Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Cerrahi Müdahale

Kapsül Haber Ajansı - Cerrahi Müdahale haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Cerrahi Müdahale haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Fibroadenom Kansere Dönüşür mü? Haber

Fibroadenom Kansere Dönüşür mü?

Genellikle düzgün sınırlı, hareketli ve ağrısız kitleler şeklinde hissedilen fibroadenomlar, çoğu zaman ciddi bir sağlık sorununa neden olmaz. Bununla birlikte memede ele gelen her kitlede olduğu gibi fibroadenom şüphesi bulunan hastaların da doğru tanı ve takip açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ebru Ayvazoğlu Soy, fibroadenomların büyük bölümünün iyi huylu olduğunu ve çoğunlukla kansere dönüşmediğini, ancak bu durumun memedeki bütün kitlelerin zararsız kabul edilmesi anlamına gelmediğini vurgulamaktadır. Özellikle hızlı büyüyen, görüntüleme özellikleri değişen veya şüpheli bulgular gösteren kitlelerde ileri inceleme gerekebilir. Fibroadenom tanısı alan hastaların en sık merak ettiği konular arasında kitlenin zamanla büyüyüp büyümeyeceği, kansere dönüşme ihtimali ve cerrahi olarak çıkarılmasının gerekli olup olmadığı bulunmaktadır. Bu soruların yanıtı, fibroadenomun yapısına, büyüklüğüne, hastanın yaşına ve klinik değerlendirme sonuçlarına göre değişebilmektedir. Fibroadenom Nedir ve Neden Oluşur? Fibroadenom, meme dokusunda gelişen ve genellikle iyi huylu özellikler taşıyan solid kitlelerden biridir. Fibroglandüler dokunun belirli bölgelerde çoğalması sonucunda oluşur. Fibroadenomların gelişiminde hormonal faktörlerin etkili olduğu düşünülmektedir. Özellikle östrojen hormonuyla ilişkili değişiklikler, bu kitlelerin büyüme özelliklerini etkileyebilir. Bu nedenle fibroadenomlar en sık ergenlik sonrası ve doğurganlık çağındaki kadınlarda görülmektedir. Bununla birlikte daha ileri yaşlarda da saptanabilir. Fibroadenomlar tek bir kitle şeklinde ortaya çıkabileceği gibi aynı memede veya her iki memede birden fazla sayıda da bulunabilir. Bazı fibroadenomlar uzun yıllar boyunca aynı büyüklükte kalırken bazıları zaman içerisinde büyüyebilir veya küçülebilir. Gebelik döneminde meydana gelen hormonal değişiklikler, bazı fibroadenomların büyümesine neden olabilir. Menopoz sonrasında ise bazı kitlelerde küçülme veya kalsifikasyon gelişebilir. Fibroadenomun oluşması, kişinin meme kanseri olduğu anlamına gelmez. Ancak klinik özellikleri nedeniyle diğer meme kitlelerinden ayırt edilmesi önemlidir. Özellikle yeni fark edilen bir kitlenin yalnızca hareketli veya düzgün sınırlı olması nedeniyle fibroadenom olarak kabul edilmesi doğru değildir. Kesin değerlendirme için hastanın yaşına ve klinik özelliklerine uygun görüntüleme yöntemleri kullanılmalıdır. Fibroadenom Kansere Dönüşebilir mi? Fibroadenomlarla ilgili en önemli konulardan biri, bu kitlelerin zamanla kansere dönüşme ihtimalidir. Basit fibroadenomlar iyi huylu oluşumlardır ve büyük çoğunluğu kansere dönüşmez. Bu nedenle fibroadenom tanısı almak, doğrudan meme kanseri gelişeceği anlamına gelmemektedir. Nadir durumlarda fibroadenom içerisinde meme kanseri saptanabilir. Ancak bu durum oldukça seyrektir ve her fibroadenomun zaman içerisinde kötü huylu bir tümöre dönüşeceği şeklinde yorumlanmamalıdır. Bazı fibroadenomlar histolojik özelliklerine göre basit veya kompleks fibroadenom olarak sınıflandırılabilir. Kompleks fibroadenomlarda belirli doku değişiklikleri bulunabilir. Bu hastalarda meme kanseri riski değerlendirilirken yalnızca fibroadenomun varlığı değil, eşlik eden proliferatif değişiklikler, aile öyküsü ve diğer risk faktörleri de dikkate alınır. Fibroadenom tanısı bulunan kadınların tamamı aynı risk grubunda değildir. Özellikle ailede meme kanseri öyküsü bulunan veya daha önce riskli meme lezyonu saptanan kişilerde takip yaklaşımı farklı olabilir. Prof. Dr. Ebru Ayvazoğlu Soy, fibroadenomların çoğu zaman iyi huylu seyrettiğini ancak doğru tanı konulmadan herhangi bir kitlenin güvenli kabul edilmemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Fibroadenomun kansere dönüşme ihtimalinin düşük olması, yeni gelişen meme bulgularının değerlendirilmesini gereksiz hâle getirmez. Fibroadenomun Belirtileri Nelerdir? Fibroadenomlar çoğu zaman memede fark edilen yuvarlak veya oval şekilli kitleler olarak ortaya çıkar. Genellikle düzgün sınırlı ve hareketli bir yapıya sahip olmaları, klinik muayenede dikkat çeken özellikler arasındadır. Bazı fibroadenomlar elle hissedilemeyecek kadar küçük olabilir ve yalnızca meme ultrasonografisi sırasında fark edilebilir. Fibroadenomların büyük bölümü ağrısızdır. Ancak bazı hastalarda adet dönemi öncesinde hassasiyet veya dolgunluk hissi oluşabilir. Büyük fibroadenomlar meme şeklinde belirgin değişiklik oluşturabilir. Özellikle hızlı büyüyen kitleler hastalarda estetik veya fiziksel rahatsızlığa neden olabilir. Fibroadenomların çoğunlukla hareketli olması, meme kanserinden kesin olarak ayrılmalarını sağlamaz. Bazı kötü huylu kitleler de erken dönemlerde hareketli hissedilebilir. Aynı şekilde fibroadenomların zaman içerisinde sertleşmesi veya farklı özellikler göstermesi mümkündür. Memede ele gelen kitlenin büyümesi, yeni bir kitle oluşması, meme başında değişiklik gelişmesi veya ciltte çekinti fark edilmesi durumunda yeniden değerlendirme yapılmalıdır. Özellikle mevcut fibroadenom tanısı bulunan hastalarda daha önceki görüntüleme sonuçlarıyla yeni incelemelerin karşılaştırılması önemlidir. Bu karşılaştırma, kitlenin boyutunda veya yapısında meydana gelen değişikliklerin belirlenmesini kolaylaştırabilir. Fibroadenom Tanısı Nasıl Konulur? Fibroadenom tanısında ilk aşama klinik muayenedir. Hastanın yaşı, şikâyetlerinin süresi, kitlenin büyüme durumu ve aile öyküsü değerlendirilir. Meme ultrasonografisi, fibroadenom şüphesi bulunan hastalarda sık kullanılan görüntüleme yöntemlerinden biridir. Ultrasonografide fibroadenomlar çoğunlukla oval, düzgün sınırlı ve çevre dokulara paralel yerleşim gösteren solid kitleler şeklinde izlenebilir. Bununla birlikte her fibroadenom aynı görüntüleme özelliklerine sahip değildir. Bazı kitleler farklı yapısal özellikler gösterebilir. Hastanın yaşı ve klinik bulgularına göre mamografi de değerlendirmeye dahil edilebilir. Görüntüleme sonuçlarında şüpheli özellikler bulunması durumunda biyopsi gerekebilir. Kalın iğne biyopsisi, meme dokusundan örnek alınmasını ve kitlenin patolojik olarak incelenmesini sağlar. Biyopsi sonucunda fibroadenom tanısı konulması, gereksiz cerrahi müdahalelerden kaçınılmasına yardımcı olabilir. Ancak biyopsi sonucu ile görüntüleme bulgularının birbiriyle uyumlu olması önem taşır. Bazı fibroepitelyal lezyonlarda fibroadenom ile fillodes tümörü arasında ayrım yapılması güç olabilir. Özellikle hızla büyüyen veya büyük boyutlara ulaşan kitlelerde bu olasılık değerlendirilmelidir. Fillodes tümörleri, fibroadenomlardan farklı biyolojik özelliklere sahip olabilir ve bazı türlerinde kötü huylu davranış görülebilir. Bu nedenle şüpheli durumlarda ileri patolojik değerlendirme veya cerrahi çıkarım gerekebilir. Fibroadenom Ameliyatla Alınmalı mı? Fibroadenom tanısı alan her hastada ameliyat yapılması gerekli değildir. Özellikle görüntüleme ve patolojik bulgular açısından iyi huylu olduğu belirlenen, küçük ve belirti oluşturmayan kitlelerde takip tercih edilebilir. Takip sürecinde kitlenin büyüklüğü ve görüntüleme özellikleri değerlendirilir. Kontrol aralıkları hastanın risk durumuna ve radyolojik bulgularına göre belirlenir. Bununla birlikte bazı durumlarda fibroadenomun cerrahi olarak çıkarılması gündeme gelebilir. Özellikle hızlı büyüyen, belirgin ağrıya neden olan veya meme şeklini etkileyen kitlelerde cerrahi seçenek değerlendirilebilir. Görüntüleme ve biyopsi sonuçları arasında uyumsuzluk bulunması da ameliyat kararını etkileyen önemli bir faktördür. Kitlenin yapısıyla ilgili kesin tanıya ulaşılamaması veya fillodes tümörü şüphesi bulunması durumunda cerrahi çıkarım önerilebilir. Bazı hastalar, kitlenin iyi huylu olduğu belirlenmesine rağmen sürekli kaygı yaşamaları nedeniyle cerrahi seçeneği değerlendirmek isteyebilir. Bu durumda cerrahinin olası yararları ve riskleri hakkında ayrıntılı bilgilendirme yapılmalıdır. Fibroadenom ameliyatında temel amaç, kitlenin uygun şekilde çıkarılması ve sağlıklı meme dokusunun mümkün olduğunca korunmasıdır. Cerrahi sonrasında yara izi, enfeksiyon, kanama veya meme şeklinde değişiklik gibi komplikasyonlar gelişebilir. Bu nedenle ameliyat kararı yalnızca kitlenin varlığına göre değil, bütün klinik koşullar dikkate alınarak verilmelidir. Fibroadenom Takibinde Nelere Dikkat Edilmelidir? Fibroadenom tanısı alan hastalarda takip programının düzenli şekilde sürdürülmesi önemlidir. Özellikle ameliyat gerektirmeyen kitlelerde, önerilen kontrol incelemeleri sayesinde boyut ve yapı değişiklikleri değerlendirilebilir. Hastaların kendi meme dokularının olağan yapısını tanıması ve alışılmadık değişiklikleri fark etmesi yararlıdır. Ancak kişinin kendi kendine yaptığı kontrol, gerekli görüntüleme yöntemlerinin yerine geçmez. Fibroadenomun ağrı oluşturmaması veya daha önce iyi huylu olarak değerlendirilmiş olması, sonradan gelişen bütün değişikliklerin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Yeni bir kitle hissedilmesi veya mevcut kitlenin hızla büyümesi durumunda sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Fibroadenom bulunan hastalarda meme kanseri taramasının gerekliliği, kişinin yaşı ve genel risk özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Her fibroadenom hastasının sık aralıklarla mamografi veya MR çektirmesi gerekli değildir. Gereksiz görüntüleme ve girişimlerden kaçınılması da doğru sağlık yönetiminin bir parçasıdır. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi, genel meme sağlığı açısından önem taşır. Ancak herhangi bir besin, bitkisel ürün veya takviyenin fibroadenomu kesin olarak ortadan kaldırdığına ilişkin güvenilir bir tedavi yaklaşımı bulunmamaktadır. Bu nedenle internet üzerinden önerilen kontrolsüz uygulamalar yerine tıbbi değerlendirmeye dayalı yöntemlerin tercih edilmesi gerekir. Fibroadenomlar çoğunlukla iyi huylu seyreden ve her zaman cerrahi müdahale gerektirmeyen meme kitleleridir. Bununla birlikte doğru tanı, takip ve gerektiğinde ileri inceleme yapılması, diğer meme hastalıklarının ayırt edilmesi açısından önem taşımaktadır. Fibroadenomun kansere dönüşme ihtimalinin çok düşük olması, hastaların gereksiz korku yaşamasını önleyebilir. Düzenli değerlendirme ve kişiye özel takip sayesinde hem gereksiz ameliyatlardan kaçınılması hem de meme sağlığındaki önemli değişikliklerin zamanında fark edilmesi mümkün olmaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Okul Sabahı Gelen Karın Ağrısındaki Gizli Tehlike! Haber

Okul Sabahı Gelen Karın Ağrısındaki Gizli Tehlike!

Yeni eğitim döneminin başlaması, sınavlar, arkadaş ilişkileri veya öğretmen değişikliği gibi faktörler çocuklarda kaygı yaratarak çeşitli fiziksel yakınmalara yol açabiliyor. Özellikle sabah saatlerinde ortaya çıkan karın ağrısı, bulantı, iştahsızlık veya tuvalet ihtiyacı çoğu zaman okul stresiyle bağdaştırılıyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Sinan Kılıç, stresin fiziksel belirtilere yol açabileceğini doğrularken çok önemli bir noktanın altını çiziyor: "Çocuklarda görülen her karın ağrısını stres veya kaygı ile açıklamak doğru değildir". Cerrahi Müdahale Gerektiren Hastalıkların Habercisi Olabilir Karın ağrısının çocukluk çağında çok sık karşılaşılan bir şikâyet olduğunu belirten Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Sinan Kılıç, bu durumun tek başına bir hastalık olmadığını söylüyor. Ağrının basit bir mide-bağırsak enfeksiyonu (gastroenterit), kabızlık, parazit veya idrar yolu enfeksiyonundan kaynaklanabileceği gibi; apandisit veya doğuştan gelen bağırsak sorunları (Meckel divertikülü) gibi cerrahi hastalıklara da işaret edebileceğini belirtiyor. Karın ağrısı şikâyetiyle yapılan tıbbi değerlendirmelerde, çocukların yaklaşık %10-20’sinde cerrahi bir sorun saptanırken, yaklaşık %5’inde ameliyat gerekebiliyor. Cerrahi hastalıklar arasında akut apandisitin ayrı bir önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Kılıç, "Apandisit, çocuklarda ani başlayan karın ağrıları nedeniyle yapılan ameliyatların en sık nedenidir ve özellikle okul çağında dikkatle değerlendirilmelidir. Hastalık genellikle apandisitin iç boşluğunun tıkanmasıyla başlar; tedavi geciktiğinde ise delinme ve karın içine iltihap yayılması gibi ciddi riskler ortaya çıkabilir" diyor. Ayrıca enfeksiyonlar sonrasında karın içindeki lenf bezlerinin şişmesinin (mezenterik lenfadenit) de apandisiti taklit eden ağrı ve ateşe yol açabileceğini hatırlatıyor. Çocuğunuzun Sadece Söylediklerine Değil, Hareketlerine de Bakın Çocuklarda karın ağrısını değerlendirmenin yetişkinlere göre daha zor olduğunu belirten Doç. Dr. Sinan Kılıç, küçük çocukların ağrının yerini tam tarif edemediğini ve organların birbirine yakınlığının teşhisi güçleştirebildiğini ifade ediyor. Bu noktada ebeveynlere düşen en önemli görev, çocuğun sadece söylediklerini değil hareketlerini de gözlemlemek. Doç. Dr. Kılıç şu ipuçlarını paylaşıyor: "Eğer karın zarında bir iltihaplanma varsa, çocuk hareket etmek istemeyebilir, yürürken veya öksürürken ağrısının arttığını söyleyebilir. Ağrıyı hafifletmek için bacaklarını karnına doğru çekerek hareketsiz bir pozisyon alması oldukça önemli bir belirtidir". Hangi Durumlarda Zaman Kaybetmeden Hekime Başvurulmalı? Her karın ağrısının acil bir tablo yaratmadığını ancak bazı belirtilerde vakit kaybedilmemesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Sinan Kılıç, hekime başvurulması gereken durumları şöyle sıralıyor: Ağrının giderek şiddetlenmesi veya uzun sürmesi. Ağrının karında belirli bir noktada yoğunlaşması. Çocuğun yürümek veya hareket etmek istememesi. Ateş, tekrarlayan kusma veya dışkıda kan görülmesi. Karında belirgin bir şişlik ve genel durumda bozulma olması. Karın ağrısı yakınmasının yalnızca "okul stresi" denilip geçiştirilmemesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Sinan Kılıç, "Çocuğun şikâyetini küçümsememek, ancak her karın ağrısında da paniğe kapılmamak gerekir. Doğru yaklaşım; karın ağrısının süresini, şiddetini, yerini ve hareketle ilişkisini hekim kontrolünde değerlendirmektir" diyerek sözlerini tamamlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Boyun Fıtığında Nörolojik Belirtiler Önem Taşıyor!  Haber

Boyun Fıtığında Nörolojik Belirtiler Önem Taşıyor! 

Eşyaları elden düşürme, düğme ilikleme veya yazı yazmada zorlanma gibi günlük yaşamda ortaya çıkan küçük değişikliklerin dikkate alınması gerektiğini ifade eden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ercan Kaya, “Kas gücünde belirgin veya ilerleyici kayıp varsa ‘bekleyelim, belki geçer’ yaklaşımı doğru değildir. Sinir dokusunun ne ölçüde etkilendiğinin değerlendirilmesi gerekir.” dedi. Omurilik basısında ise yürüme, denge ve koordinasyon sorunlarının görülebileceğini kaydeden Op. Dr. Kaya, MR görüntüsünde fıtık görülmesinin tek başına ameliyat anlamına gelmediğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ercan Kaya, boyun fıtığı belirtileri ile tedavi yöntemleri hakkında açıklamalarda bulundu. Boyun fıtığının ilk sinyali sadece boyun ağrısı olmayabilir Boyun omurları arasında bulunan disklerin çeşitli nedenlerle yapısının bozulması ve çevredeki sinir yapılarını etkilemesi sonucu farklı yakınmaların ortaya çıkabileceğini ifade eden Op. Dr. Ercan Kaya, “Hastaların yalnızca boyun bölgesindeki ağrıya odaklanmaması gerekir. Boyun fıtığında ağrı boyunda başlayıp omuza, kola ve ele doğru yayılabilir.” dedi. Buna uyuşma, karıncalanma veya güç kaybının eşlik edebileceğini kaydeden Op. Dr. Kaya, “Hangi sinirin etkilendiğine bağlı olarak şikayetlerin görüldüğü bölge ve şiddeti değişebilir. Dolayısıyla kişinin ‘boynum çok ağrımıyor, önemli değildir’ diye düşünmesi doğru olmayabilir.” şeklinde konuştu. Kola yayılan ağrı ve uyuşmayı ciddiye alın Boyundaki bir sinir kökünün baskı veya irritasyona uğraması durumunda kol ve elde belirtiler ortaya çıkabileceğini dile getiren Op. Dr. Kaya, “Özellikle tek kola yayılan ağrı, parmaklarda uyuşma, karıncalanma ve kas gücünde azalma gibi yakınmaların değerlendirilmesi gerekir.” dedi. Bazı hastaların önce omuz ağrısı nedeniyle doktora başvurduğuna değinen Op. Dr. Kaya, “Bazıları ise parmaklarında uyuşma olduğunu söylüyor. Boyun kaynaklı sinir etkilenmesinde şikayet her zaman yalnızca boyunda hissedilmez. Omuzdan kola ve parmaklara kadar uzanan bir tablo ortaya çıkabilir.” ifadelerini kullandı. Bardak, telefon veya anahtar elinizden düşmeye başladıysa dikkat! Boyun fıtığında üzerinde özellikle durulması gereken belirtilerden birinin ilerleyici güç ve beceri kaybı olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Ercan Kaya, şunları söyledi: “Kişinin günlük yaşamındaki küçük değişiklikler önemli ipuçları verebilir. Hasta ‘Son zamanlarda elimden sürekli bir şeyler düşüyor’ diyebilir. Telefonu veya bardağı kavramakta zorlanabilir. Daha önce rahatlıkla yaptığı düğme ilikleme, fermuar çekme, anahtar kullanma veya yazı yazma gibi ince el hareketlerinde zorlanmaya başlayabilir. Bu tür değişiklikler yalnızca ağrıdan daha önemli nörolojik sinyaller olabilir.” İlerleyici güç kaybında ‘bekleyelim’ yaklaşımı doğru değil! Boyun ağrılarının önemli bölümünün cerrahi müdahale gerektirmediğini aktaran Op. Dr. Kaya, “Buna karşın ilerleyen nörolojik kaybın farklı değerlendirilmesi gerekir.” dedi. Ağrının zaman içerisinde azalabileceğini ve birçok hastanın cerrahi dışı yöntemlerle takip edilebileceğini belirten Op. Dr. Kaya, “Ancak kas gücünde belirgin veya ilerleyici kayıp varsa ‘biraz daha bekleyelim, belki geçer’ yaklaşımı doğru değildir. Sinir dokusunun ne ölçüde etkilendiğinin değerlendirilmesi gerekir.” diye konuştu. El becerisi, yürüme ve denge bozuluyorsa omurilik etkilenmesi araştırılmalı! Boyun bölgesinde omuriliğin de bulunduğunu hatırlatan Op. Dr. Ercan Kaya, “Ciddi bası yalnızca kol ve ellerde değil, bacaklarda da belirtilere neden olabilir.” dedi. Omurilik basısı geliştiğinde yürümede değişiklik, dengesizlik, koordinasyon bozukluğu, bacaklarda sertlik, ağırlık veya güçsüzlük görülebileceğini ifade eden Kaya, şöyle devam etti: “Boyun problemi olan bir hastanın yürüyüşü bozulmaya, dengesi değişmeye veya düşmeleri artmaya başladıysa bunu yalnızca yaşa ya da yorgunluğa bağlamamak gerekir. Özellikle el becerilerindeki bozulmayla yürüme ve denge problemlerinin birlikte görülmesi omurilik etkilenmesi açısından önemli olabilir. Yürürken eskisine göre daha güvensiz hissetme, sık tökezleme, merdiven kullanımında zorlanma veya bacaklarda güçsüzlük hissinin de değerlendirilmesi gerekir. Bazen hasta çok belirgin bir felç tablosuyla gelmez. ‘Yürürken eskisi kadar dengeli değilim’, ‘Ayaklarım birbirine dolaşıyor’, ‘Merdivende zorlanmaya başladım’ gibi ifadeler kullanabilir. Bu küçük değişikliklerin altında omurilik basısı olup olmadığı araştırılmalı.” MR bulguları tek başına ameliyat gerektirmiyor! MR görüntülemede disk taşması veya fıtık görülmesinin tek başına ameliyat kararı anlamına gelmediğini dile getiren Op. Dr. Kaya, “Görüntüleme bulguları, hastanın yakınmaları ve nörolojik muayenesiyle birlikte değerlendirilmeli.” dedi. MR görüntüsünün değil, hastanın tedavi edildiğini vurgulayan Op. Dr. Kaya, “Görüntülemede belirgin değişiklikler olmasına rağmen ciddi şikayeti bulunmayan kişiler olabileceği gibi, nörolojik bulguları nedeniyle daha yakından değerlendirilmesi gereken hastalar da olabilir. Tedavi kararı muayene, şikayetler ve görüntüleme bulgularının birlikte değerlendirilmesiyle verilir. Boyun ağrısının çok farklı nedenleri olabilir. Özellikle travma sonrası başlayan ağrı, ateşle birlikte görülen boyun ağrısı, giderek şiddetlenen veya gece belirginleşen ağrı ve açıklanamayan kilo kaybı gibi durumlar da hekim tarafından değerlendirilmeli. Boyun ağrısını otomatik olarak fıtığa bağlamak da yanlış. Enfeksiyondan travmaya kadar farklı nedenler söz konusu olabilir. Bu nedenle özellikle alışılmışın dışında seyreden veya başka belirtilerin eşlik ettiği ağrılarda nedenin ortaya konulması gerekir.” açıklamasını yaptı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Her Yıl 40 Bin Kişi Akciğer Kanseri Tanısı Alıyor Haber

Türkiye’de Her Yıl 40 Bin Kişi Akciğer Kanseri Tanısı Alıyor

Peki, bu hastalığı önlemenin ya da ölümcül hastalıklar listesinde daha alt sıralara geriletmenin mümkün olduğu yeni tedavi yöntemleri yok mu? Elbette var! Günümüzde geliştirilen tanı yöntemleri ve kişiye özel tedavi yaklaşımları sayesinde akciğer kanserinde umut her geçen gün artıyor. Bu umuda dair bilinmesi gerekenleri aktarmak için Acıbadem Maslak Hastanesi’nde “Akciğer Kanserinde Farkındalık ve Umut” söyleşisi düzenlendi. Etkinlikte multidisipliner bakış açısıyla Acıbadem Maslak Hastanesi uzmanları; Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, Prof. Dr. Enis Özyar, Prof. Dr. Erkan Kaba, Prof. Dr. Tevfik Fikret Çermik ve Dr. Burcu Babaoğlu Karan hastalığa dair en güncel gelişmeleri paylaşarak erken teşhisin ve doğru tedavi planlamasının hayati önemine vurgu yaptılar. Etkinliğin dikkat çekici konuklarından biri, “Yeraltı” dizisindeki performansıyla geniş kitlelerin beğenisini kazanan oyuncu Sevil Akı oldu. Akı, söyleşide yer alarak farkındalığın önemine dikkat çekti ve bir hasta yakını olarak annesinin umut dolu, hastalıkla büyük mücadelesini içeren öyküsünü paylaştı. “Kanser tedavi sürecinin bir puzzle gibi düşünülmesi gerektiğini vurgulayan etkinliğin moderatörü Sağlık İletişimcisi Seral Çelik, “Bu etkinlikte multidisipliner yaklaşımla akciğer kanseri hakkında önemli bilgiler alacağız. Kanserin tanı ve tedavisinde görev yapan sayısız uzman ve sağlık personeli var. Her biri çok önemli rol üstleniyor. Tanı ve tedaviyi bir puzzle gibi düşünürsek, parçalar bir araya geldiğinde hasta için en iyi ve en uygun tedavi uygulanabiliyor” dedi. Sigara en büyük risk faktörü! Akciğer kanserinin en önemli nedeninin sigara ve tütün ürünleri olduğunu vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Babaoğlu Karan, özellikle son yıllarda gençler arasında artan kullanımın ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı. Elektronik sigara gibi alternatif ürünlerin de sanıldığı kadar masum olmadığını ifade eden Karan, bu ürünlerin de akciğer sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yarattığını belirtti. Akciğer kanseri vakalarının yüzde 80’inin tütün kullanımına bağlı olduğunu anlatan Dr. Babaoğlu Karan, yüzde 20’sinin ise mesleki, asbest vb. nedenlerden geliştiği bilgisini verdi. Akciğer kanserinin çoğu zaman erken dönemde belirti vermediğine dikkat çeken Karan, bu nedenle risk grubundaki bireylerin, özellikle 50 yaş üzerinde ve en az 20 yıl günde bir paket sigara içmiş kişilerin her yıl düzenli kontrol yaptırmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. Düşük doz radyasyonla yapılan BT çekimlerinin hastalığın erken tanısında çok önemli olduğunu belirtti. Görüntüleme yöntemleri hayat kurtarıyor Nükleer Tıp Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Fikret Çermik, akciğer kanserinde doğru evrelemenin tedavi sürecinin temelini oluşturduğunu belirterek PET-CT’nin bu noktada kritik rol oynadığını ifade etti. Prof. Dr. Çermik, “PET-CT sayesinde tümörün yalnızca varlığı değil, aynı zamanda vücuttaki yayılımı ve biyolojik davranışı da detaylı şekilde değerlendirilebiliyor. Bu sayede hastalığın hangi evrede olduğu net olarak ortaya konulabiliyor ve en uygun tedavi planı oluşturulabiliyor. Aynı zamanda tedaviye verilen yanıt da değerlendirildiğinden gereksiz cerrahi girişimlerin önüne geçilebiliyor” dedi. Cerrahi, erken evrede en etkili yöntem Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erkan Kaba ise akciğer kanserinde erken teşhisin cerrahi başarıyı doğrudan etkilediğini ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti: “Özellikle erken evrede teşhis konulan hastalarda cerrahi müdahale ile yüksek başarı oranları elde edilebiliyor. Ayrıca cerrahi yöntemler de hızla gelişiyor. Bu yöntemlerden en yenisi olan robotik cerrahi sayesinde göğüs bölgesi tamamen açılmadan, küçük kesilerle ameliyatlar yapılabiliyor. Robotik cerrahi zor ameliyatları daha kolay yapmamıza yardımcı olmakla beraber, hastaların daha hızlı iyileşmesine ve günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönmesine yardımcı oluyor.” Kişiye özel tedavi dönemi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, akciğer kanseri tedavisinde son yıllarda önemli bir dönüşüm yaşandığını belirtti. Artık her hastaya aynı tedavinin uygulanmadığını, tümörün genetik ve moleküler özelliklerine göre kişiye özel tedavi planlarının oluşturulduğunu ifade etti. Hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapinin, özellikle uygun hastalarda oldukça başarılı sonuçlar verdiğini belirten Ölmez, bu yaklaşımların akciğer kanseri hastalarının yaşam süresi ve yaşam kalitesini artırdığını söyleyerek “Doğru hastaya doğru tedaviyi uygulamak çok önemli” dedi. Hassas ve hedefe yönelik ışın tedavisi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Enis Özyar, akciğer kanseri tedavisinde multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çekerek, şunları söyledi: “Halk arasında ışın tedavisi olarak bilinen radyoterapide amaç, ameliyat edilemeyen tümörleri ışınlar aracılığıyla yok etmek ya da küçültmektir. Özellikle tıbbi nedenlerle ameliyat olamayacak hastalarda radyoterapi çok etkili bir tedavi seçeneğidir. Radyoterapi yöntemleri de gelişmekte ve giderek etkinliği artmaktadır. Gelişen teknoloji sayesinde daha hassas ve hedefe yönelik tedavi yapılabilmektedir. Bu sayede yan etkiler azalmakta ve tedavi başarısı artmaktadır.” Sevil Akı: “Tünelin ucunda hep bir ışık oldu” Etkinliğe katılan, Yeraltı dizisiyle seyircinin gönlünde taht kuran oyuncu Sevil Akı ise hasta yakını olarak yaşadığı süreci paylaşarak, kanserle mücadelenin sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik bir süreç olduğunu vurguladı ve şunları söyledi: “Anneme 8 yıl önce akciğer kanseri tanısı kondu. İlk ameliyatından 4 yıl sonra hastalığı nüks etti ve tekrar ameliyat oldu. Geçen yıl yeni bir nüks oldu ve şimdi ilaç tedavisiyle mücadelemize devam ediyoruz. İkinci nükste çok panik olduk. Ancak ilaçların ve çeşitli tedavi yöntemlerinin gelişmiş olması sayesinde farklı tedavi seçeneklerimiz oldu. Yani tünelin ucunda hep bir ışık vardı. Gerçekten hiçbir şey çözümsüz değil. Güvendiğiniz doktorlar size o ışığı gösteriyor. Annem tanı aldığı andan itibaren hayata tutundu ve bu hastalıkla mücadele ediyor. Biz de hasta yakını olarak onunla birlikte mücadele ediyoruz. Bizim hikayemiz umut dolu bir hikaye. Hâlâ umutluyuz, hâlâ mücadele ediyoruz. Kanser tedavi süreci inişli çıkışlı bir yolculuk. Birbirimize güç vererek, umutla ilerliyoruz.” Doğru bilgiye ulaşmanın ve güçlü bir destek sistemine sahip olmanın bu süreçte büyük önem taşıdığını ifade eden sanatçı Sevil Akı, umudun hastaların tedaviye tutunmasında önemli bir rol oynadığını belirtti. Farkındalık çalışmalarında kendi deneyimini paylaşarak başkalarına da umut olmak istediğini dile getirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Böbrek Taşlarında Güncel Tedavi Yöntemleri Haber

Böbrek Taşlarında Güncel Tedavi Yöntemleri

Op. Dr. Khatai Gurbanlı, böbrek taşlarının oluşumunda genetik faktörlerin önemli rol oynadığını belirterek, birçok etkenin bu süreci etkilediğini söyledi. “Birçok Neden Böbrek Taşı Oluşumuna Yol Açabiliyor” Böbrek taşlarının yalnızca genetik nedenlere bağlı olmadığını ifade eden Gurbanlı, “Böbrek taşları başlıca genetik olmakla birlikte; yetersiz sıvı tüketimi, beslenme alışkanlıkları ve bazı metabolik hastalıklar gibi birçok nedenle oluşabilmektedir” dedi. “Tedavi Taşın Özelliğine Göre Belirleniyor” Taşın boyutu ve yoğunluğunun tedavi yöntemini belirlediğine dikkat çeken Gurbanlı, “Küçük ve düşük yoğunluklu taşlar ses dalgası yöntemiyle tedavi edilebilirken, büyük boyutlu ya da yüksek yoğunluklu taşların cerrahi müdahale ile temizlenmesi gerekmektedir” diye konuştu. “Cerrahi Tedavide En Güncel Yöntem: Thulium Lazer” Cerrahi tedavilerde teknolojinin önemli avantajlar sağladığını belirten Gurbanlı, “Cerrahi tedavide en güncel yöntemlerden biri Thulium Lazer uygulamasıdır. Bu yöntemle taşlar toz haline getirilerek tamamen temizlenebilmektedir” dedi. “Kesiksiz ve Doğal Yollardan Uygulama” Uygulamanın herhangi bir cerrahi kesi olmadan gerçekleştirildiğini vurgulayan Gurbanlı, “Flexible renoskop adı verilen esnek ve dönebilen alet sayesinde vücudun doğal yollarından taşa ulaşılıyor ve lazer yardımıyla taş toz haline getiriliyor” ifadelerini kullandı. “Hasta Konforu Ön Planda” Bu yöntemin hasta konforunu artırdığını söyleyen Gurbanlı, “Kesiksiz uygulanması sayesinde hastalar daha kısa sürede günlük yaşamlarına dönebiliyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TİKA’dan Tunus’ta Çocuk Cerrahisinde Hasta Güvenliğini Artıran Proje Haber

TİKA’dan Tunus’ta Çocuk Cerrahisinde Hasta Güvenliğini Artıran Proje

Tunus’un Monastir şehrinde bulunan ve yılda yaklaşık 4 bin çocuğa cerrahi müdahale gerçekleştirilen Fatouma Bourguiba Üniversite Hastanesi Çocuk Cerrahisi Bölümünde, ameliyat sonrası izlem için kritik öneme sahip pediatrik uyanma odası TİKA’nın desteğiyle kuruldu. Sadece Monastir’den değil, Tunus’un farklı bölgelerinden gelen çocuk hastalara da hizmet veren hastanede, ameliyat sonrası dönemde çocukların güvenli şekilde takip edilebileceği bir birimin bulunmaması önemli bir risk oluşturuyordu. Hastane yönetimi tarafından iletilen talep doğrultusunda harekete geçen TİKA, uluslararası standartlara uygun modern bir pediatrik uyanma odasının kurulumunu gerçekleştirdi. Yeni kurulan birim, pediatrik solunum cihazları, çoklu parametre monitörleri, perfüzyon pompaları, çocuklara özel canlandırma yatakları ile gerekli anestezi ve acil müdahale ekipmanlarıyla donatıldı. Proje sayesinde yılda en az 1.000 çocuğun doğrudan faydalanması, ameliyat sonrası komplikasyon ve ölüm risklerinin en aza indirilmesi hedefleniyor. Proje kapsamında ayrıca sağlık personeline yönelik ameliyat sonrası pediatrik izlem ve acil müdahale protokollerine ilişkin eğitimler verilmesi planlanarak, insan kaynağı kapasitesinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. TİKA, hayata geçirdiği bu proje ile Tunus’ta çocuk sağlığı alanında hasta güvenliğini artırırken, ülkenin sağlık altyapısının güçlendirilmesine katkı sunmaya devam ediyor. Sonraki Haber

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.