emisyonlar) ve Scope 3 (değer zinciri kaynaklı diğer dolaylı emisyonlar) sera gazı emisyonlarını analiz ederek başlıca emisyon kaynaklarını belirledi ve buna uygun karbonsuzlaşma hedefleri oluşturdu. Belirlenen hedefler, küresel ölçekte kabul gören ‘‘Bilim Temelli Hedefler Girişimi – SBTi (Science Based Targets initiative)’’ da onaylandı. Zorlu Enerji, İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından düzenlenen İTÜ Yönetim Ödülleri’nde de bir ödüle layık görüldü. Enerji ve Çevre kategorisinde ödül alan şirket, sürdürülebilirlik ve çevre alanındaki başarılı uygulamaları sayesinde bu ödülü kazandı. Hermes Creative Awards’tan dijital iletişim projelerine iki ödül Hermes Creative Awards’tan Dijital İletişim Projelerine iki ödül alan Zorlu Enerji, Türkiye enerji sektöründe bir ilk olan 3D Interaktif Sürdürülebilirlik Haritası ile enerji portföyünü ve sürdürülebilirlik çalışmalarını etkileşimli bir platformda sunuyor. Kullanıcılar bu platform sayesinde santralleri inceleyip biyolojik çeşitlilik, döngüsel ekonomi, karbonsuzlaşma ve sosyal projelere dair bilgilere erişebiliyor. “Yatırımcı İlişkileri Web Sitesi” projesi ise finansal ve kurumsal bilgileri kullanıcı dostu bir tasarım ve geliştirilmiş navigasyonla yatırımcılara sade bir şekilde sunuyor. Zorlu Enerji finansman yaklaşımı ile International Finance Awards’ta ödüllendirildi Yenilikçi ve entegre enerji yaklaşımı küresel ölçekte karşılık bulan Zorlu Enerji, uluslararası finans dünyasının saygın ödül programlarından biri olan International Finance Awards’ta sürdürülebilir finansman alanındaki çalışmalarıyla “Türkiye’nin En İyi Sürdürülebilir Tahvil İhracı”, yenilikçi ve entegre yapısıyla ise “Türkiye’nin En Yenilikçi Entegre Enerji Şirketi” ödüllerine layık görüldü. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Biyolojik Çeşitlilik Kaybı Yaşam Sistemlerini Tehdit Ediyor Haber

Biyolojik Çeşitlilik Kaybı Yaşam Sistemlerini Tehdit Ediyor

Her gün kuş seslerinin azaldığı, arıların uğultusunun daha seyrek duyulduğu bir sabaha uyanıyoruz. Dereler kuruyor, toprak verimini kaybediyor... Doğadaki kayıplar bir anda gerçekleşmiyor; sessizce büyüyor. Her kayıp, doğanın dengesini bozarken insanlığın geleceğine uzanan daha büyük bir kırılmaya dönüşüyor. Bilim insanlarının ortaya koyduğu veriler, kaybın boyutunu açıkça gösteriyor. Tatlı su ekosistemlerinde kayıp yüzde 85’e ulaştı. Omurgalı tür popülasyonlarında son 50 yılda yüzde 73 azalma yaşandı. Dünya üzerindeki yaklaşık 1 milyon tür ise yok olma riskiyle karşı karşıya. Toprağı besleyen canlılar, suyu temizleyen ekosistemler, bitkileri çoğaltan tozlayıcı canlılar, iklimi dengeleyen ormanlar birer birer yok oluyor. İşte biyolojik çeşitlilik dediğimiz; yaşamı ayakta tutan bu ağın kendisi. İnsan da o ağın dışında değil; onun bir parçası. Ancak iklim krizi, arazi tahribatı, kirlilik, aşırı tüketim ve doğal yaşam alanlarının yok edilmesi nedeniyle dünya üzerindeki bu yaşam ağı her geçen gün daha kırılgan hale geliyor. "Tür kaybı, doğal yok oluş hızının 1000 katına ulaştı" TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, son yıllarda giderek derinleşen biyolojik çeşitlilik kaybının insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük krizlerden biri olduğuna dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: “Biyolojik çeşitlilik yalnızca doğadaki canlıların zenginliği değil; insan yaşamının devamlılığını sağlayan görünmez sistemin temelidir. Dünyadaki ağaç türlerinin yüzde 38’inin nesli tehdit altında. Fosil kayıtlarına dayanan bilimsel araştırmalara göre, bugün tür kayıpları doğal yok oluş hızının yaklaşık 1000 katına ulaştı. Bu veriler, yaşamı ayakta tutan doğal sistemlerin kritik bir kırılma noktasına yaklaştığını gösteriyor. Kaybettiğimiz her türle birlikte aslında geleceğimizin bir parçasını da kaybediyoruz.” Ataç, biyolojik çeşitliliğin korunmasının iklim kriziyle mücadele açısından büyük öneme sahip olduğunu belirterek “Şunu asla unutmamalıyız; biyolojik çeşitlilik; temiz suya erişimden sağlıklı gıdaya, doğal afetlere karşı dirençten iklimin dengesine kadar yaşamın sürdürülebilirliğini doğrudan etkiliyor. Doğa yalnızca korunması gereken bir alan değil, korunması gereken bir yaşam sistemi. Ormanlar, sulak alanlar, meralar ve tüm doğal ekosistemler; canlı türleriyle birlikte insanlığın geleceğini de ayakta tutuyor. Bu nedenle doğayı korumak artık bir tercih değil, ortak sorumluluğumuz.” uyarısında bulundu. Yerelde korunan her yaşam alanı dünyanın geleceğini etkiliyor Türkiye, üç farklı bitki coğrafyasının kesiştiği, endemik türler açısından önemli ülkeler arasında yer alıyor. Ancak korunan alanların ülke yüzölçümüne oranı yalnızca yüzde 14 düzeyinde; bu oran yüzde 17 olan dünya ortalamasının altında kalıyor. Artan madencilik faaliyetleri, plansız yapılaşma, arazi tahribatı ve doğal alanlar üzerindeki baskılar biyolojik çeşitlilik açısından ciddi riskler oluşturuyor. Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamında kabul edilen, Türkiye’nin de imzacı olduğu ve “biyolojik çeşitliliğin Paris Anlaşması” olarak tanımlanan Kunming-Montreal Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi, 2030 yılına kadar korunan alanların yüzde 30’a çıkarılmasını ve tahrip edilmiş ekosistemlerin yüzde 30’unun restore edilmesi hedefliyor. Bu hedefler, bu yılın teması olan “Küresel etki için yerel hareket” çağrısıyla da doğrudan örtüşüyor. Yerelde korunan bir mera, yaşatılan sulak alan ya da koruma altına alınan bir tür yalnızca bulunduğu bölgeyi değil, dünyanın ortak yaşam ağını da güçlendiriyor. “Dünyanın kendini yenileme kapasitesinden 1,5 kat fazlasını tüketiyoruz” Deniz Ataç, doğayı korumanın yalnızca kurumların ya da devletlerin değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğu olduğunu vurgulayarak “Bugünkü tüketim düzeyi, dünyanın kendini yenileyebilme kapasitesinin yaklaşık 1,5 katına ulaştı. Doğanın yalnızca tüketilecek bir kaynak ya da ham madde deposu olarak görülmesi ekosistemlerle birlikte insan yaşamını da tehdit ediyor. Bu nedenle her bireyin tüketim alışkanlıklarını gözden geçirmesi ve doğayla daha dengeli bir yaşam kurması büyük önem taşıyor. Evlerimizden başlayacak hareket, yerel düzeyde alınacak bir önleme oradan ise dünyayı etkileyecek bir güce dönüşebilir.” dedi. Ataç, TEMA Vakfı’nın kurucularından merhum A. Nihat Gökyiğit’in ismini taşıyan Biyolojik Çeşitlilik Projesi ile toplumda biyolojik çeşitlilik farkındalığının yaygınlaştırılması başta olmak üzere ülkemizde korunan alanların artırılması ve doğal yaşam alanlarını tehdit eden uygulamalara karşı doğa koruma politikalarının güçlendirilmesi için faaliyetler gerçekleştirdiklerini söyleyerek doğanın hâlâ kendini yenileme gücüne sahip olduğunu ifade etti. “Bir tohum hâlâ filizlenebilir, bir dere yeniden canlanabilir, bir orman yeniden nefes olabilir. Yerelde atılan her koruma adımı; bir türü, bir ekosistemi, bir su varlığını ve aslında ortak geleceğimizi koruyor. Dünya sessizleşmeden harekete geçmek hâlâ mümkün.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Balparmak’tan Dünya Arı Günü’nde Kritik Çağrı Haber

Balparmak’tan Dünya Arı Günü’nde Kritik Çağrı

Mayıs ayı, dünya genelinde arıların ve doğadaki kritik rollerinin en çok konuşulduğu dönem olarak öne çıkıyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 20 Aralık 2017 tarihinde oy birliğiyle alınan kararla, her yıl 20 Mayıs tarihi “Dünya Arı Günü” olarak kutlanıyor. Bu özel gün, modern arıcılığın öncüsü kabul edilen Slovenyalı arıcı Anton Janša’nın doğum gününe ithafen belirlenirken aynı zamanda arıların ekosistem, biyolojik çeşitlilik ve yaşamın sürdürülebilirliği açısından taşıdığı hayati öneme dikkat çekmeyi amaçlıyor. Arılar, yeryüzündeki en eski canlı türleri arasında yer alıyor ve yaklaşık 100 milyon yıldır doğanın dengesinin korunmasında kritik bir rol üstleniyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre dünya genelindeki gıda ürünlerinin yaklaşık yüzde 75’i, kısmen tozlaşmaya bağlı olarak üretiliyor. Bu durum, arıların yalnızca doğal yaşam için değil, insanlığın geleceği için de vazgeçilmez olduğunu ortaya koyuyor. Ancak hızlı şehirleşme, yanlış tarım uygulamaları, iklim krizi, biyolojik çeşitliliğin azalması ve su kaynaklarının kirlenmesi gibi nedenler arı popülasyonlarını ciddi biçimde tehdit ediyor. Dünya Arı Günü ise arılar ve yaşam arasındaki güçlü bağı hatırlatmak, toplumsal farkındalığı artırmak ve ekosistemin korunmasına yönelik ortak sorumluluğa dikkat çekmek açısından önemli bir fırsat sunuyor. Arıyı korumak ortak sorumluluğumuz. Çünkü “Arılar Varsa Gelecek Var.” Her yıl mayıs ayı boyunca Dünya Arı Günü kapsamında önemli farkındalık projeleri hayata geçiren Türkiye’nin lider bal markası* Balparmak, arıların yaşamın devamlılığına sağladığı katkıya vurgu yaparak, arıların doğal yaşam alanlarının ve sürdürülebilir arıcılığın desteklenmesi için tüm paydaşlara ortak hareket etme çağrısında bulundu. Migros’un Dünya Arı Günü kapsamında düzenlediği etkinlikte, moderatörlüğünü şair, yazar, müzeci ve usta hikâye anlatıcısı Sunay Akın’ın üstlendiği “Doğa İçin Arı Gibi Düşün” özel oturumunda konuşan Balparmak Yönetim Kurulu Başkanı Özen Altıparmak, “Bugün burada verdiğimiz mesaj çok net: Arılar Varsa Gelecek Var. Biz arıları sadece bal ürettikleri için değil, yaşamın devamlılığı için taşıdıkları kritik rol nedeniyle önemsiyoruz. Arıların korunması; doğa, tarım ve gıda güvenliği açısından tüm toplumun ortak sorumluluğudur” dedi. Balparmak’ın, arı ürünleri markası olmanın ötesinde; Türkiye’de arı ürünleri sektörünün gelişimine öncülük eden, bilim temelli yaklaşımıyla güven inşa etmeyi odağına alan bir kurum olma vizyonuyla hareket ettiğini vurgulayan Altıparmak, şöyle devam etti: “Bugün biliyoruz ki arılar; gıda üretiminden biyolojik çeşitliliğe kadar yaşam döngüsünün merkezinde yer alıyor. Ancak iklim krizi, çevre kirliliği ve yaşam alanlarının azalması nedeniyle tüm canlılar gibi arılar da ciddi tehditlerle karşı karşıya. Bu nedenle biz de yıllardır yalnızca bugünü değil, geleceği de düşünerek hareket ediyor, Balparmak Arıcılık Akademisi ile sürdürülebilir arıcılığı desteklemeye devam ediyoruz. Bu yaklaşımın en önemli parçalarından biri de kalite politikamız ve bilimsel çalışmalarımızdır. Balparmak Ar-Ge Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren APİLAB, arı ürünleri alanında Avrupa’nın en kapsamlı ihtisas laboratuvarları arasında bulunuyor. Burada Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen arı ürünlerini detaylı analizlerden geçiriyor, sadece doğallığından emin olduğumuz ürünleri sofralara sunuyoruz. Çünkü tüketici güveninin ancak bilimsel yaklaşım, yüksek kalite anlayışı ve şeffaflıkla mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle bilgi birikimi, uzmanlığı ve bilimsel altyapısıyla sektöre katkı sunan bir bilir kurum olmayı önemsiyoruz. Balparmak Arıcılık Akademisi ile binlerce arıcıya ulaşılıyor Oturumda Balparmak’ın bilimsel yaklaşımı, Ar-Ge çalışmaları ve arıcılık ekosistemine katkıları hakkında bilgi veren Balparmak Ar-Ge ve Kalite Direktörü Dr. Emel Damarlı ise sürdürülebilir arıcılığın ancak bilimsel yaklaşım, eğitim ve kalite odaklı çalışmalarla mümkün olabileceğini belirtti. Damarlı, şöyle devam etti: “Balparmak olarak bilimi, kaliteyi ve izlenebilirliği arıcılık ekosisteminin merkezine koyuyoruz. Ar-Ge merkezimizde yürüttüğümüz çalışmalarla tüketicilerimize doğal ve güvenilir ürünler sunarken, Balparmak Arıcılık Akademisi ile arıcılarımızın mesleki gelişimine katkı sağlıyoruz. Akademiyle temel hedefimiz; yaş ortalaması giderek yükselen arıcılık mesleğini gençleştirmek, kadınları ve gençleri sektöre kazandırmak ve bilimle desteklenmiş kaliteli arı ürünleri üretimini yaygınlaştırmak.” Damarlı, 2018 yılında Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) katkılarıyla hayata geçirilen Balparmak Arıcılık Akademisi kapsamında arıcı adaylarına ve aktif arıcılara; uzaktan eğitim, gezici araç eğitimi ve uygulamalı sınıf eğitimi olmak üzere farklı modellerde eğitimler sunulduğunu aktardı. Akademisyenlerin katkılarıyla hazırlanan programlarla teorik bilginin sahadaki uygulamalarla birleştirildiğini belirten Damarlı, bugüne kadar binlerce arıcıya ulaştıklarını ifade etti. “Doğa İçin Arı Gibi Düşün” projesi ikinci yılında Balparmak’ın Migros ve TEMA Vakfı iş birliğiyle hayata geçirdiği “Doğa İçin Arı Gibi Düşün” projesi oturumun öne çıkan başlıkları arasında yer aldı. 46 yıldır balın ve arıların sürdürülebilirliği için pek çok projeye imza atan Balparmak’ın, çocukların doğaya ve arılara yönelik farkındalığını artırmak amacıyla hayata geçirdiği “Doğa İçin Arı Gibi Düşün” resim projesinin ikincisi 23 Nisan’da başladı. Balparmak’ın Migros ve TEMA Vakfı iş birliğiyle yürüttüğü projede bu yıl çocuklara “Çevreci arı olsaydın, dünya için ne yapardın?” sorusu yöneltiliyor. Çocuklardan bu soruya hayallerini resme dökerek yanıt vermeleri bekleniyor. Çizdikleri resimleri 23 Nisan – 31 Mayıs 2026 tarihleri arasında www.dunyaarigunu.com adresine yükleyen her çocuk için TEMA Vakfı’na fidan bağışı yapılacak. Bu yıl da 10 bin fidanlık bir hatıra ormanı oluşturulması hedefleniyor. Projeye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dr. Emel Damarlı, şunları söyledi: “Çocuklar, hayata geçirdiğimiz projelerde doğa için sorumluluk alan birer doğa elçisine dönüşüyor. Bu nedenle çocuklara yönelik çalışmalarımızı hiçbir zaman bir yarışma formatında kurgulamıyoruz. Çünkü bizim için her katılım çok değerli. ‘Doğa İçin Arı Gibi Düşün’ projemiz ile çocukların hayal güçlerini doğa sevgisiyle buluştururken, arıların yaşam için taşıdığı önemi yeni nesillere aktarmayı hedefliyoruz. Projeye katılan tüm çocukların eserleri www.dunyaarigunu.com sayfamızda sergileniyor. Ayrıca çocukların tamamına içinde çeşitli hediyelerin yer aldığı paketler ulaştırıyoruz. Bu projeye katılarak doğaya sevgiyle dokunan, yaptıkları resimlerle arıların ve yaşamın önemini hissettiren tüm çocuklarımıza gönülden teşekkür ediyoruz.” Balparmak Kampüs’te binlerce çocuğa arının önemi anlatılıyor Son yıllarda Balparmak Kampüs’te binlerce çocuğu ağırladıklarını belirten Damarlı, şu bilgileri paylaştı: “Balparmak Kampüs’te son 4 yılda yaklaşık 9 bin çocuğu ağırladık. Pedagog eşliğinde gerçekleştirdiğimiz buluşmalarda, arının yaşamın sürdürülebilirliği açısından ne kadar önemli olduğunu anlatıyoruz. Çünkü arının ve doğanın izinden gitmek, bizim için bir sorumluluk.” *Türkiye pazarı toplam bal kategorisi 2025 Nielsen raporuna göre ciro (TL) bazında Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.