Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Büyüme Potansiyeli

Kapsül Haber Ajansı - Büyüme Potansiyeli haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Büyüme Potansiyeli haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Volvo Group, Türkiye'deki Yeni Bölgesel Dağıtım Merkezi'ni Hizmete Açtı Haber

Volvo Group, Türkiye'deki Yeni Bölgesel Dağıtım Merkezi'ni Hizmete Açtı

Dünyanın önde gelen ticari araç, deniz ve endüstri motorları üreticilerinden Volvo Group, Türkiye'deki faaliyetlerini destekleyecek yeni bir yatırımı daha hayata geçirdi. Kocaeli Çayırova'da kurulan Volvo Group Türkiye Bölgesel Dağıtım Merkezi, düzenlenen resmî törenle açıldı. Yaklaşık 2,8 milyon Euro yatırımla hizmete başlayan yeni tesis, şirketin Türkiye'de uzun yıllardır sürdürdüğü yedek parça dağıtım operasyonlarını daha modern, geniş ve büyümeye uygun bir altyapıya taşıyor. Renault Trucks ve Volvo Penta markalarına hizmet verecek olan merkez, yüzde 30'a varan büyüme potansiyeliyle Türkiye ve Gürcistan pazarlarındaki satış sonrası hizmet operasyonlarının uzun vadeli gelişimini destekleyecek. Açılış törenine Volvo Group Servis Operasyonları ve Teknoloji Başkanı Sandra Finer, Volvo Group Lyon ve Uluslararası Operasyonlar Başkanı Laurent Ramillien, Renault Trucks Türkiye Başkanı Mourad Hedna ve Volvo Penta Türkiye Güç ve Enerji Çözümleri Başkanı Mehdi Kılıç katıldılar. Volvo Group'un üst düzey yöneticilerinin yanı sıra Renault Trucks ve Volvo Penta yöneticileri, bayi ve yetkili servis temsilcileri, sektör profesyonelleri ve iş ortaklarının katılımıyla gerçekleştirilen törende, yeni merkezin şirketin Türkiye'deki operasyonlarına ve bölgesel lojistik ağına sağlayacağı katkılar vurgulandı. 3.500 metrekaresi kapalı depolama ve operasyon alanları olmak üzere toplam 4.800 metrekarelik alana sahip olan merkez, Renault Trucks ve Volvo Penta'nın yedek parça dağıtım operasyonlarını daha da etkin bir yapıda buluşturuyor. Daha önce farklı lokasyonda yürütülen operasyonlar, yeni yatırımla birlikte tamamen Volvo Group'a ait bağımsız bir tesise alınıyor. Yeni merkez, mevcut ihtiyaçları karşılamanın yanı sıra gelecek yıllarda artabilecek iş hacmine uyum sağlayacak ilave kapasite de sunuyor. Volvo Group'un 11 bölgesel dağıtım merkezinden biri Türkiye'de Volvo Group'un Türkiye’deki yeni tesisi, şirketin uluslararası yedek parça dağıtım ağında stratejik bir konumda bulunuyor. Volvo Group Lyon ve Uluslararası Operasyonlar Başkanı Laurent Ramillien, açılış töreninde Türkiye'nin şirketin uluslararası lojistik ağındaki önemine dikkat çekti; "Türkiye, Volvo Group lojistik ağımızın stratejik noktalarından birini oluşturuyor. Bölgemizdeki 11 dağıtım merkezinden birinin Türkiye'de bulunması, bu pazarın operasyonel yapılanmamız içerisindeki önemini ortaya koyuyor. Yeni tesisimiz, Türkiye ve Gürcistan'daki mevcut faaliyetlerimizi desteklerken gelecekteki büyümeye de hazırlıklı olmamızı sağlayacak. Tamamen Volvo Group'a ait, bağımsız bir tesise geçişimiz, operasyonlarımızı daha etkin yönetmemize ve kaynaklarımızı daha verimli kullanmamıza olanak tanıyor. Her zaman daha iyi hizmet sunmak ve sunduğumuz hizmetleri sürekli geliştirmek konusunda kararlılıkla çalışıyor, müşterilerimizin başarısının kendi başarımız olduğuna inanıyoruz." 20 bin farklı yedek parça referansı, yüzde 30 büyüme potansiyeli Yeni Bölgesel Dağıtım Merkezi, 20 bin farklı yedek parça referansını stoklayabilecek ve yıllık yaklaşık 2.200 ton sevkiyat gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip. Mevcut operasyonların yüzde 30'a kadar büyümesine olanak tanıyan tesisin depolama kapasitesinin, ilerleyen dönemde değerlendirilmesi planlanan dikey depolama sistemleriyle yüzde 25-30 oranında daha artırılması mümkün görülüyor. Merkezin yerleşim planı ve operasyonel düzeni, depo içi süreçlerin daha verimli yönetilmesini desteklerken, Volvo Group farklı ülkelerde kullanılan yenilikçi lojistik uygulamalarının Türkiye'deki tesise uyarlanmasına yönelik çalışmalarını da sürdürüyor. Volvo Group Servis Operasyonları ve Teknoloji Başkanı Sandra Finer ise satış sonrası hizmetlerde operasyonel verimliliğin önemini vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu; "Satış sonrası hizmetlerde başarının en önemli göstergelerinden biri, müşterilerimizin operasyonlarını kesintisiz sürdürebilmelerine sağladığımız katkıdır. Bunun temelinde ise güçlü bir yedek parça dağıtım ağı, etkin stok yönetimi ve verimli lojistik süreçler bulunuyor. Yeni Bölgesel Dağıtım Merkezimiz ile daha modern bir altyapıya geçerken gelecekteki ihtiyaçlarımıza yanıt verebilecek bir büyüme alanı da oluşturduk. Bu merkez aynı zamanda organizasyonumuzun kalbindeki önemli bir inancı da yansıtıyor: Mükemmel müşteri deneyimleri, mükemmel ekipler tarafından yaratılır. Desteklenen her müşterinin arkasında, her gün fark yaratan insanların özverisi ve bağlılığı vardır." Kabin, motor ve kaporta parçalarından filtre, enjektör ve bağlantı elemanlarına kadar geniş bir yedek parça ürün gamının depolandığı merkez, bayi ve yetkili servis ağının ihtiyaçlarına yanıt veriyor. Volvo Group Türkiye, yeni yapılanmasıyla da haftanın beş günü standart sevkiyat hizmetini sürdürüyor. Bunun yanı sıra müşterilerin acil ihtiyaçlarına yanıt vermek amacıyla 7 gün 24 saat VIP yedek parça teslimat hizmeti sunuluyor. Volvo Group Türkiye, halihazırda yüksek seviyede olan yedek parça bulunabilirliğini, yeni merkezin sunduğu depolama olanakları ve pazar ihtiyaçlarına göre geliştiren stok yönetimiyle daha da ileri taşımayı hedefliyor. Renault Trucks müşterilerinin operasyonel sürekliliğine destek Yeni Bölgesel Dağıtım Merkezi, Renault Trucks'ın Türkiye'deki satış sonrası hizmet operasyonlarının güçlendirilmesinde önemli rol üstleniyor. Renault Trucks Türkiye Başkanı Mourad Hedna, satış sonrası hizmetlerin müşterilerin toplam sahip olma maliyetleri açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek; "Ticari araç müşterilerimiz için zaman, doğrudan işlerinin verimliliği ve kârlılığı anlamına geliyor. Bir aracın bakım veya onarım nedeniyle hizmet dışı kaldığı her süre, müşterimizin operasyonlarını ve toplam sahip olma maliyetini etkiliyor. Bu nedenle Renault Trucks olarak satış sonrası hizmetleri, müşterilerimize sunduğumuz değerin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Haftanın beş günü gerçekleştirdiğimiz düzenli sevkiyatlarımız ve 7/24 VIP yedek parça teslimat hizmetimizle müşterilerimizin ihtiyaçlarına en hızlı şekilde karşılamaya devam ediyoruz. Önceliğimiz, yedek parça bulunabilirliğini sürekli geliştirerek araçların mümkün olan en kısa sürede yeniden yola çıkmasını sağlamak ve müşterilerimizin iş sürekliliğine katkıda bulunmak" şeklinde açıkladı. Volvo Penta'nın farklı faaliyet alanlarında satış sonrası hizmet gücü artıyor Yeni Bölgesel Dağıtım Merkezi, Volvo Penta'nın Türkiye'deki denizcilik, endüstriyel uygulamalar ve güç çözümleri alanlarında faaliyet gösteren müşterilerine yönelik yedek parça dağıtım operasyonlarını da destekliyor. Volvo Penta, yeni merkezin sunduğu büyüme potansiyelinden yararlanarak stok planlamasını pazarın ihtiyaçları doğrultusunda geliştirmeyi ve yedek parça bulunabilirliğini artırmayı hedefliyor. Volvo Penta Türkiye Güç ve Enerji Çözümleri Başkanı Mehdi Kılıç, yeni yatırımın müşterileri açısından öneminin altını çizerek: "Volvo Penta'nın faaliyet gösterdiği denizcilik, endüstriyel uygulamalar ve güç çözümleri alanlarında ekipmanların güvenilirliği ve operasyonların sürekliliği kritik önem taşıyor. Özellikle kesintisiz çalışmanın ön planda olduğu uygulamalarda, doğru yedek parçaya ihtiyaç duyulan zamanda ulaşabilmek, müşterilerimizin operasyonel verimliliğini etkiliyor. Yeni Bölgesel Dağıtım Merkezimiz, Volvo Penta'nın Türkiye'deki satış sonrası hizmet altyapısını destekleyen önemli bir yatırım. Geniş yedek parça ürün gamımızı daha modern ve büyümeye uygun bir tesiste yönetirken, iş ortaklarımızla birlikte stok planlamamızı pazarın ihtiyaçlarına göre geliştirmeyi sürdüreceğiz" açıklamasında bulundu. Sürdürülebilir lojistik altyapısına yönelik yatırımlar devam ediyor Volvo Group Türkiye, yeni Bölgesel Dağıtım Merkezi'nde operasyonel verimliliğin yanı sıra çevresel sürdürülebilirliğe yönelik uygulamalara da odaklanıyor. Sıfır atık uygulamasının hayata geçirildiği tesiste, yeni yatırımla birlikte elektrikli lojistik ekipmanları da kullanılmaya başlandı. Şirket, mevcut ekipmanlarını da zaman içerisinde elektrikli alternatiflerle yenilemeyi planlıyor. Güneş enerjisi sistemlerinin kurulumuna uygun altyapıya sahip olan merkezde, bu alandaki projelendirme çalışmalarının 2027 yılında gerçekleştirilmesi hedefleniyor. Volvo Group, Çayırova'daki yeni yatırımıyla Türkiye'deki lojistik operasyonlarını daha modern ve büyümeye uygun bir altyapıya taşırken, Renault Trucks ve Volvo Penta müşterilerinin satış sonrası hizmet ihtiyaçlarına uzun vadeli çözümler sunmayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Özel Sermaye Fonları Enerji, Sağlık, Altyapı Ve Savunma Gibi Daha Dayanıklı Sektörlere Yöneliyor Haber

Özel Sermaye Fonları Enerji, Sağlık, Altyapı Ve Savunma Gibi Daha Dayanıklı Sektörlere Yöneliyor

Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY'ın yayımladığı EY Private Equity Pulse 2026 araştırması, küresel özel sermaye piyasasının 2026'nın ilk yarısında belirsizliklere rağmen dirençli bir görünüm sergilediğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, yatırımcılar piyasadan tamamen uzaklaşmak yerine yatırım kararlarında daha seçici davranıyor. Buna ek olarak, teknoloji odaklı işlemlerde geçen yılın aynı dönemine göre %50 düşüş yaşanırken, teknoloji dışındaki işlemlerin değerinde %9 artış görülüyor. Küresel ölçekte özel sermaye satın alımlarında toplam işlem değeri büyük ölçüde yatay seyretti. Bu tablo, yatırımcıların özellikle yapay zekânın dönüştürdüğü alanlarda daha temkinli hareket ettiğini, buna karşılık uzun vadeli büyüme potansiyeli sunan sektörlere yönelmeyi sürdürdüğünü gösteriyor. Yatırım odağı dayanıklı sektörlere kayıyor Araştırmaya göre yatırımcıların ilgisi enerji, dijital altyapı, savunma ve sağlık gibi uzun vadeli büyüme potansiyeli sunan alanlara yöneliyor. Özel sermaye fonu yöneticilerinin yaklaşık yarısı, önümüzdeki 12-24 aylık dönemde sağlık hizmetleri ve dijital altyapıyı öncelikli yatırım alanları arasında görüyor. Veri merkezleri önemini korurken, yatırımcıların odağı artık yalnızca yapay zekâ uygulamalarına değil, bu dönüşümü mümkün kılan elektrik şebekeleri, enerji üretimi, soğutma sistemleri, yarı iletkenler ve yazılım gibi tamamlayıcı alanlara da genişliyor. Stratejik satışlar, çıkış piyasasını destekliyor Araştırmaya göre, 2026'nın ilk yarısında açıklanan çıkış işlemlerinin toplam değeri geçen yılın aynı dönemine göre %9 arttı. Kurumsal alıcıların ilgisi sayesinde stratejik satışlar çıkış piyasasının temel itici gücü olmaya devam etti. Son altı ayda toplam çıkış değerinin %71'ini stratejik satışlar, özel sermaye fonları arasındaki işlemler ve halka arzlar ise kalan kısmını oluşturdu. Kurumsal şirketler, ölçekli ve kaliteli varlıklara erişmek amacıyla özel sermaye destekli şirketlere yönelik ilgisini sürdürüyor. Araştırma ayrıca, satıcıların fiyat beklentilerinde daha gerçekçi bir yaklaşım benimsediğini ortaya koyuyor. Fon yöneticilerinin %90'ı, uzun süredir portföylerinde bulunan varlıklarda daha hızlı likidite sağlayabilmek için belirli oranlarda değerleme indirimi kabul edebileceğini belirtiyor. Çıkış hazırlığında yapay zekâ ve operasyonel verimlilik öne çıkıyor Jeopolitik gelişmelere bağlı belirsizliklerin sürdüğü piyasa koşullarında özel sermaye şirketleri, olası çıkış süreçlerine daha erken hazırlanmaya odaklanıyor. Katılımcıların %76'sı yapay zekâ, otomasyon ve veri altyapısını en önemli öncelikleri arasında gösterirken; bunu %62 ile kârlılık ve maliyet dönüşümü, %52 ile nakit ve işletme sermayesi yönetimi izliyor. Özel sermaye fonları gelecek döneme ilişkin iyimserliğini koruyor Araştırmaya göre, fon yöneticilerinin %72'si önümüzdeki altı ayda yatırım faaliyetlerinin artmasını beklerken, %56'sı çıkış işlemlerinin hızlanacağını öngörüyor. Katılımcıların yalnızca %14'ü yatırım faaliyetlerinde gerileme beklediğini ifade ediyor. Bununla birlikte değerleme farklılıkları, faiz oranları ve jeopolitik gelişmeler yatırım kararlarını etkilemeye devam eden başlıca riskler arasında yer alıyor. EY Türkiye Özel Sermaye Fonları Sektör Lideri Musa Gezer araştırma sonuçlarıyla ilgili olarak şunları söyledi: “EY Private Equity Pulse 2026 araştırması, Özel Sermaye yatırımcılarının günümüzdeki belirsizlik ortamında daha disiplinli ve seçici bir yatırım yaklaşımı benimsediğini ortaya koyuyor. Teknoloji odaklı işlemlerde yavaşlama görülürken, enerji, altyapı, sağlık ve savunma gibi dayanıklı sektörlere ilginin arttığını gözlemliyoruz. Yapay zekâ yatırımları da yalnızca uygulama tarafıyla sınırlı kalmayıp, bu dönüşümü mümkün kılan alanlara doğru genişliyor. Diğer yandan stratejik satışlar ve kurumsal alıcıların güçlü talebi, çıkış piyasasının istikrarlı seyrini desteklemeyi sürdürüyor. Önümüzdeki dönemde finansman koşullarındaki iyileşme, satışa çıkacak varlık sayısındaki artış ve yapay zekâ ekosisteminin oluşturduğu yeni yatırım alanlarının özel sermaye piyasasını desteklemeye devam edeceğini öngörüyoruz. Belirsizlik dönemleri aynı zamanda uzun vadeli değer yaratabilecek yatırım fırsatlarını da beraberinde getiriyor. Bu süreçte, doğru sektörleri ve doğru varlıkları seçebilen yatırımcıların önemli avantaj elde edeceğine inanıyoruz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

BCG’nin Geliştirdiği “Canlılık Endeksi” Şirketlerin Sürdürülebilir Büyüme Potansiyelini Belirliyor Haber

BCG’nin Geliştirdiği “Canlılık Endeksi” Şirketlerin Sürdürülebilir Büyüme Potansiyelini Belirliyor

Dünyanın en büyük şirketlerinden bazıları, zorlu ve değişken koşullara rağmen büyümeyi sürdürüyor. Peki onları rakiplerinden ayıran ne? Çoğu zaman onları farklılaştıran, peş peşe gerçekleştirdikleri büyük satın almalar ya da yüksek riskli yeni girişimler değil; inovasyondan yararlanarak ana işlerini sürekli yeniden şekillendirmeleri ve bir sonraki büyüme dalgasını yaratabilmeleri. BCG bu kapasiteyi “canlılık” (vitality) olarak tanımlıyor ve geliştirdiği endeks aracılığı ile ölçebiliyor. 2026 versiyonu yayınlanan araştırmada, 3.500'den fazla şirket son beş yıllık performansları üzerinden incelendi. BCG ayrıca piyasa değeri en az 25 milyar dolar olan şirketler arasından, kendi sektörlerinde canlılık açısından öne çıkan 25 büyük şirketi mercek altına aldı. Bulgular, inovasyonu yalnızca yeni ürün geliştirmekle sınırlamayıp mevcut faaliyetlerine entegre eden büyük ölçekli şirketlerin rakiplerinden anlamlı şekilde ayrıştığını ortaya koyuyor. Rapora göre, yüksek canlılık seviyesine sahip büyük ölçekli şirketler son beş yılda yıllık ortalama %11,5 gelir büyümesi kaydetti. Bu şirketlerin yıllık toplam hissedar getirisi (TSR), canlılık açısından en düşük çeyreklik dilimde yer alan şirketlerden 3,1 puan daha yüksek gerçekleşti. Beş yıllık dönemde canlılık seviyesini belirgin biçimde artıran şirketler, araştırmadaki diğer şirketlere kıyasla yıllık toplam hissedar getirisinde (TSR) 6,8 puanlık ek avantaj sağladı. En canlı şirketleri rakiplerinden ayıran üç özellik Araştırmanın dikkat çeken bir diğer bulgusu ise en yüksek performansı gösteren 25 şirketin başarısını üç temel yetkinliğin beslemesi: iddialı büyüme hedefleri, yüksek yetenek yoğunluğu ve büyüme odaklı kurum kültürü. BCG'ye göre bu üç unsur birbirini güçlendirerek inovasyonun kalıcı iş sonuçlarına dönüşmesini sağlıyor. Raporda piyasa değeri 25 milyar doların üzerinde olan ve "en canlı" şirketler arasında gösterilen Tesla, Apple, L'Oréal, Hermès ve LG Energy Solution gibi şirketler yakından inceleniyor. Gelecekteki büyüme potansiyeli 15 farklı gösterge üzerinden ölçülebiliyor BCG'nin geliştirdiği Canlılık Endeksi, şirketlerin gelecekte büyüme kapasitesini 15 farklı gösterge üzerinden değerlendiriyor. Geniş bir veri seti kullanılarak oluşturulan endeks, şirketlerin sürdürülebilir büyüme potansiyelini görünür hale getiriyor. CEO’lar canlılığı nasıl artırabilir? BCG’ye göre canlılık statik bir özellik değil; şirketlerin ölçebileceği, güçlendirebileceği ve zaman içinde yeniden geliştirebileceği bir kapasite. Araştırma, gelecekteki büyüme kapasitesini güçlendirmek isteyen şirketler için beş temel aksiyona işaret ediyor. İlk adım: İnovasyonu merkeze taşımak. Şirketler uzun süredir inovasyonu kuluçka merkezleri, girişim fonları, dijital laboratuvarlar veya kurumsal girişim sermayesi gibi organizasyonun ‘’çevresinde’’ konumlandırıyor. Ancak canlılık liderleri, inovasyonu ayrı bir ekibe devretmek yerine ana işin büyüme motorunun bir parçası haline getiriyor. Her iş biriminden yeni büyüme kaynaklarını belirlemesi, geliştirmesi ve ölçeklemesi bekleniyor. İkinci adım: Canlılığı diğer kritik performans göstergeleri gibi ölçmek. Gelir, kârlılık ve nakit akışı nasıl düzenli olarak takip ediliyorsa, canlılığın 15 göstergesi de izlenerek küçük sorunlar büyümeden önce yön değiştirilmesi gerekiyor. Üçüncü adım: Net bir sahiplik ve hesap verebilirlik mekanizması oluşturmak. Canlılık yalnızca inovasyon, Ar-Ge ya da strateji biriminin sorumluluğunda değil; tüm şirketi ilgilendiriyor. Bu nedenle CEO, CFO veya stratejiden sorumlu üst düzey bir yöneticinin canlılığın geliştirilmesi konusunda açık bir sorumluluk üstlenmesi önem taşıyor. Dördüncü adım: En kritik canlılık açıklarına odaklanmak. En canlı şirketler 15 göstergenin tamamını aynı anda geliştirmeye çalışmıyor. Bunun yerine, kendi rekabet ortamlarında gelecekteki büyümeyi en fazla sınırlayan birkaç alana odaklanıyor ve yatırımlarını burada yoğunlaştırıyor. Son adım: Canlılığı kurumsal dönüşümün ayrılmaz bir parçası haline getirmek. Amaç tek seferlik bir dönüşüm gerçekleştirmek değil; büyüme hedeflerini, yetenekleri ve kurum kültürünü sürekli geliştirerek şirketin gelecekteki büyüme kapasitesini canlı tutmak. Rapor CEO’lar için kritik bir soru ortaya koyuyor: “Şirketinizin gelecekteki büyüme potansiyelini bugünden ölçebiliyor musunuz?” Araştırma, gelecekteki büyüme potansiyelinin yalnızca bugünkü finansal performansla değerlendirilemeyeceğini ortaya koyuyor. Büyüme hedeflerini, yetenek yapılarını ve kurum kültürlerini güçlendirirken inovasyonu ana işlerinin bir parçası haline getiren şirketler, gelecekteki büyüme için daha güçlü bir zemin oluşturuyor. Rapora göre CEO’ların yalnızca şirketlerinin bugünkü performansına değil, gelecekte sürdürülebilir büyüme yaratacak kapasiteyi ne ölçüde geliştirdiklerine de odaklanmaları gerekiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bulls Yatırım, Kıraç Galvaniz’i Araştırma Kapsamına Aldı Haber

Bulls Yatırım, Kıraç Galvaniz’i Araştırma Kapsamına Aldı

Raporda, şirketin üretim kapasitesindeki artış, devam eden yatırımları ve enerji ile savunma sanayii başta olmak üzere yüksek katma değerli alanlardaki büyüme potansiyeli öne çıkarıldı. Bulls Yatırım, kendi değerleme çalışması kapsamında Kıraç Galvaniz için 48,1 milyar TL hedef piyasa değeri ve hisse başına 282,50 TL hedef fiyat hesapladı. Söz konusu değerleme ve tahminler Bulls Yatırım’ın bağımsız araştırma raporundaki değerlendirmelerini yansıtıyor. Operasyonel büyüme beklentisi öne çıkıyor Bulls Yatırım’ın raporunda 2026 yılı için Kıraç Galvaniz’in konsolide gelirlerinin yaklaşık 8,11 milyar TL’ye, FAVÖK’ünün ise 2,84 milyar TL’ye ulaşabileceği öngörülüyor. Kurumun tahminine göre FAVÖK marjının yaklaşık %35 seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Raporda şirketin üretim altyapısındaki gelişim ve yeni yatırımlar da büyümenin önemli unsurları arasında gösteriliyor. Bozüyük üretim tesisinin devreye alınmasının ardından artan üretim gücünün yanı sıra Bursa Başköy yatırımı, şirketin gelecek dönem büyüme stratejisinin önemli bileşenlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Enerji ve savunma sanayii büyümenin yeni alanları Araştırma raporunda Kıraç Galvaniz’in geleneksel faaliyet alanlarının yanında enerji ve savunma sanayiine yönelik çalışmalarına da dikkat çekiliyor. Şirketin NATO tedarik süreçleri ve Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) tedarikçi ekosistemindeki konumu, raporda orta ve uzun vadeli büyüme potansiyelini destekleyebilecek unsurlar arasında değerlendiriliyor. Kıraç Galvaniz, mevcut üretim kabiliyetlerini yüksek katma değerli ürün gruplarıyla genişletirken, devam eden yatırımları ve yeni pazarlara yönelik çalışmalarıyla sürdürülebilir büyüme stratejisini sürdürmeyi hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Endüstriyel üretim yatırımlarında yapay zekâ en önemli öncelik Haber

Endüstriyel üretim yatırımlarında yapay zekâ en önemli öncelik

Küresel endüstriyel üretim sektörü, son yıllarda önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Jeopolitik gerilimler, ticaret politikalarındaki belirsizlikler, enerji ve hammadde maliyetlerindeki oynaklık ile birlikte tedarik zincirlerinde yaşanan kırılganlıklar; üretim modellerini, yatırım kararlarını ve liderlik önceliklerini köklü biçimde yeniden şekillendiriyor. KPMG de bu dönüşüm ortamında endüstriyel üretim sektörünün karşı karşıya olduğu yapısal değişimleri, liderlerin gündemlerini ve stratejik önceliklerini ortaya koymak amacıyla “2025 Endüstriyel Üretim ve Otomotiv CEO Bakışı" raporunu hazırlandı. Sektör genelinde iyimserliğin hâkim olduğunu ortaya koyan rapora göre, endüstriyel üretim CEO'larının yüzde 81'i sektörün büyüme potansiyeline güven duyuyor. Bu güvene paralel olarak liderlerin yüzde 77'si de kendi şirketlerinin büyüme potansiyeli konusunda pozitif bir tablo çiziyor ki bu oran, 2024 yılındaki yüzde 73'lük güven seviyesine göre dikkate değer bir artışa işaret ediyor. Ayrıca, önümüzdeki üç yıl için yüzde 2,5'in üzerinde kazanç artışı öngören liderlerin oranı, 2024'te yüzde 52 iken 2025'te yüzde 61'e çıkarak dikkat çekici bir artış gösterdi. “Üretim ekosistemi ve süreçler yeni teknolojilerle entegre olacak şekilde yapılandırılıyor” Rapor hakkında değerlendirmede bulunan KPMG Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Bölüm Başkanı ve Endüstriyel Üretim Sektör Lideri Hande Şenova, “Endüstriyel üretim artık yalnızca verimlilik ve ölçek kavramlarıyla tanımlanmıyor. Günümüzde üretim ortamları; ürünler, makineler ve hatta hizmetler; gelişmiş robotik sistemler, dijital ikizler ve yapay zekâ destekli öngörücü sistemlerle entegre olacak şekilde yeniden yapılandırılıyor. Bu değişimler daha fazla esneklik ve dayanıklılık sağlarken, aynı zamanda yeni yetkinlikler ve iş ortaklıklarını da gerektiriyor. Geleneksel sektörlerin ötesinde imalat sanayi; savunma, havacılık ve uzay teknolojileri gibi stratejik alanlara doğru genişliyor. Bu alanlar, ileri düzey inovasyonun yanı sıra güçlü düzenleyici uyum ve sağlam mevzuat altyapısını zorunlu kılıyor. CEO'ların, sektörler arasındaki sınırların giderek belirsizleştiği bu dünyada rekabetçiliği koruyabilmek için teknolojik mükemmeliyeti çeviklikle birleştiren ekosistemler geliştirmesi gerekiyor. Bu raporumuzda da bu konularda CEO'lara yol gösterecek çok önemli içgörüler sunuyoruz.” dedi. Operasyonel öncelikler ve yatırımlar Araştırmada görüşleri alınan CEO'ların yüzde 63'ü için tedarik zinciri dayanıklılığı en önemli operasyonel öncelik konumunda bulunuyor. Hatta CEO'larının yüzde 51'i tedarik zinciri dayanıklılığı ve operasyonel sürekliliğe yönelik yatırımlarını da artırıyor. CEO'ların yüzde 49'u da önümüzdeki 3 yıl içinde M&A (şirket alım satım) işlemlerinin sektöre etkisinin daha yüksek olacağını bekliyor; bu oran 2024 yılında yüzde 45 seviyesindeydi. Şirketler özellikle savunma ve enerji gibi hızlı büyüme potansiyeline sahip alanlara yönelerek faaliyetlerini çeşitlendirmeyi ve yeni dijital yetkinlikler edinmeyi amaçlıyor. Maliyetler açısından sektördeki en büyük zorluklar arasında ise yüzde 83 ile enflasyon baskısı yer alıyor. Ayrıca teknoloji altyapısına ilişkin maliyetlerin (yüzde 79) ve yapay zekâ için iş gücü hazırlığının (yüzde 74) sektöre önemli etkileri olacağı öngörülüyor. Teknoloji ve yapay zekâ Rapora göre endüstriyel üretim sektöründeki CEO'larının yüzde 68'i yapay zekâyı en önemli yatırım önceliği olarak görüyor; bu oran geçen yıl yüzde 57'ydi. Liderlerin yüzde 70'i de önümüzdeki bir yıl içinde bütçelerinin yüzde 10 ila yüzde 20'sini yapay zekâya ayırmayı planlıyor. Sektör liderlerinin yüzde 63'ü ise yapay zekâ yatırımlarının karşılığını 1 ila 3 yıl içinde almayı bekliyor. Katılımcıların yüzde 22'si, yapay zekâ uygulamalarının hayata geçirilmesinden elde edilecek en önemli faydanın verimlilik ve üretkenlik artışı olacağını düşünüyor. Sektördeki liderlerin yüzde 33'ü yapay zekâ yeteneklerini çekme ve elde tutmadaki en büyük zorluğun, mevcut beceriler ile ihtiyaç duyulan yetkinlikler arasındaki farkın kapatılması olduğunu belirtiyor. Liderlik ve gelecek vizyonu Günümüz iş dünyasının artan karmaşıklığı ve belirsizliği, yönetim fonksiyonlarının özellikle de CEO rolünün köklü bir dönüşüm geçirmesini kaçınılmaz kılıyor. CEO'luk artık sadece operasyonel ve finansal süreçleri yönetmekle sınırlı bir görev olmaktan çıkıyor; stratejik çeviklik, kurumsal dayanıklılık ve büyük ölçekli dönüşümlere liderlik etme yetkinliği gerektiren bir rol haline geliyor. Nitekim endüstriyel üretim sektöründeki CEO'ların yüzde 48'i de rollerinin son 5 yılda artan karmaşıklıkla birlikte önemli ölçüde değiştiğini ifade ediyor. Günümüzün öngörülemez ortamında en temel liderlik yetkinlikleri ise riskleri belirleme ve yönetme (yüzde 29), çeviklik ve hızlı karar verme (yüzde 24) ile stratejik öngörü (yüzde 23) olarak belirtiliyor. Endüstriyel üretimde sürdürülebilirlik ve döngüsel ekonomi stratejik öncelik haline geliyor Araştırmaya göre endüstriyel üretim sektöründe sürdürülebilirlik artık yalnızca bir regülasyon gerekliliği değil, uzun vadeli değer yaratımının temel unsurlarından biri olarak görülüyor. Endüstriyel üretim CEO'larının yüzde 74'ü sürdürülebilirliğin iş stratejilerinin merkezine yerleştiğini ifade ederken, yüzde 36'sı sürdürülebilirlik maliyetlerini ve yatırım geri dönüşünü tüm büyük sermaye kararlarına entegre ettiklerini belirtiyor. Döngüsel ekonomi yaklaşımı; atık ve emisyonların azaltılması, ürün ve malzemelerin kullanım süresinin uzatılması ve kritik tedarik bağımlılıklarının azaltılması açısından sektör için önemli fırsatlar sunuyor. CEO'lar, enerji dönüşümü ve sürdürülebilir üretim modellerine geçiş sürecinde inovasyon ve iş birliklerini hızlandırırken, yapay zekânın da bu dönüşümde önemli bir rol üstleneceğini vurguluyor. Nitekim endüstriyel üretim CEO'larının yüzde 81'i yapay zekânın emisyonların azaltılması ve enerji verimliliğinin artırılmasına katkı sağlayacağını düşünüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2026'da Bankacılık, Perakende ve Ulaştırma Sektörlerinin Öne Çıkması Bekleniyor  Haber

2026'da Bankacılık, Perakende ve Ulaştırma Sektörlerinin Öne Çıkması Bekleniyor 

CDS’deki (Kredi Risk Primi) kalıcı normalleşme, politika setine duyulan güvenin ve makro istikrarın güçlenmesine işaret ediyor. Faiz indirim süreciyle eş zamanlı ilerleyen bu görünüm, hisse senedi piyasasında baskılanmış değerlemelerin daha rasyonel seviyelere doğru yeniden fiyatlanmasını destekliyor. Bu süreçte başta bankacılık olmak üzere perakende, ulaştırma ile iç talebe ve krediye duyarlı sektörlerin olumlu ayrışması bekleniyor. 2026 yılında yatırımcılar açısından bilanço kalitesi yüksek, borçluluğu sınırlı ve sürdürülebilir kârlılık sunan şirketlerin öne çıkacağı öngörülüyor. Sermaye piyasalarında 35 yıllık deneyimi ve öncü olma misyonuyla faaliyet gösteren Türkiye’nin köklü aracı kurumlarından İnfo Yatırım, 2026 Strateji Raporu’nu açıkladı. Yatırımcıları, veri temelli rasyonel kararlar almaları için yapay zekâ destekli teknolojileri, deneyimli yatırım danışmanları ve nitelikli içgörüler sunan raporları ile sürekli destekleyen İnfo Yatırım’ın Strateji Raporu’na göre, 2026 yılına girilirken Türkiye piyasalarına ilişkin ana makro hikâye; dezenflasyon sürecinin geçici baz etkilerinin ötesine geçerek beklentiler kanalı üzerinden daha kalıcı ve yapısal bir nitelik kazanması olarak öne çıkıyor. Para politikasında tesis edilen sıkılık ve politika çerçevesindeki tutarlılığın, yalnızca gerçekleşmelerde değil, enflasyon beklentilerinde de belirgin bir iyileşme yarattığına dikkat çekiliyor. Yabancı yatırımcı ilgisinin de bankacılık tarafında yoğunlaşması bekleniyor. BIST endeks hedefi 15.800 Temel analiz varsayımlarının 2025 yılında makroekonomik ve jeopolitik gelişmeler nedeniyle tam olarak gerçekleşmemesi, hedeflerin sağlıklı biçimde güncellenmesini zorlaştırırken, bu belirsizlik ortamında piyasa fiyatlamalarını daha hızlı yansıtan teknik analiz göstergeleri de değerlendirmeye alındı. İnfo Yatırım, temel ve teknik analizlerin birlikte kullanıldığı modelleme çalışması sonucunda, 2026 yılı için BIST endeks hedefini 15.800 seviyesinde öngörüyor. 2026 yıl sonunda enflasyonun %22’ye gerilemesi, dolar kurunun 50,19 TL, Euro kurunun ise 60,65 TL’ye ulaşması, TCMB Politika faizinin ise %28,00 olarak gerçekleşmesi bekleniyor. Türkiye CDS’teki gerileme ile yabancıların radarına giriyor Küresel ölçekte gelişmiş ülke merkez bankalarının sıkı para politikası döngüsünün sonuna yaklaşması ve faiz indirimlerine yönelik beklentilerin güçlenmesi, 2026 yılında küresel likidite koşullarının gelişmekte olan ülkeler lehine evrilmesine zemin hazırlıyor. Bu ortamda, reel faiz avantajı sunan, büyüme potansiyeli yüksek ve değerleme iskontosu barındıran ülkelerin sermaye akımlarından daha olumlu etkilenmesi beklenirken, Türkiye bu grupta öne çıkan ülkeler arasında yer alıyor. CDS’teki gerileme ve makro politika çerçevesindeki iyileşmenin, Türkiye varlıklarını yabancı yatırımcılar açısından yeniden radar altına soktuğu belirtilirken; politika tutarlılığının korunması halinde yabancı payında kademeli ve kalıcı bir artışın, hisse senedi piyasasında likiditeyi ve fiyat keşfi mekanizmasını güçlendirmesi öngörülüyor. Bununla birlikte, piyasa fiyatlamalarının dönemsel düzeltmelerle birlikte orta vadede yönü yukarı olan dengeli bir patika izlemesi bekleniyor. 2026 yılı makroekonomik görünüm İnfo Yatırım, Türkiye ekonomisinin 2026 yılında %3,7 oranında büyümesini bekliyor. 2025’in ilk dokuz ayında gerçekleşen büyümenin, tüketim ve yatırım harcamalarının desteğiyle beklentilerin üzerinde seyrettiği; tarım sektöründe kuraklık ve zirai don kaynaklı sert daralmaya rağmen tarım dışı ekonomik aktivitenin dirençli kaldığı belirtiliyor. Yılın son çeyreğinde iç ve dış talepteki zayıflamanın büyüme ivmesini sınırlaması beklenirken, sanayi ve hizmet üretiminde gözlenen yavaşlamaya karşın inşaat sektörü ve yatırım harcamalarının destekleyici konumunu koruduğu ifade ediliyor. Küresel finansal koşullardaki gevşeme ve ithalattaki gerilemenin net ihracat katkısını artırmasıyla birlikte, ihracatın 2026 yılında büyümeye yeniden pozitif katkı sağlayarak dengelenme sürecini desteklemesi öngörülüyor. Raporun tamamına https://cdn.infoyatirim.com/Content/UploadedFile/INFO-2026-Strateji%20Raporu.pdf bu linkten ücretsiz ulaşılabiliyor.

Epson Türkiye 2026 Hedeflerini Ve Yeni Yol Haritasını Açıkladı Haber

Epson Türkiye 2026 Hedeflerini Ve Yeni Yol Haritasını Açıkladı

Epson Türkiye, şirketin hedeflerini ve önümüzdeki döneme ait stratejilerini düzenlediği basın toplantısıyla duyurdu. Epson Türkiye Ülke Müdürü Yalın Vanlıoğlu, bölge ofisinin 2026 misyon ve vizyonuna yönelik açıklamalarda bulundu. “Odak noktamızda pazarın ihtiyaçlarını dinlemek var” Epson olarak üretimde dış kaynak kullanmak yerine kendi becerilerinden ve bilgi birikimlerinden yararlanarak her şeyi kendilerinin ‘icat ederek’ ürettiklerini açıklayan Epson Türkiye Ülke Müdürü Yalın Vanlıoğlu, “Bu strateji paralelinde; kalite, tutarlılık ve müşteri hizmetleri üzerinde tam kontrol sahibi oluyoruz. Ürünü, tasarım ve tedarik aşamasından kullanım ömrü boyunca yönetiyor, garanti hizmeti ve desteği sağlıyoruz. Epson, 9,86 milyar dolar ciro hacmine ve 74.400’ün üzerinde çalışana sahip. Globalde, toplamda satılan mürekkep tanklı yazıcılarda*, projektör** ve nokta vuruşlu yazıcı üretiminde ilk sıradayız. Odak noktamızda pazar ihtiyaçlarını dinlemek ve uygun fiyatlı, güvenilir, yüksek kaliteli çözümler sunmak bulunuyor. Markamız, yazıcılardan projektörlere, saatlerden robotlara dek tüm ürün yelpazesiyle; kaliteden ödün vermeden müşterilerimizin tasarruf etmesini, üretkenliğini artırmasını ve çevresel ayak izinin azaltmasını sağlıyor.” açıklamasını yaptı. “Yer altı kaynaklarından bağımsız bir şirket olma vizyonu taşıyoruz” 2023’te dünya çapındaki tüm grup tesislerinde yüzde 100 yenilenebilir elektriğe geçiş yapan ilk şirket olmayı başardıklarını belirten Vanlıoğlu, “Epson olarak 2050 yılına kadar karbon negatif ve yer altı kaynaklarından bağımsız bir şirket olma vizyonu ekseninde çalışmayı sürdürüyoruz. Söz konusu dönüşüm yalnızca üretim tesislerini değil, Epson’un global ofis ve Ar-Ge merkezlerini de kapsıyor. Tüm bu inovasyon ve Ar-Ge çalışmalarının sonucunda ise üretim aşamasında karbondioksit emisyonu yüzde 36 azaltırken toplam emisyonda ise yüzde 33 oranında bir gerileme gerçekleştirdik.” dedi. “Türkiye ofisimizde yüzde 100 yenilenebilir elektriğe geçişi tamamladık” Önümüzdeki dönemde çevresel kaynaklara olan bağımlılığı daha da azaltmayı hedeflediklerini açıklayan Vanlıoğlu, “Bizler için döngüsel ekonominin ilkelerine uymak büyük önem taşıyor. Bu kapsamda; kısa süre önce Türkiye ofisimizde yüzde 100 yenilenebilir elektriğe geçişi tamamladık ve I-REC ‘Uluslararası Yenilenebilir Enerji Sertifikası’nı almaya hak kazandık. Bu da tüm global operasyonlarımızda yüzde yüz yenilenebilir enerjiye geçiş taahhüdümüzün arkasında durduğumuzun en büyük kanıtı. Plastiklerin yol açtığı çevresel kirlilikle mücadele etmek de yol haritamızın önemli bir kısmını oluşturuyor.” şeklinde sözlerini sürdürdü. “Çevresel sorunlara inovatif çözümler sunuyoruz” Yalın Vanlıoğlu, “Epson projektörler hem iş hem yaşam alanları için olağanüstü bir görsel deneyim sunuyor. Renkleri sırayla işleyen diğer projeksiyon sistemlerinin aksine, 3LCD teknolojisi üç ana rengi aynı anda işleyerek hem iş hem ev ortamları için ideal olan daha parlak ve daha doğal görüntüler sunuyor. Diğer yandan, sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak isteyen işletmeler için de avantajlar sunuyoruz. Bazı Epson EcoTank modelleri çok satan lazer yazıcılara kıyasla yüzde 96'ya varan enerji tasarrufu sağlıyor.***. Ayrıca, EcoTank yazıcıların 1 set mürekkep şişesi 79 kartuşa eşittir, bu da daha az atık anlamına geliyor. Epson olarak, kullanıcıların zamandan ve paradan tasarruf etmesini sağlıyor, daha az çevresel etki yaratıyor ve çevresel sorunlara inovatif bir çözüm sunmayı sürdürüyoruz.” diyor. “Tüketiciler, ürünlerde yerelleştirilmiş özellikler arıyor” META-CWA bölgesindeki tüketicilerin yaklaşık yüzde 60'ının film ve oyun deneyimlerinde**** TV yerine projektörleri tercih ettiklerini belirten Yalın Vanlıoğlu, “Yüksek kaliteli projektörlerimiz; büyük, sinema benzeri ev ekranlarına olan talebi karşılıyor. Diğer yandan teknoloji meraklıları akıllı ve bağlantılı yazıcılar ve projektörleri tercih ediyor. Evde öğrenme ve çalışma giderek yaygınlaştıkça, aileler ev yazıcılarına ve projektörlerine yatırım yapmaya başladı. Tüketiciler, giderek artan bir şekilde enerji verimliliği, geri dönüşüm programları ve ürün ömrü hakkında sorular soruyor; bu yönelim aslında Epson'un düşük atıklı, enerji tasarruflu çözümleriyle tamamen uyumlu bir şekilde ilerliyor. Hibrit çalışma da artık bölgesel çalışma kültürünün kalıcı bir özelliği ve kompakt yazıcılar, tarayıcılar ve projektörler gibi ev dostu teknolojilere olan talep de bu paralelde artmaya devam ediyor. Tüketiciler ayrıca ürünlerde yerelleştirilmiş özellikler de arıyor. Bizler de bölge genelindeki inovasyon merkezlerimiz aracılığıyla, bölgesel işletmeler ve iş ortaklarımızla iş birliği yaparak ürünleri yerel ihtiyaçlara göre şekillendiriyor; tüketici taleplerini, geri bildirimlerini ve ihtiyaçlarını Japonya’daki Ar-Ge mühendisleriyle paylaşarak en doğru çözümleri sunuyoruz.” “Orient, 75 yıllık Japon saatçilik mirası” 2009’da Epson çatısına katılan, 2017’de ise tam entegrasyon sağlanan Orient hakkında da açıklamalarda bulunan Vanlıoğlu, “Güçlü mirası, Japon üretim disiplini ve ‘in-house’ mekanizma uzmanlığıyla Epson portföyünde önemli bir yere sahip olan Orient, Japon mekanik saat kategorisinde global olarak bilinen markalardan biri. Orient, kendi mekanizmasını üreten bir ‘manufacture’ olarak konumlanırken; uygun fiyatı, benzersiz tasarımları, tutarlı kalite anlayışı, yenilikçi yaklaşımı ve güçlü marka değeriyle dikkat çekiyor. Dünya genelinde kendi mekanizmasını üreten markaların çoğu premium segmentte yer alıyor. Orient’in farkı ise bu uzmanlığı ulaşılabilir fiyatlarla sunması. Kökleri 1950 yılına dayanan markanın 75 yılı aşkın bir mekanik saatçilik tarihi bulunuyor. Orient bugün, Epson’un Japon presizyon kültürü ve büyüme potansiyeli ile çok daha güçlü bir yapıya sahip.” diyor. “Shakira, yeni marka elçisi” Uluslararası müzik ikonu Shakira ile gerçekleştirdikleri iş birliği hakkında bilgiler de paylaşan Vanlıoğlu, “Shakira; Orta Doğu, Türkiye, Afrika, Orta ve Batı Asya (META-CWA) bölgelerindeki yeni resmi marka elçimiz. Müzisyen ve girişimci Shakira’yla yaptığımız stratejik ortaklığın Epson'un teknolojinin bireylere yaratıcı bir şekilde ulaştırılması stratejisiyle örtüştüğünü düşünüyoruz. İş birliğimiz, gelecek nesli hayal gücünü, yaratıcılığını ve başarısını teknolojiyle güçlendirmeyi amaçlıyor. Shakira'nın eğitime ve yaratıcılığa olan bağlılığı onu bu iş birliği için ideal bir isim yapıyor. Birlikte, hem bu neslin hem de gelecek neslin büyük hayaller kurmasını sağlayacak olmaktan heyecan duyuyoruz.” şeklinde konuştu. “Daha iyi bir dünya için çalışmalarımıza devam edeceğiz” Açıklık, müşteri memnuniyeti ve sürdürülebilirlik konusundaki kararlılıklarıyla dünya çapında güven duyulan, vazgeçilmez bir şirket olmayı hedeflediklerinin altını çizen Vanlıoğlu, “Enerji tasarrufu çözümlerinin, yerden tasarruf sağlayan inovasyonların ve ultra yüksek hassasiyetin çevreyi korumaya ve toplulukları zenginleştirmeye yardımcı olduğuna inanıyoruz. Verimli, kompakt ve hassas inovasyon felsefemizle, yaşamları zenginleştiren ve daha iyi bir dünya yaratmaya yardımcı olan daha anlamlı değerler sunuyoruz. Bu amacı gerçekleştirmek için çalışmalarımıza devam edeceğiz.” şeklinde sözlerini sürdürdü.

TİM ve DHL Express Türkiye, ihracat için stratejik iş birliği yaptı Haber

TİM ve DHL Express Türkiye, ihracat için stratejik iş birliği yaptı

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ile DHL Express Türkiye, ihraç ürünlerinin Avrupa, Amerika, Asya Pasifik, Afrika ve Orta Doğu'da bulunan 28 ülkeye sevkiyatının indirimli fiyatlarla gerçekleştirebilmesi için iş birliği protokolü imzaladı. TİM Başkanı Mustafa Gültepe ile DHL Express Türkiye CEO'su Volkan Demiroğlu tarafından imzalanan ve Türkiye'den Orta Doğu, Afrika, Asya Pasifik, Avrupa ve Amerika kıtasından seçili 28 adet ülkeye ihracat rotalarını ve Amerika Kıtasından seçili 12 adet ülkeden Türkiye'ye ithalat rotalarını kapsayan anlaşma, DHL Express Türkiye tarafından TİM üyelerine uygulanacak indirimlerin yanı sıra özel oluşturulan danışma hattı aracılığıyla ilgilenilen hedef pazarlar ve ülkeler, lojistik, gümrük gibi konularda bilgi desteği verilmesini de içeriyor. Mustafa Gültepe imza töreninde yaptığı konuşmada ihracat ve lojistiğin birbirini tamamlayan ayrılmaz bir bütün olduğunun altını çizdi. Üretmek ve pazar bulmak kadar ürünün alıcıya hızlı, güvenli, uygun maliyetle ve çevreye en az zarar verecek şekilde ulaştırılmasının da büyük önem taşıdığını vurgulayan Gültepe, şöyle devam etti: "Tonaj olarak baktığımızda 2014'te 99 milyon ton olan ihracatımızın, 2024'te 153 milyon tona çıktığını görüyoruz. Bu veri lojistik yükümüzün 11 yılda yüzde 54 artttığına işaret ediyor. TİM olarak Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına Türkiye'yi en çok ihracat yapan ülkeler arasında ilk 10'a çıkarma vizyonu ve hedefi ile başladık. Yani lojistik yükümüzdeki artış aynı hızla devam edecek. Elbette yükün hızlı, güvenli ve uygun maliyetle taşınması da rekabetçiliğimiz açısından büyük önem taşıyor. Bu gerçekten hareketle lojistik sektörünün güçlü oyuncularıyla iş birlikleri yaparak firmalarımızın ihracat süreçlerini kolaylaştırmaya çalışıyoruz. DHL Express Türkiye ile de çok anlamlı bir iş birliğini başlatmış bulunuyoruz. İmzaladığımız protokol kapsamında firmalarımız ABD, Kanada, Meksika, Hollanda, Belçika, Danimarka, Çin, Hindistan ve Endonezya'nın da aralarında bulunduğu 28 ülkeye ihraç ürünlerini 3 ay süreyle yüzde 61'e varan oranlarda indirimli olarak sevk edebilecekler. Bu süre uzatılabilecek. Bu anlamlı iş birliği için Volkan Demiroğlu'nun şahsında tüm DHL ailesine teşekkür ediyorum. VOLKAN DEMİROĞLU: "İhracatçılarımızın geniş bir coğrafyada büyüme potansiyeli taşıyan pazarlara açılmasını destekliyoruz" DHL Express Türkiye CEO'su Volkan Demiroğlu da konuşmasında sürdürülebilir ticaretin gelişimine katkı sağlamak üzere TİM ile çok önemli bir iş birliğine adım attıklarını belirtti. Demiroğlu, " TİM ile gerçekleştirdiğimiz bu stratejik ortaklık sayesinde, ihracatçılarımızın küresel pazarlara erişimini daha etkin ve sürdürülebilir hale getiriyoruz. Orta Doğu'dan Afrika'ya, Asya Pasifik'ten Avrupa ve Amerika'ya kadar geniş bir coğrafyada büyüme potansiyeli taşıyan pazarlara açılmasını destekliyoruz. Toplam 220 bölge ve ülkede faaliyet gösteren dünyanın en uluslararası şirketi olarak, güçlü alt yapımız, uluslararası lojistik ağımız ve dijital çözümlerimizle kaliteli lojistik hizmetlerimizle ihracatın ve ülke ekonomimizin gelişimine katkı sağlıyoruz. İhracatın büyümeye katkısını sürdürmesi için yoğun çaba sarfeden TİM ile gerçekleştirdiğimiz bu stratejik iş birliği ile amacımız, iş dünyamızın küresel rekabette daha güçlü konumlanmasına destek olmak. TİM üyelerine sunduğumuz, özel fiyatlandırmalarla onların ihracat süreçlerinde hem maliyet avantajı hem de operasyonel verimlilik sağlıyoruz. DHL Express Türkiye olarak ihracatçımızın yanında olmaktan gurur duyuyor, birlikte daha büyük pazarlara ulaşacağımıza inanıyoruz. Bu güçlü işbirliğini hayata geçirmemize vesile olan TİM Başkanı Mustafa Gültepe başta olmak üzere tüm TİM ekibine şahsım ve kurumum adına teşekkür ediyorum" dedi. Protokol çerçevesinde DHL Express Türkiye'de yeni hesap açan ihracatçı firmalara standart fiyat listesi üzerinden yüzde 59'a varan indirimler uygulanacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.