Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Çaresizlik

Kapsül Haber Ajansı - Çaresizlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çaresizlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İntihar Riskini Gösteren İşaretlere Dikkat! Haber

İntihar Riskini Gösteren İşaretlere Dikkat!

Kişinin alışılmış davranışlarında ortaya çıkan ani ve belirgin değişikliklerin ciddiye alınması gerektiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Özellikle ani içe kapanma, yoğun umutsuzluk, vedalaşma davranışları ve kişisel eşyalarını dağıtma gibi değişiklikler birlikte görülüyorsa bunu ‘bir dönemden geçiyor’ diyerek geçiştirmemek gerekir. İntiharı doğrudan sormanın kişinin aklına intihar fikrini sokacağı yönündeki yaygın inanış doğru değildir. Aksine, yargılamadan sorulan açık bir soru kişinin yaşadığı sıkıntıyı ifade edebilmesine ve yardım alabilmesine alan açabilir.” dedi. Kriz anında kişinin yalnız bırakılmaması ve güvenliğinin önceliklendirilmesi gerektiğine işaret eden Tunçel, krizin yatışmasının riskin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmediğini vurguladı. Tunçel, yardım istemenin zayıflık değil, iyileşme yolunda atılabilecek önemli bir adım olduğunun altını çizdi. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, 10 Eylül İntiharı Önleme Günü dolayısıyla, intihar riskinin erken işaretleri, kişinin sınırlarına saygı gösterirken güvenliğinin gözetilmesi ve kriz sonrasında profesyonel desteğin sürdürülmesinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu. Ani ve belirgin davranış değişiklikleri ciddiye alınmalı! Psikolojik krizin herkeste aynı şekilde ortaya çıkmadığını ifade eden Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Bu nedenle kişinin alışılmış davranışlarında meydana gelen belirgin ve özellikle ani değişikliklere dikkat etmek gerekir.” dedi. Yoğun umutsuzluk ve çaresizlik ifadelerinin, ‘artık dayanamıyorum’, ‘bunun bir anlamı yok’ gibi söylemlerin, sosyal olarak geri çekilme, günlük sorumluluklarını yerine getirmekte zorlanma, uyku ve iştah değişiklikleri, yoğun suçluluk veya değersizlik duyguları, alkol ya da madde kullanımında artışın önemli uyarı işaretleri olabileceğini dile getiren Tunçel, “Bunun yanında ölümden veya intihardan söz etmek, hayatına son vermeyle ilgili araştırmalar yapmak, önemli kişisel eşyalarını dağıtmak, vasiyet niteliğinde düzenlemeler yapmak ya da yakınlarıyla vedalaşır gibi davranmak daha doğrudan risk göstergeleri olarak değerlendirilmeli. Burada önemli olan, bu belirtilerin her zaman intihar riski anlamına gelmediğini; ancak birkaçının bir arada görülmesi, yeni başlaması veya kısa sürede belirginleşmesi durumunda kişinin ciddiye alınması ve profesyonel değerlendirme için desteklenmesi gerektiğini vurgulamaktır.” şeklinde konuştu. İntihar düşüncesini doğrudan sormak, kişinin aklına intihar fikrini sokmaz! Daha önce intihar düşüncesinden söz etmeyen bir kişinin davranışlarındaki ani değişikliklerin oldukça ciddiye alınması gerektiğine işaret eden Tunçel, “Bir kişinin daha önce intihardan söz etmemiş olması, risk taşımadığı anlamına gelmez. Bazı kişiler yaşadıkları yoğun sıkıntıyı çevreleriyle paylaşmayabilir veya yardım istemekte zorlanabilir.” dedi. Özellikle ani içe kapanma, yoğun umutsuzluk, vedalaşma davranışları ve kişisel eşyalarını dağıtma gibi değişikliklerin birlikte görülmesi durumunda bunu ‘bir dönemden geçiyor’ diyerek geçiştirmemek gerektiğine vurgu yapan Tunçel, “Böyle bir durumda kişinin üzerine varsayımlarla gitmek yerine doğrudan ve sakin bir şekilde konuşmak önemlidir. Örneğin, ‘Son zamanlarda seni çok zorlanıyor gibi görüyorum. Kendine zarar vermeyi veya hayatına son vermeyi düşündüğün oluyor mu?’ diye sorulabilir. İntiharı doğrudan sormanın kişinin aklına intihar fikrini sokacağı yönündeki yaygın inanış doğru değildir. Aksine, yargılamadan sorulan açık bir soru kişinin yaşadığı sıkıntıyı ifade edebilmesine ve yardım alabilmesine alan açabilir.” ifadelerini kullandı. Kriz anında kişi yalnız bırakılmamalı ve güvenliği önceliklendirilmeli! Kriz anında kişinin yanında bulunan biri öncelikle ne yapması ve ne yapmaması gerektiğine değinen Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, şunları söyledi: “Öncelikle sakin kalmaya ve kişiyi yalnız bırakmamaya çalışmalıyız. Onu yargılamadan dinlemek, yaşadığı acıyı küçümsememek ve ‘Bunu neden yapıyorsun?’, ‘Böyle düşünmek doğru değil’ gibi ifadeler yerine; ‘Bunun senin için ne kadar ağır olduğunu görüyorum’ gibi destekleyici bir dil kullanmak önemli. Kişiye doğrudan intihar düşüncesi veya kendisine zarar verme düşüncesi olup olmadığı sorulabilir. Eğer kişi kendisine zarar verme konusunda yakın ve ciddi bir risk taşıyorsa, güvenliği önceliklendirmek gerekir. Mümkünse kişinin yalnız kalmaması, kendisine zarar verebileceği araçlara erişimin güvenli biçimde sınırlandırılması ve gecikmeden profesyonel/acil yardım alınması önemlidir. Böyle bir durumda yakın kişinin bütün sorumluluğu tek başına üstlenmesi beklenmemeli. Acil risk varsa yerel acil sağlık hizmetlerinden destek alınmalı; 112 Acil Çağrı Merkezi aranarak durum açıkça belirtilmeli. Kaçınılması gereken en önemli şeylerden biri ise kişiyi utandırmak, suçlamak, tehdit etmek veya yaşadığı problemi küçümsemek olur. ‘Aileni düşün’, ‘Bunca şeyin varken nasıl böyle düşünürsün?’ ya da ‘Bunu yapacak kadar güçlü değilsin’ gibi ifadeler kişiyi daha da yalnızlaştırabilir.” Sınırlarına saygı göstermek, kişiyi tamamen kendi haline bırakmayı gerektirmiyor! Psikolojik olarak zorlandığı görülen bir kişinin yardım istemeyi reddetmesi durumunda temel ilkenin kişinin özerkliğine saygı gösterirken güvenliğini göz ardı etmemek olduğuna dikkat çeken Tuğçe Tunçel, “Kişi yardım almak istemediğinde onu zorlayıcı, suçlayıcı veya tartışmacı bir tutum genellikle faydalı olmaz.” dedi. Bunun yerine ‘Seni zorlamak istemiyorum ama yanında olduğumu bilmeni istiyorum’ şeklinde bir yaklaşımın sürdürülebilir olacağını kaydeden Tunçel, “Ancak intihar riski belirginse bunu yalnızca ‘kendi kararı’ olarak değerlendirmek doğru olmaz. Özellikle kişi kendisine zarar verme niyetinden söz ediyor, bir planından bahsediyor veya yakın zamanda kendisine zarar verme ihtimali yüksek görünüyorsa güvenlik öncelikli hale gelir. Böyle bir durumda kişinin istememesi, yakınlarının profesyonel veya acil yardım aramasına engel olmamalı. Dolayısıyla sınırlarına saygı göstermek, kişiyi tamamen kendi haline bırakmak anlamına gelmez. Bazen en önemli destek, ‘Sen şu anda yardım istemesen bile ben bu süreci seninle birlikte taşıyacağım’ diyebilmektir.” açıklamasını yaptı. Krizin yatışması, riskin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez! Krizin yatışmasının, riskin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmediğine vurgu yapan Tunçel, “Bazen kişi akut olarak sakinleşebilir; ancak krize neden olan depresyon, travma, yoğun kayıp, ilişki sorunları, madde kullanımı veya başka psikolojik güçlükler devam ediyor olabilir. Bu nedenle kriz sonrasında profesyonel değerlendirme ve düzenli takip son derece önemlidir.” dedi. Kişinin yalnızca o anki güvenliğini sağlamak değil, krizin altında yatan nedenleri anlamak ve uzun vadeli bir destek planı oluşturmak gerektiğini aktaran Tunçel, “Psikoterapi, gerektiğinde psikiyatri değerlendirmesi ve sosyal desteklerin güçlendirilmesi tedavi planının parçaları olabilir. Kişinin yakınlarının da süreçte nasıl destek olabilecekleri konusunda bilgilendirilmesi faydalıdır. Özellikle kriz sonrasında ‘artık düzeldi’ diyerek takibi bırakmak yerine, kişinin nasıl olduğunu düzenli olarak sormaya ve profesyonel destek sürecini sürdürmesine yardımcı olmak gerekir.” diye konuştu. Yardım istemek zayıflık değil! 10 Eylül İntiharı Önleme Günü vesilesiyle, yardım istemekte zorlanan veya kendisini çıkmazda hisseden kişilere önemli bir mesaj veren Tuğçe Tunçel, sözlerini şöyle tamamladı: “Şu anda yaşadığınız acı ne kadar yoğun olursa olsun, bunu tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz. Yardım istemek zayıflık değil; zorlayıcı bir dönemden çıkabilmek için atılabilecek en önemli adımlardan biridir. Kendinizi çıkmazda hissettiğinizde bütün hayatınızı, bütün sorunlarınızı veya geleceğin tamamını bir anda çözmeniz gerekmiyor. Bazen ilk adım yalnızca güvendiğiniz birine ‘İyi değilim ve desteğe ihtiyacım var!’ diyebilmektir. 10 Eylül bize yalnızca intiharı önlemenin değil, ruhsal sıkıntılar hakkında daha açık konuşabilmenin de önemini hatırlatıyor. İntihar düşüncesi bir ‘dikkat çekme davranışı’ olarak küçümsenmemeli; kişinin yaşadığı yoğun psikolojik acının bir işareti olarak ele alınmalı. Doğru zamanda kurulan bir temas ve doğru yönlendirme, yardım alma sürecinin başlangıcı olabilir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zekaya İlişkinizdeki Sorunları Anlatmayın Haber

Yapay Zekaya İlişkinizdeki Sorunları Anlatmayın

Bu eğilimin ilişkilerde yeni bir savunma alanı yarattığına dikkat çeken Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, partneriyle konuşmak yerine sorunu bir algoritmaya danışmanın sistemik teoride “üçgenleşme” olarak adlandırılan savunma mekanizmasının dijital bir yansıması olduğunu vurguluyor. İlişkilerde yaşanan sorunlar ve belirsizlikler karşısında çiftler, giderek daha sık yapay zekaya yöneliyor. Partnerler, eşiyle yüzleşmenin getireceği kaygı, hüzün, korku gibi zor duygulardan kaçmak için yapay zekayı bir tampon olarak kullanıyor. Bir başka deyişle, ilişkilerine bir üçüncüyü dahil ediyor. Yapay zekaya başvuran kişi yapay zekayla ittifak kurmaya çalışarak, partnerine karşı elini güçlendirmeyi amaçlıyor ve böylelikle partnere karşı bir savunma alanı yaratıyor. Bu tablo, ilişkide adeta bir mücadele alanı oluşmasına ve eşlerin birbirlerine kimin haklı olduğunu ispat etmeye çalışmasına neden olan sağlıksız bir durumu ortaya çıkarıyor. İlişkilerde sorunlar yaşandığında ya da belirsizliklerle karşı karşıya kalındığında, bireylerin en sık hissettiği duyguların başında çaresizlik, kaygı ve üzüntü geliyor. Bu duygularla birlikte, sorunun hızlıca çözülmesi ve belirsizliklerin ortadan kalkması yönünde güçlü bir beklenti oluşuyor. Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, partnerle konuşup sorunu masaya yatırmak ve çözüm üretmek yerine, daha kolay ve zahmetsiz olduğu düşünülen ChatGPT gibi yapay zeka uygulamalarına yönelme eğilimi öne çıktığını belirtiyor. Yapay Zeka, İlişkilerde Belirsizlikten Kaçışın Dijital Yolu Eşlerin bu yollara başvurmasındaki en önemli sebebin belirsizliklerden kurtulmak olduğunu söyleyen Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, “Sorun yaşandığında, eşiyle yaşadığı problemlerin çözülemeyeceğine dair yoğun kaygı ve korku hisseden bireyler, partnerleriyle konuşmayı ya da tartışmayı tercih etmeyip bu duygularla yüzleşmek yerine, çözümü yapay zeka asistanlarına danışmakta arıyor. Bu tutum sorun yokmuş gibi davranma, odağı başka bir noktaya kaydırma ya da eşin ne düşündüğünü varsayma gibi hatalı baş etme biçimlerinin teknolojik bir yansımasıdır. Eşiyle tartışan bireylerin, haklı olup olmadıklarını ya da partnerlerinin ne hissettiğini ChatGPT’ye sorması ise oldukça endişe verici bir tabloyu ortaya koyuyor. Teknoloji hayatı kolaylaştırsa da bir ilişkiyi bir algoritmaya emanet etmek, o ilişkiyi farkında olmadan sona doğru sürükleyebiliyor. Oysa asıl mesele, bir sorun ya da tartışma yaşandığında kişinin eşinin gözündeki ve gönlündeki yerinden emin olamaması ne kadar değerli, ne kadar sevilebilir ve ne kadar vazgeçilmez olduğunu sorgulamasıdır. Bu güven duygusu zedelendiğinde, birey yanıtını bilmediği soruları ChatGPT’ye yöneltme eğilimi gösteriyor. İlişkiyi iyileştirmek ve daha sağlıklı hale getirmek amacıyla kurulan bu yapay zeka ittifakları ise çoğu zaman ilişkinin daha da karmaşıklaşmasına neden oluyor. Bireyin kendisini daha güvensiz, daha kaygılı ve daha korkulu hissetmesine yol açıyor.” açıklamalarında bulundu. İlişkilerde Yapay Zekaya Başvurmanın 2 Temel Yansıması Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, çiftlerin yapay zekaya yönelmesinin temelinde belirsizlikten kurtulma isteğinin yattığını belirterek bu durumu iki ana başlık altında değerlendiriyor: 1. Zihin okuma: Eşinin zihnini okumaya çalışmak, başvurulan yollardan biri. Zihin okuma, kaygıları dindirme, belirsizlikleri belirli hale getirmeye çalışma, partnerinin hareketlerinin sebebini anlamaya çalışmak için başvurulan bir yoldur. İlişkisinde yaşadıklarını ChatGPT’ye sorarak, eşinin ne düşündüğünü anlamaya çalışıp, hislerinin ne olduğunu öğrenmeye çalışırlar. Böylelikle, eşiyle iletişim kurmadan, konuşmadan, aklından geçenleri ChatGPT’ye sorup öğrendiğini var sayarak, olasılıklar üzerine kurulu bir ilişki yaşamış olur. Gerçek ilişkiden uzak, -mış gibi yaşanan bir ilişki olur. Kanlı canlı partneriyle bu ilişkiyi yaşamak varken, yapay zeka üzerinden ilişki kurar. Bu şekilde eşiyle sorunsuz bir ilişki yaşayacağı hayaline kapılır. Ancak, bu büyük bir hayaldir. 2. İlişkide üçgenleşme: Bir diğer başvurulan yol başka birinden akıl almak. Günümüzde bu akıl alınan kaynak yapay zeka uygulamaları oluyor. Bu durum, eskiden saatlerce arkadaşlarla dertleşmek, onlardan akıl almak, anneyle konuşmak, partnerin yakın arkadaşlarıyla konuşarak onun tarafını öğrenmek şeklinde olurdu. Gerek yapay zekaya gerek başka insanlara sormak tamamen yanlış olup, ilişkinin altına dinamit koyan hareketlerdir. Hele ki bu yapay zeka olduğunda daha da risklidir. Çünkü alacağınız cevaplar bir algoritmaya göre geleceğinden ne sizin ilişkinize özgü ne partnerinize özgü yanıtlar olacaktır. İstemik açıdan baktığımızda, eşinizle aranızdaki sorunu bir robota sormak, modern bir 'zihin okuma' hatasıdır. Siz eşinizin gözlerinin içine bakarak, onun ses tonundaki titremeyi duyarak almanız gereken cevabı, soğuk bir ekrandan okumaya çalışıyorsunuz. Bunu ilişkisel tembellik olarak tanımlıyoruz. İlişkinizin ihtiyacı olan şey 'mantıklı' bir veri analizi değil, 'duygusal' bir temastır. Yapay zeka size 'haklısınız' diyebilir, ama o gece sarılıp uyuyacağınız kişi yapay zeka değil, eşinizdir. İlişkinizi verilere değil, birbirinizin kalbine ve niyetine emanet edin.

Koza Buluşmaları’nda Kadına Yönelik Şiddet Ve Edebiyat Konuşuldu Haber

Koza Buluşmaları’nda Kadına Yönelik Şiddet Ve Edebiyat Konuşuldu

Nilüfer Belediyesi tarafından düzenlenen Koza Buluşmaları söyleşi serisinin son konuğu, ödüllü yazar Sibel K. Türker oldu. Koza Kütüphane’de gerçekleşen etkinlikte Türker, yazar Hakan Akdoğan’ın moderatörlüğünde “Kadın Cinayetleri Çağında Roman: Tanıklığın Etiği” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşiye Nilüfer Belediye Başkanvekili Resul Tarman ile Nilüfer Belediye Meclis Üyeleri Gökçe Güney ve Ata Erk Şanlı da katılım gösterdi. ACIYI SOMUT DİLE ÇEVİRMEK Son romanı “Cennette Gibiyim” üzerinden kadınların toplumsal hayatta yaşadığı zorlukları, kadına yönelik şiddeti ve ataerkil dilin kadının toplumdaki yerine etkisini ele alan Türker, romanının yazdığı en zor metinlerden biri olduğunu belirtti. “Annesi, babası tarafından öldürülmüş bir genç kızın tanıklığını yazmaya, onun hikayesini anlatmaya çalıştım. Bu tanıklık aynı zamanda hayatta kalmanın utancını da taşıyor” diyen Türker, eserinde acıyı somut bir dile çevirmeye odaklandığını vurguladı. Yazar, romanını kaleme aldığı süreçte yaşanan kadın cinayetlerinin kendisinde yarattığı çaresizlik duygusuna da değindi: “Romanı yazdığım süreçte birçok kadın cinayeti yaşandı. Burada, bende de bir iflas duygusu oluştu. Çünkü değişen bir şey olmuyordu. Bu nedenle romanı yazmayı bıraktığım zamanlar oldu. Ancak yine de romanın dünyasına sadık kalmaya çalıştım.” KADIN DİLİ VE ERKEK DİLİ ARASINDAKİ FARKLAR Edebiyata ilk başladığı dönemlerde “erkek dili” kullandığına yönelik eleştiriler aldığını paylaşan Türker, bu eleştirilerin ardından daha fazla kadın yazar okuduğunu söyledi. Kadın ve erkek dili arasındaki farka değinen yazar, “Erkek edebiyatında kazanmış, muktedir olmanın kibri var. Kadın dili ise daha paylaşımcı, sevgiden yana, el uzatan ve dostça. Bu açıdan bakıldığında kadın ve erkek yazarlar hemen fark ediliyor” değerlendirmesinde bulundu. Babası olmadan, annesi ve ailesindeki kadınlar tarafından yetiştirildiğini aktaran Türker, “Cennette Gibiyim” romanını yazış sürecinde kadın dünyasıyla olan bağının daha da güçlendiğini, bu süreçte kadının ataerkil toplumdaki rolüyle yeniden yüzleştiğini dile getirdi. Edebiyatı, insanları rahatsız etme sanatı olarak tanımlamadığını belirten Türker, romanında yer yer mizahi, yer yer sert bir dil kullanarak denge kurmaya çalıştığını ifade etti. Söyleşinin sonunda katılımcıların sorularını yanıtlayan Sibel K. Türker, okurları için “Cennette Gibiyim” romanını imzaladı. Nilüfer Belediye Başkanvekili Resul Tarman, günün anısına yazar Sibel K. Türker’e hediye takdim etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.