Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Boğaziçi

Kapsül Haber Ajansı - Boğaziçi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Boğaziçi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

"İBB’nin Tüm Müzelerine Türk Vatandaşlarının Girişi 1 Lira Olacak”  Haber

"İBB’nin Tüm Müzelerine Türk Vatandaşlarının Girişi 1 Lira Olacak” 

Açılışta önemli açıklamalarda bulunan İBB Başkanvekili Nuri Aslan, "2019'dan sonra İstanbul'da sanata bakış, tarihe bakış, mirasa bakış, geçmişe bakış ve geleceğe bakış değişti. 2019 yılından itibaren İstanbul'da bir belediyecilik modeli ortaya kondu. İstanbul modeli, halkçı belediyecilik modeli ve İBB Miras ekibiyle bir taraftan tiyatrolarımızı restore ederek, yenileyerek tekrar İstanbul'un hayatına kullanımına verirken, bir taraftan kültür merkezlerimizle, müzelerimizle İstanbul'a yeni bir aydınlanma dönemi açarken, bir taraftan da onlarca bin yıllık İstanbul'un geçmişine, tarihine sahip çıktık, çıkmaya devam ediyoruz” dedi. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün tarihi eserlerle ilgili uygulamalarına ve İBB'nin kararlılığına dikkat çeken Nuri Aslan, "İstanbul'da yaptığımız bazı restorasyonlarda tarihi eserleri ihya ettik, çeşmelerden su akıttık, müzeler açtık ancak bazı tarihi eserlerimize kanun sebebiyle Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından el konuluyor; bize 'duracak mısınız' diye soruyorlar, biz asla durmayacağız, İstanbul'un tarihine de sanatçısına da yatırım yapmaya devam edeceğiz" diye konuştu. İBB müzeleriyle ilgili müjdeler de veren Aslan, "Yerebatan Sarnıcı'nı 1 lira yaptığımız gibi Şerefiye Sarnıcı'nı ziyaretin de 1 lira olacağını ilan ediyorum, ayrıca İBB'nin tüm müzelerine Türk vatandaşlarının girişinin 1 lira olması yönündeki teklifimizi pazartesi günü İBB Meclisi'ne sunacağız" şeklinde konuştu. BEYOĞLU / İSTANBUL İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), kentin kimliğini yansıtan kamusal alanları ve kültürel miras projelerini hayata geçirmeye devam ediyor. Bu kapsamda, iki kıtayı buluşturan su yolunun tarihsel ve kültürel belleğini gözler önüne seren İstanbul Boğaz Müzesi ile "Mehtabı Sürükledik Sularda" sergisinin açılışı Kabataş Transfer Merkezi’nde gerçekleştirildi. Programa İBB Başkanvekili Nuri Aslan, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, meclis üyeleri, siyasi parti temsilcileri, muhtarlar, sanatçılar ve çok sayıda İstanbullu katıldı. Aslan, açılış konuşmasında özetle şunları söyledi: "KABATAŞ TRANSFER MERKEZİ VE BOĞAZ MÜZESİ ŞEHRİN HAFIZASINI BULUŞTURUYOR" "İstanbul'un en güzel noktalarından biri olan Kabataş'ın, İstanbul'un geçmişiyle bugününü buluşturan yeni bir kültür mekanının açılışını gerçekleştirmek üzere bir aradayız. Kabataş Transfer Merkezi'nin farklı ulaşım sistemlerini birbirine bağlayan bir merkez olmanın ötesinde İstanbulluların şehirle kurduğu ilişkiyi güçlendiren kamusal alan olarak tasarladık ve İstanbulluların hizmetine sunduk. Buradaki seyir terası da bu yaklaşımın en önemli parçası. İstanbullular da Kabataş Transfer Merkezinde bir yerden başka bir yere geçerken duruyor, nefes alıyor ve İstanbul'a bakıyor. Boğazın iki yakasını, vapurları, tarihi sületi ve kıyıdaki yaşamı seyrediyor. İşte bugün bu manzaraya bakarken onun hikayesini de anlatacak İstanbul Boğaz Müzesi'ni İstanbullularla buluşturuyoruz." “BOĞAZİÇİ İSTANBUL'UN GÜZELLİKLERİYLE BİRLİKTE DEĞİŞİMİN DE AYNASIDIR" "Boğaziçi İstanbul'un doğal peyzajıyla birlikte kültürel belleğini de biçimlendiren eşsiz bir coğrafya. İki kıtayı birbirine bağlayan bir su yolu olmanın yanı sıra yüzyıllar boyunca insanların yaşadığı, çalıştığı, eğlendiği, yolculuk ettiği ve birbiriyle ilişki kurduğu bir yaşam alanı. 18. ve 19. yüzyıllarda yalıları, iskeleleri, mesire alanları, kayıkları ve vapurlarıyla kendine özgü bir yaşam kültürünün oluştuğu Boğaziçi zaman içerisinde İstanbul'un sosyal ve ekonomik, kültürel hayatının en önemli sahnelerinden biri haline geldi. Ancak 20. yüzyıl boyunca yaşanan vahşi göç dalgası, sanayileşme, hızlı nüfus artışı ve kentleşme boğaz içini de maalesef derinden değiştirdi. Yalıların gölgesinde yeni yerleşimler yükseldi, yeşil alanlar yapılaşma baskısıyla karşı karşıya kaldı. Ulaşım biçimleri ve insanların kıyıyla kurduğu ilişkiye dönüştü. Bu nedenle Boğaziçi İstanbul'un güzellikleriyle birlikte değişimin de aynasıdır." "MEHTABI SÜRÜKLEDİK SULARDA SERGİSİ BOĞAZİÇİ'NİN DÖNÜŞÜMÜNÜ ANLATIYOR" "Bugün açılışını yaptığımız “Mehtabı Sürükledik Sularda: Bir Boğaziçi Hikâyesi” de bu hafızanın izini sürüyor. Dün Mahir Bey ile beraber Çubuklu silolarına gittik ve oradan Boğaza ve İstanbul'a bakma fırsatı bulduk. Gerçekten dünyanın başkentinde başkente yaraşır bir hazineye sahibiz. Küratörlüğünü Ali Kayaalp'in üstlendiği bu sergi de Boğaziçi'ni yalnızca bir manzara değil, yaşanan, deneyimlenen ve hayal edilen bir mekan olarak ele alıyor. Tarihi haritalar, gravürler, fotoğraflar, kartpostallar, kitaplar ve süreli yayınlarla Türk resminin önemli sanatçılarının eserlerini bir araya getiren sergi, Boğaziçi'nin geçirdiği dönüşümü farklı dönemlerin ve farklı bakışların izleri üzerinden bize anlatılıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyemizin Atatürk Kütüphanesi ve resim koleksiyonunun yanı sıra çok önemli özel koleksiyonlardan gelen eserler de bu sergide buluşuyor. Serginin Kabataş'ta kurulmuş olması ise bizim için ayrıca anlamlı. Çünkü burası Boğaziçi'nin ulaşım tarihinin önemli duraklarından biri." "İMAMOĞLU’NUN ORTAYA KOYDUĞU VİZYON İSTANBUL’DA YAŞAMAYA DEVAM EDİYOR" "Bu değerli vizyonun hayata geçirilmesinde büyük emeği bulunan İBB Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu'nu da anmayı bir borç biliyorum. Sabahleyin kalkar kalkmaz izin aldım ve gittim onu gördüm. Hepinize çok selamı var. Gücünü, azmini, inancını gördüm. Cumhuriyete ve Atatürk'e bağlılığını gördüm. Dolayısıyla başkanımız müthiş bir motivasyonla yarına bakıyor. Ekrem başkanımızın İstanbul için ortaya koyduğu kültürel mirası, kamusal alanı, kültürü ve sanatı bir bütün olarak ele alan kent vizyonu bugün İstanbul'un farklı noktalarında olduğu gibi Kabataş'ta da karşılık buluyor. Kendisi bir buçuk yılı aşkın bir zamandır haksız ve hukuksuz bir biçimde özgürlüğünden mahrum bırakılmış olsa da ortaya koyduğu vizyon, başlattığı çalışmalar ve liyakatlı kadroları İstanbul'da yaşamaya, İstanbullulara hizmet etmeye devam ediyor. Buradan Ekrem İmamoğlu'na İstanbul adına teşekkürlerimizi ve selamlarımızı gönderiyorum." "VAKIFLAR TARAFINDAN EL KONULSA DA TARİHİMİZE VE SANATIMIZA SAHİP ÇIKMAYA DEVAM EDECEĞİZ" "İşte İstanbul'da yaptığımız bazı restorasyonlarda bazı tarihi eserleri ihya ettik, çeşmelerden su akıttık, müzeler açtık, sergi salonları açtık. Bazı tarihi eserlerimize de Vakıflar Genel Müdürlüğü bir kanun sebebiyle şimdilik el koydu. Bir kanun maddesi çıkardılar. Onlarca binlerce yıllık tarihi eserleri İBB ihya etti ve bir gecede tapu devriyle onları da kendi üstlerine geçiriyorlar Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün ve bize soruyorlar, 'Bu durumda vazgeçeceksiniz, duracaksınız, değil mi?' Biz asla durmayacağız. İstanbul'un tarihine de, sanatçısına da yatırım yapmaya, onların önünü açmaya devam edeceğiz. Siz bugün Yerebatan Sarnıcı'nı aldınız, biz Şerefiye Sarnıcı'nı ihya ettik. Siz yarın Şerefiye Sarnıcı'nı elimizden alabilirsiniz. Biz İstanbul'un kara surlarını ihya etmeye devam ediyoruz. Siz orayı elimizden alırsanız Çubuklu Siloları'nı ayağa kaldıracağız. Oraya da müdahale etmek isterseniz biz Haliç Tersanesi'ni ihya edeceğiz. Orayı da elimizden alırsanız, efendime söyleyeyim, Cumhuriyet döneminin eserlerini ayağa kaldıracağız. Orayı da elinizden alırsanız asla pes etmeyeceğiz. Cumhuriyete sahip çıkmaya devam edeceğiz." "TÜM MÜZELERİMİZİN TÜRK VATANDAŞLARINA 1 LİRA OLMASINI MECLİSE ÖNERİYORUZ" "Nasıl Yerebatan Sarnıcı'nı 1 lira yapmışsak, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının tamamına buradan ilan ediyorum ki Şerefiye Sarnıcı'nı ziyaret de 1 lira olacak artık bundan sonra. İBB olarak önümüzdeki hafta inşallah arkadaşlarımız hafta sonundayız ama madem ki yaptıklarımızı yapmaya devam edeceğiz, ister Vakıfların elinde olsun, ister bizim elimizde olsun, bundan sonra, yine genel sekreterimiz, Büyükşehir meclis üyelerimiz burada, yetiştirebilirlerse pazartesi günü meclise sunmayı, İBB Meclis üyelerinin oy birliğiyle geçeceğine inanıyorum. İstanbul'daki İBB'nin tüm müzelerine Türk vatandaşlarının girişini de 1 lira olarak İBB meclisine öneririz. İBB meclisi de kabul ederse, 2019'dan sonra sanata, tarihe nasıl sahip çıktığımızı, müzelerimizde, sergi alanlarımızda nasıl sergilediğimizi İstanbullulara göstermek, Türkiye'deki yurttaşlarımıza göstermek isteriz." İBB GENEL SEKRETER YARDIMCISI POLAT: 4 YILLIK EMEKTE SONA GELİNDİ Açılış programında söz alan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, İstanbul Boğaz Müzesi projesinin yaklaşık 4 yıllık titiz bir geçmişe ve ortak bir emeğe dayandığını belirterek, her aşamasında birçok kişinin fikri ve kültürel katkı sunduğu bu özel projenin İstanbullularla buluşmasından duyduğu mutluluğu dile getirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

4 Asırlık Kandilli Camii Bayramda Yeniden İbadete Açıldı Haber

4 Asırlık Kandilli Camii Bayramda Yeniden İbadete Açıldı

Tarihi mihrabındaki orijinal çinilerden, tavanındaki çıtakariye, kapı tokmağındaki kandillerden müteşekkil selvi ağacı formundaki müsenna besmele motifinden taç kapısında hattat Davut Bektaş’ın elinden çıkma hat yazısına kadar her detayı özgün tekniklerle yenilenen tarihî mabet, dört asırlık hafızasını geleceğe taşıyor. İstanbul Boğazı’nın tarihî ve kültürel hafızasında özel bir yere sahip olan Kandilli Camii, 6 Nolu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı doğrultusunda 2024 yılında başlatılan restorasyon çalışmalarının tamamlanmasının ardından Kurban Bayramı’nda yeniden ibadete açıldı. 1751 yılında Sultan Mahmud-u Evvel tarafından inşa ettirilen, tarihi dört asır öncesine uzanan mabet, iki yıllık titiz bir çalışmanın sonunda özgün görünümüne kavuşarak cemaatine kavuştu. Caminin yeniden cemaatle buluşması, İstanbullular, semt sakinleri ve restorasyona emek verenler açısından duygulu anlara sahne oldu. Boğaz’ın “kandilli” semtinde dört asırlık bir hikâye Kandilli semtinin tarihi, Sultan IV. Murad döneminde bölgede oluşturulan saray yerleşimine kadar uzanıyor. Semtin adının kökenine ilişkin iki rivayet anlatılıyor: ilkine göre, IV. Murad’ın Revan Seferi öncesi bu çevrede yaptırdığı sarayda dünyaya gelen şehzade için yedi gece boyunca “kandil alayları” düzenlenmiş ve bölge bu nedenle Kandilli olarak anılmaya başlanmış. Diğer rivayete göre ise padişahların Göksu’dan dönüşlerinde sahil boyunca yakılan kandiller semte adını vermiş. Bugünkü caminin temelini oluşturan yapı, Sultan I. Mahmud döneminde 1751 yılında, çevredeki sarayla birlikte ihya edildi. I. Mahmud aynı dönemde bölgeye bir hamam ve çeşme kazandırdı, bazı arazileri halka tahsis ederek burada “Nevabat” adıyla yeni bir yerleşim kurdu. Cami, 19. yüzyılın ikinci yarısında Sultan II. Abdülhamid döneminde de onarım gördü; arşiv belgeleri ve eski fotoğraflar, yapının o dönemde ahşap ve fevkani (üst katlı) bir cami olduğunu gösteriyor. Boğaz kıyısındaki konumu nedeniyle 19. ve 20. yüzyıl başlarındaki yangın ve patlamalardan etkilenen ahşap yapı, 1916 yılındaki büyük yangında tamamen kül oldu. Cami, 1929–1931 yılları arasında Vakıflar İdaresi tarafından yeniden inşa edildi. Cephe düzenlemeleriyle Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın (Millî Mimari Rönesansı) izlerini taşıyan yapı, ahşap çatılı ve kâgir kurgusuyla Boğaz hattının karakteristik dinî mimarisinin nadir örnekleri arasında yer alıyor. İki yıllık restorasyon: rölöveden güçlendirmeye Yıllar içinde yapı üzerinde oluşan deformasyonlar, yüzey bozulmaları ve sonradan eklenen muhdes unsurlar kapsamlı bir restorasyonu zorunlu kılmıştı. 2024’te başlayan çalışmalarda önce caminin mevcut durumuna ilişkin ayrıntılı araştırmalar yapıldı ve rölöve çizimleri hazırlandı. Ardından ahşap ögeler, çıtakari tavan süslemeleri, kalemişleri ve çini detaylar özgün dokuya uygun biçimde elden geçirildi. Çalışmalar kapsamında çıtakari tavan restorasyonu yaklaşık üç ay, kalemişi raspası iki ay, sıva raspası 45 gün, yapının güçlendirilmesi yaklaşık üç ay ve sıva restorasyonu ise 75 gün sürdü. Kalemiş süslemeleri, renk raspasıyla özgün rengine ulaşılarak aslına uygun şekilde yeniden ortaya çıkarıldı. Mihrap çinileri 1600’lerin tekniğiyle yeniden üretildi Caminin en dikkat çekici bölümü olan mihrapta, her iki yanda yer alan vazo motifli çinilerin Tekfur Sarayı üretimi olduğu ve 18. yüzyıl Osmanlı çini üslubunu yansıttığı belirtiliyor. Üst bölümdeki İznik çinilerinin ise 1961 yılında, Yemen Fatihi Sinan Paşa’nın Okmeydanı’ndaki bir mescidinden buraya nakledildiği kaynaklarda aktarılıyor. Mihrabın bir örneği Tekfur Sarayında hala muhafaza ediliyor. Mihraptaki kitabede Âl-i İmrân Suresi’nin 37. ayetine yer alıyor. Restorasyon sırasında, mihrabın çini panolarında bazı bölümlerin geçmişte söküldüğü ve yerlerine cam takıldığı tespit edildi. Eksik karolar, 1600’lü yılların geleneksel üretim tekniklerine uygun olarak atölye fırınlarında yeniden üretilerek özgün yerlerine montajlandı; mevcut çinilerde ise geleneksel kalemişi tamamlama uygulamaları yapıldı. Caminin minare alemleri ile minber üzerindeki bakır bölümlerde geleneksel yöntemlerle altın varak uygulamaları gerçekleştirildi. Mihraptaki hat yazısı ile cami girişindeki taç kapı yazılarının hazırlanması hattatlar Davut Bektaş ve Ali Toy tarafından üstlenildi. Taç kapıya, hattat Davut Bektaş imzasıyla Bakara suresi’nin 127. Ayeti işlendi. Restorasyon sırasında cami avlusunda ve girişindeki işgaller kaldırıldı ve çevre duvarıyla camii güvene alındı. Aynı zamanda camii de eksik olan abdesthane ve şadırvan da avluda inşa edildi. Kapı tokmağında selvi ve kandil motifi Restorasyonun en özgün dokunuşlarından biri, semtin adına gönderme yapan kapı tokmağında hayat buldu. Müsenna besmeleler, üst üste yerleştirilen üç kandilden müteşekkil ve selvi ağacını andıran Kandilli Camii’ne özgün bir istife dönüştürüldü ve kapı tokmağı ile minber örtüsünde kullanıldı. Tasarımı hattat Levent Karaduman’a ait olan tokmaktan ayrıca 70 tane daha üretildi ve “camii tokmağının kaybolması halinde camiide kullanılmak üzere getirilmek üzere” Müminlere emanet edilecek. Bu tasarımın esin kaynağı, Osmanlı döneminde Kandilli’nin selvi ağaçlarına asılan ve Boğaz’dan geçen kayıklara yol gösteren kandiller. Aynı istif, caminin avlusundaki ferforjelerde de kullanıldı. Tarihî hafızanın korunması Restorasyon sürecinde yalnızca fiziksel yenileme değil, yapının tarihsel hafızasının korunması da hedeflendi. Ayhan Ailesi’nin katkılarıyla yürütülen iki yıllık çalışmaların ardından mabet özgün görünümüne kavuşturularak Kurban Bayramı’nda yeniden ibadete açıldı. Dört asırlık geçmişe sahip caminin cemaatle yeniden buluşması, Boğaziçi’nin manevi dokusuna kazandırılan değerli bir miras olarak değerlendiriliyor. Tüm İstanbulluların, İstanbul’a özgü yalı camiilerinden tekrar hayata geçen bu güzel camiiyi ziyaret etmesiyle camii daha da şenlenecektir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.