Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Burun Tıkanıklığı

Kapsül Haber Ajansı - Burun Tıkanıklığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Burun Tıkanıklığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çocuklarda Geniz Eti Büyümesi Hangi Sorunlara Yol Açıyor? Haber

Çocuklarda Geniz Eti Büyümesi Hangi Sorunlara Yol Açıyor?

Özellikle okul öncesi dönemde belirginleşen geniz eti büyümesi; uyku kalitesinden işitmeye, konuşma gelişiminden yüz ve çene yapısına kadar pek çok sistemi etkileyebilir. Çocuğun geceleri horlaması, ağzı açık uyuması, sık kulak enfeksiyonu geçirmesi veya sürekli burundan nefes almakta zorlanması, geniz eti büyümesinin önemli belirtileri arasında yer alır. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Deniz Özlem Topdağ, çocuklarda uzun süre devam eden burun tıkanıklığının ve uyku sırasında ortaya çıkan solunum problemlerinin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Geniz eti büyümesinin her çocukta aynı belirtilere neden olmadığını, bazı çocuklarda hafif şikâyetlerle seyrederken bazılarında günlük yaşamı ve gelişimi etkileyebilecek sorunlara yol açabileceğini belirtiyor. Geniz eti, burun boşluğunun arka bölümünde, geniz olarak adlandırılan bölgede bulunan bağışıklık sistemi dokusudur. Çocukların mikroorganizmalarla karşılaşması sırasında savunma mekanizmasının bir parçası olarak görev yapar. Özellikle erken çocukluk döneminde daha belirgin olan bu doku, yaş ilerledikçe genellikle küçülme eğilimi gösterir. Ancak bazı çocuklarda normalden fazla büyüyerek hava yolunu daraltabilir ve çevresindeki anatomik yapıların işlevini olumsuz etkileyebilir. Geniz Eti Büyümesi Çocuklarda Neden Ortaya Çıkıyor? Geniz eti büyümesinin ortaya çıkmasında bağışıklık sistemi aktivitesi, enfeksiyonlar, alerjik hastalıklar ve bireysel yatkınlık gibi farklı faktörler rol oynayabilir. Çocukların kreş ve okul döneminde sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmesi, geniz eti dokusunda tekrarlayan iltihabi değişikliklere neden olabilir. Özellikle iki ile altı yaş arasındaki çocuklarda geniz eti dokusu daha aktif olabilir. Bununla birlikte geniz eti büyümesi yalnızca belirli bir yaş grubuyla sınırlı değildir. Daha büyük çocuklarda da burun tıkanıklığı ve uyku problemleriyle kendini gösterebilir. Geniz eti büyümesi bazen genetik yatkınlıkla ilişkilendirilebilir. Aile bireylerinde çocukluk döneminde benzer sorunların görülmesi, çocuğun da aynı problemi yaşayacağı anlamına gelmese de değerlendirme sırasında dikkate alınabilir. Alerjik rinit gibi burun mukozasında uzun süreli iltihabi değişikliklere neden olan hastalıklar da burun tıkanıklığını artırabilir. Geniz eti büyümesiyle birlikte görülen alerjik problemler, çocuğun burundan nefes almasını daha da zorlaştırabilir. Geniz etinin büyüklüğü kadar hava yolunu ne ölçüde daralttığı da önemlidir. Aynı boyutta geniz eti dokusuna sahip iki çocukta farklı şiddette belirtiler ortaya çıkabilir. Bu nedenle değerlendirme yalnızca dokunun büyüklüğüne göre değil, çocuğun yaşadığı sorunlar üzerinden yapılmalıdır. Sürekli Burun Tıkanıklığı ve Ağızdan Nefes Alma Geniz eti büyümesinin en belirgin sonuçlarından biri burundan nefes alma güçlüğüdür. Geniz bölgesindeki hava geçişinin daralması nedeniyle çocuklar özellikle uyku sırasında ağızlarını açık tutarak nefes almaya çalışabilir. Uzun süre devam eden ağız solunumu, ağız kuruluğuna ve sabahları boğazda rahatsızlık hissine neden olabilir. Bazı çocuklarda burundan konuşma sırasında sesin normal rezonansının değişmesiyle genizden konuşmaya benzer bir ses özelliği gelişebilir. Burun tıkanıklığı nedeniyle çocukların yemek yerken zorlandıkları da görülebilir. Özellikle burundan yeterince nefes alamayan çocuklar, yemek sırasında sık sık ara vermek zorunda kalabilir. Bazı çocuklarda bu durum beslenme alışkanlıklarını ve iştahı etkileyebilir. Uzun süreli ağız solunumu, yüz ve çene gelişimi açısından da değerlendirilmelidir. Büyüme döneminde devam eden solunum alışkanlıkları, bazı çocuklarda diş dizilimi ve çene gelişimiyle ilişkili sorunlarla birlikte görülebilir. Ancak yüz yapısındaki değişikliklerin tek nedeni geniz eti büyümesi değildir. Ailelerin çocuklarının gündüzleri de sürekli ağızdan nefes alıp almadığını gözlemlemesi önemlidir. Burun tıkanıklığının haftalar boyunca devam etmesi veya sık tekrarlaması durumunda altta yatan neden araştırılmalıdır. Horlama ve Uyku Apnesi Gelişebilir Geniz eti büyümesi, çocuklarda horlamanın önemli nedenlerinden biridir. Uyku sırasında kasların gevşemesiyle zaten daralmış olan üst solunum yolundan hava geçişi daha zor hale gelebilir. Bu durum horlama sesinin ortaya çıkmasına neden olur. Ancak çocuklarda her horlama uyku apnesi anlamına gelmez. Önemli olan horlamanın sıklığı, şiddeti ve eşlik eden belirtilerdir. Özellikle düzenli horlayan, uykusunda nefesi durur gibi olan veya nefes almak için belirgin çaba gösteren çocukların değerlendirilmesi gerekir. Obstrüktif uyku apnesi, uyku sırasında üst solunum yolunun kısmen veya tamamen tıkanmasıyla ortaya çıkan bir solunum problemidir. Geniz eti ve bademcik büyümesi, çocukluk dönemindeki önemli nedenler arasında yer alır. Uyku apnesi bulunan çocuklarda huzursuz uyuma, sık pozisyon değiştirme, terleme ve gece boyunca tekrarlayan uyanmalar görülebilir. Bazı çocuklar sabahları dinlenmemiş uyanabilir veya gün içerisinde dikkatlerini toplamakta zorlanabilir. Yetersiz uyku yalnızca geceyi değil, gündüz davranışlarını da etkileyebilir. Çocuklarda aşırı hareketlilik, dikkat sorunları, sinirlilik ve okul performansında düşüş gibi belirtiler bazen uyku kalitesinin bozulmasıyla ilişkili olabilir. Uzun süre devam eden ve tedavi edilmeyen belirgin uyku apnesi, bazı çocuklarda büyüme ve gelişme üzerinde de olumsuz etkiler oluşturabilir. Bu nedenle düzenli horlama, özellikle nefes durması belirtileriyle birlikteyse sıradan bir uyku alışkanlığı olarak değerlendirilmemelidir. Geniz Eti Büyümesi Orta Kulak Problemlerine Neden Olabilir Geniz eti, orta kulağın havalanmasını sağlayan östaki tüplerinin geniz bölgesindeki açıklıklarına yakın konumdadır. Büyüme ve çevresindeki iltihabi değişiklikler, östaki tüpünün işlevini olumsuz etkileyebilir. Orta kulağın yeterince havalanamaması, kulak zarının arkasında sıvı birikmesine neden olabilir. Efüzyonlu otitis media olarak adlandırılan bu durumda çocukta her zaman ağrı veya ateş bulunmaz. Bu nedenle problem uzun süre fark edilmeyebilir. Kulakta sıvı birikmesi geçici iletim tipi işitme kaybına yol açabilir. Çocuğun televizyonun sesini yükseltmesi, konuşulanları tekrar ettirmesi veya seslenildiğinde geç tepki vermesi önemli işaretler arasında bulunur. Özellikle konuşma ve dil gelişiminin hızlı olduğu erken çocukluk döneminde işitmenin etkilenmesi daha fazla önem taşır. Sesleri yeterince net duyamayan çocuklarda konuşma gelişimi ve öğrenme süreçleri olumsuz etkilenebilir. Geniz eti büyümesi bulunan çocuklarda tekrarlayan orta kulak enfeksiyonları da görülebilir. Ancak her kulak enfeksiyonunun nedeni geniz eti değildir. Bu nedenle kulak muayenesi, işitme değerlendirmesi ve geniz eti incelemesi birlikte ele alınmalıdır. Geniz Eti Büyümesinde Tedavi Nasıl Planlanıyor? Geniz eti büyümesi şüphesi bulunan çocukların değerlendirilmesinde öncelikle ayrıntılı hastalık öyküsü alınır. Burun tıkanıklığının süresi, horlama sıklığı, uyku sırasında nefes durması, kulak enfeksiyonları ve işitme sorunları sorgulanır. Kulak burun boğaz muayenesine ek olarak gerekli görülen çocuklarda endoskopik inceleme yapılabilir. İnce bir kamera yardımıyla geniz bölgesinin görüntülenmesi, dokunun hava yoluyla ilişkisini değerlendirmeye yardımcı olur. Her geniz eti büyümesi ameliyat gerektirmez. Hafif belirtileri bulunan ve ciddi solunum problemi yaşamayan çocuklarda takip veya eşlik eden hastalıklara yönelik tedaviler tercih edilebilir. Alerjik hastalıkların kontrol altına alınması bazı çocuklarda burun solunumunu rahatlatabilir. Bununla birlikte belirgin üst solunum yolu tıkanıklığı, uyku apnesi veya uygun koşullarda değerlendirilmiş kalıcı orta kulak sorunları bulunan çocuklarda geniz eti ameliyatı gündeme gelebilir. Adenoidektomi adı verilen geniz eti ameliyatında hava yolunu daraltan geniz eti dokusu çıkarılır. Cerrahi karar çocuğun yaşı, belirtilerin şiddeti, muayene bulguları ve eşlik eden hastalıklar doğrultusunda verilir. Ameliyat sonrasında çocukların büyük bölümü günlük yaşamlarına kademeli olarak dönebilir. Ancak iyileşme süreci ve uygulanacak takip planı her çocukta aynı olmayabilir. Geniz eti büyümesinde erken değerlendirme, özellikle uyku ve işitme sorunlarının zamanında fark edilmesi açısından önem taşır. Ailelerin sürekli ağızdan nefes alma, düzenli horlama, işitmede azalma ve tekrarlayan kulak hastalıkları gibi belirtileri dikkate alması, çocuğun yaşam kalitesini korumaya yönelik doğru adımların atılmasına yardımcı olabilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor Haber

İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor

İklim değişikliği nedeniyle yükselen sıcaklıklar, mevsimsel alerjisi olan kişilerin daha uzun bir süre boyunca daha fazla polene maruz kalmasını sağlıyor. Bu durum alerjenlerin havada kalma süresini uzatıyor ve alerji şikayetlerini arttırıyor. Günümüzde çocukların yaklaşık üçte birinde, yetişkinlerin ise önemli bir kısmında alerjik hastalıklara rastlanıyor. En yaygın görülen alerjik hastalıklar; alerjik rinit (saman nezlesi), alerjik astım, ürtiker, atopik dermatit (egzema), arı alerjileri ve bazı gıda alerjileridir. Alerjik rinit hastalarının genellikle burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma, astım hastalarında ise nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtiler görülüyor. Bu şikâyetlerin özellikle ilkbahar aylarında ya da ev tozu gibi alerjenlere maruz kalındığında artıyor. Alerjide doğru tanı, doğru tedavi planı için temel adımdır Tanı sürecine ilişkin bilgi veren Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, alerji tanısında hastanın şikâyetlerinin ve öyküsünün dikkatle değerlendirilmesinin büyük önem taşıdığını açıkladı. Bunun yanında deri prick testleri ve bazı kan testleri ile kişinin hangi alerjenlere karşı duyarlılık geliştirdiğinin belirlenebildiğini, doğru tanının doğru tedavi planı için temel adım olduğunu vurguladı. Alerjik hastalıkların tedavisine de değinen Sayaca, üç temel yaklaşım bulunduğunu belirtti. İlk olarak alerjene maruziyetin azaltılmasının, yani korunma önlemlerinin önemine dikkat çeken Sayaca, ikinci aşamada ilaç tedavilerinin uygulandığını söyledi. Üçüncü ve en etkili yöntemlerden birinin ise alerji aşıları olarak bilinen immünoterapi olduğunu ifade eden Sayaca, bu tedavinin alerjik hastalıkların seyrini değiştirebilen ve uzun vadede kalıcı iyileşme sağlayabilen tek yöntem olduğunu dile getirdi. Alerji aşıları bağışıklık sistemini yeniden eğitiyor Alerji aşısının nasıl uygulandığına ilişkin de bilgi veren Sayaca, bu tedavinin bağışıklık sistemini yeniden eğitmeyi amaçladığını anlattı. Hastaya alerjisi olduğu maddeye karşı çok küçük dozlarla başlanarak düzenli aralıklarla artan miktarlarda alerjen verildiğini belirten Sayaca, bu sayede bağışıklık sisteminin zamanla o maddeye karşı aşırı tepki vermemeyi öğrendiğini söyledi. Tedavi süresinin genellikle 3 ila 5 yıl arasında değiştiğini ifade eden Sayaca, düzenli uygulandığında birçok hastada şikâyetlerin belirgin şekilde azaldığını, bazı hastalarda ise tamamen ortadan kalkabildiğini aktardı. Ayrıca bu tedavinin astım gelişme riskini azaltma gibi uzun vadeli faydalarının da bulunduğunu ekledi. Kimler alerji aşısı olabilir? Kimlerin alerji aşısı olabileceğine ilişkin açıklamalarda bulunan Sayaca, öncelikle alerjinin testlerle net olarak ortaya konulması gerektiğini belirtti. Özellikle polen, ev tozu akarı, küf mantarı veya arı alerjisi bulunan ve ilaç tedavisine rağmen şikâyetleri devam eden hastalarda bu yöntemin düşünülebileceğini ifade eden Sayaca, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde uygulanabildiğini söyledi. Alerji aşısı oldukça güvenlidir ancak her hastaya uygulanamaz Toplumda alerji aşılarıyla ilgili yanlış bilinenlere de değinen Sayaca, en sık karşılaşılan yanlış inanışın bu tedavinin çok riskli olduğu yönünde olduğunu dile getirdi. Oysa uzman hekim kontrolünde ve uygun hastalarda uygulandığında alerji aşılarının oldukça güvenli olduğunu vurgulayan Sayaca, bir diğer yanlış bilginin ise her alerji hastasına bu tedavinin uygulanabileceği düşüncesi olduğunu ifade etti. Sayaca, bu nedenle mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Alerji belirtilerini hafife almayın Son olarak alerji hastalarına önerilerde bulunan Sayaca, alerji belirtilerinin hafife alınmaması gerektiğini vurguladı. Alerjiye neden olan faktörlerin mümkün olduğunca azaltılmasının önemine dikkat çeken Sayaca, ev tozu alerjisi olanların ev temizliğine özen göstermesi gerektiğini, polen alerjisi bulunan kişilerin ise yoğun polen dönemlerinde açık havada uzun süre kalmamaya dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Doktor önerisi dışında ilaç kullanılmaması gerektiğini ifade eden Sayaca, uzun süren veya yaşam kalitesini olumsuz etkileyen şikâyetlerde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Horlama 20’li Yaşlarda Artıyor! ​​​​​​​ Haber

Horlama 20’li Yaşlarda Artıyor! ​​​​​​​

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu nedenle alarmı susturmak değil, neden çaldığını araştırmak gerektiğini belirterek, “Horlama normal bir durum değildir. Her horlayan kişide ciddi bir hastalık olmayabilir; ancak hayati risk taşıyan her uyku apnesi hastalığı önce horlama ile başlar. Dolayısıyla, horlamayı basit bir ses problemi olarak görmek yerine, bir sağlık sinyali olarak değerlendirmek gerekmektedir” diyor. Eskiden daha çok orta yaş ve üzeri bireylerde görülen horlamaya artık 20’li yaş grubunda da sık rastlandığına işaret eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, gençlerde artış gösteren obezitenin bu durumun en önemli nedenleri arasında yer aldığını vurgulayarak, “Bilgisayar başında uzun süreli oturma, düzensiz uyku alışkanlıkları, fast food ve şeker içeren yiyeceklerle beslenme ve buna bağlı kilo artışı gençlerde horlama riskini artırmaktadır. Özellikle boyun çevresindeki yağ dokusu arttıkça üst solunum yolu daralmakta ve horlama ortaya çıkmaktadır” diyor. Modern yaşamla birlikte giderek artıyor Horlama; uyku sırasında üst solunum yolundaki dokuların daralma veya gevşeme nedeniyle titreşmeleri sonucu ortaya çıkan ses olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 30–40’ında zaman zaman horlama görülürken, düzenli ve kronik horlama oranı yüzde 20 civarında seyrediyor. Horlamanın görülme sıklığı ileri yaşlarda giderek artıyor. Öyle ki 30 yaş altı erkeklerde yüzde 10 oranında rastlanırken, 60 yaş üzerinde bu oran yüzde 60’a yükseliyor. Erkeklerde daha sık görülmekle birlikte, menopoz sonrası kadınlarda oran belirgin şekilde artıyor. Türkiye’de de benzer rakamlar söz konusu. Ayrıca, son yıllarda hem dünyada hem ülkemizde horlama sıklığında artış gözlendiği belirtiliyor. Bu yükselmenin en önemli nedenleri arasında; obezite, hareketsiz yaşam tarzı, uyku düzensizliği, stres, alerjik hastalıklar ve sigara kullanımındaki artış gösteriliyor. Horlamanın önemli nedenleri Doç. Dr. Zerrin Boyacı, kişinin aile ve sosyal hayatında önemli sorunlar oluşturabilen horlamaya yol açan etkenleri şöyle özetliyor: Obezite: İdeal kilonun yüzde 15 daha fazlasına sahip olan kişilerde horlama riski artmaktadır. Bunun nedeni ise boyun çevresindeki yağlanmanın üst solunum yolunu daraltması. Kadınlarda boyun çevresinin 38,10 cm’nin ve erkeklerde 43,18 cm’nin üzerinde olması kritik değer olarak hesaplanmış. Burun tıkanıklığı: Septum deviasyonu, konka hipertrofisi, burun çatısının darlığı gibi statik bozukluklar ile alerjik rinit, sinüzit ve polip gibi enflamatuar bozukluklar önemli sebeplerini oluşturmaktadır. Büyük geniz eti ve bademcikler: Özellikle gençlerde hava yolunu daraltabilmektedir. Alkol ve sigara kullanımı: Kas gevşemesi ve mukozal ödem artışına sebep olmaktadır. Sırtüstü uyuma: Dil kökünün geriye düşmesine yol açabilmektedir. Uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor! Horlama ile beraber görülen ve gece ani ölümlere sebep olabilen uyku apnesi üst solunum yolunun tamamen kapanması sonucu oluşuyor. Horlama genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da yaşamsal risk taşıyan uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor! Özellikle gece nefes durmaları, sabahları yorgun uyanma, baş ağrısından yakınma, gün içinde uyku hali, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu gibi sorunlardan biri bile horlamaya eşlik ediyorsa, zaman kaybetmeden hekime başvurmak yaşamsal önem taşıyor. Uyku apnesi ani ölüme bile yol açabiliyor! Uyku apnesinde erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor. Bunun nedeni ise uyku apnesinin; hipertansiyon, kalp ritim bozuklukları, kalp krizi, inme ve diyabet gibi ciddi sağlık sorunlarına, hatta gece ani ölüme bile yol açabilmesi. Ayrıca, insülin direnci ve kilo artışıyla kısır döngü oluşabiliyor. Tedavi edilmemiş uyku apnesi olan bireylerde trafik kazası riski de 2–7 kat artıyor. Uzun süreli uyku apnesi aynı zamanda beyinde hasara neden olarak; hafıza problemleri ve erken bilişsel gerileme riskini de artırabiliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, erken değerlendirmenin olası ciddi komplikasyonların önlenmesinde kritik rol oynadığını aktarıyor. Etkili ve kalıcı çözüm mümkün! Erken teşhis, doğru tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle horlamanın büyük oranda kontrol altına alınabildiğini belirten Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, “Horlama kader değildir. Doğru değerlendirmeyle çoğu hastada etkili ve kalıcı çözümler mümkündür. Önemli olan, geceleri bu sesi duymazdan gelmemektir” diye konuşuyor. Tedavinin kişiye özel planlandığını ve altta yatan nedene göre şekillendirildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zerrin Boyacı, "Basit işlemler arasında yer alan radyofrekans uygulamaları, lazer destekli işlemler ve kişiye özel burun ile ağız içi apareyler, yaygın olarak başvurulan yöntemlerdir” diyor. Uyku apnesinde altın standart: CPAP maskesi! Horlamaya uyku apnesi eşlik ediyorsa, tedavide altın standart yöntemin CPAP maskesi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu tedavinin uyku sırasında hava yolunun açık kalmasını sağlayarak, solunum durmalarını önlediğini ve hastanın gece boyunca yeterli oksijen almasına yardımcı olduğunu belirtiyor. Cerrahi yöntem gündeme gelebiliyor Özellikle ileri düzey ve yapısal sorunların eşlik ettiği tablolarda cerrahi seçenekler gündeme geliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, uyku apnesi olanlarda maske kullanmak istemeyenler için maksillofasyal ilerletme operasyonuna, yani çenenin öne alınması ameliyatına başvurulduğunu söyleyerek, şu bilgileri paylaşıyor: “Bu ameliyatın başarı oranı yüzde 97’ye kadar ulaşmaktadır. Bunun yanı sıra dil ve dil köküne yönelik cerrahiler ile yumuşak damağa yönelik cerrahi girişimler de horlamanın ve üst solunum yolu daralmasının giderilmesinde tercih edilen yöntemler arasında bulunmaktadır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.