Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bulaşıcı Hastalıklar

Kapsül Haber Ajansı - Bulaşıcı Hastalıklar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bulaşıcı Hastalıklar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İklim İçin Bilim, Dayanışma Ve Sağlık Bir Arada! Haber

İklim İçin Bilim, Dayanışma Ve Sağlık Bir Arada!

Yuvam Dünya Derneği, Koç Üniversitesi Sürdürülebilirlik Ofisi ve Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi iş birliğinde; Viatris’in koşulsuz destekleriyle düzenlenen 3. İklim Kliniği Sempozyumu, 19 Aralık’ta Koç Üniversitesi Rumelifeneri Kampüsü’nde gerçekleştirildi. Sağlık profesyonellerini, akademisyenleri, gençleri ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getiren sempozyumda; iklim değişikliğinin çevresel bir sorun olmanın ötesinde, giderek derinleşen bir halk sağlığı krizi olduğuna dikkat çekildi. İklim değişikliğinin ruh sağlığından bulaşıcı hastalıklara, çocuk sağlığından sağlık sistemlerinin karbon ayak izine uzanan geniş bir çerçeveye yayılan etkileri, güncel bilimsel veriler ve çözüm odaklı yaklaşımlar paylaşıldı. Bilim temelli ortak hareket vurgusu… Açılış konuşmaları; Yuvam Dünya Yönetim Kurulu Başkanı Kıvılcım Pınar Kocabıyık, Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Yuvam Dünya Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan ile Koç Üniversitesi Sürdürülebilirlik Ofisi’nden Dr. Behice Pehlivan tarafından yapıldı. Konuşmalarda, iklim krizi karşısında üniversitelerin, sivil toplumun ve sağlık alanının bilim temelli ve birlikte hareket etmesinin önemi vurgulandı. Kıvılcım Pınar Kocabıyık konuşmasında iklim krizinin çok katmanlı etkilerine dikkat çekerek şunları söyledi: “İklim krizinin sağlık üzerindeki etkileri çoğu zaman sessiz ilerliyor; ancak bugün artık hepimizin sağlığını ve günlük yaşamını doğrudan etkiliyor. İklim krizi yalnızca çevresel değil, aynı zamanda derinleşen bir halk sağlığı krizidir. Bu krizden en çok etkilenenler ise çocuklar, yaşlılar, kronik hastalığı olanlar ve sosyoekonomik olarak kırılgan gruplardır. İklim Kliniği ile tam da bu nedenle; bilimsel veriye dayanan, sahayla temas eden ve sağlık sistemlerini iklim krizine karşı daha dirençli hale getirmeyi amaçlayan çözümler üzerinde çalışıyoruz.” Görünmeyen yük: Ruh sağlığı Yuvam Dünya İklim Kliniği Bilim Kurulu Üyesi, nörobilimci ve 2025 Grist50 Fixer seçilen Dr. Burçin İkiz, “Görünmeyen Etki: İklim Değişikliği ve Ruh Sağlığı Krizi” başlıklı konuşmasında, iklim krizinin bireylerin ruh sağlığı üzerindeki görünmez ancak giderek artan yüküne dikkat çekti. Bu yükle baş edebilmenin ancak umut, dayanışma ve bilim temelli yaklaşımlarla mümkün olduğunu vurguladı. COP süreci, biyolojik çeşitlilik ve sağlık… Yuvam Dünya Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Aysel Madra moderasyonunda gerçekleşen “İklim Krizinde Güncel Durum ve COP30 Değerlendirmesi / COP31’e Doğru” başlıklı oturumda; İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Başkanı ve Yuvam Dünya Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay ile İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü ve İklim Kliniği Bilim Kurulu Üyesi Dr. Ümit Şahin, iklim krizi, biyolojik çeşitlilik kaybı ve sağlık arasındaki ilişkiyi küresel müzakere süreçleri ve Türkiye özelinde değerlendirdi. COP30’da kabul edilen sağlık eylem planlarının ancak şeffaflık ve uygulamayla anlam kazanabileceği; COP31 sürecinin ise Türkiye için iklim ve sağlık politikalarını somut ve hesap verebilir adımlarla hayata geçirmek açısından kritik bir fırsat sunduğunun altı çizildi. Sağlık sisteminin iklimle sınavı… Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan moderasyonunda gerçekleşen oturumda; Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Bayram, Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İftihar Köksal ve İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Romatoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, iklim krizinin solunum yolu hastalıkları, bulaşıcı hastalıklar ve çocuk sağlığı üzerindeki etkilerini bilimsel veriler ışığında ele aldı. Değişen iklimin başta çocuklar olmak üzere farklı kırılgan gruplar yarattığı ve gittikçe büyüyen bir halk sağlığı tehdidi olduğu belirtildi. Türkiye’de iklim krizi ve sağlık çalışmaları Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi, Yuvam Dünya Bilim Kurulu Üyesi ve İklim Kliniği Baş Danışmanı Prof. Dr. Emine Didem Evci Kiraz, “Türkiye’de İklim Krizi ve Sağlık Çalışmaları” başlıklı konuşmasında, iklim değişikliğinin artık geleceğe ait bir tehdit değil, bugünün halk sağlığı sorunu olduğunu vurguladı. Sağlık sisteminin ayak izi ve sürdürülebilirlik Yuvam Dünya Bilim Kurulu Üyesi Dr. Zeynep Komesli moderasyonunda gerçekleşen “Sağlık Sisteminin Ayak İzi: Karbon, Tüketim, Atıklar” başlıklı oturumda, sağlık sektörünün çevresel etkisi ele alındı. Oturumda; Prof. Dr. Hasan Bayram, Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aygin Ekincioğlu, Koç Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özge Eda Karadağ Aytemiz ve Hacettepe Üniversitesi Toplumsal Katkı Koordinatörlüğü’nden İzgi Bayraktar, akılcı ilaç kullanımı, klinik uygulamalar, hemşirelik hizmetleri ve iyi uygulama örnekleri üzerinden sağlık sistemlerinin daha sürdürülebilir hâle gelmesi için atılabilecek adımları paylaştı. Gençlerin sesi ve iletişimin gücü Sempozyumda gençlerin iklim ve sağlık alanındaki rolü de özel bir oturumla ele alındı. WHO Europe Youth4Health Bölge Lideri Dr. Sıla Gürbüz moderasyonunda gerçekleşen oturumda; EMSA’dan İklim Doğa Savaş ve Kerem Esercan ile Yale Üniversitesi Carbon Containment Laboratuvarı’ndan Selin Gören, gençlerin bilimsel üretimden savunuculuğa uzanan alanlarda üstlenebileceği rolleri paylaştı. Günün son oturumu olan Yuvam Dünya İklim Kliniği İletişim Paneli, Yuvam Dünya Eğitim Direktörü Banu Binbaşaran Tüysüzoğlu moderasyonunda gerçekleştirildi. Panelde Yuvam Dünya Yönetim Kurulu Üyesi ve İletişim Kurulu Başkanı Emir Medina ile Koç Üniversitesi Medya ve Görsel Sanatlar Öğretim Üyesi Doç. Dr. Suncem Koçer, iklim krizinin “bugün” ile bağ kuran bir dille anlatılmasının önemine dikkat çekti; sağlık profesyonellerinin yalnızca uzman değil, aynı zamanda güçlü anlatıcılar olduğunun altını çizdi. Bir gün artık bugün Üçüncü İklim Kliniği Sempozyumu, iklim kriziyle mücadelenin ancak bilimsel bilgi, toplumsal dayanışma ve sağlık perspektifi birlikte ele alındığında güçlenebileceğini bir kez daha ortaya koydu. Yuvam Dünya’nın “Bir gün artık bugün” çağrısı doğrultusunda düzenlenen sempozyum, katılımcıları kendi alanlarında harekete geçmeye davet etti. Sempozyumun tamamı, yakında Yuvam Dünya YouTube kanalında yayınlanacak. İklim Kliniği Nedir? İklim Kliniği, Yuvam Dünya Derneği liderliğinde, Hacettepe Üniversitesi ve Koç Üniversitesi iş birliğiyle yürütülen bir iklim krizi ve sağlık projesidir. Proje; iklim krizinin insan sağlığı üzerindeki etkilerine karşı farkındalığı ve bilgi düzeyini artırmayı, kanıta dayalı karar alma süreçlerini desteklemeyi ve sağlık alanında somut müdahaleleri hayata geçirmeyi amaçlar. Ulusal sağlık politikalarının iklim kriziyle uyumlu şekilde yeniden şekillenmesine katkı sunarken, sağlık sistemlerinin karbon ayak izinin azaltılmasını ve dayanıklılığının artırılmasını hedefler. İklim Kliniği; eğitim, araştırma, topluluk oluşturma, farkındalık çalışmaları ve savunuculuk başlıklarında çok disiplinli bir yaklaşımla ilerler.

Akıllı Bir Telefon İçin 12 Bin Litreden Fazla Su Tüketiliyor! Haber

Akıllı Bir Telefon İçin 12 Bin Litreden Fazla Su Tüketiliyor!

Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller hem bölgesel hem ulusal ölçekte yaşanan su krizini değerlendirdi. Su krizi sadece çevresel bir sorun değil Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, suyun tüm canlıların en temel ihtiyaçlarından ve yapıtaşlarından biri olduğunu dile getirerek, “Geçtiğimiz yaz aylarında artan sıcaklıklar, kuraklık ve iklim değişikliği etkisiyle ortaya çıkan düzensiz yağış rejimi, bu aylarda artan su ihtiyacıyla birlikte ülkemizin birçok bölgesinde ciddi bir su krizine yol açtı. Bu kriz yalnızca çevresel bir sorun değil; aynı zamanda halk sağlığını, gıda güvenliğini ve ekonomik istikrarı tehdit eden bir boyut da kazandı. Özellikle ülkemizdeki su kaynakları ve nüfusun değişken bir yapıda olması su kaynaklarının az, nüfusun yüksek olduğu bölgelerde büyük su sıkıntılarının yaşanmasına yol açıyor.” dedi. Dünya nüfusunun yüzde 25’i güvenli ve temiz suya tam anlamıyla erişemiyor İçme suyundaki azalmanın, özellikle suyun kalitesinin düşmesi ve hastalık yapma riski barındıran bazı mikroorganizmaların daha kolay çoğalabilmesi nedeniyle ciddi sağlık riskleri meydana getirdiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Yeterli ve temiz suya erişim sağlanamadığında bulaşıcı hastalıklar artmakta, hijyen koşulları bozulmakta ve toplumun genel sağlığı olumsuz etkilenmektedir. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik rahatsızlığı olan bireyler bu süreçten daha ağır etkilenmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre günümüzde hala dünya nüfusunun yüzde 25’i yani dörtte biri güvenli ve temiz suya tam anlamıyla erişememektedir. Bu durum DSÖ verilerine göre yılda 1 milyondan fazla insanın hayatını kaybettiğini ortaya koymaktadır.” diye konuştu. Su tüketiminin büyük bir bölümü sanayi ve tarım alanında gerçekleşiyor Su sıkıntısının gündelik hayatta olduğu gibi tarımsal ve sanayi üretiminde de önemli ihtiyaçlar arasında yer aldığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Ülkemizde ve dünyanın pek çok ülkesinde su tüketiminin büyük bir bölümü sanayi ve tarım alanında gerçekleşmektedir. Su kıtlığı, tarımsal üretimin azalmasına ve ürün verimliliğinin düşmesine yol açmaktadır. Bu durum gıda fiyatlarının artmasına, ithalat bağımlılığının yükselmesine ve gıda güvenliğinin zayıflamasına neden olabilir. Sanayide yaşanacak su sıkıntısı ise üretim maliyetlerini artırarak ekonomi üzerinde doğrudan olumsuz etki yapmaktadır.” ifadesinde bulundu. Bir akıllı telefonun üretim süreçlerinde 12.000 litreden fazla su tüketiliyor Sadece ülkemizde değil, içerisinde bulunduğumuz coğrafyada da pek çok ülkenin su sıkıntısı yaşadığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, şöyle devam etti: “Yapılan çalışmalar Akdeniz ve Ortadoğu ülkelerinin iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeler arasında olduğunu ortaya koymaktadır. Bu yüzden vatandaşlarımıza sadece su sıkıntısının en üst düzeyde olduğu yaz aylarında değil, yılın tamamında suyun korunması ve tasarruflu kullanımı noktasında önemli görevler düşmektedir. Bu görevler arasında doğrudan kullandıkları günlük su kullanımını olabildiğince azaltmaları yanında satın aldıkları her üründe dolaylı olarak su tükettiklerinin bilincinde olmaları gerekmektedir. Günümüzde büyük şehirde yaşayan bir kişinin doğrudan su tüketimi kabaca günlük 200 litre seviyesindedir. Ancak aynı kişinin ortalama günlük dolaylı su tüketimi 4 bin litrenin üzerinde olabilir. Örneğin satın aldığınız bir akıllı telefonun üretim süreçlerinde 12 bin litreden fazla su tüketilmektedir. Bu açıdan bakıldığında tüketim alışkanlığını değiştirmek yılda milyonlarca litre su tasarrufuna sebep olabilir. Bu yapılan günlük su tasarrufların yanı sıra yağmur suyu hasadı gibi küçük ama etkili uygulamalara yönelinmesi, tarımda modern sulama yöntemlerinin desteklenmesi de kritik önem taşımaktadır.” Su kaynaklarının azalması, ekosistemlerde geri dönüşü zor tahribatlar yaratıyor Eğer su krizine karşı etkili önlemler alınmazsa, ülke genelinde hem çevre sağlığı hem de ekonomik yapının ağır darbe alabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Su kaynaklarının azalması, ekosistemlerde geri dönüşü zor tahribatlar yaratırken; tarım ve sanayideki aksaklıklar işsizlikten enflasyona kadar pek çok olumsuz ekonomik etkiyi beraberinde getirecektir.” ifadesinde bulundu. Bazı barajlarda suyun bitmesi su krizinin somut göstergesi Bazı barajlarda suyun tamamen bitmesinin, su krizinin somut bir göstergesi olarak kabul edilebileceğini de ifade eden Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “İçme suyu kaynakları açısında sınırda olan illerimize altyapı yatırımlarına hız verilmesi ve halkın ihtiyaç duyacağı suyun garanti altına alınması gerekiyor. Belediyeler, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının vatandaşları bilinçlendirme konusunda daha etkin adımlar atması gerekmektedir. Eğitim kampanyaları, tasarruf yöntemlerinin tanıtımı ve toplumun su yönetimi süreçlerine katılımı, bu sürecin en önemli parçalarıdır. Dönemsel olarak kurumaya yüz tutan pek çok gölümüzde yıllık ortalama su seviyeleri neredeyse %50 seviyelerinin üzerine çıkan azalma gösterdi. İklim değişikliği, artan nüfus ve yanlış su politikaları göz önünde bulundurulduğunda, sürdürülebilir su yönetimi artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir. Eğer bugünden adım atılmazsa, su kıtlığı sadece bölgesel değil, ülke çapında ciddi bir kriz haline gelecektir.” şeklinde sözlerini tamamladı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.