Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Biyoplastik

Kapsül Haber Ajansı - Biyoplastik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Biyoplastik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sunar Yatırım 110’dan Fazla Ülkeye İhracat Yapıyor Haber

Sunar Yatırım 110’dan Fazla Ülkeye İhracat Yapıyor

Yeni nesil ürün ve yatırımlarla, 6 kıtada 110’un üzerinde ülkeye ihracat gerçekleştiren grup, 250 milyon doların üzerindeki ihracat hacmiyle Türkiye’nin dış ticaretinde öne çıkan üreticiler arasında yer alıyor. Grubun ihracat stratejisi hakkında bilgi veren Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, Ar-Ge ve teknoloji yatırımlarıyla gıda sanayine yönelik yenilikçi ve katma değerli ürünlere, bu ürünlerle de yeni pazarlara odaklandıklarını söyledi. Türkiye’nin tarıma dayalı sanayisinde yarım asrı aşan birikimiyle faaliyet gösteren Sunar Yatırım, entegre üretim kabiliyetini uluslararası pazarlardaki güçlü ticaret ağıyla birleştiriyor. Grup; gıda, un ve yem, bitkisel yağ, nişasta ve nişasta bazlı ürünler, tarım ve biyoendüstriyel çözümler alanlarında faaliyet gösterirken, 6 kıtada 110’un üzerinde ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. 25 milyar TL’yi aşan cirosu ve 1.300’ün üzerindeki çalışanıyla Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu arasında yer alan Sunar Yatırım, ihracatta ölçek büyütmenin yanı sıra ürün karmasında katma değeri artırmaya odaklanıyor. Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, ihracat stratejilerinin üretimden Ar-Ge’ye uzanan bütüncül bir yapı üzerine kurulduğunu belirterek, “Sunar Yatırım olarak bugün 6 kıtada 110’un üzerinde ülkeye gerçekleştirdiğimiz ihracat ve 250 milyon doların üzerindeki ihracat hacmimizle küresel pazarlardaki konumumuzu güçlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde hedefimiz, Ar-Ge ve teknoloji yatırımlarımızla ürünlerimizin katma değerini artırırken mevcut pazarlarımızdaki derinliğimizi geliştirmek ve yeni pazarlarda daha güçlü bir konum elde etmek. İhracatta sürdürülebilir büyümenin, pazara yalnızca ürün değil, daha yüksek katma değer sunmaktan geçtiğine inanıyoruz” dedi. Türkiye’nin mısır yağı ihracatında güçlü konum Sunar Yatırım’ın küresel pazarlardaki konumu, Türkiye’nin mısır yağı ve mısır nişastası ihracatındaki payıyla da öne çıkıyor. Grup, Türkiye’nin mısır yağı ihracatının yüzde 64’ünü, mısır nişastası ihracatının ise yüzde 29’unu gerçekleştiriyor. Farklı coğrafyalardaki pazar ihtiyaçlarına yönelik ürün geliştirme kabiliyetlerinin ihracat stratejilerinin önemli bir parçası olduğunu belirten Mustafa Nuri Çomu, “Mevcut ihracat pazarlarımızdaki konumumuzu güçlendirirken, farklı coğrafyalardaki ihtiyaçları yakından takip ederek katma değerli ürünlerle yeni pazarlara ulaşmayı hedefliyoruz. Ar-Ge ve teknoloji yatırımlarımızı da bu doğrultuda şekillendiriyor, Türkiye’de geliştirdiğimiz üretim ve teknoloji yetkinliğini küresel pazarlara taşımaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı. Ar-Ge, yeni ihracat alanlarının önünü açıyor Sunar Yatırım’ın ihracat stratejisinde Ar-Ge, yeni ürün geliştirilmesinin yanı sıra farklı sektörlerin ihtiyaçlarına yönelik çözümler geliştirilmesinde de önemli bir rol üstleniyor. Sunar Mısır bünyesinde faaliyet gösteren Ar-Ge Merkezi, 2018 yılında T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından onaylanarak “nişasta sektöründe Türkiye’nin ilk ve tek Ar-Ge merkezi” olarak çalışmalarına başladı. 1 milyon doların üzerinde teknoloji altyapısına sahip Ar-Ge Merkezi’nde yeni ürün geliştirme, proses iyileştirme ve farklı sektörlerin ihtiyaçlarına yönelik özel çözümler üzerinde çalışmalar yürütülüyor. Tarımsal ham maddelerin daha yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülmesine yönelik çalışmalar da merkezin odak alanları arasında yer alıyor. Araştırmacılarının yüzde 75’i kadınlardan oluşan Ar-Ge Merkezi, grubun bilimsel ve teknolojik yetkinliğini insan kaynağı perspektifiyle destekliyor. Yeni yatırımlarla üretim ve ihracat kapasitesi güçleniyor Sunar Yatırım, mevcut üretim ve ihracat kapasitesini yeni yatırımlarla geliştirmeye devam ediyor. Yem sektöründeki büyüme hedefi doğrultusunda Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nde 15 milyon dolarlık yeni bir yem fabrikası yatırımı için çalışmalara başlayan grup, üretim kapasitesini ve operasyonel gücünü artırmaya yönelik yeni projeler üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. Yatırımların yalnızca Türkiye’deki üretim kapasitesinin geliştirilmesiyle sınırlı olmadığını belirten Mustafa Nuri Çomu, Avrupa pazarındaki konumlarını güçlendirecek yeni projeler üzerinde de çalıştıklarını ifade etti. Çomu, “Yem sektöründe daha büyük bir oyuncu olma hedefindeyiz. Diyarbakır’daki yatırımımızla üretim kapasitemizi artırırken, Avrupa’daki pazarlara erişimimizi güçlendirmek amacıyla Macaristan’da da yeni bir sanayi yatırımı projesi yürütüyoruz. Burada ilk etapta sorbitol ve polioller üretmeyi planlıyoruz” dedi. Grubun yenilenebilir enerji yatırımlarının da üretim altyapısını desteklediğini belirten Çomu, Adıyaman, Çankırı, İzmir, Antalya ve Eskişehir’deki Güneş Enerjisi Santrali yatırımlarıyla yıl sonunda 100 MW’ın üzerinde kurulu güce ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. Entegre üretim yapısı ihracat gücünü destekliyor Sunar Yatırım’ın üretim ve ihracat yapısında, tarımsal ham maddeden nihai ürüne uzanan entegre değer zinciri önemli bir rol oynuyor. Sunar Mısır’ın nişasta ve nişasta bazlı ürünlerdeki üretim gücü, Elita Gıda’nın bitkisel yağ alanındaki faaliyetleri, Sunar Un’un modern üretim altyapısı, Sunar Yem’in faaliyetleri ve grubun tarımsal çalışmaları, birbirini tamamlayan bir yapı oluşturuyor. Bu entegre yapı, ham madde tedarikinden ürün geliştirmeye ve üretimden kalite kontrolüne kadar farklı aşamalarda grubun operasyonel kabiliyetini desteklerken, uluslararası müşterilerin değişen ihtiyaçlarına yönelik hızlı ve etkin çözümler sunma kabiliyeti sağlıyor. Yeni ürünler Foodist 2026’da uluslararası sektör profesyonelleriyle buluştu Sunar Yatırım, ihracat odaklı büyüme stratejisi doğrultusunda geliştirdiği yeni ürünlerini 1-4 Eylül 2026 tarihlerinde TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen Foodist 2026 kapsamında uluslararası sektör profesyonelleriyle buluşturdu. Fuarda profesyonel mutfaklara yönelik geliştirilen Hüner Baklavalık Un, Hüner Baklavalık Yağ ve Sunar Profesyonel Kızartmalık Yağ ilk kez tanıtılırken, Sunar Yağ’ın yenilenen ambalajları ve mısır nişastası bazlı biyoplastik poşetler de iş ortaklarıyla paylaşıldı. Foodist 2026’nın mevcut ve yeni ihracat pazarlarıyla doğrudan temas açısından önemli bir buluşma olduğunu belirten Çomu, “Uluslararası fuarlar, farklı pazarlardaki ihtiyaçları doğrudan gözlemlemek ve iş ortaklarımızla daha yakın ilişkiler geliştirmek açısından önemli fırsatlar sunuyor. Foodist 2026’da yeni ürünlerimizi uluslararası sektör profesyonelleriyle buluştururken, farklı pazarlardaki beklentileri de yakından değerlendirme fırsatı bulduk. Önümüzdeki dönemde ürün portföyümüzü geliştirmeye ve Türkiye’nin üretim gücünü daha yüksek katma değerle küresel pazarlara taşımaya devam edeceğiz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kahve Atıkları Artık, Doğada Yok Olabilen Pipetlere Dönüşebiliyor Haber

Kahve Atıkları Artık, Doğada Yok Olabilen Pipetlere Dönüşebiliyor

Kahve tüketiminin ardından ortaya çıkan atıklar, artık biyobozunur ürünlerin üretiminde değerlendirilebilecek yüksek katma değerli bir ham maddeye dönüşüyor. Tarım, gıda ve biyoendüstri alanındaki uzmanlığını biyomalzeme teknolojileriyle birleştiren, döngüsel ekonomi ve kaynak verimliliğini odağına alan Türkiye’de biyoplastiği ilk üreten ve biyoplastik üretiminde ham madde entegrasyonuna sahip tek firma olan Sunar NP, mısır nişastası bazlı biyopolimer teknolojisini Ar-Ge çalışmaları sayesinde kahve ve diğer gıda atıklarıyla buluşturarak biyobozunur ürünlerde kullanılabilecek biyobazlı bir ham madde geliştirdi. Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, gıda ve ilk aşamada biyobozunur pipet üretiminde kullanılan bu yenilikçi malzemenin hem çevresel kirliliğin azaltılmasına, içecek ve hizmet sektörünün sürdürülebilirlik dönüşümüne ve sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarının yaygınlaşmasına önemli bir katkı sağlayacağını belirtti. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, geliştirilen biyomalzemenin şirket için yeni bir ürün geliştirme sürecinden ziyade, uzun yıllardır sahip oldukları mısır nişastası bazlı biyopolimer teknolojisi bilgi birikiminin döngüsel ekonomi, kaynak verimliliği ve sürdürülebilir üretim yaklaşımının somut çıktısı olduğunu belirterek şunları söyledi: “Mısır nişastası bazlı biyopolimer teknolojileri uzun yıllardır uzmanlık alanlarımız arasında yer alıyor. Bu çalışma, bizim için yeni bir ürün geliştirmekten çok, sahip olduğumuz teknoloji ve Ar-Ge altyapısını kahve atıkları gibi biyolojik kaynaklarla buluşturarak döngüsel ekonomiye yeni bir değer kazandırmanın somut örneklerinden biri. Bizim için atık diye bir kavram yok; doğru teknolojiyle yeniden değerlendirilmeyi bekleyen kaynaklar var. Türkiye fosil kaynaklar açısından zengin bir ülke değil. Bu nedenle sürdürülebilir kalkınmanın yolu, sahip olduğumuz tarımsal kaynakları ve organik atıkları yüksek katma değerli ürünlere dönüştürebilen yerli teknolojiler geliştirmekten geçiyor. Sıfır Atık yaklaşımının temelini oluşturan yerinde dönüşüm anlayışıyla geliştirdiğimiz biyomalzemeler, ithal fosil bazlı ham maddelere olan bağımlılığın azaltılmasına ve ülkemizin biyoekonomi hedeflerine katkı sağlıyor. Türkiye’de biyoplastiği ilk üreten ve biyoplastik üretiminde ham madde entegrasyonuna sahip tek firma olarak biyoplastiği yalnızca konuşan değil; biyobozunur ve kompostlanabilir biyopolimerleri geliştirip sanayi ölçeğinde üreten, gerçek uygulamalarla ticarileştiren bir şirket olmanın sorumluluğunu taşıyoruz. Bugün ilk uygulama alanı biyobozunur pipetler olsa da geliştirdiğimiz biyobazlı ham madde; gıda ambalajlarından çatal, kaşık ve tabak gibi tek kullanımlık servis ürünlerine, farklı biyoplastik uygulamalarından birçok endüstriyel çözüme kadar geniş bir kullanım potansiyeline sahip. Temel hedefimiz; doğaya geri dönebilen, kaynak verimliliğini artıran ve sanayiyle entegre çözümler geliştirmek. Sürdürülebilirlik bizim için yalnızca çevresel bir hedef değil; inovasyonun, rekabet gücünün ve geleceğin sanayisinin temelidir. Geliştirdiğimiz her yeni biyomalzeme, yerli tarımsal kaynakların ve organik atıkların yeniden ekonomiye kazandırılmasına katkı sağlayarak ülkemizin yeşil dönüşümüne, sanayimizin küresel rekabet gücüne ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine hizmet ediyor. Türkiye'nin biyoplastik dönüşümü artık yalnızca bir vizyon değil; yerli teknoloji, yerli üretim ve gerçek ticari uygulamalarla hayata geçen bir sanayi başarısıdır.” Tüm dünyada, tek kullanımlık plastiklere alternatif çözümlere olan talep gün geçtikçe artıyor 2026 yılı itibarıyla küresel sürdürülebilir ambalaj ve biyoplastik pazarlarında hızlı bir gelişme yaşanıyor. Bu hızlı büyüme, döngüsel ekonomi temelli malzemelerin endüstrideki stratejik önemini giderek artırıyor. Küresel kompostlanabilir ambalaj pazarının 2026 yılında 82,03 milyar ABD doları değerinde olacağı ve 2033 yılına kadar 130,01 milyar ABD dolarına ulaşacağı tahmin ediliyor. Biyoplastik pazarının ise 2033’e kadar 67 milyar USD’yi aşarak yıllık yüzde 17’nin üzerinde bir büyüme kaydedeceği öngörülüyor. Bu gelişmeler, gıda ve içecek sektöründe biyobazlı ve kompostlanabilir malzemelerin artık niş değil, küresel ölçekte stratejik bir dönüşüm alanı haline geldiğini gösteriyor. Sunar NP'nin kahve atıkları gibi biyolojik kaynakları ileri biyopolimer teknolojileriyle biyobozunur çözümler, yalnızca çevresel sürdürülebilirliğe değil, aynı zamanda hızla büyüyen küresel pazar dinamikleriyle uyumlu katma değerli bir sanayi dönüşümüne de karşılık geliyor. Döngüsel ekonomi ve atık dönüşümünde yeni bir uygulama Sunar NP tarafından geliştirilen biyobozunur ham madde, tüketim sonrası ortaya çıkan kahve ve diğer gıda atıklarının katma değerli bir endüstriyel girdiye dönüşmesini sağlıyor. Döngüsel ekonomi yaklaşımıyla geliştirilen bu teknoloji sayesinde, bertaraf edilmesi gereken bir atık yeni nesil biyobozunur ürünlerin üretiminde değerlendiriliyor. Uygun çevresel koşullar altında biyolojik olarak çözünebilen bu malzeme, mikroplastik oluşumuna neden olmadan doğaya geri dönebiliyor. Böylece hem fosil bazlı plastik kullanımının azaltılmasına katkı sağlıyor hem de atıkların yeniden ekonomiye kazandırıldığı sürdürülebilir bir üretim modelini destekliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mutfağını Biyoteknoloji Şirketine Dönüştürdü Haber

Mutfağını Biyoteknoloji Şirketine Dönüştürdü

Cesur fikirlerin peşinde gelişen Türkiye girişimcilik ekosistemi, ilham verici hikayeler ile büyüyor. Tarım ve çay atıklarını dönüştürerek çevre dostu biyoplastik üretme fikrini geliştiren Ebru Baripoğlu, TÜBİTAK’tan aldığı destekle kurduğu Agripoli girişimini Tam Tahıl Tam Destek projesinden kazandığı hibe ve mentorlükle bir adım öteye taşıdı. Baripoğlu ürününü büyük ölçüde pazara hazır hale getirdi. Girişimcilik serüvenine daha üniversitedeyken elma ve narenciye atıklarından vegan deri üretme fikriyle başladığını anlatan Ebru Baripoğlu “İlk laboratuvarım evimin mutfağıydı” dedi. Girişimcilik serüveninin iniş ve çıkışlarla dolu olduğunu vurgulayan Baripoğlu, “En zorlayıcı sınavlar Ar-Ge denemeleri için gerekli ekipmanlara erişememek oldu. Bunun yanında geliştirdiğimiz teknolojinin altyapı yatırımları noktasında üçüncü parti üreticiler ile süreçleri yürüttük” dedi. Tam Tahıl Tam Destek projesinde elde ettiği kazanımları anlatan Baripoğlu, “Proje, hibe desteğinin ötesinde çok değerli bir network ve güçlü iş birlikleri fırsatları sundu. Ayrıca proje kapsamında sunulan eğitimler, girişimimi daha stratejik bir perspektifle ele almamı sağladı. Fikir maratonu ve mentorluk süreci ise iş modelimi olgunlaştırarak doğru iş birliklerine ulaşmamda önemli katkı sundu. Bu tür programlar farklı paydaşlarla bir araya gelme ve uzun vadeli iş birlikleri kurmak açısından girişimcilik ekosistemini güçlendiriyor. Bu süreçte destekleri için Nestlé Kahvaltılık Gevrekler ve Migros ekiplerine teşekkür ediyorum” ifadesini kullandı. Bu yıl da devam ediyor Nestlé Kahvaltılık Gevrekler’in ve Migros’un hayata geçirdiği “Tam Tahıl Tam Destek” projesi bu yıl da eğitimler, fikir maratonu, hibe gibi desteklerle yüzlerce kadına ulaşmaya devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

COP 31’e Doğru Konferansında Sunar Yatırım’dan Sürdürülebilirlik Vurgusu Haber

COP 31’e Doğru Konferansında Sunar Yatırım’dan Sürdürülebilirlik Vurgusu

Küresel iklim gündemi ve COP süreçleriyle birlikte üretim yapan şirketlerin yalnızca ekonomik performansları değil, çevresel etkileri de belirleyici hale geliyor. Tarım, gıda ve biyoendüstri ekseninde entegre üretim yapısına sahip olan Sunar Yatırım ise bu dönüşümün Türkiye’deki örnek modellerinden biri olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin tarıma dayalı en köklü sanayi gruplarından biri olan Sunar Yatırım’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, Yeşil İş Platformu’nun COP31 çerçevesinde Adana’da düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katılarak, sanayideki dönüşümün üretimin geleceği üzerindeki etkisini değerlendirdi. Sanayide karbon azaltımı, enerji dönüşümü, döngüsel ekonomi ve yeşil finansman başlıkları ele alındığı konferansta Çomu, Sunar Yatırım’ın entegre üretim modeli, sürdürülebilirlik yaklaşımı ve biyoendüstriye dönüşüm stratejilerini de paylaştı. “Çukurova’dan dünyaya uzanan biyoendüstri yolculuğu” Konuşmasında Sunar Yatırım’ın dönüşüm hikayesini anlatan Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, şirketin üretim modelini şu sözlerle özetledi: “Sunar Yatırım olarak yapımızı Çukurova’dan dünyaya uzanan entegre bir biyoendüstri yolculuğu olarak görüyoruz. 1974 yılında başlayan üretim serüvenimiz bugün 6 kıtaya yayılan, 120’den fazla ülkeye ihracat yapan bir yapıya dönüştü. Bizim yaklaşımımız yalnızca tarımsal hammaddeleri işlemek değil; onları gıda, kimya, ilaç ve biyoplastik gibi farklı alanlarda yüksek katma değerli ürünlere dönüştürmektir.” Çomu konuşmasında, sürdürülebilirliğin şirket stratejisinin merkezinde yer aldığını vurgulayarak, üretim kararlarının artık yalnızca ekonomik değil, çevresel etkileri de dikkate alacak şekilde şekillendiğini ifade etti. Entegre yapı ile çevresel etkiyi azaltıyor, verimliliği artırıyor Mustafa Nuri Çomu konuşmasında, entegre yapıları sayesinde aynı tarımsal hammaddenin gıda, kimya, ilaç ve biyoplastik gibi farklı alanlarda katma değerli ürünlere dönüştürülebildiğini, böylece hem kaynak verimliliğinin artırıldığı hem de döngüsel ekonomi yaklaşımının üretim süreçlerine entegre edildiğini söyledi. Çomu, sürdürülebilir üretim yaklaşımına ilişkin değerlendirmesinde “Sürdürülebilir üretim bizim için verimlilik, düşük karbon ve döngüsel ekonomi ekseninde şekillenen bütüncül bir dönüşüm modelidir. Enerji verimliliği, su yönetimi, atık geri kazanımı ve ambalaj optimizasyonu gibi tüm süreçlerimizi birbirine entegre bir sistem olarak ele alıyor; üretimimizi hem çevresel etkiyi azaltacak hem de verimliliği artıracak şekilde sürekli geliştiriyoruz.” dedi. 2027’de tesislerin tüm elektrik ihtiyacını kendi GES santrallerinden karşılayacak Konferansta Sunar Yatırım’ın sürdürülebilirlik stratejisine de değinilerek, şirketin yenilenebilir enerji yatırımları, enerji verimliliği çalışmaları ve döngüsel üretim yaklaşımını üç ana eksende yürütüldüğü ifade edildi. 41,5 MWp kurulu güce sahip güneş enerjisi yatırımlarının bu dönüşümün en önemli bileşenlerinden biri olduğu belirtildi. 2025 yılı itibarıyla gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında 7,36 milyon kWh enerji tasarrufu sağlandığı ve 3.529 ton karbon salımının önlendiği paylaşıldı. Ayrıca 36 ambalaj optimizasyon projesiyle plastik kullanımının azaltılması ve kaynak verimliliğinin artırılması yönünde önemli ilerleme kaydedildiği ifade edildi. İleri biyolojik atıksu arıtma sistemleri ve biyogaz üretimi uygulamalarıyla da suyun yeniden kullanımının sağlandığı ve atıkların enerjiye dönüştürülerek üretim süreçlerine geri kazandırıldığı aktarıldı. 2025 yılı itibarıyla tükettiği elektriğin yüzde 50’sini kendi güneş enerjisi santrallerinden (GES) karşılamaya başlayan şirket, 2027 yılına kadar üretim tesislerinin elektrik ihtiyacının tamamını GES’lerinden karşılamayı; karbon salınımını da 2027’ye kadar yüzde 50, 2030’a kadar ise yüzde 75 azaltmayı hedefliyor. “Petrol bazlı plastiklere alternatif olan biyobozunur biyopolimerleri, sanayiyle uyumlu, üretim hatlarına entegre edilebilir bir teknoloji olarak ele alıyoruz” Konferansta Sunar NP’nin biyoplastik alanındaki çalışmaları, sanayi ölçeğinde uygulanabilirlik ve dönüşüm kapasitesi açısından da değerlendirildi. Bu kapsamda Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, biyoplastiklerin gelecekteki üretim modelleri içindeki konumuna ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Çomu, biyoplastik dönüşümünü “alternatif bir ürün geliştirme süreci” olarak değil, doğrudan sanayinin üretim altyapısını etkileyen stratejik bir dönüşüm alanı olarak tanımladı. Bu çerçevede Sunar NP’nin geliştirdiği çözümlerin yalnızca çevresel fayda değil, aynı zamanda mevcut endüstriyel sistemlerle uyumlu çalışabilirlik hedefi taşıdığını vurguladı. Çomu konuyla ilgili açıklamasında “Plastik tartışması bugün dünyada çok kritik bir noktaya geldi. Ancak burada önemli olan, her malzemenin aynı kategoride değerlendirilmemesi gerektiğidir. Sunar NP olarak biz, petrol bazlı plastiklere alternatif olarak geliştirilen biyobozunur biyopolimerleri yalnızca çevresel bir çözüm değil, sanayiyle uyumlu, üretim hatlarına entegre edilebilir bir teknoloji olarak ele alıyoruz.” “Dönüşüm artık bir tercih değil, sanayinin kaçınılmaz yönüdür” Biyoplastik üretiminde en kritik unsurun üretim süreçlerinin sürekliliğini ve verimliliğini koruyabilmek olduğunu söyleyen Çomu; geliştirilen ürünlerin mevcut üretim hatlarında kullanılabilir, proses stabilitesi sağlayan ve ölçeklenebilir yapıda tasarlandığını belirtti. Konuşmada ayrıca Sunar NP’nin W-Natural ürün grubunun ambalaj, e-ticaret, perakende ve endüstriyel uygulamalarda yaygın şekilde kullanıldığına dikkat çekildi. Bu ürünlerin 90 ila 180 gün içerisinde biyolojik olarak çözünerek mikroplastik oluşumunu engellediği ve böylece döngüsel ekonomi yaklaşımına doğrudan katkı sunduğunu ifade etti. Çomu biyoplastiklerin gelecekteki rolüne ilişkin değerlendirmesinde “Biz biyoplastikleri yalnızca çevre dostu bir alternatif olarak değil, geleceğin üretim standardını şekillendiren temel yapı taşlarından biri olarak görüyoruz. Bu dönüşüm artık bir tercih değil, sanayinin kaçınılmaz yönüdür.” dedi. Konferansta Sunar Yatırım’ın tarımdan biyoendüstriye uzanan entegre üretim modeli, sürdürülebilir sanayi dönüşümüne yönelik örnek yaklaşımlar arasında gösterildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sunar Yatırım Ar-Ge Merkezi, Mısırın Potansiyelini Geleceğe Taşıyor Haber

Sunar Yatırım Ar-Ge Merkezi, Mısırın Potansiyelini Geleceğe Taşıyor

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı onaylı, sektöründe ilk ve tek olan Ar-Ge Merkezine yatırımlarını her geçen gün artırarak inovasyon çalışmalarını sürdüren şirket, üretim tesisine giren her mısır tanesini yüzde 100 değerlendirerek, ürettiği mısır nişastası ve türevleriyle gıda sektörü dışında da ürünün kullanımını destekliyor. Mısırın kullanım alanlarını geliştirmeye yönelik Ar-Ge çalışmalarının önemine dikkat çeken Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu konuya ilişkin açıklamasında; “İşimizin çok büyük bir bölümünü oluşturan mısır, bugün yüzlerce üründe hammadde olarak kullanılan, çok geniş endüstriyel etki alanına sahip, stratejik bir üründür. Sunar Yatırım olarak mısırı yalnızca üretip işlenen bir ürün değil, yeni ürünlere entegre edilen ve sanayiye katma değer katan bir ekosistem olarak görüyoruz. Nişasta bazlı çözümlerden biyobozunur ürünlere, sürdürülebilir üretim süreçlerinden farklı sektörlere yönelik inovatif uygulamalara uzanan çalışmalarımızla, mısırın potansiyelini sürekli genişletiyoruz. Bu yaklaşım hem ülkemizin üretim gücünü hem de küresel pazarlardaki rekabetçiliğimizi ileri taşıyor” dedi. Yüzlerce üründe ham madde olarak kullanılıyor Tarımın en stratejik ürünlerinden biri haline gelen ve birçok sektör için stratejik hammadde olarak tanımlanan mısır, sadece bir gıda hammaddesi olmanın ötesinde, yüzlerce farklı ürünün üretiminde önemli rol oynayan çok yönlü bir kaynak olarak öne çıkıyor. Sunar Yatırım bünyesinde yer alan Sunar Mısır, bu güçlü hammaddenin potansiyelini açığa çıkarmak amacıyla Ar-Ge yatırımlarını sürekli artırarak, mısırın üretiminden işlenmesine ve farklı sektörlerde inovatif ürünlere dönüşümüne kadar geniş bir değer zincirini yönetiyor. Mısır, bugün birçok ürünün temel hammaddesi olarak gıda, tekstil, ambalaj, kağıt, kimya ve daha birçok sektörde kritik bir rol oynuyor. Şirketin Ar-Ge yaklaşımı, yalnızca ürün geliştirme değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik, verimlilik ve yeni pazar oluşturma ekseninde şekilleniyor. Mısır nişastasından biyoplastik poşet üretimine uzanan Ar-Ge gücü Sunar Yatırım Ar-Ge Merkezi, 2018 yılında T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından onaylanmasının ardından; nişasta bazlı ürünler, biyoteknoloji, proses optimizasyonu ve sürdürülebilir çözümler alanlarında yoğun çalışmalar yürütüyor. Gıda sektörünün yanı sıra kozmetik, kimya ve ilaç gibi farklı sektörlere yönelik geliştirilen ürünler, mısırın çok yönlü kullanım potansiyelini ortaya koyuyor. Bugün nişasta ve nişasta bazlı ürünler gıda sektörü ile beraber ambalaj, kağıt, kimya ve tekstil endüstrilerinde de yoğun biçimde kullanılıyor. Market poşetleri, çöp torbaları, endüstriyel ambalajlar, tarım (malç filmleri) ve pipet gibi ürünler üretiliyor. Bu alanda geliştirdiği çözümlerle hem mevcut pazarlarda derinleşiyor hem de yeni kullanım alanları geliştiriyor. 2025 yılında Ar-Ge yatırımı 2 katına çıkartıldı Ürünlerini 100’den fazla ülkeye ihraç eden Sunar Mısır, Ar-Ge gücünü, teknoloji ve insan kaynağı yatırımlarıyla artırıyor. 2025 yılında Ar-Ge ekibine yeni araştırmacılar dahil edilirken, yüksek lisans yapan çalışan sayısında yüzde 60 artış sağlandı. Kimya ve gıda mühendisliğinin yanı sıra biyoteknoloji alanındaki uzmanların da ekibe katılması ile multidisipliner yapı güçlendirildi. Aynı dönemde Ar-Ge harcamaları iki katına çıkarılırken, bütçenin önemli bir bölümü ekipman yatırımları ve çalışan yetkinliklerinin geliştirilmesine ayrıldı. Kimyasal analiz, tekstür ve biyoteknoloji alanlarında yapılan yatırımlar, merkezin teknik kapasitesini ileri seviyeye taşıdı. Ar-Ge vizyonu sürdürülebilirlik odağında şekilleniyor Sunar Mısır’ın Ar-Ge stratejisinde sürdürülebilirlik merkezi bir rol oynuyor. Biyobozunur ürünler, enerji verimliliği sağlayan prosesler ve karbon ayak izini azaltmaya yönelik çalışmalar, öncelikli araştırma alanları arasında yer alıyor. 2026 hedefleri doğrultusunda; sürdürülebilir ve sağlıklı ürünlere odaklanarak yeni ürünlerin pazara sürülmesi, ithal ikame çözümler geliştirilmesi ve uluslararası pazarlarda rekabet gücünün artırılması planlanıyor. Aynı zamanda enerji tasarrufu ve çevresel etkiyi azaltan üretim süreçleriyle daha sürdürülebilir bir sanayi yapısına katkı sağlanması hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yeni Tek Kullanımlık Plastik Düzenlemesi Sanayide Dönüşümü Başlatıyor: Haber

Yeni Tek Kullanımlık Plastik Düzenlemesi Sanayide Dönüşümü Başlatıyor:

Sıfır Atık yaklaşımı doğrultusunda hazırlanan düzenleme, plastik kullanımını azaltmayı hedeflerken, alternatif malzemelerin önemini de yeniden gündeme taşıyor. Bu dönüşüm sürecinde plastik türleri arasındaki ayrımın doğru yapılması kritik önem taşıyor. Türkiye’nin ilk TÜV sertifikalı, nişasta bazlı biyopolimer üreticisi Sunar NP, mısır nişastasından ürettiği biyobozunur plastiklerle, çevreye duyarlı ürünleri sanayiyle buluşturuyor. Şirketin geliştirdiği biyoplastik ürünler doğada 180 gün içerisinde tamamen çözünerek özel işleme gerek kalmadan toprağa geri dönüyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın planlanan yeni plastik yönetmeliğinde biyobozunur plastiklerin diğer plastiklerden ayrı değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu bu durumu stratejik bir fırsat olarak paylaştı. “Her plastik aynı değildir” Geleneksel petrol türevi plastikler doğada yüzlerce yıl varlığını sürdürebilirken, oksobozunur plastikler parçalanma sürecinde mikroplastik oluşturarak ekosistem üzerinde kalıcı etkiler oluşturuyor. Günümüzde okyanuslarda biriken milyonlarca ton mikroplastik ve insanların haftalık ortalama plastik maruziyeti, sorunun ne kadar ciddi boyutlara ulaştığını açıkça gösteriyor. Buna karşın, nişasta temelli biyopolimerler gibi yeni nesil malzemeler uygun koşullar altında 90–180 gün içinde biyolojik olarak çözünebiliyor; mikroplastik oluşturmuyor ve yenilenebilir kaynaklardan elde edildikleri için karbon ayak izinin düşürülmesine katkı sağlıyor. Bu çerçevede sektör temsilcileri, plastik konusundaki tartışmaların artık petrol bazlı plastikler, oksobozunur plastikler ve biyoplastikler arasındaki farklar üzerinden ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor. "Aynı sepete konması teknik bir hata" Biyobozunur malzemelerin petrol bazlı plastiklerle aynı sepete konmasını ‘teknik bir hata’ olarak değerlendiren Çomu, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Planlanan yeni yönetmelik, çevresel etkilerin azaltılması açısından oldukça önemli ve yerinde bir adımdır. Çevresel etki profilleri farklı olan malzemelerin aynı kapsamda değerlendirilmesi, bazı teknolojik çözümlerin gelişimini sınırlayabilir. Biyoplastikler, petrol bazlı tek kullanımlık plastiklerin yerine geçebilecek en güçlü ve en çevre dostu alternatiflerden biridir.” Avrupa yaklaşımı: ayrıştır, teşvik et Avrupa Birliği’nde yürürlüğe giren Packaging and Packaging Waste Regulation ile biyoplastikler ilk kez net bir yasal çerçevede tanımlanıyor. Biyobozunur ve kompostlanabilir malzemeler belirli kriterlere göre sınıflandırılıyor ve kullanım alanlarına göre yönlendiriliyor. Özellikle organik atıklarla birlikte toplanabilen ambalajlar, gıda ile temas eden ürünler ve geri dönüşümün zor olduğu alanlarda biyoplastik çözümler teşvik ediliyor. Bu yaklaşım sayesinde hem çevresel etkiler azaltılıyor hem de döngüsel ekonomi hedefleri destekleniyor. Biyobozunur ve kompostlanabilir ambalajların ne anlama geldiğini belirleyen EN 13432 standardı ise bu süreçte önemli bir referans noktası olarak öne çıkıyor. Türkiye’de petrol bazlı plastikler, oksobozunur plastikler ve bu standarda uygun gerçek biyobozunur malzemelerin net bir şekilde birbirinden ayrılması gerekiyor. Burada temel fark, malzemenin uygun koşullar altında tamamen doğaya geri dönebilme özelliği gösteriyor olması. Bu nedenle düzenlemeye uyumlu ve sertifikalı biyoplastiklerin ayrı bir kategori olarak ele alınması ve yerli üretimi destekleyecek teşviklerin geliştirilmesi büyük önem taşıyor. “Sunar NP olarak, yerli üretimi ve ekonomik sürdürülebilirliği destekliyoruz” Türkiye, nişasta bazlı hammaddeleri ve güçlü üretim altyapısıyla biyoplastik alanında önemli bir potansiyele sahip. Sunar Yatırım bünyesinde faaliyet gösteren Sunar NP, 2014 yılında başlattığı Ar-Ge çalışmalarıyla Türkiye’de nişasta bazlı biyopolimer üretimini hayata geçiren ilk şirket. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Mustafa Nuri Çomu, “Biyoplastik, plastik kullanımına sadece bir alternatif değil; doğru malzemenin geleceğe uyarlanmış halidir. Sunar NP olarak, doğaya geri dönebilen biyopolimerlerimizle çevresel etkiyi azaltırken, yerli üretimi ve ekonomik sürdürülebilirliği de destekliyoruz. Türkiye’de biyoplastiklerin doğru politikalarla teşvik edilmesi hem çevrenin korunmasına katkı sağlar hem de sanayide katma değer yaratır. Aynı zamanda ithal petrokimya bağımlılığını azaltır ve ülkemizi uluslararası alanda daha güçlü bir konuma taşır” ifadelerini kullandı. Bu açıdan bakıldığında biyoplastikler, yalnızca çevresel değil; aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir fırsat alanı olarak öne çıkıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tek Kullanımlık Plastikler İçin Yol Haritası Yenileniyor Haber

Tek Kullanımlık Plastikler İçin Yol Haritası Yenileniyor

Türkiye’nin ilk TÜV sertifikalı, nişasta bazlı biyopolimer üreticisi Sunar NP, mısır nişastasından ürettiği biyobozunur plastiklerle, çevreye duyarlı ürünleri sanayiyle buluşturuyor. Şirketin geliştirdiği biyoplastik ürünler doğada 180 gün içerisinde tamamen çözünerek özel işleme gerek kalmadan toprağa geri dönüyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın planlanan yeni plastik yönetmeliğinde biyobozunur plastiklerin diğer plastiklerden ayrı değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu bu durumu stratejik bir fırsat olarak paylaştı. “Her plastik aynı değildir” Geleneksel petrol türevi plastikler doğada yüzlerce yıl varlığını sürdürebilirken, oksobozunur plastikler parçalanma sürecinde mikroplastik oluşturarak ekosistem üzerinde kalıcı etkiler oluşturuyor. Günümüzde okyanuslarda biriken milyonlarca ton mikroplastik ve insanların haftalık ortalama plastik maruziyeti, sorunun ne kadar ciddi boyutlara ulaştığını açıkça gösteriyor. Buna karşın, nişasta temelli biyopolimerler gibi yeni nesil malzemeler uygun koşullar altında 90–180 gün içinde biyolojik olarak çözünebiliyor; mikroplastik oluşturmuyor ve yenilenebilir kaynaklardan elde edildikleri için karbon ayak izinin düşürülmesine katkı sağlıyor. Bu çerçevede sektör temsilcileri, plastik konusundaki tartışmaların artık petrol bazlı plastikler, oksobozunur plastikler ve biyoplastikler arasındaki farklar üzerinden ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor. "Aynı sepete konması teknik bir hata" Biyobozunur malzemelerin petrol bazlı plastiklerle aynı sepete konmasını ‘teknik bir hata’ olarak değerlendiren Çomu, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Planlanan yeni yönetmelik, çevresel etkilerin azaltılması açısından oldukça önemli ve yerinde bir adımdır. Çevresel etki profilleri farklı olan malzemelerin aynı kapsamda değerlendirilmesi, bazı teknolojik çözümlerin gelişimini sınırlayabilir. Biyoplastikler, petrol bazlı tek kullanımlık plastiklerin yerine geçebilecek en güçlü ve en çevre dostu alternatiflerden biridir.” Avrupa yaklaşımı: ayrıştır, teşvik et Avrupa Birliği’nde yürürlüğe giren Packaging and Packaging Waste Regulation ile biyoplastikler ilk kez net bir yasal çerçevede tanımlanıyor. Biyobozunur ve kompostlanabilir malzemeler belirli kriterlere göre sınıflandırılıyor ve kullanım alanlarına göre yönlendiriliyor. Özellikle organik atıklarla birlikte toplanabilen ambalajlar, gıda ile temas eden ürünler ve geri dönüşümün zor olduğu alanlarda biyoplastik çözümler teşvik ediliyor. Bu yaklaşım sayesinde hem çevresel etkiler azaltılıyor hem de döngüsel ekonomi hedefleri destekleniyor. Biyobozunur ve kompostlanabilir ambalajların ne anlama geldiğini belirleyen EN 13432 standardı ise bu süreçte önemli bir referans noktası olarak öne çıkıyor. Türkiye’de petrol bazlı plastikler, oksobozunur plastikler ve bu standarda uygun gerçek biyobozunur malzemelerin net bir şekilde birbirinden ayrılması gerekiyor. Burada temel fark, malzemenin uygun koşullar altında tamamen doğaya geri dönebilme özelliği gösteriyor olması. Bu nedenle düzenlemeye uyumlu ve sertifikalı biyoplastiklerin ayrı bir kategori olarak ele alınması ve yerli üretimi destekleyecek teşviklerin geliştirilmesi büyük önem taşıyor. “Sunar NP olarak, yerli üretimi ve ekonomik sürdürülebilirliği destekliyoruz” Türkiye, nişasta bazlı hammaddeleri ve güçlü üretim altyapısıyla biyoplastik alanında önemli bir potansiyele sahip. Sunar Yatırım bünyesinde faaliyet gösteren Sunar NP, 2014 yılında başlattığı Ar-Ge çalışmalarıyla Türkiye’de nişasta bazlı biyopolimer üretimini hayata geçiren ilk şirket. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Mustafa Nuri Çomu, “Biyoplastik, plastik kullanımına sadece bir alternatif değil; doğru malzemenin geleceğe uyarlanmış halidir. Sunar NP olarak, doğaya geri dönebilen biyopolimerlerimizle çevresel etkiyi azaltırken, yerli üretimi ve ekonomik sürdürülebilirliği de destekliyoruz. Türkiye’de biyoplastiklerin doğru politikalarla teşvik edilmesi hem çevrenin korunmasına katkı sağlar hem de sanayide katma değer yaratır. Aynı zamanda ithal petrokimya bağımlılığını azaltır ve ülkemizi uluslararası alanda daha güçlü bir konuma taşır” ifadelerini kullandı. Bu açıdan bakıldığında biyoplastikler, yalnızca çevresel değil; aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir fırsat alanı olarak öne çıkıyor. “Doğru regülasyon ile Türkiye lider konumda olabilir” Planlanan yeni yönetmelik, çevresel etkileri azaltma açısından önemli bir adım olsa da malzemeler arasındaki ayrım konusunda geliştirilmeye açık görünüyor. Özellikle petrol bazlı tek kullanımlık plastiklerle, çevresel etkileri farklı olan biyoplastiklerin aynı kapsamda değerlendirilmesi, sürdürülebilir alternatiflerin önünü kesme riski taşır. Sunar NP, biyoplastiklerin GEKAP’tan ayrıştırılarak özel regülasyon ve teşviklerle desteklenmesini öncelikli bir strateji olarak ortaya koyuyor. Bu yaklaşım, çevresel sorumluluk ve ekonomik sürdürülebilirliği bir arada sağlayarak Türkiye’nin küresel biyoplastik pazarındaki rekabet gücünü artırıyor. Çomu konuya ilişkin açıklamasını şu sözlerle tamamladı, “Türkiye’nin COP31 sürecinde çevre ve sürdürülebilirlik alanında atacağı adımlar uluslararası ölçekte büyük önem taşıyor. Biyoplastiklerin doğru şekilde tanımlandığı ve desteklendiği bir düzenleme çerçevesi, ülkemizi bu alanda öncü konuma taşıyabilir. Bu sürecin, tüm paydaşların katkısıyla birlikte şekillendirilmesi gerektiğine inanıyoruz.” Sektörde öne çıkan görüş ise oldukça net; sorunun kendisi plastik değil, yanlış malzeme tercihidir. Biyoplastikler, petrol bazlı tek kullanımlık plastiklere kıyasla daha temiz ve güçlü bir alternatif olarak görülürken, doğru malzemenin doğru yerde kullanılması durumunda hem çevrenin korunabileceği hem de sanayinin gelişebileceği vurgulanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.