Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Cerrahi

Kapsül Haber Ajansı - Cerrahi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Cerrahi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Memorial Bodrum Hastanesi’nde Tıbbi Onkoloji Birimi Hizmete Başladı Haber

Memorial Bodrum Hastanesi’nde Tıbbi Onkoloji Birimi Hizmete Başladı

Kanser tedavisinde son yıllarda yaşanan bilimsel gelişmeler, hastalığın yalnızca türü ve evresinin değil, tümörün genetik ve moleküler özelliklerinin de tedavi kararlarında dikkate alınması gerekiyor. İmmünoterapi, hedefe yönelik tedaviler, antikor-ilaç konjugatları ve yeni nesil tedavi yaklaşımları, uygun hastalarda tedavi seçenekleri bulunuyor. Memorial Bodrum Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nuri Faruk Aykan, Bodrum’da Tıbbi Onkoloji biriminin hizmete başlaması ve kanser tedavisindeki yeni nesil yaklaşımlar hakkında bilgi verdi. Bodrum’da kanser tedavisinde güncel yaklaşımlar değerlendiriliyor Kanser tedavisinde cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi uzun yıllardır temel tedavi yöntemleri arasında yer almaktadır. Bununla birlikte tümörlerin biyolojik, genetik ve moleküler özelliklerinin daha ayrıntılı incelenebilmesi, uygun hastalarda daha hedefli tedavilerin uygulanmasına olanak sağlamaktadır. Tıbbi Onkoloji biriminde hastaların kanser türü ve evresinin yanı sıra tümörün biyolojik ve moleküler özellikleri ile genel sağlık durumunun birlikte değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Tedavi planının hastalığın özellikleri ve hastanın genel durumu dikkate alınarak oluşturulması, kanser tedavisinin önemli unsurlarından biri olarak öne çıkmaktadır. İmmünoterapi bağışıklık sistemini kanserle mücadelede destekliyor İmmünoterapilerin temel amacı, kanser hücrelerinin bağışıklık sistemi üzerindeki baskısını azaltarak vücudun kendi savunma mekanizmalarının tümör hücrelerine karşı daha etkin çalışmasını sağlamaktır. Bağışıklık sisteminde önemli rol oynayan T lenfositler kanser hücrelerine karşı savunmada görev alırken, kanser hücreleri bağışıklık sisteminden kaçmak için çeşitli mekanizmalar geliştirebilmektedir. İmmün kontrol noktası inhibitörleri olarak adlandırılan tedaviler, kanser hücrelerinin bağışıklık sisteminden kaçmasına yardımcı olan bu baskılayıcı mekanizmaları hedeflemektedir. MSI, PD-L1 ve TMB gibi biyobelirteçler ise bazı hastalarda immünoterapiden yararlanma olasılığının değerlendirilmesine yardımcı olmaktadır. Tümörün genetik yapısı tedavi seçiminde yol gösteriyor Hedefe yönelik tedaviler, kanser tedavisindeki önemli gelişmeler arasında yer almaktadır. Tümör dokusunda bulunan belirli genetik ve moleküler değişikliklerin saptanması, uygun hastalarda bu özellikleri hedefleyen tedavilerin kullanılmasına olanak sağlamaktadır. HER2, EGFR, BRAF, KRAS/NRAS ve NTRK gibi moleküler değişiklikler bazı kanser türlerinde tedavi seçiminde önem taşımaktadır. Bu gelişmeler sayesinde uygun hastalarda özellikle bazı metastatik kanserlerin uzun süre kontrol altında tutulabilmesi mümkün olmaktadır. Bununla birlikte tedavi kararı yalnızca tümörün genetik özelliklerine göre verilmemektedir. Kanserin türü ve evresi, tümörün moleküler yapısı, hastanın genel sağlık durumu ve tedaviye verebileceği yanıt birlikte değerlendirilerek uygun tedavi seçeneği belirlenmektedir. Kanser aşıları üzerindeki araştırmalar sürüyor Kanser tedavisinin geleceğinde dikkat çeken araştırma alanlarından biri de mRNA kanser aşılarıdır. Bu yaklaşımlar, tümörün genetik özelliklerinden yararlanarak bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini daha iyi tanımasını sağlamayı hedeflemektedir. Bu yöntemde tümör dokusundaki mutasyonların belirlenmesi ve bağışıklık sisteminin özellikle T hücre yanıtını güçlendirmesini amaçlayan mRNA dizileri üzerinde çalışılmaktadır. Böylece tümörün özelliklerine göre tedavi geliştirilmesi hedeflenmektedir. Yüksek riskli melanom hastalarında yürütülen KEYNOTE-942 çalışması, bu alandaki dikkat çekici araştırmalardan biri olarak öne çıkmaktadır. Çalışmada kişiselleştirilmiş neoantijen mRNA aşısının immünoterapi ile birlikte kullanımının, tek başına immünoterapiye kıyasla daha uzun hastalıksız sağkalım ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte mRNA kanser aşıları henüz tüm kanser türlerinde standart tedavi haline gelmemiştir. Farklı tümör tiplerindeki etkinlikleri devam eden klinik çalışmalarla araştırılmaktadır. Memorial Bodrum Onkoloji Bölümü’nde hastaya özel tedavi planı yapılıyor Kanserin aynı türünde dahi hastaların ve tümörlerin farklı özelliklere sahip olabilmesi, tedavi kararında birçok faktörün birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir. Kanserin türü ve evresinin yanı sıra tümörün genetik ve moleküler özellikleri, hastanın genel sağlık durumu ve tedaviye verebileceği yanıt birlikte değerlendirilmektedir. Memorial Bodrum Hastanesi Tıbbi Onkoloji Birimi’nin hizmete başlamasıyla birlikte Bodrum ve çevresindeki hastaların kanser tanı ve tedavi süreçlerinin güncel bilimsel gelişmeler doğrultusunda değerlendirilmesi ve uygun tedavi seçeneklerinin planlanması hedeflenmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Royal Canin, TUVECCA ve Medtronic’den Bilim, Beslenme ve Teknolojiyi Buluşturan Genç Masterclass Programı Haber

Royal Canin, TUVECCA ve Medtronic’den Bilim, Beslenme ve Teknolojiyi Buluşturan Genç Masterclass Programı

Veteriner hekimlikte geleceğin eğitim modelinin bugünden şekillenmesine katkı sunan Genç Masterclass Eğitim Programı, hayvan sağlığı ve bilimsel beslenme alanında faaliyet gösteren Royal Canin, acil veteriner hekimliği alanında mesleki ve bilimsel gelişimi destekleyen Türkiye Acil Veteriner Hekimleri Derneği (TuVECCA) ve dünyanın önde gelen tıbbi teknoloji şirketlerinden Medtronic iş birliğiyle gerçekleştirildi. Türkiye’nin dört bir yanındaki veteriner fakültelerinin 5. sınıf intern öğrencilerinin katıldığı ve veteriner hekim adaylarının mesleki gelişimini desteklemek amacıyla düzenlenen program, veteriner hekimlik eğitiminde teorik bilginin uygulama, teknoloji ve farklı uzmanlık alanlarıyla bir araya geldiği bütüncül bir öğrenme deneyimi sundu. Türkiye’de bu kapsamda ilk kez gerçekleştirilen program; hayvan beslenmesinden klinik uygulamalara, bilimsel bilgiden ileri simülasyon teknolojilerine uzanan kapsamlı bir eğitim içeriğini aynı çatı altında buluşturdu. İki gün süren program boyunca genç veteriner hekim adayları alanında uzman isimlerle bir araya gelirken, teorik bilgilerini uygulamalı çalışmalar ve gerçekçi senaryolar üzerinden pekiştirme fırsatı buldu. Genç Masterclass, yalnızca bir eğitim programı olarak değil; özel sektör, meslek kuruluşu ve sağlık teknolojisi alanındaki uzmanlığın ortak bir amaç etrafında buluştuğunda gençlerin mesleki gelişimine nasıl değer katabileceğini ortaya koyan örnek bir iş birliği modeli olarak öne çıktı. Öğrenme deneyimi Royal Canin’de başladı Genç Masterclass’ın ilk günü Royal Canin Türkiye ofisinde gerçekleştirilen eğitimlerle başladı. Programın ilk bölümünde, hayvan sağlığının ayrılmaz bir parçası olan beslenmenin bilimsel temelleri ele alındı. Genç veteriner hekim adayları; doğru beslenmenin hayvanların sağlığı, gelişimi ve yaşam kalitesi üzerindeki rolünü farklı perspektiflerden değerlendirme fırsatı buldu. Beslenmenin yalnızca bir ürün değil, hayvan sağlığının bütünsel bir parçası olduğu yaklaşımı üzerinden şekillenen eğitimlerde, bilimsel bilginin veteriner hekimlik pratiğine nasıl entegre edilebileceği ele alındı. Katılımcılar, beslenme ve klinik yaklaşım arasındaki ilişkiyi farklı örnekler üzerinden değerlendirerek veteriner hekimlik pratiğinde beslenmenin taşıdığı değeri daha yakından keşfetti. Programın ilk günü, genç veteriner hekim adaylarına bilimsel bilgiyi farklı bir bakış açısıyla değerlendirme ve mesleki uygulamalarla ilişkilendirme fırsatı sunarak ikinci gün gerçekleştirilecek teknoloji ve uygulama odaklı eğitimlerin de temelini oluşturdu. Teori, Medtronic İnovasyon Merkezi’nde uygulamaya dönüştü Genç Masterclass’ın ikinci gününde eğitim, Medtronic’in Türkiye’deki İnovasyon Merkezi’nde devam etti. Dünyada yalnızca dokuz ülkede bulunan Medtronic İnovasyon Merkezlerinden biri olan Türkiye merkezinde katılımcılar, ileri teknoloji ve simülasyon altyapısını deneyimleme fırsatı buldu. Anestezi ve anjiyografi simülasyonu, laparoskopik cerrahi, gastrointestinal ve üriner sistem cerrahisinde uygulamalı çalışmalarla teorik bilgiler pratiğe taşınırken; klinik karar verme, uygulama becerileri ve ekip çalışması gibi yetkinlikler gerçekçi senaryolar üzerinden ele alındı. Katılımcılar, simülasyon ortamında farklı klinik durumları deneyimleyerek öğrendikleri bilgileri uygulama fırsatı buldu. Bu deneyim, Genç Masterclass’ın teorik bilgiyi uygulamaya, uygulamayı ise mesleki yetkinliğe dönüştüren yaklaşımını ortaya koydu. Farklı uzmanlıklar, ortak bir vizyonda buluştu Genç Masterclass kapsamında genç veteriner hekim adayları, veteriner hekimliğin farklı uzmanlık alanlarında deneyimli akademisyenlerle bir araya geldi. Programda Prof. Dr. Zeynep Pekcan, Doç. Dr. Kadri Kulualp, Dr. Öğretim Üyesi Yusuf Şen, Dr. Öğretim Üyesi Pınar Can ve Dr. İsmail Altuğ Şen bilgi ve deneyimlerini genç meslektaş adaylarıyla paylaşarak programın bilimsel ve uygulamalı eğitim içeriğine katkı sundu. Alanında uzman akademisyenlerin katkılarıyla gerçekleştirilen eğitimlerde; hayvan beslenmesi, klinik yaklaşım, cerrahi, anestezi, bilimsel bilgi ve uygulamalı öğrenme farklı perspektiflerden ele alındı. Katılımcılar, farklı uzmanlık alanlarından edindikleri bilgileri uygulamalı çalışmalar ve gerçekçi senaryolar üzerinden pekiştirdi. Programın gücü, farklı uzmanlıkların aynı eğitim deneyiminde buluşmasından doğdu. Royal Canin’in hayvan beslenmesi alanındaki bilimsel uzmanlığı, akademisyenlerin klinik ve bilimsel deneyimi, TUVECCA’nın mesleki yaklaşımı ve Medtronic’in ileri tıbbi teknoloji altyapısı, genç veteriner hekimlerin gelişimini destekleyen bütüncül bir eğitim modelinde bir araya geldi. Bu iş birliği sayesinde genç veteriner hekim adayları yalnızca güncel bilimsel bilgileri takip etmekle kalmadı; farklı disiplinlerden beslenerek klinik bakış açılarını geliştirme, ileri teknolojileri deneyimleme ve öğrendiklerini uygulamaya dönüştürme fırsatı elde etti. Genç Masterclass, veteriner hekimlik eğitiminde bilginin farklı uzmanlıklarla, teknolojinin uygulamayla ve deneyimin yetkinlikle buluştuğu yeni bir yaklaşımın ilk adımını attı. Program, genç veteriner hekimlerin mesleki gelişimini desteklerken; sektör, akademi ve teknoloji dünyasının ortak değer yaratabileceği iş birlikleri için de örnek bir model ortaya koydu. “Genç meslektaşlarımızın deneyim kazanmasını çok değerli buluyoruz” TUVECCA Başkanı Doç. Dr. Büşra Kibar, Genç Masterclass’ın genç veteriner hekimlerin mesleki gelişimine sunduğu katkıya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Veteriner hekimliğin bilimsel gelişmeler ve teknolojik yeniliklerle sürekli gelişen dinamik bir meslek olduğuna dikkat çeken Kibar, genç meslektaşların eğitim süreçlerinde teorik bilginin yanı sıra farklı disiplinlerden uzmanlarla bir araya gelerek deneyim kazanmalarının önemini vurguladı. Kibar, Genç Masterclass’ın bu yaklaşımı somutlaştıran değerli bir örnek olduğunu belirterek, “Genç Masterclass’ın bu yaklaşımı somutlaştıran değerli bir örnek olduğunu düşünüyoruz.” “Royal Canin ve Medtronic ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, genç veteriner hekimlerin mesleki gelişimine destek olurken aynı zamanda mesleğimizin geleceğine yönelik ortak bir vizyon ortaya koyuyor. Farklı uzmanlık alanlarını aynı eğitim çatısı altında buluşturan bu modelin yeni iş birliklerine de ilham vereceğine inanıyoruz” dedi. “Birlikte hayal ettiğimiz bir projeyi gerçeğe dönüştürdük” Royal Canin Avrasya Bilimsel İlişkiler ve İletişim Yöneticisi Veteriner Hekim Murat Altunyuva, Genç Masterclass’ın ortaya çıkış sürecine ilişkin değerlendirmesinde, genç veteriner hekimlerin gelişimine yapılan yatırımın sektörün geleceğine doğrudan katkı sunduğunu ifade etti. Altunyuva “Genç veteriner hekimlerin gelişimini desteklemenin, sektörümüzün geleceğine katkı sağlamak olduğuna inanıyoruz. Genç Masterclass, birlikte hayal ettiğimiz bir projenin gerçeğe dönüşmüş hali. Beslenme, bilim, teknoloji ve uygulamalı eğitimi aynı programda buluşturarak genç veteriner hekim adaylarına farklı disiplinleri deneyimleyebilecekleri bir öğrenme ortamı sunduk” dedi. TUVECCA ve Medtronic ile gerçekleştirilen iş birliğinin önemine de değinen Altunyuva, “Bu iş birliği, genç veteriner hekimlerin mesleki gelişimine anlamlı bir destek sunarken veteriner hekimlik eğitimine de yeni bir bakış açısı kazandırıyor. Bizim için Genç Masterclass, yalnızca iki günlük bir eğitim programı değil; farklı uzmanlıkların bir araya geldiğinde nasıl daha büyük bir değer yaratabileceğini gösteren bir iş birliği modeli” ifadelerini kullandı. “Teknolojiyi deneyimlemek, genç veteriner hekimler için önemli bir kazanım” Medtronic İnovasyon Merkezi (MIC) Yöneticisi ve Kıdemli Eğitim Müdürü Ebru Gökşahin Yüksel, Genç Masterclass kapsamında genç veteriner hekim adaylarını Medtronic İnovasyon Merkezi’nde ağırlamaktan duydukları memnuniyeti ifade etti. Programın, veteriner hekimlik eğitimi ile ileri tıbbi teknoloji arasında güçlü bir bağ kurulmasına katkı sunduğunu belirten Gökşahin Yüksel, teorik bilginin simülasyon ve uygulamalı çalışmalarla desteklenmesinin genç meslektaş adayları açısından önemli bir deneyim olduğunu söyledi. Genç Masterclass’ın farklı disiplinleri bir araya getiren yapısının önemine de dikkat çeken Gökşahin Yüksel, “Royal Canin, TUVECCA ve Medtronic’in bilgi ve deneyimlerini aynı eğitim çatısı altında buluşturması, genç veteriner hekimlerin gelişimi açısından değerli bir model ortaya koydu. Medtronic olarak ileri tıbbi teknoloji alanındaki deneyimimizi veteriner hekimlik eğitimiyle buluşturmaktan ve genç meslektaş adaylarının gelişimine katkı sunmaktan büyük memnuniyet duyduk” ifadelerini kullandı. Bir eğitim programından daha fazlası Genç Masterclass, bilimsel bilgi ile uygulamalı deneyim arasındaki bağı güçlendiren bir eğitim modeli ortaya koydu. Bu yönüyle program, veteriner hekimlik alanında gençlerin gelişimini destekleyen yeni nesil eğitim modelleri için de güçlü bir örnek oluşturdu. Aynı zamanda özel sektör, meslek kuruluşları, akademi ve sağlık teknolojisi alanındaki kurumların ortak bir amaç etrafında buluşarak eğitim alanında yaratabileceği değeri ortaya koydu. Royal Canin, önümüzdeki dönemde de sağlık profesyonellerinin gelişimine, bilimsel bilgi paylaşımına ve veteriner hekimlik mesleğinin geleceğine katkı sağlayacak katma değerli iş birlikleri ve projeler geliştirmeye devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yeni Nesil Radyoterapi ile Sağlıklı Dokular Daha Fazla Korunuyor Haber

Yeni Nesil Radyoterapi ile Sağlıklı Dokular Daha Fazla Korunuyor

Toplumda “ışın tedavisi” olarak bilinen radyoterapi, yüksek enerjili radyasyon kullanılarak kanser hücrelerinin yok edilmesini hedefleyen ve günümüzde kanser hastalarının yaklaşık yarısının tedavi sürecinde kullanılan önemli bir yöntem olarak öne çıkıyor. Radyoterapideki güncel çalışmalar, tümör dokusuna maksimum etki sağlarken, çevredeki sağlıklı dokuların mümkün olan en düşük düzeyde ışınlanmasına odaklanıyor. Bu sayede tedavi etkinliği artırılarak, yan etkilerin azaltılması ve hastaların yaşam kalitesinin korunması hedefleniyor. Kanser tedavisinde öncü rol üstlenen radyoterapi alanındaki son gelişmeleri değerlendiren İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Doç. Dr. Fatih Demircioğlu, modern radyoterapi teknolojilerinin sağlıklı dokuların korunmasına önemli katkılar sunduğunu belirterek, görüntüleme sistemlerindeki yeniliklerin tedavi başarısını artırdığını vurguladı. Radyoterapide Hedefe Yönelik Tedavi Dönemi İlk dönemlerde hekimler yalnızca iki boyutlu röntgen görüntülerini kullanırken tümörün sınırları tam olarak görülmüyordu ve daha geniş alanlar ışınlanıyor, dolayısıyla çevredeki sağlıklı dokular da radyasyondan etkilenebiliyordu. Tedavi süreleri daha uzun, yan etkiler ise günümüze göre daha fazlaydı. Doç. Dr. Fatih Demircioğlu, bu tip olumsuz durumların engellenmesini sağlayan gelişmeleri şu sözlerle aktardı; “Bilgisayarlı tomografinin (BT) ve ardından manyetik rezonans (MR) ile PET görüntülemenin kullanıma girmesi radyasyon onkolojisinde bir devrim yarattı. Hekimler artık tümörleri üç boyutlu olarak görebiliyor ve tedaviyi çok daha hassas planlayabiliyorlar. Bugün radyasyon onkolojisinde milimetrik hassasiyetle çalışan pek çok ileri teknoloji var. Yoğunluk ayarlı radyoterapiler, hastanın anlık pozisyonlarına göre doğrudan hedefe ışınlama yapan görüntü kılavuzluğunda radyoterapiler, ameliyatsız radyocerrahi (Stereotaktik Radyocerrahi) ya da tedavi sırasında değişen tümör boyutuna göre anlık planlama yapabilen radyoterapiler (Adaptif Radyoterapi) bu noktada öne çıkıyor.” Günümüzde Radyoterapinin Yan Etkileri Azaldı Radyoterapi alanındaki gelişmelerin en önemli faydası, kuşkusuz tümör hedeflenirken çevredeki sağlıklı dokuların daha iyi korunabilir hale gelmesi. Böylece hem tedavi başarısı artıyor hem de yan etkiler azaltılıyor. Örneğin, meme kanserinde radyoterapi uygulamalarıyla ışınların kalbe ulaşması engelleniyor ve kalbe yönelik riskler düşürülüyor. Prostat kanserinde fonksiyon kayıpları ve kronik hasarlar minimuma indiriliyor. Ya da akciğer kanserinde solunum kapasitesi korunarak sağlam akciğer dokusu güvence altında kalıyor. Benzer şekilde baş ve boyun tümörlerinde de radyoterapi ile ağız kuruluğu ve yutma güçlüğü gibi yan etkilerin önüne geçiliyor. Ayrıca tedavi süreleri de geçmiş yıllara göre oldukça kısa. Eskiden bazı radyoterapi uygulamaları 6-8 hafta sürebilirken, günümüzde stereotaktik tedaviler sayesinde bazı tümörler tek seansta veya 3-5 seans gibi çok kısa sürelerde tedavi edilebiliyor. Radyoterapi sadece ameliyat sonrasında uygulanan bir tedavi değil. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Doç. Dr. Fatih Demircioğlu, artık birçok kanser türünde doğrudan kür sağlayabilen ana tedavi seçeneklerinden biri olduğuna dikkat çekiyor. Öyle ki, bazı hastalarda radyoterapi tek başına kullanılabildiği gibi bazı hastalarda ise cerrahi, kemoterapi, immünoterapi veya hedefe yönelik tedavilerle birlikte uygulanabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Horlama 20’li Yaşlarda Artıyor! ​​​​​​​ Haber

Horlama 20’li Yaşlarda Artıyor! ​​​​​​​

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu nedenle alarmı susturmak değil, neden çaldığını araştırmak gerektiğini belirterek, “Horlama normal bir durum değildir. Her horlayan kişide ciddi bir hastalık olmayabilir; ancak hayati risk taşıyan her uyku apnesi hastalığı önce horlama ile başlar. Dolayısıyla, horlamayı basit bir ses problemi olarak görmek yerine, bir sağlık sinyali olarak değerlendirmek gerekmektedir” diyor. Eskiden daha çok orta yaş ve üzeri bireylerde görülen horlamaya artık 20’li yaş grubunda da sık rastlandığına işaret eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, gençlerde artış gösteren obezitenin bu durumun en önemli nedenleri arasında yer aldığını vurgulayarak, “Bilgisayar başında uzun süreli oturma, düzensiz uyku alışkanlıkları, fast food ve şeker içeren yiyeceklerle beslenme ve buna bağlı kilo artışı gençlerde horlama riskini artırmaktadır. Özellikle boyun çevresindeki yağ dokusu arttıkça üst solunum yolu daralmakta ve horlama ortaya çıkmaktadır” diyor. Modern yaşamla birlikte giderek artıyor Horlama; uyku sırasında üst solunum yolundaki dokuların daralma veya gevşeme nedeniyle titreşmeleri sonucu ortaya çıkan ses olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 30–40’ında zaman zaman horlama görülürken, düzenli ve kronik horlama oranı yüzde 20 civarında seyrediyor. Horlamanın görülme sıklığı ileri yaşlarda giderek artıyor. Öyle ki 30 yaş altı erkeklerde yüzde 10 oranında rastlanırken, 60 yaş üzerinde bu oran yüzde 60’a yükseliyor. Erkeklerde daha sık görülmekle birlikte, menopoz sonrası kadınlarda oran belirgin şekilde artıyor. Türkiye’de de benzer rakamlar söz konusu. Ayrıca, son yıllarda hem dünyada hem ülkemizde horlama sıklığında artış gözlendiği belirtiliyor. Bu yükselmenin en önemli nedenleri arasında; obezite, hareketsiz yaşam tarzı, uyku düzensizliği, stres, alerjik hastalıklar ve sigara kullanımındaki artış gösteriliyor. Horlamanın önemli nedenleri Doç. Dr. Zerrin Boyacı, kişinin aile ve sosyal hayatında önemli sorunlar oluşturabilen horlamaya yol açan etkenleri şöyle özetliyor: Obezite: İdeal kilonun yüzde 15 daha fazlasına sahip olan kişilerde horlama riski artmaktadır. Bunun nedeni ise boyun çevresindeki yağlanmanın üst solunum yolunu daraltması. Kadınlarda boyun çevresinin 38,10 cm’nin ve erkeklerde 43,18 cm’nin üzerinde olması kritik değer olarak hesaplanmış. Burun tıkanıklığı: Septum deviasyonu, konka hipertrofisi, burun çatısının darlığı gibi statik bozukluklar ile alerjik rinit, sinüzit ve polip gibi enflamatuar bozukluklar önemli sebeplerini oluşturmaktadır. Büyük geniz eti ve bademcikler: Özellikle gençlerde hava yolunu daraltabilmektedir. Alkol ve sigara kullanımı: Kas gevşemesi ve mukozal ödem artışına sebep olmaktadır. Sırtüstü uyuma: Dil kökünün geriye düşmesine yol açabilmektedir. Uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor! Horlama ile beraber görülen ve gece ani ölümlere sebep olabilen uyku apnesi üst solunum yolunun tamamen kapanması sonucu oluşuyor. Horlama genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da yaşamsal risk taşıyan uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor! Özellikle gece nefes durmaları, sabahları yorgun uyanma, baş ağrısından yakınma, gün içinde uyku hali, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu gibi sorunlardan biri bile horlamaya eşlik ediyorsa, zaman kaybetmeden hekime başvurmak yaşamsal önem taşıyor. Uyku apnesi ani ölüme bile yol açabiliyor! Uyku apnesinde erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor. Bunun nedeni ise uyku apnesinin; hipertansiyon, kalp ritim bozuklukları, kalp krizi, inme ve diyabet gibi ciddi sağlık sorunlarına, hatta gece ani ölüme bile yol açabilmesi. Ayrıca, insülin direnci ve kilo artışıyla kısır döngü oluşabiliyor. Tedavi edilmemiş uyku apnesi olan bireylerde trafik kazası riski de 2–7 kat artıyor. Uzun süreli uyku apnesi aynı zamanda beyinde hasara neden olarak; hafıza problemleri ve erken bilişsel gerileme riskini de artırabiliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, erken değerlendirmenin olası ciddi komplikasyonların önlenmesinde kritik rol oynadığını aktarıyor. Etkili ve kalıcı çözüm mümkün! Erken teşhis, doğru tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle horlamanın büyük oranda kontrol altına alınabildiğini belirten Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, “Horlama kader değildir. Doğru değerlendirmeyle çoğu hastada etkili ve kalıcı çözümler mümkündür. Önemli olan, geceleri bu sesi duymazdan gelmemektir” diye konuşuyor. Tedavinin kişiye özel planlandığını ve altta yatan nedene göre şekillendirildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zerrin Boyacı, "Basit işlemler arasında yer alan radyofrekans uygulamaları, lazer destekli işlemler ve kişiye özel burun ile ağız içi apareyler, yaygın olarak başvurulan yöntemlerdir” diyor. Uyku apnesinde altın standart: CPAP maskesi! Horlamaya uyku apnesi eşlik ediyorsa, tedavide altın standart yöntemin CPAP maskesi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu tedavinin uyku sırasında hava yolunun açık kalmasını sağlayarak, solunum durmalarını önlediğini ve hastanın gece boyunca yeterli oksijen almasına yardımcı olduğunu belirtiyor. Cerrahi yöntem gündeme gelebiliyor Özellikle ileri düzey ve yapısal sorunların eşlik ettiği tablolarda cerrahi seçenekler gündeme geliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, uyku apnesi olanlarda maske kullanmak istemeyenler için maksillofasyal ilerletme operasyonuna, yani çenenin öne alınması ameliyatına başvurulduğunu söyleyerek, şu bilgileri paylaşıyor: “Bu ameliyatın başarı oranı yüzde 97’ye kadar ulaşmaktadır. Bunun yanı sıra dil ve dil köküne yönelik cerrahiler ile yumuşak damağa yönelik cerrahi girişimler de horlamanın ve üst solunum yolu daralmasının giderilmesinde tercih edilen yöntemler arasında bulunmaktadır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.